İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mesut Çeki Başvurusu (B. No: 2013/6944)

1. Başvuru; haksız olarak tutuklu kalması nedeniyle kişi

Başvuru No2013/6944Tarih24 Mart 2016Okuma20 dk · 3.946 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mesut Çeki Başvurusu

Karar tarihi
24 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/6944
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.946 kelime·20 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; haksız olarak tutuklu kalması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının, başka bir davada yargılanan kişilerin kolluk

beyanlarına dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması ve yargılamanın makul bir

sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine İstanbul 15.

Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/1/2015 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/3/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

9/4/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (5190 sayılı Kanun ile

görevli) yürütülen soruşturma kapsamında 3/10/2004 tarihinde başvurucunun

ifadesi alınmıştır.

10. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi (5190 sayılı Kanun ile

görevli) 5/10/2004 tarihli ve 2004/1246 Değişik İş sayılı kararı ile

başvurucunun Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) adlı örgütün üyesi olma

suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.

11. Başvurucu ve diğer dört şüpheli hakkında Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının (5190 sayılı Kanun ile görevli) 15/3/2005 tarihli ve

E.2005/5190-62 sayılı iddianamesi ile "silahlı terör örgütü kurmak veya

yönetmek, anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak, silahlı terör örgütüne

üye olmak" suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

12. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli)

31/1/2008 tarihli ve E.2005/91, K.2008/32 sayılı kararı ile başvurucunun

mahkûmiyetine karar vermiştir.

13. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/5/2009

tarihli ve E.2008/17004, K.2009/5508 sayılı ilamı ile "sanıklara atılı her bir eylem yönünden eylem

evrakı, savunmalar, maddi kanıtlar ve başka dosya sanıklarına ait ifadelerin

sübuta ilişkin kabuller çerçevesinde tutarlı bir biçimde tartışılması,

çelişkilerin giderilmesi, maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak ve Yargıtay

denetimine olanak verecek biçimde elverişli kanıtlarla ortaya konularak, her

bir sanığın sabit görülen eylemlerinin neler olduğu, hangi eylemlere ne şekilde

katıldıkları açıkça belirlenerek, hangi delillerle bu sonuca varıldığının

tartışılıp değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz

gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulduğu..." gerekçesine

dayanılarak bozulmuştur.

14. Bozma üzerine Mahkemenin 28/8/2012 tarihli ve E.2009/275,

K.2012/159 sayılı kararı ile başvurucunun "silahlı

terör örgütünün yöneticisi olmak" suçundan 15 yıl hapis cezası

ile cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Anılan

karar, başvurucu ve müdafiinin yüzüne karşı

verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık Mesut ÇEKİ’nin

yasadışı silahlı MLKP terör örgütünün yöneticisi konumunda olup kendisiyle

birlikte örgüt içerisinde yönetici konumunda olan diğer sanıklar T. L.ve N. Ş.

ile irtibatlı olduğu, örgüte ait hücre evlerin kiralanmasında görev alarak

diğer sanık N. Ş. ile birlikte hareket ettiği, sanık N. Ş. yi

üçüncü kişilerin şüphelenmemesi için kız kardeşi olarak tanıttığı, Ankara İli

Yenimahalle İlçesindeki hücre evine yapılan operasyon neticesinde, CD. naylonu üzerinde

sanık Mesut ÇEKİ’nin sol el baş parmak izi tespit

olunduğu, Adana DGM.nin 1997/130 Esas sayılı dava

dosyasında yargılanan H. M., Ö. T. Y., C. A., M. S., C.K., M. A. H., D. E ve Ö.

S. nin beyanları çerçevesinde sanık Mesut ÇEKİ’nin örgütün Adana KGÖ sorumlusu olduğunu, Adana Mersin

bölgesindeki birçok yasadışı korsan gösterinin eylem ve talimatını vererek

birçok gösteriyi yönettiği, örgüte eleman kazandırdığı, eleman temin etmek

amacıyla kamp adı altında siyasi eğitim ve propaganda amacıyla faaliyetleri

düzenleyerek bizzat yönettiği, gerçek kimliğinin ortaya çıkmasını engellemek ve

gizliliğinin temin etmek maksadıyla Hüseyin-Tamer Kod adlarını kullandığı,

yakalandığı gün yanında örgütün üst düzey yönetici konumunda olan T. L.ve N. Ş.

ile birlikte Eskişehir Ankara karayolunun 30. kilometresinde giderken araç

içerisinde yakalandıkları, sanık Mesut ÇEKİ’nin

yakalandığı esnada üzerinde hakkındaki adli ve cezai kovuşturmadan kurtulmak

maksadıyla kendi resminin basılı olduğu H. C. D. sahte kimliğiyle yakalandığı

hususu sübûta ermiştir.

