İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Akif İpek Başvurusu (B. No: 2013/9456)

1. Ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu,

Başvuru No2013/9456Tarih24 Haziran 2015Okuma25 dk · 4.959 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Akif İpek Başvurusu

Karar tarihi
24 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/9456
R.G. Tarih- Sayı
11/8/2015-29442
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.959 kelime·25 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu,

İnsan Hakları Derneği (İHD)Yönetim Kurulu Başkanına göndermek istediği mektuba

el konulması işlemi nedeniyle, haberleşme ve ifade özgürlüğünün ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 21/11/2013 tarihinde Bolu Cumhuriyet

Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 28/2/2014 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 2/4/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 2/4/2014 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süre sonunda görüşünü

27/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 9/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/6/2014

tarihinde bu görüşe karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi, ekleri ile başvuruya konu dosya

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. İstanbul (Kapatılan) 12. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.1994/46, K.1999/619 sayılı kararı ile “devletin

egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya

çalışmak” suçunu işlediği kanaati ile başvurucunun hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

9. Başvurucu, hapis cezasını çekmekte olduğu Bolu F Tipi

Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunduğu sırada İHD

Yönetim Kurulu Başkanı Ö. T.’ye bir mektup göndermek

istemiştir. Söz konusu mektupta, cezaevine nakledilen ve arkadaşları olan on

hükümlünün cezaevi girişinde çıplak olarak aranmak istendikleri, bu uygulamayı

kabul etmemeleri üzerine zorla elbiselerinin çıkarıldığı ve insan onuruna

yakışmayacak muamelelere, dayağa ve işkenceye maruz kaldıklarından

bahsedilmekte ve bu olayın Adalet Bakanlığına iletilmesi, İHD tarafından bir

heyet gönderilerek konunun araştırılması talebi yer almaktadır.

10. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun 26/8/2013 tarihli ve

2013/123 sayılı kararı ile başvurucunun mektubunun yanı sıra diğer hükümlülere

ait bazı mektupların “kişi veya kuruluşları

paniğe yöneltecek yalan yanlış ifadeler içerdiği” gerekçesiyle

alıkonulmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Cezaevimiz Disiplin Kurulu 26/8/2013 tarihinde, Kurum Müdürü

Başkanlığında, aşağıda yazılı üyelerden müteşekkil toplanarak, Mektup Okuma

Komisyonu tarafından incelemesi yapılarak tutanak tanzim edilen, … Hükümlü Akif

İpek’in Ö. T.’ye, … göndermek istedi(ği) mektup(…), … incelenmiş olup;…

mektupların içeriğinde ‘kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlış

bilgiler içermesi nedeniyle’ alıkonulmasına karar verilmiştir.”

11. Başvurucu, Disiplin Kurulunun anılan kararına karşı Bolu

İnfaz Hakimliğine şikayette bulunmuştur.

12. Bolu İnfaz Hâkimliği 24/9/2013 tarihli ve E.2013/1695,

K.2013/1729 sayılı kararı ile başvurucunun şikayetini reddetmiştir. Anılan

kararın ilgili kısımları şöyledir:

“İtiraza konu mektubun incelenmesinde, dosya

kapsamı da hep birlikte değerlendirildiğinde Ceza İnfaz Kurumu Kararı usul ve

yasaya uygun olduğundan itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.”

13. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itiraz

yoluna başvurmuş, Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 30/10/2013 tarihli ve 2013/1185

D. İş. sayılı kararı ile itirazın reddine karar

verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Bolu İnfaz Hakimliğinin… sayılı kararında

belirtilen gerekçeler mahkememizce usul ve yasaya uygun bulunmakla, anılan

karara karşı yapılan itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.”

14. Anılan karar başvurucuya 5/11/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 21/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 68. maddesi şöyledir:

“Hükümlü, bu maddede belirlenen kısıtlamalar

dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretleri

kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

17. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak

çıkarılan, 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının

Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 91.

maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez.”

18. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memuru

tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve

gözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde

sakınca görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarf

içerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

19. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun

disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,

mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna

kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı

idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde

çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.

Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı

tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için

gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,

disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,

infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz

hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise

mahkemenin kararına göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye yapılacak tebligatta, tebliğ

tarihinden itibaren onbeş gün içinde infaz

hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz hâkimliği kararına karşı

tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza mahkemesine itiraz

edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek mektubun sakıncalı

görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek verileceği veya tamamı

sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

20. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa

Cezaevleri Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararlarında hükümlü

ve tutukluların dış dünya ile ilişkilerine dair kısmı şöyledir:

“Dış Dünya ile İlişki

24.1. Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta mektup, telefon

veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle ve dışarıdaki

kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin mahpusları

ziyaret etmelerine izin verilmelidir.

24. 2 Devam etmekte olan bir ceza soruşturması, emniyet,

güvenlik ve düzeninin muhafaza edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve suç

mağdurunun korunması için gerekli görülmesi halinde, haberleşme ve ziyaretlere

kısıtlamalar konabilir ve izlenebilir. Ancak adli bir merci tarafından konulan

özel kısıtlamalar da dahil olmak üzere, bu tür kısıtlamalar yine de kabul

edilebilir asgari bir iletişime izin vermelidir.

24.3. Ulusal hukuk, mahpuslarla iletişim kurması

kısıtlanamayacak olan ulusal ve uluslararası kuruluşları belirlemelidir,

24.4. Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpuslara aile

ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine ve

geliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.

24.5. Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim

sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara uygun

destek ve yardım sağlamalıdırlar.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 24/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 21/11/2013 tarihli ve 2013/9456 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, göndermek istediği mektubun "yalan yanlış" ifadeler

içermediğini, İHD'nin bilgisine sunmak istediği insan

hakları ihlallerini içerdiğini, herhangi bir kişi veya kuruma yönelik hakaret

veya tehditte bulunmadığını, başvurularını inceleyen mahkemelerin Anayasa'nın

90. maddesini dikkate almaksızın karar verdiklerini, cezaevinde olması

nedeniyle dış dünyayla bağlantı kurmak, haberleşmek, düşünce ve fikirlerini

iletmek için temel aracının mektup olduğunu, idare ve mahkeme kararları

nedeniyle haberleşme özgürlüğü ile düşünce, kanaat ve ifade özgürlüklerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve 1.500,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini

istemiş, ayrıca adli yardım talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Başvuru formu ve eklerinde başvurucu Anayasa'nın 22.

maddesinde yer alan haberleşme hürriyeti ile Anayasa’nın 25. ve 26.

maddelerinde düzenlenen düşünce, kanaat ve ifade hürriyetinin ihlal edildiğini

ileri sürmüş ise de, bu iddiaların özü, söz konusu

mektubun cezaevi idaresince alıkonulması nedeniyle haberleşme hürriyetinin

kısıtlanması hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu

tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun

bütün iddiaları haberleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmiştir. Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de haberleşme alanında ifade özgürlüğünün

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS, Sözleşme) 8. maddesi ile güvence

altına alındığını hatırlatmaktadır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, … 25/3/1983, §107; Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02,

5/12/2006, § 33).

1. Adli Yardım Talebi Yönünden

24. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen adli

yardım talebinin değerlendirilmesine ilişkin ilkeler temelinde somut olayda,

hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun, sosyal güvenlik

kapsamında bir geliri, adına kayıtlı taşıtı veya taşınmaz malı olmadığı,

geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme

gücünden yoksun olduğu sunduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla açıkça

dayanaktan yoksun olmayan başvurucunun adli yardım talebinin kabulü gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Başvurucunun, cezaevinde işkence yapıldığını konu ettiği

ve İHD Yönetim Kurulu Başkanına göndermek istediği mektubun alıkonulmasına

karar verilmesi işlemi nedeniyle Anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik

nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve Bakanlık Görüşleri

26. Başvurucu, göndermek istediği mektubun "yalan

yanlış" ifadeler içermediğini, İHD'nin bilgisine

sunmak istediği insan hakları ihlallerini içerdiğini, herhangi bir kişi veya

kuruma yönelik hakaret veya tehditte bulunmadığını, başvurularını inceleyen

mahkemelerin Anayasa'nın 90. maddesini dikkate almaksızın karar verdiklerini,

cezaevinde olması nedeniyle dış dünyayla bağlantı kurmak, haberleşmek, düşünce

ve fikirlerini iletmek için temel aracının mektup olduğunu, mektubun

alıkonulmasına karar verilmesinin haberleşme hürriyetini ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

27. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) içtihatları hatırlatılmış ve başvurucunun iddialarının bu kararlar

doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiş, somut olayda, cezaevi

disiplin kurulu kararında, mektup içeriğinden herhangi bir alıntıya yer

verilmeden soyut gerekçelere dayanıldığı belirtilmiştir.

28. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında, başvuru

dilekçesindeki iddiaları tekrar etmiştir.

b. Genel İlkeler

29. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.

Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli

hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz

saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

30. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

31. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikte

Sözleşme’nin 8. maddesine karşılık Anayasa’da tek bir madde bulunmamaktadır.

Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22.

maddesinde düzenlenmiştir.

32. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme

özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra,

içeriği ve biçimi ne olursa olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altına

almaktadır. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla

yapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B.

No:2013/6693, 16/4/2015, § 49).

33. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfi bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.

Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla

haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte

haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru birtakım sınırlamalara

tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, B. No:2013/6693, 16/4/2015, § 50).

34. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

35. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama

ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup, Anayasa’da yer alan bütün

hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde

bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun

genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen

düzenlemede yer alan başta kanun ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence

ölçütlerinin, Anayasa’nın 22. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,

19/12/2013, § 35).

36. AİHM kararlarına göre, haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını

oluşturan mevzuatın, “ulaşılabilir”,

yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir” olması gerekir. İkinci

olarak söz konusu sınırlandırma “meşru bir

amaca” dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik bir

toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver

ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No.

5947/72, ... 25/3/1983, §§ 85-90; Klass ve

diğerleri/Almanya, B. No:5029/71, 6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88,

25/3/1992, § 34).

37. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen

müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var

olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. Genel İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin Mevcudiyeti

38. Somut olayda, cezaevi disiplin kurulu kararıyla,

başvurucunun, cezaevinde işkence yapıldığını konu ettiği ve İHD Yönetim Kurulu

Başkanına göndermek istediği mektubun alıkonulmasına karar verilmiştir.

Dolayısıyla anılan işlem ile kamu makamları tarafından başvurucunun haberleşme

özgürlüğüne bir müdahale yapılmıştır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

39. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle,

sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

Kanunilik

40. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle

kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen

kanunla öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temel prensibi içermektedir. İlk

olarak, müdahale teşkil eden eylem mevzuatta yer alan bir düzenlemeye

dayanmalıdır. Keza, müdahalenin dayanağını teşkil eden düzenleme, ilgili kişi

açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son olarak, söz konusu

düzenleme, hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarını ona göre yönlendirme

ve belli koşullar çerçevesinde eylemleri neticesinde meydana gelebilecek

sonuçları öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıkta olmalıdır (Bkz. Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

86-88).

41. Kanunilik ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceğine dair genel bir yasal düzenleme yapılması ile

mümkün olduğu söylenemez. Buna göre, “kanunun

kalitesi” olarak tanımlanabilecek kanuni düzenlemede bulunması

gereken temel esaslar belirlenerek takdir yetkisini kullanacak mercilerin

sınırlarının da netliğe kavuşturulması gereklidir. Bu bağlamda Anayasa

Mahkemesi Genel Kurulunun kararında belirttiği üzere kanunun temel esasları,

ilkeleri ve çerçevenin ortaya konulmuş olması gerekir (bkz. AYM, E.1984/14,

K.1985/7, K.T. 13/6/1985). Bu noktada, özellikle kanunun idari makamların

haberleşme özgürlüğüne müdahalesine takdir yetkisi tanıdığı durumlarda ilgili

kanunun bu yetkinin çerçevesini belirli bir açıklıkta belirlemesi gerekmektedir

(Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 15672/08, 11/1/2011, § 56; Tan/Türkiye,

B. No:9460/03, 3/7/2007, § 21).

42. Cezaevi idaresinin hükümlü ve tutukluların haberleşmesine

müdahalesinin Anayasa’nın 22. maddesinin hangi fıkrası kapsamında kaldığının

belirlenmesi müdahalenin kanuniliği açısından önemlidir. Zira ikinci fıkra

kapsamında olduğunun kabulü halinde hâkim kararı veya onayı olmaksızın yapılan

bir müdahale kanunilik ilkesini karşılamayacaktır. Öte yandan üçüncü fıkranın

gündeme gelmesi durumunda kanun koyucunun cezaevini istisna kamu kurumu olarak

kabul edip etmediği değerlendirilecektir.

43. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis cezalarının infazında

gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi

şöyledir:

“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli

bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer

hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.”

