İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bülent Teoman Özkan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/557)

1. Başvuru; bir protesto eylemine orantısız güç kullanımı ile

Başvuru No2016/557Tarih29 Ocak 2020Okuma66 dk · 13.237 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Bülent Teoman Özkan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
29 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/557
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

13.237 kelime·66 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; bir protesto eylemine orantısız güç kullanımı ile

yapılan kolluk müdahalesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının, gözaltına alma esnasında ve gözaltında gerçekleşen darp, tehdit,

hakaret ve cinsel taciz nedeniyle de insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 6/1/2016, 7/1/2016 ve 11/1/2016 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Yapılan incelemede konu bakımından aralarında bağlantı

bulunduğu anlaşılan 2016/716, 2016/720, 2016/722, 2016/723, 2016/728, 2016/732

ve 2016/966 numaralı başvurular 2016/557 numaralı başvuru üzerinde

birleştirilmiş ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Olayın Arka Planı

9. Artvin'in Hopa ilçesinde 31/5/2011 tarihinde meydana gelen

toplumsal olay sırasında hayatını kaybeden M.L.ye karşı kolluk görevlilerinin

orantısız güç kullandığı iddiasıyla aynı gün Ankara'da saat 18.00 sıralarında

bir protesto eylemi düzenlenmiştir. Sayıları yaklaşık sekiz yüzü bulan

göstericiler Sakarya Caddesi'nde toplanıp en önde iki kişinin elinde siyah bir

çelenk olacak şekilde Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Ankara İl

Başkanlığı (İl Başkanlığı) binasına doğru yürüyüşe geçmişlerdir.

10. İl Başkanlığı önünde barikat kurarak güvenlik önlemi alan

kolluk görevlileri ile göstericiler arasında birtakım olaylar yaşanmıştır.

11. Başvurucular, kolluk görevlilerince İl Başkanlığı önüne

siyah çelenk koyarak basın açıklaması yapmak istemelerine izin verilmediğini ve

herhangi bir ikaz yapılmaksızın göz yaşartıcı gaz ve copla doğrudan müdahalede

bulunulduğunu, böylelikle toplantının hukuka aykırı şekilde dağıtıldığını ileri

sürmüşlerdir.

12. Kolluk görevlilerince olaya ilişkin olarak düzenlenen

tutanakta ise olay şöyle anlatılmıştır: Göstericilerden bazıları yürüyüş

esnasında kırdıkları kaldırım taşları ve ellerinde bulunan flama sopaları ile

herhangi bir açıklama yapma girişiminde dahi bulunmaksızın doğrudan kolluk

görevlilerine ve kurulan barikata doğru saldırıya geçmişlerdir. Göstericilerin

saldırıda bulunduğu birçok sivil polis memuru yaralanmış ve linç edilmekten son

anda kurtulmuştur. Yüzlerini bez parçaları ile örten göstericiler taş, soda

şişesi ve sopalarla barikata saldırmaya devam etmiş; tüm ikazlara rağmen

saldırılarına son vermemişlerdir. Olayla ilgili olarak talimatları alınmak

üzere aranan Ankara Cumhuriyet savcısının şiddet eyleminde bulunan

göstericilerin yakalanması emri vermesi üzerine önce sıvı göz yaşartıcı gaz,

daha sonra tüfek marifeti ile atılan göz yaşartıcı gazla göstericilere müdahale

edilmiştir. Müdahale sonrası Güven Park istikametine doğru kaçan göstericiler

kendilerini takip eden kolluk görevlilerine taş atmaya devam etmiştir. Güven

Park civarında tekrar toplanan daha az sayıdaki gösterici ikaz edilmelerine

rağmen dağılmamış ve buradaki trafik polisleri ile kolluk araçlarına taş atarak

saldırmıştır. Belirtilen nedenlerle haklarında adli işlem yapılmak üzere biri

İl Başkanlığı önünde, altısı kaçıp saklandıkları Ç. Hastanesinde ve kırk yedisi

de Güven Park civarında olmak üzere toplam elli dört gösterici olay yerinde

gözaltına alınmıştır.

13. Ulusal basına da yansıyan olaya ilişkin görüntüler açık

kaynaklardan görülmüştür. Buna göre İl Başkanlığı önüne gelen gösterici grup

içindeki bazı göstericilerin yüzlerini bez parçaları ile kapattığı ve birçok

göstericinin polis barikatına saldırdığı görülmektedir. Göstericilerden

azımsanmayacak bir kısmının taş ve sopalarla barikat gerisinde bulunan kolluk

görevlilerine ve kolluk araçlarına doğrudan saldırıda bulunduğu, bir

göstericinin barikat gerisinde bulunan kolluk aracı üzerine çıkarak elindeki

sopayla polis memurlarına vurmaya çalıştığı gözlenmiştir. Kolluk görevlileri

tarafından barikat gerisinden birkaç kez sıvı göz yaşartıcı gaz kullanmak

suretiyle saldırıda bulunan göstericiler uzaklaştırılmaya çalışılmış ancak tam

olarak saldırı önlenememiştir. Görüntülerde barikatın önünde bulunan bazı sivil

kişilere de göstericilerden bazılarının ellerindeki sopalarla saldırdığı görülmektedir.

Polis barikatına yapılan saldırı bir müddet devam etmiş, ardından barikat önüne

geçen kolluk görevlileri kalkanlarla koruma seti oluşturup göz yaşartıcı gaz

kullanarak göstericileri dağıtmıştır.

14. Kolluk tarafından düzenlenen tutanakta; başvuruculardan Ozan

Gündoğdu, Zeynep Ateş, Zeynep Cansu Elifoğlu, Kıymet Koçyiğit, Soner Torlak,

Tuğçe Çetin Ertekin'in İl Başkanlığı önünde kolluk görevlilerine saldırıda

bulunarak kaçan kişilerden olduğu ve takip edilmek suretiyle Ç. Hastanesinde

zor kullanılarak yakalandıkları belirtilmiştir. Başvuruculardan Çisem Özoğul

Temur, Hüseyin Gölpunar, Melahat Yurttaş, Nazan Sürü, Ömer Faruk Kök, Ömür

Çağdaş Ersoy, Özden Kaya Tekin, Özkan Boğan ve Sevgi Sönmez'in ise Güven Park

civarında zor kullanılarak gözaltına alındığı bilgisi aynı tutanakta yer

almaktadır. Kolluğa göre başvuruculardan Bülent Teoman Özkan ve Duygu Demirel

Güven Park civarında yapılan gözaltı işlemlerini engellemeye çalışmış, bu

nedenle gözaltına alınmak istendiklerinde avukat olduklarını söylemişlerdir.

Ancak meslek kimliklerini ibraz etmemişler, gözaltına alınıp polis merkezine

götürüldükten sonra avukat kimliklerini ibraz etmeleri üzerine Cumhuriyet

savcısının talimatı ile haklarında düzenlenen adli raporlar temin edilerek

serbest bırakılmışlardır. Ayrıca göstericilerin saldırıları nedeniyle olay

sırasında toplam kırk yedi kolluk görevlisinin çeşitli şekillerde yaralandığı

ve tedavi gördüğü, on bir kolluk aracı ile kolluğa ait bir kameranın hasar

gördüğü de düzenlenen tutanakta yer almaktadır.

15. Başvuruculardan Ömür Çağdaş Ersoy, Soner Torlak, Ozan

Gündoğdu ve Sevgi Sönmez üç gün gözaltında kalmıştır. Başvurucular Ömür Çağdaş

Ersoy, Soner Torlak, Ozan Gündoğdu 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ve kamu malına zarar verme suçlarından

3/6/2011 tarihinde tutuklanmış, 9/12/2011 tarihinde ise tahliye edilmişlerdir.

Bu dört başvurucu açısından terör örgütü adına suç işleme isnadıyla Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı) iddianame tanzim edilmiş,

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan kovuşturma sonucunda 25/2/2014

tarihinde delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilmiştir. Aynı kararda,

terör örgütü propagandası yapma suçundan kovuşturmanın ertelenmesi, kamu malına

zarar verme suçundan ise ayırma

ve görevsizlik kararı verilmiştir. Görevsizlik kararı sonrası kovuşturmaya

Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesince devam edilmekte olup dava henüz

sonuçlanmamıştır.

16. Başvurucular Duygu Demirel, Özkan Boğan, Zeynep Ateş, Nazan

Sürü, Özden Kaya Tekin, Hüseyin Gölpunar, Çisem Özoğul Temur, Kıymet Koçyiğit,

Melahat Yurttaş, Tuğçe Çetin Ertekin, Bülent Teoman Özkan, Ömer Faruk Kök,

Zeynep Cansu Elifoğlu hakkında ise Cumhuriyet Başsavcılığınca kamu malına zarar

vermek, kamu görevlisine hakaret, görevi yaptırmamak için direnme ve 2911

sayılı Kanun'a muhalefet suçlamaları ile iddianame tanzim edilmiştir. Ankara

24. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda verilen

5/4/2016 tarihli kararla anılan başvurucular yönünden 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçu

açısından kovuşturmanın ertelenmesine, kamu malına zarar verme ve görevi

yaptırmamak için direnme suçları açısından ise -yeterli delil elde edilememesi

nedeniyle- beraat sonucuna hükmedilmiştir. Bu kısımda anılan başvuruculardan

Duygu Demirel ve Bülent Teoman Özkan dışında kalanların kaç gün gözaltında

kaldıkları hususunda bir bilgi ya da belgeye dosya içeriğinden ulaşılamamıştır.

17. Anayasa Mahkemesince 15/1/2016 ve 18/1/2016 tarihlerinde

Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılarak soruşturma dosyasının onaylı bir

sureti istenmiş, 11/2/2016 tarihinde istenen evrak fiziki olarak

gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesince 9/5/2019 tarihinde ise Cumhuriyet

Başsavcılığına yeni bir müzekkere yazılarak tüm başvurucular hakkında

düzenlenen -bir kısım başvurucu açısından soruşturma dosyası içerisinde

bulunamayan- gözaltı kararları ve yakalama tutanakları, gözaltı giriş ve

çıkışında düzenlenen adli raporlar, ifadeler ve kovuşturmaya yer olmadığı

kararına yapılan itirazın reddine ilişkin tebliğ evrakı istenmiştir. Gelen

cevap yazısında istenen evrakın tamamına erişilemediği bildirilmiştir. Buna

göre sadece başvurucu Tuğçe Çetin Ertekin hakkında düzenlenen Yakalama ve

Gözaltına Alma Tutanağı ile başvurucular Kıymet Koçyiğit, Hüseyin Gölpunar,

Ömer Faruk Kök, Ömür Çağdaş Ersoy, Ozan Gündoğdu, Çisem Özoğul Temur, Duygu

Demirel, Bülent Teoman Özkan, Özden Kaya Tekin hakkında düzenlenen adli

raporların evrak ekinde yer aldığı görülmüştür. Ayrıca başvurucular Hüseyin

Gölpunar, Osman Biçer, Ömür Çağdaş Ersoy, Özkan Boğan, Duygu Demirel ve Bülent

Teoman Özkan'a yapılan tebliğ evrakı ile bir kısım başvurucuya ait ifade

zaptının da evrak ekinde yer aldığı görülmüştür. Buna göre başvurucu Özkan

Boğan'ın ifadesi ile başvurucular Melahat Yurttaş, Nazan Sürü, Sevgi Sönmez,

Soner Torlak ve Zeynep Cansu Elifoğlu hakkında düzenlenen adli raporlara

erişilememiştir.

18. Başvurucuların aralarında olduğu toplam elli dört

göstericinin gözaltına alınarak Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne (Emniyet

Müdürlüğü) götürülmesi sonrasında gözaltına alınanların yakınları, bazı sendika

temsilcileri ve avukatlar Emniyet Müdürlüğü önünde toplanmıştır. Bir sendikanın

genel başkanı olan başvurucu Osman Biçer de bu kişiler arasındadır. Emniyet

Müdürlüğü binasına girmek isteyen kalabalık ile kolluk görevlileri arasında

yaşanan arbede sırasında başvurucu Osman Biçer sol kulağından yaralandığını

iddia etmiştir.

19. Kolluk tarafından Emniyet Müdürlüğü önünde yaşanan olaylar ile

ilgili olarak düzenlenen tutanakta ise şu bilgilere yer verilmiştir: Olaylar

sırasında gözaltına alınan toplam elli dört kişi aynı gün saat 20.00

sıralarında Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür. Saat 20.15 sıralarında gelen üç

avukat güvenlik prosedürüne uygun şekilde binaya alınmıştır. Saat 20.30

sıralarında yaklaşık on beş kişi bina önünde toplanmış ve güvenlik prosedürüne

uygun şekilde ziyaretçi girişinden kontrol edilmeksizin, araç girişinden

nöbetçi kolluk görevlilerini de iteleyerek binaya zorla girmiş; sayıları

yetersiz kalan kolluk görevlileri bu kişilere mani olamamıştır. Saat 21.20

sıralarında ise yaklaşık kırk kişilik bir grup Emniyet Müdürlüğü önünde

toplanmış ve güvenlik prosedürüne uygun şekilde binaya giriş yapmak istemeyerek

zorla bariyeri aşmaya çalışmıştır. Takviye kolluk görevlileri ile bu kişilere

mani olunmaya çalışıldığı sırada bir arbede yaşanmıştır. Tutanakta ayrıca

başvurucu Osman Biçer'in aralarında bulunduğu bazı sendika temsilcilerinin

kolluk görevlilerine zorluk çıkardığı bilgisine de yer verilmiş ancak herhangi

bir yaralanma durumundan bahsedilmemiştir. Gruptan bazı kişilerin bina önünde

basına yaptığı açıklamalara da yer verilen tutanakta, avukat kimliğini ibraz

eden herkesin binaya alındığı belirtilmiştir.

