İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/655

F.A. ve M.A. BAŞVURUSU

Başvuru No2013/655Tarih20 Ocak 2016Okuma73 dk · 14.683 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm

Başvuru No
2013/655
Karar tarihi
20 Ocak 2016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

14.683 kelime·73 dk okuma·29 bölüm

F.A. ve M.A. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/655)

Karar Tarihi: 20/1/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, başvurucuların 24/11/2011 ile 10/12/2012 tarihleri

arasında Kumkapı (İstanbul) Geri Gönderme Merkezinde (Kumkapı GGM/Merkez)

herhangi bir yargısal karar olmaksızın, yeterli güvenceler sağlanmaksızın

kanuna aykırı olarak keyfî bir şekilde ve sağlıksız koşullarda

382 gün boyunca idari gözetim altında tutuldukları, evli olmalarına rağmen

birlikte kalmalarına izin verilmediği, bu süre içinde serbest bırakılmalarını

sağlayacak etkili bir kanun yolu bulunmadığı, bu nedenlerle Anayasa’nın 17.,

19., 20., 36., 40. ve 41. maddelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 9/1/2013 tarihinde Bakırköy 9. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 10/6/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 24/7/2013 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/9/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 23/10/2013

tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne

karşı beyanlarını 7/11/2013 tarihinde sunmuşlardır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Bakanlık

görüş yazısında bildirilen hususlar çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8. Özbek kökenli Kırgızistan Cumhuriyeti vatandaşları olan

başvurucular, kendi iddialarına göre ülkelerinde çıkan Özbek-Kırgız çatışması

sonucunda süreklilik arz eden çatışma ve gerginlik ortamında can güvenlikleri

tehlikeye girdiğinden zorunlu olarak ülkelerini terk etmiş ve iltica talebiyle

Türkiye’ye gelmişlerdir.

9. Başvurucuların, uluslararası terörizm faaliyetleri ile

bağlantılı oldukları şüphesinin oluşması üzerine 2011 yılında genel güvenlik

tahdit koduyla haklarında Türkiye’ye giriş yasağı konulmuştur.

10. Başvurucular, bilinmeyen bir tarihte İçişleri Bakanlığına

başvuruda bulunarak iltica talebinden bulunmuşlardır. Başvurucular, yine

bilinmeyen bir tarihte paralel prosedür çerçevesinde iltica başvurusu için

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine müracaat etmişlerdir.

Başvurucuların iltica talepleri İçişleri Bakanlığınca kabul edilmemiş ve bu

karara itirazları da anılan idarece reddedilmiştir. Başvurucuların, belirtilen

olumsuz işlem aleyhine Ankara 3. ve 6. İdare Mahkemesinde açtıkları iptal

davaları da reddedilmiştir.

11. Başvurucuların iltica talepleri üzerine, İçişleri Bakanlığının

21/10/2011 tarihli ve 28882-208129 sayılı yazısı gereği, İstanbul Emniyet

Müdürlüğünün 21/10/2011 tarihli “tebliğ

tebellüğ tutanağı” ile başvurucuların Çankırı iline sevklerine karar

verilmiştir.

12. Ancak kendi beyanlarına göre başvurucu Bayan F.A.nın hastalığı ve tedavisinin devam etmesi nedeniyle

İçişleri Bakanlığı tarafından uygun görülen süre içerisinde her iki başvurucu

da Çankırı iline gidememiştir.

13. Bu nedenle başvurucular firari sayılarak 24/11/2011 tarihinde

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü tarafından tekrar idari

gözetim altına alınmış ve Kumkapı GGM’ye

yerleştirilmişlerdir.

14. Başvurucular Kumkapı GGM’de tutulmakta

iken İçişleri Bakanlığı Yabancılar Hudut ve İltica Daire Başkanlığının

6/12/2011 tarihli yazısıyla sığınma talepleri ile ilgili öne sürdükleri

gerekçelerin 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi ve 1994 tarihli Yönetmelik (bkz. §

33) çerçevesinde değerlendirildiği ve sığınmacı olabilmek için gerekli

kriterleri taşımadıkları kanaatine varıldığı, bu nedenle başvuruculara

sığınmacı statüsü verilmesinin uygun görülmediği bildirilmiştir.

15. Başvurucular, İçişleri Bakanlığının söz konusu kararına karşı

kendilerine verilen üç günlük süre içerisinde itiraz ederek anılan kararın bir

kez daha gözden geçirilmesini talep etmişlerdir.

16. Bu itiraz üzerine yapılan inceleme sonucunda İçişleri

Bakanlığının 23/12/2011 tarihli yazısı ile başvurucuların talepleri nihai

olarak reddedilmiştir. Ayrıca başvurucuların durumu, 1994 tarihli Yönetmeliğin

6. maddesi gereğince yabancılarla ilgili genel hükümler çerçevesinde

değerlendirilmiş ve “ikincil koruma”

kapsamına alınmaları da anılan Bakanlığın aynı tarihli yazısıyla uygun

görülmemiştir.

17. Başvurucuların avukatı tarafından 5/12/2012 tarihinde İçişleri

Bakanlığı Yabancılar Hudut ve İltica Daire Başkanlığına dilekçe ile müracaat

edilerek başvurucuların sığınma dosyalarının tekrar açılması, idari gözetimin

sonlandırılarak serbest bırakılmaları ve gidebilecekleri üçüncü bir ülke temin

edilinceye kadar kendilerine insani mülahazalarla ikamet izni verilmesi talep

edilmiştir.

18. Bu talep üzerine İçişleri Bakanlığının 7/12/2012 tarihli ve

37209-222452 sayılı talimat yazısı ile “Sığınma

Başvuru Sahibi” statüsündeki dosyaları kapatılan, haklarında

15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun mülga 8. maddesine

istinaden Türkiye’ye giriş yasağı ve 15/7/1950 tarihli ve 5683 sayılı mülga

Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun’un 19. maddesi

çerçevesinde Türkiye’de kalmaları uygun görülmeyerek sınır dışı kararları

alınan başvurucuların çıkış yapabilecekleri üçüncü bir ülke bulunana kadar

haklarında Türkiye’ye giriş yasağı kararı saklı kalmak kaydıyla 5683 sayılı

mülga Kanun’un 23. maddesine istinaden belge tanzim edilerek başvuruculara

verilmesi istenmiştir.

19. Bu işlem sonucunda başvurucular, tespit edilen bir adrese

yerleştirilmek üzere 10/12/2012 tarihinde serbest bırakılmışlardır.

20. Başvurucular, hâlen İstanbul/Zeytinburnu’nda ikamet etmektedirler.

21. Başvurucular 9/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. Kumkapı GGM’nin Durumu

22. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı Ceza veya Muamelenin

Önlenmesi Komitesince (CPT) 2009 yılının Haziran

ayında aralarında başvurucuların tutuldukları Kumkapı GGM’nin

de bulunduğu Türkiye’nin farklı illerindeki altı GGM’ye

yönelik bir dizi ziyaret gerçekleştirilmiştir. Anılan ziyaretler sonucunda

hazırlanan 16/12/2009 tarihli raporunun (2009 tarihli CPT Raporu) ilgili

kısımları şöyledir:

“…

2007

yılının Mart ayında açılan İstanbul-Kumkapı Gözaltı

Merkezi, 560 kişilik (tutulan 360 erkek ve 200 kadın için) resmî kapasiteye

sahip olan, Türkiye’de tutulu bulunan göçmenlere yönelik en geniş tutuklu

yerleşkesidir. Ziyaret tarihinde merkezde 124 yabancı uyruklu kişi

barındırılmaktaydı.

...

44.

Ziyaret edilen gözaltı merkezlerindeki maddi koşullara ilişkin olarak heyet,

önceki iki hafta boyunca ziyaret edilen birkaç gözaltı merkezinde (özellikle

İstanbul-Kumkapı ve Edirne-Tunca) tutulan kişi sayısında keskin bir düşüş

olduğunu, söz konusu merkezlerde tutulan tüm kişilerin neredeyse %50’sinin

serbest bırakıldığının anlaşıldığını belirtmiştir. Bunun ziyaret tarihinde,

kuruluşlardaki yaşam koşulları üzerinde faydalı bir etkisi olduğu aşikârdır.

...

45.

İstanbul-Kumkapı’da, yeni tutuklu yerleşkesindeki maddi koşullar, İstanbul’daki

eski tutuklu yerleşkelerindeki koşullara kıyasla genel olarak çok daha iyiydi

[dipnot: Ancak bazı iyileştirmeler ziyaretten çok kısa bir süre öncesinde

yapılmıştır (örneğin; duvarların boyanması, dışarıdan temizlikçi görevlileriyle

sözleşme imzalanması, v.b.)]. Özellikle, tutulma

odalarının çoğu geniş, iyi ışıklandırılmış (gün ışığına iyi erişim ile) ve çok

temizdi.

Bununla

birlikte, mevcut yer ve olanaklar göz önünde bulundurulduğunda, merkezin 560

kişilik mevcut resmî kapasitesinin çok yüksek olduğu açıktır. Özellikle,

tutulma odalarındaki yaşam alanı yetersizdir (örneğin; 30 yatak için 58 m²) ve

ortak kullanılan odalar boyut ve ekipman bakımından noksandır (örneğin; zemin katında

120 yatak bulunurken, ortak kullanılan odalarda sekiz masa ve 23 sandalye

bulunmaktadır). CPT İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezinin resmî kapasitesinin

önemli ölçüde azaltılması ve ilerideki doluluk düzeyinin daima yeni kapasitenin

sınırları içerisinde tutulmasını sağlamak üzere tedbirler alınmasını tavsiye

etmektedir.

...

47.

Kırklareli ve çocuklar ile kadınlar açısından İstanbul-Kumkapı istisna olmak

üzere [dipnot: Kumkapı’da mevcut avlu öncelikle polis araçları için park alanı

olarak kullanılmıştır. Kısıtlı alan bulunmasından dolayı, sadece tutulan

kadınlar ve çocuklar günlük açık hava egzersizi imkânından

faydalanabilmekteyken, tutulan erkekler genellikle haftalar hatta aylar boyunca

mütemadiyen açık hava egzersizi imkânından yoksun bırakılmışlardır.], ziyaret

edilen gözaltı merkezlerinde tutulan yabancı uyruklu kişilere hiçbir açık hava

egzersizi imkânı sunulmamıştır.

Ziyaret

sonu konuşmaları esnasında heyet derhal bir tespitte bulunmuş ve Türk

makamlarını Ağrı, Edirne-Tunca, İstanbul-Kumkapı, Konya ve Van’daki gözaltı

merkezlerinde tutulan tüm göçmenlerin günde en az bir saat boyunca açık hava

egzersizi imkânından faydalanabilmelerini sağlamaya yönelik gerekli tedbirleri

almaya çağırmıştır.

Türk

makamları 23 Eylül 2009 tarihli bir yazı ile İstanbul-Kumkapı Gözaltı

Merkezinde tutulan yabancı uyruklu kişilerin ‘günde ortalama bir saat boyunca

açık havaya çıkmalarına ve açık hava faaliyetlerinden faydalanmalarına izin

verildiği’ hususunda Komiteyi bilgilendirmiştir. ...

CPT bu

zamana kadar atılan adımları memnuniyetle karşılamakta ve Ağrı ve

İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezlerinde tutulan tüm yabancı uyruklu kişilerin

günde en az bir saat boyunca açık hava egzersizi imkânından faydalandığına

ilişkin teyidin kendisine ulaştırılmasını istemektedir.

...

51.

Ziyaret edilen birtakım gözaltı merkezlerinde, verilen yemeğin kalitesi ve/veya

miktarına ilişkin çok sayıda şikâyet alınmıştır. Söz konusu merkezlerden

birinin müdürü, kendi deneyimlerine göre günlük kişi başına tahsis edilen bütçe

olan 4.60 TL’nin açık bir şekilde yetersiz olduğunu heyete beyan etmiştir. CPT,

yabancılara yönelik tüm gözaltı merkezlerinde tutulan göçmenlere temin edilen

yemek hizmetinin, hem miktar hem de kalite bakımından

yeterli olmasını sağlamak üzere tekrar gözden geçirilmesini tavsiye etmektedir.

…”

23. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme

Komisyonu, 11/5/2012 tarihinde Kumkapı GGM’ye bir

ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyarete ilişkin olarak anılan Komisyon tarafından

10/10/2012 tarihinde kabul edilen “Edirne,

İstanbul ve Kırklareli İllerinde Bulunan Geri Gönderme Merkezleri Hakkında

İnceleme Raporu” başlıklı raporun (2012 tarihli TBMM Raporu) ilgili

kısımları şöyledir:

“…

III.

İNCELEMEDE UYGULANAN YÖNTEM

…

Alt Komisyon,

geri gönderme merkezlerinde yerinde inceleme yapma yöntemini benimsemiştir. Bu

amaçla, … 11 Mayıs 2012 tarihinde … İstanbul İli Kumkapı Geri Gönderme

Merkezi’nde inceleme gerçekleştirmiştir.

…

İncelemeler

sırasında illerin valileri, emniyet müdürleri, diğer idari yetkilileri ve geri

gönderme merkezlerinde barınan yasa dışı göçmenlerle görüşmeler

gerçekleştirilmiş, barınma mekânları incelenmiş, çeşitli bilgi ve belgeler

edinilmiştir. İncelemelerde mülteciler, sığınmacılar ve yasa dışı göçmenlerle

ilgili çalışmalarda bulunan sivil toplum örgütlerinden İnsan Hakları Araştırma

Derneği, Mülteciler Dayanışma Derneği, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma

Derneği, İnsan Hakları Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları ve

Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı

ve Uluslararası Af Örgütü temsilcileri de incelemelere bilfiil katılarak görüş

ve önerileriyle Alt Komisyon çalışmalarına katkı sağlamışlardır.

…

V.

İNCELEMELER

1. Genel

Bilgi

Hududumuzda

yakalanan yasadışı göçmenlerin sınırdışı edilene

kadar barınma iaşe ve sağlık ihtiyaçlarının karşılandığı yerlere geri gönderme

merkezi denilmektedir. Ülke genelinde geri gönderme merkezlerinin kapasitesi 35

ilde toplam 2945 kişiden oluşmaktadır; ancak faal olarak bu illerden sadece

20’sinde bulunan merkezlerde hizmet verilmektedir. Ülkemizdeki yasa dışı göçmen

sayısının ise geri gönderme merkezlerinin kapasitesinin oldukça üzerinde olduğu

tahmin edilmektedir.

2. Geri

Gönderme Merkezlerinde Yapılan İncelemeler

…

c) İstanbul

İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezi

ca) Geri

Gönderme Merkezi Hakkında Bilgilendirme

Komisyonumuz

İstanbul İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki incelemesinden önce İl Emniyet

Müdür yardımcısı H… P… ve Komiser E… Y…’dan bilgi almıştır. Edinilen bilgilere göre;

-

Yabancılar Şube Müdürlüğü bünyesinde; ikamet, vatandaşlık, sığınma, iltica ve

sınır dışı işlemleri ile geri gönderme merkezindeki barınma hizmetleri

yürütülmektedir.

- Geri

gönderme merkezinin profiline bakıldığında daha çok yasa dışı göçmenlerden oluştuğu

görülmektedir.

-

Misafirhanenin barındırabileceği kişi sayısı 100’ü kadın, 200’ü erkek olmak

üzere toplam 300’dür. Burada ülkemizde bulundukları esnada suça karışan,

ülkemize illegal yollardan giriş-çıkış yapan/yapmaya çalışan, vize ve ikamet

süresi ihlalinde bulunan, izinsiz çalışan yabancı uyruklu şahıslar sınır dışı

işlemleri için bekletilmektedir.

- Bina,

2007 yılından itibaren geri gönderme merkezi olarak kullanılmaktadır.

- Geri

gönderme merkezine yaklaşık 40 farklı ülkeden günlük ortalama 30 ila 40 yabancı

teslim edilmekte ve yine günde 30 ila 40 yabancının sınır dışı işlemleri

yapılmaktadır.

-

Yakalanan yasa dışı göçmenlerden üzerlerinde pasaportu olmayanların

konsoloslukları ile irtibata geçilerek belge temin etmek suretiyle ülkelerine

çıkışları sağlanmaktadır. Kişinin maddi imkânı varsa kendi imkânları ile uçak

bileti alınmakta; ancak yoksa uçak biletleri İkmal Şube Müdürlüğü ve Genel

Müdürlük ile yapılan yazışmalar neticesinde devletimizce karşılanmaktadır.

