İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Dursun ve Müslüm Demir Başvurusu (B. No: 2014/12720)

1. Başvuru, gözaltında işkence altında ifade alınması nedeniyle

Başvuru No2014/12720Tarih19 Şubat 2019Okuma28 dk · 5.560 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Dursun Ve Müslüm Demir Başvurusu

Karar tarihi
19 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2014/12720
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.560 kelime·28 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltında işkence altında ifade alınması nedeniyle

işkence yasağının; tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının; işkence altında alınan ifadelerin mahkûmiyete esas alınması

ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle de adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4.Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ve İstanbul 9. Ağır Ceza

Mahkemesinden (Mahkeme) temin edilen yargılama dosyasından ulaşılan bilgi ve

belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu Ali Dursun 1969, Müslüm Demir ise 1972 doğumludur.

10. Başvurucu Ali Dursun 18/7/1992

tarihinde gözaltına alınmış, 3/8/1992 tarihinde tutuklanmış, 30/12/2004

tarihinde ise tahliye edilmiştir. Başvurucu Müslüm Demir ise 27/10/1999

tarihinde gözaltına alınmış, 28/10/1999 tarihinde tutuklanmış, 12/10/2004

tarihinde tahliye edilmiştir.

11. 18/7/1992 tarihli kolluk tarafından

düzenlenen yakalama tutanağına göre PKK terör örgütüne yönelik operasyonlar

kapsamında hâlinden şüphelenilmesi üzerine yakalanıp kimlik kontrolü yapılan

başvurucu Ali Dursun, PKK terör örgütü içinde faaliyet yürüttüğünü ve

Doktor-Edip kod adlarını kullandığını beyan etmiştir. Tutanağa göre

başvurucunun yapılan üst aramasında bir sayfalık, el yazısıyla yazılmış

örgütsel doküman ele geçirilmiştir.

12. Başvurucu Ali Dursun tarafından müdafi yokluğunda birden çok

yer gösterme işlemi gerçekleştirilmiş olup bu yer göstermelerde gidilen evlerde

diğer örgüt üyeleri yakalanmış ve yapılan aramalarda birçok ateşli silah ve

örgütsel doküman, yayın, teyp kaseti ele geçirilmiştir.

13. 18/7/1992 tarihinde, müdafi

yokluğunda B.D. isimli şahsın evinde kolluk tarafından gerçekleştirilen yer

gösterme işlemi sonucu Muvafakatlı Ev Arama, Yakalama

ve Zapt Etme Tutanağı düzenlenmiştir.

14. Anılan tutanağa göre başvurucu Ali Dursun, PKK terör

örgütünün Marmara Bölge Komitesindeki askerî kanat olan ARGK adına kurdukları

Devrimci İntikam Birliği içinde polis, asker, ajan ve itirafçılara karşı örgüt

adına işlenen öldürme eylemlerinde tetikçi olarak görev yaptığını beyan

etmiştir. Ali Dursun, örgütün talimatları doğrultusunda yanında Mehmet ve Bahar

kod adlı örgüt üyeleriyle birlikte 4/7/1992 günü A.A.

isimli itirafçıyı kaçırıp ellerini ve gözlerini bağladığını, örgüt adına

sorguladıktan sonra bizzat kendisinin kullandığı 14'lü Browning

marka tabancayla şahsı başına ateş etmek suretiyle öldürdüğünü söylemiştir. Ayrıca bu cinayet silahı ile örgüte ait iki savunma el bombasını ve

Star marka 7,65 mm çaplı bir tabancayı yine örgütsel ilişkisi olduğu B.D.

isimli şahsa evinde saklaması için verdiğini, bu şahsın evinde diğer örgüt

mensuplarıyla zaman zaman bir araya geldiğini, toplantılar yaptıklarını,

gördüğü takdirde B.D.nin evini gösterebileceğini

bildirmiştir.

15. Bu beyanlar üzerine gidilen söz konusu

evde B.D. yakalanmış ve B.D.nin rızasıyla evinde

yapılan aramada B.D. tarafından kolluk güçlerine teslim edilen bir poşet

içinden 1 adet beyaz nikelajlı 2...19 seri numaralı 14'lü Browning

marka tabancayla bu tabancaya ait dolu bir şarjör, 1 adet 102...43 seri

numaralı Star marka 7,65 mm çaplı tabanca ve bu tabancaya ait iki dolu şarjör,

iki savunma tipi parça tesirli el bombası, "A.Ailesine" başlıklı ERNK

Marmara Komitesi imzalı, daktiloyla yazılmış bir belge ele geçirilmiştir.

16. Yine yer gösterme işlemlerinden bir diğeri neticesinde

tutulan 18/7/1992 tarihli Muvafakatlı Ev Arama,

Yakalama ve Zapt Etme Tutanağı'na göre başvurucu Ali

Dursun, Devrimci İntikam Birliği içinde polis, asker, ajan ve itirafçılara

karşı işlenen eylemlerde tetikçi olarak görev yaptığını, birçok eylemde

kullanılan üç adet Kalaşnikof marka silahı kendisine

sorumlusu tarafından tanıştırılan ve yine örgütte yer alan M.S.G.

isimli şahsa bizzat bu şahsın evinde teslim ettiğini, bu şahsın evinde diğer

örgüt mensuplarıyla zaman zaman bir araya geldiğini, toplantılar yaptıklarını,

bu evde örgütsel yayınlar ve teyp kasetleri olduğunu, gördüğü takdirde M.S.G.nin evini gösterebileceğini bildirmiştir.

