İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Dilek Dönmez ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/13090)

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu doğum sırasında çocukta kalıcı

Başvuru No2015/13090Tarih12 Eylül 2018Okuma17 dk · 3.353 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Dilek Dönmez Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
12 Eylül 2018
Başvuru Numarası
2015/13090
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.353 kelime·17 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu doğum sırasında çocukta kalıcı

bir sakatlığa yol açılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

ve geliştirme hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Üçüncü başvurucu Tolga Berk Dönmez, birinci ve ikinci

başvurucunun oğludur. İkinci başvurucu Dilek Dönmez doğum sancılarının

başlaması üzerine 10/5/2004 tarihinde sabah saatlerinde (saat 9.00 civarı)

Fatih Devlet Hastanesine (Hastane) başvurmuş, derhâl doğumhaneye alınarak Opr.

Dr. B.S.S. tarafından muayene edilmiştir. Muayene sonrası doğumun normal doğum

yöntemiyle yapılmasına karar verilmiştir. Doğum, aynı gün öğle saatlerinde

(saat 13.00 civarında) gerçekleşmiştir. Ebe gözetiminde yapılan doğum esnasında

doğumun ilerlemediği fark edilmiş ve sağlık personeli tarafından Dr. S.Ç.ye

haber verilmiştir. Dr. S.Ç.nin doğuma müdahalesi

sonucunda başvurucu Tolga Berk Dönmez 3.900 g ağırlığında normal yolla dünyaya

gelmiştir.

9. Doğumun bitiminde bebeğin doğar doğmaz röntgeni çekilerek

kolunda zedelenme olduğu tespit edilmiş, çocuk doktoru tarafından ilk muayenesi

yapılmıştır. Ortaya çıkan durum karşısında beklenilerek kolunda iyileşme

olmaması hâlinde kontrol edilmesi gerektiği önerilmiştir. Ertesi gün başvurucu

Dilek Dönmez taburcu edilmiştir. Taburcu edildikten iki hafta sonra bebek Tolga

Berk Dönmez'in sağ kolunun şişmesi üzerine aynı

Hastanenin ortopedi servisinde muayene tekrar yapılarak bir kez daha

beklenilmesi önerilmiştir. Ancak başvurucular, beklemek istemeyip oğullarını

Göztepe Sigorta Hastanesine götürmüş ve bu şekilde başvurucu çocuğun tedavi

süreci başlamıştır.

10. En son Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından

23/11/2007 tarihinde yapılan muayene sonucu çocuğun organlarından birinin

(kolunun), fonksiyonlarında sürekli kayıp bulunduğu gözlemlenmiştir.

11. Başvurucuların doğuma katılan doktor ve ebeler hakkında

taksirle yaralama suçu isnadıyla yaptıkları şikâyet, Gebze Cumhuriyet

Başsavcılığının 10/3/2008 tarihli kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair

kararıyla sonuçlanmıştır. ATK tarafından muayene sonucu düzenlenen ve karara

dayanak yapılan 30/11/2007 tarihli raporda;

-Doğumun normal (vaginal) yolla

gerçekleşmesi kararının tıbben uygun olduğu,

-Doğum sırasında gerçekleşen omuz takılmasının öngörülemeyeceği

ve brakiyel pleksus

zedelenmesinin (sinir zedelenmesi) doğum komplikasyonu olduğu,

-Doğuma katılan doktor ve ebelerin kusurlarının bulunmadığı

tespitlerine yer verilmiştir.

12. Raporda ayrıca doğuma katılan doktor ve ebelerin ifadelerine

yer verilmiştir. Doktor S.Ç., görevli olmadığı hâlde doğuma çağrıldığını,

doğumhaneye gittiğinde bebeğin başının göründüğünü ancak gövdesinin sıkışmış

olduğunu, kalp atışlarının bozulduğunu,sezeryan

imkânı olmadığından normal yolla doğumun yaptırıldığını ve gereken tüm

yöntemlerin uygulandığını beyan etmiştir. Ebe D.Y., doğum esnasında bebeğin

başı göründükten sonra doğumun ilerlememesi nedeniyle beş dakika içinde doktora

haber verildiğini ve doktorun müdahale ettiğini ifade etmiştir. Ebe A.U., zor

doğum nedeniyle doktora haber verildiğini ancak söz konusu durumu fark ettikten

ne kadar süre sonra haber verildiğini hatırlayamadığını belirtmiştir. Ebe S.T.,

doğumu hatırlamadığını beyan etmiştir. Opr. Dr. S.S., başvurucu Dilek Dönmez'in Hastaneye geldiği esnada muayenesini yaptığını,

