İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Alois Harrer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/26283)

1. Başvuru, bir bankaya elkoyma sürecinde iptale ilişkin yargı

Başvuru No2017/26283Tarih15 Ocak 2020Okuma23 dk · 4.689 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Alois Harrer Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
15 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2017/26283
R.G. Tarih ve Sayı
12/3/2020-31066
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.689 kelime·23 dk okuma·30 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir bankaya elkoyma sürecinde iptale ilişkin yargı

kararı sonrası hissedarların zararının tazminine ilişkin alacağın enflasyon

karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 12/6/2017 tarihinde yapılmışlardır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2017/26284,

2017/26286, 2017/26287 ve 2017/26290 numaralı bireysel başvuru dosyalarının

2017/26283 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve

incelemenin 2017/26283 numaralı başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının

ihlali iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna, diğer ihlal iddiaları yönünden ise başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

10. Başvurucular Frankfurt Menkul Kıymetler Borsası aracılığıyla

-başvuru formları ve eklerinde belirtilmeyen tarihlerde- ekli listenin (2)

numaralı sütununda belirtilen sayıda Demirbank T.A.Ş. (Banka) hissesi satın

almışlardır.

A. Bankaya El Konulması

Süreci

11. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) 6/12/2000

tarihinde, zararının öz kaynaklarını aştığı gerekçesiyle Bankanın temettü hariç

ortaklık hakları ile yönetiminin ve denetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta

Fonuna (TMSF/Fon) devredilmesine karar vermiştir.

12. TMSF 24/1/2001 tarihinde BDDK'ya gönderdiği bir yazı ile

meydana gelebilecek gecikmelerin büyük zarara yol açabileceği gerekçesiyle

Banka için ayrı ve hızlı bir satış yönteminin belirlenmesi gerektiğini

bildirmiştir. BDDK 25/1/2001 tarihinde Bankayı satışa çıkarmıştır. Yürütülen

müzakereler ve alınan teklifler neticesinde Fon Yönetim Kurulu 19/9/2001

tarihinde, Banka hisselerinin 350.000.000 Amerikan doları bedelle H. Bankasına

satılmasına karar vermiştir.

13. Bu arada Bankanın hâkim ortağı olan C. Holding tarafından

Bankanın Fona devri işleminin iptali istemiyle Danıştay Onuncu Dairesinde

(Daire) dava açılmıştır. Daire 3/6/2003 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Ancak bu kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri

Kurulu (İDDK) 18/6/2003 tarihinde hükmü bozmuş, karar düzeltme talebi de

Danıştay İDDK tarafından 29/4/2004 tarihinde reddedilmiştir. Daire bozma kararı

çerçevesinde 5/11/2004 tarihinde satışa hazırlık işlemlerini iptal etmiştir.

14. Ayrıca TMSF tarafından yapılan satış işlemi de Ankara 10.

İdare Mahkemesince 21/4/2004 tarihinde iptal edilmiştir. Bu karar da Danıştay

Onüçüncü Dairesince 24/1/2006 tarihinde onanmıştır.

B. Başvurucular

Tarafından Açılan İlk Dava Süreçleri

15. Başvurucular, hisse senedi bedellerinin tazmini yönündeki taleplerinin

BDDK tarafından zımnen reddedilmesi üzerine 28/5/2002 tarihinde BDDK aleyhine

Danıştay Onuncu Dairesinde tam yargı davaları açmışlardır.

16. Daire 26/6/2003 tarihinde davaların reddine karar vermiştir.

Kararların gerekçesinde, başvurucuların uğradıklarını öne sürdükleri zararlara

sebep olarak gösterdikleri BDDK kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek

davalı idarenin tazminat ödemekle sorumlu tutulamayacağı açıklanmıştır.

17. Başvurucular tarafından temyiz edilen karar Danıştay İDDK

tarafından 21/10/2004 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararında, Dairenin hükme

esas aldığı elkoyma sürecine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen

kararın Kurul tarafından bozulmuş olduğuna işaret edilmiştir. Bu durum

karşısında Dairenin yeni bir karar vermesi gerektiği ifade edilmiştir. BDDK'nın

karar düzeltme talebini Kurul 26/5/2005 ve 22/9/2005 tarihlerinde reddetmiştir.

18. Danıştay Onüçüncü Dairesi 19/9/2005, 20/9/2005, 21/9/2005 ve

27/3/2006 tarihlerinde açılan davaların görev yönünden reddine ve dava

dosyalarının Ankara İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

19. Ankara İdare Mahkemesi 22/12/2005, 27/12/2005, 28/12/2005 ve

29/12/2005 7/8/2006 tarihlerinde davaların süre aşımı yönünden reddine karar

vermiştir. Mahkemeye göre Bankanın hisse senetleri 31/1/2001 tarihi itibarıyla

TMSF hesabına aktarılmış olup borsada senet tahtasının da kapatılmış olduğu

dikkate alındığında başvurucular 31/1/2001 tarihinden itibaren tüm işlemleri

öğrenmiş kabul edilmelidir.

20. Daire 13/9/2006, 20/10/2006 ve 12/2/2007 tarihlerinde temyiz

edilen hükümlerin onanmasına karar vermiştir.