- Gün

içerisinde sabah ve akşam devlet bütçesinden, öğlen ise Zeytinburnu Belediyesi

Aşevinden karşılanmak üzere 3 öğün yemek verilmekte olup, haftanın her günü 24

saat sıcak su imkanı sunulmaktadır.

- İl

sağlık müdürlüğü tarafından Merkeze gönderilen doktor, haftada bir gün gelip

sağlık sorunları olanları muayene etmektedir. Doktorun gelmediği günlerde

hastalananlar ise Haseki Hastanesine götürülmekte, acil hastalar için ambulans

hizmeti sunulmaktadır. İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı aracılığıyla haftanın

bir günü Merkeze gelen psikolog, sadece kadınlara psikolojik yardımda

bulunmaktadır. Merkezde kadınlara yönelik kişisel hijyen malzemeleri ile tüm

kalanlara yönelik temizlik malzemeleri ücretsiz verilmektedir. Ayrıca kıyafeti

bulunmayanlara kıyafet yardımı yapılmaktadır. Özellikle Pakistan, Afganistan ve

Bangladeş’ten gelenlerin yıpranan giysileri yenileriyle değiştirilmektedir.

Merkezde kalan çocuklara oyuncak ve günlük süt verilmektedir.

- Merkezin

konumunun kaçmaya müsait olması nedeniyle sadece haftada 1 gün (özellikle Pazar günü) havanın müsait olduğu zamanlarda, barınanlar

bahçede havalandırmaya çıkarılmaktadır. Çocuklar ise istedikleri zaman

havalandırmaya çıkabilmektedir.

- Merkezde

bulunan yasa dışı göçmenlerin boş zamanlarını değerlendirmeleri ve bir meslek

öğrenebilmeleri için bir takım sosyal faaliyetler sunulmaktadır. Bu kapsamda;

geri gönderme merkezindeki spor aletleriyle spor yapma imkanının sağlanmasının

yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kurslarınca

(İSMEK) Merkeze gönderilen hoca tarafından verilen takı kurslarına da katılım

sağlanmaktadır. Merkezde ibadethane de bulunmaktadır.

…

- 2010

yılı içerisinde İçişleri Bakanlığınca yayımlanan Genelgeye paralel olarak, geri

gönderme merkezine gelenlere kendisinin anladığı dilde buraya neden alındığı, hangi

haklara sahip olduğu, burada neleri yapmasının yasak olduğu gibi konularda

bilgilerin yer aldığı bir bilgilendirme formu verilmektedir. Bu bilgilendirme

formu yaklaşık 40 ila 50 dilde hazırlanmıştır.

- Ayrıca

Merkezde herhangi bir suç nedeniyle yakalanıp sınır dışı işlemleri yapılana

kadar tutulanlar da yer almaktadır. Ancak bu kişiler suç türüne göre bir ayrım

yapılmadan koğuşlarda barındırılmaktadır.

-

Yakalananların işlemlerinin yapılacağı süreçte Merkezde barındırılmaları için

3’er aylık olurlar alınmakta; ancak ortalama 10 günde işlemlerin

gerçekleştirilip kişilerin sınır dışı edilmesi sağlanmaya çalışılmaktadır. …

- Merkeze

ilk defa gelen 3 Pakistanlının el ve ayak parmaklarının soğuktan kangren

olduğunun teşhis edildiği, doktorun kesilmesi gerektiğini söylediği, ancak

tedaviyi kabul etmedikleri, bunun sebebi olarak da buraya çalışmak için

geldiklerini elleri ve ayaklarının kesilmesi halinde çocuklarına yük

olacaklarını söyledikleri, ülkelerine geri gönderilmeyi istemeleri üzerine geri

gönderildikleri belirtildi ve Merkezde duygu yüklü olaylarla karşılaşıldığının,

yapılan işin bu yönden kolay olmadığının üzerinde duruldu.

cb) Geri

Gönderme Merkezinde Yapılan Gözlemler

İnceleme

sırasında Merkezde 291’i erkek, 97’si kadın, 7’si çocuk olmak üzere toplam

3[9]5 kişinin bulunduğu bilgisi edinildi. Geri gönderme merkezinin inceleme

yapılan diğer iki merkezin aksine şehir merkezinde olduğu görüldü.

Merkezde

erkek ve kadınların koğuşlarının ayrı bloklarda olduğu, koğuşların ayrı ayrı

odaları içerdiği ve odalardaki ranza sayılarının değiştiği gözlemlendi.

Koğuşlarda bulunan tuvalet ve banyoların hijyen açısından yetersiz durumda

olduğu kanaatine varıldı.

Merkezde

sığınmacıların hemen hemen her istediklerini bulabilecekleri büyük bir kantin

olduğu, kantinde masa ve sandalyelerin yer aldığı, ayrıca koğuşların önünde

yiyecek ve temel ihtiyaçların satıldığı stantlar olduğu görüldü.

Merkezde

her zaman bulunan bir sağlık görevlisinin olmadığı, sağlık hizmetlerinin sadece

haftada bir kez gelen doktor eliyle yürütüldüğü bilgisi verildi.

İhtiyacı

olanlara bedava verilecek kıyafetlerin toplandığı bir oda bulunduğu ve bu

kıyafetlerin Merkeze yapılan bağışlar sayesinde toplandığı bilgisi edinildi.

Yine Merkezde yasa dışı göçmenlerin özel eşyalarını emanete bırakabilecekleri

emanet odalarının bulunduğu görüldü.

Merkezde

barınanların boş zamanlarını geçirebilecekleri faaliyet odasında İSMEK’ten gelen hocalarca haftada 3 gün çeşitli kurslar

verildiği belirtildi.

Merkezde

çocukların günün her anında istedikleri zaman gelip oynayabilecekleri oyun

odaları bulunmakta olup odalarda çeşitli oyuncaklar ile aktivite imkânları

bulunduğu görüldü.

Merkezde

hem televizyon odası hem de yemek odası şeklinde kullanılmak üzere ayrılmış

odalarda kişilerin sohbet etmekte oldukları ve iyi vakit geçirdikleri görüldü.

Burada bulunan televizyonların son teknoloji ve büyük ekranlı oluşu dikkat

çekti.

Koğuşların

birbirinden demir parmaklıklarla ayrıldıkları; ancak demir parmaklıkların

kişilerin hareket imkânını engellemediği görüldü. Merkezde bulunan yasa dışı

göçmenlerin serbestçe Merkez içinde dolaşabildikleri ve koğuşların koridorunda

bulunan spor aletlerinde spor yapabildikleri gözlemlendi.

Merkezde

kalanların dışarı ile bağlantı kurabilecekleri telefonların olduğu ve bunların

koğuş koridorlarında konuşlandırıldığına şahit olundu.

…

VI.

DEĞERLENDİRME ve SONUÇ

…

- İstanbul

İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezi ile ilgili olarak;

1-

Merkezin şehir merkezinde, Kumkapı’nın ara sokaklarında oldukça dar bir alanda

yer aldığı görülmüştür. Merkezde herhangi bir suç şüphesiyle yakalanıp sınır

dışı edilene kadar tutulan kişiler barındırıldığından ve bu kişilerin

havalandırmaya çıkarılması halinde kaçma şüphesi olacağından dolayı yasa dışı

göçmenlerin havalandırılma imkânı sunulmayan bir yerde barındırılması uygun

görülmemiştir. Bu itibarla Merkezin şehir dışında daha sakin ve geniş bir alana

taşınmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

2-

Merkezde bulunan suç şüphelisi yasa dışı göçmenlerin şüphe altında oldukları

suçun türüne bakılmadan ve bir farklılaştırmaya gidilmeden aynı koğuşlara

yerleştirildikleri görülmüştür; ancak suçların kategorize edilerek kişilerin

koğuşlara yerleştirilmesi ceza hukukunun temel gereklerindendir. Böylece

çalışma izni olmadığı gerekçesiyle yakalanan kişi ile uyuşturucu kaçakçılığı

veya adam öldürme şüphesiyle yakalanan kişi aynı yerde barınmamış olacak ve suç

türü itibarıyla Merkezde bir sınıflandırma yapılmış olacaktır.

3-

Merkezde yer alan yasa dışı göçmenlerin gerek Merkezin konumu gerek personel

eksikliği nedeniyle sadece haftanın bir günü kısa sürelerle havalandırmaya

çıkarıldığı bilgisi edinilmiştir. Geri gönderme merkezinin yasa dışı göçmenler

için hapishaneden farksız hale gelmemesi için en temel hakları olan yaşama

hakkının bir uzantısı niteliğindeki bu haktan haftanın her günü diledikleri

zaman yararlanmaları sağlanmalıdır. Bunun için Merkezde bulunan personel

sayısının artırılması ve yasa dışı göçmenlerin kaçmalarını önleyici

mekanizmaların geliştirilmesi, gerekirse Merkezin şehir dışında daha sakin ve

geniş bir alana taşınması uygun olacaktır.

4-

Merkezin sağlık biriminde haftada bir gün hizmet veren doktor aracılığıyla

sağlık hizmetleri verildiği bilgisi edinilmiştir. Bunun yasa dışı göçmenlerin

sağlık sorunlarını çözmede yetersiz olduğu düşünülmekte olup, en azından

Kırklareli ve İstanbul’da yer alan geri gönderme merkezlerindeki gibi haftanın

her günü acil durumlarda müdahale edecek bir sağlık görevlisinin görevlendirilmesinin

gerektiği düşünülmektedir.

5- Merkez

içerisinde bulunan yasa dışı göçmenlerin belli sınırlar içerisinde serbestçe

dolaşabildikleri görülmüştür. Yasa dışı göçmenlerin boş zamanlarını

geçirebilecekleri faaliyet odalarında çeşitli kursların verilmesi, kadınlara

psikolog aracılığıyla psikolojik yardımı sağlanması, Merkezde barınanların

egzersiz yapmalarını sağlayacak spor aletlerinin olması, çocuklara yönelik

olarak oyun odalarının bulunması, çocuklara süt ve oyuncak temin edilmesi,

kıyafeti olmayanlara kıyafet yardımı yapılması, yasa dışı göçmenlere haklarının

ve Merkez kurallarının yer aldığı kendi dillerinde bilgilendirme broşürlerinin

verilmesi gibi imkânlar Heyetimizce memnuniyet verici bulunmuştur.

- Genel

olarak;

1- Yasa

dışı göçmenlerin sınır dışı edilene kadar barındırıldığı geri gönderme

merkezlerinin yönetim ve kontrolü, Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Şube

Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Ancak Emniyet Genel Müdürlüğünün asıl

uğraş alanı ve görevi, önleyici ve koruyucu niteliği ağır basan suç ve

suçlularla mücadeledir. Bu nedenle geri gönderme merkezlerinin yönetim ve

kontrolünün İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan Göç ve İltica Genel

Müdürlüğü tarafından yapılması uygun olacaktır. Bu kapsamda sınır dışı

işlemlerinin iltica, sığınma ve göç konusunda eğitim almış personel tarafından

yürütülmesi bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. TBMM Genel Kurulunda

bulunan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile de geri gönderme

merkezlerinin İçişleri Bakanlığı tarafından işletileceği belirtilmektedir.

2- Geri

gönderme merkezlerinde bulunan yasa dışı göçmenlere ne tür muameleler

uygulanacağı ve geri gönderme merkezlerinin işleyişi hakkında tüm geri gönderme

merkezlerinde yeknesaklığı sağlayacak bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum

geri gönderme merkezlerinde farklı uygulamalara neden olduğundan bu konuda bir

düzenleyici işlem niteliğinde hukuki metin hazırlanması gerekmektedir. Nitekim

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısında da ‘Geri gönderme

merkezlerinin kurulması, işletilmesi, devri, denetimi ve sınır dışı edilmek

amacıyla idari gözetimde bulunan yabancıların geri gönderme merkezlerine nakil

işlemleriyle ilgili usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.’ hükmü yer

almaktadır.

…

4- Geri

gönderme merkezlerinde bulunan yasa dışı göçmenlerin sayısı, uyrukları ve

haklarında yapılan işlemlere (sınır dışı, iltica başvurusu vb.) ilişkin oransal

verilerin düzenli olarak tutulması ve herkesin erişimine açık bir şekilde belli

periyotlarla yayınlanması gerekmektedir.

5- Sivil

toplum örgütleri temsilcilerine, avukatlara geri gönderme merkezlerine giriş ve

bilgi talebi hususunda yardımcı olunması gerektiği düşünülmektedir. Sivil

toplum örgütlerinin geri gönderme merkezi idaresi ile koordineli bir şekilde

çalışmalarına imkân tanınmalıdır.

…

6- Geri

gönderme merkezine gelen yasa dışı göçmenlerin uyruklarının tespitinde

beyanları esas olduğundan, doğru beyanda bulunup bulunmadıklarının yapılacak

mülakatlarda tercümanlar aracılığıyla denetlenmesi gerekmektedir. Bunun yanı

sıra yasa dışı göçmenlerle iletişimin sağlanmasında da tercümanların önemi

büyüktür. Bu nedenle geri gönderme merkezlerinde farklı dillerden tercümanlar

görevlendirilmesi büyük önem arz etmektedir.

7-

Ülkemizde uluslararası koruma ve yabancılarla ilgili hususlarda bir kanun

bulunmamakta; insan haklarını, milli güvenliği ve uluslararası ilişkileri

doğrudan etkileyen bu son derece önemli konu, idari düzenlemeler aracılığıyla

yürütülmeye çalışılmaktadır. Bu itibarla kanunla düzenlenmesi gerekirken daha

çok ikincil düzenlemelerle yürütülen uluslararası koruma ve yabancılar konusu,

kanun ve kanun temelinde hazırlanacak düzenlemelerle yürütülmeli, uluslararası

insan hakları standartlarına uyumlu bir uluslar arası

koruma sistemi hayata geçirilmelidir. Bu bakımdan TBMM Genel Kurulu gündeminde

bulunan ‘Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın bir an önce

kanunlaşmasında fayda bulunmaktadır.

…”

24. Türkiye İnsan Hakları Kurumu (İHK) tarafından Kumkapı GGM

hakkında Kasım 2014 tarihli “İstanbul Geri

Gönderme Merkezi Raporu” yayımlanmıştır. Rapora esas ziyaret tarihi

2/5/2014’tür. Raporda, Kumkapı GGM’nin özellikleri ve

bu Merkezde kalanlara sunulan hizmetlere ilişkin ayrıntılı bilgiler yer

almaktadır. Anılan Raporda yer alan bazı bilgiler şöyledir:

“A. MERKEZ

YETKİLİLERİNDEN ALINAN BİLGİLER

13.

İstanbul Geri Gönderme Merkezinde, 02.05.2014 tarihi itibarıyla 350 kişi

kalmaktadır. 28.04.2014 tarihinde, merkezde tutulan kişi sayısı 228 erkek, 149

kadın ve 7 çocuk olmak üzere toplam 384’tür.

- Merkeze

günde ortalama 30-40 kişi gelmekte, aynı miktarda kişi de çıkmaktadır.

- Kişi

ülkesine dönmek istemiyorsa ve başvuru yapmışsa iltica prosedürü ortalama 3-4

ay sürmektedir.

-

Büyükşehir Belediyesine bağlı Sağlık A.Ş. tarafından iki ayda bir genel

temizlik yapılmaktadır. Koğuş temizliği alıkonanlarca yapılmaktadır.

- Haftada

bir perşembe günleri doktor gelmektedir. Hastaların ilaçları temin

edilmektedir.

- Merkezde

08.00-17.00 saatleri arasında çalışan hemşire mevcuttur. Acil durumlarda 24

saat ambulans gelmektedir.

- Yemek

için günlük iaşe bedeli 9 TL olup, yemek, ihaleyi kazanan firma tarafından

verilmektedir. Bu bedel İstanbul şartlarında yetersiz kalmaktadır. Öğlen ve

akşam yemeğinde sıcak yemek verilmekte ve aylık kalori hesabı dikkate

alınmaktadır.

-

Havaların iyi olduğu mevsimlerde, saat 17.00’den sonra kişiler havalandırmaya

çıkmaktadırlar, ancak kış mevsiminde hasta olmamaları için havalandırmaya

çıkartılmamaktadırlar. Bahçe, emniyetten gelen kişiler ve giriş çıkış yapan

araçlar için kullanılmaktadır.