B. Suç Duyuruları ve Adli

Raporlar

20. Başvurucu Osman Biçer Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği

şikâyet dilekçesinde, Emniyet Müdürlüğü önünde yaşanan arbede sırasında sol

kulağına darbe aldığını ancak bu durumu önemsemediğinden hastaneye müracaat

etmediğini belirtmiştir. Beş gün sonra kulağında çınlama, işitme kaybı, baş

dönmesi ve kusma şikâyetleri ile Ç. Hastanesine, Gülhane Askeri Tıp Akademisine

(GATA) ve Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesine müracaat

ederek tedavi gördüğünü belirten başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığına suç

duyurusunda bulunarak kolluk görevlilerinden şikâyetçi olmuştur. Cumhuriyet

Başsavcılığınca başvurucunun alınan ifadesinde Emniyet Amiri K.K.nın hakaretine

ve bazı kolluk görevlilerinin darbına maruz kaldığından yakındığı, olaya dair iki

kişiyi tanık gösterdiği görülmektedir. Başvurucunun tedavi gördüğünü belirttiği

hastanelerden tedavi kayıtları Cumhuriyet Başsavcılığınca istenmiş ve bu

evrakla birlikte Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından düzenlenen adli rapor temin

edilmiştir. Adli raporun ilgili kısmı şöyledir:

"6/6/2011 tarihli GATA

Ankara Hastanesinin KBB konsültasyonunda; beş gün önce sol kulağının darp

hikayesi bulunduğu, sol kulağında çınlama ve bir gün sonra başdönmesi,

dengesizlik, işitme azlığı şikayetlerinin başladığı, otoskopik muayenede [ışıklı

aletle kulak içi gözlemi] her iki dış kulak

yolunun açık, kulak zarlarının intakt [olağan] ve sağlıklı olduğu, rinoskopi muayenesinde [iltihap

kontrolü] patoloji tespit edilmediği,

çekilen temporal BT'de [bilgisayarlı tomografi] fraktür [kırık] izlenmediği, her iki mastoid [kulak içinde bir bölüm] hücrelerin tabii, kemikçik zincirinin intakt olduğu,

orta kulağın tabii olarak değerlendirildiği, Ankara Odyoloji Merkezinin

6/6/2011 tarihli odyogramında; sol kulakta hafif orta derecede sensörinöral [tüy

hücreler] tip işitme kaybı mevcut olduğu,

7/6/2011 tarihli GATA KBB kliniğinin ENG raporunda; fistül negatif olduğu,

Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma

Hastanesinin 7/6/2011 tarihli KBB klinik raporunda; 31/5/2011 tarihinde darptan

sonra ani işitme azlığı, kulak çınlaması, bulantı ve bir gün sonra baş dönmesi

ve dengesizlik bulunduğu, weber testinin sağ kulakta sağ lateralize [sağa

yatık] olduğu, her iki kulak muayenesinde

aurikula dış kulak yolu ve timpanik membranın [kulak zarı] doğal olduğu, medikal tedavi ve intratimpanik [(kulak

zarının geçilip direkt orta kulağa ulaşılması]

steroid uygulaması yapıldığı, hiperbarik oksijen tedavisi için medikal tedavi

ile taburcu edildiği, baş dönmesi (vertigo), ani idiopatik işitme kaybı

tanıları aldığı,

Özel Çağ Hastanesinin 6/6/2011 tarihli

raporunda; sağ kulağın doğal olup, sol kulakta adheziv retraksiyon poşu

bulunduğu, kronik mukoid otitis media [orta kulak ve

temporal kemiğin havalı boşlukları ile östakiyi kaplayan mukozanın enfeksiyon

ve inflamasyonu] tanısı aldığı, reçete

verilerek taburcu edildiği kaydedildiğine göre, mevcut kayıtlı bulgulara

nazaran;

Vücudunda haricen yaşamını tehlikeye sokan ve

basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek herhangi bir lezyon saptanmadığını

bildirir rapordur."

21. Başvurucu Bülent Teoman Özkan tarafından 14/6/2011 tarihinde

verilen şikâyet dilekçesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma

başlatıldığı görülmektedir. Başvurucunun aynı tarihte alınan ifadesinde

31/5/2011 tarihinde protesto eylemine gözlemci olarak katıldığını, avukat

olduğunu bilmelerine rağmen kolluk görevlilerinin kendisini gözaltına

aldıklarını, hakaret ve tehditte bulunarak darbettiklerini, çok sıkı şekilde

plastik kelepçe taktıklarını iddia ettiği görülmektedir. Başvurucu hakkında

düzenlenen adli raporun başka bir soruşturma dosyası içinde mevcut olduğunu da

ifadesinde belirtmiştir. Şikâyet dilekçesinde ise bağlı bulunduğu meslek

örgütünün görevlendirmesi ile gözlemci sıfatıyla protesto eylemine katıldığını

ve Güven Park civarında kolluğun orantısız güç kullanarak gözaltı işlemi

yapmasına mani olmak istemesi nedeniyle gözaltına alındığını ileri süren

başvurucu; saçları çekilerek ve tekmelenerek gözaltına alınmasından, hakaret ve

tehdide maruz kalmasından ve sıkı şekilde kelepçelenmesinden yakınmaktadır.

Başvurucu 6/3/2012 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği ifadede, doktor

muayenesi sırasında odadan kolluk görevlilerinin çıkmadığı ve doktorun

şikâyetlerine ilişkin tüm hususları raporuna yansıtmadığı iddialarında bulunduğu

görülmektedir. Aynı ifadede başvurucu gözaltına alınması anına ilişkin olarak

bazı haber ajanslarının çok net çekimler yaptığını belirterek bu görüntülerin

ham hâllerinin temin edilmesini istemiştir. Başvurucu hakkında ATK tarafından

düzenlenen adli raporun ilgili kısmı şöyledir:

"Her iki el bileğinde

kızarıklık, sağ el bileğinde hareketle ağrı, sol popliteal [dizin arka

kısmı] bölgede eritem [kızarıklık] kaydedildiğine göre:

Vücudunda haricen yaşamını tehlikeye sokan ve

basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek herhangi bir lezyon saptanmadığını

bildirir rapordur."

22. Başvurucu Çisem Özoğul Temur tarafından Cumhuriyet

Başsavcılığına 9/4/2012 tarihinde verilen şikâyet dilekçesi üzerine soruşturma

başlatılmıştır. Söz konusu şikâyet dilekçesinde; olay yerinde kolluk

görevlileri tarafından atılan bir taşın başına isabet ettiği, gözaltına

alındığı sırada başındaki yaranın yumruklandığı, ellerine çok sıkı plastik

kelepçe takıldığı, polis otobüsünde hakaret, tehdit ve cinsel tacize maruz

kaldığı iddialarının bulunduğu görülmektedir. Dilekçede ayrıca başvurucular

Duygu Demirel ile Ömür Çağdaş Ersoy'un da polis otobüsü içinde kolluk

görevlilerince darbedildiğine şahit olunduğu iddia edilmiştir. Başvurucunun

2/6/2011 tarihinde şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde kolluk görevlilerinin

kendisini taciz ettiğini ve bu nedenle yasal haklarını kullanacağını belirttiği

de görülmektedir. Başvurucu 8/5/2012 tarihinde müşteki sıfatıyla alınan

ifadesinde ise şikâyet dilekçesindeki iddialarını yinelemiş, kendisini taciz

eden polis memurunu ortamın karanlık olması nedeniyle görse de tanıyamayacağını

ancak diğer kolluk görevlilerinden bazılarını teşhis edebileceğini

belirtmiştir. Başvurucu hakkında ATK tarafından düzenlenen adli raporun ilgili

kısmı şöyledir:

"Skalpte [saçlı

deri] 2 cm uzunluğunda deri bütünlüğünün

bozulmuş olduğu, pıhtılaşmış kan olduğu, sol pariatel [çeper] kemik üzerinde olduğu, beyin cerrahi

konsültasyonunda ve beyin BT'sinde ek patoloji ve bulgu bildirilmediğine göre;

Yaralanmasının;

1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞINI,

2-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek

ölçüde hafif nitelikte OLDUĞUNU,

Bildirir rapordur."

23. Başvurucu Duygu Demirel'in 10/6/2011 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığına verdiği şikâyet dilekçesi üzerine aynı tarihte soruşturma

başlatıldığı görülmektedir. Başvurucu şikâyet dilekçesinde; bir avukat olarak

kolluk görevlilerinin orantısız güç kullanarak gözaltı işlemi yapmasına itiraz

ettiği için gözaltına alındığını, ellerinin plastik kelepçe ile çok sıkıldığını,

saçı çekilerek tekmelendiğini ve polis otobüsü içinde tokat ve yumrukla

darbedildiğini, ayrıca araç içinde bulunan başka kişilerin de darbedilmesine

şahit olduğunu iddia etmiştir. Aynı tarihte müşteki sıfatıyla Cumhuriyet

savcısı tarafından ifadesi alınan başvurucu şikâyet dilekçesindeki iddialarını

yinelemiştir. Başvurucu hakkında ATK tarafından düzenlenen adli raporun ilgili

kısmı şöyledir:

"Sağ omuzda hafif ödem

ve kızarıklık, her iki bilekte kızarıklık mevcut olduğu, omuz grafisinin normal

oduğu kaydedildiğine göre;

Yaralanmasının;

1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞINI,

2-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek

ölçüde hafif nitelikte OLDUĞUNU,

Bildirir rapordur. "

24. Başvurucu Hüseyin Gölpunar'ın 9/6/2011 tarihinde verdiği

şikâyet dilekçesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı tarihte soruşturma

başlatılmıştır. Başvurucu şikâyet dilekçesinde, bağlı bulunduğu sendikanın

çağrısı üzerine 31/5/2011 tarihinde gerçekleştirilen protesto eylemine

katıldığını, kolluk görevlileri tarafından tekme, yumruk cop ve kalkanlarla

darbedilerek saat 19.30 civarında gözaltına alındığını, kolluk aracında

yaklaşık beş saat tutulduğunu, araçta hakaret, tehdit ve darba maruz kaldığını

iddia etmiştir. Başvurucu ellerine takılan plastik kelepçenin çok sıkıldığını,

araç içinde cop ve yumruk darbeleriyle yaralandığını, bu nedenle kafasının sağ

kısmında şişlik ve vücudunun diğer yerlerinde morluklar oluştuğunu ileri

sürmüştür. Dilekçede ayrıca başvurucu, ilk çıkarıldığı doktor muayenesinde bahsettiği

yaralanmaların rapora işlenip işlenmediğinden kaygı duyduğunu, keza ikinci kez

çıkarıldığı doktorun ilk doktora tepki gösterdiğini dile getirmiştir.

Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun 30/6/2011 tarihinde müşteki sıfatıyla

ifadesi alınmış, başvurucu şikâyet dilekçesindeki iddialarını yinelemiştir.

Başvurucu hakkında ATK tarafından düzenlenen adli raporda "darp ve cebir izine rastlanmadığı ve basit bir tıbbi

müdahale ile giderilebilecek herhangi bir lezyon saptanmadığı"

tespitlerine yer verilmiştir.

25. Başvurucu Kıymet Koçyiğit 9/6/2011 tarihinde verdiği şikâyet

dilekçesi kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı tarihte soruşturma

başlatılmıştır. Başvurucu şikâyet dilekçesinde, arkadaşına refakat ettiği Ç.

Hastanesinde gözaltına alındığı andan polis merkezine götürüldüğü ana kadar

geçen yaklaşık altı saat boyunca fiziki ve psikolojik şiddete maruz kaldığını

ileri sürmüştür. Başvurucu; ellerinin arkadan kelepçeli olduğu hâlde hakaret,

tehdit ve kaba dayağa maruz kaldığını, kelepçenin bilinçli şekilde sıkılarak

bileklerinin yaralandığını ancak bu hususun adli rapora yansıtılmadığını iddia

etmiştir. Başvurucu dilekçede ayrıca başvurucular Zeynep Cansu Elifoğlu ile

Ömer Çağdaş Ersoy'un da darbedildiğine şahit olduğunu dile getirmektedir.

Başvurucu Cumhuriyet savcısına verdiği ifade de aynı şikâyetlerini dile

getirmiş ve hakkında adli rapor tanzim eden doktor hakkında şikâyetçi olduğunu

belirtmiştir. Başvurucu hakkında ATK tarafından düzenlenen adli raporda,

düzenlenen ilk sağlık raporunda darp ve cebir izine rastlanmadığı tespiti

bulunduğuna dikkat çekilerek başvurucuda herhangi bir yaralanma bulunmadığı

belirtilmiştir.

