İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Osman Bayrak Başvurusu (B. No: 2013/2929)

1. Başvurucu, işverene ait

Başvuru No2013/2929Tarih18 Eylül 2014Okuma17 dk · 3.328 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Osman Bayrak Başvurusu

Karar tarihi
18 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2013/2929
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.328 kelime·17 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, işverene ait

kendisinin kullanımında olan telefonla özel görüşmeler yapması nedeniyle iş

akdinin işverence feshedilmesi sonrasında açtığı işe iade davasında verilen ret

kararı sonucu çalışma, özel hayatın gizliliği ve adil yargılanma hakları,

eşitlik ilkesi ile haberleşme hürriyetinin ve Anayasa’nın 14. maddesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılama yapılarak ihlalin giderilmesi ya da

tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 7/5/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 26/7/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm

tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 6/2/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 7/4/2014 tarihli görüş yazısı, 17/4/2014 tarihinde

başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına

karşı beyanlarını yasal süresi içinde 30/4/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 1997 yılı Mart ayından itibaren ASKİ’nin taşeron firması olan işveren

ortak girişim firmasında (İşveren) sayaç okuma işinde çalışırken 2010 yılında

İ.A. isimli bir şahsın eşini işverene ve kendisine ait GSM hatlarıyla arayarak

kişinin huzur ve sükûnunu bozduğu gerekçesiyle hakkında Şarkışla Cumhuriyet

Savcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştır.

8. Başvurucunun iş akdi,

3/11/2010 tarihinde, aynı olaya ilişkin olarak “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller” gerekçesiyle

işveren tarafından feshetmiştir.

9. Başvurucu 1/12/2010

tarihinde Ankara 12. İş Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde işe iade istemli tespit

davası açmıştır.

10. Şarkışla Ceza Mahkemesi

12/9/2011 tarihli ve E.2011/223, K.2011/310 sayılı kararıyla TCK 123/1

maddesinde yer alan atılı suçun şikâyete bağlı bir suç olması ve müştekinin

şikâyetinden vazgeçmesi sonucu başvurucu hakkında yürütülen davada düşme kararı

vermiştir.

11. İş Mahkemesi, 3/3/2011

tarihli duruşmada ulaşılamayan davalıya ulaşılması amacıyla tebligat

yapılmasına, 28/4/2011 tarihli duruşmada tarafların delillerini sunmasına ve

taraflarca belirlenen tanıklara davetiye çıkarılmasına karar vermiş, 15/6/2011

ve 15/9/2011 tarihli duruşmalarda ise tarafların gösterdiği tanıkları

dinlemiştir.

12. Mahkeme, 1/12/2011 tarih ve

E.2010/1071, K.2011/739 sayılı kararla başvurucunun ahlak dışı davranışlarının

ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, başvurucunun işe iadesine, işe

iade edilmemesi halinde beş aylık ücreti tutarında tazminat ödenmesine, işe

iadesi halinde dört aylık ücretin başvurucuya ödenmesine ve bu ödemenin kıdem

ve ihbar tazminatından mahsubuna karar vermiştir.

13. Bahsedilen Mahkeme kararı

temyiz edilmiş, temyiz incelemesi yapan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından

12/11/2012 tarih ve E.2012/34516, K.2012/37178 sayılı kararla ve başvurucunun

kendisinin kullanımına tahsisli işverene ait bir telefon hattıyla birçok kez

bir kadınla özel görüşmeler yaptığının sabit olduğu, söz konusu kadının eşinin

şikâyetçi olması üzerine Şarkışla Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma

neticesinde telefon numarasının tespit edildiği ve işveren vekilinin şüpheli

sıfatıyla ifadesinin alındığı, davacının üzerine atılı suçtan açılan kamu

davasında müştekinin şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle düşme kararı verildiği, işverenin

iş gereği kullanmak üzere kendisine verdiği telefonu tahsis amacı ve iş dışında

kullanmak suretiyle işverenin güvenini kötüye kullandığı ve feshin haklı nedene

dayandığı gerekçesiyle, Mahkeme kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve

davanın reddine karar verilmiştir.

14. Karar aynı tarihte

kesinleşmiş ve başvurucuya 29/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 7/5/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

16. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi

şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

17. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili

hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Diğer kanunların

sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit

yargılama usulü ile ilgili hükümleri uygulanır.”