44. Cezaevlerinin Anayasa’nın 22. maddesinin üçüncü

fıkrasındaki istisna kamu kurumu olduğuna dair mevzuatta açık bir düzenleme

bulunmamaktadır. Bununla birlikte 5275 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Hükümlülerin,

Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu

Kanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresi

uyarınca cezaevlerinin haberleşme hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamu

kurumu olarak kabul edildiği değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, B.

No:2013/6693, 16/4/2015, § 76).

45. Somut olayda, hükümlülerin cezaevinden yaptıkları

yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un

68. maddesi ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 91., 122. ve 123. maddeleri oluşturmaktadır.

46. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinde ve anılan Tüzüğün 91.

maddesinde, hükümlülerin mektup, faks ve telgraf gönderme ve kendilerine

gönderilenleri alma hakkına sahip oldukları, resmi makamlara veya savunmaları

için avukatlarına gönderdikleri mektup, faks ve telgrafların denetime tabi

olmadığı, “Kurumun asayiş ve güvenliğini

tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü

veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği,

hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

47. Gerek 5275 sayılı Kanun gerekse anılan Tüzük, Resmî Gazete’de yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir

olduğunda kuşku yoktur. Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler,

cezaevinde hükümlülerin mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı,

buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek usuller yeterince açık ve

anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir. Hükümlünün mektubunun denetimi, kısmen

veya tamamen sakıncalı görülmesi halinde başvurulacak tedbirler ile bu yöndeki

işlemlere karşı hükümlünün başvurabileceği dava yollarının da düzenlendiği, bu

haliyle ilgili düzenlemenin yeterince açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir

olduğu sonucuna varılmıştır.

48. AİHM’in Gülmez/Türkiye

kararında da 5275 sayılı Kanun’un, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya

Aşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelendiği,

herhangi bir eleştiriye maruz kalmadığı, hükümlerinin yapılan herhangi bir

haksız müdahaleye karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve

ayrıntılı olduğu tespiti yapılmıştır (Gülmez/Türkiye,

B. No:16330/02, 20/5/2008, § 51).

49. Görüldüğü üzere, müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü,

hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortaya

koyan, erişilebilir ve öngörülebilir bir düzenlemedir. Yapılan değerlendirmeler

neticesinde, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç

50. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

51. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da

haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin hukuka uygun ve demokratik

toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik

refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın

korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılmış

olması aranmakta olup, bu şartlar altında yapılmayan müdahaleler

yasaklanmıştır.

52. Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenen haberleşmenin

gizliliğine yönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde

olabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin hâkim kararıyla yapılması

gerekmektedir. Bununla birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve

kuruluşlarının kanun ile istisna tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü

fıkrada belirtilen istisna, hâkim kararı alınması şartına yönelik olarak

anlaşılmalı, 22. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin

genişletilebileceği şeklinde yorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini

öngören Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve özgürlüklere getirilen

sınırlamaların dar yorumlanması gereği karşısında, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine getirilebilecek sınırlama

sebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak kanunla

genişletilmesi mümkün değildir.

53. Yukarıda da belirtildiği gibi, cezaevlerinin Anayasa’nın

22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğu

kabul edilmekle birlikte, bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararı

alınması şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem

tesis edilebileceği anlamına gelmektedir. Bununla birlikte, bu kurumların

haberleşme hürriyetine müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için,

mutlaka Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırma

sebeplerine dayalı olması gerekmektedir.

54. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında, “Kurumun asayiş ve güvenliğini

tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü

veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği,

hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir. Burada

belirtilen sebeplerin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış

olan kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde cezaevinde

güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.

55. Somut olayda, başvurucunun göndermek istediği mektubun

alıkonulmasına yönelik Cezaevi Disiplin Kurulunun 26/8/2013 tarihli kararında,

anılan mektubun kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlış ifadeler

içermesi gerekçesine dayanılmıştır.

56. Başvurucu bu karara karşı şikayet

yoluna başvurmuş, Bolu İnfaz Hâkimliğinin 24/9/2013 tarihli ve E.2013/1695,

K.2013/1729 sayılı kararıyla, şikayet reddedilmiştir. Başvurucunun Bolu Ağır

Ceza Mahkemesine yaptığı itiraz başvurusu da anılan Mahkemenin 30/10/2013

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

57. Bu kapsamda, başvurucunun mektubunun, cezaevi disiplin

kurulunca denetlenmesi suretiyle haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin,

kamu düzeni, cezaevlerinde güvenliğin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi

amaçlarını taşıdığı ve bunun da Anayasa'nın haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22.

maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

Demokratik Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük

58. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve diğerleri /Birleşik

Krallık, § 97).

59. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri incelediği

kararlarda, öncelikle, ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin

yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline

sebebiyet vermeyeceğini, keza ceza infaz kurumunun olağan ve makul

gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu

belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen/Türkiye,

§ 98).

60. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının bu

değerlendirmeyi yaparken, mektup gönderme ve almanın ceza infaz kurumlarında

bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile tek bağlantısı olduğu

gerçeğini göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88, 25/3/1992, § 45).

61. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru

birtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri,

B. No: 2013/7054, 6/1/2015, § § 57-58).

62. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik

toplum" ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesi ile AİHS'in

"demokratik toplum düzeninin

gerekleri" ölçütünün bulunduğu 8, 9. 10. ve 11. maddelerindeki

paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü,

çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans temelinde yorumlanmalıdır (Abdullah Öcalan, [GK] B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 93; Fatih Taş, B.

No: 2013/1461, 12/11/2014, §§92-93).

63. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları

uyarınca, "Demokrasiler, temel hak ve

özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.

Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren

sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu

nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak

koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve

ancak yasayla sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142,

K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir ifadeyle, yapılan sınırlama hak ve

özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede

güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak

sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum

düzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM,

E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008; Abdullah

Öcalan, § 94; Fatih Taş,

§§ 92-93).

64. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,

20/2/2014, § 84; Fatih Taş, §§

92-93).

65. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için, temel

hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine

getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, §

183).

66. Hükümlü veya tutuklular (mahkûmlar), Anayasa'nın 19.

maddesi kapsamında hukuka uygun olarak "bir

mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma" olarak

değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (bkz. İbrahim Uysal, B.No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın ve

Sözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına

genel olarak sahiptirler (Aynı yönde benzer bir karar için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B.No:74025/01,

6/10/2005, § 69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu

olarak suçun önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğin

sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda

sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan

Günana, §35).

67. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan

gönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek

yukarıda belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesi

dâhilinde objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına

ikna edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi

gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88,

25/3/1992, § 48).

68. Bunun yanı sıra, yapılacak değerlendirmede hükümlüler

hakkında uygulanan infaz rejiminin ve mahkûmiyet sebeplerinin, iletişimin ve

yapılan müdahalenin niteliğinin ve etkisinin (mahkumun avukatıyla veya kamu

makamlarıyla ya da AİHM’le yazışması gibi) de dikkate

alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik

Krallık, § 98, § 102; Atilla ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 18139/07, 11/5/2010, (k.k.);

Yefimenko/Rusya, B.No:152/04, 12/2/2013, § 144; Jankauskas/Litvanya, B. No: 59304/00, 24/2/2005, §

22).

69. Ayrıca, ölçülülüğün tespitinde yazışmanın muhatabının kim

olduğunun da değerlendirilmesi gerekir. Bir mahkumun

avukatıyla olan haberleşmesinin denetimi ancak çok istisnai durumlarda ve

haberleşme hakkının kötüye kullanıldığının makul gerekçelerle kanıtlanması

durumunda olanaklıdır (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,

21/2/1975, § 45; Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88,

25/3/1992, § 48). AİHM’e gönderilen mektupların ise

hiçbir durumda denetlenemeyeceği kabul edilmektedir (Salapa/Polonya, B. No:35489/97, 19/12/2002, § 94).

70. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan idari mercilerin ve

derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşme

özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik

bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük

ilkesi”ne

uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Sebahat Tuncel, § 87).

71. Somut olayda, başvurucunun İHD Yönetim Kurulu Başkanına

göndermek istediği mektubunda, cezaevine nakledilen ve arkadaşları olan on

hükümlünün cezaevi girişinde çıplak olarak aranmak istendikleri, bu uygulamayı

kabul etmemeleri üzerine zorla elbiselerinin çıkarıldığı ve insan onuruna

yakışmayacak muamelelere, dayağa ve işkenceye maruz kaldıklarından

bahsedilmekte ve bu olayın Adalet Bakanlığına iletilmesi, İHD tarafından bir

heyet gönderilerek konunun araştırılması talebi bulunmaktadır.