26. Başvurucu Melahat Yurttaş'ın Cumhuriyet Başsavcılığına suç

duyurusunda bulunduğuna ilişkin bir bilgi ya da belgeye soruşturma dosyası

kapsamından erişilemediği gibi başvuru formu ve/veya ekinde de bu yönde bir

bilgi ya da belge bulunmamaktadır. Başvurucunun Cumhuriyet savcısı tarafından

şüpheli sıfatıyla 3/6/2011 tarihinde alınan ifadesinde; gözaltında darp ve

hakarete maruz bırakıldığı, buna ilişkin doktor raporunun da mevcut olduğu

müdafii tarafından belirtilmiş olmasına rağmen adli rapor başvuru ekinde

sunulmadığı gibi soruşturma dosyasında da bulunamamıştır. Ancak Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından başvurucuların tamamının şikâyetlerinin

değerlendirildiği soruşturmada başvurucu müşteki olarak yer almaktadır. Anayasa

Mahkemesi tarafından 10/7/2019 tarihinde Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesine

müzekkere yazılarak başvurucu hakkında düzenlenen adli raporun onaylı sureti

istenmiştir. 16/7/2019 tarihli cevap yazısında UYAP'ta başvurucunun adli

raporunun bulunmadığı, fiziki dosyanın ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında

olduğu belirtilmiştir.

27. Başvurucu Nazan Sürü'nün UYAP ortamına 10/5/2012 tarihinde

kaydedilen, Cumhuriyet savcısı havalesi bulunmayan 23/4/2012 tarihli şikâyet

dilekçesini Cumhuriyet Başsavcılığına sunması üzerine soruşturma başlatıldığı

anlaşılmaktadır. Başvurucu dilekçesinde; yaklaşık beş saat boyunca gözaltında

tutulduğu polis otobüsünde hakaret, tehdit ve kaba dayağa maruz kaldığını,

yüzünde morluk oluştuğunu, ayrıca başvurucular Melahat Yurttaş, Özden Kaya

Tekin ve Hüseyin Gölpunar'ın da darbedildiğine şahit olduğunu iddia etmiştir.

Dilekçede ayrıca başvurucunun vücudunda meydana gelen yaralanmaların müdafii

tarafından da fark edilerek Müdafi Görüşme Tutanağı'na yazıldığı

belirtilmiştir. Başvurucunun 21/6/2012 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından

alınan ifadesinde de aynı şikâyetlerini tekrar ettiği görülmüştür. Başvurucu

hakkında düzenlendiği belirtilen adli rapor ile Müdafi Görüşme Tutanağı başvuru

formu ekinde sunulmadığı gibi soruşturma dosyasında da bulunamamıştır. Bu

nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından 10/7/2019 tarihinde Ankara 24. Asliye Ceza

Mahkemesine müzekkere yazılarak adli raporun onaylı sureti istenmiştir.

16/7/2019 tarihli cevap yazısında UYAP'ta başvurucunun adli raporunun

bulunmadığı, fiziki dosyanın ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında olduğu

belirtilmiştir.

28. Başvurucu Ozan Gündoğdu'nun 9/4/2012 tarihli şikâyet

dilekçesiyle Cumhuriyet Başsavcılığına kolluk görevlileri hakkında suç

duyurusunda bulunması üzerine soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu şikâyet

dilekçesinde; İl Başkanlığı önünde kolluğun göstericilere müdahalesi sırasında

bir cismin başına çarpması sonucu yaralandığını, bu nedenle arkadaşları

(başvurucular) Zeynep Ateş, Tuğçe Çetin Ertekin, Kıymet Koçyiğit, Zeynep Cansu

Elifoğlu ve Soner Torlak'ın kendisini Ç. Hastanesine götürdüklerini

belirtmiştir. Başvurucu hastanede adli rapor tanzim edilmesini istemesi üzerine

hastaneye gelen polis memurları tarafından arkadaşları ile birlikte gözaltına

alındığını, gerekli olmadığı hâlde ellerinin arkadan kelepçelendiğini ve polis

otobüsü içinde darp, tehdit ve hakarete maruz kaldığını iddia etmiştir.

Başvurucu dilekçede, hastanede dikiş atılan yarasının özellikle yumruklanarak

tekrar kanatılmasından ve uzun süre boyunca bu hâlde bekletilerek tedavi için

hastaneye götürülmemesinden yakınmaktadır. Başvurucu ayrıca nezarethanede

tutulduğu ilk gün yemek verilmediğini, tuvalete götürülmediğini veya geç

götürüldüğünü, pansuman için doktora götürülme talebinin ancak müdafiinin

çabalamasıyla yerine getirildiğini de iddia etmiştir. Müdafi Görüşme

Tutanağı'nda maruz kaldığı darba ve pansuman için doktora götürülmediğine

ilişkin tespitlerin bulunduğu da başvurucu tarafından dile getirilmiştir.

Başvurucu, Cumhuriyet savcısına verdiği ifadede İl Başkanlığı önünde görmediği

bir cismin başına isabet ettiğini belirtmiş; sonrasında gözaltında hakaret,

tehdit ve kaba dayağa maruz kaldığı iddialarını yinelemiştir. Başvurucu

hakkında ATK tarafından düzenlenen adli raporun ilgili kısmı şöyledir:

"Cumhuriyet

Başsavcılığınızın 3/9/2012 tarih ve 2011/67924 sayılı yazısında Ozan Gündoğdu

hakkında G.M.K. Devlet Hastanesi ve Ç. Hastanelerinden beyin cerrahi

konsültasyon raporu sorulmuş ancak şahsın beyin cerrahi konsültasyonunu

yaptırmadığı anlaşılmış olup kesin raporunun mevcut belgeler ışığında

düzenlemesi istenildiğinden;

Şahsın 1/6/2011 tarihinde GMK Hastanesinde

yapılan muayenesinde sağ kaş üzerinde sağ frontal bölgedeyeni stüre edilmiş

yara mevcut olduğu (Ç. Hastanesinde stüre edilmiş) kayıtlı olduğuna göre,

mevcut bulgulara nazaran;

Yaralanmasının;

1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞINI,

2-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek

ölçüde hafif nitelikte OLDUĞUNU,

Bildirir rapordur."

29. Başvurucu Ömer Faruk Kök 23/6/2011 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığına verdiği şikâyet dilekçesi ile kolluk görevlileri hakkında suç

duyurusunda bulunmuş, aynı tarihte soruşturma açılmıştır. Başvurucu şikâyet

dilekçesinde; gözaltında hakaret, tehdit ve kaba dayağa maruz kaldığını,

ellerinin arkadan plastik kelepçe ile bağlandığını ve kelepçenin bilinçli

olarak çok fazla sıkıldığını, polis otobüsündeki gözaltına alınmış herkesin

aynı muameleyi gördüğünü iddia etmiştir. Başvurucu 11/1/2012 tarihinde

Cumhuriyet savcısı tarafından alınan ifadesinde de aynı iddialarını

yinelemiştir. Başvurucu hakkında ATK tarafından düzenlenen adli raporun ilgili

kısmı şöyledir:

"Her iki el bileğinde

abrazyonlar [sıyrık],

oksipital bölgede [kafa arka kısmı]

2x2 cm lik ekimoz saptandığı kayıtlı olup, ek patolojik bulgu bildirilmediğine

göre;

Yaralanmasının;

1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞINI,

2-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek

ölçüde hafif nitelikte OLDUĞUNU,

Bildirir rapordur."

30. Başvurucu Ömür Çağdaş Ersoy'un 25/4/2012 tarihli ve UYAP

ortamına 10/5/2012 tarihinde kaydedildiği anlaşılan Cumhuriyet savcısı

havalesiz şikâyet dilekçesi üzerine soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu

şikâyet dilekçesinde 31/5/2011 tarihinde düzenlenen protesto eylemine

katıldığını, İl Başkanlığı önünde göz yaşartıcı gaz kullanılması üzerine grubun

dağıldığını, o esnada yere düştüğünü ve kolluk görevlilerince darbedildiğini

gördüğü arkadaşına yardım etmek isterken kendisinin de kolluğun darbına maruz

kaldığını iddia etmiştir. Başvurucu kolu bükülerek gözaltına alındıktan sonra

polis otobüsünde de hakaret, tehdit ve kaba dayağın devam ettiğini, ellerine

takılan plastik kelepçenin bilinçli olarak çok sıkıldığını, polis otobüsündeki

gözaltına alınmış herkesin aynı şekilde şiddete maruz kaldığını ileri

sürmüştür. Başvurucu, maruz kaldığı darp sonucunda vücudunun çeşitli yerlerinde

morluklar meydana geldiğini, bu durumun adli raporlar ve Müdafi Görüşme

Tutanağı'na düşülen şerhlerle de tespit edildiğini dile getirmiş; nezarethanede

tuvalet ihtiyacını gidermesine gecikmeli olarak müsaade edildiğini iddia

etmiştir. Başvurucu Cumhuriyet savcısına verdiği ifadede, kendisini sokakta

darbeden kişilerin polis olup olmadığından emin olamadığını ancak gözaltında

kötü muamelede bulunan polis memurlarından üçünü fotoğrafından teşhis ettiğini

belirtmiştir. Başvurucu hakkında ATK tarafından düzenlenen adli raporun ilgili

kısmı şöyledir:

"Yüzde sol zigomatik

kemik [elmacık kemiği] üzerinde

ekimoz, ödem, sağ zigomatik kemik üzerinde ödem, ekimoz, sağ kol deltoid [omuz

çevresi] kası üzerinde abrazyon, sol frontal

kemik üzerinde ekimoz ve ödem mevcut olduğu, KBB konsültasyonunda sol zigomatik

kemik üzerinde ekimoz ve ödem, sağ zigomatik kemik üzerinde ödem ve ekimoz, sol

frontal kemik üzerinde ödem ve ekimoz, nazal dorsum [burun kemiği] palpasyonla [elle dokunularak yapılan

muayene] hassas olduğu, beyin cerrahi beyin

BT ve maksilla fasiyal [yüz estetiği] BT tetkiklerinde ek patoloji bildirilmediğine göre;

Yaralanmasının;

1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞINI,

2-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek

ölçüde hafif nitelikte OLDUĞUNU,

Bildirir rapordur."

31. Başvurucu Özden Kaya Tekin'in 23/6/2011 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığına verdiği şikâyet dilekçesiyle kolluk görevlileri hakkında aynı

tarihte soruşturma açılmıştır. Başvurucu şikâyet dilekçesinde, gözaltına

alınırken yerde sürüklendiğini ve tokat yediğini, polis otobüsünde hakaret,

tehdit ve kaba dayağa maruz kaldığını, ellerinin plastik kelepçe ile

bağlandığını ve kelepçenin bilinçli olarak çok fazla sıkıldığını, polis

otobüsündeki gözaltına alınmış herkesin aynı muameleyi gördüğünü iddia

etmiştir. Ayrıca başvurucu dilekçesinde, kendisini muayene eden doktorun

odasında sivil giyimli polis olduğundan şüphelendiği bir kişiden ve adli raporu

polis memurlarının teslim almasından da bahsetmiştir. Başvurucu 8/2/2012

tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından alınan ifadesinde de aynı iddialarını

yinelemiş, doktor muayenesi sonrası bacaklarında da morluklar olduğunu

farkettiğini ancak bu yaralanmalarının adli rapora yansımadığını belirtmiştir.

Başvurucu hakkında ATK tarafından düzenlenen adli raporun ilgili kısmı

şöyledir:

"Her iki el bileğinde

kelepçeye bağlı ekimoz, sol gözde morarma, sol zigomatik kemik üzerinde 2x2 cm

lik ekimoz ve ödem, sol frontal bölgede ödem ve ekimoz mevcut olduğu, yapılan

beyin cerrahi konsültasyonunda nörolojik muayenenin doğal olduğu, çekilen BST

ve servikal grafinin doğal olduğu kaydedildiğine göre;

Yaralanmasının;

1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞINI,

2-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek

ölçüde hafif nitelikte OLDUĞUNU,

Bildirir rapordur."

32. Başvurucu Özkan Boğan'ın UYAP ortamına 30/11/2011 tarihinde kaydedilen

28/11/2011 tarihli şikayet dilekçesi ile kolluk görevlileri hakkında suç

duyurusunda bulunması üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma

başlatıldığı görülmektedir. Başvurucu şikâyet dilekçesinde, tokat ve diz

darbeleriyle gözaltına alındığını, ellerinin arkadan sıkı şekilde plastik

kelepçe ile bağlandığını, polis otobüsündeki diğer gözaltına alınanlarla

birlikte hakaret, tehdit ve kaba dayağa maruz bırakıldığını iddia etmiştir.

Başvurucu şikâyetçi olduğu kolluk görevlilerinden bazılarının isimleri ile bir

kolluk görevlisinin kask numarasını da şikâyet dilekçesinde belirtmiştir.