C. Başvuruya Konu Tam

Yargı Davası Süreçleri

21. Başvurucular bu defa 30/4/2006 tarihinde, Bankanın devrine

ilişkin BDDK kararının ve satışa hazırlık ile TMSF tarafından yapılan satış

işleminin kesinleşmiş yargı kararlarıyla iptal edildiğini belirterek

hissedarlık haklarının iade edilmesi istemiyle BDDK'ya başvurmuşlardır.

Başvurucular bu taleplerin zımnen reddi üzerine dava dilekçesinde belirttikleri

avro karşılığı Türk lirası tazminatların tahsil tarihlerindeki kur değeri

üzerinden, elkoyma tarihi olan 6/12/2000 tarihinden itibaren 4/12/1984 tarihli

ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4. maddesi

uyarınca işleyecek faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle ekli listede

belirtilen tarihlerde Ankara 9. İdare Mahkemesinde tam yargı davaları

açmışlardır.

22. Mahkeme 29/12/2010 tarihinde, açılan davaların kısmen

kabulüyle ekli listede belirtilen tutarlardaki tazminatların davaların açıldığı

tarihlerden itibaren işletilecek kanuni faizi ile birlikte başvuruculara

ödenmesine karar vermiştir. Kararların gerekçesinde şu tespitlere yer

verilmiştir:

i. Bankaya el konularak yönetim ve denetiminin TMSF'ye devrine

ilişkin işlemin BDDK kararının hukuka aykırı olduğunun kesinleşmiş yargı kararı

ile belirlenmiş olduğuna vurgu yapılmıştır.

ii. Mahkeme, başvurucuların hisselerinin TMSF tarafından

devralınarak Bankanın satılmış olması nedeniyle hissedarlık hakları iade

edilmemiş olan başvurucuların sahibi olduğu, işlemden kaldırılan hisse

senetleri karşılığı uğradıkları zararın tazmininin gerektiği sonucuna

varmıştır.

iii. Tazminatın belirlenmesi hususunda ise Mahkeme,

başvurucuların sahibi olduğu hisselerin Bankaya el konulmasından bir gün önceki

kapanış fiyatı olan 756 TL (eski TL ile) tutarını esas almıştır. Mahkeme ayrıca

Almanya'da işlem gören bir adet sertifikanın Türkiye'de 500 adet hisseye

karşılık geldiğini gözeterek tazminat tutarlarını hesaplamıştır. Mahkeme

fazlaya ilişkin tazminat ve faiz taleplerini ise reddetmiştir.

23. Bu kararlar taraflarca temyiz edilmiş, Danıştay Onüçüncü

Dairesi önce 17/2/2016 tarihinde hükümlerin bozulmasına karar vermiştir. Bozma

kararlarında, iptal kararlarının uygulanması çerçevesinde BDDK tarafından

yapılacak işlemler arasında hisselerin mülkiyetinin iadesinin bulunmadığı

belirtilmiştir. Daire ayrıca yapılan hisse devri sonucu ortada Bankanın tüzel

kişiliği bulunmadığı için hisselerin de varlığından söz edilemeyeceğini

açıklamıştır. Daireye göre bu sebeple başvurucuların BDDK'ya yapılan

başvuruların reddedilmesine bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

24. Ancak başvurucuların karar düzeltme taleplerini kabul eden

Daire 30/12/2016 tarihinde, bozma sebeplerinin bulunmadığı gerekçesiyle temyiz

edilen hükümlerin onanmalarına karar vermiştir.

25. Nihai kararlar başvurucular vekiline 15/5/2017 tarihinde

tebliğ edilmişlerdir.

26. Başvurucular 12/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27. Olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 18/6/1999 tarihli ve

4389 sayılı mülga Bankalar Kanunu’nun 14. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“1. Denetlemeler sonucunda bu Kanuna ve bu

Kanuna dayanılarak alınan kararlara ve yapılan düzenlemelere, bankacılık ilke

ve teamüllerine aykırı ve bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye

düşürecek nitelikte işlemlerin tespit olunması halinde Kurum, sorumluları

hakkında yapılacak cezai işlem saklı olmak üzere, vereceği süreler içinde söz

konusu işlemlerin düzeltilmesi ve tekrarına meydan verilmemesi için gerekli tedbirlerin

alınması hususunda ilgili bankayı uyarır. Banka, verilen süreler içinde Kurumca

istenen tedbirleri almak ve aldığı tedbirleri Kuruma bildirmek zorundadır.

İstenen tedbirlerin alınmaması veya bankanın emin bir şekilde çalışmasını

tehlikeye düşürecek nitelikteki işlemlerin tekerrürü halinde Kurul, işlemlerin

mahiyet ve önemine göre;

a) Yönetim kurulu üyelerinin tamamını veya bir

kısmını görevden alarak veya üye sayısını artırarak bu kurula üye atamak,

b) Bankanın faaliyetlerini, faaliyet türleri

itibarıyla tüm teşkilatını veya gerekli görülecek şubelerini veya muhabirlerle

ilişkilerini kapsayacak şekilde kısıtlamak,

c) Bankanın mevduat sigortası primlerini

yükseltmek veya kabul ettiği mevduatı yüzde yüz oranına kadar karşılığa tabi

tutmak,

da dahil olmak üzere bankanın emin bir şekilde

çalışmasına ve mevduat sahiplerinin korunmasına yönelik her türlü tedbiri

almaya ve uygulamaya yetkilidir. Bu maddeye göre Bankalara atanacak yönetim

kurulu üyelerinin ücretleri Kurulca tespit olunur ve Kurumdan karşılanır.