...

sanık

Mesut ÇEKİ’nin yasadışı silahlı MLKP terör örgütünün

Adana KGÖ [Komünist

Gençlik Örgütlenmesi] sorumlusu olduğu,

Adana Mersin illerinde değişik tarihlerde gerçekleşen yasa dışı korsan

gösterilerin talimatını vererek yönettiği, örgüte eleman kazandırdığı, eleman

kazanmak amacıyla kamp adı altında siyasi eğitim ve propaganda faaliyetlerini

yönettiği, gizliliğinin temin etmek maksadıyla Hüseyin-Tamer Kod adlarını

kullandığı, yakalandığı gün üzerinde H. C. D. adına düzenlenmiş sahte kimliğin

ele geçirildiği, sanığın örgütün eylem ve faaliyetlerinde kullanmak maksadıyla

sahte isimlerle ev kiraladığı, yine örgütün yöneticilerinden olan T. L. ve N.

Ş. ile irtibatlı olması şeklindeki eylem ve faaliyetlerinin süreklilik, çeşitlilik

ve yoğunluk göstererek örgütle organik bağ oluşturmak suretiyle örgüt üyeliği

suçunu oluşturduğu, sanığın örgütün Adana KGÖ sorumlusu olup bu il ve çevre

illerindeki birçok korsan gösterinin talimatını vererek yönettiği, yine

gizlilik içerisinde örgüte eleman temin etmek maksadıyla siyasi eğitim amacıyla

kamp düzenlediği yine kendisi gibi örgütün yönetici konumundaki T. L. ve N. Ş.

ile irtibatlı olup aynı gün birlikte yakalanmış olması kül halinde

değerlendirildiğinde, sanığın terör örgütü içerisinde yönetici konumunda olduğu

(anlaşılmıştır)".

15. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/7/2013

tarihli ve E.2013/4821, K.2013/10539 sayılı ilamı ile "bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda

toplanan deliller karar yerinde incelenip, ... Sanık Mesut Çeki'nin

anılan örgütün yöneticisi ... olduğu kabul edilmiş, tüm sanıkların cezalarını

azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle

reddedilmiş, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik

görülmemiş olduğu" gerekçesine dayanılarak onanmıştır.

16. Başvurucu, anılan kararı 22/8/2013 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

17. Bireysel başvuru 2/9/2013 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

18. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun

146. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye

Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun

ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata

veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs

edenler, Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur.”

19. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun“Doğrudan soru yöneltme” kenar başlıklı 201. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil

sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere

ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak

doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim

aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun

yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir.

Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.”

20. 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin

ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı 206. maddesinin (3)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden

veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.”

21. 5271 sayılı Kanun’un

“Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar” kenar başlıklı 209.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan

sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade

tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak

belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik

durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.”

22. 5271 sayılı Kanun’un

“Duruşmada okunmayacak belgeler” kenar başlıklı 210. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından

ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme

sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme

yerine geçemez.”

23. 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada

okunmasıyla yetinilebilecek belgeler” kenar başlıklı 211. maddesi

şöyledir:

“(1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş

veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse,

b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada

hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi

olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı

değilse,

c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın

duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,

Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce

yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu

belgeler okunabilir.

(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık

veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışında

kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.”

24. 5271 sayılı Kanun’un

“Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş

ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî

kanaatiyle serbestçe takdir edilir.

(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde

elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu; hakkındaki kamu davasında aleyhte tanıklık yapan

kişilerin Mahkeme huzurunda dinlenmediğini, adli kolluk tarafından hazırlanan

ve siyasi niteliğe sahip fezlekedeki iddialar doğru kabul edilerek maddi gerçek

araştırılmadan cezalandırıldığını, diğer sanıklarla birlikte sahte kimlikle

yakalanmış olmasına dayanılarak hüküm kurulduğunu, tek bir delile dayanılarak

hüküm kurulmasının suç ve ceza arasında orantısızlık oluşturduğunu, hakkında

verilen mahkûmiyet hükmü neticesinde özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, makul

sürede yargılama yapılmadığını belirterek suç ve cezaların kanuniliği

ilkesinin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesi ve adli yardım taleplerinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Adli Yardım Talebi

Yönünden

27. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini

ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun

olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma ve

kişi hürriyeti ve güvenliği hkakları kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu, haksız olarak tutuklandığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurulara ilişkin olarak birçok kararında “zaman

bakımından yetkisi”yle

ilgili ilkeleri belirlemiştir. İlk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet

kararının anılan yetkinin başladığı 23/9/2012 tarihinden sonra verilmiş olması

gerektiği, bu tarihten önce verilen bir nihai kararla sona eren tutukluluk

hâllerine ilişkin başvuruların zaman bakımından yetki dışında kaldığı kabul

edilmiştir. Bu ilkeler temelinde yapılan değerlendirmede başvurucunun

tutukluluk hâli, nihai kararın verildiği 28/8/2012 tarihinde sona ermiş

olduğundan başvurunun bu kısmının zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir (Osman Büyüksu,

B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali

Öksüz, B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; Cevdet Genç, B. No: 2012/142, 9/1/2014, §§

24-29).

