İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Alp Altınörs Başvurusu (B. No: 2018/2790)

1. Başvuru; kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak

Başvuru No2018/2790Tarih25 Şubat 2021Okuma28 dk · 5.508 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Alp Altınörs Başvurusu

Karar tarihi
25 Şubat 2021
Başvuru Numarası
2018/2790
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.508 kelime·28 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak

bilinen bir gösteriye kolluk görevlilerince yapılan müdahale sırasında gereksiz

ve orantısız güç kullanımı sonucu meydana gelen yaralanma ve bu olaya ilişkin

olarak etkili soruşma yürütülmemesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının, toplantının hukuka aykırı şekilde dağıtılması nedeniyle de

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 11/1/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Anayasa Mahkemesi, Türkiye İnsan Hakları Kurumu

tarafından Ekim 2014'te yayımlanan Gezi Parkı olayları raporunda yer alan bazı

tespitlere Özge Özgürengin (B. No:2014/5218, 19/4/2018, § 10) kararında

yer vermiştir.

10. Başvurucu 11/6/2013 tarihinde Gezi Parkı civarındaki

protesto gösterisine katılmış ve aynı gün kolluk görevlilerince kullanılan göz

yaşartıcı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu yaralanmıştır.

11. Başvurucu olay günü ilk önce Taksim Eğitim ve

Araştırma Hastanesinde (Hastane) tedavi altına alınmış, baş bölgesinin

tomografisi çekilerek açık yara sütüre (dikiş) edilmiş ve başvurucu

hakkında genel adli muayene raporu düzenlenmiştir. 15/6/2013 tarihinde ise

Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gören başvurucunun triaj

raporunda dört gün önce kafa travması yaşadığı kaydedilmiştir.

12. Başvurucu 9/12/2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) suç duyurusunda bulunmuş ve bunun

üzerine adli soruşturma açılmıştır. Vali, İl Emniyet Müdürü, Çevik Kuvvet Şube

Müdürü ve ilgili kolluk görevlilerinden şikâyetçi olduğunu belirten başvurucu;

plastik mermiyle baş bölgesinden yaralandığını, yarasına dokuz dikiş

atıldığını, olayda güvenlik görevlilerince gereksiz ve orantısız şekilde güç

kullanıldığını dile getirmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı Vali ve İl Emniyet

Müdürü hakkındaki şikâyete ilişkin olarak ayrıca soruşturma yürütmüştür.

Soruşturma önce 13/12/2013 tarihinde benzer şikâyetleri ihtiva eden başka bir

soruşturmayla birleştirilmiş, 21/5/2015 tarihinde ise sürüncemede kaldığı

gerekçesiyle soruşturmalar tekrar ayrılmıştır.

13. Cumhuriyet Başsavcılığınca 13/12/2013 tarihinde

kolluğa yazılan müzekkerede; olay yerine ait trafik kamerası (MOBESE) ile

işyeri güvenlik kamera kayıtlarının temin edilmesi, şikâyet dilekçesinde

belirtilen ve resen tespit edilecek kişilerin beyanlarının alınması, tespit

edilecek şüphelilerin açık kimlik bilgileri ve fotoğraflarının gönderilmesi ile

gerekli sair delillerin toplanması talimatları verilmiştir.

14. Kolluğun 23/9/2014 tarihli cevabında, olay tarihinde

göz yaşartıcı gaz tüfeği kullanmaya yetkili personelin iş yoğunluğundan dolayı

görev listelerinde belirtilmediği, zimmet belgelerinin ise gaz tüfeklerinin

iadesinden sonra ilgili yönetmelik hükmünce imha edildiği belirtilmiş; olaydan

önce gaz tüfeği kullanım kursu alıp olay yerine yakın bölgede görev icra eden

personelin isim listesi ile fotoğrafının gönderildiği ifade edilmiştir. Bu

kapsamda olay yerine yakın görev icra eden ve olay tarihinden önce gaz tüfeği

kullanım kursu alan -on altısı rütbeli olmak üzere- toplam otuz yedi kolluk

görevlisine ait isim listesi ile toplam yetmiş dört kişiden oluşan geniş liste

gönderilmiştir. Olay anına ilişkin MOBESE kaydının ise kameralarının olaylar

sırasında hasar gördüğü için kayıt yapamadığından gönderilemediği

belirtilmiştir.