…

B. MERKEZDE

TUTULAN KİŞİLERDEN ALINAN BİLGİLER

14.

İdarenin kullandığı birimlerden demir kapılarla ayrılan mekânda,

koğuşlar(üniteler) bulunmaktadır. Koğuş kapıları açıktır. Genel olarak

koğuşların bulunduğu mekânın çok pis, bakımsız ve kalabalık olduğu, kadınların

kendi çamaşırlarını ellerinde yıkadıkları, yataklarda nevresim ve yastık

olmadığı gözlemlenmiştir. Koridor ve yemekhane olarak kullanılan büyük bir

salon bulunmaktadır. Koridorda üç adet spor aleti mevcuttur.

C. YAPILAN

GÖZLEM VE DEĞERLENDİRMELER

1.

Merkezde Tutulanların Açık Havaya Çıkartılmaması

…

16. Merkez

Müdürü, yapılan görüşme sırasında, gözetim altındakilerin binanın bahçesinde

hava alma imkânını hafta içinde saat 17.00’den sonra günde 45 dakika, hafta

sonlarında ise günde 2-3 saat sağlamaya çalıştıklarını, kış aylarında ise

soğuktan hastalanabilecekleri endişesiyle açık havaya çıkış izni

vermediklerini, zaten gözetim altındakilerin de soğuk nedeniyle çıkmak

istemediklerini ifade etmiştir. Ayrıca, Müdür, binada tutulanların güvenli bir

şekilde hava alabilecekleri bir mekânın da bulunmadığını ifade etmiştir.

17.

İnceleme esnasında görüşülenler ise, belirtilen şekilde hava alma imkânı

verilmediğini beyan etmişlerdir. Ziyaret, Mayıs ayında

gerçekleşmiştir. Kadın koğuşunda görüşülenler en son iki hafta önce bahçeye

çıkartılmıştır. Üç ya da dört aydan beri Merkez’de olduğunu ancak bütün bu süre

boyunca sadece iki defa dışarı çıktığını beyan eden ve bir yaşında bebeği

bulunan kişiler bulunmaktadır.

…

21. TBMM

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun 2012 tarihli raporuna göre de, ‘… havalandırmaya çıkarılması halinde kaçma şüphesi

olacağından dolayı yasadışı göçmenlerin havalandırılma imkânı sunulmayan bir

yerde barındırılması uygun görülmemiştir.’ Raporda, ‘personel yetersizliği

nedeniyle haftanın sadece bir günü kısa süre’yle

çıkarılmanın yetersiz olduğu, havalandırmaya çıkmanın yaşam hakkının bir

uzantısı olduğu ve haftanın her günü diledikleri zaman yararlanmalarının

sağlanması gerektiği’ ifade edilmiştir...

23. Buna

karşın Merkezde tutulanların bahçeye çıkartılmamalarının ana gerekçesi,

yetkililerin ‘bahçede araç çıkışı olduğu ve güvenlik sağlanamayacağı’ ve ‘kış

aylarında çıkartırlarsa hasta olacakları’ iddiasıdır. … Merkezin bulunduğu yer

itibarıyla mesai saatleri içinde araçların durmasına izin verilmediği ve bu

nedenle de park yeri olarak bahçeye ihtiyaç duyulduğu dile getirilmiştir.

24. Merkez

yetkilileri bahçeye çıkarılmama konusunda, bahçede güvenlik sorunu olmasını

gerekçe göstermektedir. Bahçenin, merkeze gelen araçların giriş çıkışı ve araçların

park etmesi için ayrıldığı, bu nedenle kişilerin bahçeye çıkartılmadığı, aksi

durumda kaçışlar olabileceği ifade edilmektedir.

…

2.

Merkezde Kapasitenin Çok Üstünde Kişinin Barınması

…

29.

İstanbul Geri Gönderme Merkezinin normal kapasitesi, 200 erkek, 100 kadın olmak

üzere toplam 300 kişidir. Merkezde, incelemenin yapıldığı haftanın ilk günü,

384 kişinin kaldığı tespit edilmiştir. Sivil toplum kuruluşları da, genel olarak 400 ile 500 arasında kişinin tutulduğunu

beyan etmişlerdir.

30. 64

metrekarelik bir alanda 40 kişi kalmaktadır. Koğuşlarda yapılan incelemede,

ranzaların bitişik nizam şeklinde dizildiği ve mekânın tahammül sınırlarını

zorlayacak derece kalabalık olduğu görülmüştür. Ranzalarda yer kalmaması

nedeniyle, bazı kişilerin yere battaniye sererek yattığı görülmüştür.

…

31. …

karşılamamaktadır.5 [Dipnot 5: Geri Gönderme Merkezinde 300 kişilik

kapasitede bile bir kişiye yaklaşık 3 m2 alan düşmektedir. Bu sonuç

CPT standartlarının yarısından daha azına denk gelmektedir. Kaldı ki, ortalama

400-500 kişi civarında kişi kalmaktadır. Dolayısıyla CPT tarafından öngörülen

(her bir tutuklu veya hükümlü için asgari 7 m2’lik alan)

standardının çok altında olduğu konusunda kuşku yoktur. (CPT standartları, Bkz.

CPT/Inf (92)3 §43 http://www.cpt.coe.int/turkish.htm)

Nitekim bu konu AİHM’nin Yarashonen Kararında

değerlendirilmiş olup ‘Meclis raporunda tespit edilen 297 erkek tutulan olduğu

dikkate alındığında, ayrılan yerin 2.27 m2 olup sadece bu durumun

tek başına 3. maddenin ihlali niteliğinde olduğu’ ifade edilmiştir. (Paragraf

8)]

…

77.

Merkezlerin erişimi zor olup, etkili bir denetlemesi de bulunmamaktadır.

Avukata erişim imkânı olmayan ve daha sonra ülkeden sınır dışı edilen

yabancıların geri gönderme merkezinde maruz kaldıkları insan hakları

ihlallerini pratikte şikâyet etmeleri mümkün değildir. Başvurucuların yabancı

olması, dil bilmemesi, avukata erişimin zor olması nedeniyle Merkezin yargısal

denetimi ve memurlar hakkında yapılan şikâyetler çok az sayıdadır. Merkezde

tutulanlar genellikle sınır dışı edildiği için bir daha Türkiye’ye dönmesi

oldukça zordur. Bu nedenle, şikâyet konusu olaylar, adli mercilere intikal

etmemektedir.

…”

25. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından Kumkapı GGM’nin tutma koşullarına ilişkin verilen bilgiler, AİHM’in Yarashonen/Türkiye (B. No: 72710/11, 24/6/2014, §§

18-19) kararında şöyle özetlenmiştir:

“18.

Hükümet, başvuranın tutulduğu Kumkapı Geri Gönderme Merkezinin 300 kişilik

kapasiteye sahip olduğunu ileri sürmüştür. Tutulan kişiler üç katta

barındırılmaktır. İlk iki kat tutulan erkeklere, üçüncü kat ise kadınlara

ayrılmıştır. Her katta sırasıyla 50, 58, 69, 76 ve 84 metrekare büyüklüğünde

beş yatakhane bulunmaktadır. Tutulan erkeklere ayrılan on odanın her birinde on

beş ile yirmi arasında yatak bulunmaktadır ve tüm odalar yeterince

havalandırılmaktadır. Ayrıca her katta beş duş ve altı tuvaletin yanı sıra

kahvaltı, öğle ve akşam yemeğinin her gün tüm katlarda servis edildiği 69

metrekarelik bir kafeterya bulunmaktadır. Tutulan kişilerin uygun hava

koşulları mevcut olduğunda açık hava egzersizi yapma hakkı bulunmaktadır. Her

perşembe günü bir doktor müessesede hazır olmakta ve tutulan kişilerin ayrıca

acil durumlarda tıbbi tedaviye erişimi mümkün bulunmaktadır. Tesisteki hijyene

gelince, geri gönderme merkezinde tam zamanlı çalışan altı temizlik görevlisi

bulunmakta ve bina gerekli olduğu zaman dezenfekte edilmektedir.

19.

Hükümet iddialarını desteklemek üzere, diğerlerinin yanı sıra (inter alia) her ikisi de iyi

aydınlatılmış ve oldukça temiz olan iki yatakhanenin ve tutulan erkekler için

ayrılmış katlardan birindeki koridor ve kafeteryanın fotoğraflarını ibraz

etmiştir. Toplam yatak sayısının fotoğraflardan belirlenmesinin mümkün

olmamasına rağmen, her iki odanın duvarlarına karşı konumlandırılmış ve odanın

ortasında dar bir koridor bırakan iki sıra ranza bulunduğu gözlemlenmiştir.

Bazı ranzalar birbiriyle temas halindeyken, diğerleri ise büyük metal

dolaplarla ayrılmıştır. Masa ve sandalye gibi başka hiçbir mobilya odalarda

mevcut değildir; odalardan sadece bir tanesinde yatakların üstünde battaniyeler

vardır ve diğer odada hiçbir yatak takımı bulunmamaktadır. Kafeteryanın her

katında bir televizyon mevcuttur. Ayrıca, tutulan erkeklere ayrılmış katlardan

birine ait koridorun fotoğrafında metal bir mekik aleti ve bir egzersiz

bisikleti görünmektedir.”

26. Yarashonen/Türkiye kararında ayrıca, BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü

tarafından Kumkapı GGM hakkında hazırlanan Rapor’dan

alıntılar yapılmıştır. Anılan kararda yer verilen BM Raporu’nun ilgili kısımları

şöyledir:

“30.

Birleşmiş Milletler (“BM”) Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü François Crépeau, Türk Hükümeti’nin daveti üzerine 25-29 Haziran

2012 tarihleri arasında Türkiye’ye resmî bir ziyarette bulunmuştur. François Crépeau diğerlerinin yanı sıra (inter

alia) Kumkapı ve Edirne’deki geri gönderme

merkezlerini ziyaret etmiş ve 17 Nisan 2013 tarihinde BM Genel Kurulu’na bir

rapor (A/HRC/23/46/Add.2) sunmuştur. Söz konusu raporun ilgili kısımları

aşağıdaki gibidir:

‘42. Özel

Raportör ziyareti esnasında göçmenlerin idari gözetim altına alınma nedenleri,

bu gözetimin süresi, tutulma koşulları ve idari gözetim altına alınan

göçmenlere yönelik güvencelere erişim konularında yetersiz bir düzenleme

olduğunu kaydetmiştir.

...

52. Her ne

kadar 2010 yılının Eylül ayında Türkiye emniyet makamları tarafından yayınlanan

bir genelge ile geri gönderme merkezlerinde tutulan düzensiz göçmenlerin

tutulma nedenleri, tutulma süresi, avukata erişim hakkı ve geri gönderme

merkezinde tutulma kararına veya sınır dışı kararına karşı itiraz hakkı

konularında sistematik bir biçimde bilgilendirilmeleri talimatı verilmiş olsa

da, Özel Raportör’ün Edirne ve Kumkapı geri gönderme

merkezlerinde tutulan kişilerle yaptığı görüşmeler, söz konusu genelgenin

uygulamada sistematik bir biçimde hayata geçirilmediğini ortaya koymaktadır.

…

54. Özel

Raportör ayrıca yukarıda anılan geri gönderme merkezlerindeki koşullardan da

rahatsızlık duymuştur. Çocukların da aralarında bulunduğu idari gözetim altında

tutulan kişiler çoğunlukla odalarda veya koğuşlarda kilitli tutulmakta ve dış

alanlara erişimleri ya oldukça kısıtlıdır veya hiç bulunmamaktadır. Aşırı kalabalıklık, sağlığa elverişsiz koşullar ve yetersiz gıda

diğer önemli endişe kaynaklarıdır.’

…”

27. Emniyet Genel Müdürlüğünün 16/12/2015 tarihli ve 164529 sayılı

yazısının ilgili kısımları şöyledir:

“… Kumkapı

Geri Gönderme Merkezi’nin 1. ve 2. katının erkeklerin kullanımına açık olmak

üzere 3 kattan oluştuğu ve toplamda 300 kişiyi barındırabildiği, 1. kat

misafirhanede; 69 metrekarelik bir yemekhanenin, 76, 50, 58 ve 84 metrekarelik

4 yatak odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu, 2. kat misafirhanede; 69

metrekarelik bir yemekhanenin, 69, 76, 50, 58 ve 84 metrekarelik 5 yatak

odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu, 3. kat bayanlar misafirhanesinde ise;

69 metrekarelik bir yemekhanenin, 69, 76, 50, 58, ve 84 metrekarelik 5 yatak

odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu, 1. kat misafirhanesinde 44, 2. kat

misafirhanesinde 76, 3. kat misafirhanesinde ise 70 adet çiftli ranzanın

bulunduğu,

Ayrıca

Geri Gönderme Merkezinde hava şartlarına göre sığınmacıların merkezin bahçesine

çıkartılarak temiz havadan faydalanmalarının sağlandığı, başvuranların da

tutulduğu süre içerisinde hava almasına imkân verildiği, çocukların ise oyun

parkında oynadıkları, aynı zamanda kapalı bir çocuk oyun bölümünün bulunduğu,

merkezin içerisinde bir kantinin yer aldığı ve kantin görevlilerinin sabah,

öğlen ve akşamları katlara çıkarak talepler doğrultusunda hizmet verdikleri,

şahısların özel ihtiyaçlarını buradan sağladıkları, misafirhanede kalanlara üç

öğün yemek verildiği, çocuklar için günlük 500 ml sütün dağıtıldığı, temizliğin

özel bir temizlik firması aracılığı ile 6 görevli tarafından yapıldığı ve

katların ilaçlandığı, katlara sıvı sabun, banyo sabunu vb. temizlik

malzemelerinin kesintisiz verildiği, katlarda 24 saat kesintisiz sıcak ve soğuk

suyun bulunduğu, TV izleme, spor yapma, dinlenme odaları ve mescit gibi

ihtiyaçlarının karşılandığı, geri gönderme merkezinde kalan şahısların

hastalanmaları ve acil durumlarda 112 acil servis yardımı ve günlük şikâyet

durumuna göre oluşturulan hastane ekibince tedavilerinin zaman kaybedilmeden

yapıldığı, ayrıca haftada bir gün İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nden gelen

doktor vasıtasıyla şahısların muayene ve tedavilerinin yapıldığı, gerek

görülmesi durumunda bir üst sağlık kuruluşuna sevklerinin yapıldığı, 1. derece

yakını olan ziyaretçilerle görüşmelerin yaptırıldığı anlaşılmıştır.”

28. Emniyet Genel Müdürlüğünün belirtilen yazısı ekinde sunulan,

İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün 3/12/2015 tarihli yazısının ilgili kısımları

şöyledir:

“… [Ş]ahısların tutulduğu … 06.10.2011-10.12.2012 tarihleri

arasındaki defter kayıtları incelendiğinde ortalama rakamın 310-350 [kişi]

olduğu … anlaşılmıştır.”

C. İlgili

Hukuk

1. Ulusal

Hukuk

29. 5682 sayılı mülga Kanun’un 4. maddesi şöyledir:

“Pasaportsuz,

vesikasız veya usulüne uygun veya muteber olmıyan

pasaport veya vesikalarla Türkiye sınırlarına gelen yabancılar geri

çevrilirler.

Bunlardan,

pasaport veya vesikalarını yolda kaybettiklerini iddia edenlerin, İçişleri

Bakanlığınca yapılacak soruşturma sonuna kadar, icabederse,

en yakın idare merkezine gönderilerek haklarında verilecek kararlara göre işlem

yapılmak üzere mahalli mülkiye amirinin göstereceği yerde oturtulabilmek kaydiyle kabulleri caizdir.

Hükümetin

müsaadesiyle gelen göçmenler ellerinde Türk konsolosluklarının veya göçmen

sevkı için yabancı memleketlere Hükümetçe gönderilen memur veya heyetler

tarafından verilmiş bir vesika bulunmak şartiyle

pasaportsuz da olsalar Türkiye’ye kabul olunurlar.

Umumiyetle

mültecilerin ve iskan hakkındaki mevzuat dışında

olarak yurt tutmak maksadiyle gelen yabancıların,

pasaportları olsun olmasın Türkiye’ye kabulleri İçişleri Bakanlığının kararına

bağlıdır.”

30. 5682 sayılı mülga Kanun’un “Türkiye’ye

girmeleri memnu kimseler” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1.

Serseriler ve dilenciler;

2.

