İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Sarıpınar Başvurusu (B. No: 2013/6186)

1. Başvuru; gösteri yürüyüşüne katılınması

Başvuru No2013/6186Tarih9 Mart 2016Okuma32 dk · 6.382 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Sarıpınar Başvurusu (2)

Karar tarihi
9 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/6186
R.G. Tarih ve Sayı
28/4/2016-29697
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.382 kelime·32 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; gösteri yürüyüşüne katılınması

sonucunda mahkûmiyete karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma, özel hayata

saygı, toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının ihlaledildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/8/2013 tarihinde Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/2/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/5/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/7/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 4/8/2015

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı

17/8/2015 tarihinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu hakkında yapılan soruşturma kapsamında Batman İl

Emniyet Müdürlüğünün hazırladığı tutanaklar dikkate alınarak PKK/KONGRA-GEL

terör örgütü liderinin talimatları üzerine kurulduğu değerlendirilen "Halkın Demokratik Çözüm ve Barış Çadırı"

Batman 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 23/3/2011 tarihli ve 2011/347 Değişik İş

sayılı kararı ile el konularak kaldırılmıştır. Bu çadır başvurucunun da üyesi

olduğu TÜMBELSEN'in de dahil olduğu Batman Demokrasi

Platformu tarafından kurulmuştur.

9. Bu çadırla ilgili olarak mahkeme kararında şu

değerlendirmelerde bulunulmuştur:

“PKK terör örgütünün talimatları doğrultusunda

kurulan, HALKIN DEMOKRATİK ÇÖZÜM VE BARIŞ ÇADIRI'nda

zaman zaman etkinlikleri ve basın açıklamalarını bahane ederek toplanan gruplar

tarafından; araç yolu trafiğe kapatıldığı, yasadışı bölücü PKK terör örgütünü

simgeleyen sözde bayraklar ve terör örgütü elebaşısının

fotoğraflarının açıldığı, sık sık yasadışı bölücü PKK terör örgütü ve örgüt elebaşısı lehine sloganlar atıldığı, yüzleri puşi ile kapalı gruplar tarafından güvenlik güçlerine ve

resmi araçlara, sivil vatandaşlara ait araçlara ve işyerlerine yönelik taşlı,

sopalı, havai fişekli ve molotof kokteylli saldırıda

bulunulduğu, 15/03/2011-24/03/2011 tarihleri arasında meydana gelen olaylar

sırasında (7) güvenlik görevlisinin yaralandığı, (16) resmi ve sivil araçta

maddi hasar meydana geldiği, bazı işyerlerinin de camlarının kırıldığı,

Böylelikle söz konusu çadırın, kurulmasından

itibaren yasadışı olayların merkezi haline geldiği, söz konusu çadırda Batman

Sulh Ceza Mahkemesinden alınan karara istinaden yapılan aramada; (1) adet

ruhsatsız tabanca ve fişekleri, (1) adet sapan, molotof

kokteyli yapımında kullanılan benzin, (34) adet kar maskesi, çok sayıda

Abdullah Öcalan posteri, çok sayıda örgüt mensubuna ait fotoğraf, örgütsel

içerikli poster, sözde bayrak ve afişler ele geçirildiği, Batman 2. Sulh Ceza

Mahkemesinin 23.03.2011 gün ve 2011/347 Değişik iş sayılı Kararına istinaden de

sözkonusu çadıra el konularakÇadırın

kurulduğu yerden kaldırıldığı (anlaşılmıştır.)”

10. 24/3/2011 tarihinde içlerinde başvurucu ve Barış ve

Demokrasi Partisi (BDP) milletvekillerinin de bulunduğu 150 kişilik bir grup

saat 11.20'de "baskılar bizi

yıldıramaz" sloganları eşliğinde Diyarbakır Caddesi'ni tek

taraflı olarak trafiğe kapatarak kaldırılan çadırın bulunduğu yere doğru

yürüyüşe geçmişlerdir.

11. Protesto yürüyüşü yapan grup kaldırılan çadırın bulunduğu

yere geldikleri esnada orada bulunan caddenin ortasında oturma eylemine

başlamışlardır. Bu şekilde cadde çift yönlü olarak trafiğe kapatılmıştır.

12. Görevli emniyet görevlisi megafonla protesto grubuna

yaptıkları eylemin yasa dışı olduğu, dağılmaları gerektiği, dağılmamaları

hâlinde zor kullanmak suretiyle dağıtılacakları uyarısında bulunmuştur. Oturma

eyleminden yaklaşık 15-20 dakika sonra grup içinde bulunanların dağılmamaları

ve zorluk çıkarmaları üzerine grup içinde bulunan milletvekilleri ve Batman

Belediye Başkanı dışındaki kişiler gözaltına alınmışlardır. Gözaltına alınanlar

arasında başvurucu da bulunmaktadır.

13. Yakalama tutanağında olay şu şekilde anlatılmıştır:

“24/03/2011

günü saat 11.20 sıralarında, HALKIN DEMOKRATİK ÇÖZÜM VE BARIŞ ÇADIRI” nın Batman 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 23.03.2011 gün ve

2011/347 Değişik iş sayılı Kararına istinaden el konularak kaldırılmasını

protesto etmek amacıyla aralarında Barış ve Demokrasi Partisi Batman

Milletvekilleri Bengi YILDIZ, Ayla AKAT ATA, Batman Belediye Başkan Vekili

Serhat TEMEL, BDP Batman Eş Başkanları Şehmus ASLAN,

Saadet BECEREKLİ ile bazı parti yöneticileri ve yaklaşık 150 kişilik bir grubun

“BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ’ şeklinde atılan sloganlar eşliğinde Diyarbakır

