İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Orhan Şahna Başvurusu (B. No: 2016/50948)

1. Başvuru, tutuklama tedbiri için mevzuatta öngörülen koşullar

Başvuru No2016/50948Tarih9 Ocak 2020Okuma47 dk · 9.474 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Orhan Şahna Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/50948
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.474 kelime·47 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbiri için mevzuatta öngörülen koşullar

gerçekleşmeksizin, keyfi ve hukuka aykırı olarak tutuklanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Birinci Komisyon tarafından

başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası dışındaki diğer temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddialarının kabul edilemez olduğuna,

tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiası bakımından Bölüme gönderilmesine ve

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne 3/7/2019 tarihinde karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde

olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması

(PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da darbe girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,

ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik

olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok

sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672,

11/1/2018, § 12).

11. Başvurucu, en son Büyükçekmece hâkimi olarak görev

yapmıştır.

12. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin

10/8/2016 tarihli kararı ile -Büyükçekmece hâkimi olarak görev yapmakta olan-

başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiş, başvurucu 31/8/2016

tarihinde meslekten çıkarılmış ve bu karar 29/11/2016 tarihinde kesinleşmiştir.

13.

Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan başlatılan soruşturma kapsamında 11/8/2016 tarihinde gözaltına

alınmıştır.

14. Başvurucu 12/8/2016 tarihli Savcılık ifadesinde özetle

liseyi 2001 yılında Bursa’da bitirip aynı yıl Ankara Üniversitesi Hukuk

Fakültesini kazandığını, Ankara’da düzenli olarak bir yerde kalmadığını, devam

zorunluluğu olmadığı için sınavlara gidip geldiğini, bu süreç içinde cemaat

yurtlarına ve evlerine hiç gitmediğini, herhangi bir gazete ve dergi aboneliği

olmadığını, meslek hayatı boyunca kurumun anlaşmalı olduğu maaş aldığı

bankalarla çalıştığını, yurt dışına hiç gitmediğini, pasaportu dahi olmadığını,

gerek üniversitede gerekse staj döneminde sınıf temsilciliği, albüm kurulu

üyeliği yapmadığını, kura ile Bozcaada hâkimliği, sonrasında talep dışı Hatay

Samandağ hâkimliği, ardından Van hâkimliği görevlerinde bulunduktan sonra 2016

kararnamesi ile Büyükçekmece hâkimliğine atandığını, teftiş notları hakkında

bilgisinin olmadığını ancak teftişin gıyabında yapıldığını ve iyi olduğunu

düşündüğünü, cemaate ait yurt, dernek ve evlere dinî duygularla da olsa kurban

ya da bağış adı altında bir yardımda bulunmadığını, Ergenekon ve Balyoz

davaları süreci sonrasında 17-25 Aralık sürecinde basından takip ettiğinde

böyle bir yapının olduğunu düşünmeye başladığını, bu yapıdaki insanların

bildiği kadarıyla kendisiyle ilişkisinin olmadığını, 2014 HSYK seçim sürecinde

Van’dagörev yapmakta olduğunu, seçimde sandık müşahitliği veya başka bir

görevde bulunmadığını, meslek hayatı boyunca özel yetkili mahkemelerde veya

savcılıklarda görev yapmadığını, mazeret iznindeyken Bursa’da evde olduğu

sırada akşam televizyondan darbeye teşebbüs olayını öğrendiğini, böyle bir

örgütle adının çıkartılmasını kabullenemediğini, Van’da görev yaparken 2014

HSYK seçimleri sonrasında yaşça büyük bir grup meslektaşının Van Adliyesine

atanması sonrasında bu kişilerle meslektaş olarak ister istemez adliye içinde

diyalog kurduğunu, daha sonra söz konusu kişilerin büyük çoğunluğunun bu

örgütün üyesi olmaktan tutuklandığını, tamamen kendisinin iyi niyeti, olaya

sadece meslektaş olarak bakışı ve arkadaşlık duyguları içinde bu kişilerle

diyaloğu dolayısıyla böyle asılsız bir isnatla suçlanmış olabileceğini, bunun

haricinde böyle bir örgütle gerek öğrencilik hayatında gerekse meslek hayatında

yolunun kesişmediğini, 2011 yılında ablasının beyin tümöründen rahatsızlığı

sebebiyle onu rahatlıkla doktora getirip götürebilmek ve tedavi sürecinde

yanında olmak amacıyla Bozcaada’dan Bursa civarı bir yere tayin istediğini,

2010 yılındaki kurulu ele geçiren bu örgüt üyesi kurul üyelerinin kendisinin

talebini kabul etmeyerek Bursa’ya 15 saat uzaklıktaki Hatay’ın Samandağı

ilçesine tayin ettiklerini, o süreçte ablasıyla yeterince ilgilenemediğini ve

2012 yılında ablasını bu rahatsızlık dolayısıyla kaybettiklerini, 2010-2014

yılları arasında HSYK’yı elinde bulunduran bu örgütün anlattığı bu hususlar

nedeniyle asıl kendisini mağdur ettiğini, bu örgüte yakın olmadığı için mağdur

edilmiş olabileceğini, buna benzer isteklerle pek çok meslektaşı talebi

doğrultusunda atandığı hâlde o dönemin kurulununşahsını mağdur ettiğini, bir

örgütün kendi mensubunu mağdur etmeyeceğine göre kendisinin örgüt mensubu

olmasının mümkün olmadığını belirtmiştir.

15. Başvurucu 12/8/2016 tarihinde Savcılık tarafından, silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul 10. Sulh Ceza

Hâkimliğine sevk edilmiştir.

16. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle 2014 HSYK seçimlerinde

tavrının Yargıda Birlik ve YARSAV(Yargıçlar ve Savcılar Birliği) adayları

arasında bir dengeleme şeklinde olduğunu, bir önceki HSYK seçiminde Adalet

Bakanlığı listesi diye düşünülmüş olan listenin daha sonra paralel yapılanma

olduğunu ve kendisini mağdur ettiğini gördüğü için hem Yargıda Birlikten hem de

YARSAV'dan parçalı bir yapı olması taraftarı olduğunu, bu şekilde oy

kullandığını, Türkiye'nin 15 Temmuz'daki girişim kadar büyük bir ihaneti

görmediğini, kendi vatandaşına ateş eden, kendi Meclisini bombalayan böyle hain

bir yapı üyesi olmak suçlamasının utanç verici olduğunu, bu suçlamayı

kesinlikle kabul etmediğini belirtmiş; Cumhuriyet savcılığında vermiş olduğu

beyanlarını tekrar ederek benzer beyanlarda bulunmuş, tutuksuz yargılanmak

üzere serbest bırakılmayı talep etmiştir.

17. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 12/8/2016 tarihinde

başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"Şüpheli Orhan Şahna'nın üzerine atılı

Silahlı FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçunun CMK'nın 100. maddesinde

belirtilen kaçma ve delilleri karartma şüphesinin var kabul edildiği katalog

suçlardan olduğu, şüphelinin HSYK 2. Dairesi'nin 10/8/2016 tarih ve 2016/357

karar sayılı kararı ile açığa alındığı ve hakkında soruşturma izni verildiği,

bu dosya ekindeki Ankara CBS Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma

Bürosu'nca yürütülen soruşturma kapsamındaki istihbarî ve kolluk araştırma

tutanakları, kolluk arama tutanağı ve HTS kayıtları birlikte

değerlendirildiğinde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir delillerin

bulunduğu, atılı suç ve öngörülen ceza miktarı ile benzer soruşturmalarda aynı

yapıya mensup çeşitli kamu görevlilerinin resmi ya da gayrı resmi yollardan

yurt dışına kaçtıkları hususu gözetildiğinde adli kontrol kararının yetersiz

geleceği ve tutuklama tedbirinin orantılı bulunduğu anlaşıldığından CMK 100 ve

devamı maddeleri gereğince müsnet suçtantutuklanmasına ...[karar

verildi.]"

18. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, İstanbul 1. Sulh

Ceza Hâkimliği 19/8/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Kararın

ilgili kısımları şöyledir:

"...

İtiraz konusu kararda kuvvetli suç şüphesini

gösteren somut delil ve vakıaların soruşturma dosyasının içeriğine uygun

şekilde ortaya konulduğu; tutuklamayı gerektiren nedenlerin ve tutuklama

tedbirinin ölçülülük ilkesine uygun olduğunu, tutuklama yerine adli kontrol

tedbirlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağını gösteren delillerin somut

olgularla gerekçelendirilerek açıklandığı, açıklamaların soruşturma dosyası

içeriğine de uygun olduğu; tüm bu olgu, tespit ve nedenler karşısında İstanbul

10. Sulh Ceza Hakimliği'nin itiraza konu tutuklama kararında usul ve kanuna

aykırı bir yön bulunmayıp, kararın yerinde olduğu sonuç ve vicdani kanaatine

varılmakla, şüpheli müdafiinin yerinde görülmeyen itirazlarının reddine, ...[kesin

olarak karar verildi.]"

19. Başvurucunun İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğince tutukluluk

hâlinin devamına dair 8/9/2016 tarihinde verilen karara karşı itirazı İstanbul

9. Sulh Ceza Hâkimliğince 23/9/2016 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

20. Başvurucu 30/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

21. Soruşturma aşamasında dinlenen tanık beyanları şöyledir:

i. Başka bir soruşturma kapsamında 25/10/2016 tarihinde şüpheli

sıfatıyla ifadesi alınan E.B.nin beyanlarının ilgili kısmı şöyledir:

"... adli yargıda ihraç listesinde yer alan

Orhan Şahnan isimli şahısla yanılmıyorsam 2003-2004 yıllarında cemaat yurdunda

birlikte kaldım. Ancak anılan şahıs daha sonra cemaat evlerinden ayrılmıştır.

Şahısla olan samimiyetim ve görüşmelerimle kendisinin çalışma evlerinde

kalmadığı gibi örgütle iltisakının kalmadığını, belli bir hiyerarşiye tabi

olmadığını ve aidat ödemediğini biliyorum. Ancak anılan şahıs HSYK seçimlerinde

bağımsızlar listesi olarak bilinen cemaat listesini desteklediğinden cemaatçi

olarak ihraç edildiğini düşünüyorum ..."

ii. Başka bir soruşturma kapsamında 28/9/2016 tarihinde şüpheli

sıfatıyla ifadesi alınan E.A.nın beyanlarının ilgili kısmı şöyledir:

"... dün şahsıma ait olan ...

ADSLkablosuz internet hattında terör örgütünün kullanmış olduğu BYLOCK isimli

şifreli programın kırmızı kategoride kullanıldığı gerekçesiyle göz altına

alındım. Benim ve ailemin her türlü telefon, cihazlarında hiçbir şekilde bu

program yüklü değildir. Zaten bunlar kriminal incelemeye gitmiştir. Bu hususta

da korkum veya çekincem yoktur. Benim aynı binada oturduğum komşularım bana ait

olan kablosuz internet ağından faydalanıyordu. Haziran 2013 tarihinde İlçemize

atanan ve binamıza üst katıma taşınan Hâkim F.Ş. yeni evlenmiş ve mesleğe yeni

girmiş olması sebebiyle ADSL şifresini istedi ve bu internet ağını devamlı

olarak Haziran 2015 yılına kadar kullandı. Bu şahıs 16 Temmuz 2016 tarihinde

tutuklanmış olup meslekten ihraç edilmiştir. Bunun dışında bir üst komşum olan

Hâkim C.K.de internet şifremi alarak kablosuz ağımı kullanmıştır. Yine bu şahıs

da 16 Temmuz tarihinde tutuklanarak ceza evine alınmış ve meslekten ihraç

edilmiştir. Ayrıca bunların dışında internet ağıma evime misafirliğe geldikleri

zamanlarda şifreyi isteyerek internete Hâkim Y.E. ve Hâkim Orhan Şahna'da

internetimi kullanmıştır. Bu iki şahıs da meslekten ihraç edilmiş ve ceza

evindedir. Ben bu terör örgütüne üye değilim. İyi niyetimden dolayı internet

şifremi verdim. Bu programı bu kişilerden hangisinin girdiğini bilmiyorum.

Ancak çok yüksek ihtimalle üst katımda bulunan Hâkim F.Ş.den şüpheleniyorum.

..."

iii. Başka bir soruşturma kapsamında 1/11/2017 tarihinde şüpheli

sıfatıyla ifadesi alınan U.O.nun beyanlarının ilgili kısmı şöyledir:

"... 2002 yılında kendi çabalarım ile

hazırlandığım üniversite sınavında ise Ankara Gazi Üniversitesi'ni kazandım,

...

...

Ben üniversitede eğitim gördüğüm zaman

içerisinde cemaat adına hareket eden yukarıda isimlerini saydığım kişiler

haricindeki kişiler hatırladığım kadarıyla isimleri vermek istiyorum;

...

Orhan Şahna isimli şahıs ile aynı öğrenci

evinde 1 dönem birlikte kaldık, bu şahsın herhangi bir görevi olduğunu

hatırlamıyorum, o dönemde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okumaktaydı.

..."

22. Hâkimlik 20/2/2017 tarihinde, başvurucunun tahliyesine ve

başvurucu hakkında yurt dışına çıkma yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri

uygulanmasına karar vermiştir.

23. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 20/3/2018 tarihli iddianame

ile başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan aynı yer Ağır

Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır.

24. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere,

daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir.

