İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Karatay Başvurusu (B. No: 2012/990)

1. Başvurucu, içeriğinde “Devrimden Sonra” adlı yerli sinema filminin

Başvuru No2012/990Tarih10 Aralık 2014Okuma27 dk · 5.385 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Karatay Başvurusu

Karar tarihi
10 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2012/990
R.G. Tarih-Sayı
4/4/2015-29316
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.385 kelime·27 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, içeriğinde “Devrimden Sonra” adlı yerli sinema filminin

yer aldığı kompakt diskin (CD), hükümlü olarak tutulduğu Ceza İnfaz Kurumu

idaresince kendisine verilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini;

öte yandan, bu karara karşı şikâyet başvurusu ve itiraz aşamalarında Cumhuriyet

savcısı görüşlerinin kendisine tebliğ edilmediğini ve itiraz incelemesinin

duruşmasız yapıldığını, bu nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 3/12/2012 tarihinde

İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 12/6/2013

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm tarafından 17/9/2013

tarihinde yapılan toplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 23/9/2013

tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 25/11/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 17/12/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 19/12/2013 tarihinde sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/11/2008

tarih ve E.2007/13, K.2008/225 sayılı kararıyla başvurucunun hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 1/11/2010

tarih ve E.2010/7510, K.2010/11178 sayılı kararıyla onanmıştır.

9. Başvurucu, cezasının kalan kısmının infazı için 2011

yılının Şubat ayında İzmir Kırıklar 1 No.lu F Tipi Ceza İnfaz Kurumuna

yerleştirilmiştir. Başvurucu halihazırda Haymana

Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunmaktadır.

10. Başvurucuya, ailesi tarafından, içeriğinde “Devrimden Sonra” adlı yerli sinema

filminin yer aldığı bir CD gönderilmiştir. Sözü edilen CD’yi inceleyen İzmir 1.

No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Eğitim Kurulunun

(Eğitim Kurulu), 28/5/2012 tarih ve 2012/58 sayılı

kararıyla, CD’nin başvurucuya verilmemesine karar verilmiştir. Anılan kararın

ilgili kısmı şöyledir:

“… Hükümlü/tutuklu Ali KARATAY’a

posta ile gelen cd.’nin içeriğinde ‘siyasi propaganda

yapıldığı, halkı bölmeyi amaçlayan propaganda yapıldığı, belli ideolojileri

övdüğü vs.’ olduğu için yukarıda adı geçene VERİLMEMESİNE oy birliğiyle karar

verilmiştir.”

11. Başvurucu, 30/5/2012 tarihli

dilekçe ile Eğitim Kurulu kararına karşı İzmir İnfaz Hâkimliğine şikâyet

başvurusunda bulunmuştur. Başvuru ile ilgili olarak Cumhuriyet savcısı yazılı

mütalaasında, reddine karar verilmesi yönünde görüş bildirmiştir. Mütalaanın

ilgili kısmı şöyledir:

“...

İlgili Ali KARATAY adına posta yoluyla

gönderilen ‘Devrimden Sonra’ adlı film cd ile ilgili olarak

... Eğitim Kurulu Başkanlığının ... sayılı kararı ile söz konusu cd'nin

izletilmemesine dair kararın ‘siyasi propaganda yapıldığı, halkı bölmeyi amaçlayan

propaganda yapıldığı, belli ideolojileri övdüğü vs.’ için uygun olduğu

anlaşılmakla;

Adı geçen ... adına

posta yoluyla gönderilen ... film cd. ile ilgili olarak ... Eğitim Kurulu Başkanlığının ...

sayılı kararı ile ilgili itirazlarının reddine karar verilmesi

hususu;

Kamu adına mütalaa olunur.”

12. İzmir 1. İnfaz Hakimliğinin

21/6/2012 tarih ve E.2012/997, K.2012/995 sayılı kararı ile başvurucunun

şikâyetinin reddine karar verilmiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:

“…

Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Tüzüğün 43/1-ı maddesinde eğitim

kurulunun, kuruma gelen her türlü yayının, kurum güvenliğini tehli(ke)ye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve

yorumları kapsayan nitelikte olup olmadığına karar verme ve yetkisinde

olduğunun belirtildiği,

5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkındaki (Kanunun) 62/3 maddesinde bu tür hiçbir yayının hükümlüye

verilmeyeceği ve Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesinin 11/b maddesinde