17. Bu beyanlar üzerine gidilen söz konusu evde M.S.G. yakalanmış ve M.S.G.nin

rızasıyla evde yapılan aramada M.S.G. tarafından kolluk güçlerine teslim edilen

bir spor çantasının içinden bir adet 151...12 seri numaralı, bir adet 31...66

seri numaralı ve bir adet 270...88 seri numaralı toplam üç Kalaşnikof

marka silah, bu silahlara ait üç şarjör ve otuz adet 7,62 mm çaplı muhtelif

marka dolu mermi, bölücü mahiyetteki dokuz Kürtçe teyp kaseti, PKK terör

örgütünün yayını olan otuz beş adet dergi ele geçirilmiştir.

18. Bir diğer müdafisiz yer gösterme

işlemi sonucu tutulan 18/7/1992 tarihli Muvafakatlı

Ev Arama, Yakalama ve Zapt Etme Tutanağı'na göre

başvurucu Ali Dursun örgütün yurt içi ve yurt dışı bağlantılarının Hasan kod

adlı F.A. tarafından kendisine aktarıldığını, yine aynı evde bulunan ve bu

şahsın ailesi olan H.A., P.A., Z.A., E.A. ve S.A.nın da evdeki 52... numaralı telefonla yurt dışından

gelen örgütsel telefonları kendisine aktardığını, zaman zaman bu evde

kaldığını, örgütün talimatıyla F.A.nın kendisine

eylemlerde kullanılmak üzere bir adet 7,65 mm çapında tabanca temin ettiğini,

bu tabancanın, bazı örgütsel yayınların, örgüt kamplarında çekilmiş video

kasetlerinin ve öldürülen A.A.isimli itirafçının

örgüte hitaben yazdığı öz eleştiri raporlarının bu evde bulunduğunu, gördüğü

takdirde bu evi gösterebileceğini bildirmiştir.

19. Bu beyanlar üzerine gidilen evde bulunan H.A.nın

rızasıyla yapılan aramada bir tencere içinde bir adet 7,65 mm çapında 27...54

seri numaralı Browning marka tabanca, tabancaya ait

bir şarjör, altı adet aynı çaplı mermi, örgütün yayını olan yedi dergi, 1 adet video kaset, kareli deftere yazılmış altı sayfalık "Mücadelem onurumdur-yoldaşlara"

başlıklı, A.A. imzalı el yazılı doküman ele geçirilmiştir.

20. Dosya kapsamındaki 22/7/1992 tarihli, Kriminal

Polis Laboratuvarınca düzenlenmiş ekspertiz raporunda;

inceleme için gönderilen bazı kağıtlardaki, zarftaki, kartvizitlerdeki ve not

defterinin bazı sayfalarındaki yazıların başvurucu Ali Dursun'un el yazısıyla

uyumlu olduğu tespitine yer verilmiştir.

21. Kolluk tarafından müdafisiz olarak

başvurucu Ali Dursun ile birlikte yapılan bir diğer yer gösterme işlemi

sonucunda tutulan 21/7/1992 tarihli Olay Yeri Görgü ve

Tespit Tutanağı'na göre Kestel Jandarma Bölük

Komutanlığının PKK terör örgütü mensuplarınca taranması olayına ilişkin olarak

olay yerine gidilmiştir. Ali Dursun, olaydan üç dört saat öncesinde

arkadaşlarıyla kendisini bir minibüsün evden aldığını, Bölük Komutanlığına

yakın bir ara sokakta araçtan birisinin inip çevreyi kontrol etmesinden sonra

araçtan Y., A. ve O. isimli, silahlı üç kişinin

indiğini sonrasında birkaç arkadaşı ile birlikte kendisinin de silahlı

vaziyette araçtan indiğini, N.Y. isimli şahsın Bölük Komutanlığı önündeki

askere silahını atmasını söyleyip asker silahını bırakmayınca nöbetçi askere

ateş ettiğini, sonrasında tüm Bölük Komutanlığını taramaya başladıklarını

anlatmıştır.

22. Kolluk tarafından müdafisiz

gerçekleştirilen yüzleştirmeli teşhis işlemi neticesinde düzenlenen 27/7/1992 tarihli tutanağa göre, Uludağ Üniversitesi Tıp

Fakültesinde öğrenci olduğu sırada yakalanan başvurucu Ali Dursun PKK terör

örgütünün askerî kanadında yer aldığını, Devrimci İntikam Birliği içinde

Doktor-Edip-Davut-Kasım kod adlarını kullandığını, Bursa'dan kazandırdığı

kişileri örgütün dağ kadrosuna gönderdiğini, 2/4/1992 günü Bursa/Kestel

Jandarma Bölük Komutanlığına silahlı baskın düzenlediğini, sonrasında

İstanbul'a gönderildiğini, buradaki örgüt mensuplarıyla tanıştığını, örgütün

İstanbul'daki evlerini ve örgüt üyelerini kolluk güçlerine göstererek

yakalattığını, A.A. isimli eski itirafçıyı kardeşlerinin evinden alarak

sorguladıklarını, sonrasında Haramidere mevkiine

götürüp bizzat kendisinin başına ateş ederek bu şahsı öldürdüğünü, bu eylemde

ve diğer eylemde kullandıkları silah ve bombaları da kolluk güçlerine

göstererek yakalattığını itiraf etmiştir.

