İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Rıza Akarsu Başvurusu (B. No: 2015/6999)

1. Başvuru, ihale yoluyla idareden satın alınan aracın

Başvuru No2015/6999Tarih12 Eylül 2018Okuma22 dk · 4.475 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Rıza Akarsu Başvurusu

Karar tarihi
12 Eylül 2018
Başvuru Numarası
2015/6999
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.475 kelime·22 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ihale yoluyla idareden satın alınan aracın

ihtiyati tedbir kararı gerekçe gösterilerek geç tescil edilmesi yüzünden

uğranılan zararın giderilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 20/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, 1955 doğumlu olup şehirler arası

taşımacılık alanında şoförlük yapmaktadır.

10. 74 BC 072 plakalı kamyon, araç sahibi B.Ç.nin borcu

nedeniyle Çerkezköy Vergi Dairesi Müdürlüğünce (Vergi Dairesi) haczedilerek

ihale yoluyla satışa çıkarılmıştır. Başvurucu, Vergi Dairesinin 8/7/2008

tarihinde düzenlemiş olduğu açık artırmaya katılarak bu kamyonu satın almıştır.

İhalenin kesinleşmesi üzerine başvurucu 21/7/2008 tarihinde Bartın Emniyet

Müdürlüğüne aracın trafik siciline tescili için talepte bulunmuştur. Emniyet

Müdürlüğü 22/9/2008 tarihli yazı ile aracın tescilinin mümkün olmadığını

başvurucuya bildirmiştir. Bu yazıda, Bartın 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin

11/4/2008 tarihli kararı uyarınca aracın trafik sicilinde tescil edilmiş bir

ihtiyati tedbir şerhinin bulunduğu belirtilmiştir. Ayrıca ihaleyi

gerçekleştiren idarenin aracın son takyidat durumu ile ilgili olarak bilgi

almadığı ifade edilmiş ve nakil işleminin gerçekleştirilmesi hâlinde araçla

ilgili diğer hak sahiplerinin mağdur olabileceği, bunun ise tazminat davalarına

ve ilgili memurlar hakkında rücu davalarına neden olacağı açıklanmıştır.

11. Başvurucu, bu idari işleme karşı 11/11/2008 tarihinde

Zonguldak İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Mahkeme 4/5/2009 tarihinde davanın

kabulü ile dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde;

Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ihtiyati tedbir kararının rızai alım satımlar

için uygulanabileceği, bu tedbir kararının cebri satış suretiyle yapılan ihale

sonunda söz konusu aracı tescilden önce edinen başvurucu adına tescil

edilmesini engellemediği belirtilmiştir. Karar temyiz edilmemiş, idare bu

kararın uygulanması kapsamında 7/9/2009 tarihinde aracı başvurucu adına trafik

siciline tescil etmiştir.

12. Başvurucu bu defa satın aldığı aracın yaklaşık bir

yıl geç tescil edilmesi nedeniyle uğradığı zararların tazmini için 21/7/2008

tarihinde idareden talepte bulunmuştur. Bu talebe bir cevap verilmemesi üzerine

başvurucu 10/9/2009 tarihinde Bartın Valiliği aleyhine aynı Mahkemede tam yargı

davası açmıştır. Başvurucu, aracın tamiri için yaptığı masrafın karşılığı

olarak 14.943,52 TL ve idarenin hukuka aykırı işlemi nedeniyle bu aracı bir yıl

boyunca kullanamadığı için 60.000 TL olmak üzere toplam 74.943,52 TL tutarında maddi

tazminat talebinde bulunmuştur.

13. Mahkeme 28/1/2010 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde, idarece yapılan açık artırmada satın alınan

aracın tamiri için yapılan harcamanın idarenin hukuka aykırı işleminden

kaynaklanmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, başvurucunun idarenin hukuka aykırı

işlemi nedeniyle aracı bir yıl ticari faaliyette kullanamaması nedeniyle

uğradığını belirttiği zarara ilişkin 60.000 TL tutarındaki maddi tazminat

talebini de reddetmiştir. Mahkemeye göre söz konusu aracın bu süre içinde

ticari faaliyette kullanılıp kullanılmayacağı, devamlı surette iş bulunup

bulunamayacağı ve bu işler için ne miktarda gelir elde edilebileceği kesin

olarak belirli olmayıp bu sebeple maddi tazminat talebinin kabulüne imkân bulunmamaktadır.