25. Bu bağlamda iddianamenin başvurucu hakkında iddia olunan

suça ve örgüt bağlantısına ilişkin kısımları özetle şöyledir:

i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle HSYK kararlarıyla

görevinden uzaklaştırıldığı, meslekten ihraç edildiği ve bu kararın

kesinleştiği belirtilmiştir.

ii. Tanıklar E.B. (bkz. § 21) ve E.A.nın (bkz. § 21)

ifadelerindeki bazı beyanlarına yer verilmiştir.

iii. FETÖ/PDY üyeliğinden hakkında soruşturma yapılan ve

meslekten ihraç edilen HSYK eski müfettişlerinden A.B.nin Bozcaada Adliyesinin

2011 yılı denetiminde başvurucuya 82 puan not takdir ettiği, bu denetimde

A.B.nin başvurucuya, hakkında objektif kriterlerden ve yerleşik uygulamalardan

uzak, örgütsel amaç ve politikalar doğrultusunda başvurucunun parlatılması,

hakkındaki olumsuz düşüncelerin bertaraf edilmesi ve gelecekte önemli görevlere

getirilmesini sağlamak amacıyla örgütsel dayanışma sergileyerek 82 puan gibi

yüksek bir not takdir ettiğine yönelik tespitler olduğu belirtilmiştir.

iv. Başvurucunun annesi F.Şa.nın Bank Asyadaki hesabında 2014

yılında hareketlilik görüldüğü, F.Şa.nın 5/3/2018 günü alınan beyanında özetle

Bank Asyadaki hesaplarını açmasında oğlu Orhan Şahna’nın herhangi bir

yönlendirmesi olmadığını ifade ettiği belirtilmiştir. Ancak bu tespitlerin

neler olduğu hususunda herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

v. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube

Müdürlüğünce başvurucu hakkında yapılan havuz sorgusu sonucu düzenlenen

20/3/2018 tarihli tutanakla başvurucunun ByLock kullanıcısı olmadığının,

FETÖ/PDY ile bağlantılı derneklerde bir kaydının olmadığının, FETÖ/PDY'nin tepe

yöneticileri ile bir telefon irtibatının olmadığının, FETÖ/PDY ile bağlantılı

şirketlerde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kaydının olmadığının ve FETÖ/PDY ile

bağlantılı bulunan Bank Asyada bir hesabının bulunmadığının tespit edildiği

belirtilmiştir.

vi. Başvurucunun 2014 HSYK üyelerinin seçilmesi sürecinde anılan

örgüt yapılanmasında yer alan HSYK üye adayları lehine seçimde çalışmalar

yaptığına yönelik tespitler olduğu belirtilmiştir.

vii. Başvurucunun örgüt tarafından oluşturulan evlerde

üniversite döneminde kaldığına dair tespitler olduğu belirtilmiştir.

26. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 22/3/2018 tarihinde,

başvurucu hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

27. İddianame İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme)

24/4/2018 tarihinde kabul edilerek E.2018/131 sayılı dosya üzerinden kovuşturma

aşaması başlamıştır.

28. Mahkeme 23/2/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada,Ses ve

Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden başvurucunun savunmasını almıştır.

Başvurucunun savunmasının ilgili kısımları şöyledir:

"Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum.

Tanık E.A.nın beyanında internetini paylaştığı meslektaş olarak beni, Y.E.yi ve

F.Ş.yi belirttiği ve yapılan araştırmalar sonucunda F.Ş.nin Bylocktan ceza

aldığı, benim hakkımda ise Bylock tespiti yapılmadığı gelen yazı cevabıyla

anlaşılmıştır. Tanık E.B. üniversiteden tanıdığım birisidir, beyanlarını kabul

etmiyorum. Ben öğretmen çocuğuyum, üniversitedeki 1 vize ve 1 final sınavlarına

ben Bursa'dan Ankara'ya giderek giriyordum, derslere devam etmiyordum.

Ankara'ya gittiğim zamanlarda öğretmenevlerinde kalıyordum. Ancak yer olmadığı

zaman ucuz pansiyon ve oteller bakıyordum. Etimesgut'ta ucuz bir pansiyon

bulmuştum bu pansiyon bu yapıya aitmiş. Tanık E.B. buradan yola çıkarak o

şekilde beyanda bulunmuş olabilir, ben yurtlarında kalmadım. HSYK 2014 yılı

seçimlerinde ben Van'da idim. Tanık E.B. Ankara'daydı. Kendisiyle seçimlerle

ilgili bir konuşmam olmadı. Van Adliyesi'nde iken HSYK seçimlerinden

sonrabağımsız adayları destekleyen gerek HSYK'dan gerekse Teftiş Kurulundan üst

görevlerde bulunan kişiler Van'a tayin edilmişlerdi. Aynı adliyede olduğumuz

için onlarla iletişimim vardı, bu sebeple bir yorum yapılmış olabilir. Yine

dosyaya giren Tanık U.O.nun beyanı da benzer mahiyettedir. Müfettiş notu

hususunda ise; benim tüm terfilerim C terfi idi. Müfettişin ayrıcalıklı bir

puan verdiğini düşünmüyorum. Anneme ait Bank Asya hesabına ilişkin annem ifade

vermiştir, bu paranın benle bir ilgisi yoktur. FETÖ'nün diğer kriterlerinin

hiçbiri bende yoktur. Beraatımı talep ediyorum."

29. Kovuşturma aşamasında tanık beyanları alınmış olup bu

beyanlardan;

i. Tanık E.B.nin 19/6/2018 tarihli beyanının ilgili kısımları

şöyledir:

"Orhan

Şahna isimli şahsı Ankara Hukuk Fakültesi'nde öğrenci olmuşluğum ve 2002 veya

2003 yılında tanışmıştık, kendisinin 15 Temmuz sürecinde HSYK'ca yapılan ihraç

kararnamelerinde sonradan ihraç edildiğini internetten görmüştüm, bu şahsın

yargıda FETÖ/PDY yapılanmasının mensubu olmadığını bildiğimden ve bu yapının

mağdur sayısı ne kadar artarsa strateji olarak kendisini başarılı gördüğünü

anlamış olduğumdan anılan şahıs vb. konumda olan kişilerle ilgili bilgileri

savcılıkla paylaşmaya karar vermiştim, bunun sonucunda yanılmıyorsam tanıklığa

konu ifademde de belirttiğim üzere şahsın Ankara Hukuk Fakültesi'nde öğrenci

olduğum dönem içerisinde bir dönem Fethullah Gülen yapısına ait öğrenci

evlerinde kaldığını duymuştum, ancak şahsın kısa bir zaman sonra bu evlerden

kendi isteğiyle ayrıldığını da ve sonradan hiçbir şekilde FETÖ/PDY yapısı ile

alakasının olmadığını biliyorum, sanık öğrencilik döneminde hangi evde hangi

tarihlerde kalmıştır bunu tam olarak bilmiyorum, çünkü evine hiç gitmedim, niteliğini

de bilemiyorum, bu bilgim duyumdan ibarettir, ama şunu net biliyorum, anılan

şahıs benden geç mezun olmuştur, mezun olduktan sonra bizim kalmış olduğumuz

çalışma evlerinde stajyer evlerinde kalmamıştır, yargıdaki cemaat yapılanmasına

dahil olmamıştır, sanıkla ilgili bildiklerim adalete yardımcı olmak amacıyla

bunlardan ibarettir, ... 25/10/2016 tarihli ifademi aynen tekrar ederim."

ii. Tanık E.A.nın 18/9/2018 tarihli beyanının ilgili kısımları

şöyledir:

"Ben

bu hususta daha önce Samandağ C Başsavcılığında ayrıntılı olarak ifade verdim o

ifademi aynen tekrar ederim o ifademe ek olarak; Adıma kayıtlı olan ADSL hattı

üzerinden FETO/PYD'yeait Bylock programına giriş yapılması ve kullanılması ile

ilgili olarak Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/362 Esas numaralı

dosyasında hakkımda verilmiş kesinleşmiş 'Beraat' kararı mevcuttur. Bu kapsamda

hakkımda yapılan kovuşturma neticesinde, söz konusu ADSL hattı üzerinden Bylock

programına giriş yapan kişinin üst kat dairede oturan F.Ş. olduğu Hatay 2. Ağır

Ceza Mahkemesi'nin 2016/362 Esas sayılı dosyasında tespit edilmiştir. Bu

nedenle adıma kayıtlı ADSL hattı üzerinden Bylock programına girilmesi ve

kullanılması ile ilgili olarak Orhan Şahna'nın herhangi bir ilgisinin

bulunmadığı Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/362 Esas sayılı dosyasında

tespit edilmiştir. Benim olay hakkındaki bilgim ve görgüm bundan ibarettir.