15. Olay günü yaşananlara ilişkin kolluk görevlilerince

aynı tarihte düzenlenen ve Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen tutanakta, olay

yerine asılan yasa dışı pankartların indirilmesi için İstanbul Valiliğince

(Valilik) verilen emir üzerine gösteriye sabah 06.30 sıralarında müdahalede

bulunulduğu, göstericilerin yollara barikatlar kurduğu, barikatların

kaldırılması ikazına göstericilerin taş, soda şişesi ve sapanla bilye atarak

karşılık verdiği, bu nedenle göstericilere direnci kıracak ölçüde kademeli güç

kullanıldığı bilgilerine yer verilmiştir. Saat 07.30 sıralarında ise göstericilere

sesli ikazda bulunularak park içindeki kimseye müdahale edilmeyeceği,

amaçlarının bina ve anıt civarında düzenleme yapmak olduğu bildirilmesine ve

makul bir süre beklenmesine karşın göstericilerin şiddete başvurdukları ifade

edilmiştir. Bu nedenle sadece Taksim Meydanı'nda şiddet eyleminde bulunan

göstericilere karşı direnci kıracak ölçüde kademeli olarak güç kullanıldığı ve

bazı terör örgütlerine ait pankartların indirildiği belirtilmiştir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığınca 8/10/2015 tarihinde

kolluğa yazılan müzekkerede başvurucunun iddialarının araştırılması için

müfettiş görevlendirilmesi istenmiştir. Bu kapsamda yapılacak tahkikat

sonucunda başvurucunun gösteriye katılıp katılmadığı, gösteriden önce yasal

bildirimde bulunulup bulunulmadığı, kolluğun zor kullanımı öncesi

göstericilerin herhangi bir şiddet eylemi sergileyip sergilemediği, şiddet

eyleminde bulunulmuşsa buna dair kamera kaydı ve tutanak gibi delillerin

gönderilmesi istenmiştir. Ayrıca gösterinin trafik karışıklığına neden olmak

dışında başkalarının vücut bütünlüğü ve mallarına zarar verip vermediği,

başkalarının halk arasında rahatça dolaşabilmesine engel olup olmadığı, gösteri

barışçıl ise göstericilerin dağılmaları için ikaz yapıldıktan sonra makul bir

süre beklenip beklenmediği sorulmuş ve buna ilişkin kamera kaydıyla

tutanakların gönderilmesi talep edilmiştir. Müzekkerede son olarak zor

kullanımın gerekli ve orantılılığına ilişkin açıklama istenerek buna dair

kamera kaydı ve sair delillerin sunulması ve başvurucunun da ifadesinin

alınarak kolluk araçlarına ait kameralar da dâhil olmak üzere olay anına ait

delil araştırması yapılması istenmiştir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığının talebi doğrultusunda

başvurucunun da aralarında olduğu toplam on kişinin benzer şikâyetlerine

ilişkin olarak idari ön inceleme yapılmıştır. Ön inceleme kapsamında başvurucu

ve diğer müştekilerin ifadeleri alınmış, olay yeri ve zamanında görevli, gaz

tüfeği kullanan personelin listeleri tam olarak temin edilememiş; kolluk

araçları MOBESE ve işyerlerine ait kamera kayıtlarına ulaşılamamıştır. Sonuç

olarak 23/6/2015 tarihli kararla fail tespiti yapılamadığından disiplin

soruşturması açılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

18. Başvurucunun ifadesi müşteki sıfatıyla 10/2/2017

tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından alınmıştır. İfadede başvurucu her ne

kadar şikâyet dilekçesinde plastik mermiyle yaralandığını belirtmiş olsa da

sonradan göz yaşartıcı gaz fişeği ile yaralandığını tıbbi müdahale sonucu

anladığını zira başındaki yaranın hilal şeklinde olduğunu öğrendiğini

belirtmiştir. Başvurucu yaralanmasına neden olan eylemin kasten

gerçekleştirildiğini düşündüğünü çünkü olay anında kendisinin bulunduğu yerde

herhangi bir kargaşa ya da müdahaleyi gerektiren bir eylemin olmadığını,

bulunduğu yerden ayakta Gezi Parkı'nı izlediğini ifade etmiştir. Başvurucu

idari ön incelemede de benzer şekilde beyanda bulunmuştur.

19. Cumhuriyet Başsavcılığınca talep edilmesi üzerine

Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından 30/5/2014 tarihinde düzenlenen kesin adli

raporda; başvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir durum

oluşturmadığı, kemik kırığına neden olmadığı ve basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek nitelikte olduğu tespitlerinde bulunulmuştur.

20. Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun yaralandığı

olay mahallinde görevli kolluk görevlilerinin tespiti için kolluğa 18/7/2017

tarihinde yeni bir müzekkere daha yazılmıştır. 24/8/2017 tarihli cevap

yazısında olaylara uzun süreli müdahalede bulunulduğu, grupların müdahalenin

gerektirdiği şekilde görev noktalarından ayrılarak takip yapabildiği, zaman

zaman kuvvet kaydırmalarının da yapıldığı, bu nedenle olay yerinde görevli

kolluk personelinin tespit edilemediği belirtilmiş; sayısı binleri bulan kolluk

görevlilerine ait isim listesi gönderilmiştir.

21. Cumhuriyet Başsavcılığınca 24/10/2017 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek soruşturma sona erdirilmiştir.

Kararda başvurucunun yaralanmasına ilişkin adli rapor, olay anına ait kamera

kaydına erişilememesi, olay yerinde görevli kolluk personelinin tespit

edilememesi ve olaya ilişkin disiplin soruşturmasının fail tespiti yapılamadan

sonuçlandırılması hususlarına vurgu yapılmıştır. Kolluk görevlilerinin güç

kullanmasına ilişkin kanuni düzenlemelere de yer verilen kararda, olaya ilişkin

kolluk tarafından düzenlenen tutanaktan kolluğa karşı direnen göstericilerin

olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle kolluğun gerektiği için güç kullandığı ve

başvurucunun yaralanmasının hafif olması da gözetildiğinde kullanılan gücün orantılı

olduğu sonucuna varıldığı ifade edilmiştir.

22. Kovuşturmaya yer olmadığı kararına başvurucu itiraz

etmiştir. İtiraz dilekçesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) çeşitli

kararlarına da atıfta bulunarak ifadesinin alınması ve adli raporunu temin

edilmesi dışında Cumhuriyet Başsavcılığının etkili bir soruşturma faaliyetinde

bulunmadığından yakınmış, kolluğun yaralama eyleminin zor kullanma yetkisi

içinde kabul edilemeyeceği belirtmiştir. İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliğince

incelenen itiraz 28/11/217 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya

19/12/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 11/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

24. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna

acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan

kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi

üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif

olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya

adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu

nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır."

25. 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma yetkisine

ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı 256. maddesi şöyledir:

"(1) Zor kullanma yetkisine

sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin

gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna

ilişkin hükümler uygulanır."

26. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanunu'nun "Zor ve silah kullanma" kenar

başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Polis, görevini yaparken

direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde

zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında,

direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek

şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî

şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen

kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop,

basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller,

polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere

direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı

yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak,

ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

..."

27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi"

kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:

"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar

veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir

öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin

gerçeğini araştırmaya başlar.

(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin

araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî

kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak

muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."

28. Anayasa Mahkemesi Ali Ulvi Atunelli (B. No:

2014/11172, 12/6/2018, §§ 25-27) ve Özlem Kır (B. No: 2014/5097,

28/9/2016, §§ 28-30) kararlarında 30/12/1982 tarihli ve 17914 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 25. maddesinin

ilgili kısımlarına, İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011 tarihli

Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair

Yönerge'nin 10. ve 12. maddelerinin ilgili kısımlarına, Emniyet Genel Müdürlüğü

tarafından 26/6/2013 ve 22/7/2013 tarihlerinde çıkarılan iki ayrı genelgeyle

daha ayrıntılı hâle getirilen, Emniyet Genel Müdürlüğünün Aralık 2008 tarihinde

hazırladığı Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları Kullanım Talimatı'nın

ilgili bölümlerine yer vermiştir.

B. Uluslararası

Hukuk

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ilgili

maddelerine ve AİHM'in konuya ilişkin içtihatlarına Ali Ulvi Atunelli (aynı

kararda bkz. §§ 29-45) kararında yer verilmiştir.

