İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYM Bireysel Başvuru B. No: 2017/17837

1. Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın hatalı

Başvuru No2017/17837Tarih19 Nisan 2018Okuma18 dk · 3.666 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Türkiye Büro Bankacılık Ve Sigortacılık Hizmet Kolu Kamu Görevlileri Sendikası (Türk Büro-sen) Başvurusu

Karar tarihi
19 Nisan 2018
Başvuru Numarası
2017/17837
R.G. Tarih ve Sayı
24/5/2018-30430
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.666 kelime·18 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın hatalı

değerlendirme sonucu reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/2/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvurucu Sendika; büro, bankacılık ve sigortacılık

hizmetleri kolu kapsamına giren kamu kurum ve kuruluşlarında Türkiye çapında

faaliyet gösteren, tüzel kişiliğe haiz bir kamu görevlileri sendikasıdır.

6. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 27/9/2010 tarihinde, taşra

teşkilatında münhal bulunan kırk beş adet sosyal güvenlik il müdür yardımcılığı

kadrosuna atama yapmıştır.

7. Başvurucu Sendika, söz konusu atamaların iptali istemiyle

idari yargıda dava açmıştır.

8. Ankara 15. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) görülen dava, anılan

Mahkemenin 28/10/2010 tarihli kararıyla ilk önce ehliyet yönünden

reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, sendikaların yalnızca üyelerinin

menfaatlerini ilgilendiren işlemlerle ilgili olarak dava açma ehliyetlerinin

bulunduğu belirtilmiştir. Dava konusu işlemin ortak hak ve menfaatler

kapsamında değerlendirilemeyeceğinin, ayrıca başvurucu Sendikanın dava konusu

işlemden dolayı meşru, kişisel ve güncel bir menfaatinin de etkilenmediğinin

ifade edildiği kararda, herhangi bir üyenin bireysel anlamda menfaatinin ihlal

edildiği hususunun da ortaya konulamamış olması karşısında ehliyet koşulunun

oluşmadığı sonucuna varıldığı belirtilmiştir.

9. Karar, başvurucu Sendikanın temyizi üzerine Danıştay İkinci

Dairesinin 25/6/2013 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde,

somut davada bir bütün olarak sosyal güvenlik il müdür yardımcılığı kadrolarına

yapılan atamaların ihtilaflı hâle getirilerek atamalarda genel olarak idarece

belirlenmiş bir ölçüt olup olmadığının hukuki sorgulamasının yapıldığı

hatırlatılmış; bu itibarla dava konusu edilen işlemin tüm Sendika üyelerini

ilgilendiren uygulamaya dönük genel bir nitelik taşıdığı vurgulanmıştır. Buna

göre başvurucu Sendika üyelerinin ortak menfaatleri kapsamında kalan dava

konusu uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken davanın

ehliyet yönünden reddinde hukuki isabet bulunmadığı belirtilmiştir.

10. Bozma kararına uyan Mahkeme, işin esasına girerek yaptığı

inceleme neticesinde 9/4/2014 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın

gerekçesinde; sosyal güvenlik il müdür yardımcılığı kadrolarına yapılacak

atamaların görevde yükselme ve unvan değişikliği şartlarına tabi olmadığına,

anılan kadroya atanabilmek için aranan tek kriterin en az dört yıllık eğitim

veren yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak olduğuna, ayrıca atama

yetkisinin kurum başkanında bulunduğuna dikkat çekilmiştir. Ataması yapılan

kişilerin en az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarından mezun

oldukları hususunda tartışmabulunmadığı belirtilen

kararda, kurum başkanının kadroya yapılacak atamalardaki takdir hakkının yargı

kararı ile sınırlandırılamayacağı da hatırlatılarak dava konusu işlemde hukuka

aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir.

11. Karar, Danıştay İkinci Dairesinin 13/4/2016 tarihli

kararıyla onanmıştır.

12. Başvurucu Sendikanın karar düzeltme istemi de aynı Daire

tarafından 15/11/2016 tarihinde reddedilmiştir.

13. Nihai karar 31/1/2017 tarihinde başvurucu Sendikaya tebliğ

edilmiştir.

