İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Alpaslan Başvurusu (B. No: 2014/2563)

1. Başvurucu, 6/2/2004

Başvuru No2014/2563Tarih22 Haziran 2015Okuma13 dk · 2.626 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İbrahim Alpaslan Başvurusu

Karar tarihi
22 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2014/2563
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.626 kelime·13 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 6/2/2004

tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan tapu iptali ve

tescil davasında eksik inceleme yapılması sonucunda hukuka aykırı karar

verildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep

etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 27/2/2014 tarihinde

İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 22/12/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

26/3/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 8/4/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Tapu sicilinde başvurucunun

adına kayıtlı, İzmir ili Konak ilçesi Bozyaka

mahallesinde bulunan 112 ve 654 parsel numaralı taşınmazlar hakkında 6/2/2004

tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde, E.A. tarafından başvurucu

aleyhine tapu iptali ve tescil davası açılmıştır.

8. Mahkemenin, 7/6/2005 tarihli

ve E.2004/69, K.2005/203 sayılı kararıyla; davacının vekil tayin ettiği babası

tarafından dava konusu taşınmazların davacının amcası olan başvurucuya

değerinin çok altında bir bedelle satıldığı ve başvurucu adına tapu siciline

tescil ettirildiği, vekilin vekalet görevini kötüye kullandığının saptandığı

gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

9. Temyiz incelemesi sonucunda

ise Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15/11/2005 tarihli ve E.2005/11765,

K.2005/12037 sayılı ilâmıyla; davacının yargılamanın devamı sırasında 10/8/2004

tarihli dilekçe ile davadan feragat ettiğini bildirdiği, 11/8/2004 tarihli, bir

gün sonraki dilekçesinde ise feragat beyanından vazgeçtiği, davadan feragatin

kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğurduğu, ancak feragate ilişkin irade

açıklamasının gerçeği yansıtmadığı, yanılgı ile ya da baskı altında

yapıldığının bildirilmesi halinde bu halin Mahkemece incelenmesi gerektiği

belirtilerek, İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.

10. Mahkemece bozmaya uyularak

yapılan yargılamada, 23/2/2010 tarihli ve E.2006/224, K.2010/36 sayılı kararla;

anlatılan olaylar, tehdit suçu nedeniyle açılan ceza davaları ve taraf

beyanlarından, başvurucunun kardeşi ve davacının babası olan A.A.'nın davacıya karşı zor kullandığı, feragat iradesinin ikrah

nedeni ile geçerli kabul edilemeyeceği, bilirkişi raporuna göre taşınmazların

gerçek değerlerinin çok altında bir bedelle satış işlemlerinin

gerçekleştirildiği, bu nedenle vekilin vekalet görevini kötüye kullandığının

anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

11. Kararın temyizi üzerine

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15/7/2010 tarihli ve E.2010/6723, K.2010/8326

sayılı ilâmıyla “Mahkemece bozma ilamı

gereğince yapılan araştırma ve inceleme sonucunda davadan feragat dilekçesinin

ikraha dayalı olarak verildiği saptanarak, feragat beyanına itibar edilmemek

suretiyle işin esası bakımından karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik

bulunmadığı, ancak davacının imzasını havi 2/1/2004 tarihli belgede, davacının

dava konusu taşınmazların esasen vekili olduğunu belirttiği babası A.A.’ya ait olduğunu, kendisi üzerine şeklen sicil kaydının

oluşturulduğunu bildirdiği, anılan belgenin sıhhati konusunda iradeyi ifsad edici bir nedenin ileri sürülmediği gözetildiğinde bu

beyanın davacıyı bağlayacağı, bu olgu karşısında, babası olan A.A.'ya vekalet verilmiş olması ve onun tarafından da

taşınmazların davalıya satış suretiyle temlik edildiğinin kabulü gerektiği,

vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle temlikin gerçekleştirildiğinin

söylenemeyeceği, davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerektiği …” belirtilerek,

İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.

12. Mahkemece bozmaya uyularak

yapılan yargılamada, 9/11/2010 tarihli ve E.2010/470, K.2010/348 sayılı kararla

davanın reddine karar verilmiştir.

13. Temyiz incelemesi sonucunda

ise Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14/4/2011 tarihli ve E.2011/2408, K.2011/4453

sayılı ilâmıyla; 2/1/2004 tarihli belgedeki imzanın davacıya ait olup

olmadığının Adli Tıp Kurumundan alınacak bir rapor ile saptanması, imzanın

davacıya ait olduğunun belirlenmesi durumunda ise iradeyi bozucu bir nedenle

elde edilip edilmediğinin soruşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi

gerektiği belirtilerek, İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.

