İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Ekber Akyol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17451)

1. Başvuru, acele kamulaştırılmaya yetki tanıyan Bakanlar Kurulu

Başvuru No2015/17451Tarih16 Şubat 2017Okuma38 dk · 7.651 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Ekber Akyol Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
16 Şubat 2017
Başvuru Numarası
2015/17451
R.G. Tarih ve Sayı
5/5/2017-30057
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.651 kelime·38 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, acele kamulaştırılmaya yetki tanıyan Bakanlar Kurulu

kararının yürütmesinin durdurulması kararı dikkate alınmayarak kamulaştırma

işlemlerinin tamamlanması ve taşınmazların Hazine adına tescil kararı verilmesi

nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/11/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüşü, başvurucuya tebliğ edilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan Ali Ekber Akyol, Hüseyin Akyol ve Ali Haydar

Akyol sırasıyla 1960, 1955 ve 1966 doğumlu olup Kocaeli ili Darıca ilçesinde; Mazruha Taydaş 1963 doğumlu olup İzmir ili Çiğli ilçesinde

ikamet etmektedir.

9. Bakanlar Kurulunca 19/4/2004 tarihli kararnameyle Enerji

Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından yapılacak kamulaştırmalarda

4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. Maddesinde

düzenlenen acele kamulaştırma usulünün uygulanması kararlaştırılmıştır.

10. EPDK tarafından 22/9/2005 tarihli kararla Darenhes Elektrik Üretim Anonim Şirketine (Elektrik

Şirketi) Elazığ ili Karakoçan ilçesinde ve

başvuranların taşınmazlarını da kapsayan bir bölgede Pembelik Barajı ve

Hidroelektrik Santrali’nin yapımı ve işletilmesi hususunda kırk dokuz yıllık

üretim lisansı verilmiştir.

11. EPDK’nın 11/11/2010 tarihli kararıyla, Bakanlar Kurulunun

anılan kararına dayanılarak, Pembelik Barajı’nın havzasında bulunan

taşınmazların kamulaştırılmasına ve kamulaştırma işlemlerinde acele

kamulaştırma usulünün uygulanmasına karar verilmiştir.

12. EPDK’nın 11/11/2010 tarihli kararıyla birlikte Bakanlar

Kurulunun 19/4/2004 tarihli kararı, Danıştay Altıncı Dairesinde dava konusu

edilmiştir. Daire, 16/4/2012 sayılı kararla her iki işlemin de yürütmesini

durdurmuştur. Kararın gerekçesinde 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesi uyarınca

acele kamulaştırma usulünün uygulanabilmesi için başka hiçbir idari otoriteye

devredilmeksizin doğrudan Bakanlar Kurulunca “aciliyet”

hâlinin varlığının takdir edilmesi ve bu kapsamda kamulaştırılacak taşınmazlar

ile kamulaştırmanın çerçevesinin açıkça belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Gerekçede, somut olayda 19/4/2004 tarihli Bakanlar Kurulu kararında “aciliyet” hâlinin değerlendirilmesi hususundaki yetkinin

EPDK’ya devredilmesi ve kamulaştırma işlemlerinin konusu yönünden bir sınır

çizilmeksizin EPDK’ya genel nitelikte bir yetki verilmesi nedeniyle işlemlerin

hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir.

13. EPDK, Dairenin 16/4/2012 tarihli yürütmenin durdurulmasına

ilişkin kararından sonra baraj havzasında bulunan taşınmazların

kamulaştırılmasından vazgeçilmesine dair işlem tesis etmiştir.

14. Bunun üzerine Bakanlar Kurulunca 18/6/2012 ve 30/7/2012 tarihli

kararnamelerle, Elazığ ilinde tesis edilecek Pembelik

Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin yapımı amacıyla kararname eklerinde tek

tek sayılan ve başvuruculara ait olanların da aralarında bulunduğu

taşınmazların EPDK tarafından acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir.

15. Öte yandan EPDK’nın 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli

kararlarıyla Bakanlar Kurulu kararlarında sayılan taşınmazlar hakkında acele

kamulaştırma kararı verilmiştir.

16. EPDK tarafından dosyadan anlaşılamayan bir tarihte Karakoçan

Asliye Hukuk Mahkemesine başvurularak taşınmazlara el konulması talep edilmiş

ve Mahkemece tespit edilen bedel başvuruculara ödendikten sonra talebin

kabulüne karar verilmiştir.

17. Başvurucular tarafından Bakanlar Kurulunun 18/6/2012 tarihli

kararının iptali istemiyle Danıştay Altıncı Dairesinde dava açılmıştır. Daire

19/3/2014 tarihinde Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin durdurulmasına karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde, kanunda istinai bir

yöntem olarak düzenlenen acele kamulaştırma usulünün uygulanabilmesi için

olağanüstü durumların bunu gerekli kılması, kamu yararının ve kamu düzeninin

sağlanmasının amaçlanması ve ayrıca Bakanlar Kurulunca durumun aciliyetine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş; somut

olayda acele kamulaştırma yapılmasını gerektiren hâllerin ortaya konulmaması ve

aciliyet hâlinin, üstün kamu yararının ve kamu

düzeninin korunmasını gerektiren hâllerin açıklanmaması nedenleriyle işlemin

hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir.

18. EPDK ayrıca, satın alma usulüyle taşınmazların devralınması

yolunu işletmiş ise de önerilen bedelin başvurucularca kabul edilmemesi üzerine

16/5/2013 tarihinde başvuruculara karşı Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesi

nezdinde bedel tespiti ve tescil davası açmıştır. Karakoçan Asliye Hukuk

Mahkemesince keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra 9/9/2014,

31/10/2014, 14/11/2014 ve 9/1/2015 tarihli

kararlarla bilirkişiler tarafından belirlenen taşınmaz bedellerinden acele

kamulaştırma sırasında ödenen miktarlar düşüldükten sonra kalan kısım üzerinden

tazminata hükmedilmiş ve ayrıca taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline kesin

olarak karar verilmiştir. Mahkeme, Danıştay Altıncı Dairesince Bakanlar Kurulu

kararının yürütmesinin durdurulduğu ve anılan davada esas hakkında karar

verilinceye kadar bu davada bekletme kararı verilmesi gerektiği yolunda

davalıların öne sürdükleri itirazı reddetmiştir. Mahkeme, Danıştay Altıncı

Dairesinde görülen davanın konusunun kamulaştırma işlemi olmadığı ve verilen

yürütmenin durdurulması kararının kamulaştırma işlemine ilişkin bulunmadığı

gerekçesine dayanmıştır. Mahkeme ayrıca başvurucuların taşınmazlarına el

konulmak suretiyle acele kamulaştırmanın tamamlanması nedeniyle Danıştay

kararının uygulanma kabiliyetinin bulunmadığını da gerekçesinde belirtmiştir.

19. Danıştay Altıncı Dairesi 30/6/2015 tarihli uyuşmazlığın

esasına ilişkin kararında, daha önce yürütmenin durdurulmasına ilişkin

19/3/2014 tarihli kararında açıkladığı görüşünü değiştirerek davayı

reddetmiştir. Daire, Bakanlar Kurulu kararının sadece Mahkemece taşınmaza el

konulmasına ilişkin karara dayanak teşkil ettiğini kabul etmiş; idarenin

sonradan olağan kamulaştırma sürecini başlatmış olmasını, bu kapsamda taşınmaz

bedelinin tespiti ve tescil davasının da açılmış bulunmasını gözeterek acele

kamulaştırma ve olağan kamulaştırma ayrımı yapılmaksızın davanın konusunun bir

bütün olarak taşınmaz mülkiyetinin kamulaştırılması biçiminde anlaşılması

suretiyle inceleme yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Daire, netice olarak

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına yönelik olduğu ve

işlemin hukuka uygun bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.

20. Anılan kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri

Kurulunun (İDDK) 8/10/2015 tarihli kararıyla Daire kararı bozulmuş ve dava konusu

Bakanlar Kurulu kararının iptaline kesin olarak karar verilmiştir. İDDK

kararının gerekçesinde, kanunda istinai bir yöntem

olarak düzenlenen acele kamulaştırma usulünün uygulanabilmesi için olağanüstü

durumların bunu gerekli kılması, kamu yararının ve kamu düzeninin sağlanmasının

amaçlanması, ayrıca Bakanlar Kurulunca durumun aciliyetine

karar verilmesi gerektiği belirtilmiş; somut olayda bu koşullar

gerçekleşmediğinden Bakanlar Kurulu kararlarının hukuka aykırı olduğu

açıklanmıştır.

