İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Atila Oğuz Boyalı Başvurusu (B. No: 2013/99)

1. Başvurucu, dava dosyası kapsamında

Başvuru No2013/99Tarih20 Mart 2014Okuma25 dk · 5.057 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Atila Oğuz Boyalı Başvurusu

Karar tarihi
20 Mart 2014
Başvuru Numarası
2013/99
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.057 kelime·25 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, dava dosyası kapsamında

verilen birleştirme kararı sonrasında tanıkların dinlenmediğini ve

yargılamasının makul olmayan bir sürede sonuçlandığını ileri sürerek

Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 4/1/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca,

28/3/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 20/5/2013 tarihinde yapılan

toplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikte

yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular

21/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü

18/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 22/7/2013 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı beyanlarını 7/8/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Adalet

Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucunun, 1998-1999 yıllarında

Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bağlı sosyal güvencesi olan bazı kişiler adına

sağlık karnelerini kullanarak, hak sahiplerinin bilgisi dışında sahte reçeteler

düzenlediği ve izinli olduğu dönemde resmi reçete tanzim ettiği gerekçesiyle

15/8/2000 tarihinde Emekli Sandığı müfettişi tarafından ön inceleme raporu

düzenlenmiştir. Emekli Sandığı müfettişi tarafından hazırlanan 15/8/2000

tarihli ön inceleme raporu üzerine görevlendirilen Sağlık Bakanlığı

Müfettişince başvurucunun iddia edilen eylemleri gerçekleştirdiği yönünde bulgu

olmadığı yönünde rapor hazırlanmıştır. Ayaş Kaymakamlığınca, 5/10/2000

tarihinde, başvurucu hakkında Sağlık Bakanlığı Müfettişinin raporu

doğrultusunda soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.

9. Ayaş Kaymakamlığının soruşturma

izni verilmemesine ilişkin kararı, itiraz üzerine Ankara Bölge İdare

Mahkemesinin 30/10/2000 tarihli kararı ile kaldırılmış ve dosya Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir.

10. Başvurucu hakkında, Ankara 4. Ağır

Ceza Mahkemesinde 2001/83 Esas sayılı dosya ile dava açılmıştır.

11. Başvurucu hakkındaki dava, “Emekli Sandığına bağlı olarak sağlık yardımından

yararlanan hak sahiplerinin bilgileri dışında sağlık karnelerini kullanarak

ilaç için reçete düzenleyerek bedellerini Emekli Sandığına ödettirme”

iddiasıyla başvurucunun eşinin yargılandığı Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki

E.2001/53 sayılı dosya ile birleştirilmiştir.

12. Birleştirme kararı öncesinde,

başvurucunun suçlanmasına esas olan tanık ifadeleri tutanağa bağlanmış, ancak

başvurucuya tanıklara soru sorma ve savunma yapma hakkı tanınmamıştır.

13. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi

1/2/2002 tarih ve E.2001/53, K.2002/20 sayılı kararıyla başvurucunun 1/3/1926

tarih ve 765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi gereğince görevi

kötüye kullanmak suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezanın

ertelenmesine karar vermiştir.

14. Başvurucu hakkında verilen hüküm,

temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/12/2005 tarih ve

E.2003/12837, K.2005/11624 sayılı kararı ile bozulmuştur. Bozma kararında

başvurucu üzerine atılı suçun vasfı “belgede

sahtecilik ve dolandırıcılık” olarak değiştirilmiştir.

15. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi,

28/9/2006 tarih ve E.2006/95, K.2006/354 sayılı kararı ile Yargıtay 6. Ceza

Dairesinin bozma kararına uyarak başvurucu hakkında “kamu kurumunu dolandırmak” ve “memurun sahteciliği” suçundan hüküm tesis etmiştir. Ankara

2. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/9/2006 tarihli kararına göre başvurucunun 2 yıl 14

ay 10 gün hapis ve 38,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 647

sayılı Kanun’un 6. maddesine göre cezanın ertelenmesine yer olmadığına karar

verilmiştir.

16. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin

verdiği karar başvurucu tarafından temyiz edilmiş ve Yargıtay 11. Ceza

Dairesinin 15/10/2012 tarih ve E.2009/3626, K.2012/17298 sayılı ilamı ile

onanmıştır.