23. Söz konusu teşhis işlemi sırasında başvurucu Ali Dursun'a

diğer on yedi örgüt üyesi canlı olarak gösterilmiş, başvurucu tüm bu kişileri

örgüt ilişkisi çerçevesinde tanıdığını söylemiş ve kod adlarını bildirmiştir.

Başvurucu; M.S.G. isimli şahsın evinde ele geçirilen

üç adet Kalaşnikof marka silahı bu şahısla birlikte

temizlediklerini, şahsın bu silahların örgüte ait olduğunu bilerek sakladığını

ve daha birçok eylemi anlatmıştır. Bu işlem sırasında diğer on yedi şahıs da

başvurucu Ali Dursun'u tanıdığını, birlikte gerçekleştirdikleri iş ve eylemleri

anlatmıştır. Tüm işlem sonucunda da on sekiz şüpheli tarafından on bir sayfalık

Yüzleştirmeli Teşhis Tutanağı'nın imzalandığı

görülmüştür.

24. Dosya kapsamındaki "A.Ailesine" başlıklı,

ERNK-Marmara Komitesi adına daktilo ile düzenlenmiş belgenin incelenmesinden

belgede ifade edildiği şekliyle A.A. isimli kardeşlerinin Halk Mahkemesince 4/7/1992 tarihinde alınan ifadesi neticesinde düşman ile iş

birliği içinde olduğunu ispatlanması üzerine kardeşlerinin ölümle

cezalandırıldığının aileye bildirildiği görülmüştür. Belgeden, ailesi olarak bu

durumu bildikleri hâlde sakladıkları, kardeşlerinin MİT tarafından korunduğu,

bu durumlara karşı ailece düşkün bir durum sergiledikleri, bu nedenle

İstanbul'u terk edip Diyarbakır'a gelmeleri ve tecrite

girerek davranışlarını gözden geçirmeleri gerektiği, "aksi hâlde yürüyen halkın ayakları altında

ezilecekleri" şeklinde aileye yönelik talimat ve tehditler

bulunduğu anlaşılmaktadır.

25. Başvurucu; müdafisiz alınan

Cumhuriyet Başsavcılığındaki 3/8/1992 tarihli

ifadesinde, yakalanmasını müteakip tanıdığı şahısların isimleri ile katıldığı

eylemleri tek tek anlattığını, söz konusu ifadesinin altındaki imzanın

kendisine ait olduğunu, Bursa/Kestel Jandarma Bölük Komutanlığına yapılan

baskından bilgisi olduğunu fakat baskına katılmadığını, olayı basından ve

arkadaşlarından öğrendiğini, gözaltında olduğundan bunu senaryolaştırıp

anlattığını, PKK terör örgütüyle ilgisi olduğunu kabul ettiğini, M. isimli

şahısla ilişkisi olduğundan A.A. hakkındaki yazıların kendisinden çıktığını, bu

yazıları kabul ettiğini fakat A.A.nın yargılanmasına

ya da ölümüne karar vermediğini, şahsı öldürmediğini, öldürülmesinde kullandığı

tabancayı bildiğini, tabancanın M.nin evinde

bulunduğunu, silahlar konusundaki ikrarlarının doğru olduğunu, silahları

kendisinin bırakmadığını, M.nin yerlerini kendisine

gösterdiğini, yer gösterme işlemlerini kabul ettiğini, öldürme eylemini

işlediğini ise kabul etmediğini, örgütle ilişkisi ve silahlarla ilgili bilgisi

olduğunu, yer gösterme suretiyle silahları ele geçirttiğini kabul ettiğini,

yüzleştirme işlemini ise kabul etmediğini, gözaltında olması nedeniyle kaldığı

baskı altında bunları imzaladığını söylemiştir.

26. Başvurucu Ali Dursun sorgusundaki ifadesinde; A.A.nın olayını M.nin kendisine

anlattığını, A.A.yı sorgulayıp cezalandırdıklarını

anlatarak öldürme yerini söylediğini, sorgulama yerini söylemediğini, aileye

verilmek üzere kendisine bir yazı verdiğini ancak yazıyı veremeden

yakalandığını bildirmiştir.

27. 21/7/1992 tarihli Bölge Kriminal

Polis Laboratuvarının ekspertiz raporunda;

i. 25/7/1991 tarihinde Küçükçekmece

Polis Karakolunun taranmasından sonra olay yerinden elde edilen kovanların,

ii. 17/10/1991 tarihinde Hava

Kuvvetleri Komutanlığına ait servis aracının taranmasından sonra olay yerinden

elde edilen kovanların,

iii. 26/11/1991 tarihinde Paşaköy Jandarma Karakolunun taranmasından sonra olay

yerinden elde edilen elli üç kovanın,

iv. 27/3/1992 tarihinde Çekmeköy yol sapağında servis aracının taranmasından sonra

olay yerinden elde edilen kovanların 151...12 seri numaralı Kalaşnikof

marka silahtan atıldığı,

v. 26/11/1991 tarihinde Paşaköy Jandarma Karakolunun taranmasından sonra olay

yerinden elde edilen kırk dokuz kovanın ise 31...66 seri numaralı Kalaşnikof marka silahtan atıldığı,

vi. 26/11/1991 tarihinde Paşaköy Jandarma Karakolunun taranmasından sonra olay

yerinden elde edilen dokuz adet Browning marka silaha

ait boş kovanın ise 102...43 seri numaralı Star marka silahtan atıldığı,

vii. 4/7/1992 tarihinde A.A.nın öldürülmesi olayında olay yerinden elde edilen bir

adet Parabellum tipi boş kovanın ise Browning marka

2...19 seri numaralı silahtan atıldığı tespitlerine yer verilmiştir.