21. Bu arada baraj havzasında taşınmazı bulunan başka malikler

tarafından 2014 yılı içinde Bakanlar Kurulunun, taşınmazların acele

kamulaştırılmasına ilişkin EPDK’ya yetki tanıyan 18/6/2012 ve 30/7/2012 tarihli

kararnameleri ile birlikte bunlara dayanılarak EPDK tarafından taşınmazların

kamulaştırılması yolunda tesis edilen 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli işlemlerin

de iptali istemiyle Danıştay Altıncı Dairesinde iki ayrı dava açılmıştır. Daire

tarafından yukarıda anılan gerekçelerle 30/6/2015 tarihinde verilen kararlarla her

iki dava da reddedilmiştir.

22. Ancak söz konusu kararlar İDDK’nın

8/10/2015 tarihli kararlarıyla bozulmuş ve dava konusu Bakanlar Kurulu

kararları ile bunlara dayalı tesis edilen EPDK işlemlerinin iptaline karar

verilmiştir. Bakanlar Kurulu kararının iptalinin başvurucular tarafından açılan

davaya ilişkin olarak verilen kararlarla aynı gerekçeye dayandığı

anlaşılmaktadır. Kararların gerekçesinde ayrıca, EPDK tarafından tesis edilen

kamulaştırma işlemleri yönünden de değerlendirme yapılmıştır. Kararlarda, Daire

kararında Bakanlar Kurulunca alınan acele kamulaştırma kararının sadece

Mahkemece taşınmaza el konulmasına ilişkin karara dayanak teşkil ettiğinin

belirtilmiş olması nedeniyle acele kamulaştırma ile olağan kamulaştırmanın

hukuki niteliği irdelenmiştir. İDDK, acele kamulaştırmada taşınmaz mülkiyetine

el konulmasından sonraki aşamalarda yapılan normal kamulaştırma sürecine

ilişkin işlemlerin acele kamulaştırma sürecinin bir parçası olarak

değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Kararlarda sonuç olarak EPDK’nın

kamulaştırma işlemlerinin, dayanağı olan Bakanlar Kurulu kararlarından bağımsız

değerlendirilemeyeceği ifade edilerek bunların da hukuka aykırı olduğu

belirtilmiştir.

23. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tescile ilişkin 9/9/2014,

31/10/2014, 14/11/2014 ve 9/1/2015 tarihli kararların başvuruculara 16/10/2015,

27/10/2015 ve 9/11/2015 tarihlerinde tebliği üzerine 10/11/2015 tarihinde

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Mevzuat

24. 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde

uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri

bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine

müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin,

peşin veya kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise

taksitle ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister.

…

Mahkemece malike doğrudan çıkarılacak meşruhatlı davetiyede veya ilan yolu ile yapılacak

tebligatta;

…

f) 14 üncü maddede

öngörülen süre içerisinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal

davası açanların, dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararı

aldıklarını belgelendirmedikleri takdirde, kamulaştırma işleminin kesinleşeceği

ve mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmaz malın

kamulaştırma yapan idare adına tescil edileceği,

…

… İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi

adına yatırıldığına veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda, ileride

ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun

ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma

bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve

paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup tarafların

bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

…

14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı hak

sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı

mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece,

idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre

işlem yapılır.”

25. 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesi şöyledir:

“3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt

savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar

Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü

durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri

dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile

mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın (Değişik ibare: 24/4/2001 – 4650/15 md.) 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde

uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal

sahibi adına (Değişik ibare: 24/4/2001 – 4650/15 md.)

10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya

yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir.

Bu Kanunun 3 üncü

maddesinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak

kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedelidir.”

26. 2942 sayılı Kanun’un 3. Maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Bakanlar Kurulunca kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların

yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılacak

kamulaştırmalarda, bir gerçek veya özel hukuk tüzelkişisine ödenecek

kamulaştırma bedelinin o yıl Genel Bütçe Kanununda gösterilen miktarı, nakden

ve peşin olarak ödenir. Bu miktar, kamulaştırma bedelinin altıda birinden az

olamaz. Bu miktarın üstünde olan kamulaştırma bedelleri, peşin ödeme

miktarından az olmamak ve en fazla beş yıl içinde faiziyle birlikte ödenmek

üzere eşit taksitlere bağlanır. Taksitlere, peşin ödeme gününü takip eden

günden itibaren, Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddi

uygulanır.”

27. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

705. Maddesi şöyledir:

“Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille

olur.

Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,

kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden

önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi,

mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.”

B. Kamulaştırma Usulü

28. 2942 sayılı Kanun’un 3. Maddesine göre kamulaştırma

yapılabilmesi için öncelikle idarenin ödenek temin etmesi gerekmektedir. İdare,

yeterli ödeneği temin ettikten sonra kamu yararı kararı alır. Kamu yararı

kararından sonra kamulaştırılacak taşınmaz belirlenir. Kamulaştırılacak

taşınmazın belirlenmesinin akabinde kamulaştırma kararı alınır. Bununla

birlikte onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve

projeye göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve

bu kararın onaylanmasına gerek yoktur. 2942 sayılı Kanun’un 8. Maddesine göre

idarenin kamulaştırma kararı aldıktan sonra öncelikle satın alma usulünü

uygulaması gerekmektedir. Satın alma usulünde idarenin teklif edeceği bedel,

idare içinde oluşturulan bir kıymet takdir komisyonunca belirlenir. Tarafların

satın alma usulüyle bir sonuca ulaşamamaları durumunda 24/4/2001 tarihli ve

4650 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki dönemden farklı olarak bedel

tespiti ve tescil için malikin değil idarenin yetkili asliye hukuk mahkemesinde

dava açması gerekmektedir. Asliye hukuk mahkemesince 2942 sayılı Kanun’da

belirtilen usul uyarınca tespit edilen bedelin tamamı veya taksitle ödeme

koşullarının bulunması durumunda ilk taksidinin

nakden veya hesabına yatırılarak malike ödenmesinden sonra tescil kararı

verilir. Kararın tescile ilişkin hüküm fıkrası kesin olup bedele ilişkin hüküm

fıkrasına karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Mülkiyetin idareye geçmesi

mahkemece tescil kararı verilmesi ile olur.

29. Öte yandan 2942 sayılı Kanun’un 14. Maddesi uyarınca malikin

kamulaştırma kararının iptali istemiyle idari yargıda dava açması da mümkündür.

Kural olarak bu davanın açılması, idare tarafından açılan bedel tespiti ve

tescil davasını etkilemez. Diğer bir ifadeyle asliye hukuk mahkemesi, idari

yargıda kamulaştırma işlemine karşı açılan iptal davasını bekletici mesele

yapmak zorunda değildir. Bununla birlikte 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesinin

on dördüncü fıkrası uyarınca kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda açılan

davada yürütmenin durdurulması kararı verilmesi durumunda asliye hukuk

mahkemesince idari yargıdaki davanın bekletici mesele olarak kabul edilmesi

zorunludur.

C. Acele Kamulaştırma

Usulü

30. Olağan kamulaştırma usulünde idarenin taşınmaza el koyması

ancak taşınmazın idare adına tescilinden sonra mümkün olabilmektedir.

Taşınmazın tescili ise tarafların anlaşamaması durumunda yukarıda ifade

edildiği üzere ancak asliye hukuk mahkemesince verilecek tescil kararı üzerine

gerçekleşir. Bununla birlikte idare bazı durumlarda taşınmaza hemen ihtiyaç

duyabilir. Bu durumda kamulaştırma sürecinin neticelenmesinin beklenmesi kamu

hizmetlerinin yürütülmesinde ciddi aksamalara yol açabilir. Kanun koyucu bu

gibi sakıncaların belli ölçüde bertaraf edilmesi amacına yönelik olarak 2942

sayılı Kanun’un 27. Maddesinde düzenlenen acele kamulaştırma usulünü

öngörmüştür. Anılan maddede düzenlenen “acele kamulaştırma usulü” idareye

kamulaştırma işlemlerinin neticelenmesini beklemeden kamulaştırılan taşınmaza

el koyma imkânı tanıyan olağanüstü bir kamulaştırma usulüdür.