17. Onama kararı başvurucu tarafından

UYAP üzerinden 6/12/2012 tarihinde öğrenilmiş, 4/1/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili

Hukuk

18. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Mülga

Türk Ceza Kanunu’nun 504. maddesi şöyledir:

“Yukarıdaki maddede belirtilen

dolandırıcılık suçu;

…

7. Kamu

kurum ve kuruluşlarının veya kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına

olarak,

…

İşlenirse,

faile iki yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve sağladığı haksız menfaatin iki

misli kadar ağır para cezası verilir.

Suçun

işlenmesinde yukarıda yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse hapis

cezasının asgari haddi üç yıl ağır hapistir.”

19. 765 sayılı Mülga Kanun’un 339.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bir memur memuriyetini icrada

tamamen veya kısmen sahte bir varaka tanzim eder veya hakiki bir varakayı

tağyir ve tahrif eyler ve bundan dolayı umumi ve hususi bir mazarrat tevellüt

edebilirse üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezasına mahküm

olur. Eğer işbu varaka sahteliği ispat edilmedikçe muteber olan evrak

kabilinden ise ağır hapis cezası beş seneden on iki seneye kadar verilir.”

20. 765 sayılı Mülga Kanun’un 240.

maddesi şöyledir:

“Kanunda yazılı hallerden başka her

ne suretle olursa olsun vazifesini suiistimal eden memur derecesine göre üç

aydan üç seneye kadar hapis olunur. Cezayı tahfif edecek sebeplerin vücudu

halinde bir aydan az olmamak üzere hapis ve otuz liradan yüz liraya kadar ağır

cezayı nakdi ile cezalandırılır ve her halde müebbeden

veya muvakkaten memuriyetten mahrum edilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 20/3/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/1/2013 tarih ve 2013/99 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu, hakkında devam eden ceza

davasında verilen birleştirme kararı sonrasında tanıklara soru sorma ve savunma

yapma hakkının engellendiğini, tanık ifadeleri dikkate alınmaksızın hakkında

hüküm tesis edildiğini, usul ve teamüllere aykırı delil toplanmak suretiyle

mahkûm edildiğini ve makul sürede yargılanmadığını ileri sürerek Anayasa’nın

36. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Başvurunun

Süresinde Yapılıp Yapılmadığı

23. Adalet Bakanlığı görüşünde,

30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un geçici l. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer

alan “Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvurulan

inceler.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin

zaman bakımından yetkisinin başlangıcının 23/9/2012 tarihi olduğunu, ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararların bireysel başvurunun konusu

olabileceğini, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin geri yürür

biçimde uygulanmamasının hukuk güvenliği ilkesinin bir gereği olduğunu,

başvurucu hakkındaki kararın 15/10/2012 tarihinde Yargıtayca

onandığını, başvurucunun bu karardan 6/12/2012 tarihinde haberdar olduğunu ve

4/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurduğunu, söz konusu başvurunun

zaman bakımından yetki de dâhil olmak üzere kabul edilebilirlik incelemesinde

bu hususların Anayasa Mahkemesince dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

24. Başvurucu, başvurunun süresinde

yapıldığını beyan ederek Adalet Bakanlığının görüşüne katılmamıştır.

25. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”

26. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkraları şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru

yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. …”

27. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru

yollarının tüketildiği ve buna ilişkin kararın kesinleştiği tarihten, başvuru

yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekir.”

28. Bireysel başvurunun kabul

edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı,

bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınması gereken bir

başvuru koşuludur.

29. Yukarıda belirtilen hükümler

uyarınca bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği ve buna ilişkin

kararın kesinleştiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Bu yönüyle başvuru yollarının

tüketilmesi ve başvuru süresine ilişkin koşullar arasında yakın bir bağlantı

bulunmaktadır. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru yolları

ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekir. Olağan başvuru yollarının tamamının

tüketilmesi ibaresinin katı bir şekilde yorumlanması, bir

takım başvurular açısından bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmayan

neticelere yol açabilecektir. Bu nedenle, olayın özel şartları içinde etkisiz

ve yetersiz olan bir kanun yolunun tüketilmesi şartı aranmaksızın, her bir

başvuru yolunun somut başvurular açısından etkili olup olmadığının münferiden

denetlenmesi gerekmektedir (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 20).