Başvurucu hakkında Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesinde düzenlenen

genel adli muayene raporunda "sağ ve

sol şakaklarda hafif şişlik ve hassasiyet mevcut olduğu"

belirtilmiştir. Başvurucu hakkında soruşturma dosyasında ya da başvuru formu

ekinde ATK tarafından düzenlenen bir adli rapora rastlanmamıştır.

33. Başvurucu Sevgi Sönmez tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına

verilen, Cumhuriyet savcısı havalesi olmayan, UYAP ortamına 18/5/2012 tarihinde

kaydedilen 24/5/2012 tarihli şikâyet dilekçesi üzerine soruşturma

başlatılmıştır. Başvurucu şikâyet dilekçesinde; darbedilerek gözaltına

alındığını, polis aracı içinde elleri arkadan kelepçeli şekilde yaklaşık dört

saat boyunca cenin pozisyonunda tutulduğunu iddia etmiştir. Başvurucu polis

aracında tutulduğu süre boyunca su, yemek, tuvalet gibi temel ihtiyaçlarının

karşılanmadığını, sürekli darbedilmesi nedeniyle yüzünün tanınmayacak hâle

geldiğini, yaralanmaların hem adli raporlarla hem de Müdafi Görüşme Tutanağı'na

düşülen şerhlerle tespit edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu dilekçede ayrıca

kolluk aracında erkek polis memurlarının vücuduna dokunmak suretiyle cinsel

tacizde bulunduğundan da yakınmıştır. Başvurucu; Cumhuriyet savcısına verdiği

ifadede, kendisine hakaret eden polis memurunu fotoğraftan teşhis ettiğini,

elle cinsel tacizde bulunanları teşhis edemediğini ancak görse

tanıyabileceğini, bir polis memurunu ise dışarıda görerek kendisinin resmini

çektiğini, daha sonra bu fotoğrafı ibraz edeceğini belirtmiştir. Başvurucunun

3/6/2011 tarihinde şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde kolluk görevlileri

tarafından sözlü ve fiziki şiddete maruz bırakıldığını belirterek şikâyetçi

olduğunu ifade ettiği görülmektedir. Başvurucu hakkında düzenlenen adli rapora

başvuru formu ekinde yer verilmediğinden ve UYAP ortamında da anılan evraka

ulaşılmadığından Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesine müzekkere yazılarak adli

raporun onaylı sureti istenmiştir. 8/11/2019 tarihli cevap yazısı ekinde

gönderilen, gözaltı (31/5/2011) girişinde düzenlenen genel adli muayene

raporunun ilgili kısmı şöyledir:

"Sol alt göz kapağında

ödem, ekimoz mevcut. Sol zeogma üzerine doğru yaklaşık 3 cm abrazyon mevcut.

Sağ frontal bölge hafif eritem ödem sol frontalde abrazyon mevcut. Göz

hastalıkları, KBB ve beyin cerrahi konsültasyonu uygundur."

34. Başvurucu Soner Torlak'ın 9/4/2012 tarihli şikâyet dilekçesi

ile kolluk görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunması üzerine Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu şikâyet dilekçesinde

31/5/2011 tarihinde düzenlenen gösteriye katıldığını, gösteride yaralanan

arkadaşını ziyaret için gittiği Ç. Hastanesinde haksız şekilde gözaltına

alındığını, gözaltında gereksiz yere ellerinin arkadan sıkı şekilde

bağlandığını, hakaret, tehdit ve darba maruz kaldığını ileri sürmüştür.

Yaklaşık dört saat boyunca polis aracı içinde elleri kelepçeli şekilde

tutulduğunu ve kötü muameleye maruz kaldığını iddia eden başvurucu aldığı

darbeler sonucu özellikle baş bölgesinde morluklar ve yara izleri oluştuğunu

belirtmiştir. Başvurucu kelepçenin bilinçli olarak çok sıkılması nedeniyle

ellerinde oluşan yara izlerinin Müdafi Görüşme Tutanağı'na da şerh düşüldüğünü

dile getirmiştir. Başvurucu 17/5/2012 tarihinde Cumhuriyet savcısına müşteki

sıfatıyla verdiği ifadede iddialarını yinelemiştir. Başvurucu hakkında

düzenlenen adli rapora başvuru formu ekinde yer verilmediğinden ve UYAP

ortamında da anılan evraka ulaşılmadığından Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesine

müzekkere yazılarak adli raporun onaylı sureti istenmiştir. 8/11/2019 tarihli

cevap yazısı ekinde gönderilen 1/6/2011 tarihli genel adli muayene raporunda

darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmektedir. Başvurucunun verdiği ifade

ve suç duyurusu dilekçesinde, hakkında alınan adli raporun gerçeği yansıtmadığı

yönünde bir iddiası bulunmamaktadır.

35. Başvurucu Tuğçe Çetin Ertekin'in 30/11/2011 tarihinde

Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği, kolluk görevlileri hakkındaki şikâyet

dilekçesi üzerine aynı tarihte soruşturma başlatıldığı görülmektedir. Başvurucu

şikâyet dilekçesinde 31/5/2011 tarihinde düzenlenen protesto gösterisine

katıldığını, gösteride bir arkadaşını yaralanması nedeniyle onu Ç. Hastanesine

götürdüğünü, hastaneye gelen sivil polis memurları tarafından sebepsiz yere

gözaltına alındığını, gözaltında hakaret, tehdit, cinsel taciz ve darba maruz

kaldığını iddia etmiştir. Uzun süre polis aracı içinde elleri arkadan kelepçeli

şekilde bekletildiğini, nezarethaneye konulduğu ana kadar geçen yaklaşık dokuz

saat boyunca kötü muamelenin devam ettiğini ileri süren başvurucu ayrıca iki

gün boyunca avukatı ile görüştürülmediğini de dile getirmektedir. Cumhuriyet

savcısı tarafından 6/1/2012 tarihinde müşteki sıfatıyla alınan ifadesinde

başvurucu, şikâyet dilekçesindeki iddialarını yinelemiş; kendisine cinsel

amaçla dokunup taciz ettiğini iddia ettiği kolluk görevlisinin eşkâlini tarif

etmiştir. Başvurucu ifadesinde ayrıca gözaltına alınan diğer kişilere karşı

kötü muamelede bulunulduğuna tanık olduğunu belirtmiştir. Başvurucu hakkında

ATK tarafından düzenlenen adli raporda, yapılan ilk muayenede "darp ya da cebir izi tespit edilemediği"

belirtilerek herhangi bir yaralanma bulunmadığı açıklanmıştır.

36. Başvurucu Zeynep Ateş'in 30/11/2011 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığına kolluk görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunması üzerine

soruşturma açılmıştır. Başvurucu şikâyet dilekçesinde 31/5/2011 tarihinde

düzenlenen protesto gösterisine katıldığını, gösteride bir arkadaşının

yaralanması nedeniyle onu Ç. Hastanesine götürdüğünü, hastaneye gelen sivil

polis memurları tarafından sebepsiz yere gözaltına alındığını, gözaltında

hakaret, tehdit, cinsel taciz ve darba maruz kaldığını iddia etmiştir. Yaklaşık

beş saat boyunca polis aracı içinde elleri arkadan kelepçeli şekilde

bekletildiğini iddia eden başvurucu, kolluk görevlilerinin başvurucular Ozan

Gündoğdu ve Soner Torlak'ı da araç içinde darbettiğini dile getirmiştir.

Başvurucu ayrıca nezarethanede tuvalet ihtiyacını gidermesinin

geciktirildiğini, boyun düzleşmesi rahatsızlığı nedeniyle sürekli kullandığı

ilacının gecikmeli olarak kendisine teslim edildiğini iddia etmiştir.

Başvurucunun Cumhuriyet savcısına 6/1/2012 tarihinde verdiği ifadede, şikâyet

dilekçesindeki iddialarını yineleyerek kendisini cinsel yönden taciz ettiğini

iddia ettiği polis memurunun eşkâlini verdiği görülmektedir. Başvurucu hakkında

ATK tarafından düzenlenen adli raporun ilgili kısmı şöyledir:

"Her iki el bileğinde

hafif abrazyon, sağ el bileğinde ağrı tariflediği, darp ve cebir izine

rastlanmadığı kayıtlı olup,

Yaralanmasının;

1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞINI,

2-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek

ölçüde hafif nitelikte OLDUĞUNU,

Bildirir rapordur."

37. Başvurucu Zeynep Cansu Elifoğlu'nun 11/8/2011 tarihinde

Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği şikâyet dilekçesiyle kolluk görevlileri

hakkında suç duyurusunda bulunması üzerine soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu

şikâyet dilekçesinde 31/5/2011 tarihinde düzenlenen protesto gösterisine

katıldığını, gösteride bir kişinin yaralanması nedeniyle onu Ç. Hastanesine

götürdüğünü, hastaneye gelen sivil polis memurları tarafından sebepsiz yere

gözaltına alındığını, gözaltında hakaret, tehdit, cinsel taciz ve darba maruz

kaldığını iddia etmiştir. Uzun süre polis aracı içinde elleri kelepçeli şekilde

bekletildiğini belirten başvurucu, kolluk tarafından doktor muayene odasında

yalnız bırakılmadıklarından da yakınmaktadır. Nezarethanede temel

ihtiyaçlarının karşılanmadığını, tuvalet ihtiyacının bir saat geç

karşılandığını, müdafi görüşme talebinin reddedildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu 22/6/2012 tarihinde Cumhuriyet savcısına müşteki sıfatıyla verdiği

ifadede iddialarını yinelemiştir. Başvurucu hakkında düzenlendiği belirtilen

adli rapor başvuru formu ekinde sunulmadığı gibi soruşturma dosyasında da

bulunamamıştır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi10/7/2019 tarihinde Ankara 24.

Asliye Ceza Mahkemesine müzekkere yazarak adli raporun onaylı suretini

istemiştir. 16/7/2019 tarihli cevap yazısında UYAP'ta başvurucunun adli

raporunun bulunmadığı, fiziki dosyanın ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında

olduğu belirtilmiştir.

C. Soruşturma Kapsamında

Yapılan İşlemler

38. Başvurucuların da aralarında olduğu birçok gösterici

tarafından kolluk görevlilerinin 31/5/2011 tarihindeki eylemleri nedeniyle

yapılan suç duyuruları Cumhuriyet Başsavcılığınca tek bir soruşturma dosyası

üzerinde birleştirilerek yürütülmüştür.

39. Soruşturma kapsamında başvurucuların tedavi evrakları ilgili

hastanelerden istenmiş, birçok başvurucu hakkında ayrıca -yukarıda detayları verilen-

ATK'dan tanzim edilen adli raporlar da dosya arasına alınmıştır.

40. Cumhuriyet Başsavcılığı olayların meydana geldiği yerlere

ait Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu (MOBESE) kamera kayıtlarının temini

için Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazmıştır. Olaya ilişkin kolluk

tarafından kayda alınan video ve fotoğraflar ile olaya ilişkin kolluk fezlekesi

de aynı şekilde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünden istenmiştir. MOBESE ve

kolluğun ilgili birimi tarafından çekimi yapılan kamera kayıtları soruşturma

dosyasına gönderilmiştir. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığınca İl Emniyet

Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğünden başvurucuların gözaltı tutanakları ile

varsa kamera kayıtları -her bir başvurucu yönünden işaretlenip fotoğraf

şeklinde basılmak suretiyle- istenmiştir. Başvurucu Bülent Teoman Özkan ise

başvuru formunda daha sonra sunacağını belirttiği bir kamera görüntüsünü

15/11/2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine göndermiştir.

i. MOBESE görüntülerine ilişkin olarak Cumhuriyet

Başsavcılığınca bilgisayar veri işletmeni bir bilirkişi görevlendirilmiştir.

Bilirkişinin sunduğu raporda, Kızılay Meydanı'nı gösteren kamera kaydının zaman

aralığı hususunda bir bilgi bulunmamaktadır. Görüntülerden alıntılanan

fotoğraflarda, ellerinde sopalarla gelen göstericilerin polis araçlarına ve

orada bulunan polis memuruna saldırdıkları, bazı göstericilerin yüzlerini bez

parçaları ile kapattığı görülmektedir. Kolluk tarafından MOBESE kaydının bir

kısmı izlenmek suretiyle tutanağa bağlanmıştır. Bu tutanakta başvurucu Ömür Çağdaş

Ersoy'un yaralanma anına ilişkin görüntü ve buna ilişkin değerlendirme

bulunmakta, başvurucuyu sivil vatandaşların darbettiği belirtilmektedir.

Tutanakta ayrıca olayların gerçekleştiği diğer yerlere ait kamera kayıtlarının

da izlenerek göstericilerin kolluk kuvvetlerine saldırı anlarına ilişkin

fotoğraf alıntılarıyla raporlandığı görülmektedir.

ii. Bilirkişi incelemesi yapılan bir diğer görüntü ise medyadan

temin edildiği anlaşılan (dosyaya müşteki taraftan sunulduğu değerlendirilen)

gözaltı işlemi anına ilişkindir. Bilirkişi raporunda, görüntünün çok gürültülü

olmakla birlikte sesli olduğu, toplam 6 dakika 48 saniye olduğu belirtilmiştir.