bebeğin doğum ağırlığını değerlendirdiğini ve iri

bebek sınıfına girmediğini, 4.500 g üstünde bebeklerde bu

komplikasyonun gelişmesinin kuvvetle muhtemel, 4.000- 4.500 g arasındaki

bebeklerde ise olası olarak görüldüğünü, dolayısıyla başvurucunun doğumunun

riskli kategoriye girmediğini, doğumhaneyi Dr. S.Ç.ye devrederek Hastaneden

ayrıldığını ifade etmiştir.

13. Başvurucular, idarenin ağır hizmet kusuru sonucunda çocuğun

sakatlandığını belirterek uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini

talebiyle Kocaeli 1. İdare Mahkemesine (Mahkeme) 12/3/2008 tarihinde tam yargı

davası açmışlardır.

14. Mahkeme, 20/5/2010 tarihinde davanın reddine oy çokluğuyla

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, ATK raporuna atıf yapılarak çocuğun

doğumda sağ kolunun sakat kalmasında davalı idarenin hizmet kusurunun

bulunmadığı belirtilmiştir. Muhalefet şerhinde, ilgililer aleyhine açılan ceza

soruşturmasında kusurlarının bulunmamasının idarenin kusurunu ortadan

kaldırmayacağına, idarenin hizmetin aksamada ve kesintisiz yürütülmesine dönük

araç, gereç ve ekipmanı sağlayıp sağlamadığının tartışmalı olduğu gibi kusursuz

sorumluluk ilkesi uyarınca da oluşan zararın tazmininin gerekeceğine yer

verilmiştir.

15. Temyiz edilen karar, Danıştay Onbeşinci

Dairesinin (Daire) 10/6/2014 tarihli ilamıyla sadece vekâlet ücreti yönünden

bozulmuş, diğer kısımlar yönünden onanmıştır.

16. Başvurucuların, onama kararına karşı karar düzeltme

talepleri ise Dairece reddedilmiştir.

17. Nihai karar 30/6/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucular 30/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"İdari dava türleri şunlardır:

a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil,

sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı

iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel

hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam

yargı davaları,

..."

20. 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı

İcrasına Dair Kanun'un 51. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Ebeler gebelerin muayenesiyle bunların hıfzıssıhhatlerine mütaallik tedabirin ifasına ve doğumun teshiline ve bu esnada

yapılacak basit manevraların ve çocuk için lazım gelen ilk tedbirlerin ifasına

salahiyettar iseler de her nevi alet ve saire tatbik etmeleri memnu ve sureti

avarızı velade vekayiinde behemahal bir tabip davetine mecburdurlar..."

21. 22/5/2017 tarihli ve 29007 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde

Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelik'e ekli

tanımların ilgili kısmı şöyledir:

"Ebe

...

b) Gebelik tanısını koyar, normal gebe

izlemini ve gerekli muayenelerini yapar, riskli durumları erken dönemde

belirler, gerekli önlemleri alarak sevk eder.

c) Doğum sürecini yönetir; travay

sırasında anne ve bebeğin sağlığını izler, normal doğumları ve tabibin olmadığı

hallerde acil makat doğumları yaptırır, gerektiğinde epizyotomi

uygular. Doğum sürecinde normalden sapmaları belirler, acil durum tedbirlerini

alır ve tabibe haber verir, tabibin direktifleri doğrultusunda acil müdahalede

bulunur.

ç) Doğum sonrası dönemde; yenidoğanın ilk

bakım ve muayenesini yapar, gerektiğinde acil resüsitasyon

gerçekleştirir, anneye emzirme eğitimi verir, annenin bakım ve izlemini yapar,

normalden sapmaları tespit ederek sevk eder.

..."

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar

başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."