..."

iii. Tanık F.Şa.nın 7/9/2018 tarihli beyanının ilgili kısmı

şöyledir:

"Ben daha önce olayla ilgili emniyette

ifade vermiştim, aynen tekrar ederim. Oğlum Orhan Şahna'nın Bank Asya'da hesap

açtırmamla ilgili herhangi bir yönlendirme ve talimatı olmamıştır. Rahmetli

olan kızım H.Ş.nin çalışıp kazandığı birikimlerini değerlendirmek amaçlı olarak

Bank Asya'da hesap açtırdım vekızımın birikimlerini bu bankaya yatırdım.

Herhangi bir talimatla hesap açtırmadım para yatırmadım. Oğlum olan Orhan'ın da

bana herhangi bir yönlendirmesi olmamıştır. Hesap açtırdığım dönemde deoğlum

öğrenciydi. Okuduğu üniversiteye sadece sınav dönemlerinde gidiyordu ve

çalışmıyordu. Söyeleyeceklerim bunlardan ibarettir ..."

30. Mahkeme, Ankara Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazılan

25/10/2018 tarihli talimat müzekkeresi ile U.O.nun tanık olarak dinlenilmek üzere

16/1/2019 tarihli duruşmada SEGBİS üzerinden hazır edilmesini talep etmişse de

söz konusu duruşmanın zaptında tanığın gelmediğinin öğrenildiği belirtilerek

tanığın beyanlarının üniversite yılına ait olduğu, başvurucunun 2006 yılında

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğugözetilerek tanığın

beyanlarının sonuca etkili olmayacağı değerlendirilmiş ve dinlenilmesinden

vazgeçilmesine karar verilmiştir.

31. 6/7/2018 tarihli duruşmada Cumhuriyet savcısının esas

hakkındaki mütalaasının ilgili kısımları şöyledir:

"… İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü

tarafından yapılan araştırmada sanığın ByLock kullancısı olmadığının tespit

edilmesi ve tanık E.A.nın ifadesinde belirttiği şahıslardan F. Ş.nin ByLock

kullancısı olduğunun tespit edilmesi ve bu tespit ile birlikte F.Ş. hakkında

Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada, bylock kullandığından

bahisle hakkında mahkumiyet kararı verilmesi karşısında, tanık E.A.nın

ifadesinin sanık hakkında aleyhe delil niteliği taşımadığı kanaatine varıldığı,

diğer tanık E.B.nin ifadesinde belirttiği yurtta kalma hususunun ise 2003-2004

yıllarına ilişkin olduğu, FETÖ yapılanmasının silahlı terör örgütü olarak

nitelendirilmediği bu yıllardan sonra sanığın örgütsel faaliyetlerine devam

ettiğine dair bir delil veya emarenin bulunmadığı, sanığın incelenen dijital

materyallerinde suç unsuruna da rastlanmadığı ve böylece sanığın üzerine atılı

suçu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığı anlaşılmakla; Sanığın atılı

suçtan CMK 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmesi kamu adına talep

ve mütalaa olunur."

32. Mahkeme 4/4/2019 tarihinde yaptığı duruşmada, başvurucunun

üzerine atılı suçu işlediği sabit olmadığından bahisle FETÖ/PDY'ye üye olma

suçundan beraatine karar vermiştir. Mahkemenin beraat kararının gerekçesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"... İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü

tarafından yapılan araştırmada sanığın ByLock kullancısı olmadığının tespit

edilmesi ve tanık E.A.nın ifadesinde belirttiği şahıslardan F.Ş.nin ByLock

kullancısı olduğunun tespit edilmesi ve bu tespit ile birlikte F.Ş. hakkında

Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada, ByLock kullandığından

bahisle hakkında mahkumiyet kararı verilmesi karşısında, tanık E.A.nın

ifadesinin sanık hakkında aleyhe delil niteliği taşımadığı,

Diğer tanık E.B.nin ifadesinde belirttiği bu

yapıya ait öğrenci evlerinde kalma hususunun ise 2002-2003 yıllarına ilişkin

olduğu, ayrıca sanığın kendi isteğiyle bu yapıdan o dönem ayrıldığını bildiği

yönünde beyanı, FETÖ yapılanmasının silahlı terör örgütü olarak

nitelendirilmediği bu yıllardan sonra sanığın örgütsel faaliyetlerine devam

ettiğine dair birdelil veya emarenin bulunmadığı, sanığın incelenen dijital

materyallerinde suç unsuruna da rastlanmadığı ve böylece sanığın üzerine atılı

suçu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığı, sanığın örgüt adına herhangi

bir aktif faaliyet yürüttüğüne, örgütün çağrılarına iştirak edip eylem ve

etkinliklere katıldığına, dolayısıyla terör örgütü üyeliğinin en önemli unsurları

olan yoğunluk, çeşitlilik ve süreklilik arzeden eylem ve faaliyetler içerisine

girdiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı, sanığın savunmasının aksini

kanıtlayan her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve kuvvetli delil elde

edilememiş olup, şüpheden de sanık yararlanır evrensel hukuk ilkesi de dikkate

alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediği sabit olmadığından beraatine

... [karar

verilmiştir.]"

33. Başvurucu, üzerine atılı suçu işlemediğinin sabit olduğu

gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223.

maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca beraat kararı verilmesi

gerektiğinden bahisle karara karşı 11/4/2019 tarihinde süre tutum dilekçesi

vererek 7/5/2019 günü istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

34. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf aşamasında derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

35. İlgili hukuk için bkz.

Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39); Mustafa Özterzi ([GK], B. No: 2016/14597,

31/10/2019, §§ 33-48) başvurularına ilişkin kararlar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 9/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

37. Başvurucu, tutuklama tedbiri için mevzuatta öngörülen

koşullar gerçekleşmeksizin, keyfi ve hukuka aykırı olarak tutuklanması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

38. Bakanlık görüşünde özetle öncelikle etkili bir başvuru yolu

olan 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen tazminat davası yolu

tüketilmeden başvuru yapıldığından bahisle başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesi

tarafından esastan inceleme yapılacak olması durumunda ise somut olayda

soruşturma makamlarınca ileri sürülen olgularla kuvvetli suç şüphesinin ortaya

konulduğu, tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın

özel koşulları ile sulh ceza hâkimlikleri tarafından verilen kararların içeriği

birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme

tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığının

söylenemeyeceği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca soruşturma konusu suç

için öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde

tutulduğunda başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî

olduğunun savunulamayacağı ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar

dikkate alınarak başvurucunun tutuklanmasında herhangi bir keyfîliğin

bulunmadığı hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair

şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilmez bulunması

gerektiği ifade edilmiştir.

39. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetle

tutuklama kararı gerekçesinde belirtilen hususların bir kısmının dosyada

bulunmadığını, dosyada bulunanların hiçbirinde herhangi bir suç unsuru olmadığını,

Anayasa Mahkemesinin 2016/66638 numaralı bireysel başvuru dosyası hakkındaki

kararında ihraç kararının tek başına kuvvetli bir belirti olarak kabul

edilemeyeceğinin ifade edildiğini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Alparslan Altan/Türkiye (B. No: 12778/17)

kararında tutuklama anındaki makul şüphenin incelenmesi gerektiğinin, sonradan

toplanan delillerin bu değerlendirmeye etki etmeyeceğinin ifade edildiğini,

E.B.nin ifadesinin aleyhine olan kısmının duyum olduğunu, görgüye dayalı

bilgisinin bulunmadığını ifade ettiğini, iddianamede 2014 HSYK seçimlerinde

örgüte mensup adaylar için çalışma yapıldığına dair tespitler olduğu yazılmış

ise de bu husus ile ilgili hiçbir delil ve bilgiye yer verilmediğini,

iddianameye yazılmış olmasının bu hususa gerçeklik kazandırmayacağını,

meslekten ihraç edilen HSYK müfettişi tarafından yapılan teftiş neticesinde

kendisine verilen notun hak ettiklerinden düşük bile kabul edilebilecek değerde

olduğunu, çalıştığı hâkim odasından ayrılmayıp polisi beklemiş olmasının kaçma

şüphesinin bulunmadığının göstergelerinden birisi olduğunu, hakkında suç

işlediğine dair kuvvetli belirtinin bulunmadığını, tutuklanmasının haksız ve

keyfî olduğunu belirtmiştir.

B. Değerlendirme

40. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

41. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucun tutuklamanın hukuki

olmadığına yönelen bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi

gerekir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

43. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 187-191).

44. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama

tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki

yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

45. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu iddiaların

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

47. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen (B. No: 2017/744,

4/4/2018, §§ 47-52); Zafer Özer (B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45)

başvuruları hakkında verilen kararlar.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

48. Başvurucu, FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen

soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

49. Diğer taraftan başvurucu bir hâkim olarak mesleğinden

kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

50. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde bu

teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkında

uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvuruları

incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya

görevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu

nedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse

diğer yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak

soruşturma mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat

edilen ve tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç olduğu, ayrıca ağır cezayı

gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin olgusal ve

hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama tedbirlerinin kanuni

dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varmıştır (diğerleri

arasından bkz. Adem Türkel, §§

52-59; Erdem Doğan, B. No:

2017/25955, 7/3/2019 §§ 50-57). Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı

olarak- hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine

giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma

yürütülmesi için bir izin şartı bulunmadığı yargısal içtihatlarda

belirtilmiştir (Mustafa Özterzi,

§ 93). Somut başvuruda anılan kararlardan yer alan değerlendirmelerden ve

varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır(bkz. aynı yönde

Zafer Özer, § 48).

51. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkim

olması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

52. Bu aşamada tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilecektir.

53. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğuna

dair HSYK'nın açığa alma kararına, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yürütülen soruşturma kapsamındaki araştırma tutanakları, kolluk arama tutanağı

ve HTS kayıtlarına dayanıldığının belirtildiği görülmektedir.

54. İddianamede ise Savcılık; başvurucunun FETÖ/PDY ile

irtibatlı olduğu gerekçesiyle HSYK kararlarıyla görevinden uzaklaştırılmasına

ve meslekten ihraç edilmesine, tanık beyanlarına, FETÖ/PDY üyeliğinden hakkında

soruşturma yapılan ve meslekten ihraç edilen HSYK eski müfettişinin verdiği

nota, başvurucunun annesi F.Şa.nın Bank Asya hesabında 2014 yılındaki

hareketliliğe, başvurucunun 2014 yılında yapılan HSYK üyeliği seçim sürecinde

anılan örgüt yapılanmasında yer alan HSYK üye adayları lehine seçimde

çalışmalar yaptığına yönelik tespitlere ve örgüt tarafından oluşturulan evlerde

üniversite döneminde kaldığına dair tespitlere dayanıldığını belirterek

başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan cezalandırılmasını talep ve iddia

etmiştir.

55. Başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan suçlamanın

dayanaklarından biri başvurucunun görevinden uzaklaştırılmasıdır. Başvurucu,

HSYK'nın 31/8/2016 tarihli kararı ile meslekten çıkarılmıştır.

56. Darbe teşebbüsünden sonra başta soruşturma mercileri olmak

üzere yargı organları ve kamu makamları büyük bir zorlukla karşı karşıya

kalmışlardır. Teşebbüsün savuşturulmaya çalışıldığı sırada hem doğrudan

teşebbüsle bağlantılı olduğu değerlendirilen binlerce kişi hakkında hem de

teşebbüsle bağlantılı olmasa da bunun arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY ile

bağlantılı olduğu değerlendirilen ve önemli bir kısmı kamu görevlisi olan on

binlerce kişi hakkında ivedilikle soruşturma yürütülmesi ihtiyacı ortaya

çıkmıştır (Zafer Özer, § 53).

57. Ülkenin savaş uçağı, helikopter ve tank gibi savaş

araçlarının dahi kullanıldığı bir darbe teşebbüsüne maruz kalması dolayısıyla

bu teşebbüsle ya da bunun arkasındaki yapılanma ile bağlantılı kişiler hakkında

ivedilikle soruşturma başlatılması ve bu soruşturmalar kapsamında bazı

şüpheliler hakkında yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirlerine

başvurulması, suç işleyenlerin tespitini ve cezalandırılmasını sağlamak üzere

soruşturmaların selamet içinde yürütülmesi amacının yanı sıra darbe teşebbüsü

ve onun arkasındaki yapılanma nedeniyle millî güvenlik ve kamu düzeni üzerinde

oluşan tehdit ve tehlikenin bertaraf edilmesi gayesine de yöneliktir (Zafer Özer, § 54).

58. FETÖ/PDY'nin kamuda en yoğun şekilde örgütlendiği alanlardan

birinin yargı olması nedeniyle haklarında soruşturma başlatılan bu kamu

görevlileri arasında yargı mensupları önemli bir yer tutmuştur. Bu bağlamda

HSYK, darbe teşebbüsünün devam etmekte olduğu dönemde bu teşebbüsün arkasındaki

yapılanma ile bağlantısının olduğu değerlendirmesiyle çok sayıda hâkim ve

Cumhuriyet savcısının görevden

uzaklaştırılmasına karar vermiştir. Aynı değerlendirmeyle Yargıtay

Birinci Başkanlık Kurulu bazı mensuplarının Yargıtaydaki

yetkilerinin kaldırılmasına, Danıştay Başkanlık Kurulu ise bir kısım

üyesinin görev yaptıkları dairelerdeki

görevlerinin sonlandırılmasına karar vermiştir. Süreç içinde de çok

sayıda yargı mensubu hakkında görevden

uzaklaştırma ve meslekten çıkarma

idari tedbirlerine başvurulmuş, ayrıca başlatılan ceza soruşturmaları

kapsamında bu kişilerin büyük bölümü hakkında yakalama, gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır (Zafer Özer,

§ 55).