30. Bireysel başvurunun, başvuru yolu

öngörülmüş olması halinde bu yolun tüketildiği ve buna ilişkin kararın

kesinleştiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerektiği

belirtilmekle beraber, başvuru süresinin başlangıç tarihinin belirlenmesi

hususunda başvurucunun nihai karardan yeterince bilgi sahibi olması aranacaktır.

Bu noktada, nihai kararın tebliğinin öngörüldüğü hallerde tebliğ tarihinin,

tebliğ şartı öngörülmeyen hallerde ise başvurucunun kararın içeriğini kesin

olarak öğrenebildiği tarihin esas alınması gerekir. Başvuruda bulunmak için

hükmün kesinleşmesi şartı, başvuru yollarının tüketilmesi anlamında

değerlendirilmelidir (B. No: 2013/1936, 18/9/2013, § 24).

31. 5271 sayılı Kanun’un 35. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında, ilgili tarafın yüzüne karşı verilen kararın kendisine

açıklanacağı ve isterse kararın bir örneğinin de verileceği hükme bağlamıştır.

Bu düzenlemeye göre, ceza yargılaması neticesinde mahkemelerce verilen

mahkûmiyet kararları ilgilisine tebliğ edilmemektedir. Hukuk muhakemesi

açısından ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 90 ila 94. maddelerinde

sürelerle ilgili düzenleme yapılmış ve sürelerin taraflara tebliğ tarihinden

veya kanunda öngörülen hallerde tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı

hükme bağlanmıştır.

32. Dolayısıyla, tebliğ edilmeyen ceza

kararları açısından Anayasa Mahkemesine başvuru süresinin başlangıcının,

başvurucunun ceza kararını öğrenme tarihi olarak kabul edilmesi gerekir.

33. Somut olayda başvurucu, Yargıtay

11. Ceza Dairesinin 15/10/2012 tarih ve E.2009/3626, K.2012/17298 sayılı

kararını, 6/12/2012 tarihinde UYAP sistemi üzerinden öğrendiğini beyan etmiş ve

öğrenme tarihinden itibaren 30 günlük yasal süresi içerisinde Anayasa

Mahkemesine başvurmuştur.

b. Hak Arama

Hürriyetinin İhlali İddiası

34. Başvurucu, hakkında devam eden ceza

davasında verilen birleştirme kararı sonrasında tanıklara soru sorma ve savunma

yapma hakkının engellendiğini, tanık ifadeleri dikkate alınmaksızın hakkında

hüküm tesis edildiğini, usul ve teamüllere aykırı delil toplanmak suretiyle

mahkûm edildiğini iddia etmiştir.

35. Adalet Bakanlığı görüşünde, derece

mahkemeleri tarafından yapılan maddi ve hukuki hataların, ancak Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Anayasa tarafından güvence altına alınmış hak ve

özgürlüklerin ihlali söz konusu olduğu ölçüde bireysel başvuruya konu

edilebileceğini, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla derece mahkeme

kararlarını gözden geçiren dördüncü derece bir yargı organına dönüştürülemeyeceğini, AİHS’in 6. maddesi ve Anayasa’nın 36. maddesi her ne kadar

adil yargılanma hakkını teminat altına almakta ise de delillerin kabul

edilebilirliği veya değerlendirilmesi gibi konuların öncelikle derece

mahkemelerini ilgilendirdiğini, delillerin kabul edilmesi ve yorumlanmasına

ilişkin takdir yetkisinin derece mahkemelerine ait olduğunu, derece

mahkemelerince olgular veya hukukun değerlendirilmesinde yapılan yanlışlıkların

Anayasa ve AİHS tarafından güvence altına alınan haklar ve özgürlükler ihlal

edilmediği sürece bireysel başvuruya konu edilemeyeceğini belirtmiştir.

36. Adalet Bakanlığı, dosya münderecatına göre ilk derece

mahkemesinin birleştirme kararından sonra yapılan ilk duruşmada yokluğunda

yapılan işlemlerin ve dinlenen tanık beyanlarının başvurucunun yüzüne karşı

okunduğunu, okunan tanık beyanlarına karşı başvurucu ve vekilinin herhangi bir

diyeceğinin olmadığının duruşma esnasında ifade edildiğini, hatta bir kısım

tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmesi ve önceki ifadeleriyle yetinilmesinin

başvurucu tarafından istendiğini, birleştirme kararından sonra da bir kısım tanıkların

başvurucunun da katıldığı duruşmada dinlendiğini, derece mahkemesinin karar

verirken sanıkların ifadelerine, bilirkişi raporlarına, birleştirme kararından

önce ve sonra dinlenen tanık ifadelerine dayandığını belirtmiştir.