18. 22/5/2003 tarihli ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun “Fesih bildirimine

itiraz ve usulü” kenar başlıklı 20. maddesinin üçüncü fıkrası

şöyledir:

“ Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde

sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay

içinde kesin olarak karar verir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 18/9/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 7/5/2013 tarih ve 2013/2929

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu, işverene ait

kendisinin kullanımında olan telefonla özel görüşmeler yapması nedeniyle iş

akdinin işverence haksız biçimde feshedildiğini, tüm işçilerin özel

görüşmelerinin ücretten kesinti yapılarak tahsil edildiğini, özel görüşme

yaptığı kadının önce kendisini arayarak tanışmak istediğini ve kadının evli

olduğunu bilmediğini, kocasının daha sonra savcılığa suç duyurusunda

bulunduğunu, fesih işleminin öğrenmeden sonraki altı iş günü içinde yapılması

gerektiğini, iş akdinin feshini gerektirir kesinleşmiş bir mahkeme kararı

olmadığını, işçinin kusuruna dayanmayan davranışlarının fesih nedeni

olamayacağını, feshin son çare olması gerektiğini ancak, mahkemenin bunları göz

önünde bulundurmaması ve yargılamanın İş Kanunu’nda belirtilen süreyi aşarak

yaklaşık iki yılda sonuçlanması nedenleriyle adil yargılama hakkı ile çalışma

hakkı, haberleşme hürriyeti, eşitlik ve özel hayatın gizliliği ilkeleriyle

Anayasa’nın 14. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespitiyle

yeniden yargılama yapılarak ihlalin giderilmesi veya bunun mümkün olmaması

halinde 25.000 TL manevi ve 75.000 TL maddi tazminatın kendisine ödenmesi

talebinde bulunmuştur

B. Değerlendirme

21. Başvurucu iş akdinin

feshedilmesi ile çalışma hürriyetinin, tüm işçilerin özel görüşmelerinin

ücretten kesinti yapılarak tahsil edildiğini belirterek eşitlik ilkesinin, bir

bayanla yaptığı telefon görüşmelerinin özel hayatını ilgilendirdiğini

belirterek özel hayatın gizliliğinin ve haberleşme hürriyetinin ve ayrıca

Anayasa’nın 14. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürse de başvurucunun

işverenle iş ilişkisi özel kişiler arası bir iş ilişkisi olup, bahsettiği

hususlar somut başvuruya konu iş mahkemesinde görülen davada yargılama konusu edilmemiş,

iş mahkemesi başvurucunun iş akdinin işverence feshedilmesinin haklı gerekçeye

dayanıp dayanmadığı hakkında karar vermiştir. Başvurucunun bir bayanla yaptığı

telefon görüşmeleri ilgili kişinin şikâyeti üzerine ortaya çıkmış ve ceza

davasının konusu olmuştur. Somut başvuruya konu davada bahsedilen telefon

görüşmeleriyle ilgili bir işlem yapılmamıştır. Ayrıca başvurucu eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürse de kendisine Anayasa’nın 10. maddesinde

yer alan hangi gerekçe ile ayrımcılık yapıldığından bahsetmediği gibi eşitlik

ilkesini, başka bir hakla bağlantısını kurmaksızın, soyut biçimde dile

getirmiştir.

22. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun işe iade istemli açtığı tespit davasında lehine

verilen kararın Yargıtayca bozulması ile işe iade

isteminin reddine karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi ile sayılan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,

başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi

bizzat yapar. Başvurucunun şikâyetlerinin özü yargılama sürecine ve verilen

kararın sonucu itibarıyla adil olup olmadığına yönelik olup, bu iddialar

yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiası kapsamında değerlendirilmiş,

başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları ise ayrıca

incelenmiş, diğer haklar yönünden inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

a. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

23. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

24. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

25. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

26. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

27. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun 1/12/2010 tarihinde Ankara 12. İş Mahkemesinde açtığı işe iade

istemli tespit davasında Mahkeme “ahlak dışı

davranışlarının ispatlanamadığı” gerekçesiyle davayı kabul ederek

başvurucunun işe iadesine karar vermiş, temyiz incelemesinde Yargıtay 9. Hukuk

Dairesi, başvurucunun kendisinin kullanımına tahsisli işverene ait bir telefon

hattıyla birçok kez bir kadınla özel görüşmeler yaptığının sabit olduğu,

işveren vekilinin şüpheli sıfatıyla ifadesinin alındığı, başvurucunun üzerine

atılı suçtan açılan kamu davasında müştekinin şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle

düşme kararı verildiği, işverenin iş gereği kullanmak üzere kendisine verdiği

telefonu tahsis amacı ve iş dışında kullanmak suretiyle işverenin güvenini

kötüye kullandığı ve feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle Mahkeme

kararını bozarak davayı kesin olarak reddetmiştir.

28. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün derece mahkemeleri

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına, derece mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği

çözümünün âdil olmamasına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır.

29. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

30. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu ve derece mahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası Yönünden

31. Başvurucunun makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiası açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi

biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak

kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

32. Başvurucu, açtığı işe iade

istemli davanın 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde belirtilen sürelere rağmen yaklaşık

iki yıl sonra neticelendirilmiş olması nedeniyle makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

33. Adalet Bakanlığı görüşünde,

yargılama süresinin makul olup olmadığını incelerken her olayın kendine özgü

koşullarının, davanın karmaşık olup olmadığının, yargılama süresince tarafların

gösterdiği davranışlar ve yetkili makamların tutumlarının, davanın başvurucu

açısından taşıdığı önem gibi hususların dikkate alınması ve işe iade

davalarının makul sürede bitirilmesi için özel itina gösterilmesi gerektiği

ancak, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde geçen sürelerin düzenleyici

nitelikte olduğu belirtilmiş, somut başvuruya konu davanın iki dereceli

yargılama prosedüründe yaklaşık 1 yıl 11 ayda sonuçlandırıldığı ifade edilerek

başvurucunun yargılama süresinin uzun olduğuna yönelik şikâyetleri incelenirken

bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde beyanda

bulunulmuştur.

34. Başvurucu, Adalet

Bakanlığı’nın görüşüne karşı beyanında, başvuru dilekçesindeki görüşlerini

tekrarlamıştır.

35. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

36. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

37. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

38. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lâfzî içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

39. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 39).

40. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).

41. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

42. Ancak, belirtilen

kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici

değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti

ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

43. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

44. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, iş akdinin feshi üzerine açılan bir işe iade davasının söz konusu

olduğu görülmekle, 4857 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 49).

45. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu 1/12/2010

tarihidir.

46. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş

tarihinin, başvurucunun temyiz talebi hakkında Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin

E.2012/34516, K.2012/37178 sayılı karar tarihi olan 12/11/2012 olduğu

anlaşılmaktadır.

47. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç

tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

48. Makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede önemli bir ölçüt olan

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriteri çerçevesinde, gerek bireylerin ekonomik geleceği gerek

çalışma barışı açısından arz ettiği önem nazara alındığında, iş

uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir

itina göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle kanun koyucu, iş hukukunun çalışanı

koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel

mahkemelerin dışında özel bir iş yargılaması sistemi ihdas ederek iş

davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz

bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B. No: 2013/772, 7/11/2013, §

59).

49. Özellikle işe iade

davalarında, yargılamanın uzaması her iki taraf için de hukuki belirsizliğin

devamına sebep olduğundan, bu davaların ivedilikle sonuçlandırılması ayrı bir

öneme sahiptir. Bu durum iş sözleşmesi feshedilen fakat bir an önce eski işine

dönme beklentisi taşıyan ve bu yüzden yeni bir işe başlamakta tereddüt eden

işçi açısından önemli olduğu gibi, sözleşmesini feshettiği işçi yerine yeni bir

işçi istihdam ederek iş organizasyonunu tamamlamak isteyen işveren açısından da

önemlidir. Dolayısıyla iş sözleşmesinin feshine ilişkin uyuşmazlıkların kısa

sürede sonuçlandırılması hem çalışan hem de işverenin yararınadır (B. No:

2013/772, 7/11/2013, § 60).

50. Kanun koyucu, feshe itiraz

davalarının önemini dikkate alarak diğer iş davalarına oranla daha hızlı bir

şekilde karara bağlanması için 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde özel

hükümlere yer vermiştir. Bu düzenleme uyarınca, belirtilen uyuşmazlıkların ilk

derece mahkemesince seri muhakeme usulüyle ve iki ay içinde, temyiz

incelemesinin ise bir ay içinde sonuçlandırılması gerekmektedir. Belirtilen bu

süreler düzenleyici nitelikte olmakla beraber, iş hukukundan kaynaklanan

uyuşmazlıkların en kısa sürede kesin hükme bağlanması noktasındaki menfaate

işaret ettiği açıktır (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 61-62).

51. Nitekim AİHM de, işe iade davalarının 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde

öngörülen yasal süre içerisinde sonuçlandırılamaması nedeniyle Türkiye aleyhine

yapılmış başvurularda, Türkiye’nin bu tür bir kanunu kabul etmekle, iş hukukuna

ilişkin anlaşmazlıkları çözmek, özellikle işten çıkarma durumlarında iş hukuku

konusundaki çekişmelerin süresini kısaltmak amacıyla hızlandırılmış bir usul

düzenlemiş olduğunu saptamakta ve kanunun bu amacını vurgulamaktadır. AİHM,

ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasıl

yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi olmadığını belirterek

başvuranların davasının “makul süre”

içerisinde tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama

süresinin bütününü ele alarak, bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1.