28. Yukarıda değinilen raporda incelenen silah ve boş kovanlar

yargılama aşamasında rapor temini amacıyla tekrar Adli Tıp Kurumu

Fizik/Balistik İhtisas Dairesine (Daire) gönderilmiştir. Dairenin 10/6/1993 tarihli raporunda; iletilen 107 adet boş kovanın

ve beraberinde iletilen Kalaşnikof marka silahtan

atıldığı fakat A.A.nın öldürülmesi olayında olay

yerinden elde edilen bir adet boş kovanın Browning

marka 2...19 seri numaralı silahtan atılmadığı tespitlerine yer verilmiştir.

29. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet

Başsavcılığının 30/9/1992 tarihli iddianamesiyle

başvurucu Ali Dursun hakkında bölücü terör örgütü PKK mensubu olma ve bu çete

adına faaliyette bulunma, silahlı çete adına ideolojik ve politik amaçlı adam

öldürme, ruhsatsız silah ve bomba bulundurma, yasak yayın bulundurma ve örgüte

yardım toplama suçlarından kamu davası açılmıştır. Dava İstanbul 1 No.lu

DGM'nin 1992/376 esasına kaydedilmiştir.

30. Başvurucu Müslüm Demir hakkında ise İstanbul DGM Cumhuriyet

Başsavcılığının 23/11/1999 tarihli iddianamesiyle

2/2/1992 tarihinde meydana gelen ve bir askerin şehit olduğu Kestel/Bursa

Karakolunun basılması eyleminde olaya katılan terör örgütü elemanlarının

kullandığı minibüsün şoförlüğünü yaptığı iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Bu

dava, İstanbul 1 No.lu DGM 1992/376 Esas sayılı kamu davası ile

birleştirilmiştir.

31. Başvurucu Ali Dursun vekili tarafından bireysel başvuru

sırasında sunulmayan başvurucu hakkındaki 3/8/1992

tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna bireysel başvuru kapsamında temin edilen

belgelerden de ulaşmak mümkün olmamıştır. Başvurucu hakkında bir adli rapor

olduğu bilgisine İstanbul 1 No.lu DGM'nin başvurucu hakkında verdiği mahkûmiyet

kararının bozulmasına dair Yargıtay 9. Ceza Dairesinin (Yargıtay) 7/6/2004 tarihli kararı ve bozma üzerine yeniden verilen

mahkûmiyet kararının gerekçelerinden ulaşılmaktadır. Yargıtayın

gerekçesinin rapora ilişkin kısmı şöyledir:

"Sanıkların kollukta baskı ve işkence

gördüklerine ilişkin iddiaları ile sanık Ali Dursun [başvurucu] ve [M.B.K.ya] ait doktor raporlanndaki

bulgular da nazara alınarak Maktül [A.A.nın] öldürülmesi

eylemi ile ilgili olarak düzenlenen farklı ekspertiz ve Adli Tıp raporları,

öldürülme şekline ilişkin anlatım ile otopsi raporundaki çelişkilerin

giderilmesi..."

32.İstanbul 1 No.luDGM önündeki 27/11/1992 tarihli celsede müdafii

huzurunda verdiği savunmasında başvurucu Ali Dursun emniyette yoğun baskı ve

işkenceye maruz kaldığını, Savcılık ve sorgu ifadelerinin bu şekilde

alındığını, emniyet, Savcılık ve sorgu ifadelerini kabul etmediğini, A.A.yı öldürmediğini, Savcılık ve emniyet ifadelerinin

temelde doğru olduğunu fakat duruşmada sunduğu yazılı savunmasının daha detaylı

olduğunu beyan etmiştir.

33. İstanbul 1 No.luDGM 11/4/2003 tarihli kararıyla başvurucuların 1/3/1926 tarihli

ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca

cezalandırılmalarına karar vermiştir.

34. Yargıtayın 7/6/2004 tarihli

kararıyla hüküm; sanıklar Ali Dursun, M.B.K., E.E. ve

Müslüm Demir yönünden, sanıkların kollukta işkence gördüklerine dair iddiaları

ile sanıklar Ali Dursun ve M.B.K.ya ait doktor

raporlarındaki bulgular nazara alınarak A.A.nın

öldürülmesi eylemi ile ilgili olarak düzenlenen farklı ekspertiz ve adli tıp

raporları, öldürülme şekline ilişkin anlatım ile otopsi raporundaki

çelişkilerin giderilmesi, maddi kanıtlar ile sanıkların aşamalardaki

savunmalarının örtüşen ve ayrışan kısımlarının yeterince tartışılmasının, maddi

gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya konulmasının gerektiği

gerekçesiyle bozulmuştur.