Delilikle veya bulaşık hastalıkla malül olanlar (Bu

gibilerden umumi sıhhati ve asayişi tehlikeye sokmıyacak

halde olup kendi vasıtalariyle veya kanuni veli veya

vasilerinin maddi himayeleri altında olarak tedavi veya hava değiştirme için

gelenler bu hükümden istisna edilebilirler);

3. Türkiye Cumhuriyetinin taraf bulunduğu, mücrimlerin iadesine

mütaallik anlaşma veya andlaşmalarla

iadeye esas olarak kabul edilen suçlardan birinden sanık veya hükümlü

bulunanlar;

4.

Türkiye’den sınır dışı edilmiş olupta avdetine

müsaade edilmemiş bulunanlar;

5. Türkiye Cumhuriyetinin emniyetini ve umumi nizamını bozmak

niyetiyle veya bozmak istiyenlere ve bozanlara

iştirak veya yardım etmek maksadiyle geldikleri

sezilenler;

6.

Fahişeler ve kadınları fuhuşa sevkederek

geçinmeyi meslek edinenlerle beyaz kadın ticareti yapanlar ve her nevi

kaçakçılar;

7.

Türkiye’de kalacaklarını beyan ettikleri müddetçe yaşamalarına ve tekrar

gitmelerine yetişecek paraları bulunmayıp Türkiye’de kendilerini himaye edecek

kimseleri bulunduğunu veya Türkiye’de yabancılara kanunla menedilmemiş işlerden

birini tutacaklarını ispat edemiyenler.”

31. 5683 sayılı mülga Kanun’un 17. maddesi şöyledir:

“Siyasi

sebeplerle Türkiye’ye sığınan yabancılar ancak İçişleri Bakanlığınca müsaade

olunacak yerlerde ikamet edebilirler.”

32. 5683 sayılı mülga Kanun’un 23. maddesi şöyledir:

“Memleket

dışına çıkartılmalarına karar verilipte pasaport

tedarik edemediklerinden veya başka sebeplerden dolayı Türkiye’yi terkedemiyenler İçişleri Bakanlığının göstereceği yerde

oturmağa mecburdurlar.”

33. 14/9/1994 tarihli ve 94/6169 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile

kabul edilip 30/11/1994 tarihli ve 22127 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Türkiye’ye İltica Eden veya Başka Bir Ülkeye İltica Etmek Üzere

Türkiye’den İkamet İzni Talep Eden Münferit Yabancılar ile Topluca Sığınma Amacıyla

Sınırlarımıza Gelen Yabancılara ve Olabilecek Nüfus Hareketlerine Uygulanacak

Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in (1994 tarihli Yönetmelik) “Karar makamı” kenar başlıklı 6. maddesi

şöyledir:

“(Değişik

madde 16/01/2006-2006/9938 S.B.K. Yön/3.mad)

Türkiye’ye

iltica eden veya başka bir ülkeye iltica etmek üzere Türkiye’den ikamet izni

talep eden münferit yabancıların talepleri, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki

Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi ile Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin 31

Ocak 1967 tarihli Protokol ve bu Yönetmelik gereğince İçişleri Bakanlığı’nca

karara bağlanır.

İçişleri Bakanlığı, karar verme yetkisini

uygun göreceği hallerde valiliklere devredebilir.

Valilikçe veya İçişleri Bakanlığı’nca alınan

karar valilikler aracılığıyla yabancıya tebliğ edilir.

Talebi kabul edilen yabancı, İçişleri

Bakanlığı’nca uygun görülecek bir misafirhanede barındırılır veya İçişleri

Bakanlığı’nca gösterilecek bir yerde serbest ikamet edebilir.

Talebi kabul edilmeyen yabancı bu karara karşı

15 gün içerisinde isterse ilgili valiliğe itiraz edebilir.

İtiraz süresi kararın daha hızlı verilebilmesi

için gerekli görülen durumlarda İçişleri Bakanlığı’nca daha kısa olarak

belirlenebilir.

Karara itiraz eden yabancının bu konudaki

ifadesi ve ifadesini destekleyen diğer bilgi ve belgeler valilikçe İçişleri

Bakanlığı’na gönderilir. İtiraz, İçişleri Bakanlığınca sonuçlandırılır ve nihai

karar yabancıya tebliğ edilir.

İtirazları nihai olarak reddedilenlerin

durumu, yabancılarla ilgili genel hükümler çerçevesinde değerlendirilir.

Yabancılarla ilgili genel hükümler çerçevesinde de ikamet izni verilmesi uygun

görülmeyen yabancılara idarece belirlenen süre içerisinde Türkiye’yi terk

etmeleri gerektiği bildirilir. Ülkeyi terk etmeyen yabancılar, İçişleri

Bakanlığının talimatı üzerine valiliklerce veya doğrudan karar verme yetkisinin

valiliklere devredildiği hallerde, valilikler tarafından re’sen

Türkiye’den çıkartılırlar.”

2. Uluslararası

Hukuk

34. CPT tarafından kabul edilen Yabancı Uyruklu Kişilerin Tutulma

Koşullarına İlişkin Standartlar’ın (CPT/Inf/E (2002) 1- Rev. 2010) ilgili

kısımları şöyledir:

“48. Açık

havada egzersiz yapma konusunun üzerinde özellikle durulmalıdır. Mahkumların

(tercihen genel bir faaliyet programının bir parçası olarak) her gün açık

havada en az bir saat egzersiz yapabilmesi şartı, temel bir önlem olarak genel

kabul görmüştür. CPT, istisnasız bütün mahkumlara (ceza olarak hücre hapsinde

olanlar dahil) her gün açık havada egzersiz yapma imkânı verilmesi gerektiğine

dikkat çekmektedir. Açık havada egzersiz yapılacak yerlerin makul büyüklükte ve

mümkün olduğunca kötü hava şartlarında koruma sağlayacak biçimde olması

gerektiği barizdir.

…

29. CPT’nin bakış açısına göre, kişileri yabancılar mevzuatına

göre uzun süreli olarak özgürlüklerinden mahrum bırakmanın gerekli görüldüğü

hallerde, bu kişiler özellikle bu amaç için hazırlanmış, hukuki durumlarına

uygun bir programa, fiziki koşullara ve uygun nitelikli personele sahip

merkezlerde tutulmalıdır. …

Bu tür

merkezlerin yeterli donanıma sahip, temiz ve bakımlı olması ve orada kalan

kişilere yeterli yaşama alanı sağlaması önemlidir. Ayrıca cezaevi ortamı olduğu

izleniminin mümkün olduğu kadar önlenmesi için, mekan

düzenlemesine özen gösterilmelidir. Program faaliyetlerine gelince, açık havada

egzersiz, gün içinde zaman geçirilebilecek bir odaya, radyo/televizyona,

gazete/dergilere ve diğer uygun dinlenme yollarına (örn.

kutu oyunlarına, pinpon masalarına) erişimi içermelidir. Bu kişilerin

tutuldukları süre ne kadar uzun olursa, onlara sunulan faaliyetler de o kadar

kapsamlı olmalıdır.

…

79. Yasa

dışı göçmenlere uygulanacak tutukluluk durumu, onların özgürlüklerinin

kısıtlanmasının doğasını yansıtıcı, sınırlı kısıtlamalar içeren ve çeşitlendirilmiş

etkinlik rejiminden oluşmalıdır. Örneğin, özgürlükten yoksun kılınmış yasa dışı

sığınmacılar … tutuldukları kurum içindeki hareket sebestlikleri

mümkün olduğunca az sınırlandırılmalıdır.”

35. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1988 tarihli

ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen Herhangi Bir Biçimde Tutulan veya

Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler’in “İnsani tarzda muamele yükümlülüğü” kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her hangi bir biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimse,

insaniyetin ve insanın doğuştan sahip olduğu insanlık onuruna saygının

gerektirdiği bir biçimde muamele görür.”

36. Anılan Prensipler’in “Tutmanın ve diğer tedbirlerin yargısal denetimi”

kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Her türlü tutma veya hapsetme kararı ve

tutulan veya hapsedilen bir kimsenin insan haklarını her

hangi bir biçimde etkileyen bütün tedbirlere yargısal veya diğer bir

makam tarafından karar verilir veya bu tedbirler bu makamların etkili

denetimine tabi tutulur.”

37. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Yürütme Komitesinin (UNCHR

EXCOM) “Mültecilerin ve Sığınmacıların

Alıkonulması” konulu 44 numaralı kararının dördüncü fıkrasının (f)

bendi şöyledir:

“Yürütme

Komisyonu, Mültecilerin Statüsüne ilişkin 1951 Sözleşmesi’nin 31. maddesi’ni hatırlatarak

...

(f)

Mültecilerin ve sığınmacıların alıkonma koşullarının insani olması gerektiğini vurgulamıştır.

Özellikle, mülteciler ve sığınmacılar mümkünse, adi suçlu olarak tutulmakta

olan kişilerin yanında tutulmayacak ve fiziksel güvenliklerinin tehlike altında

olduğu yerlerde bulundurulmayacaktır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

38. Mahkemenin 20/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

39. Başvurucular, vatandaşı oldukları Kırgızistan’da çıkan iç

çatışma nedeniyle Türkiye’ye geldikten sonra 24/11/2011 ilâ 10/12/2012

tarihleri arasında, Kırgızistan’a sınır dışı edilme riski altında ve herhangi

bir yargısal merciin kararı olmadan 382 gün boyunca İstanbul Emniyet

Müdürlüğüne bağlı Kumkapı GGM’de gözaltında

tutulduklarını, söz konusu merkezin dış dünyadan yalıtılmış, giriş çıkışları

sürekli kontrol edilen yüksek güvenlikli bir merkez olduğunu ve aynı zamanda

yaşam koşullarının sağlıksız, gayriinsani ve onur kırıcı olduğunu, bu nedenle

ruhsal ve fizyolojik olarak sağlık durumlarının bozulduğunu belirterek

Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

40. Başvurucular ayrıca Türkiye’de yabancı kişilerin geri gönderme

merkezlerinde gayriinsanî ve onur kırıcı muamele oluşturacak biçimde uzun süre

tutulmaları nedeniyle yapılan şikâyet ve başvuruların sonuçsuz kaldığını, idare

mahkemesine açtıkları davanın reddedildiğini, bu nedenle kanun yollarının

kullanılmasının etkili olmadığını belirterek Anayasa’nın 36. ve 40.

maddelerinin ihlal edildiğini ifade etmişlerdir.

41. Başvurucular, keyfî ve hukuk dışı gerekçelerle 382 gün boyunca

gözaltında tutulmalarının yabancı olmalarından kaynaklandığını ve Türk

hukukunda bu tür yabancılara ilişkin gözaltı işlemlerinin yasal denetiminin

bulunmadığını, ayrıca kendilerine uygulanan özgürlük kısıtlamasının “gözaltı” ve “tutuklama” sayılmaması nedeniyle tazminat talep edilmesinin

de mümkün olmadığını, niçin tutuldukları konusunda bilgilendirilmediklerini ve

yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş bir tutulma kararı olmadan

özgürlüklerinin kısıtlanmış olduğunu belirterek Anayasa’nın 19. maddesinin

ihlal edildiğini belirtmişlerdir.

42. Öte yandan karı-koca olan başvurucular, GGM’de

tutuldukları süre zarfında aynı binada fakat ayrı yerlerde tutulduklarını, çok

sınırlı olarak birbirlerini görmelerine izin verildiğini, bu nedenle aile

hayatlarının bozulduğunu belirterek Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerinin ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

43. Nihayet başvurucular, kimliklerinin gizli tutulmasını, adli

yardımdan yararlandırılmalarını ve maruz kaldıklarını iddia ettikleri hak

ihlalleri sonucunda uğradıkları maddi ve manevi zararlar nedeniyle kendilerine

hakkaniyete uygun bir tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

45. Başvurucuların, sınır dışı tehdidi altında GGM’de

tutulduklarına ve GGM’nin tutma koşullarının

elverişsizliğine ilişkin şikâyetlerinin, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

46. Başvurucular, Türkiye’de yabancı kişilerin geri gönderme

merkezlerinde gayriinsanî ve onur kırıcı muamele oluşturacak biçimde, uzun süre

tutulmaları nedeniyle yapılan şikâyet ve başvuruların sonuçsuz kaldığını, idare

mahkemesinde açtıkları davaların reddedildiğini, bu nedenle kanun yollarının

etkili olmadığını belirterek Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlal

edildiğini ifade etmişler iseler de başvurucuların şikâyetleri esas itibarıyla GGM’deki tutma koşullarının denetimi konusunda

başvurabilecekleri herhangi bir makam bulunmamasına ilişkin olup anılan

şikâyetlerinin Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak 40. maddesi

kapsamında incelenmesi gerekir.

47. Başvurucuların geri gönderme merkezinde tutulmalarının

kanuniliği, yargısal denetimi, tutma nedenleri hakkında bilgilendirilmeleri ve

tutma nedeniyle tazminat ödenmesi konularına ilişkin şikâyetlerinin Anayasa’nın

19. maddesinde yer alan güvenceler kapsamında incelenmesi gerekir.

48. Başvurucuların; Kumkapı GGM’de

tutuldukları süre içerisinde aile bütünlüklerinin bozulduğu iddiaları, esas

itibarıyla geri gönderme merkezlerinin koşullarının ve bu yerlerdeki tutma

rejiminin doğal ve kaçınılmaz sonucudur. Bu nedenle başvurucuların bu

kapsamdaki ihlal iddialarının Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Adli Yardım Talepleri Yönünden

49. Başvurucuların; ülkelerini terk etmek zorunda kaldıkları ve

herhangi bir gelirlerinin bulunmadığı, uzun süre GGM’de

tutuldukları, bu nedenlerle geçimlerini önemli ölçüde güçleştirmeksizin

yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun oldukları, başvuru formunda sunulan

bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181,

17/9/2013) kararında belirtilen adli yardım talebinin değerlendirilmesine

ilişkin ilkeler temelinde başvurucuların, açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli

yardım taleplerinin kabulü gerekir.

2. Sınır Dışı Edilmek Üzere İdari Gözetim Altında

Tutuldukları Yerin Koşullarının Elverişsizliği Nedeniyle Anayasa’nın 17.

Maddesi ile Bağlantılı Olarak 40. Maddesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun bu kısmının,

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

51. Başvurucular, Türkiye’de yabancı kişilerin gayriinsanî, onur

kırıcı muamele oluşturacak biçimde ve uzun süre GGM’de

tutulmaları nedeniyle yapılan şikâyet ve başvuruların sonuçsuz kaldığını, idare

mahkemesinde açtıkları davaların reddedildiğini, bu nedenle kanun yollarının

etkili olmadığını belirterek Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlal

edildiğini ifade etmişlerdir.

52. Bakanlık görüşünde, başvurucuların sundukları dilekçe

içeriğinden Kumkapı GGM’de kaldıkları süre boyunca

içinde bulundukları yaşam koşullarının değiştirilmesi için ilgili idari mercie

başvuru yapmadıklarının anlaşıldığı; diğer yandan başvurucuların Ankara İdare

Mahkemesine açtıkları davaların, kaldıkları koşulların niteliğine yönelik

değil, iltica talebinin reddi kararına itiraz niteliğinde olduğu

bildirilmiştir.

53. Başvurucular; Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, uygulamada

idareye başvurunun hiçbir faydası bulunmadığını, tutuldukları koşullar ile

ilgili şikâyetleri bakımından Türk hukukunda düzenlenmiş olan

başvurabilecekleri etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığını, AİHM’in

birçok kararında, yabancıların gözaltında tutulması, kötü gözetim koşulları ve

işkenceye ilişkin şikâyetleri bakımından, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 13. maddesinde öngörülen biçimde etkili bir iç hukuk yolu

bulunmadığı sonucuna ulaşıldığını belirtmişlerdir.

54. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa

ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama

geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet,

işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını

ve sürelerini belirtmek zorundadır.”

55. Sözleşme’nin “Etkili başvuru

hakkı” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen

herkes, söz konusu ihlal resmî bir hizmetin ifası için davranan kişiler

tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola

başvurma hakkına sahiptir.”

56. Anayasa’nın 40. maddesi, Anayasa ile tanınmış hak ve

hürriyetleri ihlal edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma

hakkını güvence altına almaktadır.

57. İhlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen

ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için de tamamının

tüketilmiş olması gereken idari ve yargısal başvuru yollarının ulaşılabilir

olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz olmaları ve tüketildiklerinde

başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir.

Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp

uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili

olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan

Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §§ 28, 29).