Caddesini tek taraflı olarak trafiğe kapatarak Oğretmen

Evi önünden Caddenin karşı tarafına geçerek kaldırılan çadırın bulunduğu yere

doğru geldikleri, Grubun kaldırılan çadırın bulunduğu alana doğru geldiği

esnada grubun en ön kısmında bulunan ve grubu yönlendiren BDP Batman

Milletvekili Bengi YILDIZ’ın bir anda Diyarbakır

Caddesine yönelerek Caddenin ortasına oturması üzerine, Onunla birlikte yürüyüş

yapan grupta bulunan şahısların tamamının Cadde üzerine oturarak yolu çift

yönlü olarak trafiğe kapattıkları ve oturma eylemine başladıkları, Emniyet

Müdür Yardımcısı tarafından BDP Batman Milletvekili Bengi YILDIZ'ın

uyarılarak. yolun trafiğe açılması gerektiğinin belirtildiği, ancak Bengi YILDIZ'ın “Valinize Söyleyin bizim yerimizi işgal

ediyorsanız, biz de burayı işgal ediyoruz, sebebi budur, bizim kiraladığımız

yeri siz işgal ederseniz, biz de burayı işgal ederiz, açıkça söylüyoruz”

şeklinde karşılık vererek yolu açmayacaklarını söylemesi üzerine grubun

tamamının duyabileceği şekilde megafon aracılığı ile beş kez “yaptıkları

eylemin yasadışı olduğu, dağılmaları gerektiği, dağılmamaları halinde zor

kullanmak suretiyle dağtılacakları” şeklinde gerekli

anonslar yapıldığı ancak şahısların dağılmayarak ısrarla eylemlerini

sürdürdükleri, yapılan tüm anonslara rağmen dağılmayan şahısların kol kola

girmek suretiyle birbirlerine kenetlendikleri, sanık Ali SARIPINAR'in

24/03/2011 günü saat 16.15'te yakalandığı anlaşılmıştır.”

14. Yukarıda belirtilen eyleme yönelik olarak yapılan incelemede

"www.firatnews.du"

isimli internet sitesinden KCK yürütme konseyi tarafından yapılan bir açıklama

tespit edilmiştir. 22/3/2011 tarihli açıklama şu şekildedir:

"Kürt

halkının Newrozda yaktığı özgürlük ateşini

yükselterek talepleri hayat buluncaya kadar mücadeleyi yükseltmeye ve mutlaka

sonuç almayaçağırıyoruz.

Barış

ve demokratik çözüm çadırlarında bulunmaya bile tahammül edemeyen AKP

Hükümeti'nin şiddet politikasına karşı sessiz kalmamak halkımızın meşru ve

demokratik hakkı olan talepleri yüksek sesle haykırmak bunun için gereken

fedakarlığı cesareti ve örgütlülüğü göstermek önemli bir görev durumundadır.

Tüm halkımızı kürdistan kadın ve gençliğini yurtseverlik

görevlerine sahip çıkmaya çağırıyoruz."

15. Aynı sitede yayımlanan24/3/2011 tarihli KCK açıklaması ise

şöyledir:

"Bilinmeli

ki hiçbir ayrımcı politika baskı ve şiddet biçimi artık Kürt halkına geri adım

attıramayacak ve sindiremeyecektir... Özgürlük yürüyüşünü daha örgütlü bir

biçimde güçlendirmeye çağırıyoruz. Halkımız zulme ve şiddete karşı direnerek

demokratik çözüm çadırlarına vereceği destek ve burada dile getirilen meşru

demokratik taleplere sahip çıkarak tüm özel savaş politikalarını boşa çıkaracak

ve serhildanlarını üst bir aşamaya çıkararak

demokratik çözümü kendi öz gücü ile gerçekleştirecektir."

16. Başvurucu ve diğer kişiler 26/3/2011 tarihinde serbest

bırakılmışlardır.

17. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkında yaptığı

soruşturma sonucunda 2011/3442 soruşturma sayılı fezleke ile soruşturma

dosyasını görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (CMK 250.

madde ile görevli) göndermiştir.

18. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 20/4/2011 tarihli ve

E.2011/578 sayılı iddianamesi ile başvurucu hakkında "örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek ve 2911

sayılı Kanuna muhalefet" suçlarından kamu davası açılmıştır.

19. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada

başvurucunun katıldığı protesto gösterisine ait görüntülerinin bulunduğu iki

adet CD üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 25/12/2011 tarihli

bilirkişi raporuna göre başvurucuya ilişkin olarak protesto gösterisine

katıldığı ve polisin yolu trafiğe açmak için müdahale ettiği esnada direndiği

tespit edilmiştir. Yapılan tüm anonslara rağmen dağılmayan şahıslar kol kola

girmek suretiyle birbirlerine kenetlenmişler ve yolu trafiğe açmak isteyen

görevlilere karşı direnmişlerdir. Yine göstericiler arasında bulunan bazı

şahıslar gözaltına alınmamak amacıyla kendilerini yere atmışlardır.

20. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 5/7/2011 tarihli duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında demokratik barış

çadırının kaldırılmasını protesto ettiğini belirtmiş ancak örgüt çağrısı

üzerine bu gösteriye katıldığını kabul etmemiştir. Ayrıca başvurucu, internet

üzerinde yapılan açıklamanın kendisinin gözaltına alınmasından sonra

gerçekleştiğini ileri sürmüştür.

21. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 6/3/2012 tarihli ve

E.2011/267, K.2012/100 sayılı kararı ile başvurucunun 6/10/1983 tarihli ve 2911

sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet suçundan 5 ay,

örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçundan 6 yıl 3 ay hapis

cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan

verilen mahkûmiyet kararına dair hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

vermiştir.

22. Mahkeme gerekçesinde başvurucunun 2911 sayılı Kanun'a

muhalefet suçunu PKK terör örgütü adına işlediği ve bu itibarla başvurucunun

örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçundan da

cezalandırıldığı belirtilmiştir.

23. Başvurucunun anılan karara itiraz etmesi üzerine dosya, 2911

sayılı Kanun'a muhalefet suçu nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geriye

bırakılması kararı yönünden Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesine, diğer suç

nedeniyle verilen mahkûmiyet kararı yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmiştir.

24. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi 1/6/2012 tarihli ve

2012/256 Değişik İş sayılı kararı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararına yapılanitirazı reddetmiştir.

25. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23/7/2012 tarihli ve

9-2012/160066 sayılı yazıları ile 6/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren 2/7/2012

tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı

Kanunlarda Değişiklik Yapılması veBasın Yayın Yoluyla

İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi HakkındaKanun'un

105. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi ve geçici 2. maddesinin birinci

fıkrası kapsamında başvurucunun hukuki durumunun tekrar tayin ve takdirinin

zorunlu olması nedeniyle dosyayı Mahkemesine iade etmiştir.

26. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 29/11/2012 tarihli ve

E.2012/370, K.2012/654 sayılı kararı ile örgüte üye olmamakla birlikte örgüt

adına suç işlemek suçundan başvurucunun neticeten 3 yıl 1 ay 15 gün hapis

cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme, hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına konu olan 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçunu ayrıca

değerlendirmemiştir.

27. Anılan kararın tekrar temyizi üzerine mahkûmiyet kararı,

Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 20/3/2013 tarihli ve E.2013/1741, K.2013/4153

sayılı ilamı ile onanmıştır. Başvurucu bu onama kararından sonra 6/8/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

28. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 16/10/2014 tarihli

itirazı üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 28/11/2014 tarihli ve 2014/7368,

K.2014/12024 sayılı kararıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

29. Bozma gerekçesi şu şekildedir:

"Oluş

ve tüm dosya kapsamına göre; 2911 sayılı Kanunun 23/b maddesinde belirtilen

silah, araç ve malzemeleri taşımaksızın ya da anılan maddede belirtilen halleri

gerçekleştirmeksizin, kolluğun gözetim ve denetimi altında Diyarbakır Caddesi

üzerinde oturma eylemi yapan ve kolluk görevlileri tarafından yapılan ihtara

rağmen dağılmayan topluluğun, zor kullanarak dağıtılmak istenmesi üzerine

görevlilere yönelik cebir ve tehditte bulunmaksızın birbirlerine

kenetlendikleri, sonrasında kolluk tarafından kişilerin tek tek gruptan

ayrılmaları sağlanmak suretiyle topluluğun dağıtıldığı ve grup içinde yer alan

sanığın zor kullanılmasına rağmen dağılmamakta ısrar ettiğine dair delil de

bulunmadığı gözetilmeden, örgüt adına suç işleme suçundan beraatine

karar verilmesi yerine yazılı biçimde mahkumiyetine hükmolunması, kanuna

aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle

yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı bozulmasına..."

30. Bozma kararı üzerine dava Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2015/73 sayılı esasına kaydedilmiştir. Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile değişik

12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nungeçici

14. maddesi ve6526 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 26/9/2004 tarihli ve

5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin

Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 12. maddesi gereğince, 2/2/2015

tarihli ve 2015/36 sayılı görevsizlik kararı vermesi üzerinedosya

Batman Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş ve Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesinin

2015/72 esas sırasına kaydının yapıldığı anlaşılmıştır.

31. Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesi 2015/72, K.2015/157 sayılı

kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt

adına suç işleme suçundan beraatine karar vermiştir.

32. Kararın gerekçesi şu şekildedir:

“Tüm dosya kapsamına göre; 2911 Sayılı kanunun

23/b maddesinde belirtilen silah, araç ve malzemelerin taşınmaksızın ya da

anılan madde de belirtilen halleri gerçekleştirmeksizin, kolluğun gözetim ve

denetimi altında Diyarbakır Caddesi üzerinde oturma eylemi yapan ve kolluk

görevlileri tarafından yapılan ihtara rağmen dağılmayan topluluğun, zor

kullanarak dağıtılmak istenmesi üzerine görevlilere yönelik cebir ve tehditte

bulunmaksızın kalabalığın birbirine kenetlendiği, sonrasında kolluk görevlileri

tarafından kişilerin tek tek gruptan ayrılmaları sağlanmak suretiyle topluluğun

dağıtıldığı,sanığın da grup içerisinde yer aldığı

anlaşılmıştır.

Bozma

ilamında da belirtildiği üzere, birbirine kenetlenerek insan zinciri oluşturan

kalabalığın, dağılma yönündeki ihtara uymadıkları sabitse de,

görevlilere yönelik cebir ve tehdit içeren bir eylemleri de bulunmamaktadır. Bu

sebeple, sanığın, suç teşkil eden ve fizik aleme yansıyan herhangi bir

eyleminin bulunmadığı, buna ilişkin somut delile de ulaşılamadığı kabul

edilmiştir. Ceza Yargılaması yalnızca fizik alemde cereyan eden eylemleri suç

olarak tanımlamıştır. Eyleme dönüşmeyen düşünce ve fikirlerler

hiç bir çağdaş ceza kanununda ceza yaptırımına tabi

tutulmamıştır. Pasif insan davranışlarının suç olarak değerlendirildiği

durumlar bulunmakla birlikte, 2911 Sayılı Yasa da düzenlenen suçların oluşması

için aktif bir eylemin gerektiği kuşkusuzdur. Yine, örgüt üyesi olmamakla

birlikte örgüt adına suç işleme nedeniyle mahkumiyete hükmedilebilmesi için

öncelikle örgütün talebi doğrultusunda suç teşkil eden bir hareketin bulunması

gerektiği de kuşkudan uzaktır. Sanığın suçu oluşturacak aktif bir eylemi bulunduğuna

ilişkin somut delile ulaşılamamıştır. Sanığın üzerine atılı 2911 yasanın

32/1'inci maddesine aykırılık suçu, aktif bir eylemi bulunduğuna ilişkin somut

deli bulunmadığı için oluşmayacağına göre, yansıma suç olan TCK'nun

220/6'ıncı maddesinde düzenlenen suç da oluşmayacaktır. Ceza yargılama usul

hukukunun “şüpheden sanık yararlanır” ilkesine göre, ceza yargılamasının

sonunda, fiilin sanık tarafından işlendiği yüzde yüz belirliliğe ulaşmadığı

takdirde beraat kararı verilmesi gerekir. Bu ilkenin kabul edilmesinin nedeni,

bir suçlunun cezasız kalmasının bir masumun mahkum

olmasına tercih edilmesidir. Ceza yargılamasında amaç, maddi gerçeğin hiçbir

kuşkuya yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; kuşkunun bulunması halinde mahkumiyet kararı verilmesi ceza hukukunun genel ilkelerine

aykırıdır; varsayımlara dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağından, bozma

ilamındaki düşünceye koşut olarak sanığın beraatına karar verilmesinin doğru

olacağı kanaatine varılmıştır.