35. Bozma üzerine yapılan yargılama neticesinde Mahkeme 18/9/2012 tarihli kararıyla başvurucuların 765 sayılı

Kanunu'nun 125. maddesi gereğince neticeten müebbet hapis cezası ile

cezalandırılmalarına karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"...sanık Ali Dursun'un [başvurucu] yasadışı PKK adlı silahlı terör örgütünün devrimci

intikam birliği üyesi, yani tetikçi olduğu, örgütte DOKTOR, DAVUT, KASIM ve

EDİP KOD adlarını kullandığı, örgüt adına 02.04.1992 tarihinde bir grup örgüt

üyesi ile beraber 16 M 0332 plakalı minibüsün silah tehdidi ile gasp edilip,

Bursa-Kestel Jandarma karakolunun basılıp nöbetçi jandarma eri [D.Ö.nün] şehit edilmesi

ve piyade tüfeğinin alınması olayı ile; örgütün talimatı ile, örgüte ihanet

ettiği ve ajan olduğu iddiası ile [A.A.] isimli şahsı 07.07.1992 tarihinde İstanbul'da halk mahkemesinde başka

örgüt üyeleri ile birlikte yargılayarak ölümüne karar verdikleri, sanığın

öldürme eylemini bizzat gerçekleştirdiği;Sanığın

bu şekilde gerçekleşen eylemlerinin çeşitliliği, niteliği ve ağır sonucu

dikkate alındığında, bir bütün olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin topraklarının tamamını veya bir kısmını devlet

idaresinden ayırmaya matuf bir eylem olarak kabul edilmesi ve (aynı eyleme

karşılık gelen 5237 SK.nun 302/1.maddesinde, her

eylem ayrıca ayrı bir suçkabul edilmesi nedeniyle

aleyhe olduğu için) hakkında lehe olan 765 Sayılı TCK.nın

125.maddesinin uygulanması gerektiği, anlaşıldığından 125. madde ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir..."

36. Mahkeme kararında kolluk ifadesinin

işkence ve baskı altında alındığı iddiaları ile ilgili olarak "Sanık hakkında ve başka bazı sanıklar hakkında

doktor raporları olması nedeniyle, genel olarak emniyetteki ifadelerinin baskı

altında alınmış olabileceği, bu nedenle doğru olmayabileceği ve delil olarak da

kabul edilemeyeceği düşünülse bile mahkeme, savcılık ve sorgu aşamasındaki

ifadelerin baskı altında olmadan hür irade ile verildiğinin kabul edilmesi

gerekir. Yine benzer birçok örgüt dosyasında da

karşılaşıldığı gibi, sanık, tanık ve mağdurların olayı ilk ifadelerinde doğru

anlattıklarının, ancak daha sonra örgüt tehtidi,

baskısı, korkusuyla veya kendilerini ve suç arkadaşlarını cezadan kurtarma

amacıyla ifadelerin değiştirildiğinin, yumuşatıldığının, çeşitli yorumlara

girildiğinin de gözönünde bulundurulması gerekir.

Dosyamızda da genel olarak sanıkların olayları emniyette doğru olarak

anlattıkları, duruşma, savcılık ve sorgu sırasında ise ya hiçbir suçlamayı

kabul etmedikleri veya örgüt üyeliği ve benzeri yani suçun daha basit halinden

ceza verilmesini gerektirecek şekilde tevilli-dolaylı

anlatımlarda bulundukları anlaşılmıştır..." şeklinde gerekçelendirmede

bulunmuştur.

37. Karar, Yargıtayın 24/6/2014 tarihli kararıyla onanmıştır.

38.Başvurucular kararı 2/7/2014

tarihinde tefhimle öğrendiklerini bildirmiştir.

39.Bireysel başvuru 31/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

40. Anayasa Mahkemesi tarafından 23/10/2018

tarihinde yazılan müzekkereye cevap olarak Mahkemece iletilen 2/11/2018 yazıya

göre başvurucu Ali Dursun hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz ve İlamat Bürosu tarafından 17/3/2015 tarihinde düzenlenen

mahkûmlara mahsus yakalama emri hâlen infaz edilmemiştir. Bakanlık Uluslararası

Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün UYAP üzerinden ulaşılan 6/4/2015 tarihli yazısına göre ise başvurucu Ali Dursun muvafakatname işlemi için 8/3/2015 tarihinde tekrar T.C.

Erbil Başkonsolosluğuna başvuruda bulunmuştur. Bakanlık tarafından aynı

yazıyla, anılan şahsın yurt dışındaki adresinin tespit edildiği gözetilerek

şahıs hakkında gerekli ise Kırmızı Bülten düzenlenebileceği ve ülkemize

iadesinin talep edilebileceği Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmiştir.

41. Öte yandan Bakanlık görüşünden tespit edildiği üzere

başvurucu Ali Dursun 18/2/2002 tarihinde, Müslüm Demir

ise 15/3/2005 tarihinde tutukluluk ve yargılama sürelerinin makul süreyi aştığı

iddialarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuruda bulunmuştur.

AİHM 17765/02 numaralı başvuruya ilişkin olarak 3/5/2007

tarihinde Ali Dursun'un iddialarını haklı bularak hem tutukluluk hem de

yargılama sürelerinin makul süreyi aştığı gerekçesiyle başvurucuya manevi

tazminat ödenmesine karar vermiştir (Dursun/Türkiye,

B. No: 17765/02, 3/5/2007).

42. Müslüm Demir'in 13097/05 numaralı tutukluluk ve yargılama

sürelerinin makul süreyi aştığı iddialarıyla ilgili başvurusu ise başvurucuya

tazminat ödenmesi konusunda dostane çözüme ulaşılması üzerine AİHM tarafından 24/11/2009 tarihinde kayıttan düşürülmüştür. Müslüm Demir

AİHM nezdindeki söz konusu başvuruda Av. Abidin Doğan tarafından da temsil

edilmiştir.