58. Kişilerin etkili başvuru hakkı açısından sahip oldukları

güvencenin kapsamı, ihlal iddiasına konu edilen hakkın niteliğine göre

değişmektedir. Fakat genel olarak ifade edilmelidir ki Anayasa’nın 40. maddesi

uyarınca sağlanması gereken başvuru yolunun, hem

teoride hem de uygulamada ileri sürülen ihlali önleme, ihlal devam etmekte ise

sonlandırma veya gerçekleşip sona ermiş ihlallere yönelik olarak da makul bir

tazmin imkânı sunma açısından etkili olması gerekmektedir (K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015,

§ 71).

59. Ancak ihlal iddiasına konu edilen hak Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan “işkence”,

“eziyet” veya “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya

muameleye tabi tutmama yasağı olduğunda Anayasa’nın öngördüğü mutlak yasak

gereği, bu haklar açısından sağlanması gereken başvuru yolunun etkili

olmasından söz edebilmek için bu yolun ihlali önleyici ve bazı durumlarda

sorumluları cezalandırıcı, ayrıca gerektiğinde tamamlayıcı bir unsur olarak

makul bir tazmin imkânını sunan bir yol olması zorunludur. Aksi takdirde bu tür

ihlaller açısından sadece tazmin yollarının öngörülmüş olması, bu tür

muamelelere maruz kalan kişilere yapılanları (kısmen/zımnen) meşrulaştırmış ve

devletin tutma koşullarını Anayasa’nın güvence altına aldığı standartlara

yükseltme yükümlülüğünü kabul edilemez bir şekilde azaltmış olacaktır. Bu

nedenle somut başvuruda olduğu gibi “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” koşullarda tutulma şikâyetleri açısından,

ancak tutulma koşullarının iyileştirilmesi/düzeltilmesi ve ayrıca bu

koşullardan kaynaklanan zararların tazmin edilmesini sağlayacak bir başvuru

yolunun etkililiğinden söz edilebilir. Elbette ihlal iddialarına konu yerden

ayrılmış olunması durumunda yapılacak başvurular açısından hâlihazırda

gerçekleşmiş olan maddi ve manevi zararlara karşılık gelecek nitelikte tazmin

yollarının bulunması da gerekmektedir (K.A.,

§ 72).

60. AİHM de Sözleşme tarafından söz konusu hükme atfedilen özel

önemin, devlet tarafından tazmin edici bir hukuk yoluna ilaveten bu tür

muamelelerin tamamını süratle sona erdirecek etkili bir mekanizma kurulmasını

gerektirdiğini kabul etmektedir (Yarashonen/Türkiye,

§ 61).

61. Bireysel başvuru formu, Bakanlık görüşü ve başvurucuların

Bakanlık görüşüne karşı cevaplarında sunulan bir kısım bilgiler, başvurucuların

6/10/2011 ilâ 10/12/2012 tarihleri arasında Kumkapı GGM’de

tutuldukları yönündedir. Ancak başvurucular, başvuru dosyasına sundukları bir

kısım belgelerde anılan tarih aralığını 24/11/2011 ilâ 10/12/2012 şeklinde

ifade etmişlerdir. Bu çerçevede başvurucuların GGM’de

tutuldukları zaman aralığının asgari, 24/11/2011 ilâ 10/12/2012 (382 gün)

olduğunun kabulü gerekir.

62. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 125. maddesine göre idarenin her

türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi olduğu ifade edilerek

başvurucuların GGM’deki iddia edilen kötü yaşam

koşullarının değiştirilmesi için ilgili idari mercie başvuru yapmadıkları ifade

edilmiştir. Ancak Anayasa’nın bahsi geçen hükmü dışında, Bakanlıkça

başvurucuların tutuldukları dönemde anılan Merkezdeki elverişsiz yaşam koşullarını

önleme ve doğan zararları tazmin etmek üzere belirlenmiş somut bir idari veya

yargısal hak arama yoluna atıfta bulunulmadığı gibi atıf yapılan Anayasa’nın

125. maddesindeki genel kuralın, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ile

güvence altına alınan hukuksal değerlerin korunması noktasında, çözüm üretme

kabiliyetini haiz ve makul bir başarı şansı sunan bir hak arama yolu

sağladığına dair yargısal pratiği ortaya koyan bir açıklama veya somut herhangi

bir karar da sunulmamıştır. Kaldı ki yabancıların GGM’de

tutulma koşullarının incelemeye tabi olduğu varsayılsa dahi bu tür koşulların

hangi standartlara göre değerlendirileceğine dair başvurucuların, tutuldukları

zaman periyodunda yürürlükte olan açık bir düzenlemeye rastlanamamıştır.

63. AİHM’in konuya ilişkin Yarashonen/Türkiye

kararında; tutulan bir göçmenin, önerilen hukuk yollarından faydalanarak

haklarını savunabildiğini, yani idare mahkemesine veya idari makama yapılan

başvurunun tutulma koşullarının iyileşmesiyle ve/veya olumsuz maddi koşullar

nedeniyle yaşanan ıstırap için tazminata hükmedilmesiyle sonuçlandığını

gösteren herhangi bir adli veya idari kararın, davalı devlet tarafından ibraz

edilmediği, niçin ibraz edilmediğine ilişkin bir açıklamada da bulunulmadığı

tespitlerine yer verilmiştir. (Yarashonen/Türkiye,

§ 63; Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

B. No: 30471/08, 22/9/2009, § 25).

64. 2/5/2014 tarihli ziyarete istinaden düzenlenen İHK raporunda da “Merkezlerin erişimi zor olup, etkili bir denetlemesi

de bulunmamaktadır. Avukata erişim imkânı olmayan ve daha sonra ülkeden sınır

dışı edilen yabancıların geri gönderme merkezinde maruz kaldıkları insan

hakları ihlallerini pratikte şikâyet etmeleri mümkün değildir. Başvurucuların

yabancı olması, dil bilmemesi, avukata erişimin zor olması nedeniyle Merkezin

yargısal denetimi ve memurlar hakkında yapılan şikâyetler çok az sayıdadır.

Merkezde tutulanlar genellikle sınır dışı edildiği için bir daha Türkiye’ye

dönmesi oldukça zordur. Bu nedenle, şikâyet konusu olaylar, adli mercilere intikal

etmemektedir.” şeklinde tespitlere yer verilmiş olması,

başvurucuların iddialarını güçlendirmektedir (bkz. § 24).

65. Nitekim 2012 tarihli TBMM Raporu’nda da tutulan düzensiz

göçmenlere ne tür muameleler uygulanacağı ve işleyişlerinin nasıl olacağı

konularında tüm geri gönderme merkezlerinde yeknesaklığı sağlayacak bir

düzenlemenin bulunmadığı, bu durumun farklı uygulamalara neden olduğu, bu

konuda düzenleyici işlem niteliğinde bir hukuki metin hazırlanması gerektiği

ifade edilmiştir.

66. Başvurucuların tutulma tarihlerinden sonra 11/4/2014 tarihinde

yürürlüğe giren 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası

Koruma Kanunu’nda da tutulma koşullarının Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasına uygunluğu açısından denetleme ve herhangi bir aykırılık tespiti

durumunda koşulların düzeltilmesi veya tutulmanın sonlandırmasına imkân

sağlayacak, tutulma koşullarının standartlarını belirleyen bu koşulların

kontrolünü ve gözden geçirilmesini içeren özel nitelikte bir idari veya yargısal

başvuru mekanizmasının öngörülmediği Anayasa Mahkemesince daha önce karara

bağlanmıştır (K.A., § 77).

67. Bu tespitler ışığında GGM’de idari

gözetim altında tutulmuş olan başvurucular açısından Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası ile güvence altına alınan hukuksal değerlerin korunması

noktasında, teoride ve pratikte çözüm üretme kabiliyetini haiz ve makul bir

başarı şansı sunan etkili idari ve yargısal bir başvuru yolunun bulunmadığı

kanaatine ulaşılmıştır.

68. Açıklanan nedenlerle somut başvurunun özel koşulları

çerçevesinde, tutulma koşullarından kaynaklanan Anayasa’nın 17. maddesinin

ihlal edildiği iddiaları açısından Anayasa’nın 40. maddesinin zorunlu kıldığı

etkili bir başvuru yolunun bulunmadığı ve dolayısıyla başvurucuların etkili başvuru

haklarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

3. Kumkapı GGM’nin Koşullarının

Anayasa’nın 17. Maddesini İhlal Ettiğine İlişkin İddialar

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

69. Etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden sunulan

Bakanlık görüşünde (bkz. § 52), başvurucuların Kumkapı GGM’de

kaldıkları süre boyunca içinde bulundukları yaşam koşullarının değiştirilmesi

için ilgili idari mercie başvuru yapmadıklarına ve ayrıca idari yargıda

açtıkları davaların, tutma koşullarından ziyade iltica talebinin reddi kararına

itiraz niteliğinde olduğuna dikkat çekilmiştir.

70. Belirtilen Bakanlık görüşünde, esasen Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasının ihlal edildiği iddiası yönünden başvuru yollarının

tüketilmediği olgusuna temas edilmekte ise de yukarıda etkili başvuru hakkı

yönünden yapılan inceleme sonucunda Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı

olarak 40. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmış olması nedeniyle

başvurucuların GGM’deki tutma koşulları ile ilgili

olarak başvuru yollarını tüketip tüketmediklerinin ayrıca tartışılmasına gerek

görülmemiştir.

71. Başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

72. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci

fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye

“işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

73. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına saygı gösterme yükümlülüğü; öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka

müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

74. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının

kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması

gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin aşılıp

aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu

bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti,

yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Değerlendirmeye

alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de

eklenebilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 83).

75. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin “işkence” olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ile

işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

76. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada “eziyet”ten faklı olarak kişi üzerinde uygulanan

muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 89).

77. Yukarıda değinildiği üzere, bir muamelenin bu kavramlardan

hangisini oluşturduğunu belirleyebilmek için her somut olayın kendi özel

koşulları içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Muamelenin kamuya açık olarak

yapılması onun aşağılayıcı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup

olmamasında rol oynasa da bazı durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi

de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca

muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate

alınsa da böyle bir amacın belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı

anlamına gelmeyecektir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar,

ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz

ifadeler, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı

muameleler “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”

muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir

ve diğerleri, § 90).

78. Somut olayda olduğu gibi bir kişinin sınır dışı etme işleminin

yürütülmekte olması nedeniyle yakalanması veya tutulması mümkündür (Rıda Boudraa, B. No:

2013/9673, 21/1/2015, § 73). Bu amaçla idari gözetim altına alınan yabancının

tutulduğu yerdeki maddi koşulların Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamına girebilmesi için asgari bir eşiğe ulaşmış olması gerekmektedir. Bu

asgari eşik değerlendirmesi ise koşullarla ilgili tüm verilere, özellikle de

muamelenin süresine, fiziksel ya da ruhsal etkilerine ve bazen de mağdurun

cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna bağlı olarak yapılmalıdır (Rıda Boudraa, § 60).

79. Bir muamelenin “insanlık dışı”

olarak nitelendirilebilmesi için bunun tasarlanarak uygulanmış olmasının yanı

sıra bedensel yaralanma ya da fiziksel veya ruhsal acıya sebebiyet vermesi;

diğer taraftan bir muamelenin “aşağılayıcı”

olarak nitelendirilebilmesi için mağdurlarını rencide edecek ve küçültecek

ölçüde onlara korku, endişe, aşağılanma gibi duyguları hissettirmesi gerekir (Rıda Boudraa, § 61).

80. Bir ceza veya muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında “aşağılayıcı” olup olmadığını tespit

ederken bunların amacının ilgiliyi rencide etme ve aşağılık duruma düşürme olup

olmadığının ve etkilerine bakıldığında söz konusu tedbirin, Anayasa’nın 17. ve

Sözleşme’nin 3. maddelerine aykırı şekilde, ilgilinin kişiliğini etkileyip

etkilemediğinin araştırılması gerekmektedir. Bununla birlikte böyle bir amacın

olmaması, kesin olarak bu hükmün ihlal edilmiş olması ihtimalini devre dışı

bırakmamakla birlikte, bir ceza veya muamelenin, “insanlık dışı” ya da “aşağılayıcı”

olabilmesi için rencide edilme veya ıstırabın, meşru bir muamele ya da cezanın

barındırdığı rencide olma duygusu ve ıstırabın ötesine geçmiş olması

gerekmektedir (Rıda Boudraa, § 62).

81. Tutulma koşullarının Anayasa’nın 17. maddesi anlamında “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

oluşturup oluşturmadığı incelemesinde bir sonuca ulaşırken bu tür merkezlerde

tutulan her bir kişiye düşen yaşam alanı, ağırlıklı olarak dikkate alınması

gereken bir kriterdir (K.A., §

96).

82. AİHM, bu konuda yaptığı incelemelerde kişi başına düşen dört

metrekare alanın bu konuda asgari standardı oluşturduğuna, kişi başına üç

metrekareden daha az bir alanın düşmesinin de tek başına, tutulma koşullarının

Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlali sonucu doğurmasına neden olacağına karar

vermiştir (Hagyó/Macaristan, B. No: 52624/10, 23/4/2013, §

45, Yarashonen/Türkiye, § 72). Öte yandan AİHM, tutulan

kişilere her gün en az bir saat açık havada egzersiz yapma imkânı verilmesinin,

bu kişilerin refahı açısından temel bir güvence olduğunu kabul etmektedir (Ananyev ve diğerleri/Rusya, B. No: 42525/07,

60800/08, 10/1/ 2012, § 150).

83. Geri gönderme merkezlerindeki tutma koşullarının Anayasa’nın 17.

maddesine uygunluğunun değerlendirilmesinde kişi başına düşen alan hesabının

yanı sıra tutulan kişilerin günlük açık havadan yararlanmaları, kapalı

mekânların gün ışığı alma ve havalandırılma durumları, kalınan mekânın

temizliği ve tutulan kişilere sunulan sağlık hizmetleri gibi hususların da

dikkate alınması gerekmektedir (Yarashonen/Türkiye, § 73). CPT’nin

“gözetim altında tutulan göçmenler”

hakkında kabul ettiği standartlarda (bkz. § 34) kişileri yabancılar mevzuatına

göre uzun süreli olarak özgürlüklerinden mahrum bırakmanın gerekli görüldüğü

hâllerde; bu kişilerin özellikle bu amaç için hazırlanmış, hukuki durumlarına

uygun bir programa, fiziki koşullara ve uygun nitelikli personele sahip

merkezlerde tutulmaları gerektiği, bu tür merkezlerin yeterli donanıma sahip

temiz ve bakımlı olması ve orada kalan kişilere yeterli yaşam alanı

sağlamasının önemli olduğu, cezaevi ortamı olduğu izleniminin mümkün olduğu

kadar önlenmesi gerektiği, programlı faaliyetlerin açık havada egzersiz, gün

içinde zaman geçirilebilecek bir odaya, radyo/televizyona, gazete/dergilere ve

diğer uygun dinlenme yollarına erişimi içermesi gerektiği, bu kişilerin

tutuldukları süre ne kadar uzun olursa onlara sunulan faaliyetlerin de o kadar

kapsamlı olması gerektiği kabul edilmektedir. Bu kapsamda CPT, istisnasız bütün

mahkûmlara (ceza olarak hücre hapsinde olanlar dâhil) her gün açık havada

egzersiz yapma imkânı verilmesi ve açık havada egzersiz yapılacak yerlerin

makul büyüklükte ve mümkün olduğunca kötü hava şartlarında koruma sağlayacak

biçimde olması gerektiğini kabul etmektedir. Mahkûmlar açısından kabul edilen

bu standardın “gözetim altında tutulan

göçmenler” açısından evleviyetle geçerli olduğu açıktır (K.A., § 98).