23. 3/12/2003 tarihli ve 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun

bulunan Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan

Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi) 3.

maddesi şöyledir:

''Taraflar, sağlığa duyulan ihtiyaçları ve

kullanılabilir kaynakları gözönüne alarak, kendi

egemenlik alanlarında, uygun nitelikteki sağlık hizmetlerinden adil bir şekilde

yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacaklardır.''

24. İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi'nin 4. maddesi şöyledir:

''Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi

bir müdahalenin, ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak

yapılması gerekir.''

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kişilerin fiziksel ve

ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil

olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini

değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerini Sözleşme'nin 8.

maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier v. Fransa (k.k.),

B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca

ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No:

46156/11, 21/5/2013).

26. AİHM kararlarına göre devletler, ister kamu isterse özel

sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, sağlık hizmetlerini,

hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik

gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 51; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye).

27. AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanan

tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden

bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır.

Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi sözkonusu

olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda, ilgili

devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No:

28870/05, 25/5/2010; Trocellier/Fransa).

28. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin

sorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi

için yeterli olup olmaması hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında

ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin

ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye,

B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her hâlükârda bu sonuçları sorgulamanın veya

sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların

doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında

olmadığına işaret etmiştir (Tysiac/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §

119, Yardımcı/Türkiye, § 59).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 12/9/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişinin Maddi ve

Manevi Varlığın Koruma ve Geliştirme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucular, bebeğin büyük olmasına rağmen normal yolla

doğum yaptırılması sebebiyle çocuklarının kolunun sakat kaldığını iddia

etmişlerdir. ATK raporunun yetersiz olduğunu, yeniden bilirkişi raporu alınması

gerektiği yönündeki taleplerinin Mahkemece reddedildiğini beyan etmişlerdir. Danıştayın aksi yönde kararları olmasına rağmen kendi

davalarında hukuka aykırı olarak verilen derece mahkemesi kararının onandığını

ifade etmişlerdir. Başvurucular ayrıca çocuğun %59 oranında iş gücü kaybına

uğraması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

31. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi

varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

32.Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri,

…kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; ...insanın maddî

ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır."

33. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık

kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."

34. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu

olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki

tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelemiştir (Melahat Sönmez, B.

No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,

B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).

35. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucuların

tıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin -yargı sürecine ilişkin gerekçeli karar

hakkına yönelik şikâyetlerin de- Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelenmesi gerekmektedir. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

36. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesi

kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine

getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 36). Bu

sebeple başvuruya konu olay, devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

ve geliştirme hakkına ilişkin pozitif yükümlülüğü kapsamıyla sınırlı olarak

incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

38. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmektedir. Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi

varlığının bütünlüğü, gerek kamusal yetkilerle

donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına

alınmıştır (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 40).

39. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse

özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamları ile

maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin

alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B.

No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

40. Bu çerçevede devletin egemenlik alanında yaşayan ve kontrolü

altında bulunan kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleri

önleme, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da gerekli soruşturma,

kovuşturma, failleri tespit edip cezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan

zararları etkili bir şekilde bizzat karşılama veya sorumlularına karşılatma

yükümlülüğü bulunmaktadır. Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden

doğan zararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede

devletin Anayasa’nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine

getirmediği durumlarda kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (Özkan Şen, § 40; Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,

§ 37).

41. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesin

sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin "herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde

sürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp

hizmet vermesini" düzenleyeceği ve bu görevini kamu kesimleri

ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanmak suretiyle

onları denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943,

9/9/2015, § 44).

42. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk

veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, § 38).

43. Etkili yargısal koruma sağlamada mağdurların kendi insiyatifleri ile hukuk veya idare mahkemesinde açtıkları

dava yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun

uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü

ele alma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Başvuru yolunun ancak bir hak

ihlali iddiasını önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona

ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi, bunun için uygun bir giderim

sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365,

10/6/2015, § 39).

44. Diğer taraftan bu yöndeki pozitif yükümlülüğünün sonuç

yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olması, her davada

başarılı olunması veya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan bir

sonuca varılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bununla beraber kural olarak

dava, olayın gerçekleştiği koşulları belirleyecek ve iddiaların doğruluğunun

kanıtlanması hâlinde sorumlularının tespit edilerek uygun telafi imkânlarını

sağlayacak nitelikte olmalıdır (Nail Artuç, § 45; Hilmi

Düzgüner, § 50).