31. Buna göre (1) 7/6/1939 tarihli ve 3634 sayılı Milli Müdafaa

Mükellefiyeti Kanunu’nun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacının doğması, (2)

aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar alınacak

hâllerde, (3) özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda, gerekli olan

taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler

sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde

o taşınmaz malın kanunda belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek

değeri idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el

konulabilir.

32. Acele kamulaştırma usulü, olağan kamulaştırmada malik lehine

getirilen usule ilişkin güvenceleri bertaraf etmemekte; yalnızca bu usullerin

işletilmesinden önce idareye, kamulaştırılacak taşınmaza el koyma imkânı

tanımaktadır. Taşınmaza el konulduktan sonra idare tarafından öncelikle satın

alma yolunun işletilmesi, bunun mümkün olamaması durumunda ise asliye hukuk

mahkemesinde bedel tespiti ve tescil davası açılması gerekmektedir. Bu davada

belirlenecek bedelin el koyma istemiyle açılan davada belirlenen bedelden

yüksek olması durumunda aradaki fark, idare tarafından malike; düşük olması

durumunda ise malik tarafından idareye ödenir.

33. Acele kamulaştırma uygulanabilecek hâllerden biri olan “aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar verilmesi” hâlinin söz

konusu olduğu durumlarda idarenin acele kamulaştırma kararı alabilmesi için

öncelikle Bakanlar Kurulunca kamulaştırma ihtiyacı duyulan proje veya yatırımın

aciliyet niteliği taşıdığına karar vermesi

gerekmektedir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 16/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucular, Danıştay Altıncı Dairesince 19/3/2014 tarihli kararla,taşınmazlarının EPDK

tarafından acele kamulaştırılmasına yetki tanıyan Bakanlar Kurulu kararının

yürütmesinin durdurulması üzerine 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesi uyarınca

Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından idari yargıda görülen davanın bekletici

mesele yapılması gerekirkenyargılama sırasında gerek

yazılı gerekse sözlü olarak defalarca dile getirmelerine rağmen tescil kararı

verildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, Danıştay kararıyla hukuka aykırılığı

saptanan acele kamulaştırma işlemine dayanılarak taşınmazlarının idare adına

tescil edilmesine karar verilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

36. Başvurucular ayrıca Danıştay Altıncı Dairesinin Bakanlar

Kurulu kararının yürütmesinin durdurulmasına ilişkin kararının uygulanmaması

nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuşlardır.

37. Bakanlık görüş yazısında, Bakanlar Kurulunun acele

kamulaştırma kararı İDDK tarafından iptal edilmiş ise de kamu yararı ile bireysel

yarar arasındaki orantılılık ilkesi değerlendirilirken kamulaştırma bedelinin

tespiti, tescile ilişkin Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile idari yargı

sürecinin bir bütün olarak dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık,

kamu yararı ile bireysel yarar arasındaki denge irdelenirken somut olaydaki

baraj inşaatının büyük enerji ve sulama projeleri kapsamında

gerçekleştirilmesi, söz konusu barajın bir ekonomik yatırım olarak ortaya

atılması, bölgede yaşayan insanların sosyal ve ekonomik yaşamlarına olumlu

katkı sağlaması, doğal yaşamdaki kaybın daha az önem taşıması gibi unsurların

da gözönünde bulundurulması gerektiğini ifade

etmiştir. Bakanlık ayrıca Danıştay Altıncı Dairesinin yürütmenin durdurulması

kararının kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasına ilişkin olmayıp

acele kamulaştırma işlemiyle ilgili olduğu değerlendirilerek Mahkemece verilen

kararda bariz bir takdir hatasının varlığından söz edilemeyeceğini savunmuştur.

2. Değerlendirme

38. Anayasa’nın “Mülkiyet

hakkı” kenar başlıklı 35. Maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

39. Anayasa’nın 46. Maddesi şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının

gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel

mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî

irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan

artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun

uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve

turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla

gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme

süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.

Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan

doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.

İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları

için öngörülen en yüksek faiz uygulanır. “

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

41. Başvurucular, Danıştay Altıncı Dairesinin Bakanlar Kurulu

kararının yürütmesinin durdurulmasına ilişkin kararının uygulanmaması nedeniyle

adil yargılanma haklarının ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuş iseler de

başvuru dilekçesi bir bütün olarak dikkate alındığında bu karara ilişkin asıl

yakınılan hususun Asliye Hukuk Mahkemesince idari yargıda görülen davanın

bekletici mesele olarak kabul edilmemesi olduğu anlaşılmaktadır. Asliye Hukuk

Mahkemesince bu kararın dikkate alınmasının gerekip gerekmediği hususunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuniliği bağlamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b.Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

43. Başvuru konusu olayda EPDK tarafından Bakanlar Kurulunun

18/6/2012 ve 30/7/2012 tarihli aciliyet kararlarına

dayanılarak tesis edilen 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli işlemlerle taşınmazların

acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinin

9/9/2014, 31/10/2014, 14/11/2014 ve 9/1/2015 tarihli kararlarıyla da

başvurucuların mülkiyetinde bulunan taşınmazların Hazine adına tesciline

hükmedilmiştir. Başvuruculara ait taşınmazların mülkiyetinin devletin üstün

buyurma gücüne dayanılarak Hazineye geçmiş olmasının mülkiyet hakkına müdahale

teşkil ettiği açıktır.Somut

olayda müdahalenin kamulaştırma kararıyla mı yoksa tescil kararıyla mı

gerçekleştiğinin tespiti önem taşımaktadır.

44. 4721 sayılı Kanun’un 705. Maddesinin birinci fıkrasında,

taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescil şartına bağlı kılınmakla birlikte

anılan maddenin ikinci fıkrasında, bu kuralın istisnalarına yer verilmiş ve

miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda

öngörülen diğer hâllerde mülkiyetin tescilden önce kazanılacağı belirtilmiştir.

Buna göre kamulaştırmada mülkiyet, kamulaştırma kararının alınmasıyla

kazanılmaktadır. Bu durumda kamulaştırma davalarında mahkemenin vereceği tescil

kararı, kurucu değil tespit edici bir vasıf taşımaktadır. Dolayısıyla taşınmazın

mülkiyeti, kamulaştırma kararıyla idareye geçeceğinden müdahalenin de

kamulaştırma kararıyla birlikte gerçekleştiğinin kabulü gerekir.

45. Anayasa’nın 35. Maddesi ve mülkiyet hakkına temas eden

hükümler içeren, kıyılara ilişkin 43., toprak mülkiyetine ilişkin 44.,

kamulaştırmayı düzenleyen 46., tarih, kültür ve tabiat varlıklarının

korunmasına ilişkin 63., tabii servet ve kaynaklara ilişkin 168., ormanlara

ilişkin 169. Ve 170. Maddeleri ile müsadereye ilişkin 28. Maddesinin sekizinci

fıkrası, 30. Maddesi, 38. Maddesinin onuncu fıkrası dikkate alındığında Anayasa’nın

mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir.

Anayasa’nın 35. Maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip

olduğu belirtilmek suretiyle “mülkten barışçıl yararlanma hakkı”na

yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 55).

46. Anayasa’nın 35. Maddesinin ikinci fıkrasında genel olarak

mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda “mülkten

yoksun bırakma”nın şartlarının genel çerçevesi de

çizilmiştir. Öte yandan Anayasa’nın 46. Maddesinde taşınmaz mülkiyetinden

yoksun bırakma yolu olan kamulaştırma usulü özel olarak düzenlenmiştir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 56).

47. Anayasa’nın 35. Maddesinin son fıkrasında mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle

devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân

sağlanmıştır. Zira mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamaması, devletin mülkiyetin kullanımının toplum yararına uygun olarak

düzenleyebilmesini gerektirmektedir. Bu durumda da devletin “mülkiyetin

kullanımını kontrol” yetkisine

sahip olduğunun kabulü zorunlu hâle gelmektedir. Ayrıca Anayasa’nın kıyılara

ilişkin 43., toprak mülkiyetine ilişkin 44., tarih, kültür ve tabiat

varlıklarının korunmasına ilişkin 63., tabii servet ve kaynaklara ilişkin 168.,

ormanlara ilişkin 169. Ve 170. Maddeleri ile müsadereye ilişkin 28. Maddesinin

sekizinci fıkrası, 30. Maddesi ve 38. Maddesinin onuncu fıkrasında, devlet

tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 57).

48. Mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet

hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksun bırakma şeklindeki

müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetin kullanımının kontrolünde

ise mülkiyet kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin

kullanım biçimi, toplum yararı gözetilerek belirlenmekte veya

sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale ise genel

nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin kullanımının

kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahalenin mülkten barışçıl yararlanma

hakkına müdahale kapsamında ele alınması gerekmektedir. Bununla birlikte

özellikle kamu otoritelerinin doğrudan mülkün kullanımına yönelik olmayan ancak

sonuçları itibarıyla mülkiyet hakkını etkileyen müdahaleleri mülkten barışçıl

yararlanma hakkına müdahale kapsamında görülmelidir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 58).

49. Kamulaştırma kararı başvurucuların taşınmazlarının Hazinenin

mülkiyetine geçmesi sonucunu doğurduğundan bu müdahalenin ikinci kural olan “mülkiyetten

yoksun bırakma” kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

50. Anayasa’nın 13. Maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

51. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa’ya uygun

düşmesi için Anayasa’nın 35. Maddesi ile 13. Maddesindeki düzenlemelere uygun

olarak yapılması gerekmektedir. Anayasa’nın 35. Maddesinin ikinci fıkrasında

mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği

belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda

öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. Maddesi

de “hak ve özgürlüklerin ancak kanunla

sınırlanabileceğini” temel bir ilke olarak benimsemiştir.

52. Anayasa’nın 46. Maddesine göre özel mülkiyetteki bir

taşınmaz -kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması hâlinde gerçek karşılığı peşin

ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla- kamulaştırılarak kamu

hizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkı kurularak kamu yararı amacıyla

kullanımı sınırlandırılabilir. Dolayısıyla idarenin ihtiyaç duyduğu özel

mülkiyetteki taşınmazları edinme yolu kamulaştırma usulüdür (AYM, E.2010/83,

K.2012/169, 1/11/2012).

53. Kamulaştırmanın usul ve esasları 2942 sayılı Kanun’da

düzenlenmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere 2942 sayılı Kanun uyarınca

kamulaştırma yapılabilmesi için ödenek temini, kamu yararı kararı alınması ve

kamulaştırılacak taşınmazın belirlenmesi süreçlerinden sonra yetkili idare

tarafından kamulaştırma kararı alınması gerekmektedir. Kamulaştırma kararı,

özel mülkiyette bulunan taşınmazın kamu mülkiyetine geçmesiyle sonuçlanan

kamulaştırma sürecinin kurucu unsuru niteliğini taşımaktadır. Yetkili idare

tarafından hukuka uygun bir şekilde verilen bir kamulaştırma kararı bulunmadan

kamulaştırmanın sonraki aşamalarına geçilmesi mümkün değildir (bkz. §§ 28, 29).

54. Acele kamulaştırma usulünün uygulandığı durumlarda da

usulüne uygun olarak verilen bir acele kamulaştırma kararının bulunması

gerekmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere (bkz. §§ 30-33) acele kamulaştırma;

(1) 3634 sayılı Kanun’un uygulanmasında yurt savunması ihtiyacının doğması

hâlinde, (2) aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar

verilecek hâllerde, (3) özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda

başvurulabilen ve idareye kamulaştırma kararının kesinleşmesinden önce

kamulaştırılan taşınmaza el koyma yetkisi tanıyan istisnai bir usuldür. Acele

kamulaştırma usulü, olağan kamulaştırmada malik lehine getirilen usule ilişkin

güvenceleri bertaraf etmemekte; yalnızca bu usullerin işletilmesinden önce

idareye, kamulaştırılacak taşınmaza el koyma imkânı tanımaktadır. İdare

tarafından, taşınmaza el konulduktan sonra öncelikle satın alma yolunun

işletilmesi, bunun mümkün olamaması durumda ise asliye hukuk mahkemesinde bedel

tespiti ve tescil dava açılması gerekmektedir.

55. Acele kamulaştırma usulünün uygulanması imkânı getirilen

hâllerden biri olan “aciliyetine Bakanlar Kurulunca

karar verilmesi” hâlinin söz konusu olduğu durumlarda idarenin acele

kamulaştırma kararı alabilmesi için öncelikle Bakanlar Kurulunca kamulaştırma

ihtiyacı duyulan proje veya yatırımın aciliyet

niteliği taşıdığına karar verilmesi gerekmektedir. Bakanlar Kurulunca ilgili

proje veya yatırımın acelelik niteliği taşıdığı

yolunda karar verilmeden ve bu karara dayanılarak yetkili idarece acele

kamulaştırma kararı alınmadan kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması, yapılan

müdahaleyi hukuka aykırı hâle getirebilir.

56. Başvuru konusu olayda Bakanlar Kurulunca 18/6/2012 ve

30/7/2012 tarihli kararnamelerle Elazığ ilinde inşa

edilecek olan Pembelik Barajı’nın havzasında bulunan ve kararname eklerinde tek

tek sayılan taşınmazların kamulaştırılmasında aciliyet

bulunduğuna 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesi uyarınca karar verilmiştir. Öte

yandan EPDK’nın 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli kararlarıyla Bakanlar Kurulu

kararlarında sayılan taşınmazlar hakkında acele kamulaştırma kararı

verilmiştir.

57. Başvurucular tarafından Bakanlar Kurulunun 18/6/2012 tarihli

kararnamesinin iptali istemiyle Danıştay Altıncı Dairesi nezdinde açılan davada

19/3/2014 tarihli kararla, acele kamulaştırma yapılmasını gerektiren hâllerin

ortaya konulmadığı ve aciliyet hâlinin, üstün kamu

yararı ve kamu düzeninin korunmasını gerektiren hâllerin açıklanmadığı

gerekçeleriyle yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.

58. Danıştay Altıncı Dairesi 30/6/2015 tarihli esas kararında,

daha önce yürütmenin durdurulmasına ilişkin 19/3/2014 tarihli kararında

açıkladığı görüşünü değiştirerek davayı reddetmiş ise de anılan kararın temyizi

üzerine İDDK’nın 8/10/2015 tarihli kararıyla Daire

kararı bozulmuş ve dava konusu Bakanlar Kurulu kararının iptaline kesin olarak

karar verilmiştir. Kararların gerekçesinde, Kanun’da istinai

bir yöntem olarak düzenlenen acele kamulaştırma usulünün uygulanabilmesinin

olağanüstü durumların varlığını gerekli kılması, kamu yararı ve kamu düzeninin

sağlanmasının amaçlanması ve ayrıca Bakanlar Kurulunca durumun aciliyetine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ve somut

olayda bu koşullar gerçekleşmediğinden Bakanlar Kurulu kararının hukuka aykırı

olduğu açıklanmıştır.

59. Başka malikler tarafından Bakanlar Kurulunun, taşınmazların

acele kamulaştırılmasına ilişkin EPDK’ya yetki tanıyan 18/6/2012 ve 30/7/2012

tarihli kararnameleri ile birlikte bunlara dayanılarak EPDK tarafından

taşınmazların acele kamulaştırılması yolunda tesis edilen işlemlerin de iptali

istemiyle Danıştay Altıncı Dairesinde açılan iki ayrı davada Dairece davaların

reddi yolunda verilen kararlar, İDDK’nın 8/10/2015

tarihli kararlarıyla bozulmuş ve dava konusu Bakanlar Kurulu kararları ile

bunlara dayalı tesis edilen EPDK işlemlerinin de iptaline karar verilmiştir. Anılan kararların gerekçesinde, acele

kamulaştırmada taşınmaz mülkiyetine el konulmasından sonraki aşamalarda yapılan

normal kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlerin acele kamulaştırma sürecinin

bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Kararlarda sonuç

olarak EPDK tarafından tesis edilen kamulaştırma işlemlerinin dayanağı olan

Bakanlar Kurulu kararlarından bağımsız değerlendirilemeyeceği ifade edilerek

bunların da hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla İDDK tarafından

Bakanlar Kurulunca alınan aciliyet kararının EPDK’nın

acele kamulaştırma kararının dayanağını oluşturduğu ve ilkinin hukuka aykırı

olmasının ikincisini kendiliğinden hukuka aykırı kılacağı kabul edilmiştir.