‘Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü

veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu

kararıyla tespit edilen hiçbir yayın kuruma kabul edilmez’ şeklinde hüküm

belirtildiğinden, hükümlü Ali KARATAY’ın itirazına

konu dosya içinde mevcut, Devrimden Sonra adlı CD incelendiğinde, içerikleri

dikkate alındığında siyasi propaganda yapıldığı, halkı bölmeyi amaçlayan

propaganda yapıldığı, belli ideolojileri övdüğü için ve tüm dosya kapsamı birlikte

değerlendirildiğinde, Kurum Eğitim Kurulu Başkanlığının …

sayılı kararının Kanun, Tüzük ve Yönetmeliklere uygun

olduğu anlaşıldığından, itirazın reddine karar vermek gerektiği …”

13. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin ret kararına karşı 2/7/2012 tarihli dilekçe ile itiraz kanun yoluna başvurmuş

olup, itirazı inceleyen İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/10/2012 tarih ve

2012/1392 sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.

14. İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı başvurucuya 5/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 3/12/2012 tarihinde,

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 16/5/2001 tarih ve 4675 sayılı İnfaz

Hâkimliği Kanunu’nun 4. maddesi şöyledir:

“İnfaz hakimliklerinin görevleri şunlardır :

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz

kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri,

barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin

sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve

tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

2. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tabi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları,

izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

3. Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan

disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya

yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan

şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

4. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme

kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki

tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri raporları

inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar vermek.

5. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan

konulara ilişkin hükümler saklıdır.”

17. 4675 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Şikayet başvurusu

üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde

karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikayet konusu işlem

veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge

isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet

savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008

S.K./5.md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi,

hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri

toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008

S.K./5.md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve

vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı

aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008

S.K./5.md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun

savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.”

18. 13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı” kenar

başlıklı 62. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış

olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma

hakkına sahiptir.

(2) Resmî kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması

koşuluyla Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına

çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar,

hükümlülere ücretsiz olarak ve serbestçe verilir. Eğitim ve öğretimine devam

eden hükümlülerin ders kitapları denetime tâbi tutulamaz.

(3) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya

müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye

verilmez.”

19. 6/4/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz

Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün “Eğitim

kurulunun görev ve yetkileri” kenar başlıklı 43. maddesinin (1)

numaralı fırkasının (ı) bendi şöyledir:

“(1) Eğitim kurulu

aşağıda sayılan işleri yapmakla görevli ve yetkilidir;

…

ı) Kuruma gelen her türlü yayının, kurum

güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları

kapsayan nitelikte olup olmadığına karar vermek,

…”

20. 12/7/2005 tarihli Adalet Bakanı Olur’u ile

yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin

“Kuruma kabul edilmeyecek yayınlar”

kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“a) Mahkemelerce yasaklanmış olan,

b) Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum

güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve

yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen,

hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 10/12/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 3/12/2012 tarih ve 2012/990 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunması

nedeniyle bazı sınırlamalara tabi tutulması kaçınılmaz olsa da idarenin,

bilgiye ve sanat eserlerine erişim hakkını ölçüsüz, suç teşkil edecek ve

ayrımcılık oluşturacak şekilde ortadan kaldırdığını, hakkında herhangi bir

yasaklama kararı olmayan ve pek çok sinemada gösterilen filme erişiminin

engellenmesinin tek nedeninin, Türkiye’de sosyalist bir devrim gerçekleşmesi

kurgusu üzerine çekilmiş olması olduğunu belirterek, bilgiye erişim, maddi ve

manevi varlığını geliştirme ve ayrımcı muameleye tabi tutulmama haklarının

ihlal edildiğini; ayrıca, Cumhuriyet savcısının şikâyet başvurusunun reddine

yönelik mütalaasının “karşıt değerlendirmesini

sunması için” kendisine bildirilmediğini, İnfaz Hakimliğinin

duruşma yapmaksızın şikâyet başvurusunu reddettiğini, İnfaz Hakimliğinin

kararına karşı itiraz üzerine Cumhuriyet savcısının mütalaasının yine kendisine

bildirilmediğini, itirazı inceleyen mahkemenin de duruşma yapmaksızın itirazı

reddettiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında tanımlanan adil

yargılanma hakkının (silahların eşitliği ilkesi) ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder. Bu bakımdan başvurucunun, belirtilen film CD’sine

erişiminin engellenmesi ile ilgili şikâyetlerinin bir bütün olarak ifade

özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerekir. Bunların dışında, başvurucunun adil

yargılanma hakkı kapsamındaki şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek

görülmemiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

24. Başvurucu, film CD’sine erişiminin engellenmesi sonucunda

bilgiye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

25. Bakanlık görüş yazısında, içeriğinde sinema filmi yer

alan CD’nin başvurucuya verilmemesi ile ilgili iddiaların, Sözleşme’nin 10.