Tartışılan

deliller sonucunda ulaşılan kabul, bu kabule dayanan eylemin ihlal ettiği yasa

maddeleri ve yukarıda dayanılan gerekçeler göz önünde bulundurularak; her ne

kadar sanık hakkında 2911 sayılı kanuna aykırılık ve örgüt adına suç işleme

eylemlerinden dolayı cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmışsa da; isnat edilen fiilin sanık tarafından

gerçekleştirildiğinin somut delillerle ispatlanamadığı kanaatiyle, örgüt adına

suç işleme suçundansanığın beraatine...”

B. İlgili Hukuk

33. 2911 sayılıKanunu’nun 22.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"(Değişik madde: 22/7/2010-6008 S.K/1.md.) Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine

katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı

aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu, toplantı ve

gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre

verilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.

İhtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk

görevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

265 inci maddesinde tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.

23 üncü maddede yazılı hallerden biri gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmü

yerine getirilmeden yetki sınırı aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin

dağıtılması halinde, yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlere

verilecek cezalar, dörtte bire kadar indirilerek uygulanabileceği gibi, ceza

vermekten de vazgeçilebilir."

34. 2911 sayılı Kanun'un 32. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Kanuna

aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya

rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır. Bu suçu, toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin

işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında

artırılarak hükmolunur."

35. 2911 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“(Ek fıkra: 2/3/2014-6529/7 md.) Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde katılımcıların ve

konuşmacıların ses ve görüntüleri kolluk tarafından yapıldığı belli olacak

şekilde kaydedilebilir. Elde edilen kayıt ve görüntüler şüphelilerin ve suç

delillerinin tespiti dışında başka bir amaçla kullanılamaz.”

36. 2911 sayılı Kanun'un mülga 13. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

“Hükümet

komiseri, toplantı yerinde uygun göreceği bir yerde bulunur ve toplantıyı

teknik ses alma cihazları, fotoğraf ve film makineleri gibi araçlarla tespit

ettirebilir."

37. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220.

maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:

"(Değişik: 2/7/2012 –

6352/85 md.) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt

adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır.

Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.(Ek cümle: 11/4/2013-6459/11 md.) Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında

uygulanır."

38. 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesi şöyledir:

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye

olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna

ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 9/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu; Batman ilinde kurulan Demokratik Çözüm ve Barış Çadırı'nın kaldırılmasını protesto etmek için çadırın

kaldırıldığı yere doğru yürüyüş yaptıklarını, daha sonra yürüyüşün oturma

eylemi olarak devam ettiğini, gösterinin barışçıl nitelikte olduğunu ve

herhangi bir şiddet içermediğini, buna rağmen hakkında dava açıldığını, açılan

davada gösteri esnasında polisin kamera kayıtlarına dayanıldığını, gösterinin

kamera kaydı altına alınması hususunda herhangi bir hâkim kararı olmadığını

ancak bu kayda dayanılarak ve aleyhine delil olarak kullanılarak mahkemenin

karar verdiğini, ayrıca yapılan yargılamada terör örgütünün açıklamalarının

yayımlandığı bir internet sitesinden yayımlanan soyut nitelikli bir haber

üzerine eylemin yapıldığının kabul edildiğini, bu soyut iddia dışında herhangi

bir somut delil olmadan terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyetine karar

verildiğini belirterek Anayasa'nın 20., 34. ve 36. maddelerinde tanımlanan özel

hayata saygı, adil yargılanma ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesive

tazminat taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

41. Başvurucu, hâkim kararı olmaksızın edinilen kamera

kayıtlarına dayanılarak aleyhine hüküm kurulduğunu, ayrıca yapılan yargılamada

terör örgütünün açıklamalarının yayımlandığı bir internet sitesinden yayımlanan

soyut nitelikli bir haber üzerine eylemin yapıldığının kabul edilerek hakkında

mahkûmiyet kararı verildiğini belirtmiş, adil yargılanma hakkınınihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

42. Anayasa’nın “Görev ve

yetkileri” kenar başlıklı 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir. ...”

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

44. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

45. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” başlıklı 46. maddesinde kimlerin

bireysel başvuru yapabileceği sayılmıştır. Anılan maddenin (1) numaralı

fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi

için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar;

başvurucunun, kamu gücünün eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı “güncel bir hakkının ihlal edildiği iddiasında”bulunması,

iddia edilen ihlalden kişinin “kişisel

olarak” ve “doğrudan”

etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun “mağdur” olduğunu iddia etmesidir (Fetih Ahmet Özer, B. No: 2013/6179,

20/3/2014, § 24).

46. Bir başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilebilmesi

için başvurucunun mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp iddia edilen

ihlalden doğrudan etkilendiğini, bir başka ifadeyle mağduriyetini kanıtlaması

gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu zannı veya şüphesi mağdurluk statüsünün

mevcudiyetinin kabulü için yeterli değildir (Ayşe

Hülya Potur, B. No: 2013/8479, 6/6/2014, § 24).

47. Diğer yandan bir şüpheli hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanması veya

açılmış olan davanın ertelenmesi, düşürülmesi ya da sanığın beraatine

hükmedilmesi hâlinde makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iddialara halel

gelmemek şartıyla bu kişilerin, adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle

mağdur olduklarının kabulü mümkün değildir (Benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Eğinlioğlu/Türkiye (k.k.),

B. No: 31312/96, 21/10/1998; Koç ve Tambaş/Türkiye (k.k.),

B. No: 46947/99, 24/2/2005; İsak Tepe/Türkiye, B. No: 17129/02,

21/10/2008, § 30; Bouglame/Belçika (k.k.),

B. No: 16147/08, 2/3/2010; Juge ve Ducamp/Fransa

(k.k.), B. No: 66170/09, 12/4/2011). Ancak bu durum,

soruşturma veya kovuşturmaların yukarıda belirtilen sonuçlarının adil

yargılanma hakkı dışındaki haklara etkisinin incelenmesine engel teşkil etmez.

48. Somut olayda başvurucu hakkında açılan ceza davası beraatle sonuçlanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun, bahse

konu iddiaları bakımından mağdur sıfatı bulunmamaktadır.

49. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

50. Başvurucu, kendisi hakkında kurulan mahkûmiyet kararında

gösteri esnasında polisin almış olduğu kamera kayıtlarına dayanıldığını,

gösterinin kamera kaydına alınması hususunda herhangi bir hâkim kararı

olmadığını ve bu itibarla özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

51. Bakanlık, başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına

yapılan müdahalenin kanunla öngörüldüğünü, suçun önlenmesi gibi meşru amaçlara

hizmet ettiğini belirtmiş, bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarına atıfta bulunmuş ve ölçülülüğün değerlendirilmesinde bu standartlarındikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

52. Başvurucu, Bakanlığa karşı beyanında gizli izlemelerin

ilgili yasa hükümlerinin çok daha açık ve belirli olması gerektiğini,

öngörülebilirlik kriterinin karşılanması için yetkilerin kullanım biçimive sınırlarınınaçıkça belirtilmesi

gerektiğini, hâkim izni ve mahkeme kararı olmadan yapılan izlemenin hukuka

aykırı olduğunu belirtmiştir.

53. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes,

özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Millî

güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel

ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması

sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim

kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan

hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin

üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz

saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes,

kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu

hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu

verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve

amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel

veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla

işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla

düzenlenir.”

54. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Bu

koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel

bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özel

hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dış

dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan

Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına

almaktadır.

55. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin; kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011;

E.1986/24, K.987/7, 31/3/1987).

56. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alanı işaret etmektedir. Bu

mahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari

düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet

hakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel yaşamın korunması hakkı

bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,

bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altında

korunmasını mümkün kılmaktadır.

57. AİHM, görsel verileri kaydetmeyen bir cihazla görüntü

alınarak kişinin hareketlerinin ve yaşadıklarının kamuya açık alanda izlenmesinin

özel hayatın kendisine bir müdahale teşkil etmediğinin belirtmektedir (Perry/ Birleşik Krallık, B. No: 63737/00,

17/7/2003, § 38). Ancak kamu alanındaki bu tür bilgilerin düzenli veya kalıcı

olarak kaydı söz konusu olunca özel hayatla ilgili konular ortaya çıkabilir.

Yani eğer izleme sistemli bir şekilde yapılıyorsa ve kayıt altına alınıyorsa

bireyin özel yaşamına müdahale söz konusu olabilmektedir (Benzer yönde AİHM

kararı için bkz. Rotaru/Romanya

[BD], B. No: 28341/95, 4/5/2000, §§ 43, 44).

58. AİHM'e göre bir kişinin evinin

veya özel mülkünün dışında alınan önlemlerin, kişinin özel hayatına dahil olup

olmadığının belirlenmesinde gözönünde bulundurulması

gereken birkaç unsur vardır. İnsanlar bazen kamuya açık bir biçimde

kaydedilebilen veya rapor edilebilen faaliyetlere bilerek veya kasten dahil

oldukları için kişinin mahremiyet hakkındaki makul beklentileri, kararı

belirleyen etken olmasa da önemli olabilir. Sokakta yürüyen bir kişi,

kaçınılmaz olarak orada bulunan diğer kişiler tarafından görünür olacaktır.

Teknolojik yöntemlerle aynı kamusal mekânın izlenmesi de (örneğin kapalı devre

televizyon ile güvenlik görevlilerinin izlemesi) benzer özelliktedir. Ancak

kamu alanındaki bu tür bilgilerin düzenli veya kalıcı olarak kaydı söz konusu

olunca özel hayatla ilgili konular ortaya çıkmaktadır. İşte bu nedenle güvenlik

görevlileri tarafından belirli bir birey hakkında toplanan dosyalar, söz konusu

bilgi müdahaleci veya gizli bir yöntemle toplanmamış olsa bile Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesi kapsamına girer (P. G. ve J. H./Birleşik Krallık, B. No:

44787/98, 25/9/2001, § 57).

59. Fotoğraflar söz konusu olduğunda Sözleşme'nin 8. maddesinin

sunduğu korumanın içeriğini yetkili makamların keyfî müdahalesine karşı korumak

amacıyla Komisyon, ister özel ister kamusal olaylarla ilgili olsun ya da ister

sınırlı kullanım amaçlı ister kamuya açık olsun fotoğraf çekmenin bir bireyin

özel hayatına müdahale oluşturup oluşturmadığını değerlendirmiştir Komisyon,

başvurucunun fotoğraflarının kamuya açık bir yerde yapılan genel bir gösteride

çekildiği ve polis dosyalarında saklandığı bir davada, söz konusu fotoğrafın

yapılan gösterinin bir kaydı olarak çekildiğine ve saklandığına ve fotoğrafta

görülen kişilerin kimliklerini belirlemek için veri işleme yöntemleri

kullanılarak herhangi bir şey yapılmadığına ağırlık vererek müdahale olmadığına

karar vermiştir (Friedl/Avusturya, B. No:15225/89, 19/5/1994, §§

51, 52).

60. Yine AİHM kararına konu olan bir başka olayda başvurucu,

elinde bir bıçakla intihar etmek üzere trafik kavşağında yürümekteyken haberi

olmadan kendisini kaydeden kameralar ile tespit edilerek polisler tarafından

hastaneye götürülmüştür. Ancak başvurucunun görüntüleri daha sonra yazılı ve

görsel basına dağıtılmıştır ve görüntüler başvurucunun yüzü kapatılmadan

yayımlanmıştır. AİHM bu olayda başvurucunun kamusal bir mekânda herhangi bir

kamusal etkinlik içinde bulunmadığını, başvurucunun kamuya mal olmuş/kamuoyu

tarafından tanınan bir kişi olmadığını belirtmiş ve söz konusu görüntülerin ilgilinin

beklentisini aşacak şekilde topluma yayılıp yayılmadığını gözönünde

bulundurarak başvurucunun özel hayatına müdahale olduğunu kabul etmiştir (Peck/Birleşik Krallık, B. No: 44647/98,

28/1/2003, § 62).

61. Somut olayda kamuya açık bir yerde yapılan ve başvurucunun

da katıldığı gösteri esnasında polis tarafından fotoğraf çekilmiş ve video

kaydı yapılmıştır. Dava dosyasında bu kayıtlara yer verilmiştir. Buizleme faaliyeti başvurucuya mahsus olmak üzere değil tüm

göstericilere yönelik olarak gerçekleştirilmiştir.Söz

konusu fotoğraflar ve videolar sadece başvurucunun gösteriye katılıp

katılmadığını tespit etmek için kullanılmış ve kamuoyuna servis edilmemiştir.