14. Başvurucu Sendika 14/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanunlar

15. 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri

Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun "Amaç"kenar başlıklı 1. maddesi

şöyledir:

"Bu Kanunun amacı, kamu

görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve meslekî hak ve menfaatlerinin

korunması ve geliştirilmesi için oluşturdukları sendika ve konfederasyonların

kuruluşu, organları, yetkileri ve faaliyetleri ile sendika ve

konfederasyonlarda görev alacak kamu görevlilerinin hak ve sorumluluklarını

belirlemek ve toplu sözleşme yapılmasına ilişkin usul ve esasları

düzenlemektir."

16. Aynı Kanun’un "Tanımlar"

kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunun

uygulanmasında;

…

f) Sendika : Kamu

görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve meslekî hak ve menfaatlerini korumak

ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları,

…

İfade eder."

17. Anılan Kanun’un "Sendika

ve konfederasyonların yetki ve faaliyetleri" kenar başlıklı 19.

maddesinin ikinci fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"Sendika ve

konfederasyonlar kuruluş amaçları doğrultusunda toplumsal cinsiyet eşitliğini

gözeterek aşağıdaki faaliyetlerde bulunabilirler:

…

f) Üyelerin idare ile ilgili doğacak ihtilaflarında,

ortak hak ve menfaatlerinin izlenmesinde veya hukukî yardım gerekliliğinin

ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını, her düzeyde ve

derecedeki yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava

açmak ve bu nedenle açılan davalarda taraf olmak. …"

2. Danıştay İçtihadı

18. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 3/3/2006 tarihli

ve E.2005/1, K.2006/1 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...İçtihatları

birleştirme istemine konu daire kararlarında, sendikaların, genel düzenleyici

işlemlere karşı dava açabilmeleri konusunda içtihat farklılığı bulunmamaktadır.

Kamu görevlileri sendika ve üst kuruluşlarının, üyelerinin ortak, ekonomik,

sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için

kurulmuş tüzel kişilikler olarak diğer tüm tüzel kişilere tanınan kuruluş

amaçları çerçevesinde ve bu amaçları gerçekleştirecek ölçüde yetkili organları

vasıtasıyla taraf ve dava ehliyetlerinin varlığı karşısında 19'uncu maddenin

(f) fıkrasının çıkarılış gayesinin bunlardan başka olduğu açıkça görülmektedir.

4688 sayılı Kanunun 19/f maddesi, sendika ve

üst kuruluşlarının, bizzat taraf oldukları hukuki ilişkiler dolayısıyla davacı

ve davalı oluş sıfatları ile ortak çıkarların korunması için tanınan davacı

olabilme sıfatından başka, hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması

durumunda üyelerini veya bunların mirasçılarını her derecedeki yargı organları

önünde temsil etmek ve dava açma hakkı tanımaktadır. Bu bağlamda kanun koyucu

19/f maddesi ile sendika ve üst kuruluşları, diğer tüzel kişiliklere genel

hükümler uyarınca tanınan taraf olma ve dava açma ehliyetinin dışında,

üyelerini ve bunların mirasçılarını temsil etme ve ettirme yetkisi ile

donatmaktadır. Buna göre, söz konusu maddenin sendikalara ve üst kuruluşlarına

tanıdığı yetkinin ehliyet değil temsil bağlamında değerlendirilmesi

gerekmektedir. Başka bir anlatımla kanun koyucu, getirdiği bu düzenleme ile,

idare tarafından sendika üyesi kamu görevlisi hakkında tesis edilen bireysel (subjektif) işlemler nedeniyle bu ilişkinin tarafı olmayan

sendika ve üst kuruluşa, üyesinin isteğine bağlı olarak uyuşmazlığın çözümünde

taraf olarak kendisini temsil etme yetki ve sorumluluğu vermektedir.

Gerek metindeki terimlere bağlı olarak

maddenin yorumu, gerekse madde gerekçesi ile konuya ilişkin tarihsel süreç ve

mevzuatımızda yapılan değişiklikler dikkate alındığında, kamu görevlileri

sendika ve üst kuruluşlarının, sendika üyesi olan kamu görevlisinin isteği

üzerine, statüsü ve bu statüsünden kaynaklanan hak, yükümlülük, görev ve

sorumlulukları ile atama, nakil, disiplin ve personel hukukuna ilişkin diğer

düzenlemelere dayalı olarak, üyeleri hakkında tesis edilen bireysel (subjektif) işlemlere karşı, üyelerini temsilen avukatları

aracılığıyla dava açabilecekleri ve bu nedenle açılan davalarda taraf

olabilecekleri sonucuna ulaşılmaktadır.