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu; duruşmada dinlenmeyen tanık beyanlarına

dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması, hakkında yürütülen soruşturma ve

kovuşturmanın makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısımlarının kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Tanık Sorgulama Hakkı

32. Başvurucu; benzer suçlardan başka dosyalarda yargılanan

kişilerin kolluk beyanlarına dayanılarak hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğunu,

bu kişilerle yüzleştirilmediğini, bu kişilere soru soramadığını, bu kişilerin

beyanlarının yasak sorgu yöntemleriyle alınıp alınmadığının araştırılmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

33. Bakanlık görüşünde, delillerin kabul edilmesi ve

tartışılmasına ilişkin takdirin derece mahkemelerine ait olduğu ve bu

mahkemelerce olguların ve hukukun değerlendirilmesinde yapılan yanlışlıkların

Anayasa’da güvence altına alınan haklar ve özgürlükler ihlal edilmediği

müddetçe bireysel başvuruya konu edilemeyeceği ifade edilmiştir. Bakanlık,

konuya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) kararlarını hatırlatarak

başvurucunun tanıklara soru soramamasının silahların eşitliği ilkesini ihlal

edebileceğini belirtmiştir.

34. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip

olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı

düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Adnan Oktar, B. No: 2012/917, 16/4/2013, §

20).

35. Bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları

sorguya çekmek veya çektirmek, lehine olan tanıkların da aleyhine olan tanıklarla

aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını

isteme hakkı Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi

kapsamında düzenlenmiştir. Bu nedenlerle başvurucunun başka davalarda

yargılanan ve kendisinin aleyhine beyanda bulunan sanıkların hiçbirinin İlk

Derece Mahkemesi önünde dinlenmediği yönündeki iddiasının, Anayasa’nın 36. ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında

değerlendirilmesi gerekir.

36. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi

şöyledir:

“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

…

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya

çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında

davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;”

37. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için

kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya

konulması gerekir. Bu kural istinasız olmamakla birlikte bir mahkûmiyet sadece

veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama

veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere

dayandırılmış ise sanığın hakları Sözleşme'nin 6. maddesindeki güvencelerle

bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila

Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 46).

38. AİHM’e göre ulusal hukuktaki

nitelemeye bakılmaksızın “tanık”

kavramının Sözleşme kapsamında özerk bir anlamı vardır (Damir Sibgatullin/Rusya, B. No:

1413/05, 24/04/2012, § 45). Bu kavram, duruma göre suç ortaklarını (Trofimov/Rusya, B. No: 1111/02, 4/12/2008, § 37),

mağdurları (Vladimir Romanov/Rusya,

B. No: 41461/02, 24/7/2008, § 97) ve bilirkişi tanıklarını (Doorson/Hollanda, B. No: 20524/92, 26/3/1996, §§

81, 82) da kapsayabilir. Bu bakımdan duruşmada ister okunsun ister okunmasın

ifadeleri mahkeme önünde bulunan ve mahkeme tarafından dikkate alınan kişiler,

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi bakımından tanık

olarak kabul edilmektedir (Kostovski/Hollanda, B. No: 11454/85, 20/11/1989, §

40).

39. AİHM; yukarıda bahsi geçen ilkelere ek olarak Sözleşme’nin

6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d)

bendinin sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına veya tanık ifadesinin

alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı

tanınması gerektiğini kabul etmektedir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93

…, 23/4/1997, § 51; Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, §

49; Hümmer/Almanya, B. No: 26171/07, 19/07/2012, §

38).

40. Somut başvuruda, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesinin

E.1997/130 sayılı dosyasında görülen davada silahlı terör örgütü üyesi olmak

suçundan yargılanan ve beraat eden sanıkların soruşturma aşamasında başvurucu

aleyhinde tanıklık yaptıkları, aleyhe tanıklık yapan şahıslardan sadece birinin

başvuruya konu dosyada kovuşturma aşamasında dinlendiği anlaşılmaktadır.