30. Anayasa Mahkemesi Ali Rıza Özer ve diğerleri

([GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 47-51) ve Özlem Kır (aynı kararda

bkz. §§ 31-35) kararlarında 13/1/1993 tarihli Kimyasal Silahların

Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların

İmhası ile İlgili Sözleşme’ye, Kolluk Görevlileri Tarafından Zor ve Ateşli

Silah Kullanılması Hakkında Temel İlkelerin [Birleşmiş Milletler (BM) Suçun

Önlenmesi ve Suçluların Islahı Sekizinci Kongresi, Havana, 27/8/1990-7/9/1990,

BM, A/CONF.144/28/Rev.1, 1990, s. 112-115] ilgili bölümlerine, BM barışçıl

toplanma ve gösteri yapma özgürlüğü özel raportörü tarafından hazırlanan

raporun (BM İnsan Hakları Komisyonu A/HRC/20/27, 21/5/2012) 35. maddesine,

Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin

Önlenmesi Komitesinin (CPT) göz yaşartıcı gaza ilişkin görüş ve tavsiyelerine

yer vermiştir.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

31. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. İnsan

Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu; kolluk görevlilerinin göz yaşartıcı gaz

kullanım talimatlarına uymadığını, herhangi bir direniş ya da saldırıda

bulunmadığı hâlde gereksiz ve orantısız şekilde kullanılan güç sonucunda

yaralandığını, bu nedenle Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

33. Başvurucu ayrıca olay hakkında yapılan soruşturmanın

derhâl başlamadığını, olay tarihinde hakkında genel adli muayene raporu

düzenlenmiş olmasına rağmen ancak şikâyeti üzerine resmî bir soruşturmanın

açıldığını, yapılan soruşturmanın ise gereksiz yere başka bir soruşturmayla

birleştirilip iki yıl sonra tekrar ayrılarak sürüncemede bırakıldığını dile

getirmiştir. Başvurucuya göre anılan nedenlerle etkili bir soruşturma

yürütülmemiş ve Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru

hakkı da ihlal edilmiştir.

34. Bakanlık görüşünde, başvurucunun kasten yaralandığına

ilişkin soruşturma evrakına yansıyan bir delil bulunmadığından bireysel

başvuruda bulunmadan önce tazminat davası yolunun tüketilmesinin daha etkin bir

giderim sağlamasının mümkün olduğu belirtilmiştir. Başvurunun esasına ilişkin

olarak ise Bakanlık, barışçıl olmayan bir toplantıya güvenlik görevlilerince

olayın gerektirdiği ölçüde müdahalede bulunulduğu ve kötü muamele yasağının

ihlali için aranan asgari ağırlık eşiğinin somut olayda aşılmadığı

kanaatindedir. Bakanlık ayrıca başvurucunun olaydan yaklaşık altı ay sonra suç

duyurusunda bulunmasının özen yükümlülüğüne aykırı olduğunu dile getirmiştir.

2. Değerlendirme

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir. Başvurucunun etkili başvuru hakkının ihlaline ilişkin

ileri sürdüğü şikâyetlerin ise kötü muamele yasağının usul boyutu kapsamında

kaldığı anlaşıldığından belirtilen haktan ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

duyulmamıştır.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

37. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet

yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz."

38. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve

usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem

bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu

(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif

yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu

oluşturmaktadır (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve

diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, §64; Mustafa Rollas, B. No:

2014/7703, 2/2/2017, § 49).

39. Başvurucunun şikâyetine konu eylem kamu görevlisinin

fiilinden kaynaklandığı için kural olarak devletin negatif yükümlülüğü kapsamında

bir hak ihlali olup olmadığının incelenmesi gerekir. Ayrıca başvurucunun kolluk

görevlileri hakkında etkili bir soruşturma yapılmayarak kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verildiği yönündeki şikâyeti de pozitif yükümlülükler

kapsamında etkili soruşturma yapma yükümlülüğü açısından ele alınmalıdır.

i. İnsan

Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

(1) Genel

İlkeler

40. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan

maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü

fıkrasında ise kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin

insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı

hüküm altına alınmıştır.

41. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve

Sözleşme'nin 3. maddesi istisna öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur

kırıcı muamele ve cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir.

Kötü muamele yasağının mutlak mahiyeti Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

belirtilen savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike

hâlinde dahi istisna öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme'nin 15. maddesi

kapsamında da benzer bir düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi

bir istisna öngörülmemiştir (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014,

§ 33).

42. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 81).