Kolluk görevlileri ile gözaltına alınan başvurucular Duygu Demirel ve Bülent

Teoman Özkan arasındaki diyaloğa da raporda yer verilmiştir. Buna göre

gözaltına alınan kişilerin "Avukatım

ben." dediği belirtilmektedir. Rapora göre başvurucular birden

fazla kolluk görevlisi tarafından bedensel güç kapsamında zor kullanımla

gözaltına alınmıştır. Başvurucu Bülent Teoman Özkan tarafından 15/11/2019

tarihinde sunulan dosyada, 6 dakika 48 saniyeden ibaret olan aynı görüntü kaydı

ile anılan görüntü kaydından alıntılandığı anlaşılan on yedi adet fotoğrafın

bulunduğu görülmüştür. Söz konusu görüntüde başvurucular Bülent Teoman Özkan ve

Duygu Demirel'in birden fazla kolluk görevlisi tarafından bedeni güç

kullanılarak yakalandığı, başvurucu Duygu Demirel'in "avukatım ben"

diyerek yakalama işlemine karşı çıktığı, görüntünün sonraki kısmının çevredeki

insanları ve konuşmaları içerdiği anlaşılmıştır.

iii. Kolluk tarafından kayda alınan görüntülerin Cumhuriyet

Başsavcılığının talebi üzerinde kolluğun Foto Film Şube Müdürlüğü tarafından

başvurucu Ömür Çağdaş Ersoy'un yaralandığı yere ilişkin olan kısmı izlenerek

tutanağa bağlanmıştır. Bu tutanakta, kaçan göstericiler ile bazı göstericilerin

yakalandığı an yer almakta; başvurucu Ömür Çağdaş Ersoy'un yaralanma anına

ilişkin tespit bulunmamaktadır. Görüntülerin tamamı üzerinde yapılmış bir

bilirkişi incelemesine soruşturma dosyası kapsamında erişilememiştir. Bu

nedenle Cumhuriyet Başsavcılığına 11/7/2019 tarihinde müzekkere yazılarak

soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporları (özellikle UYAP'ta kayıtlı

18/6/2014 tarihli bilirkişi tutanağına konu rapor) sorulmuştur. Cumhuriyet

Başsavcılığının 17/7/2019 tarihli cevap yazısında dosyada iki adet bilirkişi

raporu bulunduğu ancak her ne kadar UYAP üzerinde 18/6/2014 tarihli bir

bilirkişi tutanağı bulunsa da buna dair raporun fiziken dosyada bulunmadığı

bildirilmiştir.

iv. Olaya ilişkin tüm kaynaklardan elde edilen görüntü kayıtları

üzerinde kolluk tarafından inceleme yapılarak düzenlenen tutanakta;

başvuruculardan Bülent Teoman Özkan, Duygu Demirel, Hüseyin Gölpunar, Kıymet

Koçyiğit, Osman Biçer, Ömer Faruk Kök, Özden Kaya Tekin, Özkan Boğan, Tuğçe

Çetin, Zeynep Cansu Elifoğlu'na ait görüntülerden alıntılanan fotoğraflara yer

verildiği ve başvurucuların eylemleri hakkında çeşitli tespitlerin yapıldığı

görülmektedir. Bu tespitlerin başvurucuların işlediği iddia edilen suçlarına

delil mahiyetinde sunulduğu da gözlemlenmiştir. Ayrıca bu tutanakta İl Emniyet

Müdürlüğü önünde yaşanan olaya ilişkin görüntülerin de izlenerek raporlandığı

anlaşılmaktadır.

41. Başvurucular Ömür Çağdaş Ersoy, Soner Torlak, Sevgi Sönmez

ve Ozan Gündoğdu hakkında terör suçundan yapılan yargılama sırasında Ankara 11.

Ağır Ceza Mahkemesi (Kapatıldığı için kovuşturmayı Ankara 4. Ağır Ceza

Mahkemesi devralmıştır.) tarafından başvurucuların görüntülere yansıyan

eylemlerine ilişkin olarak bilirkişi raporu alınmıştır. Bu raporda;

başvurucuların kolluk görevlilerine taş atması ve sopayla vurması, yüzlerini

bezle kapatmaları, kolluk araçlarına zarar vermeleri anına ilişkin fotoğraf

alıntılı tespitler olduğu görülmektedir.

42. Başvuruculardan Melahat Yurttaş ve Özkan Boğan dışındakilerin

müşteki sıfatıyla ifadeleri Cumhuriyet savcısı tarafından alınmıştır. Başvurucu

Melahat Yurttaş'ın şüpheli sıfatıyla ifadesi Cumhuriyet savcısı tarafından

alınmış, ifadede müdafii tarafından başvurucunun gözaltında kolluk

görevlilerinin kötü muamelesine maruz kaldığı belirtilmiştir. Özkan Boğan'ın

müşteki sıfatıyla ifadesinin alınabilmesi amacıyla kolluğa müzekkere yazıldığı,

ayrıca 5/4/2013 tarihinde zorla getirme kararı çıkarıldığı da görülmüştür.

Başvuruculardan on ikisinin de aralarında olduğu toplam yirmi beş kişiye ise

tanık sıfatıyla ifade vermek üzere 29/9/2014 tarihinde çağrı kâğıdı çıkarıldığı

ancak toplam altı kişinin tanık sıfatıyla ifadesinin alınabildiği tespit

edilmiştir.

43. İl Emniyet Müdürlüğünden olay tarihinde görevli olan tüm kolluk

görevlilerinin isim listesi ile fotoğraf albümleri istenmiştir. Ayrıca Çevik

Kuvvet Şube Müdürlüğünden olay tarihinde hangi personelin nerede ve hangi işle

görevli olduğuna dair görev tanımı listesi de istenmiştir. Kolluk tarafından

tüm görevli kolluk personelinin isim listeleri ile vesikalık fotoğraf albümü

soruşturma dosyasına gönderilmiştir. Kolluk görevlilerinin fotoğrafları

üzerinden başvuruculardan teşhis işlemi yapmaları istenmiş ve bir kısım

başvurucu toplam otuz dört kolluk görevlisini teşhis etmiştir. Teşhis edilen

kolluk görevlilerinden yirmi üçünün Cumhuriyet savcısı tarafından, ikisinin ise

adli kolluk tarafından şüpheli ifadeleri alınmıştır. İfadeleri alınan tüm

kolluk görevlileri, ya olay tarihinde izinli oldukları ya olay yerinde görevli

olmadıkları ya da isnat edilen eylem içinde yer almadıkları savunmasını yaparak

atılı suçlamaları kabul etmemiştir.

44. Cumhuriyet Başsavcılığınca, soruşturma kapsamında tespit

edilen toplam altı kask numarasının hangi kolluk görevlilerine ait olduğu İl

Emniyet Müdürlüğünden sorulmuştur. Ancak buna dair kolluk tarafından verilen

bir cevaba rastlanmadığı gibi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da bu

müzekkerenin akıbetinin araştırıldığına dair bir bilgi ya da belgeye soruşturma

dosyasından erişilememiştir.

45. Ayrıca gözaltında alınan kişilerle görüşmek üzere Emniyet

Müdürlüğü önüne gelen kişilerle kolluk görevlileri arasındaki olaya ilişkin

olarak kolluk görevlileri hakkında idari bir tahkikat yürütülmüş, buna dair

evrak Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma dosyasına alınmıştır. İdari

tahkikat raporunda, olay anına ilişkin güvenlik kamera kaydı ile kolluk

tarafından ses de kaydedecek şekilde çekilen görüntülerinin ve kolluk

görevlilerinin olaya ilişkin ifadelerinin delil olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır.

Raporda, kolluk görevlilerinin kimseye hakaret etmediği, herhangi bir suç

işlemeyip mevzuat gereği gerekli olan güvenlik prosedürünü işletmeye

çalıştıkları kanaati ile ilgili kolluk görevlileri hakkında soruşturma

açılmasına gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.

46. Başvurucuların şikâyet ettikleri gözaltına alma anın ve

sonrasına ilişkin olarak kolluk görevlilerinin kötü muamelede bulunduğu

yönündeki iddialara yönelik idari bir tahkikat yürütülmüş, buna ilişkin evrak

soruşturma dosyasına alınmıştır. Bu idari tahkikat sonucunda verilen karar

gerekçesi şöyledir: Hopa'da hayatını kaybeden M.L. bahane edilerek Ankara'da

31/5/2011 tarihinde gerçekleştirilen eylem barışçıl değildir. Zira göstericiler

herhangi bir basın açıklaması dahi yapmaksızın doğrudan taş, sopa ve soda

şişesi gibi cisimlerle İl Başkanlığı önünde tedbir alan kolluk görevlilerine ve

kolluk araçlarına saldırıda bulunmuş, çok sayıda kolluk görevlisinin çeşitli

şekillerde yaralanmasına sebebiyet vermişlerdir. Ayrıca çok sayıda kolluk aracı

da göstericilerin saldırısı sonucu hasar görmüştür. Bu nedenle İl Başkanlığı

önünde orantılı şekilde göz yaşartıcı gaz kullanılarak göstericilere müdahalede

bulunulmuştur. Ancak dağılan grup içinden bir kısım gösterici cadde ve

yollardaki trafiği keserek kolluk görevlilerine fiziki saldırılarına devam

etmiştir. Cumhuriyet savcısının talimatı ile yakalama işlemi yapmaya çalışan

kolluk görevlilerine göstericiler direnmiş; kolluk görevlileri, yakalama işlemi

esnasında orantılı şekilde zor kullanılmıştır. Polis aracına alınan

göstericilerin burada kötü muameleye maruz kaldıkları yönündeki söylemleri ise

kolluk görevlilerini baskı altına almaya dönük gerçeği yansıtmayan iddialardır.

Ayrıca göstericiler birbirlerine tanıklık ederek asılsız iddialarını güçlendirmeye

çalışmaktadır. Göstericilerin uzun süre polis araçlarında bekletildikleri

yönündeki iddiaları da doğru değildir. Gözaltı işlemi kapsamında polis aracına

alınan göstericiler Emniyet Müdürlüğüne peyderpey yaklaşık iki saatte

götürülmüştür. Toplam elli dört göstericinin zor kullanılarak göz altına

alındığı bir olayda bu süre makuldür.

47. Cumhuriyet Başsavcılığınca 29/9/2015 tarihinde verilen

kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile soruşturma sonuçlandırılmıştır. Kararın

ilgili kısımları şöyledir:

"...

Eylem sırasında yasadışı pankartlar açılıp

sloganlar atıldığı, polisin dağılın uyarılarına rağmen grubun dağılmamakta

ısrar ettikleri, ihtar ve zor kullanmaya rağmen kolluk kuvvetlerine yönelik

cebir ve tehditte bulunulduğu, kamu malına zarar verildiği, dosyadaki 31/5/2011

tarihli 'Olaylı Yakalama Tutanağı' ndan da anlaşılacağı üzere grup içerisine

karışan yasa dışı örgüt mensuplarının taş ve sopalarla polis memurlarına

saldırdıkları, sivil polis memurlarının birçoğunun yaralandığı ve bazılarının

linç edilmekten kaçarak zor kurtuldukları, yasa dışı bu gösterinin sona

erdirilmesi için polis otosundan megafonla toplanan şahısların ikaz edilmesine

rağmen dağılmadıkları gibi polise yönelik saldırılarını sürdürmeleri üzerine

polisin yasadan kaynaklanan zor kullanma yetkisini kullanarak ileri çıkan

göstericileri göz altına aldıkları, eylemcilerin polis otobüsü içerisinde de

direnme, slogan atma ve polise hakaret fiillerini devam ettirdikleri,

Anlaşılmıştır.

Bu olaylar sonrası gözaltına alınan bir kısım

şüpheliler hakkında 30/9/2011 tarih ve 2011/689 soruşturma numaralı dosya

üzerinden CMK 250'nci Maddesi ile Yetkili ve Görevli Ankara Ağır Ceza Mahkemesi

Başkanlığı'na 2011/79 numaralı iddianame ile 'Silahlı terör örgütüne üye olmak,

terör örgütünün propagandasını yapmak, görevli memuru kasten yaralamak, kamu

malına zarar vermek, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet, kamu

görevlisine karşı görevini yaptırmamak için direnmek ve 6136 sayılı yasaya

muhalefet' suçlarından cezalandırılmaları için kamu davası açıldığı

görülmüştür.

Haklarında bu suçlamalardan dolayı Ankara Ağır

Ceza Mahkemesinde (CMK 250'nci Maddesi ile Yetkili ve Görevli) kamu davası

açılan [başvurucu] Soner

TORLAK, [başvurucu] Sevgi SÖNMEZ,

F.K., [başvurucu] Ozan GÜNDOĞDU

ve [başvurucu] Ömer Çağdaş ERSOY

ile işlem yapılan diğer bazı müştekilerin değişik tarihlerde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığımıza müracaat ederek olaylar esnasında polisin kendilerini

yaraladığını, hakaret, tehdit ve cinsel tacizde bulunduklarını belirterek

şikayetçi olmuşlardır.

Aldırılan doktor raporlarında bir kısım

müştekilerin vücudunda lezyon dahi bulunmadığı, çoğunun basit tıbbi müdahale

ile giderilebilecek ölçüde hafif şekilde, S.E. ile B.Ç.'nin ise basit tıbbi

müdahale ile giderilemeyecek biçimde orta derecede yaralandıkları

anlaşılmıştır.