60. Öte yandan EPDK tarafından ayrıca, satın alma usulünün

işletilmesi girişimlerinin başarıya ulaşmaması üzerine 16/5/2013 tarihinde

başvuruculara karşı Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde bedel tespiti ve

tescil davası açılmıştır. Başvurucular tarafından Danıştay Altıncı Dairesinin

yürütmeyi durdurma kararı vermiş olması nedeniyle 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesi

uyarınca bekletme kararı verilmesi gerektiği yolunda öne sürülen itirazlar

Mahkemece yerinde görülmeyerek bedel tespiti yapılmış ve 9/9/2014, 31/10/2014,

14/11/2014 ve 9/1/2015 tarihli kararla tescil hükmü kurulmuştur. Mahkeme,

Danıştay Altıncı Dairesinde görülen davanın konusunun EPDK tarafından tesis

edilen kamulaştırma işlemi olmadığı ve anılan kararla verilen yürütmenin

durdurulması kararının kamulaştırma işlemine ilişkin bulunmadığı gerekçesine

dayanmıştır. Mahkeme ayrıca başvurucuların taşınmazlarına el konulmak suretiyle

acele kamulaştırmanın tamamlanması nedeniyle Danıştay kararının uygulanma

kabiliyetinin bulunmadığını da gerekçesinde belirtmiştir.

61. 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesinin on dördüncü fıkrasında,

14. Maddede belirtilen süre içinde kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri

tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de

yürütmenin durdurulması kararı verilmesi hâlinde mahkemece, idari yargıda

açılan davanın bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem

yapılacağı hükme bağlanmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesince, Danıştay Altıncı

Dairesinde görülen davanın konusunun ve dolayısıyla yürütmesi durdurulan

işlemin EPDK tarafından tesis edilen kamulaştırma işlemi değil Bakanlar

Kurulunun aciliyet kararı olduğu gerekçesiyle

bekletme kararı verilmeyerek yargılamaya devam edildiği anlaşılmıştır.

62. Görüldüğü üzere acele kamulaştırmada, Mahkeme kararına

istinaden taşınmaza el konulmasından sonra başlayan sürecin acele kamulaştırmanın

devamı niteliğinde mi yoksa ondan bağımsız ayrı bir kamulaştırma süreci mi

olduğu hususunda iki farklı yargı organı arasında görüş farklılığı

bulunmaktadır. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla

yorumun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği derece

mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin, bireysel

başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması

bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Mehmet

Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

63. Bununla birlikte iki yargı kolu arasındaki acele el koymadan

sonraki sürecin niteliği hususundaki görüş ayrılığı, Bakanlar Kurulunun

18/6/2012 ve 30/7/2012 tarihli aciliyet kararları ile

bunlara dayanılarak EPDK tarafından taşınmazların acele kamulaştırılması

yolunda tesis edilen 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli işlemlerin idari yargı

kararlarıyla iptal edildiği gerçeğini değiştirmemektedir. Yukarıda ifade

edildiği üzere kamulaştırmada mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden olgu

(mülkiyetin devrini sağlayan) tescil kararı değil kamulaştırma kararıdır (bkz.

§ 44). Müdahale teşkil eden olgunun hukuka aykırı olduğu kesinleşmiş yargı

kararıyla sabittir. Asliye Hukuk Mahkemesince kurulan tescil hükmünün acele

kamulaştırma sürecinin bir parçası olup olmadığı ve dolayısıyla hukuki

temelinin bulunup bulunmadığı hususundaki tartışma, kamulaştırma kararının

hukuka aykırılığını etkilememektedir.

64. Sonuç olarak somut olayda, Elazığ

ilinde tesis edilecek Pembelik Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin yapımı

amacıyla kararname eklerinde tek tek sayılan taşınmazların EPDK’ya acele

kamulaştırma yetkisi tanıyan Bakanlar Kurulu kararı ile buna dayanılarak EPDK

tarafından tesis edilen acele kamulaştırma kararının iptal edilmiş olması

nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik unsurunu taşımadığı

anlaşılmaktadır.

65. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamıştır.

B. Diğer İddialar

66. Başvurucular, günlük yaşamlarını sürdürdükleri köylerinin

büyük bir kısmına hukuka aykırı acele kamulaştırma kararıyla el konulması

nedeniyle sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar

verildiğinden ayrıca bu iddiaların incelenmesine gerek görülmemiştir.

C. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. Maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

68. Başvurucular, mülkiyet haklarının ihlali nedeniyle 192.000

TL, ödenen vekâlet ücretleri nedeniyle 8.000 TL olmaküzere

toplam 200.000 TL maddi tazminat; adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle

50.000 TL, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının ihlali nedeniyle

50.000 TL olmak üzere toplam 100.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde

bulunmuşlardır.

69. Başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

70. Başvurucuların, hukuka aykırı olduğu saptanan kamulaştırma

kararı sonucu mülklerinden mahrum kalmaları nedeniyle oluşan kayıplarının

giderilmesi gerekmektedir. Başvurucuların kayıpları, Hazine adına tescil edilen

taşınmazların ancak gerçek karşılığının başvuruculara ödenmesi suretiyle

giderilebilir. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden hukuka aykırı

tescil kararlarının verildiği yargılamalar sonucunda başvurucular aleyhine

hükmedilen vekâlet ücretlerinin de karşılanması gerekmektedir.

71. Başvurucuların taşınmazlarının kamulaştırılması nedeniyle

Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılamalarda taşınmazların bedelleri tespit

edilmiş, acele kamulaştırma kararından sonra taşınmazlara el konulmasına

ilişkin olarak açılan davada başvuruculara ödenen tutarlar belirlenerek

düşülmüş, kalan kısım ise başvurucular adına açılan banka hesaplarına

yatırılmıştır. Mahkeme ayrıca nihai olarak belirlenen tazminat bedeline dava

tarihinden dört ay sonraki tarihten itibaren yasal faiz uygulanmasına

hükmetmiştir.

72. Hükümlerin taşınmaz bedeline ilişkin kısmı, başvurucular

tarafından temyiz edilmiş olup temyiz incelemeleri devam etmektedir. Şu hâlde

taşınmazların gerçek bedellerinin belirlenerek başvuruculara ödenmesine yönelik

yargılama süreci devam ettiğinden bu aşamada taşınmaz bedelleri yönünden

tazminata hükmedilmesine gerek bulunmamaktadır. Dolayısıyla taşınmaz bedellerinden

kaynaklanan tazminat isteminin reddi gerekmektedir.

73. Dosyada bulunan Mahkeme kararlarının incelenmesinden bir

dosyada başvurucular aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmediği, diğer dört

dosyanın her birinde ise başvurucular aleyhine 1.500 TL olmak üzere toplam

6.000 TL vekâlet ücretine hükmedildiği anlaşılmaktadır. Anılan davaların

tümünde beş davalının bulunduğu görülmektedir. Ancak bunlardan F.A. tarafından

bu dosya kapsamında bireysel başvuruda bulunulmadığından buna isabet eden 1.200

TL’nin düşülmesi gerekir. Bu durumda başvurucular aleyhine hükmedilen vekâlet

ücretleri nedeniyle başvuruculara müştereken 4.800 TL tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekmiştir.

74. Ayrıca hukuka aykırı kamulaştırma kararı nedeniyle

mülklerinden yoksun bırakılmaları nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuların her birine

ayrı ayrı ödenmek üzere 5.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

75.Başvurucuların diğer maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddi

gerekir.

76. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harcın ve

1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.026,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Kadir ÖZKAYA’nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Başvurucuların diğer iddialarının incelenmesine GEREK

OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,

D. Başvuruculara müştereken 4.800 TL maddi tazminat ÖDENMESİNE,

E. Başvurucuların her birine ayrı ayrı olmak üzere net 5.000 TL

manevi tazminat ÖDENMESİNE,

F. Tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

G. 226,90 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.026,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

H. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

I. Kararın bir örneğinin Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

16/2/2017 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY

I. OLAY

1. Elazığ ilinde tesis edilecek

Pembelik Barajı ve Hidroelektrik Santralinin yapımı amacıyla, başvuruculara ait

taşınmazların EPDK tarafından acele olarak kamulaştırılmasına, ilk olarak,

Bakanlar Kurulunun 19.04.2004 tarihli kararıyla karar verilmiş, EPDK'nın 11.11.2010

tarihli kararıyla da bu karara dayalı olarak Baraj havzasında bulunan

taşınmazların kamulaştırılmasına ve kamulaştırma işlemlerinde acele

kamulaştırma usulünün uygulanmasına karar verilmiştir.