...

3. Kurum, bir bankanın;

a) Bu maddenin (2) numaralı fıkrası kapsamında

alınması istenen tedbirleri kısmen ya da tamamen almadığını, bu tedbirlerin

kısmen veya tamamen alınmış olmasına rağmen mali bünyesinin güçlendirilmesine

imkan bulunmadığını ya da mali bünyesinin bu tedbirler alınsa dahi

güçlendirilemeyecek derecede zayıflamış olduğunu,

b) Yükümlülüklerini vadesinde yerine

getiremediğini,

c) Bu madde hükümlerinin uygulanmasında

Kurulca belirlenecek değerleme esasları çerçevesinde yükümlülüklerinin toplam

değerinin varlıklarının toplam değerini aştığını,

d) Faaliyetine devamının mevduat sahiplerinin

hakları ve mali sistemin güven ve istikrarı bakımından tehlike arzettiğini,

tespit ettiği takdirde, Kurul, en az beş üyesinin aynı yöndeki oylarıyla alınan

kararla temettü hariç ortaklık hakları ile bankanın yönetim ve denetimini Fona

devretmeye veya bankacılık işlemleri yapma ve/veya mevduat kabul etme iznini

kaldırmaya yetkilidir.

4. Kurum, bir bankanın yönetim ve denetimini

doğrudan ya da dolaylı olarak, tek başına veya birlikte elinde bulunduran

ortakların, banka kaynaklarını bankanın emin şekilde çalışmasını tehlikeye

düşürecek biçimde doğrudan veya dolaylı olarak kendi lehlerine kullandıklarını

veya bankayı bu suretle zarara uğrattıklarını tespit ettiği takdirde Kurul, en

az beş üyesinin aynı yöndeki oyuyla alınan kararla bunların temettü hariç

ortaklık hakları ile bankanın yönetim ve denetimini Fona devretmeye yetkilidir.

5. a) Fon, (3) numaralı fıkra hükümlerine göre

temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi kendisine devredilen

bankanın devir tarihi itibariyle düzenlenecek bilançosunu esas almak suretiyle;

aa) Uygun göreceği aktiflerini, teşkilatını ve

aksine talebi olmayan personeli ile devir tarihi itibariyle mevduat toplamları

en yüksek beş bankaca uygulanan faiz oranları ortalamasını geçmemek üzere

işlemiş faizleri ile birlikte sigortaya tabi tasarruf mevduatını ve pasifte yer

alan karşılık kalemlerini, kurulacak bir bankaya ya da mevcut bankalardan

istekli olanlara devretmeye ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul

etme izninin kaldırılmasını Kuruldan istemeye,

ab) Sigorta kapsamında bulunan mevduat

tutarını aşmamak ve hisselerinin tamamına sahip olmak kaydıyla, sermayesine

tekabül eden zararlarını devralmaya

ac) Devralınan zararlar sonucunda hisselerinin

tamamına sahip olunamaması halinde, zararın ödenmiş sermaye tutarından

düşülmesi suretiyle hesaplanacak sermaye esas alınmak üzere bulunacak hisse

bedelinin Fon Kurulunca belirlenecek süre içinde banka hissedarlarına ödenmesi

karşılığında hisselerini devralmaya, yetkilidir. Devralınan zararlara istinaden

yapılacak ödemelerin karşılığını temsil eden hisseler başkaca bir işleme gerek

kalmaksızın Fona intikal eder.

...”

B. Uluslararası Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) elkoyma neticesinde

banka hisselerinin kaybedildiği ve bu kayba ilişkin olarak tazminat da

ödenmediği yönündeki şikâyetleri Reisner/Türkiye

([A.T.], B. No: 46815/09, 21/7/2015) kararında

incelemiştir.

29. AİHM kamu makamlarınca el konulmadan önce başvurucunun

bankanın hissedarı olduğunu, bankanın tüzel kişiliğinin sona erdirilerek

satışının ardından ticaret sicilinden silinmesiyle başvurucunun banka

hisselerinin geçersiz hâle geldiğini belirterek mülkiyet hakkına müdahalenin

söz konusu olduğunu açıklamıştır (Reisner/Türkiye,

§ 47). Mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci fıkrası

çerçevesinde inceleyen AİHM, somut olayda ulusal mahkemelerin bankanın TMSF'ye

devredilmesi ve sonrasında satışına ilişkin işlemleri iptal ettiğine vurgu

yapmıştır. AİHM bu kararlarla söz konusu işlemlerin hukuka aykırı olduğunun

geçmişe dönük bir etkiyle saptandığına ve geçersiz kılındığına işaret etmiştir.