84. Anayasa Mahkemesi açısından yukarıda yer verilen standartlar

(bkz. §§ 81-83) kural olarak bu konuda yapacağı incelemelerde asgari

standartları oluşturmakla birlikte, burada yer verilen standartların her bir

somut olayın kendi özel koşulları açısından incelenmesi gerekmektedir.

ii. İlkelerin

Somut Olaya Uygulanması

85. Başvurucular, Kumkapı GGM’de

tutuldukları 382 gün boyunca can güvenlikleri olmadığını iddia ettikleri

Kırgızistan’a sınır dışı edilme korkusu ile yaşadıklarını, Kumkapı GGM’nin açık havaya çıkma ve sosyal faaliyet imkânları

bulunmayan dış dünyadan yalıtılmış, yüksek güvenlikli, hapishane gibi demir

parmaklıkları olan giriş kapısında otomatik silahlı polislerin nöbet tuttuğu,

tüm giriş-çıkışların sıkı kontrol altında ve üst amirin iznine tabi olduğu bir

merkez olduğunu, Merkezdeki koşullar nedeniyle aile hayatlarını gerektiği gibi

yaşamadıklarını, bu durumun insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele niteliğinde

olduğunu, belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

86. Bakanlık görüşünde, başvurucuların Kumkapı GGM’de

tutuldukları dönemde toplam kişi mevcudunun Merkezin kapasitesi olan 300’ü

aşmadığı, odaların ışıklandırma ve temizliğinin iyi durumda olduğu, ilgili CPT

Raporu’nda da odaların ışıklandırıldığı ve temiz olduğunun belirtildiği,

haftada bir gün düzenli olarak doktor geldiği, havanın uygun olduğu saatlerde

tutulanların havalandırmaya çıkmalarına izin verildiği bildirilmiştir. Ayrıca

Bakanlık görüş yazısı ekinde, Merkezin iç ve dış mekân görüntüleri sunulmuştur.

87. Başvurucular; Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, tutuldukları

dönemde Merkezde bulunan insan sayısının normal kapasitenin çok üzerinde

olduğunu, bu nedenle örneğin kadınlar kısmında bir yatağı iki kadının

kullanması, yerde yatma ya da yatacak başka yer olmadığı için mescidin halıları

üzerinde yatmanın sıkça karşılaşılan durumlar olduğunu, erkekler kısmının

mescidinin de bazı yoğun dönemlerde yatma yeri olarak kullandığını, Bakanlık

görüşünde tutuldukları döneme ait mevcudun net olarak bildirilmediğini,

Merkezin mevcudunun çoğunlukla 450-500 kişi civarında olduğunu, yurtiçi ve

yurtdışından gelen inceleme heyetleri gelmeden önce Merkezde tutulan önemli

sayıda kişinin serbest bırakıldıklarını, aynı zamanda bu kapsamda düzenlenen

raporlarda sürekli kapasitenin üzerinde insan tutulmasının eleştirildiğini,

2008 ile 2012 yılları arasındaki tüm rapor ve haberlerde Merkezin mevcudunun 400

ilâ 800 kişi arasında değiştiğini, Bakanlık tarafından referans alınan 2009

tarihli CPT Raporu’nda yetersiz fiziksel koşullara rağmen Merkezin 560 kişilik

mevcudunun düşürülmesi gerektiğinin bildirildiğini, TBMM İnsan Hakları İnceleme

Komisyonunun 2012 yılı Mayıs ayında Merkeze yapılan “planlı ve önceden haber verilmiş” ziyarete ilişkin raporda,

Merkezin kapasitesinin 300 kişi olduğu, inceleme sırasında mevcudun 291 erkek,

97 kadın ve 7 çocuk olduğu ve personel yetersizliği gerekçesiyle haftada bir

gün kısa süreli havalandırmanın yetersiz olduğu tespitlerine yer verildiğini

bildirmişlerdir.

88. Başvurucular; Bakanlık görüşünde atıf yapılan 2009 tarihli CPT

Raporu’nun 47. paragrafında da tutulanlara açık havada aktivite imkânın

tanınmadığı ve bu durumun kabul edilemez olduğunun bildirildiğini, haftada bir

gün doktor getirilmesi uygulamasının 2012 yılı Mart ayından sonra olduğunun

anlaşıldığını, ayrıca 300 kişi kapasiteli bir merkezde hafta bir gün kısa

süreli doktor ziyareti ile etkili bir sağlık yardımı yapılmasının mümkün

olamayacağını, bu durumun anılan CPT raporunda da eleştiriye konu edildiğini,

tutulan kişilerin doktorun geldiğinden haberdar dahi olmadıklarını; kalabalık,

gürültü ve ışıkların sürekli açık olması nedeniyle uyku sorunu yaşadıklarını,

koğuşlarda yoğun sigara dumanına maruz kaldıklarını, ortamın hijyenden yoksun

ve haşeratlı olduğunu, Merkezde bulunduğu iddia

edilen kantinin faal olmadığını, Bakanlık tarafından sunulan fotoğraflarda da

görünmediğini, dışarıdaki bir bakkaldan günde iki defa eleman geldiğini ve

ihtiyaçlarını bu şekilde gidermeye çalıştıklarını, fiyatların normalden çok

pahalı olduğunu ifade etmişlerdir.

89. Başvurucular, Bakanlık görüş yazısı ekinde sunulan fotoğrafların

planlanarak çekilmiş olmalarına rağmen dikkatli incelendiklerinde dahi Merkezin

asıl koşulları hakkında fikir sahibi olmanın mümkün olacağını, örneğin tutulan

kişilerin havalandırma amaçlı çıkarıldıkları alanın fiilen otopark olarak

kullanıldığının ve koğuşlardaki yatakların arasından yan yana iki kişinin

geçmesinin mümkün olmadığının görüldüğünü, Bakanlık tarafından sunulan

tutanakların tarihlerine bakıldığında dışarı çıkma imkânının fiilen sınırlı

olduğunun anlaşılabildiğini, açık havaya çıkarılmanın elverişli havalarda dahi

istisnai bir uygulama olduğunu, kendilerinin de yaklaşık 14 ayda üç defa açık

havaya çıkabildiklerini, 40-50 metrekarelik bir alanda normal mevcuda göre

30-35 kişinin kalmasının CPT’nin “7 m2’lik alan” standardının çok

altında olduğunu beyan etmişlerdir.

90. Ayrıca başvurucu Bayan F.A., Merkezin fiziki koşulları nedeniyle

ruh ve beden sağlığını yitirdiğini, 20 kg zayıfladığını, psikolojisinin

bozulması nedeniyle sık sık bayıldığını ve bunalıma girdiği için intihar

girişiminde bulunduğunu, tutulduğu süre boyunca herhangi bir psikolog veya

sosyal hizmet uzmanından destek alamadığını ifade etmiştir.

91. Başvuru dosyasında, başvurucuların Kumkapı GGM’de

tutuldukları dönemde, Merkezin yaşam koşullarına ve özellikle de her bir

tutulan kişiye düşen yaşam alanına ilişkin net ve kesin bir bilgi yer

almamaktadır. Başvurucuların hangi odayı kaç kişi ile paylaştıklarına ilişkin

de net bir bilgi ne başvurucular, ne de bu konuda

görüşleri sorulan İçişleri ve Adalet Bakanlıkları tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulmuştur. Anayasa Mahkemesinin elinde bulunan sınırlı bilgi

nedeniyle kişi başına düşen yaşam alanının hesaplamasının, Merkezde tutulan

kişilere tahsis edilen alanın, burada kalan kişi sayısına bölünmesi sonucu elde

edilecek yaklaşık bir değerin kabul edilmesi suretiyle yapılması bir zorunluluk

olarak ortaya çıkmaktadır.

92. Bireysel başvuru formunda sunulan bilgiler ve Bakanlık görüşü

çerçevesinde başvurucuların, asgari olarak 24/11/2011 ile 10/12/2012 tarihleri

arasında Kumkapı GGM’de 382 gün tutuldukları

konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

93. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğünün 16/12/2015 tarihli

yazısında sunulan bilgiler, 2012 tarihli TBMM Raporu, BM Göçmenlerin İnsan

Hakları Özel Raportörünün tespitleri, AİHM’in

24/6/2014 tarihli Yarashonen/Türkiye kararı ve bu kararda atıf yapılan

2009 tarihli CPT Raporu ile Anayasa Mahkemesinin K.A. başvurusuna ilişkin kararı ve bu karara önemli ölçüde

esas teşkil eden İHK’nın Raporu, eldeki en önemli

verileri oluşturmaktadır.

94. Anılan belgelerdeki tespitler ile başvurucuların tutuldukları

dönem itibarıyla daha güncel olan 2012 tarihli TBMM Raporu ve BM Göçmenlerin

İnsan Hakları Özel Raportörünün tespitleri arasında belirgin bir çelişkiye

rastlanmamıştır. Ayrıca AİHM’in Yarashonen/Türkiye kararının Türkiye Cumhuriyeti

Hükümeti tarafından sunulan fotoğraflardaki görüntülerin tarif edildiği

paragrafındaki tespitler (Yarashonen/Türkiye, § 19), mevcut başvuru kapsamında

sunulan Bakanlık görüşü ekindeki fotoğraflardaki görüntülerle de örtüşmektedir

(bkz. § 86). Bu çerçevede, düzenlendikleri zaman periyotları farklılık arz etse

de başvurucuların tutuldukları dönemden önce veya sonra düzenlenen rapor vb.

belgelerin hiçbirinde, Kumkapı GGM’nin tutma

koşullarında belirgin bir değişiklik olduğunu gösteren herhangi bir bilgiye

rastlanmamıştır. Bu durum, tutuldukları zaman diliminin öncesinde veya

sonrasındaki saptamaların, başvurucuların tutma koşulları yönünden de önemli

ölçüde geçerli olduğu kanaatini oluşturmuştur. Bu nedenle başvurucuların

tutuldukları dönem haricindeki zaman dilimlerini kapsayan bir kısım

tespitlerin, başvurucuların tutulma koşullarının değerlendirilmesi kapsamında

dikkate alınması mümkün görülmüştür.

95. Emniyet Genel Müdürlüğünün 16/12/2015 tarihli yazısında (bkz. §

27) Kumkapı GGM’nin fiziki koşulları ve tutulan

kişilere sağlanan hizmetlerle ilgili genel bilgiler verilmiştir. Aynı yazının

ekinde sunulan, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün 3/12/2015 tarihli yazısında

ise Merkezin, başvurucuların tutuldukları tarih aralığındaki mevcudunun

ortalama 310 ile 350 kişi civarında olduğu bildirilmiştir.

96. 2012 tarihli TBMM Raporu’nda, Merkezin kapasitesinin 100’ü kadın

ve 200’ü erkek olmak üzere toplam 300 olduğu, yaklaşık 40 farklı ülkeden günlük

ortalama 30 ilâ 40 yabancının teslim alındığı ve yine günlük aynı sayıda

yabancının sınır dışı işleminin yapıldığı, 11/5/2012 tarihi itibarıyla Merkezde

291’i erkek, 97’si kadın, 7’si çocuk olmak üzere toplam 395 kişi bulunduğu

bilgilerine yer verilmiştir.

97. İHK’nın raporunda Merkez yetkililerinin verdiği bilgiye göre Merkezin

toplam kapasitesi 300 kişilik olup 28/4/2014 tarihi itibarıyla toplam 384 ve

2/5/2014 tarihi itibarıyla toplam 350 kişi Merkezde kalmaktadır. Yine Merkez

yetkililerinin ifade ettiği üzere her gün 30-40 kişi Merkezden ayrılmakta ve yaklaşık

aynı sayıda kişi Merkeze gelmektedir. Başvurucu ve İHK raporunda görüşleri

kayda geçilen STK mensuplarına göre Merkezde 400 ile 500 arasında kişi

kalmaktadır. Merkez yetkililerinin vermiş olduğu sayılar ve her gün giriş yapan

ve ayrılan kişi sayısının birbirine yakın olduğu dikkate alındığında

başvurucuların tutuldukları dönem boyunca Merkezde asgari 350 civarında kişinin

bulunduğunun, yaklaşık bir değer olarak kabul edilmesi mümkün görülmüştür.

98. Merkezde tutulan kişilere tahsis edilen alanın genişliğinin

tespitine geçildiğinde Kumkapı GGM’ye ilişkin

hazırlanan rapor ve görüşler (bkz. § 22 vd.) incelendiğinde başvurucuların

tutuldukları dönem dâhil olmak üzere Merkezin resmî kapasitesinin 300 kişi

olduğunun kabul edildiği, tutulan kişilere tahsis edilen alanda kayda değer bir

değişiklik bulunmadığı görülmektedir. İHK’nın

raporunda görüşleri alınan Merkez yetkililerinin de belirttiği üzere şehir

merkezinde, yapıların sıkışık olduğu bir alanda bulunan Merkezde tutulu

kişilere tahsis edilen alanda esaslı bir değişiklik yapılması da mümkün

görünmemektedir. Merkeze ilişkin yukarıdaki veriler birlikte

değerlendirildiğinde kadın-erkek tüm sakinlere tahsis edilen alanın yaklaşık

1.000 metrekare olduğu ve bu alanın genişliğinin (başvurucuların tutuldukları

dönem de dâhil olmak üzere) son dönemde değişmediği anlaşılmaktadır.

99. Bu durumda, Merkezde kişi başına düşen alanın yaklaşık olarak

azami üç (3) metrekare olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

100. Bu tür merkezlerde kalan kişilere tahsis edilen alanın darlığı

nedeniyle maruz kaldıkları sıkıntılar, yatakhaneler dışında zaman

geçirebilecekleri alanların bulunması suretiyle kısmen azaltılabilecek olup

yaşam koşullarının Anayasa’nın 17. maddesi açısından incelenmesinde bir unsur

olarak dikkate alınabilir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Yarashonen/Türkiye,

§ 78).

101. Bu çerçevede başvurucuların içinde yaşadıkları koşullar

incelendiğinde İHK Raporu’nda ifade edildiğine göre Merkezde idarenin

kullandığı birimlerden demir kapılarla ayrılan mekânda, koğuşlar (üniteler)

dışında koridor ve yemekhane olarak kullanılan büyük bir salon bulunmaktadır.

Koridorda üç adet spor aleti mevcuttur. Yatakhanelerde yer olmaması nedeniyle

bazı göçmenlerin, bu mekânlardan biri olan televizyon odasında yattıkları bilgisi

yer almaktadır. Bu durumda, Merkezde kalanların ortak kullanım alanı olarak

yararlanabilecekleri mekânların oldukça sınırlı olduğu ve bu mekânların da

yatakhanelerdeki sıkışıklık nedeniyle kalma yeri olarak kullanıldığı

anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak sadece bitişik nizam ranzaların ve

dolapların bulunduğu kalabalık yatakhanelerde kalan göçmenlere, Merkez içinde

nispeten rahatlayabilecekleri bir ortamın sunulamadığı anlaşılmaktadır.

102. BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından 25-29

Haziran 2012 tarihlerinde Kumkapı ve Edirne Geri Gönderme Merkezlerine

gerçekleştirilen resmî ziyaret kapsamında yapılan incelemelerin yansıtıldığı Rapor’da geri gönderme merkezlerindeki koşullardan

rahatsızlık duyulduğu, çocukların da aralarında bulunduğu idari gözetim altında

tutulan kişilerin çoğunlukla odalarda veya koğuşlarda kilitli tutuldukları ve

dış alanlara erişimlerinin oldukça kısıtlı olduğu veya hiç olmadığı, “aşırı kalabalıklık”,

“sağlığa elverişsiz koşullar” ve

“yetersiz gıda” hususlarının

diğer önemli endişe kaynakları olduğu ifade edilmiştir (bkz

§ 28).

103. Yukarıdaki değerlendirme unsurlarına ilave olarak CPT’nin bu konuda ortaya koyduğu standartlar esas

alındığında tutulan kişilerin tahammül edilemez koşullarda günlük yaşamlarını

sürdürmelerine engel olabilecek bir tedbir olarak her gün açık havada en az bir

saat egzersiz yapabilme imkânının Merkezde kalan kişilere sağlanması

gerekmektedir.

104. Bakanlık cevabi yazısı ekinde sunulan fotoğraflardan, Merkezin

bahçesinin fiilen otopark olarak kullanıldığı ve bahçe kapısının sürekli açık

tutulduğu görülmektedir. Bahçe alanının sınırlı genişliği de dikkate

alındığında Merkezde tutulan kişilerin sık aralıklarla açık havaya

çıkarıldıkları kanaatine ulaşılması mümkün görünmemektedir.

105. Nitekim 11/5/2012 tarihli ziyarete istinaden düzenlenen TBMM Raporu’nda, gerek Merkezin konumu ve gerekse personel

eksikliği nedeniyle tutulan düzensiz göçmenlerin, haftanın sadece bir günü kısa

sürelerle havalandırmaya çıkarıldıkları tespitine yer verilmiştir. Ancak

yetkililerce sunulan teorik bilgilere dayalı bu tespitin, fiili uygulama ile

uyumlu olup olmadığı, rapordan anlaşılamamaktadır. Kaldı ki anılan raporda

dolaylı olarak bu tespitin dahi GGM’yi düzensiz

göçmenler için bir hapishane hâline getirdiği belirtilmek suretiyle haftada bir

defa havalandırmanın yetersiz olduğuna vurgu yapılmıştır.