Öte yandan başvuruya konu olay milletvekillerinin de katıldığı bir olay olduğu

için çeşitli basın yayın organlarınca da takip edilmiş, video ve fotoğraflarla

haberleştirilmiştir. Kuşkusuz bu durum başvurucunun makul beklentisini

azaltmaktadır. Zira başvurucu bu haberlere yönelik herhangi bir girişimde

bulunmamıştır. Dolayısıyla yetkili makamlar kendileri kayıt yapmadan da

başvurucunun o toplantıya katılıp katılmadığını anılan haber içeriklerinden

tespit edebilirdi. Esasında kolluk görevlilerinin yaptığı bu izleme faaliyeti

çıplak gözle yapılan fiziki takibe benzemekte ve yapılan kayıt işleminin de bu

fiziki izlemeye yardımcı olduğu anlaşılmaktadır. Kolluk görevlilerinin bu tür

toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde katılımcıları izlemesi ne kadar tabiiyse

toplantı veyagösteri yürüyüşünüelektronik

aletlerle kayda alması da sistematik ve belli bir kişiye yönelik olmadığı

sürece o kadar tabiidir. Son olarak Anayasa Mahkemesi toplantı ve gösteri

yürüyüşü hakkının ya da kötü muamele yasağının ihlal edilip edilmediğini

incelerken kolluğun bu izleme faaliyeti çerçevesinde elde ettiği verilere

dayanmaktadır. Bu yönüylekayıt altına alma işlemi,

başvurucuların anılan haklarını korumak gibi meşru bir amaca da hizmet

etmektedir.

62. Tüm bu açıklamalar doğrultusunda başvurucunun özel hayatına

müdahale edilmesi konusunda meşru bir beklentiye sahip olmadığı dolayısıyla başvurucunun

özel hayatının gizliliği hakkına haksız bir müdahalede bulunulmadığı

anlaşılmaktadır.

63. Açıklanan nedenlerle başvurucunun özel hayata saygı hakkına

yönelik açık bir ihlal saptanamadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

64. Bakanlık görüşünde, bireysel başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir değerlendirmede bulunulmamıştır.

65. Başvurucunun Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurusunun,

açıkça dayanaktan yoksun olmadığından ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de görülmediğinden kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

66. Başvurucu, Batman ilinde kurulan Demokratik Çözüm ve Barış Çadırı'nın kaldırılmasını protesto etmek için çadırın

kaldırıldığı yere doğru yürüyüş yaptığını, daha sonra yürüyüşün oturma eylemi

olarak devam ettiğini, gösterinin barışçıl nitelikte olduğunu ve herhangi bir

şiddet içermediğini, buna rağmen hakkında dava açıldığını ve mahkûmiyetine

karar veriildiğini bu şekilde toplanma özgürlüğünün

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

67. Bakanlığı görüşünde bu hakka yapılan müdahaleler

değerlendirilirken müdahalenin kanunla öngörülüp öngörülmediğine, meşru amaca

hizmet edip etmediğine, meşru amaçların gerçekleştirilmesi için demokratik

toplumda gerekli olup olmadığına bakılması gerektiğini belirtmiştir.

68. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı bu hakka yapılanmüdahalenin kanuni olmadığını zira mahkûmiyetine

neden olan hükmün öngörülebilir olmadığını, yaptığı gösterinin barışçıl

olduğunu ve gösteriye müdahale edilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.

69. Anayasa’nın 34. maddesi şöyledir:

“Herkes,

önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı

ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.”

Toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart

ve usuller kanunda gösterilir.”

70. Sözleşme’nin 11. maddesi şöyledir:

“Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu

hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve

sendikalara üye olma hakkını da içerir.

Bu

hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal

güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç

işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi

tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi

mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar

getirilmesine engel değildir.”

71. Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve

başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır.

İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir toplumdaki önemi, toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de geçerlidir. Toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde elzem olan farklı

düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını güvence altına

almaktadır. Bu kapsamda, kendine özgü özerk işlevine ve uygulama alanına rağmen

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade özgürlüğü kapsamında

değerlendirilmelidir ve dolayısıyla ifade özgürlüğünün siyasi ve kamu yararını

ilgilendiren konularda sınırlanmasının daha dar kapsamda olduğunun düşünülmesi

ve bu niteliğin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının uygulamasında

da gözetilmesi gerekir (Ali Rıza Özer ve

diğerleri, B. No: 2013/3924,6/1/2015, § 115).

72. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve ifade

özgürlüğü, demokratik toplumun en temel değerleri arasındadır. Demokrasinin

özünde açık bir tartışma ortamıyla sorunları çözebilme gücü yer almaktadır.

Şiddete teşvik ve demokrasinin ilkelerini ortadan kaldırma durumları dışında

toplantı ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik önleyici

nitelikli tedbirler, yetkililerin eylemlerde kullanılan ifadeler ve bakış

açılarını şaşırtıcı ve kabul edilemez olarak değerlendirdiği ya da eylemlerin

yasadışı olduğu durumlarda dahi, demokrasiye zarar vermektedir. Hukukun

üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve

barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin, toplantı

özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla kendisini ifade edebilmesi imkânı

sunulmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri,

§ 117).

73. Anayasa’nın 34. maddesi fikirlerin silahsız ve saldırısız,

başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Kolektif bir

şekilde kullanılan bu hak, düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti

dışlayan yöntemlerle düşünceleri açıklama imkânı vermektedir. Şiddet kullanma

niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösteriler barışçıl

toplanma kavramı dışındadır. Bu kapsamda toplanma hakkının amacı şiddete

karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin

haklarının korunmasıdır. Bunun dışında toplantının veya gösteri yürüyüşünün

hangi amaçla yapıldığının bir önemi yoktur (Ali

Rıza Özer ve diğerleri, § 118).

74. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir bütün

hâlinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bir toplantı ve gösteri

yürüyüşünün yasadışı olması veya yasalara aykırı olarak düzenlenmesi de tek

başına toplantı veya yürüyüşün barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz.