AİHM bu sebeple mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olduğunun

değerlendirilemeyeceğini açıklamıştır (Reisner/Türkiye,

§ 48). AİHM bunun yanında başvurucunun dava açabilmesine rağmen dava

sonunda bankanın devralınmasını iptal eden kararın icra edilemediğini, hâlbuki

icra usulünün karmaşıklığı veya bütçe sisteminin devleti bağlayıcı ve icra

edilebilir yargısal kararların makul süre içinde icra edilmesini sağlama

yükümlülüğünden muaf tutamayacağını belirtmiştir. AİHMe göre fon ve diğer

kaynak eksikliklerinin hüküm altına alınmış bir borcun ödenmemesi için gerekçe

olarak gösterilemeyeceğini de vurgulamıştır (Reisner/Türkiye,

§ 49). AİHM sonradan hukuka aykırı olduğu tespit edilen idari bir

işlem temelinde mülkiyetinden yoksun bırakılan başvurucunun yaşadığı kayıp için

herhangi bir tazminat alamadığını belirterek mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında kanuna

uygun olarak değerlendirilemeyeceği ve başvurucunun orantısız bir külfete

katlanmak zorunda bırakıldığı sonucuna varmıştır (Reisner/Türkiye, § 50).

30. AİHM ayrıca Sözleşme'nin 6. maddesi çerçevesinde derece

mahkemelerince başvurucuların açtıkları davaların süre aşımı yönünden

reddedildiği yönündeki şikâyeti incelemiştir. AİHM, bankanın hukuka aykırı

olarak devralınması sonrasında başvuranın orantısız bir yük altına girmek

durumunda kaldığını ve satışı nedeniyle tarafından başvurucunun hisselerinin

iade edilmesinin imkânsız hâle geldiğini, hâlbuki bu işlemlerin yargısal

makamlarca sonradan hukuka aykırı bulunduğunu belirtmiştir. AİHMe göre

başvurucu, transfer işleminin belirtilen tarihten sonra iptal edilmesi

nedeniyle tazminat talebinin ancak bu tarihten sonra başlatılabilmiştir. AİHM

bu tarihten önce tazminat davası açılmasını beklemenin makul olmayacağını,

ilgili idari işlemlerin hukuka uygun olmadığının 2006 yılında tespit edildiğini

belirterek süre sınırının olayda olduğu gibi katı bir şekilde yorumlamasının

davanın esasının bütünüyle incelenmesini imkânsız hâle getirdiği ve başvuranın

mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verdiği sonucuna varmıştır (Reisner/Türkiye, §§ 54-61).

31. AİHM giderim yönünden ise en uygun adil tazminin

başvuruculara maddi tazminat ödenmesi ile olacağını ve başvurucunun maddi

kaybının belirlenmesi için Bankanın devrinden bir gün önce yani 5/12/2000

tarihinde Bankanın bir hissesinin ortalama piyasa değerinin dikkate alınması

gerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına

(İMKB) göre 5/12/2000 tarihinde bankanın bir hissesinin ortalama değerinin 756

eski Türk lirası olduğu ve bir Alman senedinin 500 Türk hissesine tekabül

ettiğini kaydederek enflasyona göre güncellenip geçerli kura göre avroya

dönüştürülmek üzere her başvurucuya bankada sahip olduğu hisse sayısının 756

eski Türk lirası ile çarpımını esas alan bir adil tazmin miktarının ödenmesine

karar vermiştir. Buna göre 650 adet Alman hissesinin 5/12/2000 tarihi

itibarıyla 325.000 Türk hissesi olacağı ve bu hisselerin rayiç değerinin ise

245.700.000 TL'ye (eski TL ile) tekabül ettiği belirtilmiştir.

32. AİHM ayrıca enflasyon karşısında alacağın değer kaybettiğine

işaret ederek Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından kullanılan

enflasyon hesaplayıcısına göre 245.700.000 TL'nin (eski TL ile) şu anda 1.697

TL’ye (514 avro) tekabül ettiğini tespit etmiştir. AİHM sonuç olarak başvurucu

yararına 514 avro tazminat ödenmesine karar vermiştir. AİHM maddi tazminat

ödenmesinin yeterli bir giderim oluşturduğunu belirterek başvurucunun manevi

tazminat talebini ise reddetmiştir (Reisner/Türkiye,

§§ 17-19).

33. AİHM konu hakkında daha önce verdiği Reisner/Türkiye kararına atıfla 841

başvurucunun daha aynı olay sebebiyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğine karar vermiştir (Fellner ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 13312/08..., 10/10/2017).

34. AİHM mülkiyet hakkı yönünden yaptığı değerlendirmede

bankanın devir ve satışını hukuka aykırı ilan eden yargı kararlarının iptal

davalarına taraf olup olmadıklarına bakılmaksızın hem hâkim hissedarlar hem de

küçük hissedarlar için sonuçları olduğunu belirtmiştir. AİHM'e göre

hisselerinin sayısı ne kadar küçük olursa olsun başvurucuların maddi zarara

uğradıkları açık olup kamu makamları, daha sonra Danıştay tarafından hukuka

aykırı ilan edilen kanun dışı idari işlemlerden kaynaklandığı açık olan zararı

tazmin etme yükümlülüğü altındadır. AİHM, başvurucuların hisselerinin hukuka

aykırı müdahale temelinde ellerinden alınmış olmasına rağmen başvuruculara

kayıpları için herhangi bir tazminat ödenmediğini ve bireysel anlamda orantısız

bir yük altına girmek zorunda bırakıldıklarını vurgulamıştır (Fellner ve diğerleri/Türkiye, §§ 31-35).