106. İHK Raporu’nda Merkez Müdürünün gözetim altındakilerin binanın

bahçesinde hava alma imkânını hafta içinde günde 45 dakika, hafta sonlarında

ise günde 2-3 saat sağlamaya çalıştıklarını beyan ettiği anlaşılmaktadır (bkz.

§ 24). Bu konuda başvurucular, tutuldukları süreç boyunca toplam üç kere

havalandırmaya çıkarıldıklarını iddia etmektedirler (bkz. § 89). Raporda

görüşlerine yer verilen göçmenlerin; belirtilen şekilde hava alma imkânı

verilmediği, hatta içlerinden bazılarının haftalarca bu imkândan

yararlanamadıkları dönemler olduğu, bazılarının ise 3-4 ay boyunca sadece iki

defa kendilerine bu imkânın verildiği yönündeki ifadeleri, başvurucuların

iddialarının inandırıcılığını güçlendirmektedir.

107. Merkez yetkililerince “sağlanmaya

çalışıldığı” söylenen açık havaya çıkma imkânının dahi CPT

standartlarını taşımaktan uzak olduğu açıktır. Dahası, yetkililer de Merkezin

bahçesinin araç otoparkı olarak kullanılması, güvenlik açısından riskli olması

ve elverişsiz hava şartları gibi nedenlerle tutulan kişileri açık havaya çıkma

imkânından yararlandıramadıklarını kabul etmektedirler (bkz. § 24). Görüldüğü üzere

Merkezde tutulan düzensiz göçmenlere fiilen sağlanan açık havadan yararlanma

imkânı, eldeki en iyimser veriler esas alınsa dahi CPT tarafından ortaya

konulan ve olması gereken asgari standardın oldukça altındadır. Tutuklu veya

mahkûm olmayan düzensiz göçmenlerin açık havadan yararlanma koşullarının, CPT

standartlarının altında olması kabul edilebilir bir durum değildir.

108. Bu kısımda yapılan tespitler değerlendirildiğinde Merkezin, kişi

başına üç metrekareden daha az bir yaşam alanına karşılık gelebilecek şekilde

aşırı kalabalık olmasının, başlı başına başvurucuların Merkezde tutuldukları

dönemde maruz bırakıldıkları koşulların Anayasa’nın 17. maddesinde yasaklanan “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

düzeyinin aşılmasına yol açabilecek nitelikte olduğu, Merkez içindeki barınma

mekânları dışında rahatlamaya imkân sağlayacak ortak kullanım alanlarının

yetersiz ve daha da önemlisi, sağlanan açık havadan yararlanma imkânının

oldukça sınırlı olmasının, başvurucuların Merkezde sahip oldukları koşulları

daha da tahammül edilemez hâle getirdiği ve bu koşullar altında başvurucuların

bir yılı aşkın bir süre boyunca tutulmalarının, Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası açısından açık bir ihlal oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

109. Bu noktaya kadar yapılan incelemede ortaya konulan koşullar;

başvurucuların Kumkapı GGM’de maruz kaldıkları

muamelenin, bir kişinin sınır dışı etme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle

şekil ve şartları kanunla gösterilen usule uygun olarak yakalanması veya tutulu

durumda bulundurulmasının barındırdığı rencide olma duygusu ve ıstırabın

ötesine geçmiş olduğunun kabul edilmesi açısından yeterli olduğundan

başvurucuların bu bölümde değerlendirilebilecek şekilde ileri sürdükleri diğer

iddialar yönünden Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında ayrıca

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

110. Açıklanan nedenlerle somut başvurunun özel koşulları

çerçevesinde, Kumkapı GGM’de tutulma koşullarının “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

düzeyinde olduğu ve bu suretle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

4. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

i. Anayasa’nın

19. Maddesinin Beşinci Fıkrasının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

111. Başvurucular, “Sözleşme’nin

5/1(c) fıkrasıyla bağlantılı olarak, derhal bir yargıç veya adli görev yapmaya

yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne”

çıkarılmadıklarını, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

112. Bakanlık görüş yazısında, başvurunun bu kısmının kabul

edilebilirliği yönünden ayrıca görüş bildirilmemiştir.

113. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

45. maddesinin (1) numaralı fıkralarına göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir

bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale

edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı

sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da

girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

114. Anayasa’nın “Kişi hürriyeti

ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin ikinci ve beşinci

fıkraları şöyledir:

“Şekil ve

şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün

gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim

altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın

yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası,

uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin

bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara

uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye

girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme

kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse

hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

…

Yakalanan

veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için

gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu

olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu

süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun

bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve

savaş hallerinde uzatılabilir.”

115. Sözleşme’nin “Özgürlük ve

güvenlik hakkı” kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“1.

Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen

haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun

bırakılamaz:

…

c. Suç

işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu

işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul

nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak

üzere yakalanması ve tutulması;

…

3. Bu

maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan

herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer

bir görevli önüne çıkarılmalıdır; kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya

veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme,

ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.

…”

116. Görüldüğü üzere Sözleşme’nin 5. maddesinin (3) numaralı

fıkrasındaki yakalandıktan sonra en kısa

zamanda bir yargıç önüne çıkarılma ve makul bir süre içerisinde yargılanma veya

serbest bırakılma güvenceleri, ancak suç işlediği hakkında geçerli

şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel

olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenler bulunan kişiler açısından

öngörülmüştür. Yani söz konusu güvence hakkında bir ceza soruşturması açılan ve

devam eden kişiler bakımından geçerlidir. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanının, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci ve Sözleşme’nin 5.

maddesinin (1) numaralı fıkralarında öngörülen diğer tutma nedenleri bakımından

yukarıda belirtilen güvenceleri kapsamadığının kabulü gerekir.

117. Bu çerçevede, başvurucularca yapılan nitelendirme esas

alındığında Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal edildiği

iddialarının, Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamında yer

aldığı konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

118. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Başvuru

dilekçesinde … işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen

hak ve özgürlüğün ve dayanılan Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, …

belirtilmesi gerekir. Başvuru dilekçesine, dayanılan deliller ile ihlale neden

olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğinin ve harcın

ödendiğine dair belgenin eklenmesi şarttır.”

119. 6216 sayılı Kanun’un,

“Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Bireysel başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila 47 nci maddelerde öngörülen

şartların taşınması gerekir.

(2)

Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar

verebilir.”

120. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

bireysel başvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel

başvuru formu ve ekleri” başlıklı 59. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“…

(2)

Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer alır:

…

d)

Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği

ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar.

e)

Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel hakkının doğrudan zedelendiği

iddiasının dayanakları.

…”

121. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzüğün 59. maddesinin ilgili fıkraları

uyarınca başvurucunun, başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarını açıklama,

dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarını kanıtlama,

bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği

ve buna ilişkin gerekçeleri ve delilleri sunma yükümlülüğü bulunmaktadır (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 38;

Veli Özdemir, B. No: 2013/276,

9/1/2014, §§ 19, 20).

122. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa

Mahkemesince başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir.

123. Başvurucular, “Sözleşme’nin

5/1(c) fıkrasıyla bağlantılı olarak, derhal bir yargıç veya adli görev yapmaya

yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne” çıkarılmadıkları

iddialarını ortaya koyarken kendi öznel durumlarının “Sözleşme’nin 5/1(c) fıkrası” kapsamında

olduğunu, bir başka ifadeyle GGM’de tutulmalarının

suç işledikleri şüphesine veya suç işlemelerinin ya da suç işledikten sonra

kaçmalarının önlenmesine dayalı olduğunu ortaya koyan herhangi bir açıklama

veya kanıt sunmamışlardır.

124. Açıklanan nedenlerle başvurucuların ihlal iddialarını

kanıtlayamadıkları anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii.

Anayasa’nın 19. Maddesi Kapsamındaki Diğer İhlallere İlişkin İddia

125. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun bu kısmının,

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. İdari

Gözetim Altında Tutulmanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

126. Başvurucular, yargısal bir karar olmaksızın 382 gün boyunca

gözetim altında kaldıklarını, herhangi bir adli makam önüne çıkarılmadıklarını

ve adli makamlar tarafından haklarında verilmiş bir tutma kararı ya da kamu

düzenini bozduklarına dair bir iddia veya savcılık tarafından açılmış bir ceza

davası bulunmadığını, tutulmalarının mahkemeye veya yetkili merci önüne

çıkarılma amacı taşımadığını, 382 gün boyunca gözaltında tutulmalarının hukuki

dayanağı bulunmadığını, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

127. Bakanlık görüş yazısında bir tutmanın Sözleşme’nin 5. maddesinin

(1) numaralı fıkrası anlamında hukuki sayılabilmesi için anılan fıkranın (a) ve

(f) bentleri arasındaki istisnalardan birini karşılaması gerektiği, tutmanın bu

anlamda hukuki olduğu anlaşıldıktan sonra Sözleşme’nin “kanunda düzenlenmiş bir prosedürün”

izlenip izlenmediği dâhil olmak üzere, esas ve usul kurallarına uyma

yükümlülüğünü ulusal hukuka bıraktığı bildirilmiştir. Aynı yazıda AİHM

kararlarına göre keyfîliğin önlenmesi için özgürlüğün

kısıtlanmasını düzenleyen ulusal yasaların tamamıyla erişilebilir, açık, net ve

öngörülebilir olması gerektiği, özgürlükten yoksun bırakmanın ulusal hukuka

uygun olmanın yanı sıra, kişiyi her türlü keyfî uygulamadan da uzak tutacak

nitelikte olması gerektiği, belirtilen ilkeler ışığında Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye

başvurusunda, başvurucuların tutulmalarına ilişkin yasal prosedürün

uygulanmadığı, başvurucuların keyfîliğe karşı

korunmadıkları belirtilerek Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ihlal edildiğine karar verildiği, somut olayda da başvurucuların tutuldukları

tarihte mevzuatta sınır dışı işlemleri esnasında ilgililerin tutulmasını

düzenleyen kanun bulunmadığı bildirilmiştir.

128. Başvurucular, belirtilen Bakanlık görüşü ile aynı yönde beyanda

bulunmuşlardır.

129. Başvurucuların 24/11/2011 ile 10/12/2012 tarihleri arasında

Kumkapı GGM’de tutuldukları ve bunun Anayasa’nın 19.

maddesi anlamında bir tutma işlemi niteliğinde olduğu konusunda tereddüt

bulunmamaktadır (Niteleme yönünden benzer tespitler içeren AİHM kararı için

bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 125).

130. Anayasa’nın “Kişi hürriyeti

ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

“Herkes,

kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve

şartları kanunda gösterilen:

… usulüne

aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme

yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması;

halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.”

131. Sözleşme’nin “Özgürlük ve

güvenlik hakkı” kenar başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Herkes kişi özgürlüğü ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun

olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

…

f) Bir

kimsenin ülkeye usulüne uygun olmayarak girmekten alıkonulması veya hakkında

sınır dışı etme ya da geri verme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle

usulüne uygun olarak gözaltına alınması veya tutulması.”

132. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konulduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Ramazan

Aras, § 43).

133. İdari gözetim altına alma yetkisi Anayasa’nın 19. maddesi ve

Sözleşme’nin 5. maddesi ile kabul edilmiş istisnai bir yetkidir. Buna göre bir

yabancının sınır dışı edilmesi veya geri verilmesi kararının yürütülmesi

sürecinde, şekil ve şartları kanunla gösterilen usule uygun olarak yakalanması veya

tutulu durumda bulundurulması mümkündür (Rıza

Boudraa, § 73). Bu gibi durumlarda, bir

kişinin suç işlemesinin veya kaçmasının önlenmesi gibi gerekçelere ihtiyaç

bulunmaksızın sadece bu işlemlerin yürütülmesi sürecine dayanılarak idari

gözetim tedbiri uygulanmasına karar verilebilir. Ancak Anayasa’nın 19. maddesi

uyarınca, sınır dışı etme veya iade işlemleri “gerekli

özen” (due diligence)

içerisinde yürütülmez ise artık kişi özgürlüğünden mahrumiyetin meşruiyetinden

söz edilemez (K.A., § 123).

134. İdari gözetim istisnai bir yol olduğu ve kişiyi özgürlüğünden

yoksun bırakma sonucunu doğurduğu için hukuka uygun olması ve keyfî muamele

teşkil etmemesi gerekmektedir. Bu tedbirin; demokratik hukuk devletinin gerekli

ve makul kıldığı ölçüde denetlenebilmesi, koşullarının genel kabul görmüş

standartlara uygun olması; küçültücü, aşağılayıcı ve insanlık dışı muamele

teşkil etmemesi, idari gözetim altında tutulanlara temel usule ilişkin hakların

ve güvencelerin sağlanması gerekir. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri, esas

olarak kişinin özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuracak bazı hâllerde bu

sınırlamanın şekil ve şartlarının kanunla gösterilmesini isteyerek kişi

özgürlüğü açısından daha güvenceli bir hukuki durum ortaya koymayı amaçlamaktadır

(Rıza Boudra,

§ 74).

135. Anayasa’nın 19. maddesinin gereklerini karşılamak adına

yapılacak yasal düzenlemenin; sınır dışı amacıyla tutma kararı verme işleminin

koşulları, süresi, sürenin uzatılması, ilgiliye bildirilmesi, idari gözetim kararına

karşı başvuru yolları, idari gözetim altına alınan kişinin avukata erişimi,

tercüman yardımından yararlanması gibi usul güvencelerini açık bir şekilde

ortaya koyması gerekmektedir. Aksi takdirde kişilerin maruz kaldığı özgürlükten

yoksunluğun keyfîliğe karşı yeterince korunduğundan

ve hukuki olduğundan söz edilemez (K.A.,

§ 125).

136. Belirtilen nitelikleri haiz yasal düzenleme olan 6458 sayılı

Kanun 11/4/2014 tarihinde yürürlüğe girmiş olup Bakanlık görüş yazısında da

belirtildiği üzere bu tarihten önce ve dolayısıyla başvurucuların GGM’de tutuldukları 24/11/2011 ile 10/12/2012 tarihleri

arasında, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan istisnalar

arasında yer verilen usulüne aykırı şekilde

ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri

verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması uygulamasında,

tutma kararı verme işleminin koşulları, süresi, sürenin uzatılması, ilgiliye

bildirilmesi, idari gözetim kararına karşı başvuru yolları, idari gözetim

altına alınan kişinin avukata erişimi, tercüman yardımından yararlanması gibi

usul güvencelerini açık bir şekilde ortaya koyan yasal bir düzenleme

bulunmamaktadır.

137. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. İdari

Gözetim Altında Tutulma Nedeninin Usulüne Uygun Olarak Bildirilmediğine İlişkin

İddia

138. Başvurucular, GGM’ye götürüldükten

sonra tutulma nedenleri hakkında bilgi verilmediğini, uzun süre tutuldukları

hâlde kendileri hakkında nasıl bir işlem yapılacağı konusunda bilgi

verilmediğini, İçişleri Bakanlığından gelecek idari kararın beklenmesi

nedeniyle “belirsizlik” içinde

tutulduklarını, avukatlarına da tutulma nedenleri konusunda sözlü veya yazılı

bilgi verilmediğini, bu nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü

fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

139. Bakanlık görüş yazısında 4/12/2011 tarihinde hangi amaçla

tutuldukları ve başvurabilecekleri yolların başvuruculara tebliğ edildiği ifade

edilmiştir.