14. Temyiz edilen karar, Danıştay Onbeşinci Dairesince

24/4/2014 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı

Dairenin 12/2/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

15. Nihai karar, başvurucu vekiline 25/3/2015 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 20/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. Olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 18/6/1927

tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 101. maddesi

şöyledir:

“Hakim iki taraftan birinin talebiyle

davanın ikamesinden evvel veya sonra aşağıda gösterilen hal ve şekillerde

ihtiyati tedbirler ittihazına karar verebilir:

1 – Menkul ve gayrimenkul malların ayni

münazaalı ise bunun haciz veya yeddiadle tevdiine,

2 – Münazaalı şeyin muhafazası için

lazımgelen her türlü tedbirlerin ittihazına,

3 – Kanunu Medeni ile muayyen hallerde

nafaka alınmasına,

4 – Ayrılık veya boşanma davası üzerine

Kanunu Medeni mucibince icap eden muvakkat tedbirlerin ittihazına.”

18. 1086 sayılı mülga Kanun'un 103. maddesi şöyledir:

"101 ve 102 nci maddelerde

gösterilen hallerden başka tehirinde tehlike olan veya mühim bir zarar olacağı

anlaşılan hallerde tehlike veya zararı defi için hakim icap eden ihtiyati

tedbirlerin icrasına karar verebilir."

19. Bu Kanun'u yürürlükten kaldıran 12/1/2011 tarihli ve

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389. maddesi şöyledir:

"(1) Mevcut durumda meydana

gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde

zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle

bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde,

uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.

(2) Birinci fıkra hükmü niteliğine

uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır."

20. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 12. maddesi şöyledir:

"İlgililer haklarını ihlal eden bir

idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan

doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte

açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması

üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde

verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan

dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası

açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma

hakları saklıdır."

21. 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik

Kanunu'nun 19. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Araç sahipleri araçlarını

yönetmelikte belirtilen esaslara göre yetkili kuruluşa tescil ettirmek ve

tescil belgesi almak zorundadırlar."

22. 2918 sayılı Kanun'un 20. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"Tescil süreleri, satış ve

devirler, noterlerin sorumluluğu ile ilgili esaslar şunlardır:

a) Araç sahipleri,

1. (Değişik: 13/2/2011-6111/55 md.)

Tescili zorunlu ve ilk tescili yapılacak olan araçların satın alma veya

gümrükten çekme tarihinden itibaren üç ay içinde tescili için; bunların hurda

durumuna gelmesi hâlinde ise bir ay içinde tescilin silinmesi için ilgili

trafik tescil kuruluşuna veya Emniyet Genel Müdürlüğünün belirleyeceği kamu

kurum veya kuruluşları ile gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerine başvurmak,

2. (Değişik: 2/4/1998 - 4358/3 md.)

Tescilin yapılması veya silinmesi için vergi kimlik numarası ile yönetmelikte

belirtilen bilgi ve belgeleri sağlamak,

Zorundadırlar.

...

d) (Değişik: 24/12/2009-5942/1 md.)

Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri, satış ve devri yapılacak

araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi, gecikme faizi, gecikme zammı, vergi

cezası ve trafik idari para cezası borcu bulunmadığının tespit edilmesi ve

taşıt üzerinde satış ve/veya devri kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt

bulunmaması halinde, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik

tescil kayıtları esas alınarak noterler tarafından yapılır. Noterler tarafından

yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir...

...