14. Bozmaya uyularak yapılan

yargılamada, Mahkemenin 28/9/2012 tarihli ve E.2011/520, K.2012/382 sayılı

kararıyla “… dosya kapsamı ve dinlenen tanık

beyanlarından vekil ile davalının kardeş oldukları, çıkar birliği içerisinde

çalıştıkları, vekil olan A.A.'nın kızı olan davacıya

ve ailesine kötü davrandığı, vekalet yetkisinin kural olarak vekalet verenin

yararına kullanılması gerektiği, vekilin temsil yetkisini kasten vekalet

verenin zararına kullandığı, olayımızda yapılan satışların satış tarihindeki

gerçek değerlerinin çok altında yapıldığının bilirkişi incelemesi ile

anlaşıldığı, 2/1/2004 tarihli 'dava konusu taşınmazların esasen davacının

vekili ve babası olan davalı tarafından satın alınıp, güvene dayalı olarak

davacı adına tescil edildikleri, davacının bu taşınmazlar üzerinde bir hak ve

talebinin olmadığı' yönünde düzenlenen belgedeki imzanın davacının el ürünü

olmadığının Adli Tıp Kurumundan alınan raporla belirlendiği, bu nedenle

belgenin davacıyı bağlamayacağı, vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığı …” gerekçesiyle

davanın kabulüne karar verilmiştir.

15. Temyiz üzerine, Yargıtay 1.

Hukuk Dairesinin 1/4/2013 tarihli ve E.2013/44, K.2013/4569 sayılı ilâmıyla İlk

Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır.

16. Karar düzeltme istemi, aynı

Dairenin 16/12/2013 tarih ve E.2013/13108, K.2013/18050 sayılı ilâmıyla

reddedilmiştir.

17. Karar, başvurucuya 28/1/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu, 27/2/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

19. 12/1/2011 tarihli ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi, 22/11/2001 tarihli ve 4721

sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 705. ve 716. maddeleri.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 22/6/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 27/2/2014 tarih ve 2014/2563

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, 6/2/2004

tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan tapu iptali ve

tescil davasında, davacının feragat beyanı hakkında eksik inceleme yapıldığını,

davacının babası tarafından korkutulduğu iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülen soruşturmada verilen takipsizlik kararının Mahkemece dikkate

alınmadığını ve hukuka aykırı olarak davanın kabul edildiğini, yargılamanın

makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

22. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, 6/2/2004 tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk

Mahkemesinde aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasında usul ve yasaya

uygun yargılama yapılmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,

başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki

nitelendirmeyi kendisi yapar. Başvurucunun anılan ihlal iddiaları yargılamanın

sonucunun adil olmadığına ilişkin olduğundan, bu iddiaların tamamı adil

yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında nitelendirilmiştir. Başvurucunun,

makul sürede yargılama yapılmadığı yönündeki iddiası ise ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a.

Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

23. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda

inceleme yapılamaz.”

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir.”

25. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

26. Anılan kurallar uyarınca, ilke

olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların

kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas

yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun

tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve

sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir takdir hatası içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça

keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

27. Başvuru konusu olayda, başvurucu

aleyhine 6/2/2004 tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu

iptali ve tescil davasında, başvurucu adına kayıtlı olan taşınmazların

tapularının iptal edilerek davacı adına tescili talep edilmiştir.

28. Başvurucu, aleyhine açılan

tapu iptali ve tescil davasında usul ve yasaya uygun yargılama yapılmadığını

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Başvurucu aleyhine açılan

davada, Mahkemenin, 7/6/2005 tarihli kararıyla; davacının vekil tayin ettiği

babası tarafından dava konusu taşınmazların davacının amcası olan başvurucuya

değerinin çok altında bir bedelle satıldığı, vekilin vekalet görevini kötüye

kullandığının saptandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği, temyiz

incelemesi sonucunda Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15/7/2010 tarihli ilâmı ile

davacının yargılamanın devamı sırasında davadan feragat ettiğini bildirmesinin

ardından bir gün sonraki dilekçesinde ise feragat beyanından vazgeçtiği,

davadan feragatin kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğurduğu, ancak feragate

ilişkin irade açıklamasının gerçeği yansıtmadığı, yanılgı ile ya da baskı

altında yapıldığının bildirilmesi halinde bu halin Mahkemece incelenmesi

gerektiği belirtilerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulduğu, Mahkemece

bozmaya uyularak yapılan yargılamada 9/11/2010 tarihli kararla davanın

reddedildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14/4/2011

tarihli ilâmıyla İlk Derece Mahkemesi kararının bozulduğu tespit edilmiştir

(bkz. §§ 8-13).