45. Anayasa Mahkemesi için bu noktada önemli olan husus,

yürürlükteki yargısal sistemin ihmale yönelik davranışlar ve tıbbi hatalar

nedeniyle maddi ve manevi varlığa yapılan müdahalelerden doğan sorumluluğu

hiçbir durumda belirsizlik içinde bırakmamasıdır. Anayasa Mahkemesinin bu

noktadaki görevi, derece mahkemelerinin Anayasa'nın 17. maddesi ile öngörülen

dikkatli ve özenli inceleme şartını ne ölçüde yerine getirdiğini incelemektir (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, B. No:

2013/4086, 20/4/2016, § 72; Perihan Uçar ve

diğerleri, B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 57; Hilmi Düzgüner, §

51).

46. Olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi

öncelikle idari ve yargısal makamların ödevidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 43). Ayrıca

Anayasa Mahkemesinin görevi, herhangi bir davada bilirkişi raporu veya uzman

mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir. Bilirkişi raporu ve

benzeri delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi hususları derece

mahkemelerinin yetkisi dâhilindedir. Buna karşın Anayasa Mahkemesinin,

başvurucunun yargılama kapsamında alınan bilirkişi raporunun bir hükme

ulaşılırken dikkate alınması talebinin reddi kararının da tarafların haklarını

koruma amacına yönelik yeterli güvenceleri içeren bir usul çerçevesinde verilip

verilmediğini incelemesi gerekmektedir (Ahmet

Gökhan Rahtuvan, B. No: 2014/4991,

20/6/2014, §§ 59, 60). Öte yandan Anayasa Mahkemesinin kural olarak

bilirkişilerin vardığı sonuçları, mevcut tıbbi bilgilerden hareketle birtakım

tahminlere yer vererek sahip olduğu bilimsel bakış açılarının doğru olup

olmadığı yönünden irdeleme görevi de bulunmamaktadır (Yasin Çıldır, § 65).

47. Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda

yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi, ilgili

anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir

yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu

bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve

yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat

Atılgan, § 44).

48. Tıbbi müdahaleden önce kişinin gerektiği şekilde

bilgilendirilerek rızasının alınmaması, kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkının ihlaline sebep olabilir. İstisnai hâller dışında tıbbi

müdahale, ilgili kişinin ancak bilgilendirilip rızası alındıktan sonra

yapılabilir. Hastaların durumun farkında olarak karar verebilmelerini sağlamak

için uygulanması düşünülen tedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkında

kendilerine bilgi verilmiş; bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme ile tıbbi

müdahale arasında hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak kadar

uygun bir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır (Ahmet

Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 56).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

49. Başvuruya konu olayda sabah saatlerinde başvurucu Dilek Dönmezin'in doğum sancılarının başlaması nedeniyle

Hastaneye başvurması üzerine yatırılarak Opr. Dr. B.S.S. tarafından ilk

muayenesi yapılmıştır. Muayene sonucu, bebeğin

iri bebek sınıfına girmediği, başvurucunun daha önce normal doğum

yapmış olduğu ve doğum sürecinin başladığı dikkate alınarak riskli doğum

olmadığı kanaatiyle doğumun normal yolla yapılmasına karar verilmiştir. Doğum

esnasında doğumun ilerlememesi üzerine nöbeti devralan doktor tarafından derhâl

doğuma müdahale edilerek doğum gerçekleştirilmiştir. Dünyaya gelen bebek Tolga

Berk Dönmez 3.900 g ağırlığındadır.

50. Doğumun hemen bitiminde çocuk doktoru tarafından muayene

edilen bebeğin kolunda sinir zedelenmesi olduğu tespiti yapılarak tedaviye

başlanmıştır. Dolayısıyla doğum öncesi ve doğum esnasında olduğu kadar doğum

sonrasında da başvurucu anne ve bebeğin doktor gözetiminde ve müdahalesi

altında bulunduğu anlaşılmaktadır.