43. Öte yandan kötü muamele konusundaki iddialar, uygun

delillerle desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek

için her türlü şüpheden uzak, makul kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki

bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar

toplanırken tarafların takındığı tutumlar dikkate alınmalıdır. Ancak bu uygun

koşulların tespiti hâlinde bir kötü muamelenin varlığından bahsedilebilir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

44. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara

muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir. Ayrıca kötü

muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip

gelmediğinin tespiti de dikkate alınması gereken diğer faktörlerdir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

45. Kolluk görevlileri, görevini yaparken direnişle

karşılaşması hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir. Fiilî bir saldırının varlığı hâlinde kolluk görevlileri

ayrıca meşru savunma kapsamında zor kullanma yetkisine sahiptirler. Ancak zor

kullanımı yalnızca zorunlu hâllerde başvurulabilecek bir yol olduğu gibi,

başvurulacak güç ölçülü ve kademeli olmalıdır (Arif Haldun Soygür, B.

No: 2013/2659, 15/10/2015, § 51). Ayrıca kişinin kendi davranışından veya

tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu

neviden fiiller, prensip olarak Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen yasağı

ihlal edecektir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81).

46. Anayasa Mahkemesi kötü muamelenin kişi üzerindeki

etkisine göre Anayasa ve Sözleşme kapsamında nasıl derecelendirildiğine, buna

göre eylemin işkence, eziyet ya da insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele nitelendirmelerinden hangisine uygun olduğuna ilişkin

temel ilke ve belirlemelerini ortaya koymuş (Cezmi Demir ve diğerleri,

§§ 84, 85, 88-90) ve bu ilkeleri birçok kararında da tekrar etmiştir (birçok

karar arasından bkz. Ender Ergün, B. No: 2016/1849, 19/11/2019, §§

49-53).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

47. Başvurucu, katılmış olduğu bir protesto eylemi

sırasında herhangi bir şiddet eylemine karışmadığı ve barışçıl bir tutum içinde

olduğu hâlde kolluk kuvvetince kullanılan gaz tüfeği mühimmatı ile yaralandığından

yakınmaktadır. Başvurucu bu iddiasını aynı gün tedavi gördüğü hastane

tarafından düzenlenen adli raporla da desteklemektedir. Bu adli raporla

bağlantılı olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıca ATK tarafından düzenlenen

rapor da temin edilmiş durumdadır (bkz. § 19). Şu hâlde başvurucunun iddiasını

makul birtakım delillerle destekleyemediği söylenemeyecektir. Kaldı ki

kovuşturmaya yer olmadığı kararında da başvurucunun iddiası dışında başkaca bir

şekilde yaralandığı yönünde yargısal bir değerlendirme yapılmamış, aksine

kolluk kuvvetinin kullandığı gücün orantılı olduğunun kabulü ile soruşturma

sonuçlandırılmıştır (bkz. § 21).

48. Başvurucuda meydana gelen yaralanmanın ağırlığı,

vücuttaki yeri ve olayın meydana geliş şekline ilişkin iddia bir bütün hâlinde

değerlendirildiğinde somut olayın kötü muamele yasağının kapsamı alanında

incelenebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğini aşmadığı da söylenemez.

49. Kolluk görevlilerinin protesto gösterileri gibi

toplumsal olaylara nasıl ve ne şekilde müdahale etmesi gerektiğine ilişkin

kurallar kanuni düzenleme ile belirlenmiştir (bkz. § 26). Somut olayda

başvurucunun da katıldığı protesto eyleminde bazı göstericilerin barışçıl tutum

içinde olmadığı, kolluk görevlilerine şiddet içeren saldırıda bulunduğu, kamu

ve özel şahıs mallarına zarar verdiği kolluk tarafından 11/6/2013 tarihinde

düzenlenen Olay Tutanağı'nda belirtilmiştir (bkz. § 15). Ancak başvurucunun

kendisine karşı güç kullanılmasını gerekli kılan bir tutum içinde olduğuna dair

kolluk görevlilerince bir gerekçe ileri sürülmediği gibi katıldığı gösteride

suç işlemesi nedeniyle başvurucu hakkında adli bir işlem yapıldığı yönünde bir

bilgi ya da belge de bulunmamaktadır. Öte yandan toplantı ve gösteri

yürüyüşlerinde polisin müdahalesi esnasında ortaya çıkan panik ve karmaşada

gösteriye katılan ancak müdahale edilmesi gerekmeyen kişilerin de müdahaleden

etkilenmesi mümkündür. Bu durumda polisten kontrollü hareket etmesi ve

müdahaleyi gerektiren durumu yaratan kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesi

için gerekli tedbirleri alması beklenir. Ancak müdahalenin oluşturduğu karmaşa

ve panik ortamında bu tedbirlerin polis tarafından mutlak olarak uygulanmasının

zorluğunu da kabul etmek gerekir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 94).