Haciz, müsadere, zapt, buluntu,

trafikten men gibi nedenlerle; icra müdürlükleri, vergi dairesi müdürlükleri,

milli emlak müdürlükleri ile diğer yetkili kamu kurum ve kuruluşları tarafından

satışı yapılan araçların satış tutanağının bir örneği aracın kayıtlı olduğu trafik

tescil kuruluşlarına üç işgünü içerisinde gönderilir. Aracı satın alanlar

gerekli bilgi ve belgeleri sağlayarak ilgili trafik tescil kuruluşundan bir ay

içerisinde adlarına tescil belgesi almak zorundadırlar. Alıcıların tescil

belgesi almak için süresinde başvurmamaları halinde bu araçları alıcıları adına

re’sen kayıt ve tescil ettirmeye Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilidir.

Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve

esasları belirlemeye İçişleri ve Maliye Bakanlıkları yetkilidir...

..."

23. 2918 sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

Tescil edilen araçlar, "Tescil

Belgesi" ve "Tescil Plakası" alınmadan karayollarına

çıkarılamaz. (Ek cümle: 13/2/2011-6111/56 md.) Ancak, ilk tescili yapılan

araçlar için düzenlenen tescile ilişkin geçici belgelerin geçerlilik süresi

içinde, tescil belgesi alma zorunluluğu aranmaz."

B. Uluslararası Hukuk

24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1

No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı

gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve

yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun

olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin,

mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin

ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mal varlığına

ihtiyati tedbir uygulanmasını mülkiyet hakkına müdahale olarak

değerlendirmiştir. Poiss/Avusturya (B. No: 9816/82, 23/4/1987)

kararında, tarım arazilerine ilişkin bir planlama çerçevesinde taşınmazların

geçici olarak devri şeklinde bir tedbirin uygulanmasıyla başvurucunun

taşınmazını geçici olarak kullanmasının ve taşınmazından tasarruf etmesinin

önüne geçildiği belirtilerek başvuru mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin

birinci kural çerçevesinde incelenmiştir. AİHM sonuç olarak başvuruya konu

tedbirin yirmi dört yıl boyunca devam etmiş olduğuna dikkat çekerek

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığına karar

vermiştir (Poiss/Avusturya, §§ 61-70).

26. Köktepe/Türkiye (B. No: 35785/03, 22/7/2008)

kararına konu olayda ise orman idaresince açılan bir davada uyuşmazlık konusu

taşınmazın tapu kaydına konulan ihtiyati tedbir şerhinin mülkiyet hakkı

bakımından sonuçları tartışılmıştır. AİHM; derece mahkemelerinin anayasal gerekçelerle

başvurucunun mülkünün bir bölümüne tahdit getirdiğini, bu mahrumiyetin doğanın

ve çevrenin korunması şeklindeki kamu yararına dayalı meşru bir amacının

bulunduğunu, dolayısıyla hukuka aykırı ve keyfî hiçbir işlem bulunmadığını

kabul etmiştir. Bununla birlikte AİHM, başvurucunun taşınmazı 1993 yılında iyi

niyetle edindiğini vurgulamıştır. Mülkiyet hakkına yapılan bu müdahaleye karşın

iç hukukta etkin bir tazminat yolunun mevcut olmadığı ise kararda özellikle

belirtilmiştir. Kararda, başvurucunun mülkiyet hakkından yararlanmasının

engellendiği hâlde bir tazminat ödenmemiş olması nedeniyle kamu yararı ile

başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının gereklilikleri arasındaki adil

dengenin bozulduğu sonucuna varılmıştır. Bu doğrultuda şahsi olarak olağan dışı

ve aşırı bir yüke katlanmış olduğu kanaatiyle başvurucunun mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine karar verilmiştir (Köktepe/Türkiye, §§ 67-93).

27. Pekárny a cukrárny Klatovy, a.s./Çek Cumhuriyeti (B.

No: 12266/07..., 12/1/2012) kararında ise başvurucu şirketin genel kurul

toplantılarına getirilen yasağa ilişkin geçici tedbirlerin beş buçuk yıl

sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline karar verilmiştir (Pekárny a

cukrárny Klatovy, a.s./Çek Cumhuriyeti, §§ 46-55).