Dolayısıyla halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın

akışında belli bir karışıklığa sebep olabileceği ve düşmanca tepkilere yol

açabileceği açıktır. Bu durumların varlığı toplantı hakkının ihlal edilmesini

haklı gösteremez (Ali Rıza Özer ve

diğerleri, § 119).

75. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası, bazı durumlarda

toplanma hakkının sınırlandırılabileceğini kabul etmiştir. Aynı şekilde

Sözleşme’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasında da sınırlama nedenleri

öngörülmüştür. Bu kapsamda toplantı hakkına getirilecek her türlü sınırlamanın

Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi ön şarttır. Kanunun

öngördüğü durumlarda dahi bu hakka müdahalenin meşru amaçlar çerçevesinde

olması gerekmektedir. Meşru amaçlar 34. maddede

“milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması”

olarak belirtilmiştir. Sözleşme’de de benzer bir

şekilde düzenleme yapılmıştır. Meşru amaçlar çerçevesinde kanun ile yapılacak

sınırlamalar dahi Anayasa’nın 13. maddesi gereğince “Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine” aykırı olamaz.

Dolayısıyla toplantı hakkına müdahale demokratik toplum için gereklilik arz

etmelidir. En son olarak da müdahale, meşru amaçları gerçekleştirmek için

ölçülü olmak zorundadır (Ali Rıza Özer ve

diğerleri, § 120).

a. Müdahalenin Varlığı

76. Toplantı hakkındaki “sınırlama” kavramı, ifade özgürlüğünde

olduğu gibi sadece hakkın kullanılmasından önceki bazı önleyici tedbirleri

değil, hakkın kullanılması sırasında veya kullanıldıktan sonra yapılan

muameleleri de kapsar. Dolayısıyla barışçıl bir gösteri sırasında yapılanlar

veya gösteri sonrasında katılımcılara yönelik soruşturma ve cezalandırmalar da

toplantı hakkının kullanılmasını sınırlayan davranışlar olarak kabul edilebilir

(Ali Rıza Özer ve diğerleri, §

123). Başvurucu toplantı hakkının kullanılması sırasındaki müdahaleden değil,

gösteri sonrasında hakkında verilen mahkûmiyet kararından şikayetçi olmuştur.

77. Başvurucu hakkında açılan kamu davası sonucunda 2911 sayılı

Kanun'a muhalefet suçundan neticeten beş ay hapis cezasına hükmedilmesi, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi toplanma hakkına

yönelik bir müdahale kabul edilmelidir. Ancak hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararı 1/6/2012 tarihinde, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinden önce kesinleştiği için bu müdahalenin incelenmesine imkân yoktur. Öte

yandan başvurucu hakkında örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemesuçu yönünden beraat kararı verilmiştir. Bu durumun

müdahalenin mevcudiyeti açısından ayrıca incelenmesi gerekir.

78. AİHM'e göre bir kişi, kovuşturma

riskinden dolayı davranışlarını değiştirmişse (Dudgeon/Birleşik Krallık, B. No: 7525/76, 22/11/1981, Norris/İrlanda, B. No: 10581/83, 26/10/1988,§

31) veya mevzuat tarafından doğrudan etkilenme riski olan bir kişi grubunun

üyesi ise (Johnston ve diğerleri/İrlanda, B. No: 9697/82,

18/12/1986, § 42, ve Open Door ve Dublin Well Woman/İrlanda, B. No: 14234/88, 14235/88,

29/10/1992) bireysel biricrai tedbirin yokluğunda

dahi bir yasanın, haklarını ihlal ettiğini ileri sürebilir. Mahkemeye göre

ayrıca bir kişiyi gelecekte benzer beyanlarda bulunmaktan vazgeçirebilecek bir

korku ihtimali varsa netice itibarıyla beraat verilse dahi ifade özgürlüğünün

kullanımında yaptırım korkusunun caydırıcı etkisi kabul edilmelidir (Lombardo ve diğerleri/Malta, B. No: 7333/06, § 61,

24/4/2007; Aktan/Türkiye, B. No:

20863/02, 23/9/2008, §§ 27, 28). Örneğin duruşma sırasında bir savcının davayı

yürütme şeklini eleştiren avukatın iftira suçundan aldığı ceza, daha sonra

yüksek mahkeme tarafından bozulmuş ve üzerindeki para cezası kaldırılmış olsada bu durumun, o avukatınmüvekkilini

gerekli özenle savunma yükümlülüğü üzerinde caydırıcı etkisi olacaktır (Nikula/Finlandiya, B. No: 31611/96, 21/3/2002, §

54).

79. Bu kapsamda başvurucu hakkında, başvuruya konu eyleme

katıldığı için örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan

dava açılmış, başvurucu beraat edene kadar ceza davasına muhatap olmuştur.

Dolayısıyla bu durum bu süre zarfında başvurucu üzerinde cezalandırma baskısı

oluşturmuş olabilir. AİHM de barışçıl bir gösterinin prensip olarak cezai

yaptırım tehdidine tabi olmaması gerektiği kanaatindedir (Akgöl ve Göl/Türkiye, No: 28495/06 ve

28516/06, 17/5/2011, § 43, Pekaslan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 4572/06,

5684/06, 20/3/2012, § 81). Ancak suç niteliğinde olduğu varsayılan bir davranış

nedeniyle bir kimse hakkında soruşturma kararı verilmesi ve sonucunda dava

açılması, özünde ceza verilmesi veya herhangi bir tedbir uygulanmasını

gerektirmeyen usule ilişkin bir işlemdir. Bu bağlamda soruşturma ve kamu

davasının açılmasında Cumhuriyet Savcısı'nın değerlendirmesi kişinin suç

işlediğine dair şüphesine bağlıdır. Sonuçları açısından cezai veya zorlayıcı

bir tedbiri gerektirmeyen bu nitelendirme tek başına toplanma hakkına müdahale

teşkil etmeyebilir. Başvurucu başvuru yaptığı tarih itibarıyla beraat etmediği

için esasında hakkında verilen mahkûmiyet kararından şikayetçi olmuş olsa da

bireysel başvuru yapıldıktan sonra oluşan ve başvurucunun elinde olmayan bu

durumun müdahalenin varlığı açısından dikkate alınması gerekir. Başvuruya konu

olayda başvurucu, katıldığı gösteri nedeniyle yargılandığı davada, nihayetinde

beraat kararı verilmiş olsa da yaklaşık 5 yıl boyunca ceza davası sürecine

muhatap olmuş ve bu süreçte cezalandırılma baskısıyla karşılaşmıştır. Tüm bu

değerlendirmeler ışığında yaklaşık 5 yıl boyunca devam eden bu sürecin toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına bir müdahale oluşturduğunun kabul

edilmesi gerekir.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

Hakkında

80. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve

Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları taşımadığı müddetçe Anayasa'nın