Gerekçe incelendiğinde mahkûmiyet hükmüne esas olarak başka dosyalarda sanık

konumunda bulunan bu şahısların kollukta başvurucu aleyhine verdiği ifadelerin

delil olarak kabul edildiği görülmüştür. Bu beyanlar ise soruşturma aşamasında

polis nezdinde şüpheli sıfatı ile verilen ifadelerdir.

41. Deliller arasında hücre evi olduğu belirtilen yerin

kiralanmasıyla ilgili teşhis tutanağı da yer almaktaysa da teşhis sırasında

sanık veya müdafiinin hazır bulunmadığı,fotoğraf üzerinden teşhiste bulunulduğu,

anılan şahısların kovuşturma evresinde talebe rağmen dinlenilmedikleri

anlaşılmaktadır.

42. İlk Derece Mahkemesi, anılan kişileri duruşmaya çağırarak

dinlemek yerine ifadelerini dosyaya koymakla yetinmiştir. Başka dosyada

yargılanan şahıslar yargılandıkları Mahkemede yaptıkları savunmalarda hazırlık

beyanlarının baskı ve zorlama altında alındığını ileri sürerek bu beyanlarını

kabul etmemişlerdir. Başvurucunun yargılandığı davada dinlenen tanık H.M. ise

başvurucu aleyhine kollukta verdiği ifadesinin işkence altında alındığını

belirterek kolluk ifadesini reddetmiştir.

43. Başvurucu; duruşmaların kovuşturma evresinde ve temyiz

dilekçesinde, aleyhinde beyanda bulunan bu sanıkların duruşmada dinlenilmesi

yönünde talep ve itirazlarını dile getirmiştir. İlk Derece Mahkemesi, bu

talepleri gerekçesiz olarak reddetmiş; Yargıtay, başvurucunun temyiz

dilekçesinde bildirdiği bu taleplerle ilgili bir değerlendirme yapmaksızın İlk

Derece Mahkemesi kararını onamış ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmü

kesinleşmiştir.

44. 5271 sayılı Kanun’un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre ancak tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş

olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse tanık veya sanığın suç ortağının

duruşmada hazır bulunması; hastalık, malullük veya giderilmesi olanağı

bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse ve

ifadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gerekli

sayılmıyorsa bu kişilerin dinlenmesi yerine daha önce yapılan dinleme sırasında

düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir. Aynı

maddenin (2) numaralı fıkrasına göre ise birinci fıkrada belirtilenlerin

dışında kalan tutanakların okunması ancak Cumhuriyet savcısı, katılan veya

vekili, sanık veya müdafiinin birlikte rıza

göstermesi ile mümkündür (Ali Rıza Telek,

B. No: 2013/2630, 30/12/2014, § 49).

45. Başka bir deyişle ancak Kanun’da açıkça sayılan istisnai

hâllerde, tanıkların hükme esas alınacak daha önceki beyanlarının duruşmada

okunması ile yetinilebilir. Kanunda yazılı istisnai hâller dışında tanıkların

önceki beyanlarının duruşmada okunması ile yetinilmesi ise ancak sanığın açık

muvafakati ile mümkündür (Ali Rıza Telek,

§ 50).

46. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, hükme esas aldığı

beyanların sahipleri tanıkların duruşmada dinlenmesi için hiçbir girişimde

bulunmamıştır. Dolayısıyla bu tanıkların 5271 sayılı Kanun’un 211. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında sayılan ve duruşmada dinlenmesi yerine önceki

beyanlarının okunması ile yetinilebilecek tanıklar olup olmadığı

araştırılmamıştır. Bu beyanların önem dereceleri itibarıyla da duruşmada

okunmakla yetinilecek beyanlardan olduğu da kabul edilmiş değildir. Dahası

başvurucu veya müdafiince hükme esas alınan

tanıkların beyanlarının duruşmada okunmakla yetinilmesine rıza gösterilmemiş,

bahsi geçen tanıkların duruşmada dinlenmesi talep edilmiştir.

47. Öte yandan başvurucu ve müdafii,

hükme esas alınan ifade tutanaklarını görme ve bu ifadelerin kanıt olarak

kullanılmasına karşı çıkma imkânına sahip olmuş olsa bile böyle bir imkân,

başvurucunun tanıkları sorgulayabileceği ve sorgulatabileceği şekilde huzura

gelmelerinin ve doğrudan dinlenmelerinin yerini alamaz (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95,

19/9/2003, § 95). Çünkü yargılama öncesindeki sorgulamalar, öncelikli olarak

iddia makamının savlarını desteklemek üzere yapılan bir bilgi/delil toplama

işlemidir. Somut olayda tanık sorgulama imkânı, duruşmada dinlenmeyen ve

yalnızca başka davaların soruşturma evrelerinde verdikleri ifadelerle yetinilen

tanıkların beyanlarının, olayın aydınlatılması açısından ağırlıklarının çok

ciddi (kritik nitelikte) olması nedeniyle hayati önemdedir.