Şikayet dilekçelerinde müştekilerin aynı

zamanda birbirlerini de tanık gösterdikleri, tanıkların bir çoğunun bilgilerine

başvurulmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızın davetine uymadıkları,

gelenlerin bir kısmının da konu hakkında bilgi ve görgülerinin olmadıklarını

belirttikleri görülmüştür.

2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet

Kanununun;

...

Şeklindeki düzenlemelere göre polis, görevini

yaparken gerektiği ölçüde kanun gereği zor kullanma yetkisine haizdir.

Olayımızda yasa dışı toplantı ve gösteri

yürüyüşlerine katılarak ve tüm uyarılara rağmen dağılmayarak kamu düzenini

bozan müştekilerin eylemlerine son verilmesi amacıyla polisin zor kullanma

yetkisini kullandığı izlenmiştir.

Emniyet mensuplarının hakaret, tehdit ve

cinsel taciz eylemini gerçekleştirdiklerine dair kamu davası açmaya yetecek

derecede müştekilerin iddiaları ve birbirlerine olan tanıklıklarından başka

delil de elde edilememiştir.

İzah olunan nedenlerle;

İşlenen bir suçu sonlandırmak ve failleri

yakalamak amacıyla amirlerinin ve yasanın verdiği zor kullanma yetkisini

kullanan güvenlik görevlileri hakkında isnadedilen suçlardan KAMU ADINA

KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA... [karar verildi.]"

48. Başvurucular, anılan kovuşturmasızlık kararına farklı

tarihlerde itiraz etmişlerdir. Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 30/11/2015

tarihli kararıyla itirazlar reddedilmiştir. Ret kararında; kovuşturmasızlık

kararının usul ve yasaya uygun olduğu, karar gerekçesinin dosya içeriği ile

uyumlu olduğu belirtilmiştir.

49. Farklı tarihlerde kararı tebellüğ eden başvurucular

süresinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

50. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Kasten başkasının

vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden

olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli

para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır."

51. 5237 sayılı Kanun'un "Zor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı

256. maddesi şöyledir:

"(1) Zor kullanma

yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı

görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten

yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."

52.

4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 13.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Polis,

A) Suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair

haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,

...

E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı

tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,

eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma

altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar.

...

Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda

bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde

her türlü tedbir alınabilir.

...

Yakalananlardan,

...

B) Zor kullanılarak yakalananların,

...

Yakalanma anındaki sağlık durumları tabip

raporuyla tespit edilir.

..."

53.

2559 sayılı Kanun'un "Zor ve silah

kullanma" kenar

başlıklı 16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Polis, görevini

yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak

ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

..."

54. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

"Bir suçun işlendiğini öğrenen

Cumhuriyet savcısının görevi"

kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:

"(1) Cumhuriyet

savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir

hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek

üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin

araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî

kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri

toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla

yükümlüdür."

B. Uluslararası Hukuk

1. Mevzuat

55. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı

3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye,

insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz."

56. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler Medeni ve

Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 7. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye ya

da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya

maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da

bilimsel deneylere tabi tutulamaz."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

57. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörle ya da organize suçla mücadele

gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların davranışlarından bağımsız

olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men

ettiğini belirtmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde

belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir

istisnaya yer vermediğini içtihatlarda hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119).

58. Bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunun

söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık

eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya,

B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35-37; Gäfgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05,

1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik

Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).

59. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin inandırıcı kötü muamele iddialarının etkin biçimde

soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131). AİHM’in içtihadında

tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız,

kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla

çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov

(Jalaloglu)/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; benzer

yöndeki karar için bkz. Çelik ve

İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

60. AİHM, bir kişinin sağlıklı hâlde gözaltına alınmasına rağmen

salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği durumlarda söz konusu

yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme ve mağdurun bu

yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma yükümlülüğünün devlete

ait olduğunu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları ile doğrulandığı

hâllerde Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında açık sorunların ortaya çıkacağını

ifade etmiştir (Selmouni/Fransa, §

87). Bu yükümlülük, sadece gözaltında değil aynı zamanda devlet yetkililerinin

özel kontrolü altında bulunan bölgelerde gerçekleşen yaralama ve ölümleri de

kapsamakta zira her iki durumda da söz konusu olayların tamamı ya da büyük

kısmı yetkililerin özel bilgisi dâhilinde gerçekleşmektedir (Beker/Türkiye, B. No. 27866/03, 24/3/2009,

§ 42).

61. Öte yandan AİHM, Berliński/Polonya

(B. No: 27715/95, 30209/96, 20/9/2002, §§ 62-65) kararında, kolluk

görevlilerine karşı etkin bir fiziki direnme sergilenmesi ve şiddet eyleminde

bulunulması sonrası kolluk görevlilerinin de orantılı bir güç kullanımına

gitmesini Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı bulmamıştır. Karara konu olayda

üyesi olmadıkları spor salonundan çıkmayan iki vücut geliştirme sporcusunun

sayıca üstün altı kolluk görevlisinin yasal sözlü talimatına uymayarak spor

salonundan çıkmayıp yakalama işlemine etkili şekilde direnmesi ve iki kolluk

görevlisine tekme atması söz konusudur. Polis memurları bu durum karşısında cop

ve göz yaşartıcı gaz kullanmış, başvurucuları silahla tehdit ederek kontrol

altına alabilmişlerdir. Olay nedeniyle başvurucular ağır şekilde yaralanmış ve

başvuruculardan biri dört gün hastanede yatmıştır. AİHM kolluk görevlilerinin

uyguladığı gücün orantılı olduğu sonucuna varırken polis memurlarının sayısal

üstünlüğünü gözetmiş ancak başvurucuların da vücut geliştirme sporcusu olmaları

hasebiyle fiziki avantaja sahip olduklarına vurgu yapmıştır. AİHM Rehbock/Slovenya (B. No: 29462/95,

28/11/2000, §§ 72, 78) kararında ise önceden planlandığı için risklerin

minimize edilebileceği bir operasyon kapsamında sayıca üstünlüğü bulunan on üç

polis memurunun silah taşımayan ve fiziki saldırıda da bulunmayan üç şüpheliye

karşı güç kullanmasını orantılı bulmamış ve kötü muamele yasağının ihlal

edildiği sonucuna varmıştır.

62. AİHM Özen ve

diğerleri/Türkiye (B. No: 29272/08, 23/2/2016) kararında, bir adli

vaka nedeniyle polis karakolunda bulunan yakınlarının yanına gelen ve toplam

sayıları on kişiye ulaşan başvurucular ve arkadaşları ile polis memurları arasında

yaşanan kavgada polislere karşı fiziki şiddete başvuran ve en az bir tabanca

taşıdığı tespit edilen başvuruculara karşı kolluk kuvvetince uygulanan gücün

orantılı olduğu ve olayda kötü muamele yasağının ihlal edilmediği sonucuna

varmıştır. AİHM bu kararda kolluk personelince uygulanan gücün orantılı olduğu

sonucuna varırken polise karşı fiziki şiddete başvuran kişi sayısının

fazlalığına -Rehbock/Slovenya

kararına da atıf yaparak- olayın kolluk tarafından önceden planlanan bir

operasyon kapsamında olmayıp ani gelişmesine ve başvuruculardaki

yaralanmalarının hafif nitelikte olmasına dikkat çekmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

63. Mahkemenin 29/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

64. Başvurucular gözaltına alındıkları sırada ve gözaltı

sırasında darbedildiklerini, hakarete ve tehdide maruz kaldıklarını, ayrıca

başvuruculardan bir kısmı da cinsel tacize maruz kaldığını iddia etmektedir.

Başvurucu Osman Biçer ise olaydan sonra Emniyet Müdürlüğü önünde yaşanan arbede

sırasında kolluk görevlisi tarafından darbedildiğini iddia etmiştir.

Başvuruculara göre Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma emniyet

görevlilerinin adli kolluk vazifesi alması nedeniyle bağımsız ve tarafsız

şekilde yürütülmemiş, kolluk görevlileri şüpheli olduğu için delillerin

toplanmasında gerekli özen gösterilmemiş, toplanan bir kısım delil ise doğru

değerlendirilmemiştir. Ayrıca tüm şikâyetçiler açısından gereksiz yere

soruşturmaların birleştirilmesi etkili bir soruşturma yapılmasına engel olmuş,

nitekim oldukça uzun bir süre boyunca soruşturma sonuçlandırılamamıştır.

Kovuşturmasızlık kararında her bir şikâyetçi açısından özelleştirme içeren bir

gerekçe bulunmaması da başvurucular tarafından dile getirilen bir diğer

şikâyettir.

65. Başvurucular anılan nedenlerle Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı ile Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür. Başvurucuların bir kısmı ise soruşturmanın etkili

yürütülmemesi gerekçesiyle etkili başvuru hakkının da ihlal edildiğini

savunmuştur. Başvurucu Osman Biçer maruz kaldığı darp nedeniyle kötü muamele

yasağı dışında ayrıca sendikal haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

66. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların gözaltına alınma sırasında ve

gözaltında darp, tehdit, hakaret ve cinsel tacize maruz kaldığı, bu olaya

ilişkin şikâyetlerinin etkili şekilde soruşturulmadığı yönündeki hak ihlali

iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir. Başvurucuların bir kısmının ileri sürdüğü adil yargılanma

ve etkili başvuru hakkına yönelik şikâyetlerin ise etkili soruşturma

yükümlülüğü kapsamında kaldığı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutu içinde ele alınması gerektiği anlaşıldığından belirtilen

haklardan ayrıca bir inceleme yapılmamıştır. Olayın başvurucu Osman Biçer'in

iddia ettiği gibi sendikal bir faaliyet kapsamında kalmadığı

değerlendirildiğinden sendikal haktan da ayrıca bir inceleme yapılmamıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. Başvurucular Osman

Biçer, Soner Torlak ve Tuğçe Çetin Ertekin Yönünden

67. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak

ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi

-“Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili

resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 111).

68. Başvurucu Osman Biçer, Emniyet Müdürlüğü önünde çıkan arbede

sırasında bir kolluk görevlisi tarafından kulağına aldığı darbe ile

yaralandığını iddia etmekte ve buna dair adli rapor sunmaktadır. Ancak olay

anına ilişkin kamera kaydı başvurucunun iddiasını doğrulayamamış, ayrıca başvurucu

tarafından ibraz edilen adli rapor ise olaydan beş gün sonra yapılan bir

muayene sonucu tanzim edilmiştir. Dahası söz konusu rapor başvurucunun kulağına

aldığı bir darbe sonucu yaralandığını da tam olarak ortaya koymaktan uzaktır

(bkz. § 20).

69. Başvurucular Soner Torlak ve Tuğçe Çetin Ertekin gözaltında

darba maruz kaldıklarını iddia etmiştir. Soruşturma kapsamında başvurucular

hakkında düzenlenen ve herhangi bir yaralanma olmadığını belirten adli

raporların sıhhati konusunda başvurucuların soruşturma kapsamında ya da

bireysel başvuruda herhangi bir şikâyet ileri sürmediği görülmüştür.

Başvurucuların darba maruz kaldığı yönündeki iddiaları, haklarında düzenlenen

adli raporlarla temellendirilemediği gibi hakaret, tehdit ve cinsel taciz

iddiaları da makulün ötesinde bazı kanıtlarla desteklenebilmiş değildir.

70. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Diğer Başvurucular

Yönünden

71. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

72. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve

eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz."

73. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve

usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken pozitif yükümlülüğü hem bireyleri

bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu

(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif

yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır

(benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 75; Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No:

2014/798, 28/9/2016, §64; Mustafa Rollas,

B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).

74. Başvurucuların şikâyetine konu darp, tehdit, hakaret ve

cinsel taciz eylemlerinin devlet görevlilerinden sâdır olduğu iddia edildiği

için kural olarak devletin negatif yükümlülüğü kapsamında bir hak ihlali olup

olmadığının incelenmesi gerekir. Ayrıca başvurucunun kolluk görevlileri

hakkında etkili bir soruşturma yapılmaksızın kovuşturmaya yer olmadığı kararı

verildiği iddiası da bulunduğundan pozitif yükümlülükler kapsamındaki etkili

soruşturma yapma yükümlülüğü açısından da bir değerlendirme yapılacaktır.