28. Sildedzis/Polonya (B. No: 45214/99, 24/5/2005)

kararına konu olayda başvurucu, vergi idaresince yapılan açık artırmada bir

otomobil satın almıştır. Ancak araçların sicillerini tutmakla görevli belediye,

tescil talebini öncelikle bu otomobilin kullanılamayacak (hurda) durumda olduğu

gerekçesiyle reddetmiştir. Sonrasında başvurucu, aracın motoru ve şasi

parçasını değiştirerek başvurduğunda ise bu defa başvurucunun tescil talebi,

şasi numarasının değiştirildiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu araç, iki yıl

altı aylık bir sürenin sonunda tescil edilebilmiştir. Müdahaleyi mülkiyetin

kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kural çerçevesinde inceleyen AİHM,

şikâyet edilen kamu makamlarının işlem ve kararlarının haksız olduğu, ilgili

mevzuatın tutarlı olmadığının iç hukukta da kabul edildiği tespitine yer

vermiştir. Kararda ayrıca, iç hukukta mevcut benzer sorunların konu hakkında

bir kanun değişikliği yapılana kadar çözülemediğine dikkat çekilmiştir. AİHM,

bu sebeplerle olay tarihinde yürürlükte olan ilgili kanuni düzenlemelerin

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılacak keyfî müdahalelere karşı yeterli bir

koruma sağlamak için gerekli açıklığı ve hassasiyeti içermediği sonucuna

varmıştır. AİHM; başvurucunun iyi niyetli alıcı olduğunu, aracı kamu

makamlarından satın aldığını ve aracı satın alırken muhtemel sorunlar hakkında

bilgi sahibi olmadığından bu sorunları öngörebilmesinin mümkün olmadığını

vurgulamıştır. AİHM sonuç olarak başvurucunun vergi dairesinin düzenlediği bir

açık artırmada satın aldığı aracın tescil edilmemesi nedeniyle neredeyse iki yıl

bu aracı kullanamadığını belirterek başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet

yüklendiği kanaatiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Sildedzis/Polonya,

§§ 44-52).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 12/9/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu; uyuşmazlığa konu kamyonu ihale yoluyla

satın aldığı tarihte ve hâlen şehirler arası taşıma işiyle uğraştığını, aracı

da bu ticari faaliyet kapsamında satın aldığını belirtmiştir. Başvurucu; idare

tarafından yapılan ihalede satın aldığı kamyonu kendi adına tescil

ettirememesinin idarenin hatalı işleminden kaynaklandığını, idarenin kusuru

sebebiyle uğradığı zararların da idarece karşılanması gerektiğini

vurgulamıştır. Başvurucu; maddi zararının varlığına ilişkin fatura ve

belgelerinin mevcut olduğunu, bunlara göre tescil talebi tarihi olan 21/7/2008

ile tescil tarihi olan 8/7/2009 arasında mahrum kaldığı kazanç kaybından

idarenin sorumlu olması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu, devamlı surette

iş bulup bulamayacağının belirli olmadığı gerekçesiyle kazanç kaybı konusunda

İdare Mahkemesince yeterli bir araştırma yapılmadan tazminat talebinin

reddedilmesinin hukuka aykırı olduğundan yakınmıştır. Başvurucu sonuç olarak bu

gerekçelerle adil yargılanma, mülkiyet ve etkili başvuru haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde, başvurucunun üzerinde tedbir

şerhi bulunur şekilde satın aldığı aracı tescil ettirememesine yönelik olarak

açtığı dava nedeniyle bu aracı kullanamamasının yargılamanın olağan bir sonucu

olduğu belirtilmiştir. Bakanlık ayrıca Danıştayın yerleşik içtihadına göre

idarenin hizmet kusurundan kaynaklı olarak açılan tazminat davalarında muhtemel

zararların karşılanmasının mümkün olmadığını, gerçek ve ispatlanmış zararların

karşılanabileceğini vurgulamıştır. Bakanlık son olarak aracın hukuka aykırı

olarak tescil edilememesinin ve bir yıl süreyle araç üzerinde tasarrufta

bulunulamaması bakımından mülkün varlığı hususunun tartışılması gerektiği

görüşünü bildirmiştir.

B. Değerlendirme

32. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz.”