SONUÇ

4688 sayılı Kamu Görevlileri

Sendikaları Kanunu'nun 19'uncu maddesinin (f) bendi uyarınca kamu görevlileri sendikaları

ve üst kuruluşlarının üyeleri hakkında tesis edilen bireysel (subjektif) işlemlere karşı üyelerini temsilen dava açma ve

bu nedenle açılan davalarda taraf olma hakkı bulunmaktadır."

19. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 30/10/2017

tarihli ve E.2015/439, K.2017/3280 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Temyiz Eden (Davalı) : Devlet Su

İşleri Genel Müdürlüğü

...

Karşı Taraf (Davacı) : [E.Y. yi] temsilen Enerji

Sanayi ve Madencilik Hizmetleri

Sendikası Birliği

...

Dava; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Ankara Etüd

Plan Daire Başkanlığı emrinde memur olan davacının öğrenim özrü nedeniyle

Diyarbakır Devlet Su İşleri 10. Bölge Müdürlüğü'ne naklen atanma talebiyle

yaptığı ... günlü başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle

açılmıştır.

Ankara 5. İdare Mahkemesinin ... günlü, ... sayılı kararıyla; davacının

atamasının öğrenim gördüğü şehre yapılmamasının gerekçesi olan mevzuat

hükümlerinin Anayasa'nın temel ilkelerine aykırı olmasının düşünülemeyeceği,

diğer taraftan unvanlı bir mesleğe sahip olmayan davacının diş hekimliği

fakültesindeki öğremini tamamladığında sahip olacağı

meslek hususu, hem davacının temel hak ve özgürlükleri hem de kamu yararı

açısından göz önüne alındığında, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı

gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir.

...

Bu durumda, gerek Genel Yönetmelikte gerekse

kurum Genelgesinde, personelin öğrenim durumunun özür durumu olarak kabul

edilmediği anlaşıldığından, davacının öğrenim durumu özrüne dayalı olarak

Diyarbakır ili'ne atanması istemiyle yaptığı

başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, Ankara

5. İdare Mahkemesi'nin ... ısrar kararının BOZULMASINA..."

20. İDDK'nın 8/11/2017 tarihli ve

E.2015/1987, K.2017/3533 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Temyiz Eden (Davalı) : Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

Karşı

Taraf (Davacı) : Tarım Orman ve Çevre Çalışanları

Birliği Sendikası

...

Dava; ... günlü, ... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Kontrol Laboratuvarlarının

Kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esaslarının

Belirlenmesine Dair Yönetmelik"in 8. maddesinin

(c) bendinde yer alan "Bakanlık il kontrol laboratuvarına müdür ve müdür

yardımcısı olarak atanacak personelin en az beş yıl laboratuvar tecrübesine

sahip olması gerekir. İl kontrol laboratuvarlarına atanacak teknik ve sağlık

hizmetleri sınıfı personelinin hizmet süresi beş yıldan az olmalıdır. Hizmet

süresi beş yıldan fazla olan teknik ve sağlık hizmetleri sınıfı personelinin

laboratuvarlara atanabilmesi için en az iki yıl laboratuvar tecrübesi şartı

aranır." ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.

Danıştay

İkinci Dairesi'nin ... günlü, ... sayılı kararıyla; ... günlü, ... sayılı Resmi

Gazete'de yayımlanan "Kontrol Laboratuvarlarının

Kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esaslarının

Belirlenmesine Dair Yönetmelik"in, ... günlü,

... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe

giren "Gıda Kontrol Laboratuvarlarının Kuruluş, Görev, Yetki ve

Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esaslarının Belirlenmesine Dair Yönetmelik"in 25. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı gerekçesiyle,

karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin

davalı idareden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Davalı idare, anılan kararın yargılama giderleri ve avukatlık ücretine

ilişkin kısmını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.