51. Başvurucuların olaya dair şikâyetlerinin özü, sezaryen

yöntemi uygulanması gerekirken normal doğum yöntemi uygulanması sebebiyle

mevcut sonucun ortaya çıktığı noktasında toplanmış ise de ilgili bilirkişi

raporunda ve doğuma ilişkin gelişmelerin takip edildiği tıbbi kayıtlarda

başvurucu Dilek Dönmez'in doğumunun riskli olarak

görülen doğumlar arasına girdiğine dair bir bulguya yer verilmemiştir. Ayrıca

başvurucuların da aslen bu hususta bir iddiaları bulunmamaktadır.

52. Diğer taraftan başvuruya konu yargılama süreci

incelendiğinde genel olarak başvurucuların, maddi ve manevi bütünlüğünün ihmal

suretiyle ihlal edildiğine ilişkin tüm iddialarını idare aleyhine tam yargı

davası açarak dile getirebildiği anlaşılmıştır. Mahkemece hastane raporlarının

ve tedaviye ilişkin tüm evrakların getirtilerek incelendiği, olayın

aydınlatılmasına yönelik tanık beyanlarının ve yapılan tıbbi müdahalenin

yeterliliğine dair hazırlanan uzman bilgisinin başvuru dosyasına yansıdığı

görülmüştür.

53. Yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilen

başvurucuların; bilirkişi raporlarına ve kararlara karşı itiraz ve karar

düzeltme haklarını kullanabildiği, dava dosyasını inceleyip ayrıca bilgi ve

belge sunabildikleri, toplanan delillerden haberdar edildikleri ve bu surette

meşru çıkarlarının korunması için söz konusu davaya gerekli olduğu ölçüde

etkili katılımlarının sağlandığı değerlendirilmiştir.

54. Bununla birlikte başvurucular, farklı bir bilirkişi

kurulundan yeniden mütalaa alınması gerektiği yönündeki itirazlarına rağmen

eksik ve yetersiz rapora dayanak yapılarak davanınreddedildiğini

ileri sürmüşlerdir. Somut davada durumun açıklığa kavuşturulması için alınan ve

dava ret kararına dayanak yapılan bilirkişi raporunda, başvurucuların

iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışılıp karşılandığı görülmektedir. Bu

kapsamda bilirkişi raporunda; iri bebek

niteliğinde olmayan çocuğun doğumunda normal yolla doğumun tercih edilmesinin

tıbben uygun olduğu, doğum anında gelişen komplikasyona yine doktor tarafından

müdahale edilerek mümkün olan tüm yöntemlerin kullanıldığı ve doğum sonrasında

da çocukta ortaya çıkan sakatlığın hemen farkedilmek

suretiyle müdahale edildiği hususlarının tespit edildiği anlaşılmaktadır.

55. Tüm bu hususlar birlikte gözönüne

alındığında; derece mahkemelerinin dava dosyasındaki bilgi, belge ve bilirkişi

raporu uyarınca oluşturduğu kanaate ilişkin gerekçesinin somut olayla ilgili ve

yeterli olduğu değerlendirilmiştir. Kararda yer verilen tespit ve gerekçe

itibarıyla kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı

yönünden yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığı,

dolayısıyla bu hakka yönelik bir ihlalin olmadığı sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

57. Başvurucular, davanın açıldığı 12/3/2008 tarihinden karar

düzeltme talebinin reddedildiği 21/4/2015 tarihine kadar yargılamanın sürmesi

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

58. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §

26) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat

Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine

ilişkin yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek etkililiğini tartışmıştır.

59. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun

incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

60. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

61. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına

alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/9/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Elif

ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucular

:

1. Dilek

DÖNMEZ

2. Yüksel

DÖNMEZ

3. Tolga

Berk DÖNMEZ

Vekili

:

Av. Saide

ARSLAN ÇALIŞKAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/13090, 12 Eylül 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Kişinin Maddi ve
  12. B. Makul Sürede
  13. B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. Çelikdemir Ankıtcı
  19. Dönmez
  20. Dönmez
  21. Arslan Çalışkan
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/13090
Tarih
12 Eylül 2018

İlgili Kararlar

  • Altun Özyolcu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7821)
  • Celal Afşin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18943)
  • Cemal Yüksel Başvurusu (B. No: 2016/588)
  • Azime Şahin Başvurusu (B. No: 2015/18161)
  • Halkın Kurtuluş Partisi Başvurusu (B. No: 2015/19585)
  • Fevzi Yazıcı Başvurusu (B. No: 2016/59786)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.