140. Bakanlık görüşüne karşı başvurucular “özgürlüğü kısıtlandığında derhâl ve anlayacakları bir dilde

bilgilendirme” yapılmadığını, Bakanlık tarafından referans olarak

gösterilen 4/12/2012 tarihli tutanağın, Sözleşme’nin 5. maddesinin (2) numaralı

fıkrasındaki standartları karşılamadığını, bahsi geçen tutanağın, iltica

başvurusu üzerine düzenlenen bir tutanak olduğunu, tutanakta başvurucuların 10

gün GGM’de kalabileceklerinin belirtildiği, hangi

nedenle özgürlüklerinin kısıtlandığının ve yasal haklarının ne olduğunun

bildirilmediğini, böyle bir belgenin, 14 ay özgürlüklerinden yoksun

bırakılmalarına ilişkin bilgilendirme içerdiğinden söz edilemeyeceğini,

uygulamada GGM’de tutulan yabancılara, gözaltı

nedenleri ve kendilerine yöneltilen suçlamalar hakkında bilgi verilmediğini,

Bakanlığın başvuruculara alıkoyma sebepleri hakkında derhâl bilgi verildiğine

dair kanıt sunmadığını, sunulan tutanaktaki “hakkınızda

yapılan işlemler doğrultusunda Yabancılar Şube Kumkapı Geri Gönderme

Merkezi’nde tutulmaktasınız” ifadesinin muğlak olduğunu, yapılan

işlemlerin ne olduğunun bildirilmediğini, bilgilendirmenin ilk tutuldukları

tarihten uzun süre sonra yapıldığının da tutanak tarihinden anlaşılabildiğini

beyan etmişlerdir.

141. Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Yakalanan

veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki

iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak

derhal, toplu suçlarda en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.”

142. Sözleşme’nin 5. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin

ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir

dilde bildirilmesi zorunludur.”

143. Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasında, yakalanan veya

tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların herhâlde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak

“derhâl” bildirileceği kurala

bağlanmıştır.

144. Sözleşme’nin 5. maddesinin (2) numaralı fırkasında ise yakalanan

her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en

kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirileceği hükme bağlanmıştır.

145. Kişinin yakalanmasına ve tutuklanmasına esas hukuki ve maddi

gerekçelerin teknik olmayan basit ve kolaylıkla anlaşılır bir dilde

açıklanması, hürriyeti kısıtlanan kişinin, uygun gördüğü takdirde Anayasa’nın

19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın hukuka aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurabilmesine

imkân sağlayacaktır. Bu yönüyle Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü

fıkrasındaki bilgilendirilme hakkı, bu madde kapsamında sağlanan diğer

güvencelerin bir nevi taşıyıcısı mahiyetindedir. İletilen bilginin içeriğinin

ve bilgilendirmenin derhâl yapılıp yapılmadığının her somut olayın özel koşullarına

göre değerlendirilmesi gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 136).

146. BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından

hazırlanan raporda, bu konuya ilişkin Kumkapı GGM’de

başvurucuların tutuldukları dönemdeki uygulama ile ilgili olarak dikkat çekici

ifadelere yer verilmiştir. Raporda 2010 yılının Eylül ayında Türkiye emniyet

makamları tarafından yayımlanan bir genelge ile geri gönderme merkezlerinde

tutulan düzensiz göçmenlerin tutulma nedenleri, tutulma süresi, avukata erişim

hakkı ve geri gönderme merkezinde tutulma kararına veya sınır dışı kararına

karşı itiraz hakkı konularında sistematik bir biçimde bilgilendirilmeleri

talimatı verildiği; buna rağmen Özel Raportör’ün

Edirne ve Kumkapı geri gönderme merkezlerinde tutulan kişilerle yaptığı

görüşmelerin, söz konusu genelgenin uygulamada sistematik bir biçimde hayata

geçirilmediğini ortaya koyduğu ifade edilmiştir. Belirtilen tespitler,

başvurucuların iddialarını destekleyici mahiyettedir.

147. Bakanlık görüş yazısı ekinde sunulan 4/12/2011 tarihli tutanak

içeriği ise şöyledir:

“Hakkınızda

yapılan işlemler doğrultusunda şu anda Yabancılar Şube Müdürlüğü Kumkapı Geri

Gönderme Merkezinde bulunmaktasınız. İltica/sığınma başvurunuza ilişkin prosedür

sonuçlanıncaya kadar hakkınızda herhangi bir sınır dışı işlem…i

uygulanmayacaktır.

21.10.2011

tarihinde [i]lgili yasal mevzuat kapsamında talebiniz

İçişleri Bakanlığınca değerlendirileceğinden merkezimizde on (10) gün kalmanız

gerekebilir veya işlemleriniz daha kısa süre içerisinde de sonuçlanabilir,

ancak hakkınızdaki işlemlerin tamamlanmaması halinde, bu süre uzatılabilecek ve

uzatılması halinde tarafınıza bilgi verileceği husus daha önce tarafınıza

tebliğ edilmiştir.

İltica/sığınma

başvurunuza ilişkin prosedür yukarıda bahsedilen süre içerisinde

tamamlanmadığından merkezimizde tutulmaktasınız ve İçişleri Bakanlığından emir

gelinceye kadar merkezimizde tutulmaya devam edeceksiniz. Merkez Müdürlüğüne

bizzat veya kanuni temsilciniz vasıtasıyla yazılı olarak itiraz hakkına

sahipsiniz. Ancak bu itirazınız hakkınızdaki merkez[d]e

alıkonulma uygulamasını ortadan kaldırmaz. İdarenin hakkında verdiği Merkezde

alıkonulma kararına konu yukarıda belirtilen usulle idari yargı yoluna

başvurabilirsiniz. Merkezde kaldığınız süre içerisinde barınma, iaşe ve ibate

masraflarınız Türkiye Cumhuriyet Devleti tarafından karşılanacaktır.

Şu anki

durumunuzu bildiren ve tarafımızdan tanzim olunan iş bu tebliğ ve tebellüğ

tutanağı birlikte imza altına alınmıştır. …”

148. Başvurucuların GGM’de tutulmalarının

başlangıç tarihi, başvuru dosyasındaki bilgilere göre en geç 24/11/2011’dir.

Bakanlık tarafından sunulan bilgilendirme tutanağının tarihi ise 4/12/2011’dir.

Buna göre anılan bilgilendirme işleminin, başvurucuların tutulmaya

başlandıkları tarihten en az 10 gün sonra yapıldığı anlaşılmaktadır. Diğer

yandan başvurucular veya Bakanlık, bu tarihten önce herhangi bir sözlü veya

yazılı bildirim yapıldığını ileri sürmemişlerdir. Bu çerçevede başvurucuların

tutulmaya başladıkları tarihten 10 gün sonra yapılan bilgilendirmenin,

Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasında emredilen sürede yapıldığının

kabul edilmesi mümkün değildir.

149. Diğer taraftan 4/12/2011 tarihli tutanakta, başvurucuların

yakalanma ve tutulma nedenlerinin haklarında “devam

eden işlemler” olduğu bilgisinin yer aldığı, bunun dışında devam

eden bu işlemlerin ne olduğu ve başvurucuların GGM’de

tutulmalarını niçin zorunlu kıldığı konusunda açıklayıcı bilgilere yer

verilmediği görülmektedir. Bu çerçevede başvuruculara özgürlüklerinden yoksun

bırakılma nedenlerinin, Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasına uygun bir

şekilde bildirildiği sonucuna ulaşılamamıştır.

150. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

iii. İdari

Gözetim Altında Tutulma İşlemine Karşı Başvurulabilecek Etkili Bir Yolun

Bulunmadığına İlişkin İddia

151. Başvurucular, özgürlüklerinin kısıtlanmasının yasaya uygunluğu

hakkında denetim yapacak, kısa süre içinde bir karar verebilecek ve yasaya

aykırı görmesi hâlinde serbest bırakılmalarını sağlayacak bir yargı merciine

başvurma hakkından yoksun olduklarını, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

152. Bakanlık görüş yazısında, AİHM içtihatlarına göre, tutulma

hâlinin hukuka uygunluğunun denetimini sağlayacak bir mekanizmanın mevcut

olması, ayrıca bu yolun yalnızca teoride değil pratikte de mevcut ve kişiye

tahliye imkânı sunabilmesi gerektiği, bu kapsamda Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye

kararında başvurucuların tutulmalarına etkin itiraz imkânı sağlayan bir iç

hukuk yolu bulunmadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı

fıkrasının ihlal edildiğine hükmedildiği bildirilmiştir.

153. Başvurucular, belirtilen Bakanlık görüşü ile aynı yönde beyanda

bulunmuşlardır.

154. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne

sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında

karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir.”

155. Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yakalama

veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin

yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma

yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına

sahiptir.”

156. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci ve Sözleşme’nin 5.

maddesinin (4) numaralı fıkraları, her ne sebeple olursa olsun hürriyeti

kısıtlanan kişiye, tutuklanmasının veya idari gözetim altına alınmasının

hukukiliği hakkında süratle karar verebilecek ve tutuklanması veya tutulması hukuki

değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı

tanımaktadır. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri esas olarak tutmanın

hukukiliğine ilişkin itiraz başvurusu üzerine tahliye taleplerinin veya idari

gözetim tedbirlerinin uygulanmasının devamına ilişkin kararların bir mahkeme

nezdinde incelenmesi açısından güvence oluşturmaktadır.

157. Somut olaya bakıldığında Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrası, idari gözetim kararıyla özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye,

özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasaya uygunluğunun özünü oluşturan usule

ve esasa ilişkin koşullar ile ilgili olarak yetkili bir yargı merciine başvurma

hakkı tanımaktadır. Hürriyeti kısıtlanan kişinin şikâyetleri ile ilgili olarak

yetkili yargı merciince yapılacak değerlendirmenin, adli nitelik taşıması ve

özgürlükten mahrum bırakılan kişilerin itirazları bakımından uygun olan

teminatları sağlaması gerekmektedir.

158. Söz konusu yargısal denetim, yeri geldiğinde başvuruda bulunan

kişinin serbest bırakılmasını temin edebilmelidir. Bu şekilde öngörülen hukuk

yolunun, sadece teoride değil uygulamada da yeterince sonuç alınabilir bir yol

olması gerekir. Aksi hâlde, söz konusu hükmün amaçları açısından gerekli olan

erişilebilirlik ve etkili olma özelliğinden söz edilemez (K.A., § 152).

159. Başvurucu hakkında uygulanan idari gözetim altında tutma

işleminin Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasına uygunluğunun incelendiği

bölümde ayrıntılı bir şekilde ortaya konulduğu üzere başvurucuların

tutuldukları dönem (24/11/2011 ile 10/12/2012) itibarıyla yürürlükte olan

mevzuattaki boşluk, tutulan kişinin kısa sürede karar verilmesini ve tutmanın

kanuna aykırılığının tespiti hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurulmasını da kapsamaktadır. Bir başka

ifadeyle başvurucuların tutuldukları dönem itibarıyla yürürlükte olan

mevzuatta, Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki güvenceyi sağlayan

bir başvuru yolu öngörülmemiştir.

160. Nitekim AİHM de Türk hukuk sisteminin başvurucularla benzer

şekilde tutulan kişilere, tutulmalarının kanuna uygunluğu konusunda bir yargı

merciine başvurma hakkı tanıyan bir yol sunmadığı sonucuna ulaşmıştır (Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 142).

161. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

iv. Haksız

Tutulma Nedeniyle Tazminat Sağlama Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

162. Başvurucular, Sözleşme’nin 5. maddesinin (5) numaralı fıkrasında

öngörülmüş olan aynı madde kapsamındaki ihlaller nedeniyle iç hukukta

başvurulabilecek ve tazminat talep edilebilecek bir merci bulunmadığını,

şikâyet edilen işlemlerin uygulamada idari işlem olarak değerlendirildiğini ve

gözetim altındaki kişilerin misafir olarak değerlendirilerek durumlarının

özgürlük kısıtlaması olarak nitelendirilmediğini, bu nedenle Anayasa’nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

163. Bakanlık görüş yazısında, AİHM içtihatlarına göre Sözleşme’nin

5. maddesinin ilk dört fıkrasından birinin ihlaline karar verilen durumlarda

aynı maddenin beşinci fıkrası gereğince kişiye tazminat hakkı sunulması

gerektiği, hakkında sınır dışı işlemi yürütülenlerin tutulmasına yönelik yasal

düzenleme eksikliği nedeniyle 6458 sayılı Kanun’un kabul edildiği, ancak

Kanun’un gerektirdiği yeni kurumların oluşturulabilmesi için ilgili kanun

maddelerinin yayım tarihinden bir yıl sonra yürürlüğe girmesinin öngörüldüğü

bildirilmiştir.

164. Başvurucular, belirtilen Bakanlık görüşü ile aynı yönde beyanda

bulunmuşlardır.

165. Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası şöyledir:

“Bu

esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zararlar,

tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.”

166. Sözleşme’nin 5. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu madde

hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutma işleminin mağduru

olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.”

167. Görüldüğü üzere Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu ve

Sözleşme’nin 5. maddesinin (5) numaralı fıkralarında, her iki maddenin önceki

fıkralarına aykırı olarak tutulan kişilerin uğradıkları zararların, devletçe

tazmin edileceği hükme bağlanmıştır.

168. Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince aynı

maddenin iki ilâ sekizinci fıkralarından herhangi birinin ihlali hâlinde

tazminat talep etme imkânı sağlayan bir mekanizma oluşturulması zorunludur.

Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasından önce gelen

fıkralarından bir veya daha fazlasının ihlal edildiği sonucuna ulaşılan

hâllerde iç hukukta herhangi bir tazmin mekanizması bulunmaması, Anayasa’nın

19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının da ihlali sonucunu doğuracaktır.

169. Somut başvuruda, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci, dördüncü ve

sekizinci fıkralarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşılık,

başvurucuların beyanları ve Bakanlık görüş yazısında da belirtildiği üzere

başvurucuların bireysel başvuruda bulundukları tarih itibarıyla Türk hukuk

sisteminde, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındaki “usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya

giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir

kişinin yakalanması veya tutuklanması” işlemleri nedeniyle oluşan

zararların tazminine yönelik özel bir mekanizma öngörülmemiştir.

170. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrasının da ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

5. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

171. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

172. Başvurucular, maruz kaldıkları hak ihlalleri sonucunda

uğradıkları zararlar nedeniyle toplam 22.790 TL maddi ve 90.000 TL manevi

tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

173. Başvuruda, başvurucuların idari gözetim altında tutulmaları

işleminin yürütülmesi ve idari gözetim altında tutulma koşulları sonucu

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının; Anayasa’nın 17. maddesi ile

bağlantılı olarak 40. maddesinin ve 19. maddesinin ikinci, dördüncü, sekizinci

ve dokuzuncu fıkralarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

174. Yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi

zararları karşılığında başvurunun özel koşulları da dikkate alınarak her bir

başvurucuya net 18.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerekir.

175. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için iddia

edilen maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır.

Başvurucular, maddi tazminat taleplerini dönemsel aylık asgari ücret miktarları

üzerinden yapılan bir hesaplamaya dayandırmışlardır. Belirtilen soyut hesaplama

haricinde başvurucuların, konuya ilişkin herhangi bir belge sunmamış olmaları

nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

176. Dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara müşterek olarak ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.

Adli yardım taleplerinin KABULÜNE,

B.

Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması

taleplerinin KABULÜNE,

C. 1. Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındaki diğer ihlal iddialarının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak 40. maddesinin

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D. 1. Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak Anayasa’nın

40. maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

3. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci, dördüncü, sekizinci ve

dokuzuncu fıkralarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. Her bir başvurucuya net 18.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Recep ÜNAL Başvurucular : 1. F.A. 2. M.A Vekili : Av. Abdulhalim YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/655, 20 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Birinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun
  6. Konusu
  7. II. Başvuru
  8. Süreci
  9. III. Olay Ve
  10. Olgular
  11. A. Olaylar
  12. B. Kumkapı GGM’nin Durumu
  13. İncelemede Uygulanan Yöntem
  14. İncelemeler
  15. “A. Merkez
  16. Yetkililerinden Alınan Bilgiler
  17. B. Merkezde
  18. Tutulan Kişilerden Alınan Bilgiler
  19. C. Yapılan
  20. Gözlem Ve Değerlendirmeler
  21. C. İlgili
  22. IV. İnceleme Ve
  23. Gerekçe
  24. A. Başvurucuların
  25. B. Değerlendirme
  26. C. 1. Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal
  27. F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  28. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  29. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  30. Kaleli
  31. Dursun
  32. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/655
Tarih
20 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Semiha Gür Başvurusu (B. No: 2013/8691)
  • Reşit Dülek Başvurusu (B. No: 2013/7617)
  • Kaya Şen Başvurusu (B. No: 2013/7194)
  • Osman Altuntaş Başvurusu (B. No: 2013/3289)
  • İsmet Aydın ve Haydar Aydın Başvurusu (B. No: 2013/2739)
  • Hulisi Balcı Başvurusu (B. No: 2013/9479)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.