59. Bu kapsamda verilen tutuklamaya ilişkin kararların önemli

bir kısmında şüphelilerin suç işlediklerine dair somut delillerin bulunduğu

ifade edilirken veya düzenlenen iddianamelerde suçlamaya ilişkin olgular

açıklanırken söz konusu görevden

uzaklaştırma, yetkilerini

kaldırma ve dairelerdeki

görevlerini sona erdirme veya

meslekten çıkarma şeklindeki idari kararlara atıf yapılmıştır. Bu

itibarla anılan kararların kuvvetli suç belirtisi ölçütünü karşılayıp

karşılamadığının değerlendirilmesi gerekmektedir (Zafer Özer, § 56).

60. Darbe teşebbüsünün yanı sıra teşebbüsten veya teşebbüsün

arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinden kaynaklanan tehdit ve

tehlikenin bertaraf edilmeye çalışıldığı bu aşamada teşebbüsün arkasındaki

yapılanma ile bağlantılarının olduğu değerlendirilen yargı mensupları hakkında

uygulanan idari tedbirlere ilişkin bu kararların ilgili mercilerde oluşan bir

kanaate dayalı olarak verilmesi söz konusu olsa da içeriğinde kendileriyle

ilgili bir eylem veya olgudan bahsedilmeyen kişiler bakımından bunların -tek

başına- kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilmesi mümkün değildir (Zafer Özer, § 57).

61. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda

görevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki

idari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara

muhatap olan kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu

anlamına gelmediği sonucuna varmıştır (diğerleri arasından bkz. Mustafa Baldır, § 70; Mustafa Açay, B. No: 2016/66638, 3/7/2019,

§ 54; E.A., B. No: 2016/78293,

3/7/2019, § 57; Ali Aktaş, B. No:

2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi,

§ 104). Bu itibarla başvurucu hakkındaki görevden uzaklaştırma veya meslekten

çıkarma tedbirlerine ilişkin kararlarda başvurucuyla ilgili kişisel bir tespit

ve değerlendirme bulunmadığından bunların -tek başına- suç işlendiğine dair

kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir (bkz. aynı yöndeki

değerlendirmeler için Zafer Özer,

§ 58).

62. Ayrıca soruşturma makamı, tanıklar E.B. ve E.A.nın

beyanlarına dayanarak başvurucunun atılı suçu işlediğini iddia etmiştir.

63. Tanık E.B. soruşturma aşamasındaki ifadesinde 2003-2004

yıllarında cemaat yurdunda başvurucuyla birlikte kaldıklarını, başvurucunun

HSYK seçimlerinde bağımsızlar listesi olarak bilinen cemaat listesini

desteklediğinden cemaatçi olarak ihraç edildiğini düşündüğünü belirtmişse de

soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki ifadelerinde başvurucunun örgütle

iltisakının kalmadığını, belli bir hiyerarşiye tabi olmadığını, kısa bir zaman

sonra bu yapıya ait evden kendi isteğiyle ayrıldığını ve sonradan hiçbir

şekilde FETÖ/PDY yapısı ile alakasının olmadığını,çalışma ve stajyer evlerinde

kalmadığını, aidat ödemediğini, yargıdaki cemaat yapılanmasına dâhil olmadığını

ifade etmiştir. Başvurucunun ise kovuşturma aşamasındaki savunmasında örgütün

yurtlarında kalmadığını, üniversitede eğitimi sırasında sadece sınav

dönemlerinde Bursa'dan Ankara'ya gittiğinde kalmak üzere Etimesgut'ta ucuz bir

pansiyon bulduğunu, söz konusu pansiyonun örgüte ait olması nedeniyle tanık

E.B.nin böyle beyanda bulunmuş olabileceğini, 2014 yılı HSYK seçimlerinde

kendisinin Van'da, tanık E.B.nin ise Ankara'da olduğunu, kendisiyle seçimle

ilgili konuşma yapmadığını, HSYK seçimlerinden sonra bağımsız adayları

destekleyen gerek HSYK'dan gerekse Teftiş Kurulundan üst görevlerde bulunan

kişilerin Van'a tayin edildiklerini, bu kişilerle aynı adliyede oldukları için

iletişimi olması dolayısıyla böyle bir yorum yapılmış olabileceğini ifade

ettiği anlaşılmıştır.

64. Tanık E.A. soruşturma aşamasındaki ifadesinde adına kayıtlı

olan ADSL hattı üzerinden Bylock programına giriş yapıldığını, aynı binada

oturduğu komşularının kendisine ait olan kablosuz internet ağından

faydalandıklarını, internetini hâkimler F.Ş., C.K., Y.E. ve başvurucunun

kullandıklarını, bu programı belirttiği kişilerden hangisinin girdiğini

bilmediğini ancak ağırlıklı olarak hâkim F.Ş.den şüphelendiğini belirtmiş olup

kovuşturma aşamasındaki ifadesinde söz konusu ADSL hattı üzerinden Bylock

programına giriş yapan kişinin F.Ş. olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle

adına kayıtlı ADSL hattı üzerinden Bylock programına girilmesi ve kullanılması

ile ilgili olarak başvurucunun herhangi bir ilgisinin bulunmadığının Hatay 2.

Ağır Ceza Mahkemesinin E.2016/362 sayılı dosyasında tespit edildiğini

belirtmiştir. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede, İstanbul Emniyet

Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan havuz sorgusu

sonucu düzenlenen 20/3/2018 tarihli tutanakla başvurucunun ByLock kullanıcısı

olmadığının tespit edildiği ifade edilmiştir.

65. Soruşturma aşamasında ifadesi alınan tanık U.O. başvurucu

ile bir dönem aynı öğrenci evinde kaldıklarını, o dönemde Ankara Üniversitesi

Hukuk Fakültesinde okumakta olan başvurucunun herhangi bir görevi olduğunu

hatırlamadığını beyan etmişse de başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede bu

ifadeden bahsedilmediği, kovuşturma aşamasında ise Mahkemece tanığın

beyanlarının üniversite yıllarına ait olduğu, başvurucunun 2006 yılında Ankara

Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezunu olduğu gözetilip tanığın beyanlarının

sonuca etkili olmayacağı değerlendirilerek dinlenilmesinden vazgeçilmesine

karar verildiği anlaşılmaktadır.

66. İddianamede; FETÖ/PDY üyeliğinden hakkında soruşturma

yapılan ve meslekten ihraç edilen HSYK eski müfettişlerinden A.B.nin

başvurucuya 82 puan not takdir etmesinin objektif kriterlerden ve yerleşik

uygulamalardan uzak, örgütsel amaç ve politikalar doğrultusunda başvurucunun

parlatılması, hakkındaki olumsuz düşüncelerin bertaraf edilmesi ve gelecekte

önemli görevlere getirilmesini sağlamak amacıyla örgütsel dayanışma

sergileyerek 82 puan gibi yüksek bir not takdir ettiğine yönelik olduğuna dair

tespitler bulunduğu belirtilmiştir. Başvurucu kovuşturma aşamasındaki savunmasında,

tüm terfilerinin C terfi olduğunu, müfettişin ayrıcalıklı bir puan vermediğini

beyan etmiştir. Yargılamayı yapan Mahkeme de beraat kararı gerekçesinde sanığın

savunmasının aksini kanıtlayan her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve

kuvvetli delil elde edilemediğini belirtmiştir.