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiası yanında ayrıca adil

yargılanma ve etkili başvuru haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

Başvurucunun idareden satın aldığı kamyonu ihtiyati tedbir şerhi gerekçe

gösterilerek bir yıla yakın bir süre tescil ettirememesi suretiyle

kullanamaması ve bundan tasarrufta bulunamaması yönündeki şikâyetleri mülkiyet

hakkını ilgilendirdiğinden başvurucunun belirtilen şikâyetlerinin mülkiyet

hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Mülkün

Varlığı

35. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir

kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle

öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382,

16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

36. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul

ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve

fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet

hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:

2014/11441, 1/2/2017, § 60).

37. Somut olayda başvurucu, Vergi Dairesince 8/7/2008

tarihinde düzenlenen açık artırmada uyuşmazlığa konu kamyonu satın almıştır.

Başvurucunun kamyonu trafik sicilinde kendi adına tescil ettirme talebi Emniyet

Müdürlüğünce reddedilmiş ancak başvurucunun bu işleme karşı açtığı davada İdare

Mahkemesi 4/5/2009 tarihinde dava konusu idari işlemin iptaline karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun yapılan ihale sonucunda bu aracın

mülkiyetini edindiği açık olarak belirtilmiştir. Bu kararın uygulanması

kapsamında söz konusu kamyon 7/9/2009 tarihinde trafik sicilinde başvurucu

adına tescil edilmiştir. Dolayısıyla hukuki bakımdan taşınır bir eşya olan ve

ekonomik bir mal varlığı değeri ifade eden söz konusu motorlu araç yönünden

mülkiyet hakkı kapsamında başvurucunun mülkünün mevcut olduğu

kuşkusuzdur.

b. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

38. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar

vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi

dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma

olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma

ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B.

No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

39. Başvuru konusu olayda başvurucunun kamyonu 8/7/2008

tarihinde edindiği ve mülkünden kalıcı veya geçici olarak yoksun bırakılmadığı

görülmektedir. Bununla birlikte başvurucunun ancak tescile ilişkin dava süreci

sonunda 7/9/2009 tarihinde bu kamyonu trafik sicilinde adına tescil

ettirebildiği anlaşılmaktadır. 2918 sayılı Kanun'un 19. ve 20. maddelerine göre

araç sahiplerinin araçlarını trafik siciline tescil ettirmeleri zorunlu olup

aynı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrası uyarınca aracın trafiğe

çıkarılabilmesi için öncelikle tescil edilmesi, tescil belgesi ve tescil plakası

alınması gerekmektedir. Buna göre başvurucunun edindiği tarihten tescil

edildiği tarihe kadar bu aracı trafiğe çıkaramadığı için kullanamadığı ve

araçtan yararlanamadığı açıktır. Dolayısıyla somut olay bağlamında aracın

tescil edilmemesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği

değerlendirilmiştir.

40. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten

barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın

şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise

mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala

bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve

düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet

tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife

Tarhan, §§ 55-58).

41. 2918 sayılı Kanun hükümlerine göre tutulan resmî bir

kayıt sistemi olan trafik sicili, motorlu araçların teknik ve fiziki

özellikleri ile üzerindeki hakları ve kısıtlamaları göstermektedir. Böylelikle

motorlu taşıtlara ilişkin mülkiyet uyuşmazlıklarının önüne geçilmesi, bunlara

yönelik vergilerin tarh ve tahsili, motorlu araç piyasasının ve buna dair

ekonomik yaşamın güven içinde devamının sağlanması, kara yollarında dolaşacak

araçların tespiti ile kontrolü amaçlanmaktadır. Dolayısıyla somut olaydaki

müdahale konusu olan araçların trafik siciline tescil edilmesiyle motorlu

araçların tespit edilerek kontrolü amaçlandığından başvurunun mülkiyetin kamu

yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural

çerçevesinde incelenmesi gerekir.

c. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

42. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

43. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya

uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan

ve Afife Tarhan, § 62).

44. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek

suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği

ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de hak ve

özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini temel bir ilke olarak

benimsemiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate

alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır (Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49). Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve

uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar

hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de

kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin

kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve

öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası

A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

45. Somut olayda başvurucunun idare tarafından yapılan

ihalede mülkiyetini edindiği aracının trafik siciline tescil edilmemesi

yönündeki müdahalenin kanuna aykırı olduğu İdare Mahkemesince kabul edilmiştir.

Nitekim bu karar doğrultusunda aracın başvurucu adına trafik siciline tescil

edildiği görülmüştür (bkz. § 11). Ancak bu aracın trafik siciline tescil

edilmiş olması tek başına başvurucunun mağdur sıfatını ortadan kaldırmamaktadır.

Başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkması için ileri sürülen ihlalin hem

zamanında hem de mağdurun bu hakkı kullanamadığı süre gözönüne alınarak telafi

edilmesi gerekmektedir (Benzer yöndeki karar için bkz. Abdulkerim Tanış ve

diğerleri, B. No: 2014/17621, 9/1/2018, § 34).

46. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi, bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde

tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B.

No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

47. Bu bağlamda ilk olarak başvurucunun söz konusu

motorlu aracı bir kamu kuruluşu olan Vergi İdaresinden yapılan bir açık

artırmada satın almış olduğuna dikkat çekmek gerekir. Buna göre başvurucunun bu

aracı meşru yollarla edindiği ve satın aldığı ihale tarihi itibarıyla kanunen

aracın maliki olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır. Diğer taraftan

başvurucunun satın aldığı tarihte bu araç üzerindeki ihtiyati tedbir şerhini

bilebilecek durumda olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Emniyet Müdürlüğünün

tescil talebinin reddine ilişkin yazıda, ihaleyi gerçekleştiren idarenin aracın

son takyidat durumu ile ilgili olarak bilgi almadığı açık olarak ifade

edilmiştir (bkz. § 10). Dolayısıyla başvurucunun ihale öncesinde veya sırasında

bu araç üzerinde bir kısıtlama bulunduğunu ve bu kısıtlama yüzünden aracın

trafik siciline tescil edilmeyebileceğini öngörebilmesi mümkün değildir.

48. Kaldı ki başvurucunun açtığı davada İdare Mahkemesi,

araç üzerindeki söz konusu kısıtlamanın rızai devirler yönünden uygulama alanı

bulabileceğini kabul ederek tescil edilmeme yönündeki idari işlemi hukuka

aykırı bulmuştur. Başvurucu ise hukuka aykırı bulunan bu idari işlem yüzünden

tescil talebi olan 21/7/2008 tarihinden aracın tescil edildiği 8/7/2009

tarihine kadar yaklaşık bir yıl boyunca bu aracı kullanamamış ve ondan

yararlanamamıştır.

49. Başvurucunun açtığı tam yargı davasında İdare Mahkemesi

iki gerekçeyle tazminat talebini reddetmiştir. Mahkeme, aracın tamiri için

yapılan masrafların hizmet kusurundan kaynaklanmadığını belirtmiş; ayrıca

aracın ticari faaliyette kullanılıp kullanılmayacağı belirli olmadığı için

zararın kesin olarak tespit edilemeyeceğine dayanmıştır (bkz. § 13). Hâlbuki

başvurucunun şoför olarak hayatını idame ettirdiği ve şehirler arası

taşımacılık alanında faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır. Buna göre

başvurucunun satın aldığı kamyonun mesleki ve ticari faaliyeti açısından önem

taşıdığı ve ekonomik bir değer ifade ettiği, bundan yararlanamadığı dönem

bakımından başvurucunun kendisi açısından önemli bir kazançtan yoksun kaldığı

açıkça ortadadır.