43. Başvurucu Ali Dursun, AİHM tarafından verilen söz konusu

karardan başvuru formunda bahsetmek suretiyle Anayasa Mahkemesini

bilgilendirmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

44. Olay tarihinde yürürlükte olan 4/4/1929

tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135/a maddesi

şöyledir:

“İfade verenin ve sanığın beyanı özgür

iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence,

zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı

araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahaleler yapılamaz.

Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak

yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak

değerlendirilemez.”

45. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Delilleri takdir

yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:

“(1)

Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere

dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.

(2)

Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat

edilebilir.”

B. Uluslararası Hukuk

46. AİHM, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının -ceza

muhakemesini ilgilendiren boyutunda- savunma hakkı ile bağlantılı olduğunu

vurgulamakta; delillerin kabul edilebilirliği ile ilgili olarak somut davada

kullanılan delillerin sanığın hazır bulunduğu duruşmada silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri gözetilerek

tartışılıp tartışılmadığını ya da söz konusu delillerin yargılamanın bir bütün

olarak adil olup olmamasına etkisini değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya, B. No: 40847/98, 15/6/2004,

§§ 38; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, §§

67, 68, 81-89).

47. Örneğin AİHM, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 8. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı

kapsamındaki güvencelere aykırı olarak elde edilen delillerin mahkûmiyete esas

alınmasının yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığı ve dolayısıyla adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılması bakımından tek başına

yeterli bir ölçüt olmadığını vurgulamaktadır. Bunun için yürütülen ceza

soruşturmasının iç hukukta bir dayanağının var olması, delillerin sıhhati veya

gerçekliği konusunda kuşkuya düşülmesini haklı kılan sebeplerin bulunmaması veya

bulunsa dahi destekleyici diğer deliller sayesinde bu kuşkuların giderilmiş

olması ve sanığa delillerin gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme

fırsatının tanınmış olması şartlarını aramaktadır (Schenk/İsviçre [GK], B. No: 10862/84, 12/7/1988,

§§ 45, 46, 48; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, §

124, Khan/Birleşik Krallık, B. No: 35394/97,

12/5/2000, §§ 36-38).

48. AİHM, bariz bir şekilde keyfî olmadıkça belirli bir kanıt

türünün -iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil

olmak üzere- kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu

olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade

etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere

yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki

bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme

konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006, § 95; Ramanauskas/Litvanya [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008,

§ 52; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699).

49. Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarının

şüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilen

delillere başvurmadan iddialarını ispat etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya, § 100; Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008

§ 54). AİHM, soruşturma evresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence altında

verildiği belirtilerek hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu konu irdelenmeden

esasa geçilerek ikrarın dayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak

değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye,

B. No: 28490/95, 19/6/2003, § 91).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

50. Mahkemenin 19/2/2019 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu Ali Dursun Yönünden

1- İşkence ve Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

51. Başvurucu, gözaltında kolluk görevlileri tarafından işkence

ve kötü muameleye maruz bırakılarak ifadesinin alındığını ve bu durumun Adli

Tıp raporuyla da tespit edildiğini belirterek işkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"

kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz.''

53. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri,

…Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

54. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"...Başvuruda

bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

56. 6216 sayılı Kanun’un "Bireysel

başvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun,

başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

57. Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen kanun yollarının

tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son

ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

58. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri

önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

59. Tüketilmesi gereken başvuru yolları, başvurucunun

şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikteki kullanılabilir ve etkilibaşvuru

yollarıdır. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak

uygulanabilir bir kural olup bu kurala uygunluğun denetlenmesinde somut başvurunun

koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde

birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama

şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele

alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun başvuru yollarını tüketmesi

noktasında kendisinden beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin

başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No:

2013/2355, 7/11/2013, § 28).

60. Şikâyeti konusunda çözüm sağlayabilecek etkili bir başvuru

yolunun mevcut olması hâlinde öncelikle bireysel başvuruda bulunmak, dava ve

başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülüğü bulunan

başvurucu en kısa sürede yetkili makamlara başvurmalıdır. Zira zaman geçtikçe

delillerin kaybolma veya bozulma ihtimali artmakta, gerçeklerin ortaya çıkması

zorlaşmaktadır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

B. No: 2014/15732, 24/1/2018, § 84).

61. Anayasa Mahkemesi, benzer başvurularda daha önceden verdiği

kararlarda başvurucunun yetkili makamlara müracaat etmesine rağmen uğradığını

ileri sürdüğü kötü muameleyle ilgili soruşturma başlatılmamışsa başvurucunun

gerekli özeni göstermesi ve şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa

Mahkemesine sunması gerektiğine karar vermiştir (benzer yöndeki bir karar için

bkz. Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 77).