maddesi kapsamında ifade özgürlüğünün ilk aşaması olan kanaat oluşturma, bilgi

edinme ve bilgiye erişim özgürlükleri çerçevesinde incelenmesi gerektiği

bildirilmiştir.

26. Başvurucu, belirtilen Bakanlık görüşüne karşı herhangi

bir karşı beyanda bulunmamıştır.

27. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun

esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia

edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

28. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,

resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma

hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya

fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo,

televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine

bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin

kullanılması, (Ek ibareler: 3.10.2001-4709/9 md.)

millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve

Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların

önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce

belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel

ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya

yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla

sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının

kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek

kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

29. Sözleşme’nin “İfade

özgürlüğü” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir.

Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları

gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme

özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema

işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve

sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve

demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu

güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin

önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması,

gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve

tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler,

koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

30. Görüldüğü üzere Anayasa’nın 26.

maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, ifade özgürlüğünün, resmi

makamların müdahalesi olmaksızın, haber veya fikir almak özgürlüğünü kapsadığı;

aynı şekilde Sözleşme’nin 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde

de ifade özgürlüğü hakkının, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke

sınırları gözetilmeksizin, haber ve görüş alma özgürlüğünü kapsadığı hüküm

altına alınmıştır.

31. Buna göre, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı,

haber veya fikirlere ulaşma hakkını güvence altına almaktadır. Dolayısıyla,

haber veya fikirlere ulaşma hakkının, bireysel başvuru incelemesi bakımından,

Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki alanı içerisinde yer aldığı

konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

32. Başvurucunun, açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmayan

ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine dair başvurusunun, kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

33. Bakanlık görüş yazısında, şikâyete konu film CD’sinin

başvurucuya verilmemesine ilişkin kararın iç hukukta açık ve ulaşılabilir bir

yasal dayanağının olduğu ve söz konusu kararın suç işlenmesinin önlenmesi ve

kamu emniyeti gibi amaçlarla meşru kabul edilebileceği, ancak her somut olayın

özellikleri dikkate alınarak yapılan demokratik toplumda zorunluluk teşkil

etmesi kriteri bakımından, şikâyete konu olayın ilgili

yargı kararları da dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği, somut olayda,

ihtilaf konusu CD içeriğinde yer alan filmin, genel itibarıyla ülkede

gerçekleşen bir sosyalist devrimden sonra günlük hayatta meydana gelen

değişimleri konu edindiği, ancak gerek Eğitim Kurulu kararında, gerekse itiraz

üzerine yargı organlarının vermiş oldukları ret kararlarında, söz konusu filmin

içeriğinde yer alan hangi unsurların siyasi propaganda niteliği taşıdığı, halkı

bölmeyi amaçladığının açıkça belirtilmediği, keza özellikle yerel yargı

makamlarının vermiş oldukları ret kararlarında 5275 sayılı Kanun’un “Süreli ve süresiz yayınlardan yararlanma hakkı”

başlıklı 62. maddesinin (3) numaralı fırkası ile Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane

ve Kitaplık Yönergesi’ne dayandıkları, ancak bu yasal

düzenlemelerde belirtilen kurum güvenliğini tehlikeye düşürme veya müstehcen

haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan yayın kavramlarının yerel yargı

organlarınca yeterince irdelenmediği hususlarına dikkat çekilmiştir.

34. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı

beyan dilekçesinde, cezaevlerinde tutulan mahpusların, yasal koşullar

çerçevesinde film izleme hakları olduğunu, diğer mahpuslar gibi kendisine

tanınmış olan bu haktan yararlanmak istemesine rağmen, ayrımcı bir işlem

sonucunda bu haktan yoksun bırakıldığını, idarenin sadece filmin adına bakarak

karar verdiğini, film hakkında herhangi bir yasaklama kararının bulunmadığını,

kurum güvenliğini tehlikeye düşürüp düşürmeyeceğinin ise tartışılmadığını,

Eğitim Kurulu kararının gerekçesinde yer verilen “siyasi propaganda yapıldığı, halkı bölmeyi amaçlayan propaganda

yapıldığı, belli ideolojileri övdüğü” ibarelerinin lafız ve öz

itibarıyla yasal dayanaktan yoksun olduğunu, bireyin kendini geliştirmesinin,

bu amaçla bilgi kaynaklarına ve sanat eserlerine ulaşmasının, çağdaş

demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarından olduğunu, mahpusun dış dünyada olup

bitenler hakkında bilgi sahibi olabilmesinin, kendini geliştirmesi ve infaz

sonrası toplumla kaynaşması bakımından önemli olduğunu, dolayısıyla idarenin

özgürlüğe müdahalesinin demokratik toplumun gerekleri ile bağdaşmadığını ve

ölçüsüz olduğunu ifade etmiştir.

35. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”

kenar başlıklı 26. maddesinde herkesin, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,

resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma

hakkına sahip olduğu, bu özgürlüğün resmî makamların müdahalesi olmaksızın

haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsadığı hükme

bağlanmıştır.

36. Sözleşme’nin “İfade

özgürlüğü” kenar başlıklı 10. maddesinde ise, herkesin ifade

özgürlüğü hakkına sahip olduğu ve bu hakkın, kamu makamlarının müdahalesi

olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve

görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsadığı hüküm altına alınmıştır.

37. Görüldüğü üzere, Anayasa ve Sözleşme hükümleri çerçevesinde

haber veya fikirlere ulaşma hakkı, ifade özgürlüğünün unsurları arasında yer

almaktadır.

38. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

39. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka

yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu

hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da

vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya

benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,

kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti

ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına

ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,

düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

40. Anayasa’nın 26. maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve

“başka yollar” ifadesiyle her

türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (B.

No:2013/2602, 23/1/2014, §43).

41. İfade özgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere,

başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı

kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla

serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına

aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §40).

42. Bilgi ve düşünceleri edinme özgürlüğünün, ifade

özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda herhangi bir tereddüt

bulunmamaktadır. Anayasa’da ifade özgürlüğüne ilişkin olarak daha ayrıntılı

düzenlemeler de yer almakla birlikte mevcut koşullar altında başvurunun, ifade

özgürlüğüne ilişkin temel düzenleme olan Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında incelenmesinin

uygun olacağı değerlendirilmiştir.

43. Mutlak olmayan ve sınırlanabilir bir hak niteliğinde olan

ifade özgürlüğü, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması rejimine tabidir. İfade özgürlüğüne ilişkin 26. maddenin ikinci

fıkrasında sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüğe yönelik

sınırlamaların da bir sınırının olması gerektiği açıktır. Temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasında, Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütlerin göz

önünde bulundurulması zorunludur. Bu sebeple, ifade özgürlüğüne getirilen

sınırlamaların denetiminin Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler

çerçevesinde ve Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında yapılması gereklidir.

44. Açıklanan ilkeler ışığında, başvuruya konu olayda, ifade

özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin tespiti bakımından, sırasıyla,

müdahalenin mevcudiyetinin ve meşru olup olmadığının belirlenmesi gereklidir.

a. Müdahalenin

Mevcudiyeti

45. Ceza infaz kurumunda bulunan bir hükümlü olarak

başvurucunun “Devrimden Sonra”

adlı filmin CD’sine erişiminin engellenmesinin, başvurucunun bilgi ve

düşünceleri edinme özgürlüğü ve dolayısıyla ifade özgürlüğüne yönelik bir

müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin

Meşruluğu

46. Tespit edilen müdahalenin, Anayasa’nın 26. maddesi

anlamında meşru kabul edilebilmesi için, aynı maddenin ikinci fıkrasında

belirtilen sınırlama nedenlerinden bir veya daha fazlasına dayanması ve hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen

güvencelere uygun olması gereklidir. Bu nedenle, sınırlamanın Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş

ve kanunla öngörülmüş olma, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin

ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Müdahalenin

Kanuniliği

47. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel

ilkelerinden biri “belirlilik”tir.

Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı

koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal

güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut

eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların

kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme

imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen

yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği,

kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete

güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu

zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2009/51, K.2010/73,

K.T. 20/5/2010; AYM, E.2009/21, K.2011/16, K.T.

13/1/2011; AYM, E.2010/69, K.2011/116, K.T. 7/7/2011; AYM, E.2011/18,

K.2012/53, K.T. 11/4/2012).

48. Kanunilik şartı, hak ve özgürlüklere yönelik

sınırlamaların yalnızca şekli olarak kanunla düzenlenmesi ile sınırlı olmayıp,

bunların içerik olarak da belirli bir amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmalarına ilişkin gerekliliği de ifade etmektedir. Bu açıdan kanun metni,

bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve

olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve

kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.

Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair

yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tüm

sonuç ve etkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın

ölçüsü, söz konusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap

ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak

belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun, aynı zamanda kolaylıkla

erişilebilir nitelikte olması gerekir (AYM, E.2011/62, K.2012/2, K.T. 12/1/2012).

49. AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemenin

bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi,

kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediği

alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde

öngörebilmesi gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez.

Kanunun açıklığı, arzu edilir bir durum olmakla birlikte; bazen aşırı bir

katılığı da beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere

uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği, yorumlanması

ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüller içermektedir

(bkz. Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00, 76292/01, 13/11/2008, § 83).

50. 5275 sayılı Kanun’un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı”

kenar başlıklı 62. ve Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin “Kuruma

kabul edilmeyecek yayınlar” kenar başlıklı 11. maddelerinde,

yasaklanmış veya yasaklanmamış olmakla birlikte kurum güvenliğini tehlikeye

düşüren veyahut müstehcen içeriğe sahip yayınların ceza infaz kurumuna kabul

edilmeyeceği düzenlemesine yer verilmiştir.

51. Ceza infaz kurumları ve infazla ilgili mevzuatın, belirli

düzeyde açık ve öngörülebilir olması yanında, özellikle özgürlüğü bağlayıcı

cezanın amacı, kurumun iç disiplininin sağlanması ve benzeri birçok nedenle,

cezaevi idaresine belirli ölçüde takdir yetkisi ve bir hareket alanı sağlaması

da gerekir. Bu nedenle, müdahalenin dayanağı olan düzenlemeler; yeterli düzeyde

açık, belirli, öngörülebilir ve erişilebilir niteliktedir.

52. Gerek Eğitim Kurulu, gerekse İnfaz Hâkimliği

kararlarında, sinema filminde siyasi ve halkı bölmeyi amaçlayan propagandalar

yapıldığı ve belli ideolojilerin övüldüğü gerekçelerine ve bu kapsamda 5275

sayılı Kanun’un 62. ve Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin 11. maddelerine dayanılmıştır (§§ 18, 20).

53. Belirtilen hususlar çerçevesinde, başvurucunun haber veya

fikirlere ulaşma hakkına yönelik müdahalenin kanuni olduğu açıktır.

ii. Meşru Amaç

54. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve

Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların

önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce

belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel

ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya

yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına yönelik

olması gerekir (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, §

84).

55. Somut olayda müdahale gerekçesi olarak, CD’nin içeriğinde

siyasi ve halkı bölmeyi amaçlayan propaganda yapılması ve belli ideolojilerin

övülmesi gösterilmiştir. Derece mahkemelerinin kararları bir bütün olarak

değerlendirildiğinde başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin “kamu düzeni”nin sağlanması kapsamında Devlet tarafından

belirlenen amaçların ve faaliyetlerin uzantısı niteliğinde olduğu ve bunun da

Anayasa’nın ifade özgürlüğünü güvence altına alan 26. maddesinin ikinci fıkrası

anlamında meşru bir amaç taşıdığının kabulü gerekir.

iii. Demokratik Toplumda Gereklilik ve

Ölçülülük

56. Başvurucu, kendini geliştirmesi, bu

amaca uygun olarak bilgi kaynaklarına ve sanat eserlerine ulaşmasının, çağdaş

demokrasilerin “olmazsa olmaz”

unsurlarından olduğunu, her ne kadar cezaevinde bulunması nedeniyle bazı

sınırlamalara tabi tutulması kaçınılmaz ise de, cezaevi idaresinin kendisine

yönelik ölçüsüz ve ayrımcı bir tutumla bilgiye erişim hakkını ortadan

kaldırdığını, hakkında yasaklama kararı olmayan filmi izleme talebinin, sert ve

antidemokratik ifadelerle engellendiğini ileri sürmüştür.