2. EPDK'nın 11.11.2010 tarihli kararıyla birlikte Bakanlar

Kurulunun 19.04.2004 tarihli kararının da dava konusu edilmesi ve Danıştay

Altıncı Dairesince 16.04.2012 tarihli kararla, aciliyet

hâlinin değerlendirilmesi hususundaki yetkinin EPDK'ya devredilmesi ve

kamulaştırma işlemlerinin konusu yönünden bir sınır çizilmeksizin EPDK'ya genel

nitelikte bir yetki verilmesi nedeniyle işlemlerin hukuka aykırı olduğu

sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle her iki işlemin de yürütülmesinin durdurulması

üzerine EPDK tarafından 26.04.2012 tarihinde baraj havzasında bulunan taşınmazların

kamulaştırılmasından vazgeçilmesine dair işlem tesis edilmiştir.

3. Ardından yine aynı barajın yapımı amacıyla, Bakanlar

Kurulunun 18.06.2012 tarih ve 3321 sayılı kararıyla, başka birçok taşınmazla

birlikte başvuruculara ait taşınmazların da EPDK tarafından acele olarak

kamulaştırılmasına yeniden karar verilmiştir.

4. EPDK tarafından da 02.08.2012 ve 15.08.2012 tarihlerinde

belirtilen doğrultuda kamulaştırma kararları alınmış ve Karakoçan Asliye Hukuk

Mahkemesine başvurularak söz konusu taşınmazlara el koyma kararı verilmesi

istenmiştir. Mahkemece, tespit edilen bedelin başvuruculara ödenmesi kaydıyla

talebin kabulüne karar verilmiştir.

5. Ardından, kamulaştırma sürecinin tamamlanması için EPDK

tarafından satın alma usulüyle taşınmazların devralınması yolu işletilmiş,

ancak önerilen bedelin başvurucularca kabul edilmemesi üzerine 16.05.2013

tarihinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil istemiyle Karakoçan Asliye

Hukuk Mahkemesine başvurularak dava açılmıştır.

6. Öte yandan başvurucular tarafından da, Bakanlar Kurulunun

03.07.2012 günlü ve 28342 sayılı Resmi Gazete’de

yayımlanan 18.06.2012 tarih ve 3321 sayılı kararının iptali istemiyle Danıştay

6. Dairesinde dava açılmış; Dairece 19.03.2014 tarihinde, olayda acele

kamulaştırma yapılmasını gerektiren hâllerin ortaya konulmadığı ve aciliyet hâlinin, üstün kamu yararının ve kamu düzeninin

korunmasını gerektiren hâllerin açıklanamadığı gerekçesiyle kararın

yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

7. Başvurucular kendilerine ait taşınmazlara ilişkin olarak EPDK’ca alınan kamulaştırma kararlarının iptali istemiyle

ise dava açmamışlardır.

8. Bu arada, başvuruculara ait taşınmazların kamulaştırma

bedelinin tespiti ve tescili istemiyle Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinde

açılan davada, EPDK’ca geri alınan bir kamulaştırma

kararı ile Danıştay tarafından hakkında yürütmeyi durdurma kararı verilen bir

Bakanlar Kurulu Kararı dayanak gösterilerek açılan bu davanın (bedel tespiti ve

tescil davasının) öncelikle “dava şartı noksanlığı” sebebiyle usulden reddi; bu

yapılmadığı takdirde Danıştay Altıncı Dairesince Bakanlar Kurulunun 18.06.2012

tarih ve 3321 sayılı kararının yürütülmesinin durdurulması yolunda verilen

kararın bekletici mesele yapılması ve anılan davada esas hakkında karar

verilinceye kadar bu davanın bekletilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

9. Öte yandan Danıştay Altıncı Dairesi, 19.03.2014 tarihli

kararıyla yürütülmesinin durdurulmasına karar verdiği 18.06.2012 tarih ve 3321

sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istemini, uyuşmazlığın esasına ilişkin

30.06.2015 tarihli kararıyla, görüşünü değiştirerek reddetmiştir. Daire,

Bakanlar Kurulu kararının sadece Mahkemece taşınmaza el konulmasına ilişkin

karara dayanak teşkil ettiğini kabul etmiş, idarenin sonradan olağan

kamulaştırma sürecini başlatmış olmasını ve bu kapsamda taşınmaz bedelinin

tespiti ve tescil davasının da açılmış bulunmasını gözeterek acele kamulaştırma

ve olağan kamulaştırma ayrımı yapılmaksızın davanın konusunun bir bütün olarak

taşınmaz mülkiyetinin kamulaştırılması biçiminde anlaşılması suretiyle inceleme

yapılması gerektiğini ifade etmiştir.

10. Bu karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun

08.10.2015 tarihli kararıyla, kanunda istinai bir

yöntem olarak düzenlenen acele kamulaştırma usulünün uygulanabilmesini

olağanüstü durumların gerekli kılması, kamu yararının ve kamu düzeninin

sağlanmasının amaçlanması ve ayrıca Bakanlar Kurulunca durumun aciliyetine karar verilmesi gerektiği, somut olayda bu

koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle bozulmuş ve dava konusu Bakanlar Kurulu

kararının iptaline kesin olarak karar verilmiştir.

11. Bu arada, baraj havzasında taşınmazı bulunan başka malikler

tarafından, Bakanlar Kurulunun taşınmazların acele kamulaştırılmasına ilişkin

EPDK'ya yetki tanıyan 18.06.2012 ve 30.07.2012 tarihli kararları ile birlikte

bunlara dayanılarak EPDK tarafından taşınmazların kamulaştırılması yolunda

tesis edilen 02.08.2012 ve 15.08.2012 tarihli işlemlerin de iptali istemiyle

Danıştay Altıncı Dairesinde açılan davalarda verilen ret kararları da Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 08.10.2015 tarihli kararıyla bozulmuş ve dava

konusu Bakanlar Kurulu kararları ile bunlara dayalı tesis edilen EPDK

işlemlerinin iptaline hükmedilmiştir. Kararda, acele kamulaştırma ile olağan

kamulaştırmanın hukuki niteliği irdelenmiş, acele kamulaştırmada taşınmaz

mülkiyetine el konulmasından sonraki aşamalarda yapılan normal kamulaştırma

sürecine ilişkin işlemlerin, acele kamulaştırma sürecinin bir parçası olarak

değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmış, sonuç olarak EPDK'nın kamulaştırma

işlemlerinin, dayanağı olan Bakanlar Kurulu kararlarından bağımsız

değerlendirilemeyeceği ifade edilerek bunların da hukuka aykırı olduğu

belirtilmiştir.

12. Öte yandan, başvuruculara ait taşınmazların kamulaştırma

bedelinin tespiti ve tescili istemiyle açılan davada; Karakoçan Asliye Hukuk

Mahkemesince (09.09.2014, 31.10.2014, 14.11.2014 ve 09.01.2015 tarihli

kararlarla), başvurucular tarafından ibraz edilen yürütmeyi durdurma kararının

kamulaştırma kararına ilişkin olmayıp, Kamulaştırma Kanunu’nda belirtilen

kamulaştırmanın yöntemine (acele kamulaştırmaya) ilişkin olduğu, acele

kamulaştırmanın da yapılıp sonuçlandırıldığı, eldeki davanın konusunun

kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası olduğu, acele kamulaştırmaya

ilişkin yürütmeyi durdurma kararının bu davada uygulanma imkânı bulunmadığı,

kamulaştırma işleminin iptali ya da yürütülmesinin durdurulması yolunda

verilmiş bir karar bulunmadığı gerekçeleriyle ileri sürülen iddialara itibar

edilmemiş ve keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra, bilirkişiler

tarafından belirlenen değerler dikkate alınarak taşınmazların kamulaştırma

bedelleri takdir edilmiş, belirlenen bedellerden acele kamulaştırma sırasında

ödenen miktarlar düşüldükten sonra kalan kısmın yasal faiziyle birlikte başvuruculara

ödenmesine Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere hükmedilmiş ve ayrıca

taşınmazların Hazine adına tapuya tesciline kesin olarak karar verilmiştir.

13. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tescile ilişkin

09.09.2014, 31.10.2014, 14.11.2014 ve 09.01.2015 tarihli kararların 16.10.2015,

27.10.2015 ve 09.11.2015 tarihlerinde tebliği üzerine 10.11.2015 tarihinde

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.

14. Başvurucular, taşınmazlarının EPDK tarafından acele olarak

kamulaştırılmasına yetki tanıyan Bakanlar Kurulu kararının Danıştay Altıncı

Dairesince yürütülmesinin durdurulması nedeniyle, bu durumun, 2942 sayılı

Kanun'un 10. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bekletici

mesele yapılması gerekirken, yargılama sırasında gerek yazılı gerekse sözlü

olarak defalarca dile getirmelerine rağmen bekletici mesele yapılmaksızın kesin

nitelikli olarak tescil kararı verilmesinin, bir başka söyleyişle Danıştay

kararıyla hukuka aykırılığı saptanmış olan acele kamulaştırma kararına

dayanılarak taşınmazlarının idare adına tescil edilmesine karar verilmesinin

mülkiyet haklarının ihlaline neden olduğunu ileri sürmüşlerdir.

II. MEVZUAT

15. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği belirtilmek

suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği

ifade edilmiştir.

16. Anayasa'nın 46. maddesinde de özel mülkiyetteki bir

taşınmazın, kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılığı peşin

ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla kamulaştırılarak kamu

hizmetine tahsis edilebileceği veya üzerinde irtifak hakkı kurularak kamu

yararı amacıyla kullanımının sınırlandırılabileceği belirtilmiştir.

17. 2942 sayılı Kanun'da ise kamulaştırmanın usul ve esasları düzenlenmiştir.

Kanuna göre, idarece, kamulaştırma kararı aldıktan sonra öncelikle satın alma

usulü uygulanır. Tarafların satın alma usulüyle bir sonuca ulaşamamaları

durumunda, idarece bedel tespiti ve tescil için yetkili asliye hukuk

mahkemesinde dava açılır ve bedelin peşin veya duruma göre taksitle ödenmesi

karşılığında idare adına tesciline karar verilmesi istenilir.

18. Mahkeme, belirlediği duruşma gününü, taşınmaz malın malikine

bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Yapılacak tebligatta kanunda yazılı

diğer hususlarla birlikte 14. maddede öngörülen süre içerisinde, kamulaştırma

işlemine idari yargıda iptal veya adli yargıda maddi hatalara karşı düzeltim

davası açabilecekleri, 14. maddede öngörülen süre içerisinde, kamulaştırma

işlemine karşı idari yargıda iptal davası açanların, dava açtıklarını ve

yürütmenin durdurulması kararı aldıklarını belgelendirmedikleri takdirde,

kamulaştırma işleminin kesinleşeceği ve mahkemece tespit edilen kamulaştırma

bedeli üzerinden taşınmaz malın kamulaştırma yapan idare adına tescil edileceği

belirtilir.

19. Kamulaştırmaya konu taşınmaz maliki/malikleri tarafından da

mahkemece yapılan tebligat tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma

işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim

davası açılabilir. İştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşların tek

başına dava hakları vardır. Açılan davaların sonuçları dava açmayanları

etkilemez. 14. maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı hak

sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı

mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece,

idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre

işlem yapılır. Bir başka söyleyişle malikin kamulaştırma kararının iptali

istemiyle idari yargıda dava açması mümkün olmakla birlikte ilkece bu davanın

açılması, idare tarafından açılan bedel tespiti ve tescil davasını etkilemez.

Ne var ki, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda açılan davada yürütmenin

durdurulması kararı verilmesi durumunda asliye hukuk mahkemesince idari

yargıdaki davanın bekletici mesele olarak kabul edilmesi zorunludur.

20. Asliye hukuk mahkemesince, Kanun'da belirtilen usul uyarınca

tespit edilen bedelin nakden veya duruma göre hesaben

malike ödenmesinden sonra tesciline kararı verilir. Kararın tescile ilişkin

hüküm fıkrası kesin olup bedele ilişkin hüküm fıkrasına karşı temyiz yoluna

başvurulabilir. Mülkiyetin idareye geçmesi mahkemece tescil kararı verilmesi

ile olur.

21. Acele kamulaştırma usulünün uygulandığı durumlarda ise

usulüne uygun olarak verilen bir acele kamulaştırma kararının bulunması; bu

usulün uygulanması imkânını sağlayan hallerden birisi olan "aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar verilmesi"

hâlinin söz konusu olduğu durumlarda da idarenin acele kamulaştırma kararı

alabilmesi için öncelikle Bakanlar Kurulunca bu doğrultuda bir karar alınması

gerekmektedir.

22. Olağan kamulaştırma usulünde idarenin taşınmaza el koyması

ancak taşınmazın idare adına tescilinden sonra mümkün olabilmektedir. Tescil

ise tarafların anlaşamaması durumunda ancak asliye hukuk mahkemesince verilecek

tescil kararı üzerine gerçekleşebilmektedir.

23. "Acele kamulaştırma usulü" idareye, kamulaştırma

işlemlerinin neticelenmesini beklemeden kamulaştırılmasına karar verilen

taşınmaza el koyma imkânı tanıyan bir kamulaştırma usulüdür.

24. Bu usulde; kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak

üzere ilgili idarenin istemi üzerine, bir nevi delil tespiti niteliğindeki bir

el koyma davası sonucunda taşınmazın kanunda belirtilen usule göre Mahkemece

tespit edilecek değerinin, idare tarafından mal sahibi adına bankaya

yatırılması koşuluyla yine Mahkemece el konulmasına karar verilir. Buradaki

bedel taşınmazın nihai kamulaştırma bedeli değildir. Ayrıca, el koyma

davasında, tescile ilişkin olarak bir karar verilemediğinden, davanın kabul

edilmesi sadece el koymaya ilişkin olur ve tapuda asıl malik olan kişinin

değişmesi sonucunu doğurmaz. Bu davanın kabulü idareye ancak el koyduğu

taşınmaz üzerinde kamu yararı bulunan işlemi yapılabilme imkânı verir.

25. İdare tarafından, taşınmaza el konulduktan sonra, taşınmaz

malın mülkiyetinin devrini sağlayabilmek için, öncelikle satın alma yolunun

işletilmesi, bunun mümkün olamaması durumda ise asliye hukuk mahkemesinde bedel

tespiti ve tescil davası açılması gerekmektedir. Dolayısıyla taşınmaza usulüne

uygun şekilde el konulduktan sonra yapılacak olanlar normal kamulaştırma

sürecine ilişkin işlemlerdir. Bir başka söyleyişle el koymadan sonra yapılacak

olanlar her iki kamulaştırma usulünde de aynıdır.

III. DEĞERLENDİRME

26. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin Anayasa'ya uygun

düşebilmesi için Anayasa'nın 35. maddesi ile 13. maddesindeki düzenlemelere

uygun olarak yapılması gerekmektedir.

27. Başvuru konusu olayda Bakanlar Kurulunca 18.06.2012 ve

30.07.2012 tarihli kararlarla Elazığ ilinde inşa

edilecek olan Pembelik Barajının havzasında bulunan ve kararname eklerinde tek

tek sayılan taşınmazların acele kamulaştırma usulüyle kamulaştırılması yolunda aciliyet kararları alınmış, bu yetkiye istinaden de

EPDK'nın 02.08.2012 ve 15.08.2012 tarihli kararlarıyla anılan taşınmazlar

hakkında acele kamulaştırma kararları verilmiştir.

28. Başvurucular tarafından Bakanlar Kurulu Kararının iptali

istemiyle dava açılırken, taşınmazların kamulaştırılmasına ilişkin EPDK

kararının iptali istemiyle dava açılmamıştır. Bu husus gerek başvuru formu ve

gerekse form ekinde ibraz edilen Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesi kararlarında

açıkça vurgulanmaktadır.