fıkrasına uygun olup olmadığıyla sınırlı bir inceleme yapmaktadır. AİHM bir yıl

beş ay süren bir işe iade davasıyla ilgili değerlendirmesinde, sözü edilen

davada ulusal mahkemelerin ihtilaf konusu olayla ilgili tutumunun özel bir

karmaşıklık göstermediğini, yargılamanın iki dereceli mahkeme önünde bir yıl

beş ay sürdüğünü, ulusal mahkemelerin bu süre zarfında, başvuranın iddialarına ilişkin

karar vermek için davanın esasını incelediğini ve tanık ifadeleri ile bilirkişi

raporları aldıklarını ifade ederek yargılama süresinin bütünü dikkate

alındığında ulusal mahkemeler nezdinde gecikme olmaması nedeniyle Sözleşme’nin

6. maddesinin 1. fıkrası bağlamında “makul

sürenin” aşılmadığı yönünde karar vermiştir (Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07, 31/8/2010;

benzer bir karar için bkz. Dildirim/Türkiye, B. No: 42927/10, 12/3/2013).

52. Belirtilen hususun yanı sıra

6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda

yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku

uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Basit

yargılama usulü yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha

kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile

sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 64-65).

53. Başvuruya konu yargılama

süreci değerlendirildiğinde, 1/12/2010 tarihinde açılan davada Mahkeme,

3/3/2011 tarihli duruşmada ulaşılamayan davalıya ulaşılması amacıyla tebligat

yapılmasına, 28/4/2011 tarihli duruşmada tarafların delillerini sunmasına ve

taraflarca belirlenen tanıklara davetiye çıkarılmasına karar vermiştir.

Mahkeme, 15/6/2011 ve 15/9/2011 tarihli duruşmalarda ise tarafların gösterdiği

tanıkları dinlemiştir. İlk derece mahkemesi, 15/11/2011 tarihinde başvurucunun

ahlak dışı davranışlarının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar

vermiş, söz konusu kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 12/11/2012

tarihinde feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi

kararını bozarak ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine karar vermiştir.

54. Yaklaşık 1 yıl süren ilk

derece mahkemesi önündeki yargılama boyunca Mahkeme, davalıya ulaşmak için

ticaret sicil memurluğu ve ASKİ Genel Müdürlüğü ile yazışma yapmış,

başvurucuyla ilgili Şarkışla Sulh Ceza Mahkemesindeki dava dosyasını ve Sosyal

Güvenlik Kurumundan başvurucuya ait sicil dosyasını talep ederek incelemiş, iki

duruşmada tarafların gösterdiği tanıkları dinlemiştir. Mahkemece yapılan

duruşmalar ortalama iki ay aralıklarla gerçekleştirilmiştir. Davanın temyiz

incelemesini yapan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi yaklaşık 11 ay sonunda 12/11/2012

tarihinde dosyayı inceleyerek feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle ilk

derece mahkemesi kararını bozarak ortadan kaldırmış ve yeni bir hüküm

kurmuştur. Bu durumda davanın iki dereceli yargılama sisteminde yaklaşık 23

ayda kesin olarak karara bağlandığı anlaşılmaktadır.

55. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin iş mahkemesi önünde sürdüğü

görülmekle, 4857 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için

geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı

Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 4857 sayılı

Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin,

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu

anlaşılmaktadır

56. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, işe iade istemli tespit davasında ilk derece mahkemesi ve temyiz

mahkemesinin ihtilaf konusu olayla ilgili tutumunun özel bir karmaşıklık

göstermediği, yargılamanın iki dereceli mahkeme önünde toplam 23 ay sürdüğü,

ilk derece mahkemesinin bu süre zarfında, dava konusu uyuşmazlığı çözüme

kavuşturmak ve başvurucu ile davalının iddialarına ilişkin karar vermek için

davanın esasını incelediği, tarafların tanıklarını dinlediği, taraflara

karşılıklı iddialarını ve cevaplarını sunmak üzere imkân verdiği ve davayı

yaklaşık bir yılda sonuçlandırdığı, davanın temyiz incelemesinin ise yaklaşık

11 ayda tamamlandığı görülmüştür.

57. Başvuruya konu davada yer

alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği çerçevesinde davaya bütün olarak bakıldığında iki dereceli yargılama

prosedüründe geçen yaklaşık 23 aylık yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı

ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasının yargılama makamlarının

tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmaktadır.

58. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

18/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Selami ER Başvurucu : Ali Osman BAYRAK Vekilleri : Av. Esra YAYCI, Av. Güngör TANRIVERDİ, Av. Cemal EMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2929, 18 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2929
Tarih
18 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • Ergün Tütmez Başvurusu (B. No: 2014/2367)
  • Acarkent Site Yönetimi Başvurusu (B. No: 2013/834)
  • Mete Aslan Başvurusu (B. No: 2013/8521)
  • Davut Koyuncu Başvurusu (B. No: 2014/1070)
  • Huriye Kavak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7284)
  • Mülayim Vural ve Ramazan Vural Başvurusu (B. No: 2013/1675)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.