37. Başvurucu, Adalet Bakanlığının

görüşüne karşı; ceza yargılamasında sanığın ispat yükünün bulunmadığını,

Bakanlığın görüşünde yer verilen “tanık

dinletme ve soru sorma talebinde bulunmamıştır”, “tanık beyanlarına karşı bir diyeceğinin olmadığını

beyan etmiştir”, “tanıkların tekrar

dinlenmesi kararından vazgeçilmesi ve eski ifadelerinin okunmasıyla yetinilmesi”

şeklindeki değerlendirmelerin bireysel başvuruya konu ceza yargılaması

açısından geçerli kabul edilemeyeceğini, başvuru dilekçesinde tanıklara ilişkin

dile getirdiği beyanlarının Bakanlık görüşünde yanılgı yaratacak şekilde

aktarıldığını, ceza yargılamasında delil serbestîsi ilkesi geçerli olduğundan

delillerin incelenmesinin herhangi bir süreye bağlı olmaksızın karar

kesinleşinceye kadar talep edilebileceğini, bozma kararı sonrasında bazı

tanıkların yeniden dinlenmesi talebinin karşılanmadığını belirtmiştir.

38. Başvurucu ayrıca, Emekli Sandığı

müfettişince tanıkları korumak ve yönlendirmek suretiyle ifade alındığı,

verilen ifadelerin tamamının yeminsiz ve baskı altında alındığı, müfettiş

raporu ve tanık beyanlarında reçeteleri kendisinin imzaladığına dair bir beyan

ve bulgu bulunmadığı, şüphenin sanık lehine yorumlanması ilkesinin ihlal

edildiği yönündeki iddialarına Bakanlık görüşünde açıklık getirilmediğini ifade

etmiştir.

39. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının

kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

40. Başvurucu, yargılandığı dosyada verilen

birleştirme kararı sonrasında tanıkların dinlenmediğinden şikâyet etmiştir. Başvurucunun

aleyhine olan tanıkları sorguya çekmek veya çektirmek, lehine olan tanıkların

da aleyhine olan tanıklarla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve

dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı AİHS’in 6.

maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında düzenlenmiştir. Bu

nedenle başvurucunun tanıkların dinlenmediği yönündeki iddiasının Anayasa’nın

36. ve AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının

(d) bendi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

41. AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“1. Herkes davasının, … cezai alanda kendisine

yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş,

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, …

görülmesini isteme hakkına sahiptir.

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara

sahiptir:

…

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma

tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve

dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;

…”

42. Adil yargılanma hakkı bireylere

dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup

olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil

yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama

sürecinde haklarına saygı gösterilmediği, bu çerçevede yargılama sürecinde

karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya

bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve

iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili

iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz

olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye

alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge

sunmuş olması gerekir (B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

43. Yapılan yargılama sırasında tanık

dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil

yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği

ilkesi kapsamında kabul edilmektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usuli

haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine

göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir

şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (B.

No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi

uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

silahların eşitliği ilkesine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

44. Yargılama makamları yargılamanın

taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi

incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak

delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup

olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut

yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma

hakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında

olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil

olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir

yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların

sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini

sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu

anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da

yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 27).

45. Tanık, yargılamaya konu olay ile

ilgili karar vermeye yetkili mahkemenin kullandığı müşahhas ispat

vasıtalardandır. Tanık beyanı ise taraflardan olmayan ancak olayın tanığı olmuş

bir kişinin söz konusu olay hakkında edindiği bilgileri sübut konusunda karar

verecek olan mahkeme ya da bu mahkeme yerine duruşma yaparak tanık dinlemeye

yetkili kılınmış bir mahkeme veya hâkim huzurunda tanıklık ederken yaptığı

sözlü açıklamalardır.

46. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme

veya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün

kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni bir

duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istinasız

olmamakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın

soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı

bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın

hakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde

kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine

dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık

tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde

alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez.

47. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının

(d) bendinde ikinci olarak sanığın, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla

“aynı koşullar altında” davet

edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı güvence altına

alınmıştır. Sanığa tanınan bu güvence, silahların eşitliği ilkesinin bir

gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olup olmadığının

değerlendirmesi, kural olarak, derece mahkemelerinin takdir yetkisi

dâhilindedir. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendi, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve

dinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahların eşitliği ilkesi”ne uygun olarak tanık

dinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla, bir sanığın

bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp, ayrıca bu

tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya

çıkması için neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini

desteklemesi gerekmektedir.

48. AİHM, yukarıda bahsi geçen ilkelere

ek olarak, AİHS’in 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası

ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin sanığa, aleyhte ifade

veren tanığın beyanlarına veya tanık ifadesinin alındığı sırada ya da

yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğini

kabul etmektedir (Bkz: Van Mechelen ve Diğerleri/Hollanda,

B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 51 ve Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, §

49).

49. Somut olayda başvurucu hakkındaki

dava, başvurucunun eşinin yargılandığı Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki

E.2001/53 sayılı dava ile birleştirilmiştir. Birleştirme sonrasında yapılan

8/5/2001 tarihli ikinci celsede, başvurucunun yokluğunda yapılan muameleler ve

tanık beyanları Mahkeme huzurunda ve başvurucu mevcutken okunmuştur.

Başvurucunun yokluğunda yapılan muameleler ve tanık beyanlarının okunmasının

ardından başvurucudan herhangi bir diyeceğinin olup olmadığı sorulmuş ve

başvurucu tarafından “Beyanlarının bir kısmı

doğrudur. Zira hasta olduğu söylenen şahıslar muayene oldukları yerlerden

getirdikleri reçetelerini getiriyordu, bir kısmının muayene etmeden önceki

reçetelere göre istedikleri ilaçları resmileştirmek amacıyla, bir kısmında

nabız ve tansiyonlarını ölçmekle birlikte beyanlarını alıp reçete haline

dönüştürdüm. Esaslı anlamda bir muayene yapmış değilim. İlaçların verilmesi de

söz konusu değildir. O husustaki tanık anlatımlarını kabul etmiyorum.”

şeklinde beyanda bulunulmuştur. Başvurucu vekili de bu beyanlara katıldığını

ifade etmiştir.

50. Tanıklardan bir kısmı başvurucunun

da katıldığı 19/6/2001 tarihli üçüncü celsede de dinlenmiş, başvurucuya tanık

beyanlarına karşı diyeceği olup olmadığı sorulmuş ve başvurucu tarafından bir

diyeceğinin olmadığı cevabı alınmıştır.

51. Ayrıca, Mahkemenin talebi üzerine

hazırlanan ve hükme dayanak teşkil eden 8/11/2001 tarihli bilirkişi inceleme

raporunun “Mediko Legal Tartışma” başlıklı bölümünde “Dava dosyasının tetkikinden, …, Atilla Oğuz’un Ayaş

Sağlık Ocağında görev yaptığı halde, Sincan İlçesindeki eşine ait eczaneye

bırakılan sağlık karnelerini alarak, Ayaş Sağlık Ocağında muayene edilmiş gibi

poliklinik defterine kaydederek sağlık karnesi sahipleri adına ilaç yazdığı ve

bu ilaçların eşine ait eczaneden verildiği anlaşılmaktadır” ve “Sonuç” başlıklı bölümünde “ … 4- … sanıkların eylemlerinin görevlerini kötüye

kullanmak, resmi kurumları zarara uğratma olarak değerlendirilmesi gerektiği

kanaatinde olduğumuzu, …” şeklinde ifadeler yer almıştır.

52. Başvuru dosyasının incelenmesinden,

tanık ifadelerinin Mahkeme huzurunda alındığı, başvurucunun duruşmalarda ve

temyiz dilekçelerinde tanıklara soru sorma veya tanık sorgulatma talebinde

bulunmadığı görülmektedir. Başvurucu hakkında verilen hüküm, temyiz incelemesi

aşamasında Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/12/2005 tarih ve E.2003/12837,

K.2005/11624 sayılı kararı ile bozulmuştur. Başvurucu, bozma kararı üzerine

Mahkemece 26/04/2006 tarihinde yapılan duruşmaya katılmamış, bunun üzerine

başvurucunun Mahkemeye zorla getirilmesine karar verilmiştir.