Temyiz edilen kararla ilgili dosyadaki belgelerin incelenmesinden;

Danıştay İkinci Dairesi'nce verilen kararın yargılama giderleri ve avukatlık

ücretine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen

temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı

anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddine, ... sayılı [kararın] temyize konu kısmının ONANMASINA, ..."

21. İDDK'nın 16/11/2017 tarihli ve

E.2015/3778, K.2017/3765 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Temyiz Eden (Davacı) :

Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası( Sağlık- Sen)

Temyiz Eden (Davalı) :

Sağlık Bakanlığı

...

Dava; Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi

imzalayarak çalışan personele yönelik 2012 yılı Hizmet Sözleşmesinin 4.

maddesinin ve 5. maddesinde yer alan; "Bunun dışında herhangi bir ad

altında başka bir ödeme yapılamaz." cümlesinin iptaliistemiyle

açılmıştır

Danıştay Beşinci Dairesi'nin ... günlü, ...

sayılı kararıyla; ... gerekçesiyle dava

konusu Aile Sağlığı Elemanı Hizmet Sözleşmesi imzalayarak çalışan personele

yönelik 2012 yılı Hizmet Sözleşmesinin 4. maddesinin izinlere ilişkin kısmının

iptaline, çalışma saatlerine ilişkin kısmı ile5. maddesinde yer alan;

"Bunun dışında herhangi bir ad altında başka bir ödeme yapılamaz"

cümlesinin iptali istemi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı ve davalı idare, anılankararı

karşılıklı olarak temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.

Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın

incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka

uygun bulunduğu, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın

bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının ve

davalı idarenin temyiz istemlerinin reddine, Danıştay Beşinci Dairesi'nin ...

günlü, ... sayılı kararının ONANMASINA,..."

B. Uluslararası Hukuk

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuranın, Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 34. maddesinde sayılan başvuruda

bulunabilecek kişilerden -gerçek kişi, hükûmet dışı kuruluşlar veya kişi

grupları- biri olması ve Sözleşme kapsamında hak ihlali mağduru olduğunu ortaya

koyabilmesi gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre

"mağdur" kavramı bağımsız olarak ve bir menfaat veya fiil ehliyetine

ilişkin kavramlar gibi ulusal kavramlara bağlı kalınmadan yorumlanmalıdır.

Ayrıca başvuranın Sözleşme kapsamında bir ihlal mağduru olduğu iddiasını ileri

sürebilmesi için başvuran ile ihlal iddiası nedeniyle maruz kaldığını ileri

sürdüğü zarar arasında yeterli ölçüde ve doğrudan ilgi bulunmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/

İspanya, B. No: 62543/00, 27/4/2004, § 35).

23. AİHM'in Gorraiz Lizarraga ve diğerleri kararına

konu olayda, bazı köy yerleşim alanlarını da kapsayacak şekilde bir bölgede

yapılması planlanan baraj inşaatı projesisöz konusudur.Baraj yapımına ilişkin

olarak dernek tarafından yerel mahkemeler önünde başlatılan yargılamanın

sonuçlanması üzerine dernek ve dernek yanında bu derneğe üye beş kişi AİHM'e başvuruda bulunmuştur.

24. AİHM, söz konusu başvuruda öncelikle derneğin mağdur statüsü

bulunup bulunmadığını irdelemiştir. Bu bağlamda başvurucu derneğin üyelerinin

haklarının korunması için yerel mahkemeler nezdinde açtığı davalara taraf

olduğuna dikkat çeken AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrası

kapsamındaki ihlal iddialarıyla sınırlı olarak derneğin mağdur statüsünde

değerlendirilebileceğini belirtmiştir (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/ İspanya,

§ 36).

25. AİHM, derneğin yanında başvuruda bulunan beş kişi yönünden

ise hem mağdur statülerinin bulunup bulunmadığı hem de bu kişilerin iç hukuk

yollarını tüketmiş sayılıp sayılamayacağı hususlarında değerlendirme yapmıştır.