29. Kararda göndermede bulunularak varılan sonuca dayanak alınan

unsurlardan birisi olan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun söz konusu

kararına konu dava bir taraftan baraj havzasında taşınmazı bulunan başka

malikler tarafından açılmış bir davadır, diğer taraftan da söz konusu iptal

kararı Asliye Hukuk Mahkemesince tescile ilişkin olarak verilen 09.09.2014,

31.10.2014, 14.11.2014 ve 09.01.2015 tarihli kararlardan daha sonra 08.10.2015

tarihinde verilmiş olan bir karardır. Öte yandan başvurucular tarafından açılan

davada verilen iptal kararı da Bakanlar Kurulu Kararının iptaline ilişkin bir

karardır.

30. Hal böyle olunca, her iki kararında kanunilik unsuru

açısından olaya etkisinin tartışılması gerekmektedir.

31. Bilindiği üzere iptal davaları, kişisel, güncel ve meşru bir

menfaati ihlal edilenler tarafından açılabilen davalardır. Bu nedenle de iptal

davası açan ile iptali istenilen işlem arasında mutlaka belirtilen nitelikte bir

menfaat bağının olması gerekir.

32. Olayda EPDK tarafından tesis edilmiş olan kamulaştırma

kararı tek bir işlem formatında aynı gerekçe ile tesis edilmiş olsa da, kararda belirtilen her bir parsel açısından, ayrı ayrı

sonuç doğurucu tekil işlem niteliğindedir.

33. Bu bakımdan, ilkece, birçok parselle ilgili olarak alınan

bir kamulaştırma kararının iptali istemiyle, belli bir parselin

sahibi/sahipleri tarafından açılacak olan bir davada anılan parselin

sahibinin/sahiplerinin iptalini isteyebileceği husus, söz konusu kamulaştırma

işleminin kendi parsellerine ilişkin kısmı olacaktır. Bunun ötesinde,

kamulaştırma işleminin tamamının iptalini isteyebilmesi için, başkalarına ait

parsellerle olan menfaat bağını ortaya koyması gerekir. Bunun yapılmadığı

durumlarda, iptal davalarındaki menfaat koşulu gereğince, belli bir parsel

sahibi tarafından kamulaştırma işleminin tümünün iptali istemiyle açılan bir

davada verilecek olan iptal kararının, sadece davayı açanlara ait parsele

ilişkin olduğunun kabulü gerekir.İptal

kararının gerekçesinin dava konusu işlem açısından genel bir hukuki gerekçe

olması, iptal hükmünün yalnızca davacılar açısından sonuç doğuracağı gerçeğini

değiştirmez. İşlemin niteliği gereğince, iptal hükmü, davanın tarafı olmayan

ama işlemden etkilenen diğer kişilere uygulanmaz.

34. Kararda göndermede bulunulan ve EPDK tarafından alınan

kamulaştırma kararlarına ilişkin bulunan Danıştay İdari Dava Daireleri

Kurulu’nun söz konusu kararında diğer taşınmazlara ve taşınmaz sahiplerine

ilişkin bir irdeleme yapılmadığı gibi, davacılar tarafından da kişisel

menfaatleri gereğince, işlemin, işleme konu diğer taşınmazlar bakımından da

iptalinin istendiği yönünde bir açıklama yapıldığına rastlanılmamıştır.

35. Bu bakımdan, baraj havzasında taşınmazı bulunan başka malikler

tarafından açılan davada verilmiş olan ve EPDK’nın acele kamulaştırma kararının

iptaline ilişkin bulunan hükmün, elimizdeki başvuruda kanunilik testinde

kullanılması mümkün değildir.

36. Öte yandan başvurucular tarafından açılan davada verilen

iptal kararı da, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı

üzere Bakanlar Kurulu Kararının iptaline ilişkin bir karardır. Söz konusu

Bakanlar Kurulu Kararı ise diğer taşınmazlarla birlikte başvuruculara ait

taşınmazların da doğrudan kamulaştırıldığına ilişkin bir karar olmayıp, Elazığ ilinde tesis edilecek Pembelik Barajı ve

Hidroelektrik Santralinin yapımı amacıyla kararname ekinde sayılan

taşınmazların EPDK tarafından acele olarak kamulaştırılması yönünde yetki

tanıyan bir karardır. Hal böyle olunca bu kararın da “kanunilik” testinde

doğrudan dikkate alınması gerektiği söylenemez.

37. Olayda, acele kamulaştırmanın olağan kamulaştırmadan farkı olan“el koyma” kararının alındığı

tarih itibarıyla, 18.06.2012 tarih ve 3321 sayılı Bakanlar Kurulu kararının

yürütülmesinin durdurulmasına veya iptaline ilişkin bir karar bulunmamaktadır.

Bu nedenle hukuk aleminde varlığını sürdüren bir Bakanlar Kurulu Kararına ve

yine dava konusu edilmediği için varlığını sürdüren bir kamulaştırma kararına

dayalı olarak gerçekleştirilen hukuka uygun bir “el koyma” kararı

bulunmaktadır. El koyma kararının alınmasıyla birlikte de olayda söz konusu

taşınmaza fiili olarak el atılması imkânı oluşmuş (el atılmış); hal böyle

olunca da, sürecin gereği olarak EPDK tarafından

başvuruculara ait taşınmazların kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili

istemiyle Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmış bulunulmaktadır.

38. Yukarıda belirtilen hususlarla birlikte, el koymadan sonra

yapılacak olanların her iki kamulaştırma usulünde de aynı olduğu, olayda da

başvuruculara ait taşınmazlara hukuka uygun biçimde el konulduktan sonra olağan

kamulaştırma prosedürünün izlendiği, başvurucular tarafından Bakanlar Kurulu

Kararının iptali istemiyle dava açılırken taşınmazlarının kamulaştırılmasına

ilişkin EPDK kararının iptali istemiyle dava açılmadığı, nihayetinde taşınmazın

bedelinin tespiti ve idare adına tescil edilmesi istemli davanın açıldığı tarih

itibarıyla kanunun aradığı anlamda verilmiş herhangi bir yürütmenin

durdurulması kararının da bulunmadığı dikkate alındığında, olaydaki kanunilik

unsurunun, sürecin bütününün dikkate alınması suretiyle değerlendirilmesi

gerekmektedir.

39. Bu yapıldığında da tarafımızca başvurucuların mülkiyet

hakkına yapılan müdahalede kanunilik unsuru açısından bir sorun bulunmadığı

sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla olayda ölçülülük testine geçilmesi

gerekir.

40. Dosya kapsamına göre, gerek

kamulaştırma kararı, gerekse kamulaştırmanın acele yöntemle yapılmasına ilişkin

Bakanlar Kurulu kararı, kamu yararı amacı doğrultusunda, büyük enerji ve sulama

gibi, bölgede yaşayan insanların sosyal ve ekonomik yaşamlarına olumlu katkı

sağlamak gibi kamusal ihtiyaç niteliği haiz enerji yatırımının bir an önce

yapılabilmesi için ilgili taşınmazlara el koyma imkânının sağlanması amacıyla

tesis edilmiştir. Olaya, kamu yararı ile bireysel yarar arasındaki orantılılık

ilkesi açısından bakıldığında ölçülülük unsuru açısından da bir ihlalin

gerçekleşmediği sonucuna varılmaktadır.

41. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet haklarının ihlal edilmediği görüşüyle

karara katılmıyorum.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucular

:

1. Ali Ekber

AKYOL

2. Mazruha TAYDAŞ

3. Hüseyin

AKYOL

4. Ali

Haydar AKYOL

Vekili

:

Av. Mehmet

HORUŞ

Üye Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/17451, 16 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. İlgili Mevzuat
  8. B. Kamulaştırma Usulü
  9. C. Acele Kamulaştırma
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Mülkiyet Hakkının
  12. B. Diğer İddialar
  13. C. 6216 Sayılı Kanun’un
  14. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  15. B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  16. C. Başvurucuların diğer iddialarının incelenmesine GEREK
  17. H. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  18. I. Kararın bir örneğinin Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesine
  19. J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Karşıoy
  21. I. Olay
  22. II. Mevzuat
  23. III. Değerlendirme
  24. Gökcan
  25. Akyol
  26. Akyol
  27. Horuş
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/17451
Tarih
16 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Emrah Karadaş Başvurusu (B. No: 2014/6043)
  • Fatma Tan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7225)
  • Hüseyin Kaya Başvurusu (B. No: 2014/18923)
  • H.ö. Başvurusu (B. No: 2014/11094)
  • Ali Zeki Irmak Başvurusu (B. No: 2014/15990)
  • Ekrem Doğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18057)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.