62. Somut olayda başvurucu 27/1/1992

tarihli celsedeki müdafili savunmasında kolluk

ifadelerini baskı ve işkence altında verdiğini beyan etmiştir. Başvurucunun

gözaltında tutulduğu sırada kolluk görevlileri tarafından kötü muameleye tabi

tutulduğu yönündeki bu beyanları sonrasında ilgili görevliler hakkında resen

bir soruşturma başlatıldığına dair başvuru dosyasına yansımış herhangi bir bilgi

ya da belge yoktur. Kovuşturma aşamasında kötü muameleye maruz kaldığı

şikâyetini yetkili makamlara iletmiş olan başvurucunun bu tarihten Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıç tarihi olan 23/9/2012 tarihini de aşacak şekilde 31/7/2014 tarihine

kadar sessiz kaldığı anlaşılmıştır. Bu zaman zarfında yetkili makamlarca resen

bir ceza soruşturması başlatılmadığının farkında olan başvurucunun gerekli

özeni gösterme yükümlülüğü kapsamında söz konusu iddiaya ilişkin Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmasına kadar geçen sürenin makul kabul

edilemeyecek ölçüde uzun olduğu ve başvurunun süresinde yapılmış bir başvuru

olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği ile Makul Sürede Yargılanma Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a.Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararına Kadarki Dönemde

Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

64. Başvurucu, tutukluluk ve yargılama sürelerinin makul süreyi

aştığını ileri sürmüştür.

65. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesine göre Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunulması için başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı

ileri sürülen kamusal eylem veya işlemden başvurucunun kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması gerekir (Onur Doğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014, §§ 42-45).

66. Somut olayda, başvuru formunda da belirtildiği üzere

başvurucunun anılan iddiaları AİHM tarafından haklı bulunarak 3/5/2007 tarihli kararla başvurucuya 12.000 Avro manevi

tazminat ödenmesine karar verildiği tespit edilmiştir (bkz

§ 41). Verilen tazminat ile başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik ihlalin tazmin edildiği, makul sürede yargılanma hakkı bakımından ise

başvurucuya yönelik suç isnadının başladığı tarihle AİHM'in

karar verdiği 3/5/2007 tarihine kadar olan dönemle

ilgili olarak makul sürede yargılanma hakkına yönelik ihlalin tazmin edildiği,

dolayısıyla söz konusu ihlaller nedeniyle başvurucunun mağdur sıfatı taşımadığı

anlaşılmaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısımlarının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi Kararından Sonraki Dönemde Makul Sürede Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

68. Başvurucu hakkındaki yargılama 24/6/2014

tarihinde tamamlanmıştır. Dolayısıyla AİHM'in

başvurucu hakkında karar verdiği 3/5/2007 tarihinden

başvurucu hakkındaki yargılamanın tamamlandığı 24/6/2014 tarihine kadarki dönem

açısından başvurucunun ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasının ayrıca incelenmesi gerekmektedir.

69. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul

sürede sonuçlandırılmadığı, yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya

da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu

yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel,

§§ 27-36).

70. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri

mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle

ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir

başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân

tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması

nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu

hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa

Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı

şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat

Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin

bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı

vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

71. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

3. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

73. Başvurucu, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen kolluktaki

ifadesinin mahkûmiyetine esas alındığını ileri sürmüştür.

74. Bakanlık bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

75. Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin

gerekçede Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca değerlendirme yaptığı birçok kararında, kanuni

bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin

yargılamada kullanılmasıyla ilgili olarak ileri sürülen iddiaları adil

yargılanma hakkının güvencelerinden olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında incelemektedir.

76. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun

iddialarının adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

i. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

77. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii.Esas Yönünden

(1) Genel

İlkeler

78. Anayasa Mahkemesi Orhan

Kılıç ([GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018)

kararında kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen

delillerin yargılamada kullanılmasıyla ilgili iddiaların adil yargılanma

hakkının güvencelerinden olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiğini belirterek konuyla ilgili ilkeleri belirlemiştir.

79. Buna göre bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin

kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleri

tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla

ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılan

değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek

değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir (Orhan

Kılıç, § 44).

80. Bu yönüyle Anayasa Mahkemesinin görevi, belirli delil unsurlarının

hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediğini tespit etmek değildir. Anayasa

Mahkemesinin görevi, hukuka aykırı olduğu olduğu ilk

bakışta anlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit

edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılıp

kullanılmadığını ve bu hukuka aykırılığın

bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisini incelemektir

(benzer yöndeki bir karar için bkz. Yaşar

Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19/11/2014, §

46).

81. Kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş

yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen ya da derece

mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek

veya belirleyici delil olarak kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı bakımından sorun oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Ceza muhakemesinde

delillerin elde ediliş şekli ve mahkûmiyete dayanak alınma düzeyleri,

yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirebilir (Orhan Kılıç, §§ 44-46).

(2)

İlkelerin Olaya Uygulanması

82. Somut olayda, başvurucunun kolluk

ifadesinin elde ediliş yöntemi açısından hukuka aykırı mahiyette olduğu

hususunda derece mahkemelerince yahut AİHM tarafından yapılmış bir tespit

bulunmadığı, Yargıtayın bozma gerekçesinde yalnızca

başvurucu hakkındaki adli rapor gözetildiğinde diğer deliller arasındaki

çelişkinin giderilerek hüküm verilmesi gerektiğinin belirtildiği, dolayısıyla

olaydaki işkence iddiasının maddi bir vakıa hâlini almadığı görülmektedir.