53. Başvurucu, bozma üzerine devam

olunan yargılamanın 15/6/2006 tarihli ikinci celsesinde “hakkında yapılan yargılama aşamasında R. G’nin kızı

Y. G’nin ve B. G’in gelininin eczaneden ilaçları alan kişiler olduğu, bu

hususun tanıkların anlatımından çıktığını, bu kişilerin mahkemede

dinlenmelerini talep ettiğini, bunun dışında reçete düzenlenen kişilerin genel

olarak yaşlı ve hasta kişiler olduğunu, bunların sağlık karnelerinin temin

edilip düzenlenen reçetelerin hastalıklarına uyup uymadığının belirlenmesini

uyduğu takdirde sahtecilik suçuyla ilgili 347. maddesinin olaya uygun düşüp

düşmediği konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasını” talep

ederek soruşturmanın genişletilmesini (tevsi-i tahkikat) istemiştir. Mahkeme,

başvurucunun talebini “toplanan delillere,

dosya içeriğine ve Yargıtayın bozma ilamındaki

açıklamalara göre sanıklar müdafiinin tevsii tahkikat

isteminin reddine” oybirliğiyle karar vererek duruşmaya devam

etmiştir.

54. Tanıkların dinlenmek üzere

çağırılmasının uygun olup olmadığının değerlendirilmesi kural olarak derece

mahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir. Dolayısıyla bir sanığın bazı

tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp, ayrıca bu

tanıkların dinlenmesinin niçin önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için

niçin gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini

desteklemelidir.

55. Derece Mahkemesi, mahkûmiyet kararı

verirken başvurucu tarafından tekrar dinlenmesi talep edilmeyen tanıkların

beyanlarına ve yukarıda bahsi geçen bilirkişi raporuna dayanmıştır. Ayrıca ne

başvurucu ne de avukatı tanık beyanlarının gerçeği yansıtmadığını göstermek

için Mahkemeden tanıkların dinlenmesini talep etmemiştir. Söz konusu

yargılamada başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararı, sadece dinlenmeyen

bir tanığın beyanlarına dayanılarak da verilmemiştir.

56. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

yargılandığı davada verilen birleştirme kararı sonrasında tanık dinletme

taleplerinin kabul edilmediği yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun” olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın

Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası Yönünden

57. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

58. Başvurucu, yargılamasının makul

olmayan bir sürede sonuçlandığını iddia etmiştir.

59. Adalet Bakanlığı görüşünde, AİHS’in ilgili ülke tarafından onaylanma tarihinden önce

başlayan ve bu tarihten sonra da devam eden bir davanın uzunluğunu incelediği

durumda AİHM’in göz önüne aldığı sürenin Sözleşme’nin

onay tarihinden sonraki süre olduğunu, bununla beraber AİHM’in

onay tarihine kadar geçen süreyi de değerlendirdiğini, Anayasa Mahkemesinin

uzun yargılamaya ilişkin başvurularda 23 Eylül 2012 tarihinden sonrasındaki

yargılama süresini dikkate alacağı düşünülse de Mahkemenin bu tarihe kadar olan

yargılama süresini ve davanın mevcut durumunu da göz önüne alabileceğinin

değerlendirildiğini, AİHM’in bir yargılama süresinin

makul olup olmadığına her olayın kendine özgü koşullarını ve özellikle davanın

karmaşık olup olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve

davranışlar, kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının

tutumları, davanın başvurucu açısından taşıdığı önem ve eğer söz konusu

yargılama bir ceza yargılaması ise başvurucunun tutuklu olup olmadığı gibi

ölçütleri dikkate alarak karar verdiğini, somut başvuruda yargılamanın karar düzeltme

talebinin reddedildiği 28 Ocak 2013 tarihine kadar yaklaşık 12 yıl sürdüğünü

belirtmiştir.

60. Başvurucu, Adalet Bakanlığının

görüşüne karşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

61. Anayasa’nın 36. maddesindeki adil

yargılanma hakkının kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir.

62. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/1198, 7/11/2013, § 39).