50. Başvurucunun söz konusu dönemde aracı ticari

faaliyette kullanıp kullanamayacağı veya devamlı surette iş bulup bulamayacağı

gibi hususları mutlak bir biçimde gösterebilmesi, bu dönemde aracı kullanması

olanaksızlaştırıldığı için mümkün görülmemektedir. Bununla birlikte

başvurucunun idareye güvenerek satın aldığı kamyonunu yine idarenin hatası

sebebiyle yaklaşık bir yıl boyunca kullanamadığı ve bunun da başvurucunun

zararına yol açtığı bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açıktır. Elbette ki

söz konusu zararın nasıl hesaplanacağı ve miktarının ne olacağı gibi hususlar,

ilk elden delilleri değerlendirme imkânına sahip olan ve bu konuda uzmanlaşmış

bulunan derece mahkemelerinin takdirindedir. Ancak zararın varlığı kabul

edildiği hâlde miktarının ispatının somut olayda olduğu gibi katı koşullara

bağlanması idarenin hatasından doğan mağduriyetin giderilmemesine yol

açmaktadır.

51. Sonuç olarak başvurucunun idarenin düzenlediği bir

açık artırmada iyi niyetli olarak satın aldığı aracın yaklaşık bir yıl boyunca

trafik siciline tescil edilmemesinin başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale

teşkil ettiği, bu müdahale sebebiyle oluşan zararın ise giderilmediği

anlaşılmaktadır. Bu durumda herhangi bir tazminatın da ödenmediği dikkate

alındığında somut olayda müdahale ile başvurucuya şahsi olarak aşırı bir

külfetin yüklendiği, kamu yararı amacı ile mülkiyet hakkının korunması arasında

olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü

olmadığı sonucuna varılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

a. Genel

İlkeler

54. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

55. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak

ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §

55).

56. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek

işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Mehmet Doğan, § 56).

57. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi

gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya

yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun

giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan,

§ 57).

58. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı

durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca

Anayasa Mahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması

gerekenlere hükmeder. İdari eylem ve işleme karşı başvurulacak kanun yolları

varsa ve bu yollar tüketildikten sonra yapılan bireysel başvurunun incelenmesi

sonucu ihlal tespiti yapılmışsa yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin

tespit edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunduğu

durumlarda kararın bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilebilir.

59. Mehmet Doğan kararında Anayasa Mahkemesi,

yeniden yargılama yapmakla görevli derece mahkemelerinin yükümlülüklerine ve

ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece mahkemelerince yapılması gerekenlere

ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna göre Anayasa Mahkemesinin tespit edilen

ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde

derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet

Doğan, § 59).

60. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması

gereken şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar

tarafından bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır

(Mehmet Doğan, § 60).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

61. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi tazminat

talebinde bulunmuştur.

62. Anayasa Mahkemesi başvurucunun ihale yoluyla idareden

satın aldığı kamyonun trafik siciline geç tescil edilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin

idari faaliyetten kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

63. Bununla birlikte başvurucunun somut olayda uğradığı

zararların giderimi için tazminat davası açtığı, bu davanın reddedilmesi

nedeniyle başvurucunun maddi zararlarının karşılanamadığı anlaşılmaktadır. Buna

göre söz konusu idari işleme karşı başvurulacak kanun yolu tüketildikten sonra

yapılan bireysel başvurunun incelenmesi sonucu ihlale yol açıldığı tespit

edilmiştir. Dolayısıyla yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin tespit

edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânı bulunduğu için kararın bir

örneğinin mülkiyet hakkının ihlali ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Zonguldak İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması

gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve

nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir.

64. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi yeterli

bir giderim sağladığından başvurucunun maddi tazminata ilişkin talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL

harcın başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Zonguldak İdare Mahkemesine (E.2009/1286, K.2010/83) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harcın BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 12/9/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Ali Rıza AKARSU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/6999, 12 Eylül 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  18. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  19. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  20. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/6999
Tarih
12 Eylül 2018

İlgili Kararlar

  • Rıza Doğan Başvurusu (B. No: 2015/5099)
  • Bircan Çelik ve Meryem Çelik Başvurusu (B. No: 2015/8572)
  • Mehmet Hanefi Özçoban ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2849)
  • Bahri Karakoç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6952)
  • Dilek Dönmez ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/13090)
  • Altun Özyolcu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7821)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.