83. Öte yandan Mahkeme gerekçesinde, iddiaya konu ifade hukuka

aykırı yöntemlerle elde edilmiş olsa bile başvurucunun Savcılık ve sorgu

ifadelerinde tevilli ikrarları bulunduğuna

değinilmiştir (bkz § 36). Nitekim başvurucu, örgütün

bazı eylemlerinde kullanıldığı ekspertiz raporlarıyla

da kanıtlanan silahların ele geçirildiği yer gösterme işlemlerinin doğruluğunu

kabul etmiştir (bkz § 25).

84. Ayrıca somut başvuruya konu

yargılamada, başvurucunun müdafiyle temsil edildiği, başvurucunun yargılama

aşamasında her türlü delili sunabilme ve savunmasını yapabilme konusunda

herhangi bir zorluk ya da kısıtlamayla karşılaşmadığı, ilk derece mahkemesince

iddiaya konu hukuka aykırılık irdelenerek (bkz § 36)

delilin geçerli olduğu yönünde kanaate ulaşıldığı, ilk derece mahkemesince

keyfî ve gerekçesiz karar verildiğinden bahsedilemeyeceği hususları da gözönüne alındığında hukuka aykırılığı iddia edilen söz

konusu delilin ceza davasında kullanılmasının bir bütün olarak başvurucunun

hakkaniyete uygun yargılanma hakkını zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Başvurucu Müslüm Demir Yönünden

2- Başvurucunun İddiaları

86. Başvurucu; gözaltında işkenceye maruz kaldığını,

tutukluluğun ve yargılamanın makul süreyi aştığını, ayrıca hukuka aykırı

yöntemlerle elde edilen ifadesinin mahkûmiyetine esas alındığını ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

87. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ile

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi

gereği, başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki

davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit

edilmesi hâlinde başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında ilgilinin

2.000 TL'den fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına

karar verilir.

88. İlgili düzenlemeler vasıtasıyla genel hukuk teorisinde bir

kamu düzeni kuralı olarak ele alınan ve genel olarak bir hakkın açıkça

öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının

hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının

bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı görülmektedir. Bu bağlamda

bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve mahkemenin başvuruyu

gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuru hakkının kötüye

kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö.,

B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28).

89. Bu kapsamda özellikle mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçek

olmayan maddi vakıalara dayanılması, bu nitelikte bilgi ve belge sunulması,

başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi

verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu

değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında

mahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat

oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak

kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya

tahrik edici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında

ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla

bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru

hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B. No:

2013/1013, 2/7/2015; Osman Sandıkçı,

B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve

diğerleri, B. No: 2013/7302, 20/4/2016).

90. Somut olayda başvurucunun aynı

yargılamayla ilgili tutuklamanın ve yargılamanın makul süreyi aştığına ilişkin

iddialarını AİHM'e taşıması sonrası ulaşılan dostane

çözüm uyarınca başvurucuya 6.500 avro manevi tazminat ödenmesi karşılığında

AİHM tarafından başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verildiği ve

başvurucunun AİHM nezdindeki başvurusunda Av. Abidin Doğan tarafından da temsil

edildiği tespit edilmiştir (bkz. § 42).

91. Buna göre başvuru formu ve eklerinde

başvurucu tarafından AİHM'e yapılmış başvuru ve

neticesiyle ilgili başvurucu vekili tarafından Anayasa Mahkemesine herhangi bir

bilgi ve belge sunulmayıp bu açıdan ileri sürülen iddiaların yanıltıcı beyan

niteliğinde olduğu anlaşılmış, bu nedenle başvurunun tümünün başvuru hakkının kötüye kullanılması

nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

92. Bu durumda Av. Abidin Doğan hakkında Anayasa Mahkemesini

yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi

ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para cezasına hükmedilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucu Ali Dursun yönünden

1. İşkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın süre aşımı nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişi hürriyeti ve güvenliği ile makul sürede yargılanma

haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Başvurucu Müslüm Demir yönünden

1. Müslüm Demir'e vekâleten Av. Abidin Doğan tarafından yapılan

başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanılması nedeniyle REDDİNE,

2. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 2.000 TL disiplin para

cezasının Av. Abidin Doğan'dan TAHSİLİNE,

D. Kararın birer örneğinin İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar

Birliğine GÖNDERİLMESİNE,

E. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Serruh KALELİ Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Tuğçe TAKCI Başvurucular : 1. Ali DURSUN : 2. Müslüm DEMİR Vekili : Av. Abidin DOĞAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/12720, 19 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucu Ali Dursun Yönünden
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun
  12. B. Başvurucu Müslüm Demir Yönünden
  13. B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve
  14. A. Başvurucu Ali Dursun yönünden
  15. C. Başvurucu Müslüm Demir yönünden
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/12720
Tarih
19 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Mustafa Duman Başvurusu (B. No: 2015/19177)
  • S.s. Marmara Tankçıları Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2015/19458)
  • İbrahim Geçer Başvurusu (B. No: 2014/19056)
  • Ali Ekber Sultan Başvurusu (B. No: 2015/8079)
  • Eşper Bayraktutar Başvurusu (B. No: 2016/1969)
  • Vildan Utku Atalay Başvurusu (B. No: 2015/4812)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.