75. Bu doğrultuda başvurucular Çisem Özoğul Temur, Duygu

Demirel, Ömer Faruk Kök, Ömür Çağdaş Ersoy, Özden Kaya, Özkan Boğan ve Sevgi

Sönmez hakkında insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının hem maddi

boyutu hem de usul boyutu itibariyle bir inceleme yapılacaktır. Ancak

başvurucular Bülent Teoman Özkan, Hüseyin Gölpunar, Kıymet Koçyiğit, Melahat

Yurttaş, Nazan Sürü, Ozan Gündoğdu, Zeynep Ateş ve Zeynep Cansu Elifoğlu

hakkında maddi boyut incelemesi yapılabilmesi için Anayasa Mahkemesinin önünde yeterli

bilgi ve belge bulunmadığından bu başvurucular yönünden sadece usul yükümlülüğü

bağlamında bir inceleme yapılabilecektir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

i. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(Çisem Özoğul Temur, Duygu Demirel, Ömer Faruk Kök, Ömür Çağdaş Ersoy, Özden

Kaya, Özkan Boğan ve Sevgi Sönmez Yönünden)

(1) Genel İlkeler

76. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında

ise kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

77. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme'nin 3.

maddesi istisna öngörmemekte; işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve

cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele

yasağının mutlak mahiyeti Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş

veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna

öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme'nin 15. maddesi kapsamında da benzer bir

düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna

öngörülmemiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 74).

78. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

79. AİHM kararlarında bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına

alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği

durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama

getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma

yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları

ile doğrulandığı hâllerde Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında açık sorunların

ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 94).

80. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğinin belirlenebilmesi için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından özellikle çok ağır

ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının

unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

81. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt

unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 85).

82. İşkence seviyesine

varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce

uygulanmış, fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan

insanlık dışı muameleler eziyet

olarak tanımlanabilir (Tahir Canan,

§ 22). Bu hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz

bir unsur olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının belli bir

amaç doğrultusunda yapılması şartı aranmaz. Fiziksel saldırı, darp, psikolojik

sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere

sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması,

kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre

beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

83. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen, aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada eziyetten

farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte

küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

84. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunun

belirlenebilmesi için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda insanlık

dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle bağdaşmayan her

aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde olmayabilir. Tutulma

koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet

görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli kimselerin

karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme

içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

85. Başvurucuların kolluk görevlilerince müdahale edilen bir

protesto sonrası dağıtılan göstericiler oldukları ve bu kapsamda 2911 sayılı

Kanun'a muhalefet, kamu malına zarar verme gibi birtakım suçları işledikleri gerekçesi

ile yakalanarak gözaltına alındıkları anlaşılmaktadır (bkz. §§ 15, 16).

86. Başvurucuların gözaltına alınma esnasında ve gözaltına

alındıktan sonra darp, tehdit, hakaret ve cinsel tacize maruz kaldıklarını

ileri sürdükleri görülmektedir. Haklarında düzenlenen adli raporlar

başvurucuların darp iddialarını destekleyen delil olarak sunulmaktadır. Ayrıca

başvurucuların iddia ettikleri olaya dair tanık gösterdikleri ve bazı

başvurucuların gözaltına alınma anına ilişkin -ulusal basına da yansıdığı anlaşılan-

görüntüleri iddialarına dayanak yaptıkları anlaşılmaktadır. Şu hâlde

başvurucuların yakalama anında ya da gözaltında darbedildiklerine ilişkin

olarak savunulabilir bir iddiada bulunmadıkları söylenemeyecektir.

87. Kolluğun yakalama işlemi sırasında nasıl ve ne şekilde güç

kullanması gerektiği-bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvenceye

bağlayacak şekilde- kanunla düzenlenmiştir (bkz. §§ 52, 53). Başvurucuların

kanuna dayalı olarak ve kolluk görevlilerinin zor kullanımı ile yakalandıkları

anlaşılmaktadır. Ancak başvurucu Duygu Demirel avukat olduğunu belirtmesine

karşın güç kullanılarak gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğunu ileri

sürmüştür. Ne var ki başvurucunun düzenlenen protesto eylemine gösterici olarak

katıldığı hususunda bir şüphe bulunmamaktadır. Nitekim başvurucunun yapmış

olduğu bireysel başvuru kapsamında Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına

alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini de

ileri sürdüğü görülmektedir. Buna göre başvurucunun avukatlık yapması nedeniyle

kendisine karşı yakalama işlemi sırasında güç kullanıldığının söylenmesi

zordur. Kaldı ki başvurucu hangi müvekkilleri için, nasıl bir avukatlık hizmeti

verdiği sırada yakalama işlemine ve zor kullanmaya maruz kaldığını da temellendirebilmiş

değildir. Dolayısıyla başvurucuya karşı kolluk görevlilerince uygulanan zor

kullanmanın kanuni bir temeli olmadığı söylenemez.

88. Kolluğun düzenlediği tutanakta, gözaltı sırasında direnç

gösterilmesi nedeni ile başvuruculara karşı zor kullanıldığının kabul edildiği

görülmektedir (bkz. § 14). İl Başkanlığı önünde göstericiler ve kolluk

görevlileri arasında cereyan eden olaylara ilişkin olarak açık kaynaklarda

mevcut olan görüntüler Anayasa Mahkemesince izlenmiştir (bkz. § 13). Hem

Anayasa Mahkemesinin izlemeye dayalı tespitleri hem de Cumhuriyet

Başsavcılığınca olay anına ilişkin görüntüler için alınan bilirkişi raporu

(bkz. § 40) göstericilerin azımsanmayacak bir kısmının kolluk görevlileri ve

kolluk araçlarına zarar verdiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle barışçıl bir

tutum içinde olmayan göstericilerin yakalanması suç işlenmesinin önlenmesi,

işlenen suç ile ilgili olarak adli işlem yapılması ve kamu düzeni gibi birtakım

meşru amaçlara dayanmaktadır. Buna göre kolluğun yakalama işlemine direnç gösterdiğini

belirttiği göstericilere karşı güç kullanmasının gerekli olmadığı da

söylenemeyecektir.

89. Başvuruculara karşı yakalama esnasında uygulanan gücün

orantılı olup olmadığı değerlendirmesinde ise başvurucular hakkında düzenlenen

adli raporlarda tespit edilen yaralanmalar ve bazı başvurucuların yakalanma

anına ilişkin kamera görüntüleri (bkz. § 40) belirleyici olacaktır. Başvurucu

Duygu Demirel'in gözaltı işlemine fiziki olarak direndiği, bunun üzerine

etrafını saran birden fazla kolluk görevlisince bedensel güç kullanılmak sureti

ile yakalandığı görülmektedir.

90. Ne var ki başvurucularda meydana gelen yaralanmalar sadece

yakalama işlemi ile ilgili olarak ileri sürülmemiş, aynı zamanda gözaltında

elleri kelepçeli hâlde iken darp edildikleri iddiası ile birlikte dile

getirilmiştir. Eldeki veriler dâhilinde başvurucularda meydana gelen

yaralanmaların yakalama işlemi sırasında mı yoksa gözaltında mı meydana geldiği

tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu nedenle hem yakalama işleminde kullanılan

gücün orantılılığı, hem de gözaltında güç kullanımı iddiası birlikte ele

alınmak durumundadır.

91. Kolluk tarafından olaya ilişkin olarak düzenlenen tutanakta

(bkz. § 14), yakalama işlemi sırasında başvuruculara karşı zor kullanıldığından

bahsedilmiş, ancak maddi güç kullanıldığından bahsedilmemiştir. Buna göre

başvuruculara karşı sadece bedensel güç uygulandığının kabulü gerekir ki

başvurucular da aksini iddia etmemişlerdir. Kolluk görevlilerinin sayısal bir

avantaja sahip olduğu olayda bedensel güç kullanılarak yakalanan -Duygu Demirel

dışındaki- başvurucuların adli raporlarında tespit edilen yaralanmaların

orantılı güç kullanılan bir yakalama işlemi sırasında oluştuğunun söylenmesi

zordur. Söz konusu yaralanmaların gözaltında meydana gelmesi durumunda ise buna

ilişkin delillerle desteklenmiş, makul bir açıklamanın kamu otoriteleri

tarafından yapılması gerekir. Ancak başvurucularda meydana gelen yaralanmaların

gözaltında oluştuğu yönünde hem kolluk tutanaklarında hem idari soruşturma

evrakında hem de adli soruşturma kapsamında bir kabul olmadığı gibi bu yönde

bir açıklama da bulunmamaktadır. Dolayısıyla ister yakalama işlemi sırasında

orantısız güç kullanımı ister gözaltında makul delillerle kaynağı açıklanamayan

bir yaralanma Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği anlamına

gelecektir.

92. Öte yandan başvurucu Duygu Demirel'in iddiaları ile uyumlu

olacak şekilde hakkında düzenlenmiş bir adli rapor bulunmamaktadır (bkz. § 23).

Başvurucunun söz konusu adli raporun sıhhati konusunda bir şikâyet ileri

sürdüğü de görülmemiştir. Bu durumda başvurucu hakkında düzenlenen adli raporda

belirtilen yaralanmaların zor kullanılarak gerçekleştirilen bir yakalama işlemi

sırasında orantısız güç kullanıldığını göstermeye yeterli olduğu söylenemez.

93. Duygu Demirel dışındaki başvuruculara karşı kolluk

görevlilerince uygulanan gücün ise özellikle bilgi alma, cezalandırma veya

yıldırma amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap verme

şeklinde gerçekleştirildiği söylenemez. Eylemin uzun bir dönem içinde saatlerce

uygulanmış ve fiziki yaralanmaya ya da yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep

olacak şekilde ortaya çıkmış olduğu da iddia edilemez. Bu durumda söz konusu

eylemin işkence veya eziyet boyutuna varmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla

başvuruculara uygulanan şiddetin düzeyi, süresi, şekli ve eylem nedeniyle

başvurucularda meydana gelen yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek nitelikte olması hususları birlikte dikkate alındığında eylemin

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak tanımlanması mümkündür.

(a) Başvurucu Duygu

Demirel Yönünden

94. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

(b) Diğer Başvurucular

Yönünden

95. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

96. Anayasa Mahkemesi başvurucuların darbedildiklerine ilişkin

iddiaları kapsamında ihlal sonucuna ulaşmış, diğer kötü muamele iddialarıyla

ilgili olarak ise daha ileri bir inceleme yapma gereği duymamıştır.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

ii. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel İlkeler

97. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları

olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

98. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel

amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan,§ 25).

99. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması da

kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun

yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyet

yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin

belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda

soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

100. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve

derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

101. Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötü muamele

hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan sorumlu ve

tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması gerekir.

Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal bağlantının

olmamasını değil ama aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir. Dolayısıyla

etkili bir soruşturmadan söz edilebilmesi için öncelikle soruşturmanın bağımsız

yürütülebilir bir niteliğe sahip olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 117).

102. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde

edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması,

bunun yanı sıra söz konusu kararın bireylerin vücut bütünlüğüne yönelik

müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir

müdahale olup olmadığı noktasında yeterli bir değerlendirme de içermesi

gerekmektedir (benzer yöndeki karar için bkz. Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

103. Başvurucular ve bir kısım göstericinin kolluk görevlileri

hakkındaki şikâyetleri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından birleştirilerek tek

soruşturma üzerinden yürütülmüştür. Başvurucuların farklı zamanlarda suç

duyurusunda bulunması üzerine soruşturma başlatıldığı, başka bir ifadeyle bazı

başvurucular hakkında darp iddiası doğrultusunda genel adli rapor düzenlenmiş

olmasına rağmen resen ve derhâl adli bir soruşturma başlatılmadığı

anlaşılmaktadır. Bazı başvurucuların ise haklarında düzenlenen adli raporların

sıhhatine itirazda bulunmalarına rağmen (bkz. §§ 21, 24, 25, 31) bu konuda

açılan bir soruşturmaya ya da neden soruşturma açılmadığına ilişkin herhangi

bir açıklamaya kovuşturmaya yer olmadığı kararında yer verilmemiştir. Bu

açılardan soruşturmanın gerekli hassasiyetle yürütüldüğü söylenemeyecektir.

Oysa savunulabilir bir kötü muamele iddiasının resmî makamlarca öğrenilmesinin

ardından derhâl resmî bir soruşturmanın başlatılması, hem kaybolma ihtimali

bulunan delillerin toplanması hem de devletin kamu görevlilerinin eylemlerinden

kaynaklandığı iddia olunan kötü muamele yasağı ihlaline ilişkin olaylara müsamaha

tanımadığını göstermesi açısından önem arz etmektedir.

104. Başvurucular tarafından ileri sürülen iddiaların

araştırılmasında olay anına ilişkin kamera görüntüleri objektif bir delil

olarak önemli bir yer işgal etmektedir.Nitekim Cumhuriyet Başsavcılığınca

toplanan deliller arasında yer alan kamera görüntülerinin bazısı üzerinde

bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır (bkz. §§ 40, 41). Bir kamera görüntüsü

üzerinde ise bilirkişi görevlendirilerek rapor alınmış ancak UYAP ortamında

dosya içinde bulunmayan rapor Anayasa Mahkemesince Cumhuriyet Başsavcılığına

11/7/2019 tarihinde yazılan müzekkereyle sorulmuş, 17/7/2019 tarihli cevapta

ilgili raporun dosya içinde fiziken bulunamadığı belirtilmiştir.