35. AİHM, adil yargılanma hakkı yönünden de bankanın satışı

nedeniyle başvurucunun hisselerinin iade edilmesinin imkânsız hâle geldiğini

belirtmiştir. AİHM, yapılan satış sözleşmesinin 24/2/2006 tarihli nihai kararla

iptal edildiğini ve o tarihten önce başvurucunun tazminat talebinde bulunmasını

beklemenin makul olmadığını gözönünde bulundurarak yerel mahkemenin kanuni

süreye ilişkin katı yorumunun davanın esasının bütünüyle incelenmesine engel

olduğuna ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verdiğine karar

vermiştir (Fellner ve diğerleri/Türkiye,

§§ 39-42).

36. AİHM giderim yönünden ise Reisner/Türkiye

kararına atıfla en uygun adil tazminin başvuruculara maddi tazminat ödenmesi

ile olacağını ve başvurucunun maddi kaybının belirlenmesi için bankanın

devrinden bir gün önce yani 5/12/2000 tarihinde bankanın bir hissesinin

ortalama piyasa değerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bu

bağlamda İMKB'ye göre 5/12/2000 tarihinde bankanın bir hissesinin ortalama

değerinin 756 eski Türk lirası olduğu ve bir Alman senedinin 500 Türk hissesine

tekabül ettiğini kaydederek enflasyona göre güncellenip geçerli kura göre

avroya dönüştürülmek üzere her başvurucuya bankada sahip olduğu hisse sayısının

756 eski Türk lirası ile çarpımını esas alan bir adil tazmin miktarının

ödenmesine karar vermiştir. Buna göre karara ekli listede başvurucuya 2.909,84

avro maddi tazminat ödenmesi öngörülmüştür. AİHM'e başvuru yapan bütün başvuruculara

ödenecek toplam maddi tazminat tutarı ise 9.679.799,26 avro olarak

belirlenmiştir (Fellner ve

diğerleri/Türkiye, §§ 47, 48 ve ekli liste).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 15/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucular hissedarı oldukları Bankaya elkonulması

kararının hukuka aykırı olduğunun kesinleşmiş yargı kararlarıyla ortaya

çıktığını ifade etmişlerdir. Başvurucular el konulan hisselerin bedelinin

tazmini için açtıkları davaların kabul edilmekle birlikte söz konusu tazminat

tutarlarının aradan geçen on yedi yıllık süre içinde enflasyon karşısında değer

kaybına uğradığını belirterek mülkiyet, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

39. Bakanlık görüşünde; konuya ilişkin AİHM kararlarına

değinilerek başvurucuların iddia ettikleri zararlarının giderildiği, yabancı

para cinsinden ödeme tarihindeki kura göre veya yerleşik Danıştay içtihadına göre

yasal faiz dışında başkaca bir ödeme yapılamayacağı belirtilmiştir. Bakanlık

ayrıca uyuşmazlık konusu alacaklara işlenecek faiz yönünden başvurucuların

mevcut bir mülklerinin veya meşru beklentilerinin olmadığını ifade etmiştir.

Bakanlık bunun yanında başvurucuların yabancı para ile tazminatın ödenmesi

yönündeki iddialarını başvuru öncesi kanun yollarında dile getirmediğini de

belirtmiş, son olarak başvurucuların alacaklarının önemli ölçüde değer kaybına

da uğratılmadığını vurgulamıştır.

40. Başvurucular cevap dilekçesinde; Bakanlığın görüşünün aksine

yargılamanın her aşamasında zararı hesaplama yöntemine ilişkin gerekli bütün

açıklamalarda bulunulduğunu ifade etmişlerdir. Başvurucular ayrıca gerçek

zararın hükmedilen tazminatın çok üzerinde olduğunu, derece mahkemelerince

yapılan hesaplama yönteminin ve dava tarihinden faize hükmedilmesinin zararın

bütünüyle giderilmemesine yol açtığını açıklamışlardır. Başvurucular AİHM

kararlarındaki giderim yönteminin uygulanmadığından yakınmış, bunun yanında söz

konusu tazminat tutarlarının ve bu tazminatlara konu hisse senetlerinin mülk

teşkil ettiğinin AİHM tarafından belirlenmiş olduğuna işaret etmişlerdir.

Başvurucular son olarak tazminatın yabancı para üzerinden istenebilmesine bir

engelin de bulunmadığını öne sürmüşlerdir.