48. Başvurucunun mahkûmiyetinde belirleyici olan anılan

ifadeler, bir avukat huzurunda alınmamış; Mahkeme, itiraz konusu olan bu

ifadelerin alınma biçimini ve koşullarını tespit etmeye yönelik herhangi bir

adım da atmamıştır. Dolayısıyla tek delil olmamakla beraber başvurucunun

aleyhine belirleyici delil olan ve başvuranın mahkûm edilmesini mümkün kılan

söz konusu tanık ifadelerinin güvenilirliği ve doğruluğu hakkında ciddi

kuşkular bulunduğuna dair başvurucu iddialarının yersiz olduğu söylenemez.

49. İlk Derece Mahkemesi, belirleyici ölçüde başka davaların

soruşturma evrelerinde dinlenen ve başvurucu ile yüzleşmesi olanağı olup

olmadığı araştırılmamış olan sanıklar ile yüzleştirme tutanağında ismi geçen

kişilerin beyanlarına dayanarak başvurucunun cezalandırılmasına karar vermiştir

(bkz. § 14). Mahkûmiyet büyük ölçüde başvurucunun soruşturma veya yargılama

aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı kimseler tarafından

verilen ifadelere dayandırılmış olduğundan ve savunma haklarının korunması için

hiçbir tedbir alınmadığından başvurucunun hakları Anayasa’nın 36. maddesindeki

güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmıştır.

50. Bu sebeplerle başvurucunun aleyhinde beyanda bulunan tanığı

sorguya çekme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

51. Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

yönelik iddialarının bir kısmı bu başlık altında değerlendirilerek ihlal kararı

verildiğinden -makul sürede yargılanma hakkının ihlali dışındaki- diğer

iddialar yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkı

52. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın

makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

53. Bakanlık tarafından, benzer nitelikteki başvurulara ilişkin

daha önce bildirilmiş olan görüşlere atıfta bulunularak görüş sunulmasına gerek

görülmediği bildirilmiştir.

54. Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013 § 18)

Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının

somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer

verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma

hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

55. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

56. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların (suç isnadı) makul sürede karara

bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç

olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları

uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında

"silahlı terör örgütüne üye olma" suçunu işlediği

iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar

5237 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde hapis cezasını gerektirir şekilde

tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın

Anayasa’nın 36. maddesinin güvencesi kapsamına girdiği konusunda kuşku

bulunmamaktadır (B.E., § 32).

57. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru

açısından bu tarih, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun gözaltına

alındığı 3/10/2004’tür. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç

isnadının nihai olarak karara bağlandığı, yargılaması devam eden davalar

yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararını

verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan,

B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).

58. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 3/10/2004

tarihinde başvurucunun gözaltına alınarak 5/10/2004 tarihinde sorgusunun

yapılmasından sonra tutuklandığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 15/3/2005

tarihli iddianamesi ile başvurucu ve diğer şüpheli hakkında açılan kamu davası

sonunda Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince 28/8/2012 tarihinde verilen

mahkûmiyet kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/7/2013 tarihli ilamıyla onandığı

anlaşılmıştır.

59. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usulüne tabi

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B.E., §§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§ 24-40).

60. Başvuruya konu davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken

usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya

koymakla birlikte davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık dokuz

yıldır devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

61. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

63. Başvurucu tazminat talebinde bulunmamıştır.

64. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan tanık

sorgulama ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

65. Tanık sorgulama hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara (Kapatılan) 11. Ağır Ceza

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

66. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan tanık

sorgulama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin tanık sorgulama hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

(kapatılan) Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Mesut ÇEKİ Vekili : Av. Can TOMBUL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6944, 24 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali
  12. D. Kararın bir örneğinin tanık sorgulama hakkının ihlalinin
  13. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. G. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  15. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Paksüt
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6944
Tarih
24 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Emin Akın ve Ayşe Tekin Başvurusu (B. No: 2013/6956)
  • Alirıza Aksoy Başvurusu (B. No: 2013/4836)
  • Serpil Toros Başvurusu (B. No: 2013/6382)
  • Vahibe Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/5202)
  • Şehmus Özsubaşı Başvurusu (B. No: 2013/2582)
  • Mehmet Halit Gösteriş Başvurusu (B. No: 2013/3532)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.