30. Bozmaya uyularak yapılan

yargılamada Mahkemenin 28/9/2012 tarihli kararıyla, vekil ile davalının kardeş

oldukları, çıkar birliği içerisinde çalıştıkları, vekil olan A.A.’nın kızı olan davacıya ve ailesine kötü davrandığı, vekalet

yetkisinin kural olarak vekalet verenin yararına kullanılması gerektiği,

vekilin temsil yetkisini kasten vekalet verenin zararına kullandığı,

taşınmazların gerçek değerlerinin çok altında bir fiyata satıldığının bilirkişi

incelemesi ile tespit edildiği, davacının taşınmazlar üzerinde bir hak ve

talebinin olmadığı yönünde düzenlenen belgedeki imzanın davacının eli ürünü

olmadığının Adli Tıp Kurumundan alınan raporla belirlendiği, bu nedenle

belgenin davacıyı bağlamayacağı, vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığı

gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 1. Hukuk

Dairesinin 1/4/2013 tarihli ilâmıyla İlk Derece Mahkemesi kararının onandığı,

karar düzeltme isteminin aynı Dairenin 16/12/2013 tarihli ilâmıyla reddedildiği

anlaşılmıştır (bkz. §§ 14-16).

31. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun

iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından

delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet

olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

32. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

33. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

34. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

Yönünden

35. Başvurucu, 6/2/2004

tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan tapu iptali ve

tescil davasında yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek,

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

36. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

37. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 41-45).

38. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu,

tapu iptali ve tescil davasında, 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk

Usulü Muhakemeleri Kanunu ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Güher

Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

39. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 6/2/2004

tarihidir.

40. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somut

başvuru açısından bu tarih, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından karar düzeltme

isteminin reddedildiği, 16/12/2013 tarihidir.

41. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde 6/2/2004 tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde

açılan davada, Mahkemenin 7/6/2005 tarihli kararıyla davanın kabulüne karar

verildiği, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15/7/2010

tarihli ilâmı ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulduğu, Mahkemece bozmaya

uyularak yapılan yargılama sonunda, 9/11/2010 tarihli kararla davanın

reddedildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14/4/2011

tarihli ilâmıyla hükmün bozulmasına karar verildiği, bozmaya uyularak yapılan

yargılama sonunda Mahkemenin 28/9/2012 tarihli kararıyla davanın kabulüne

hükmedildiği, temyiz üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 1/4/2013 tarihli

ilâmıyla İlk Derece Mahkemesi kararının onandığı, karar düzeltme isteminin aynı

Dairenin 16/12/2013 tarihli ilâmıyla reddedildiği anlaşılmıştır

42. 6100 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).

43. Başvuruya konu davanın

mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği yargılamanın

karmaşık nitelikte olduğunu ortaya koymakla birlikte, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, yargılamanın

uzun sürmesinde, başvurucuya atfedilecek bir kusur bulunmadığı anlaşılmakta

olup, söz konusu dokuz yıl on aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

44. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216

Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

45. Başvurucu, adil yargılanma

hakkının ihlal edilmesi nedeniyle 250.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

46. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar” kenar

başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

47. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin dokuz yıl on aylık yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya net 8.300,00 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

48. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

49. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığı yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 8.300,00 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE başvurucunun diğer taleplerinin reddine,

C. Başvurucu tarafından yapılan

206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

22/6/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör Yrd. : Gökçe GÜLTEKİN Başvurucu : İbrahim ALPASLAN Vekili : Av. Bülent KALEM

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/2563, 22 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somut
  15. B. Başvurucuya net 8.300,00 TL
  16. C. Başvurucu tarafından yapılan
  17. D. Ödemelerin, kararın
  18. Dursun
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/2563
Tarih
22 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Selda Kavak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8125)
  • Ercan Boykız Başvurusu (B. No: 2014/15465)
  • Oğuzhan Kozacıoğlu Başvurusu (B. No: 2013/4513)
  • Burak Günay Başvurusu (B. No: 2013/6218)
  • Mahmutoğlu Oto Yedek Parça Tarım Aletleri Nakliyat Gıda San. Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/4742)
  • Musa Pulat Başvurusu (B. No: 2013/9051)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.