63. Makul sürede yargılanma hakkının

amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları

maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği

şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın

çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı

edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru

açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/673, 19/12/2013, §

27).

64. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde

göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41-45).

65. Ancak belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

66. Anayasa’nın 36. maddesi ile

kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar yanında, cezai

alanda yöneltilen suçlamaların da (suç

isnadı) karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. Suç isnadı,

bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesidir.

Kişiye cezai alanda yöneltilen suçlamanın suç isnadı niteliğinde olup

olmadığının tespitinde; iddia olunan suçun ulusal hukuktaki tavsifinin, suçun

gerçek niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ve ağırlığının

incelenmesi gerekir. Ancak isnat olunan suç, ceza kanunlarında nitelendirilmiş

ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları uygulanmış ise, ayrıca bir

uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın kendiliğinden Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrasının kapsamına girer (B. No: 2012/695, 9/1/2014, §

32).

67. Somut olayda başvurucunun, memurun

sahteciliği suçundan 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca lehine olan 765

sayılı Mülga Kanun’un 339. maddesinin (1) numaralı ve 5252 sayılı Kanun’un 6.

maddeleri uyarınca neticeten 2 yıl 14 ay 10 gün hapis ve 38,00 TL adli para

cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı

yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin kapsamına girdiği konusunda kuşku

bulunmamaktadır.

68. Yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne

göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

69. Ceza muhakemesinde yargılama

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye

suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan

ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım

tedbirlerin uygulanması anıdır. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih,

suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalar

yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararını

verdiği tarihtir (B. No: 2012/695, 9/1/2014, § 35).

70. Bununla birlikte, suç isnadının

tarihi ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi ile ilgili

zaman bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilir. İsnat tarihi

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden

önce olan ancak bu tarihte yargılaması devam eden ya da verilen nihai karar

henüz kesinleşmemiş olan ceza davaları ile ilgili olarak, makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikayetler bakımından dikkate

alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, suçun isnat

edildiği tarihten itibaren geçen süredir. Dolayısıyla, ceza muhakemesinde

yargılama süresinin makul olmadığı yönündeki şikayetlerde, 23/9/2012 tarihinde

derdest olmak şartıyla, suç isnadının gerçekleştiği tarih ile suç isnadına

ilişkin nihai kararın ilgilisi tarafından öğrenildiği tarihe veya devam eden

davalarda Anayasa Mahkemesinin başvuruyu karara bağladığı tarihe kadar geçen

süre dikkate alınacaktır.

71. Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında,

sahte reçete düzenlediği ve izinli olduğu dönemde resmi reçete tanzim ettiği

gerekçesiyle 15/8/2000 tarihinde Emekli Sandığı müfettişi tarafından ön

inceleme raporu düzenlenmiş, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmış, söz

konusu dava eşinin yargılandığı Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki E.2001/53

sayılı dava ile birleştirilmiştir. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince 1/2/2002

tarihinde başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezanın

ertelenmesine karar verilmiştir. Ancak karar başvurucu tarafından temyiz

edilmiş, temyiz incelemesi neticesinde Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/12/2005

tarihli kararı ile bozulmuştur.

72. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi,

28/9/2006 tarihli kararı ile Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bozma kararına uymuş,

ancak bu karar da başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Ankara 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin 28/9/2006 tarihli kararı Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 15/10/2012

tarihli kararı ile onanmıştır.

73. Başvurucunun, uzun yargılama

şikayetleriyle ilgili dikkate alınması gereken süre, Emekli Sandığı müfettişi

tarafından düzenlenen ön inceleme raporunun tarihi olan 15/8/2000 ile

hakkındaki isnat nedeniyle verilen cezanın 15/10/2012 tarihinde Yargıtay 11.

Ceza Dairesince onanması arasında geçen toplam 12 yıl 2 aydır.

74. Yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44).

75. Bu kapsamda, yargı sisteminin

yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmün

yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personel

sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin

aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.

No: 2013/695, 9/1/2014, § 40).