57. Bakanlık görüş yazısında, her somut

olayın özellikleri dikkate alınarak yapılan demokratik toplumda zorunluluk

denetimi bakımından, şikâyete konu olayın ilgili yargı kararları da dikkate

alınarak değerlendirilmesi gerektiği, somut olayda, ihtilaf konusu CD

içeriğinde yer alan filmin, genel itibarıyla ülkede gerçekleşen bir sosyalist

devrimden sonra günlük hayatta meydana gelen değişimleri konu edindiği, ancak

gerek Cezaevi Eğitim Kurulu kararında, gerekse itiraz üzerine yargı

organlarının vermiş oldukları ret kararlarında, söz konusu filmin içeriğinde

yer alan hangi unsurların siyasi propaganda niteliği taşıdığı, halkı bölmeyi

amaçladığının açıkça belirtilmediği, keza özellikle yerel yargı makamlarının

vermiş oldukları ret kararlarında 5275 sayılı Kanun’un “Süreli ve süresiz yayınlardan yararlanma hakkı”

başlıklı 62. maddesinin (3) numaralı fırkası ile Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane

ve Kitaplık Yönergesine dayandıkları, ancak bu yasal düzenlemelerde belirtilen

kurum güvenliğini tehlikeye düşürme veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve

yorumları kapsayan yayın kavramlarının yerel yargı organlarınca yeterince

irdelenmediği hususlarına dikkat çekilmiştir.

58. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı

beyan dilekçesinde, cezaevlerinde tutulan mahpusların, yasal koşullar

çerçevesinde film izleme hakları olduğunu, diğer mahpuslar gibi kendisine

tanınmış olan bu haktan yararlanmak istemesine rağmen, ayrımcı bir işlem

sonucunda bu haktan yoksun bırakıldığını, idarenin sadece filmin adına bakarak

karar verdiğini, film hakkında herhangi bir yasaklama kararının bulunmadığını,

kurum güvenliğini tehlikeye düşürüp düşürmeyeceğinin ise tartışılmadığını,

Eğitim Kurulu kararının gerekçesinde yer verilen “siyasi propaganda yapıldığı, halkı bölmeyi amaçlayan propaganda

yapıldığı, belli ideolojileri övdüğü” ibarelerinin lafız ve öz

itibarıyla yasal dayanaktan yoksun olduğunu, bireyin kendini geliştirmesinin,

bu amaçla bilgi kaynaklarına ve sanat eserlerine ulaşmasının, çağdaş

demokrasinin “olmazsa olmaz”

unsurlarından olduğunu, mahpusun dış dünyada olup bitenler hakkında bilgi

sahibi olabilmesinin, kendini geliştirmesi ve infaz sonrası toplumla kaynaşması

bakımından önemli olduğunu, dolayısıyla idarenin özgürlüğe müdahalesinin

demokratik toplumun gerekleri ile bağdaşmadığını ve ölçüsüz olduğunu ifade

etmiştir.

59. İfade özgürlüğü mutlak nitelikte olmayıp, birtakım

sınırlamalara tabi tutulabilir. İfade özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın

26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlamaların Anayasa’nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 91).

60. Anayasa’da belirtilen “demokrasi”

kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplumda gereklilik” ölçütü,

Anayasa’nın 13. maddesi ile Sözleşme’nin “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 9.,

10. ve 11. maddeleri arasındaki uyumu açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla, “demokratik toplumda gereklilik” ölçütü;

çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (B. No:

2013/409, 25/6/2014, § 93).

61. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları

uyarınca, demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp

güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup

tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle

uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve

ancak özüne dokunmamak koşuluyla, demokratik toplum düzeninin sürekliliği için

zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler. (AYM,

E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir

ifadeyle, yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını

durduruyor, aşırı derecede güçleştiriyor veya hak ve özgürlüğü etkisiz hale

getiriyorsa veyahut ölçülülük ilkesine aykırı olarak, sınırlama amacı ile

müdahalede kullanılan araç arasında olması gereken orantılılık sağlanamıyorsa,

bu durum demokratik toplum düzeninin gerekleri ile bağdaşmaz (Bkz. AYM,

E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142,

K.2008/148, K.T. 17/4/2008; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 94).

62. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada esas

alınan bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı

ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir

ilişki vardır. Nitekim Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında gereklilik ve

ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, amaç ile araç arasında makul

bir ilişki ve dengenin bulunması gerektiğine karar vermiştir (AYM, E.2007/4,

K.2007/81, K.T. 18/10/2007; B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 96).

63. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (B. No:

2012/1051, 20/2/2014, § 84).

64. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” olduğunu

inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (benzer yöndeki bir

karar için bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 98).

65. AİHM de konuyla ilgili ilk kararlarından itibaren,

Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında geçen “gerekli” kavramını Anayasa Mahkemesinin yaklaşımına benzer

bir biçimde açıklamıştır. AİHM’e göre “gerekli” kavramı, “toplumsal bir ihtiyaç baskısı”nı (“pressing social need”)

ima etmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 48). O halde ifade özgürlüğüne yargısal veya

idari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Bu çerçevede bir müdahale, meşru amaç

taşıyan orantılı bir müdahale olmalıdır; ikinci olarak müdahalenin haklılığı

için kamu makamlarının gösterdikleri gerekçeler konuyla ilgili ve yeterli

olmalıdır (başka bir bağlamda benzer bir değerlendirme için bkz. B. No:

2013/8463, 18/9/2014, § 56).

66. Dolayısıyla, belli ideolojileri övdüğü, siyasi ve halkı

bölmeyi amaçlayan propaganda yaptığı tespit edilen film CD’sinin başvurucuya

verilmemesi yoluyla ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin cezaevi güvenliğinin

tehlikeye düşürülmemesi şeklindeki meşru amaçla orantılı olduğunun kabulü

halinde, başvurucunun talebinin reddine ilişkin gerekçelerin inandırıcı, başka

bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir (Aynı yönde AİHM

kararı için bkz. Özgür Gündem/Türkiye,

B. No: 23144/93, 16/3/2000, § 57).

67. Yapılacak değerlendirmelerde ifade özgürlüğünün “herkes”e

tanındığının hatırda tutulması gerekir. Yüksek güvenlikli bir cezaevinde

tutulan bir hükümlü olarak başvurucunun da, herkes gibi, Anayasa’nın 26.

maddesi hükmünden yararlanabileceğinde tereddüt bulunmamaktadır. Bununla

beraber, disiplini bozacak faaliyetleri önlemeye yönelik hukuki düzenlemeler

olmadan bir cezaevinde düzen ve güvenliğin sağlanması da düşünülemez. Bunlardan

başka, bir kimsenin kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararına dayanarak cezaevine

kapatılmasındaki amacın, özgürlüğünden mahrum etmenin yanı sıra, cezasının

infazı bittikten sonra infaz dönemindeki çalışmalarla yeniden topluma

kazandırılması olduğu da dikkate alınmalıdır.

68. Son olarak, Anayasa Mahkemesi kendi takdirini davada

uygulamadan önce, müdahalenin gözetilen meşru amaçlarla orantılı olması

hususunun, öncelikle kamu gücünü kullanan makamlara ait olduğunun belirtilmesi

gerekir. Bu konuda devletin bir takdir yetkisi olduğu açıktır. Bu takdir

yetkisinin genişliği birçok unsura, özellikle de söz konusu faaliyetin

niteliğine ve sınırlamaların amacına bağlı olarak değişmektedir.

69. Somut olayda, başvurucuya Ceza İnfaz Kurumu tarafından

teslim edilmeyen film CD’si hakkında, Eğitim Kurulu tarafından verilen kararda,

şikâyete konu CD’nin siyasi propaganda içerdiği, halkı bölmeyi amaçladığı ve

belli ideolojileri övdüğü belirtilmiş ve bu hususlar karara gerekçe

gösterilmiştir. Bu karara karşı yapılan şikâyet başvurusu üzerine İnfaz

Hâkimliğinin vermiş olduğu ret kararında gerekçe olarak, CD’nin içeriği

itibarıyla siyasi propaganda söylemlerine yer vermesi, belli ideolojileri

övmesi ve halkı bölmeyi amaçlaması hususları gösterilmiştir. İtiraz üzerine

İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen kararda, önceki karardaki gerekçelere

atıf yapılarak itirazın reddine karar verilmiştir.