41. Başvurucular 21/2/2018 tarihinde ek bir dilekçe daha vererek

derece mahkemelerince aleyhe hükmedilen vekâlet ücretlerinin fazla olduğundan

yakınmış ve bu sebeple mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

42. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

44. Somut olayda başvurucular başvuru tarihinden sonra

verdikleri ek dilekçeler ile aleyhe hükmedilen vekâlet ücretlerinin yüksek

olduğundan yakınarak mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini öne

sürmüşlerse de başvuru formu ve eklerinde başvurucuların bu şikâyetlerine açık

bir biçimde yer vermedikleri görülmektedir. Bu durumda başvuru formu ve

eklerinde yer almayıp başvuru süresi sona erdikten sonra dile getirilen söz

konusu şikâyetlerin değerlendirilebilmesi mümkün görülmemiştir. Diğer taraftan

başvurucular yukarıdaki şikâyetleri bağlamında adil yargılanma ve etkili

başvuru haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucuların

alacağının değer kaybına uğratılarak ödendiği yönündeki bu şikâyetlerinin esas

itibarıyla ilgili olduğu mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında

incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Başvurucuların kamu makamlarınca el konulmadan önce Bankanın

hisse senetlerine sahip oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesi daha önce hisse

senetlerinin mülk teşkil ettiğini çeşitli kararlarında açık bir biçimde

belirtmiştir (Josef Asboth, B.

No: 2013/6484, 31/3/2016, § 46; Hamdi Akın

İpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, § 84). Diğer taraftan Bankanın

TMSF'ye devri ve sonrasında satışına ilişkin idari işlemler kesinleşmiş yargı

kararlarıyla iptal edilmiş, bunun üzerine başvurucuların hisse senetleri

geçersiz kılınmıştır. Dolayısıyla başvurucuların mülkiyet haklarına müdahale

edildiği kuşkusuzdur. Başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin

bankacılık sektörünün düzenlenmesi amacına ilişkin olduğu dikkate alındığında

bu müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü veya

düzenlenmesine ilişkin kural çerçevesinde incelenmesi uygun görülmüştür.

47. Somut olayda başvurucular hisse senetlerinin iade edilmesi

veya bu senetlerin geçersiz kılınması nedeniyle uğradıkları zararın tazmini

amacıyla davalar açmış, yapılan yargılamalar neticesinde başvuruculara tazminat

ödenmesi yönündeki kısmen kabul kararları kesinleşmiştir (bkz. §§ 21-24). Bu

yargılamalarda verilen kararlar ile hisse senetlerinin devrine yol açan idari

işlemlerin hukuka aykırı olduğu açık bir biçimde tespit edilmiştir. Dolayısıyla

bu kararlardaki tespitlerden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmadığından

başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının

bulunmadığı ortadadır.

48. Derece mahkemelerince başvurucular yararına bankaya el

konulduğu günden bir gün önceki hisse senedi rayiç değeri üzerinden tazminat

ödenmesine karar verilmiştir. Ancak başvurucunun bu alacağının tespit edilmiş

olması tek başına mağdur sıfatını ortadan kaldırmamaktadır. Başvurucunun mağdur

sıfatının ortadan kaldırılabilmesi için ileri sürülen ihlalin hem zaman hem de

mağdurun bu hakkı kullanamadığı süre gözönüne alınarak telafi yoluna gidilmesi

gerekmektedir.

49. Başvurucular ise söz konusu tazminat tutarlarının enflasyon

karşısında değer kaybettiğinden yakınmışlardır.

50. Anayasa Mahkemesi, kamu kurum ve kuruluşlarından olan

çeşitli para alacaklarının değer kaybına uğratılarak ödenmesine ilişkin

şikâyetleri daha önce incelemiş; buna göre kamu makamlarının para borçlarını

makul olmayan bir gecikme ile ödedikleri durumlarda para alacağında meydana

gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde şahsi olarak aşırı bir yük

oluşturması hâlinde müdahale ölçülü olmadığından mülkiyet hakkının ihlaline

karar vermiştir (kamulaştırma bedeli yönünden bkz. Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013; Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073,

6/7/2017; bir sosyal güvenlik ödemesi yönünden bkz. Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017; ihale

alacağı yönünden bkz. ANO İnşaat ve Ticaret

Ltd. Şti.; vergi iadesi alacağı yönünden bkz. Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No:

2013/28, 25/2/2015; deprem nedeniyle tazminat yönünden bkz. Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880,

23/3/2016; açığa alınan memurun maaş farklarının iadesi yönünden bkz. Vildan Utku Atalay, B. No: 2015/4812,

7/2/2019).

51. Somut olayda başvurucular elkoyma tarihinden itibaren 3095

sayılı Kanun'un 4. maddesinde öngörülen faizin işletilmesini ve yabancı para

üzerinden tahsil tarihindeki kur değeri üzerinden tazminatın hesaplanmasını

açık bir biçimde talep etmiştir. Ancak derece mahkemelerince hisse senetlerinin

Bankaya el konulması tarihinden bir gün önceki rayiç değeri üzerinden

belirlenen tazminat tutarlarına dava tarihinden itibaren kanuni faiz

işletilmesine karar verilmiştir.

52. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında -kural

olarak- faiz işletilip işletilmemesi, faiz oranları veya faizin işletilme

tarihleri ya da dönemleriyle ilgili hukuk kurallarını yorumlama görevi

bulunmamaktadır. Tazminat tutarlarının döviz kurlarına göre belirlenip

belirlenmesi de bu kapsamdadır. Bu görev esas itibarıyla derece mahkemelerine

düşmektedir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin söz

konusu hukuk kurallarının yorumunun mülkiyet hakkı bağlamında sonuçlarını

incelemek durumundadır.