76. Başvuruya konu yargılama faaliyeti

açısından söz konusu olan yaklaşık 12 yıl 2 aylık yargılama süresinin 9 yıl 11

aylık bölümünün kanun yolu incelemesinde geçtiği nazara alındığında, somut

başvuru açısından özellikle değerlendirilmesi gereken yapısal sorunlar ve

organizasyon eksikliklerinin yol açtığı gecikmeler AİHM tarafından da müteaddit

defalar incelemeye tabi tutulmuştur. Bu kapsamda, bir yapısal sorun olması ve

yargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların uzun bir müddet zarfında

artması ve birikmesi sonucu yargılamalarda makul sürenin aşılması durumunda,

Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır (Bkz: Buchholz/Almanya, B. No: 7759/77, 6/5/1981; Guincho/Portekiz, B. No: 8990/80, 10/7/1984; Unión Alımentarıa Sanders S.A./İspanya, B. No: 11681/85, 7/7/1989;

Zimmermann-Steiner/İsviçre, B. No: 8737/79, 13/7/1983). Zira

devlet, yargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların artmasına rağmen,

yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilebilmesi için gerekli tüm

tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, hukuk sisteminin adil yargılama

koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunun bir

görünümüdür.

77. Başvuru dosyasının incelenmesinde,

başvurucunun isnat edilen suçtan haberdar olduğu tarih ile hakkında ilk derece

mahkemesince ilk kez hüküm verilmesi arasında yaklaşık 1 yıl 5 ay geçmiştir.

Ancak derece mahkemesince verilen karar iki defa temyiz edilmiştir. Derece

mahkemesinin kararı ile ilk temyiz incelemesi neticesinde sadece suç vasfının

değiştirildiği 8/12/2005 tarihli bozma kararı arasında 3 yıl 11 ay geçmiştir.

Onama ile neticelenen ikinci temyiz incelemesi ise yaklaşık 6 yıl 2 ay

sürmüştür. Başvurucu hakkında derece mahkemesince verilen cezanın 2 yıl 14 ay

10 gün olduğu mevcut yargılamada, dava dosyasının Yargıtay ve derece mahkemesi

arasında gidip gelmesi üzerine geçen sürelerin toplamı ise yaklaşık 10 yıl 10

aydır. Yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon

eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde

baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi

ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerin

davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere

adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi

zorunluluğu göz önünde bulundurulduğunda, hukuk sisteminde var olan yapısal ve

organizasyona ilişkin eksikliklerin, yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleştirilmemesini izah edemeyeceği açıktır.

78. Başvurucunun tutumunun yargılamanın

uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

79. Yargılama süresinin makul olup

olmadığının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken davadaki

sanık sayısı, davanın karmaşıklığı, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, söz konusu

suç için öngörülen cezanın miktarı gibi unsurların hiçbiri somut davadaki

yargılama süresinin makul olarak değerlendirilmesine olanak vermemektedir. İki

sanığın yargılandığı ve karmaşık nitelikte olmayan davada bu yargılama süresi

makul olarak değerlendirilemez.

80. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan “makul

sürede yargılanma hakkı”nın

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

81. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari

eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

82. Başvuruda, Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

83. Başvurucu, uğradığı zararların

tazmin edilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu, uğradığını iddia ettiği maddi

zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmamıştır.

Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için, başvurucunun

uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasında illiyet bağı

kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan başvurucunun

maddi tazminat talebi reddedilmelidir.

84. Anayasa Mahkemesi başvurucunun

sadece ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüde manevi zarar görmüş olduğunu

kabul etmektedir. Dolayısıyla, davaya ilişkin olayları dikkate alarak

başvurucuya takdiren 11.650,00 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

85. Başvurucu tarafından yapılan 198,35

TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekmektedir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1. Davada

verilen birleştirme kararı sonrasında tanık dinletme taleplerinin kabul

edilmediği yönündeki iddialar yönünden “açıkça

dayanaktan yoksun” olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Diğer

iddialar yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Yargılamanın makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 11.650,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

20/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Serhat ALTINKÖK Başvurucu : Atila Oğuz BOYALI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/99, 20 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/99
Tarih
20 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Fetih Ahmet Özer Başvurusu (B. No: 2013/6179)
  • C.d. Başvurusu (B. No: 2013/394)
  • Günnur Coşkun Başvurusu (B. No: 2012/836)
  • Mehmet İlker Başbuğ Başvurusu (B. No: 2014/912)
  • Can Cemal Pulak Başvurusu (B. No: 2013/5250)
  • Mehmet Çiftlik Başvurusu (B. No: 2013/5733)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.