Buna göre her ne kadar başvurucunun kendisine karşı güç kullanılmasını

gerektiren bir eylem içinde bulunduğu kamu makamlarınca özel olarak ortaya

konulamasa da toplantının genelinde ortaya çıkan şiddet eylemleri nedeniyle

kolluk görevlilerince -başvurucunun da yaralanmasına neden olan- güç

kullanımının gerekli olmadığı söylenemez.

50. Öncelikle belirtilmelidir ki göz yaşartıcı gaz

fişeğinin bir atım aleti (silahı) vasıtasıyla ateşlenmesi, bu silahın uygun

olmayan bir tarzda kullanılması durumunda ciddi yaralanmalara hatta ölümlere

sebebiyet verme potansiyelini taşımaktadır (Özlem Kır, § 63). Kolluk

tarafından düzenlenen tutanakta başvurucunun baş bölgesinden yaralanmasına

neden olan güç kullanımının orantılılığı hususunda net bir açıklama bulunmayıp

şiddete başvuran göstericilere karşı kademeli güç kullanıldığının

belirtilmesiyle yetinildiği görülmektedir (bkz. § 14). Orantılı şekilde güç

kullanıldığını gösteren olay anına ilişkin kamera görüntüsü veya başkaca bir

delilin de dosya kapsamında yer almadığı anlaşılmaktadır. Kovuşturmaya yer

olmadığı kararında ise başvurucuya karşı kullanılan gücün neden ve nasıl

orantılı olduğu hususunda tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. Şu hâlde

başvurucuya karşı kolluk görevlileri tarafından orantılı şekilde güç

kullanıldığı hususunun kamu otoritelerince açıkça ortaya konulamadığı

anlaşılmaktadır.

51. Diğer bir husus ise kolluğun Cumhuriyet

Başsavcılığına verdiği cevapta başvurucunun yaralandığı yerde gaz mühimmatı

kullanmakla görevli polis memurunun kim olduğunu tam olarak tespit edilememesine

dair sunduğu gerekçedir (bkz. § 20). Burada belirtilen hususlar kolluğun

toplumsal olaya müdahalesi sırasında gerekli olan organizasyon ve planlamadaki

eksikliği ile doğrudan bağlantılı olarak yorumlanabilecektir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014,

§ 57; Özlem Kır, § 65; Pınar Durko, B. No: 2015/16449,

28/6/2018, § 83). Bu yönüyle de kolluğun güç kullanımının bağlı olması

gerektiği sıkı denetim mekanizmasının zayıfladığı ve buna bağlı olarak sadece

gerekli olduğu hâl ve koşullarda güç kullanılmasının temininin zorlaştığı

söylenebilecektir (Duran Eren Şahin, B. No: 2016/11928, 20/11/2019, §

54).

52. Başvurucuya karşı kolluk görevlilerince kullanılan ve

orantılı olduğu açıklanamayan gücün özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya

yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap verme

şeklinde gerçekleştirildiği söylenememektedir. Eylemin uzun bir dönem içinde

saatlerce uygulanmış, fiziki yaralanmaya ya da yoğun maddi veya manevi ızdıraba

sebep olacak şekilde ortaya çıkmış olduğu da iddia edilemez. Bu durumda söz

konusu eylemin işkence veya eziyet boyutuna varmadığı anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla başvurucuya uygulanan şiddetin düzeyi, süresi, şekli ve eylem

nedeniyle başvurucuda meydana gelen yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek nitelikte olması hususları birlikte dikkate alındığında eylemin

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak tanımlanması mümkündür.

53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. İnsan

Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

(1) Genel

İlkeler

54. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları

olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 110).

55. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında-

etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

56. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek

başına soruşturma yapılmamış olması yahut yeterli soruşturma yapılmamış olması

kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun

yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet

yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin

belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda

soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak,

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 116).

57. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için

soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir

şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay

ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da

kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

58. Başvurucunun 11/6/2013 tarihinde katılmış olduğu

gösteride yaralanması üzerine hastaneye müracaat ederek tedavi olduğu ve aynı

tarihte hakkında genel adli muayene raporu tanzim edildiği anlaşılmaktadır

(bkz. § 11). Başvurucu hakkında düzenlenen bu adli rapor sonrası kamu

otoritelerinin olaydan haberdar olduğu ve bu kapsamda derhâl resmî bir

soruşturma açılması gerektiği açıktır (bkz. § 56). Ancak başvurucunun 9/12/2013

tarihinde (olaydan yaklaşık altı ay sonra) Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda

bulunmasına kadar herhangi bir resmî soruşturmanın başlatılmadığı

görülmektedir. Bu gecikme iki açıdan önem arz etmektedir: İlki devletin kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddiası içeren şikâyetler karşısında derhâl

verdiği tepki ile bu gibi olaylara müsamahakâr davranmadığını göstermesi,

ikincisi ise belli bir zaman dâhilinde kaybolma olasılığı olan delillerin bir

an önce toplanmasının sağlanmasıdır. Dolayısıyla kamu makamlarınca etkili bir

soruşturmanın gereği olarak derhâl resmî bir soruşturma başlatılması

yükümlülüğü açısından somut olayda gerekli özenin gösterildiği

söylenemeyecektir.

59. Cumhuriyet Başsavcılığının başvurucunun yaralanmasına

neden olan ilgili kolluk görevlisi ya da görevlilerinin tespiti yönünde yaptığı

tek girişimin kolluğa yazdığı müzekkerelerle sınırlı kaldığı görülmektedir.

Kolluğun bu konuda net bir yanıt vermemesi ve en azı otuz yedi kişiden oluşan

(bkz. § 14), birçok kolluk görevlisinin kimlik bilgilerini içeren uzun isim

listelerini Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi sonrasında şüpheli kimlik tespiti

yapılması yönünde daha ileri bir araştırma yapılmaması ve soruşturmanın olağan

şüpheli tespiti dahi yapılmadan sonlandırılması etkili bir soruşturma açısından

kabul edilemez. Oysa kolluğa yeni bir müzekkere yazılarak olağan şüpheli isim

listesinin daraltılması ya da müştekiden olaya ilişkin tanıklarının bulunup

bulunmadığının sorulması yoluna da gidilebilecektir. Bu açıdan delillerin

toplanmasında gereken özenle hareket edildiği söylenemez.

60. Soruşturma kapsamında temin edilmeye çalışılan olay

anına ilişkin görüntülerin bahse konu MOBESE kameraların hasar görmüş olması

nedeniyle elde edilemediği anlaşılmaktadır. Ancak benzer soruşturmalarda elde

edilen kamera görüntüleri ve bunlara ilişkin bilirkişi incelemeleri hususunda

bir araştırma faaliyetine de girişilmemiştir. Bu açıdan etkili bir soruşturmada

olması gereken delillerin toplanmasında gerekli özenin gösterilmesi ve

derinlikli bir soruşturma yürütme ilkelerine somut olayda riayet edildiği söylenemez.

61. Etkili bir soruşturmada delillerin toplanması ve

nesnel bir analize tabi tutulması kadar soruşturmanın süratli şekilde

yürütülerek sonuçlandırılması da önemlidir. Cumhuriyet Başsavcılığınca

soruşturma dosyasının önce başka soruşturma dosyalarıyla birleştirilmesi ve

yaklaşık iki yıl sonra da soruşturmaların sürüncemede kaldığı gerekçesiyle

tekrar ayrılması, gereken süratle hareket edilmediğini göstermektedir. Şu hâlde

soruşturma konusu olayın karmaşıklığı, delillerin toplanmasındaki güçlük ve

anılan sürede yapılan araştırma faaliyeti bir bütün hâlinde

değerlendirildiğinde yaklaşık dört yılda tamamlanan soruşturmanın gereken

süratle yürütüldüğü de söylenemez.

62. Kovuşturmaya yer olmadığı kararında, başvurucunun da

katıldığı eylemde bazı göstericilerin kolluğa direnmeleri nedeniyle toplantıya

yapılan müdahalenin gerekli olduğu ve bu kapsamda kullanılan gücün de orantılı

olup herhangi bir suça vücut vermediği belirtilmiştir. Ancak soruşturma

sonucunda varılan yargısal sonuçtan başvurucuya karşı güç kullanımının neden

orantılı olduğu tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Zira kararda güç

kullanımının orantılılığına dair başvurucu hakkında bir kişiselleştirme

yapılmamıştır. Oysa genel olarak olayın anlatılmasının yanı sıra başvurucu

açısından da kendisine karşı kullanılan gücün ne şekilde orantılı olup

olmadığının değerlendirilmesi Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamındaki usul yükümlülüğünün bir

gereğidir. Bu açıdan da soruşturmanın etkili biçimde yürütüldüğü

söylenemeyecektir.