53. Ödenen tazminat veya diğer alacak tutarlarının enflasyonun

etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi yani alacağa hak kazanıldığı

tarih ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi

edecek biçimde faiz uygulanması, mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağın enflasyon

karşısında değer kaybetmesini önleyebilecek bir araçtır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, § 42).

54. Faiz ekonomik açıdan paranın

fiyatıdır. Herhangi bir kimse kendisine ait olmayan bir parayı

-hangi isim altında olursa olsun- belli bir süre kullandığında paranın asıl

sahibine faiz ödemek zorundadır.

Çünkü paranın likidite özelliği onun her an, her türlü üretim faktörünü, mal ve

hizmeti satın alabilmesine olanak verir. Daha açık bir deyişle parayı nakit

olarak elinde bulunduran kimse bugünkü

ihtiyaçlarını karşılayabildiği gibi piyasanın yarına

dönük olanaklarından da yararlanabilir. Elindeki parayı başkasına

veren veya kendine belli tarihte ödenmesi gereken bir miktar para olduğu hâlde

bu parası ödenmeyen kimse ise bu imkânlardan yararlanamaz. Bu nedenle parayı

kullanan kimsenin parayı kullanmaktan vazgeçen kimseye bu kaybını ödemesi

gerekir (AYM, E.1988/7, K.1988/27, 27/9/1988).

55. Bu temel neden paranın değerini sürekli olarak kaybettiği

enflasyon dönemlerinde ayrı bir önem kazanır. Dönem başında kullanmaktan

vazgeçilen ya da hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın satın alma

gücü, dönem sonunda enflasyon oranında azalmış olacaktır. Bu durumda dönem

sonunda paranın asıl sahibine ödenmesi gereken faiz, sadece belli bir dönem

için yapılan fedakârlığın karşılığından ibaret olmayacak aynı zamanda söz

konusu dönemde paranın satın alma gücündeki kaybı da karşılayacak miktarda

olacaktır. Teknik deyişle hem para sahibinin tasarrufta bulunmasının bedeli

ödenecek hem de paranın satın alma gücü korunacaktır (AYM, E.1988/7, K.1988/27,

27/9/1988).

56. Somut olayda başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan

müdahalenin hukuka aykırı olduğu ve dolayısıyla hisse senetlerinin haksız yere

geçersiz kılındığı derece mahkemelerince açık bir biçimde saptanmıştır. Anayasa

Mahkemesi derece mahkemelerince Bankaya el konulduğu tarihten bir gün önceki

hisse senedi Türk lirası rayiç değerinin esas alınması şeklindeki tazminat

hesabının ihlalin giderimini sağlamaya elverişli olduğu kanaatindedir. Ancak

söz konusu tazminat tutarına dava tarihinden itibaren kanuni faiz

işletilmesiyle yetinilmiştir.

57. Buna göre başvuru konusu olayda başvurucuların tazminat

tutarlarının hesaplandığı 5/12/2000 tarihi ile bu alacakların ödenebileceği

icra edilebilir hâle geldiği kararının verildiği 29/12/2010 tarihi arasındaki

döneme göre yapılan değerlendirme sonucunda uygulanan yasal faize rağmen aynı

dönemde toplam enflasyonun yaklaşık %300'ün üzerinde olduğu, diğer bir deyişle

başvurucular lehine hükmedilen tazminatların enflasyon karşısında önemli ölçüde

değer kaybına uğradığı tespit edilmiştir (bkz. ekli (1) numaralı tablo). Ayrıca

başvurucuların sonraki döneme ilişkin alacaklarının ödenmediği yönünde bir

şikâyetlerinin bulunmadığı, öte yandan söz konusu tazminatların ise

başvuruculara karar tarihi esas alındığında dahi ancak yaklaşık on yıl sonra

başvuruculara ödenebildiği dikkate alınmalıdır.

58. Sonuç olarak başvurucuların hisse senetlerinin bulunduğu

Bankaya el konulmuş, ardından hisselerinin devredildiği Banka üçüncü bir kişiye

satılmış ancak bu işlemlerin sonradan hukuka aykırı olduğu kesinleşmiş yargı

kararlarıyla belirlenmiştir. Başvurucuların söz konusu hisse senetlerinin

geçersiz kılınması sebebiyle uğradıkları zararların giderimi için açtıkları

davalar da kısmen kabul edilerek kendilerine tazminat ödenmesine karar

verilmiştir. Başvurucuların tazminatların yetersiz olduğuna yönelik diğer

şikâyetleri yerinde görülmemekle birlikte yaklaşık on yıl sonra ödenmesine

karar verilebilen bu tazminat tutarlarının derece mahkemelerince güncellenmeyip

yalnızca dava tarihinden sonra kanuni faiz işletilmesiyle enflasyon karşısında

önemli ölçüde değer kaybına uğratıldığı anlaşılmaktadır. Hâlbuki hukuka aykırı

bulunan söz konusu müdahalenin sonuçları bakımından uygun ve adil bir

giderimden söz edilebilmesi için hükmedilen tazminat tutarlarının değer kaybına

uğratılmadan makul bir sürede ödenmesi gerekir. Nitekim aynı konuya ilişkin

diğer başvurularda AİHM de adil tazminin ancak bu şekilde sağlanabileceğini

belirtmiştir (bkz. §§ 31, 32, 36).