70. Özetle; gerek Eğitim Kurulu, gerekse İnfaz Hâkimliği

kararlarında, sinema filminde siyasi ve halkı bölmeyi amaçlayan propagandalar

yapıldığı ve belli ideolojilerin övüldüğü gerekçelerine dayanılmıştır.

71. Başvuruya konu sinema filmi incelendiğinde, kurgusal

olarak Türkiye’de gerçekleşen bir sosyalist devrimin ardından günlük hayatta

ortaya çıkan değişimlerin konu edildiği; devrimin, hayatın her alanında ve

farklı toplumsal kesitlerdeki yansımalarının sıradan insanların gözüyle

irdelendiği; filmin senaryosunun, birbirinden bağımsız farklı farklı hikayeler üzerine kurgulandığı; bu kapsamda, siyasi

iktidarın el değiştirmesinin ardından ülkeden kaçmaya çalışan varlıklı bir

karı-koca arasındaki tartışma, toprakların kolektifleştirilmesinin

ardından şaşkınlık yaşayan köylüler, oturduğu evin kirasını ödeyemeyen bir

kiracı ile ev sahibi arasında geçen diyalog, Afganistan’da görev yapan askeri

birlikte yaşananlar, elektrik, su ve doğalgaz faturaları gelmeyen yaşlı bir

kadının yaşadığı şaşkınlık, fabrikaları kamulaştırılan tekstil işçilerinin

kaygıları, devrim yanlısı bir yazarın katilinin başından geçenler ve sağlık

sorunları olan emekli bir işçi ile doktor arasındaki diyaloğun dramatize

edildiği görülmüştür.

72. İdare ve İnfaz Hâkimliği kararlarındaki, filmin propagandist

yönüne ilişkin tespitlerin, filmin içeriği ile kabaca uyumlu olduğu görülmekte

ise de, belirtilen kararlarda özellikle, filmin hangi sahnelerinde ve ne

şekilde halkı bölmeyi amaçlayan propaganda yapıldığı çok kısa da olsa

tartışılmamıştır.

73. Öte yandan, anılan tespitler, Kanunda, bir yayının

cezaevine kabul edilmeme nedenleri arasında doğrudan düzenlenmemiştir. Siyasi

ve halkı bölmeyi amaçlayan propaganda ve belli ideolojilerin övülmesi, kurum

güvenliğini tehlikeye düşürme ihtimali yönünden değerlendirmeye tabi

tutulabilirse de müdahaleye ilişkin kararlarda hiçbir şekilde, filmin içeriği

hakkında yapılan tespitlerin, hangi yönden kurum güvenliğini tehlikeye

sokabileceği, CD’nin başvurucuya teslim edilmesinin cezaevi güvenliği

bakımından hangi somut riskleri barındırdığı açıklanmamıştır. Hatta soyut

olarak dahi, anılan filmin kurum güvenliğini tehlikeye sokabilecek bir niteliğe

sahip olduğundan söz edilmemiştir.

74. Somut başvurunun özel koşulları çerçevesinde, başvuruya

konu kararlarda, başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin, demokratik

bir toplumda gerekliliği hususunda ikna edici bir açıklama yapılmadığından,

müdahalenin amaçlanan hedefler açısından

orantısız olduğu ve bu bağlamda demokratik bir toplumda gerekli

ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

75. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 26.

maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

76. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

77. Başvurucu, mağduriyetinden doğan manevi zararları

açısından, ihlalin tespitinin yeterli bir karşılık oluşturacağını, bunun

dışında, ortaya çıkan ihlallerin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından,

dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Mahkemeye gönderilmesini talep

etmiştir.

78. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması bakımından hukuki yarar bulunduğundan, yeniden yargılama yapılmak

üzere dosyanın ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

79. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun, Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan

ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

10/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Recep ÜNAL Başvurucu : Ali KARATAY Vekili : Av. Serkan CENGİZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/990, 10 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Başvurucunun, Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan
  15. B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/990
Tarih
10 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Hikmet Yayğın Başvurusu (B. No: 2013/1279)
  • Ferhat Yaşar Başvurusu (B. No: 2014/6969)
  • Deniz Yazıcı Başvurusu (B. No: 2013/6359)
  • Muhammed Furkan Duran Başvurusu (B. No: 2013/687)
  • Osman Aymelek Başvurusu (B. No: 2014/768)
  • Kırmızı Gaa İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/2370)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.