63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu, barışçıl bir biçimde katılmış olduğu

protesto eyleminin kolluk görevlilerinin kullandığı orantısız güçle

dağıtıldığını iddia ederek Sözleşme'nin 11. maddesi ile Anayasa'nın 34.

maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

65. Bakanlık görüşünde, başvurucunun hem soruşturma

evrakına yansıyan ifadesinde hem de başvuru dilekçesinde toplantıya doğrudan

katılmayıp sadece eylemcileri ve kolluk görevlilerini izlediğini belirtmesi

nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına bir müdahale olmadığı

belirtilmiştir. Bakanlık başvurunun esasına ilişkin olarak ise toplantının

genel olarak barışçıl olmadığı, eylemcilerin şiddete başvurduğu, bu nedenle

güvenlik görevlilerinin öncelikle toplantının sona erdirilmesi yönünde ikazda

bulunduğu, eylemcilerin dağılmaması nedeniyle başvurulan güç kullanımının

gerekli ve orantılı olduğu görüşündedir.

2. Değerlendirme

66. Başvurucunun da başvuru formunda ifade ettiği üzere

kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen olaylar 27/5/2013 tarihinde

başlamıştır. Başvurucu ise 11/6/2013 tarihindeki olay sırasında yaralanmıştır.

Bu yönüyle protesto gösterilerinin bir anlık olmadığı, devam eden şekilde

süregeldiği anlaşılmaktadır. Bu hâliyle eylemcilerin talep ve görüşlerini

kamuoyuna yeterince duyuramadıkları ve protesto etme haklarını

kullanamadıklarının söylenmesi zordur. Nitekim başvurucu, toplantıya yapılan

müdahale sonucunda görüşlerini dile getiremediği ve/veya protesto hakkını

yeterince kullanamadığı yönünde bir şikâyet de ileri sürmemiştir.

67. Öte yandan eldeki başvuruda çözülmesi gereken ana

meselenin kolluk görevlilerinin güç kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edilmesi olduğu ve bu kapsamda

ihlal sonucuna da ulaşıldığı ortadadır. Şu hâlde Anayasa Mahkemesi toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında yapılan şikâyetin ayrıca

incelenmesine gerek olmadığını değerlendirmiştir.

68. Açıklanan gerekçelerle toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasının incelenmesine gerek olmadığına karar

verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

70. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş ve

100.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

71. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına

da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın

ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

72. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

73. İhlalin kovuşturmaya yer olmadığı ya da daimî arama

kararı gibi bazı nedenlerle soruşturmanın sonlandırılmasından kaynaklandığı

durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma

yapılması için kararın bir örneğinin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki

kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden soruşturma

yapılması sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu

öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı

olarak yeniden soruşturma yapılması kararı verildiğinde usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili Cumhuriyet

Başsavcılığının yeniden soruşturma yapılması sebebinin varlığını kabul

hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir

kararın kendisine ulaştığı Cumhuriyet Başsavcılığının yasal yükümlülüğü,

ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle

yeniden soruşturma yapma kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek

üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

74. İncelenen başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının usul boyutunun etkili bir soruşturma yapılmayarak ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin Cumhuriyet Başsavcılığınca

verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

75. Bu durumda ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeni soruşturma ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden

soruşturma yapılması kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No:

2015/67866) gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

76. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlali

nedenleriyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

77. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul

boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının

İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 11. Sulh Ceza

Hâkimliğine GÖNDERİLMESİNE,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Hüseyin KAYA Başvurucu : Alp ALTINÖRS Vekili : Av. Meral HANBAYAT YEŞİL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/2790, 25 Şubat 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. İnsan
  16. B. Toplantı ve
  17. C. 6216 Sayılı
  18. A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal
  19. B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  20. C. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının
  21. D. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan
  22. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  23. İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/2790
Tarih
25 Şubat 2021

İlgili Kararlar

  • Ahmet Teyit Keşli Başvurusu (B. No: 2018/4502)
  • Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim Başvurusu (B. No: 2017/21882)
  • Bülent Özer Başvurusu (B. No: 2018/36896)
  • Sever Makina ve Petrol Otomotiv İnşaat Hafriyat Turizm Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2018/27296)
  • Mehmet Demir Başvurusu (B. No: 2018/34092)
  • Hatice Akgül Başvurusu (B. No: 2018/35900)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.