59. Bu durumda somut olayda alacaklarının değer kaybına

uğratılması başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet

yüklendiğinden söz konusu müdahalenin kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet

hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucular

aleyhine bozduğu sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

61. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

62. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

63. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

64. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden

kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun

belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet

Doğan, § 57).

65. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

66. Anayasa Mahkemesi başvurucuların hisse senetlerinin geçersiz

kılınması üzerine başvurucular yararına yargılama sonucu hükmedilen

tazminatların enflasyon karşısında değer kaybetmesi nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin idari

işlemlerden kaynaklandığı ancak başvuru öncesi yargısal süreç sonunda da

ihlalin sonuçlarının bütünüyle giderilemediği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte

mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

67. Bu durumda ihlalin sonuçlarının giderimi bakımından etkin

yol maddi tazminat ödenmesine karar verilmesidir. Dolayısıyla mülkiyet hakkının

ihlali nedeniyle maddi zararları karşılığında başvuruculara ayrı ayrı ekli (2)

numaralı tabloda gösterilen miktarlarda net maddi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

68. Mülkiyet hakkının ihlalinin giderimi yönünden başvuruculara

maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi yeterli bir giderim sağladığından

manevi tazminat taleplerinin reddi gerekir.

69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harcın

başvurucular Alois Harrer ve Helga Leister'e müştereken ödenmesine, diğer

başvurucuların her birine 257,50 TL harç bedelinin ayrı ayrı ödenmesine; ayrıca

başvurucular kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden 3.000 TL vekâlet

ücretinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara ekli (2) numaralı tabloda belirtilen

miktarlarda ayrı ayrı net maddi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 257,50 TL harç bedelinin başvurucular Alois Harrer ve Helga

Leister'e MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, diğer başvurucuların her birine 257,50 TL harç

bedelinin AYRI AYRI ÖDENMESİNE; 3.000 TL vekâlet ücretinin tüm başvuruculara

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 9. İdare Mahkemesine

(E.2007/56, K.2010/1892; E.2007/59, K.2010/1885; E.2007/60, K.2010/1884

E.2007/68, K.2010/1894; E.2007/73, K.2010/1886) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

15/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

EKLİ (1) NUMARALI TABLO

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucular

:

1. Alois HARRER

2. Bernhard BERLİNG

3. Helga LEISTER

4. Klaus Jörg CLESSIENNE

5. Rolf Almer

6. Stefan Jakob BAADE

Vekili

:

Av. Jülide ERTÜRK

(A)

Başvuru

No. (2017/)

(B)

Başvurucu

(C)

Hisse Adedi

(D)

Dava Tarihi

(E)

Asıl Alacak

(TL)

(F)

İşlemiş

Faiz

(G)

Reel Değer

Kaybı (TL)

(H)

Değer Kaybı

Oranı (%)

EKLİ (2) NUMARALI TABLO

(MADDİ TAZMİNAT TABLOSU)

26290 Alois Harrer ve Helga Leister 825.500 21/8/2006 627,38 246,12 1.961,44 312 26283 Bernhard Berling 1.002.675 21/9/2006 762,03 293,12 2.388,23 313 26284 Klaus Jörg Cleissenne 1.002.006 21/8/2006 761,52 298,75 2.380,81 312 26286 Rolf Almer 16.176.490 23/9/2006 12.294,13 4.722,97 38.536,36 313 26287 Stefan Jakob Baade 16.090.000 21/8/2006 12.228,40 4.797,22 38.230,82 312 Sıra No. Başvurucu Maddi Tazminat (TL) 1 Alois HARRER Helga LEISTER 1. 961,44 2 Bernhard BERLING 2. 388,23 3 Klaus Jörg CLEISSENNE 2. 380,81 4 Rolf ALMER 38. 536,36 5 Stefan Jakob BAADE 38. 230,82

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/26283, 15 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Bankaya El Konulması
  7. B. Başvurucular
  8. C. Başvuruya Konu Tam
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  16. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  17. C. Başvuruculara ekli (2) numaralı tabloda belirtilen
  18. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  19. (E.2007/56, K.2010/1892; E.2007/59, K.2010/1885; E.2007/60, K.2010/1884
  20. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Ekli (1) Numaralı Tablo
  22. (A)
  23. (B)
  24. (C)
  25. (D)
  26. (E)
  27. (Tl)
  28. (F)
  29. (G)
  30. (H)
  31. Ekli (2) Numaralı Tablo
  32. (Maddi Tazminat Tablosu)
  33. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/26283
Tarih
15 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Bülent Teoman Özkan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/557)
  • Gökçe Ekin Baran Başvurusu (B. No: 2016/13539)
  • Asiye Pehlevan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/37952)
  • Mehmet Aykut Vural Başvurusu (B. No: 2017/16486)
  • Müflis Bilton Beton Ürünleri San. Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2017/30361)
  • Maşallah Söylemez Başvurusu (B. No: 2017/30783)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.