26. ve 28. maddelerinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın,

Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa'nın ilgili

maddesinde belirtilen nedenlere dayanma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa'nın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyet'in gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Müdahalenin

Kanuniliği

81. Başvuru konusu olayda müdahalenin yasal dayanağı 2911 sayılı

Kanun'un 22. ve 32. maddeleridir. Öte yandan 2911 sayılı Kanun'un 32. maddesi

ve 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin altıncı fıkrası, başvurucunun

mahkûmiyet kararının yasal dayanağını oluşturmaktadır. Dolayısıyla Anayasa'nın

34. maddesinin ikinci fıkrası gereğince toplanma hakkının sınırlandırılması

hususunda gerekli yasal düzenlemeler bulunmaktadır. Bu sebeple toplanma hakkına

müdahalenin "kanunilik" unsuru mevcuttur.

ii. Meşru Amaç

82. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne yapılan bir müdahalenin meşru

olabilmesi için Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması" amaçlarına yönelik olması gerekir.

83. Başvurucunun içinde bulunduğu gruba yönelik müdahalenin

amacının, polis tarafından tutulan tutanaklar incelendiğinde kamu düzenin bozulmasını

engellemeye ve kamu güvenliğinin sağlanmasına yönelik olduğu anlaşılmıştır. Bu

nedenle Anayasa'nın 34. maddesi gereğince polisin yaptığı müdahalenin meşru bir

amaç taşıdığı kabul edilmelidir.

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

84. Başvurucu ve içinde bulunduğu grup, Batman ilinde kurulan

Demokratik Çözüm ve Barış Çadırı'nın kaldırılmasını

protesto etmek için çadırın kaldırıldığı yere doğru yürüyüş yapmış, çadırın

bulunduğu yere geldikleri esnada caddenin ortasına oturarak oturma eylemine

başlamışlardır. Protestonun temel amacı söz konusu çadırın kaldırılmasını

protesto etmektir. Olaylı yakalama tutanağı ve dava dosyasındaki diğer deliller

kapsamında başvurucu ve katılımcılar şiddet içeren eylemlerde bulunmamışlardır.

85. Bununla birlikte anılan tutanağa göre başvurucunun da dahil

olduğu grubun cadde üzerine oturmak suretiyle yolu çift yönlü olarak trafiğe

kapattıkları ve trafiği kısmen aksattıkları belirtilmiştir.

Ayrıca başvurucunun içinde bulunduğu grubun terör örgütü PKK'nın talimatıyla

orada bulundukları belirtilmiştir. Başvurucunun PKK'nın emri altında hareket

ettiğini kanıtlamak için PKK'ya yakın websitelerinde

yayımlanan genel bir çağrıya dayanılmıştır. Dolayısıyla yetkili makamlarca

başvurucu hakkında örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçunu

işlemiş olabileceği şüphesiyle ceza davası açılması makul karşılanmalıdır. Bu

yönde bir şüphe olması durumunda kamu davası açılmaması gerektiğini söylemek

diğer bir deyişle sadece kamu davası açılmasının müdahale teşkil ettiğini kabul

etmek soruşturma makamlarının takdir yetkisine müdahale etmek anlamına

gelecektir.

86. Barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin kural olarak

ceza yaptırımı tehdidine tabi olmaması gerektiği kabul edilse de başvurucunun

yasadışı eylemlerin odağı olduğu belirtilen (bkz. § 9) bir çadırın kaldırılmasınıprotesto amacıyla söz konusu eyleme katılması

ve bu gösteri yürüyüşünün terör örgütünün çağrısı ile yapılması şüphesi söz

konusu olduğu içinbarışçıl amaçlı bir gösterinin var

olup olmadığı yapılan yargılamanın sonucuyla birlikte ortaya çıkacaktır.

Dolayısıyla bu olay özelinde başvurucunun katıldığı eylemin gerçekten barışçıl

amaçla yapılıp yapılmadığı ilk aşamada çok açık olmadığından başvurucu hakkında

sadece ceza davası açılması ve dolayısıyla 5 yıl boyunca ceza davası sürecine

muhatap olması makul karşılanmalıdır. Öte yandan başvurucu üzerine atılı suç nedeniyleyargılanmış ve örgüt üyesi olmamakla birlikte

örgüt adına suç işleme suçundan beraat etmiştir. Başvurucunun beraat ettiği ve

tutuksuz yargılandığı da dikkate alındığındabaşvurucu

hakkında herhangi bir sonuç doğurmayan ve yaklaşık 5 yıl boyunca ceza davasına

muhatap olma şeklindeki müdahalenin Anayasa'nın 34. maddesi kapsamında "ölçülü" olduğunun kabul

edilmesi gerekir.

87. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa'nın 34.

maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Ali

SARIPINAR

Vekili

:

Av. Mustafa

YILDIZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6186, 9 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 16147/08, 2/3/2010; Juge ve Ducamp/Fransa
  12. B. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL
  13. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Yıldırım
  15. Özgüldür
  16. Kömürcü
  17. M. Emin KUZ
  18. Kaya
  19. Sarıpınar
  20. Yıldız
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6186
Tarih
9 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Hanifi Dil ve Zeki Dil Başvurusu (B. No: 2013/5191)
  • Mesut Çeki Başvurusu (B. No: 2013/6944)
  • Mehmet Emin Akın ve Ayşe Tekin Başvurusu (B. No: 2013/6956)
  • Alirıza Aksoy Başvurusu (B. No: 2013/4836)
  • Serpil Toros Başvurusu (B. No: 2013/6382)
  • Vahibe Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/5202)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.