67. İddianamede, başvurucunun annesi F.Şa.nın Bank Asya

hesabında 2014 yılında hareketlilik görüldüğü ifade edilmiştir. Başvurucu

kovuşturma aşamasındaki savunmasında, annesine ait Bank Asya hesabındaki

paranın şahsıyla ilgisinin olmadığını belirtmiş; tanık F.Şa. kovuşturma

aşamasında alınan ifadesinde oğlu olan başvurucunun Bank Asyada hesap

açtırmasıyla ilgili herhangi bir yönlendirme ve talimatının olmadığını,

rahmetli olan kızı H.Ş.nin çalışıp kazandığı birikimlerini değerlendirmek amaçlı

olarak Bank Asyada hesap açtırdığını ve kızının birikimlerini bu Bankaya

yatırdığını, herhangi bir talimatla hesap açtırmadığını, para yatırmadığını,

hesap açtırdığı dönemde de oğlunun öğrenci olduğunu, okuduğu Üniversiteye

sadece sınav dönemlerinde gittiğini ve çalışmadığını belirtmiştir. Yine

iddianamede, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube

Müdürlüğünce başvurucu hakkında yapılan havuz sorgusu sonucu düzenlenen

20/3/2018 tarihli tutanakla başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı bulunan Bank

Asyada bir hesabının bulunmadığının tespit edildiği belirtilmiştir.

68. Tutuklama kararında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülen soruşturma kapsamındaki araştırma tutanakları, kolluk arama tutanağı

ve HTS kayıtlarından bahsedilmiş ise de başvurucunun Büyükçekmece Adliyesindeki

odasında ve kaldığı Büyükçekmece Öğretmenevi'nde yapılan arama ile ilgili

düzenlenen 11/8/2016 tarihli arama tutanaklarında,herhangi bir suç veya suç

unsuruna rastlanmadığı, birtakım elektronik ve dijital malzemelerin elde

edildiği belirtilmiş; yargılamayı yapan Mahkemenin beraat kararı gerekçesinde,

başvurucunun incelenen dijital materyallerinde suç unsuruna rastlanmadığı ifade

edilmiştir. İddianamede ayrıca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele

Şube Müdürlüğünce başvurucu hakkında yapılan havuz sorgusu sonucu düzenlenen

20/3/2018 tarihli tutanakla başvurucunun FETÖ/PDY'nin tepe yöneticileri ile bir

telefon irtibatının olmadığının tespit edildiği belirtilmiştir. Tutuklama

kararında değinilen, başvurucu hakkındaki istihbarata dayalı bilginin içeriği

hususunda detaylı bilgiye, başvurucu hakkındaki tutuklama kararında,

iddianamede ve beraat kararında yer verilmemiştir.

69. Sonuç olarak tutuklama kararı, soruşturma ve kovuşturma

belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin

ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.

70. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

71. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli

belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin

uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan

dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere

aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

72. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel

hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını

düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

4. Anayasa'nın 15.

Maddesi Yönünden

73. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini sağlayacak

güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya konulması

gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması tutuklama tedbiri için

ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla

-hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan

tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde

bir tedbir olarak kabul edilemez (Şahin

Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, § 109; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 156).

74. Somut olayda Anayasa Mahkemesince, soruşturma makamlarının

suç işlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan başvurucu

hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır. Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak ve

özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen

Anayasa'nın 15. maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere

aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Turhan Günay

[GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, § 88,Şahin

Alpay, § 110; Mehmet Hasan Altan

(2), § 157).

75. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

5. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

76. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

77. Başvurucu, maddi zararları saklı kalmak kaydıyla 250.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

78. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir(Aligül

Alkaya ve diğerleri, B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

79. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

80. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

20/2/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Başvurucunun

tutukluluk hâli sona ermiştir.

81. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 35. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2018/131) GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/1/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

B. Başvuru No: 2016/78293 (1.Bölüm) ve B.Başvuru No:2016/14597

(Genel Kurul) sayılı dosyalardaki karşıoylarda belirtilen hukuki neden ve

gerekçelerle; 12.8.2016 tarihinde tutuklanan, soruşturma devam ederken kimi

tanıklarca FETÖ bağlantısı olduğu yolunda beyanlarda bulunulan, 20.2.2017

tarihinde tahliye edilip 4.4.2019 tarihinde beraat etmekle beraber

yargılamasının henüz istinafta kanun yolu aşamasında derdest olduğu anlaşılan

başvurucu hakkındaki ilk tutuklama kararında suç işlediğine dair kuvvetli

belirtilerin yeterince ortaya konulduğu, dolayısiyle bu tedbirin uygulanması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edilmediği kanaatine

vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Burak Cenk İLHAN

Başvurucu

:

Orhan ŞAHNA

KARŞIOY

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal

ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin

düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde

ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması

yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başka

söyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’da

öngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özü

itibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olması

gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına

yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından

etkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,

2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunma kapasitesi

bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair şüphe, o

başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradan oluşturulan ve

henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamda değerlendirilmesi

gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).

Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiği

konusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketme

girişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorum

yetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargı

organlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları

ışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makul

bir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunu

kullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununla

birlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz

konusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal

davaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme

yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halinde

mahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri

ihtimali her zaman vardır.

Somut olayda 12.08.2016 tarihinde tutuklanan ve 30.09.2016

tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma

durumu, 20.02.2017 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)

birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesince

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarak

hürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireysel

başvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olan

olası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminata

hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlal

kararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) bir

sonuç ortaya çıkmayacaktır.

Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireysel

başvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireysel

başvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek ve

giderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak arama

yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

dayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırı

olduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanın

kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesinin

mevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunup

bulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklama

tedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1

Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı Ceza

Muhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlu

bir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralı

fıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynı

Kanunun 101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanın

devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a)

Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.”

Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

(fıkranın a bendine) göre "Suç

soruşturması veya kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ...

kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıf

yapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni,

ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen bir

kişi için Kanun tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.

Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireysel

başvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sona

ermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilen

beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir arada

gerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğu

iddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davası

açabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucu

tahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olması

veya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olması

hallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK

141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

ilişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımını

sonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,

tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminata

konu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenen

tazminat nedenine ilişkin durumdur.

Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki birçok kararına göre;

başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucu

hakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK

141/1 a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiyle

kabul edilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK 141/1-e

hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusu

hükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası

yönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4 Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tüm

başvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde ise işin esası

incelenmektedir.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmiş

olan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına karar

verilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm

verilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenen

tazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,

tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makul

sürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarının

tüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5

Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukuki

olmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindeki

tazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,

gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetle

sonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızın

başvuru yollarının tüketil¬memesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verilmektedir.6

Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın

esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıf yapıldığı

için gözaltı¬nın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın 141.

maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddia

edilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersine

oluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasının

var olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlarda

atıf yapılan Yargıtay kararları7 somut delil olmadan gerçekleştiği

iddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili olmadığından anılan iddiaya itibar

edilmesi mümkün değildir.8

Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuka

aykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, Anayasa

Mahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yoluna

başvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucunun

tutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesi

çelişkili bir durum oluşturmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolunun

bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapma

yaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri gönderme

merkezlerindeki tutma koşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalı

başvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muamele

oluşturduğu iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangi

bir örneğini tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konu

edilebileceğini belirterek incelememiştir.

İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili bir

başvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türk

hukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dair

kararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan ve

kanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddüt

uyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasının

söz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesi

bakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bu

güne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösteren

herhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkin

etkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifade

etmiştir.9

Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabul

edilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında,

tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya da

tutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işlemine

karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamında açılacak davada

incelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme,

buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalar

bulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını

iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu olmadığı için bu türden

şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yola işlerlik kazandırmak

ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece mahkemelerine

başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10

Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişinin

CMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin ve

tutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitin

devam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürüten

mahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkında

mahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veya

kesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklama

tedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiği

veya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolunun

etkililiği açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu

bağlamda, kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veya

mahkûmiyet hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığını

söylemek yerinde olacaktır.

Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygun

olmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanması

hukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucuna

varılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğun

hukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız bir

inceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz, Koruma

Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru,

Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğinin

incelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veya

beraat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemi

olmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de, mahkûmiyet kararı verilmesi veya

davanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanın hukukiliği

incelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyor

olması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğinin

incelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle bir

inceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlik

kararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceği

gibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygun

olduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda beraat kararı verilmiş olan başvurucunun

tutuklanmasının hukuka uygun olduğuna karar vermiş iken, Ali Bulaç13 başvurusunda hakkında mahkûmiyet kararı verilen

başvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.

Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliği

bağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısal

sürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığı

anlaşılmaktadır.

Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminat nedeninin, yargısal

sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konu edilebilecek tazminat

nedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusu kararlara göre, kanuna

uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya

yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olup da gözaltı ve

tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya

işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle

zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıyla

ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu

bulunmaktadır.

Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı

olduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,

tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağına

ilişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasını

inceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtina

edebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmek

gerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağır

ceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup olmadığını

inceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın kanunda öngörülen

şartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat mahkemesinin kanundan

kaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma aşamasında yargılamayı

yürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiği tutuklama veya tahliye

kararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır ceza mahkemesi tarafından,

tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerek kaldırılabilmektedir. Bu

konuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyle olunca da bir ağır ceza

mahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiği tutuklama kararının hukuka

aykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespit edilmesinin önünde de

herhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındaki

tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminat

yolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsünün

sona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik

iddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d)

bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkin

yaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen ve hakkındaki

kamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanun yolu

aşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadı

doğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağı

tazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkin

kararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetli

suç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birlikte

devam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e., s.94) Nitekim

Anayasa Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin olup

esastan incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup olmadığı, tutuklama

nedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca,

bu konuya ilişkin olup başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verilen başvurularda da, tazminat davasına bakacak olan

mahkemenin de kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup

olmadığını değerlendireceği varsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür

başvurularda kişilerin tazminat davası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi.

Sonuç olarak, eğer tazminat davasına bakacak mahkeme, uzun tutukluluk

şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını

inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği şikâyetlerinden kaynaklanan

davalarda da tutuklamanın hukukiliğini inceleyebilmelidir.

Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da

değinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun

tutukluluk şikâyetini, inceleme tarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması

nedeniyle CMK 141’de düzenlenen tazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına neden

olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple

siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak ise

Anayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağı

tazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterli

giderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edip etmediği

de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak durumunda

olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin 141. maddesinde öngörülen

tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerinin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahale sonucunu

doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunu ifade

etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal

edildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun,

tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili

olduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası

zımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK

141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğünün

ihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucunun

tutuklanmasına konu eylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığını

tespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki olup olmadığını da elbette ki tespit

edebilir. Zira deliller değerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlal

ettiğinin tespit edebilmesi mümkün değildir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veya

takipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.

maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunu

belirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

vermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,

B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-a

bendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkili

davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.

Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı

141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK

141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikte

etkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminat

istenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemi

bulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olup

olmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir.

Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğini

tespit edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHM

de Mergen ve diğerleri kararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun

tüketilmesi gerektiği itirazını reddetmiştir. Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- e

bendinin değil, 141/1-a bendinin etkili bir yol olduğu söylenebilir. Nitekim

Anayasa Mahkemesi de bu durumu göz önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendine

de atıf yapma gereği duymuştur. 141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlı

olmadığı için tahliye durumunda da bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün

değildir.

Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde

tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanın ilgili/ilişkili

olduğu davanın mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinin tahliye edilmiş

hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği

sonucuna ulaşılmaktadır.

Açıkladığım gerekçelerle başvurunun tutuklamanın hukukiliğine

ilişkin kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden çoğunluğun işin esasının

incelenmesi gerektiği yolunda oluşan görüşüne katılmadım.

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

___________________

1 Halas Aslan, B.

No: 2014/4994, 16.2.2017.

2 Reşat Ertan,

2013/5700, 15/04/2015, § 26; Mehmet Emin Güneş, 2013/5707, 16/04/2015, § 29;

Mecit Gümüş, 2013/9105, 25/6/2015, §32; Hüseyin Hançer, 2013/8319, 7/1/2016,§§

39, 40; Ömer Köse, 2014/12036, 16/11/2016, § 34

3 Kamil Erdoğan, B.

No: 2017/4023, 19/4/2018, §40; Bilal Canpolat, §§ 37-43; Fatma Maden, §49;

Ertuğrul Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §42

4 Fatma Maden, §47,

Ertuğrul Raşit Benal, §40

5 Erkam Abdurrahman

Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §54; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,

29/9/2016,§37

6 Neslihan Aksakal,

B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 30- 38; Ahmet Ünal, B. No: 2016/17624,

9/5/2018, § 24-26.

7Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı

8 Benzer durumlar

bakımından, Yargıtay uygulamasında tazminat yolunun başarıyla uyguladığını

gösteren emsal kararlar bulunmamakla birlikte, böyle bir hukuk yolunun

kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz

konusu değildir.

9B.T. [GK], B. No:

2014/15769, 30/11/2017, §§ 40-60.

10 Cafer Yıldız,

B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,

§§ 37-40.

11 Bkz. Besime Konca,

B. No: 2017/5867, 3/7/2018.

12 Mehmet Özdemir, B.

No: 2017/37283, 29/11/2018

13 Ali Bulaç [GK], B.

No: 2017/6592, 3/5/2019

14 bkz. Yargıtay 12.

Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı,

1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararları.

15 İrfan Gerçek, B.

No: 2014/6500, 29/9/2016, § 19, 37

16 Bkz. Örneğin,

Hüsnü Aşkan, B. No: 2015/4057, 31/10/2018, § 45, Halas Aslan, B. No: 2014/4994,

16/2/2017, § 87. 17 Mustafa Avci, B. No: 2014/1545, 22/3/2018 18 Mustafa Avci, §27 19 Mustafa Avci, §35-38 20 Mergen ve diğerleri/Türkiye kararı, §36 Üye Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/50948, 9 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  11. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  12. Karşıoy Gerekçesi
  13. B. Başvuru No: 2016/78293 (1.Bölüm) ve B.Başvuru No:2016/14597
  14. Karşıoy
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/50948
Tarih
9 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Temel Coşkun Başvurusu (B. No: 2017/1632)
  • Feriha Şencan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/28732)
  • A.l. Başvurusu (B. No: 2016/63999)
  • Medine Koç ve Selver Özkan Başvurusu (B. No: 2015/8721)
  • İsmail Kiriş Başvurusu (B. No: 2016/36498)
  • N.d. Başvurusu (B. No: 2016/21990)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.