72. Cezaevi disiplin kurulunun 26/8/2013 tarihli kararı ile

başvurucunun mektubunun “kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlış ifadeler içerdiği”

gerekçesiyle alıkonulmasına karar verilmiştir. Ancak başvurucunun mektubunda,

cezaevinde kötü muamele yapıldığı iddialarını kamu otoritelerinin bilgisine

sunmak istediği ve söz konusu mektubun muhatabının, derneklerle ilgili mevzuata

uygun olarak kurulmuş olan ve insan hakları alanında faaliyet gösteren bir

dernek olduğu hatırda tutulmalıdır. Mektup gönderme ve almanın ceza infaz

kurumlarında bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile tek bağlantısı

olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak cezaevi yetkilileri, dış dünyayla

yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun

için onlara uygun destek ve yardımı sağlamalıdırlar. Bunun yanı sıra, bireyin,

bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17.

maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin

savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, etkili

resmi bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Başvurucunun ileri

sürdüğü kötü muamele iddiaları gerçeğe uygun olmasa bile cezaevi idaresinin bu

iddiaların insan hakları alanında faaliyet gösteren sivil organizasyonlara ve

kamu makamlarına ulaştırılmasını engellemek gibi bir yetkisi ve hakkı

olduğundan söz edilemez. Aksine, hukuka bağlı cezaevi idaresinin başvurucunun

kötü muamele iddialarının araştırılması ve gerçeğin ortaya çıkarılması için bağımsız ve tarafsız bir resmi soruşturma yürütecek

idari ve yargısal makamları durumdan derhal haberdar etme ve harekete geçirme

yükümlülüğü vardır.

73. Bunun yanı sıra gerek cezaevi disiplin kurulu kararında

ve gerekse derece mahkemeleri kararlarında olayda, anılan mektubun

alıkonulmasını gerektirecek boyutta cezaevinde düzeni ve güvenliği tehlikeye

sokan özel ve olağanüstü koşulların bulunduğuna dair herhangi bir gerekçeye de

yer verilmemiştir. Buna göre, somut olayda suçun önlenmesi, disiplinin ve

cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul

gerekliliklerin somut bilgilere dayalı olarak ortaya konulmadığı sonucuna

varılmıştır.

74. Sonuç olarak, başvurucunun cezaevinde kötü muamele ve

işkence uygulandığına dair iddialarını içeren ve bu iddiaların araştırılması

için resmi makamlar nezdinde girişimde bulunulması maksadıyla insan hakları

alanında faaliyet gösteren bir dernek olan İHD’ye

göndermek istediği mektubun alıkonulmasının "demokratik bir toplumda gerekli" ve “ölçülü” olmadığı açıktır. Bu sebeplerle

başvurucunun Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme

özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

75. Başvurucu, anayasal hakları ihlal edildiği için 1.500,00

TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

76. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar"

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

77. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına

alınan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya talebiyle bağlı olarak takdiren 1.500,00

TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

78. Başvuru kapsamında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği

gözetilerek, kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için Adalet Bakanlığına ve

Bolu İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle,

A. Başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olması

ve talebinin açıkça dayanaktan yoksun

olmaması nedeniyle adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme

özgürlüğünün ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan

haberleşme özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya taleple bağlı olarak net 1.500,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme

olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre

için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca başvurucuya, Adalet Bakanlığına ve Bolu İnfaz

Hâkimliğine gönderilmesine,

24/6/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan

ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal

TERCAN

Hasan

Tahsin GÖKCAN

Kadir

ÖZKAYA

Raportör

:

Şermin

BİRTANE

Başvurucu

:

Akif

İPEK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9456, 24 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olaylar Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. D. İş. sayılı kararı ile itirazın reddine karar
  11. B. İlgili Hukuk
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun İddiaları
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olması
  17. B. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme
  18. C. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan
  19. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  20. Üstün
  21. Tercan
  22. Özkaya
  23. Birtane
  24. İpek
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/9456
Tarih
24 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Bekir Karadurna Başvurusu (B. No: 2013/9658)
  • Kuddisi Şener ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5851)
  • Serap Öz Başvurusu (B. No: 2013/1394)
  • Selehattin Demir Başvurusu (B. No: 2014/6873)
  • Remzi Gülmez ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4964)
  • İbrahim Alpaslan Başvurusu (B. No: 2014/2563)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.