105. Cumhuriyet Başsavcılığınca bir kısım kamera görüntüsünün

kolluğa izletilerek buna dair düzenlenen evrakın delil olarak dosya arasına

alınması bazı başvurucular tarafından soruşturmanın bağımsız ve tarafsız

şekilde yürütülmediği iddiasına konu edilmiştir. Başvurucuların şikâyetçi

oldukları kolluk görevlilerinin Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube

Müdürlüğü biriminde görevli olduklarında şüphe bulunmamaktadır. Soruşturmada

bazı kamera görüntülerini izleyerek tutanağa bağlayan kolluk biriminin ise

Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri olduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 40).

Dolayısıyla olaya karışan kolluk görevlilerinin soruşturmada delil toplama

faaliyetinde bulunan adli kolluk görevlileri ile aynı kişiler olmadığı

anlaşıldığından soruşturmanın bağımsız ve tarafsız olmadığı yönünde bir izlenim

yaratıldığı söylenemez.

106. Başvurucuların bir kısmı nezarethane tutma koşullarından da

şikâyetçi olmasına karşın Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmasızlık

kararında bu hususta herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Oysa

başvurucuların tutma koşullarına ilişkin olarak somut şekilde ileri sürdükleri

birtakım iddiaların araştırılması ve varılacak sonucun verilecek karara

yansıtılması etkili bir soruşturmanın gereğidir. Öte yandan başvurucuların

soruşturma süresine ilişkin şikâyetleriyle ilgili olarak birçok müştekisi ve

şüphelisi bulunan adli soruşturmanın -kapsamlı şekilde yürütülmesi gerektiği de

gözetildiğinde- yaklaşık olarak dört buçuk yılda tamamlanmış olması,

soruşturmanın makul bir zamanda tamamlanmadığının söylenmesi açısından zordur.

107. Yapılan soruşturma sonucunda varılan yargısal sonucun

toplanan delillerin kapsamlı ve nesnel bir analizine dayalı olması gerekir.

Ancak verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararında Cumhuriyet Başsavcılığının

başvuruculardaki yaralanmaların kaynağını temellendirilmemiş bazı

varsayımlardan hareket ederek açıklamaya çalıştığı görülmektedir. Ayrıca her

başvurucu açısından kişiselleştirilmiş, ileri sürülen iddiaları yeterli ölçüde

karşılayacak düzeyde bir gerekçeye de kararda yer verildiği söylenemez. Zira

başvurucuların iddiaları, haklarında düzenlenen adli raporlar ve tanık

ifadeleri gibi diğer bazı deliller birbirinden farklılık arz etmekte olduğundan

her başvurucu için ayrıca ve açıkça bir değerlendirme yapılması gerektiği

kolaylıkla anlaşılabilmektedir.

(a) Başvurucu Duygu

Demirel Yönünden

108. Başvurucunun insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmiştir (bkz. § 94).

Maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varılan insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğini gösteren başkaca bir durum da

saptanabilmiş değildir.

109. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

(b) Diğer Başvurucular

Yönünden

110. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

111. Osman Biçer dışındaki başvurucular, Artvin'in Hopa

ilçesinde meydana gelen bir toplumsal olayda bir kişinin hayatını kaybetmesi

nedeniyle protesto eylemi gerçekleştirdiklerini, İl Başkanlığı önünde basın

açıklaması yapmalarına müsaade edilmediğini ve gerekli olmadığı hâlde kolluk

görevlilerince orantısız şekilde güç kullanılarak dağıtıldıklarını iddia etmişlerdir.

Başvurucular, gerçekleştirdikleri toplantının barışçıl olduğunu ve kolluk

tarafından yapılan müdahale ile Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına

alınan ifade özgürlüğü ile 34. maddesinde güvence altına alınantoplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

112. Anayasa’nın "Toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi

şöyledir:

"Herkes, önceden izin

almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına

sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."

113. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, § 16).

Başvurucuların bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 34. maddesinde güvence

altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çerçevesinde ele

alınması gerektiği değerlendirilmiştir.

114. Anayasa’nın 34. maddesi fikirlerin silahsız ve saldırısız, başka bir ifade

ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Dolayısıyla toplantı hakkının amacı,

şiddete başvurmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin

haklarının korunmasıdır. Demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve

barışçıl yöntemlerle değiştirilmesi ve gerçekleştirilmesi savunulan siyasi

fikirlerin toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla ifade edilebilmesi

imkânı kişilere sunulmalıdır. Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin

katıldığı veya düzenlediği gösteriler barışçıl toplanma kavramı dışındadır.

Dolayısıyla toplantı hakkının amacı, şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl

bir şekilde ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır. (Dilan Ögüz Canan, [GK], B. No: 2014/20411,

30/11/2017, § 37; Ali Rıza Özer ve

diğerleri, §§ 117, 118; Eğitim ve

Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, [GK], B. No: 2014/920,

25/5/2017, § 80; Osman Erbil, B.

No: 2013/2394, 25/3/2015, § 47; Gülşah

Öztürk ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, §§ 67, 68; Ömer Faruk Akyüz, B. No:2015/9247,

4/4/2018, § 54). Barışçıl

amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni

açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin

sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir (Osman Erbil, 54).

115. Somut olayda, toplantıya müdahalenin gerçekleştirildiği

yerin İl Başkanlığı önü olduğunda şüphe bulunmamaktadır. Nitekim başvurucuların

bundan öncesine dair ileri sürdükleri bir şikâyet de bulunmamaktadır. Anayasa

Mahkemesi burada cereyan eden olayları açık kaynaklardan izlemiştir (bkz. §

13). Buna göre kolluk görevlilerince barikat kurulmak sureti ile İl Başkanlığı önünde

tedbir alındığı, göstericilerin doğrudan bu barikata ve gerisinde bulunan

kolluk görevlilerine, kolluk araçlarına saldırıya geçtiği, barikat önünde

bulunan sivil bazı kişilere de ellerinde bulunan sopalarla saldırdığı tespit

edilmiştir. Saldıran göstericilerin toplantıya katılanlar içindeki küçük bir

azınlık olduğu da söylenememektedir. Bunun da ötesinde adli soruşturma

kapsamında başvurucuların da söz konusu şiddet hareketlerine dâhil olduğu

hususunda elde edilen deliller ve bu kapsamda kamu makamlarınca ileri sürülen

iddialar temelsiz değildir (bkz. §§ 40, 41). Şu hâlde söz konusu toplantının

barışçıl olduğu ileri sürülemez.

116. İl Başkanlığı önündeki toplantının dağıtılmasının ardından

Güven Park'ta bir kısım göstericinin yeniden toplanmasının ise ifade açıklaması

kapsamında bir araya gelmekten çok kolluk görevlilerine yönelik saldırıya

kolektif şekilde devam etmek olduğu görülmektedir. Buna göre buradaki olaylar

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında ele alınmamıştır.

117. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu bölümünün açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

118. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

119. Başvurucular hak ihlali tespiti, yeniden soruşturma

yapılması ile manevi tazminat taleplerinde bulunmuşlardır. Başvurucular Çisem

Özoğul Temur, Kıymet Koçyiğit, Melahat Yurttaş, Nazan Sürü, Zeynep Ateş, Zeynep

Cansu Elifoğlu ayrı ayrı 6.000 TL; Ozan Gündoğdu, Ömür Çağdaş Ersoy, Sevgi

Sönmez ayrı ayrı 9.000 TL; Bülent Teoman Özkan, Hüseyin Gölpunar, Ömer Faruk

Kök, Özden Kaya ve Özkan Boğan ise ayrı ayrı 15.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuşlardır.

120. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

121. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

122. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa

Mahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde,

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir. (Mehmet Doğan, §§ 58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59,

66-67).

123. İncelenen başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Dolayısıyla ihlalin kovuşturmaya yer olmadığı kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

124. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma

yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma ise bireysel

başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden soruşturma kararı

verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal

kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu

sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No. 2011/67924) gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

125. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucuların uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme

kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlali

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında; başvurucular Çisem Özoğul Temur ve Özden Kaya'ya ayrı ayrı net 6.000

TL, başvurucular Ömer Faruk Kök ve Özkan Boğan'a ayrı ayrı net 15.000 TL,

başvurucular Ömür Çağdaş Ersoy ve Sevgi Sönmez'e ayrı ayrı net 9.000 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

126. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul

boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında; başvurucular Bülent Teoman Özkan, Hüseyin

Gölpunar'a ayrı ayrı net 15.000 TL, başvurucular Kıymet Koçyiğit, Melahat

Yurttaş, Nazan Sürü, Zeynep Ateş ve Zeynep Cansu Elifoğlu'na ayrı ayrı net

6.000 TL, başvurucu Ozan Gündoğdu'ya net 9.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

127. Dosyadaki belgelerden tespit edilen yargılama harcı ve

vekâlet ücretlerinin ekli tabloda belirtilen şekilde başvuruculara ödenmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucular Osman Biçer, Soner Torlak ve Tuğçe Çetin

Ertekin yönünden insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

2. Diğer başvurucular yönünden insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

3. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının,

a. Başvurucular Çisem Özoğul Temur, Ömer Faruk Kök, Ömür Çağdaş

Ersoy, Özden Kaya, Özkan Boğan ve Sevgi Sönmez yönünden maddi ve usul

boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

b. Başvurucular Bülent Teoman Özkan, Hüseyin Gölpunar, Kıymet

Koçyiğit, Melahat Yurttaş, Nazan Sürü, Ozan Gündoğdu, Zeynep Ateş ve Zeynep

Cansu Elifoğlu yönünden sadece usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının başvurucu Duygu Demirel

yönünden maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLMEDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma

yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucular Çisem Özoğul Temur, Özden Kaya, Kıymet Koçyiğit,

Melahat Yurttaş, Nazan Sürü, Zeynep Ateş ve Zeynep Cansu Elifoğlu'na ayrı ayrı

net 6.000 TL; başvurucular Ömür Çağdaş Ersoy, Sevgi Sönmez, Ozan Gündoğdu'ya

ayrı ayrı net 9.000 TL; başvurucular Bülent Teoman Özkan, Hüseyin Gölpunar,

Ömer Faruk Kök, Özkan Boğan'a ayrı ayrı net 15.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 1. Başvurucular Duygu Demirel, Osman Biçer, Soner Torlak ve

Tuğçe Çetin Ertekin yönünden yargılama giderlerinin üzerlerinde BIRAKILMASINA,

2. Ekli tabloda belirtilen yargılama harçlarının başvuruculara

ÖDENMESİNE,

3. Ekli tabloda belirtilen vekâlet ücretlerinin başvuruculara

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Dosya kapsamından; bireysel başvuruya konu gösteri yürüyüşünün

“barışçıl” bir mahiyetinin bulunmadığı, göstericilerin güvenlik kuvvetlerine

taş, sopa vb. şeylerle saldırdıkları, pek çok güvenlik görevlisinin

yaralanmasına yol açtıkları, keza bir çok resmi araca hasar verdikleri; sözlü

uyarıya karşın bu eylemlerin devamı üzerine güvenlik kuvvetlerince zor kullanma

yetkisinin kullanıldığı, başvurucuların bir kısmı ile ilgili adli işlemler

yapıldığı, mevcut doktor raporlarının başvurucular hakkında kullanılan zor

kullanma yetkisinin aşıldığını ve dengesiz olduğunu ortaya koyucu mahiyet

göstermediği ve başvurucuların bu konudaki soyut iddialarının kanıtlanamadığı,

dolayısıyla kimi başvurucular yönünden Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutunun ihlâl edilmediği ve bu yöndeki istemin reddi

gerektiği kanaatine vardığımdan; çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamadım.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Hüseyin KAYA Başvurucular : 1. Bülent Teoman ÖZKAN 2. Ömer Faruk KÖK 3. Özden KAYA Vekili : Av. Saliha ŞAHİN DENİZER 4. Çisem ÖZOĞUL TEMUR 5. Kıymet KOÇYİĞİT 6. Melahat YURTTAŞ 7. Nazan SÜRÜ 8. Ozan GÜNDOĞDU 9. Ömür Çağdaş ERSOY 10. Sevgi SÖNMEZ 11. Soner TORLAK 12. Tuğçe ÇETİN ERTEKİN 13. Zeynep ATEŞ 14. Zeynep Cansu ELİFOĞLU Vekili : Av. Deniz ÖZBİLGİN 15. Özkan BOĞAN Vekili : Av. Candan DUMRUL KADIYORANOĞLU 16. Duygu DEMİREL 17. Hüseyin GÖLPUNAR 18. Osman BİÇER Vekili : Av. Engin GÖKOĞLU Üye Serdar ÖZGÜLDÜR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/557, 29 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olayın Arka Planı
  7. B. Suç Duyuruları ve Adli
  8. C. Soruşturma Kapsamında
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. İnsan Haysiyetiyle
  15. B. Toplantı ve Gösteri
  16. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  17. B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  18. C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
  19. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  20. Karşıoy Gerekçesi
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/557
Tarih
29 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Gökçe Ekin Baran Başvurusu (B. No: 2016/13539)
  • Asiye Pehlevan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/37952)
  • Mehmet Aykut Vural Başvurusu (B. No: 2017/16486)
  • Müflis Bilton Beton Ürünleri San. Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2017/30361)
  • Maşallah Söylemez Başvurusu (B. No: 2017/30783)
  • Orhan Şahna Başvurusu (B. No: 2016/50948)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.