AİHM, öncelikle başvuran derneğin baraj yapımının dernek üyelerinin yaşadıkları

çevre ve evleri üzerinde yol açacağı olumsuz sonuçlar karşısında bu kişilerin

menfaatlerini korumak amacıyla kurulduğunu hatırlatmıştır. Yerel mahkemelerdeki

yargılamalarda, projenin dernek üyelerinin ikamet yerlerindeki değişiklik

nedeniyle mülkiyet hakları ve yaşam tarzları üzerindeki etkisine ve bu kapsamda

başvuranların doğup büyüdükleri evlerin bulunduğu köy de dâhil olmak üzere bazı

küçük köylerin sular altında kalacağına vurgu yapıldığına dikkat çeken AİHM;

uyuşmazlığın konusunun başvuranların hem mülkiyet hakları hem de yaşam tarzları

ile ilgili doğrudan ve kapsamlı sonuçlar doğurduğunun yadsınamayacağını ifade

etmiştir. AİHM beş kişinin (başvuranın) söz konusu yargılamalara her ne kadarkendi adlarıyla taraf olmasalar da kendi menfaatlerini

savunmak amacıyla kurdukları dernek aracılığıyla taraf olduklarını

belirtmiştir. AİHM, mağdur kavramının çağdaş toplumun koşulları dikkate alınarak

daha kapsamlı bir şekilde yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır. AİHM'e göre günümüz toplumlarında vatandaşların oldukça

karmaşık idari kararlarla karşı karşıya kaldıklarında menfaatlerini etkili bir

şekilde savunabilmeleri için dernekler gibi topluluk bazlı kuruluşlara

başvurmaları erişilebilir araçlardan biridir hatta bazen de tek yoldur. AİHM,

derneklerin üyelerinin menfaatlerini savunmak amacıyla hukuki işlem

başlatmalarının çoğu ülke mevzuatında tanındığını, mevcut davadaki durumun da

tam olarak bu olduğunu ifade etmekte; mağdur kavramı yorumlanırken bu gerçeğin

göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtmektedir. Zira bu kavramın aşırı şekilci

yorumlanması Sözleşme ile güvence altına alınan hakların korunmasını etkisiz

hâle getirebilir (Gorraiz Lizarraga ve

diğerleri/İspanya, §§ 37, 38).

26. Mevcut davanın kendine özgü koşullarını ve özellikle de

başvuran derneğin üyelerinin menfaatlerini mahkemeler önünde savunmak amacıyla

kurulduğunu ve söz konusu şahısların baraj projesinden doğrudan etkilendiklerini

dikkate alan AİHM, ilk beş başvuranın söz konusu Sözleşme ihlallerinden dolayı

mağdur statüsünde olabileceklerini ve Sözleşme'nin 6. maddesinin 1 numaralı

fıkrası kapsamındaki şikâyetler bakımından da iç hukuk yollarını tüketmiş

olduklarını değerlendirmiştir (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/ İspanya, § 39).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 19/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu Sendika; davalı idare tarafından gerçekleştirilen

ve uyuşmazlık konusu edilen atamalarda eşitlik, kariyer ve liyakat ilkelerinin

gözetilmediğini, atamaların kadrolaşma amacı taşıdığını belirtmekte ve ataması

gerçekleştirilen kişilerin çoğunluğunun siyasi iktidar yanlısı sendikaya üye

olduklarına dikkat çekmektedir. Atama işlemlerinin iptali istemiyle açtığı

davada bu yöndeki iddialarının dikkate alınmadığından şikâyet eden başvurucu

Sendika, hatalı değerlendirmeye istinaden davanın reddedilmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

B. Değerlendirme

29. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes, ... yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir."

30. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci

cümlesi şöyledir:

"Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği

iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

1. Mağdur Statüsü

Yönünden

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

32. Anılan Kanun’un "Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar" Kenar başlıklı 46. maddesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri

sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan

etkilenenler tarafından yapılabilir.

(2) (…) Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait haklarının

ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir."

33. Usul hukukunda düzenlenen ve derece mahkemelerindeki

yargılamalarda dava açma yönünden gerekli ve yeterli görülen ehliyet

kurallarının bireysel başvuru ehliyeti yönünden önemi olmakla birlikte bireysel

başvuru sistemindeki başvuru ehliyeti dava açma ehliyetinden daha farklı ve

özerk bir kavramdır.

34. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre bir kişininAnayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunma hakkına sahip olabilmesi için üç temel koşulun birlikte

gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu koşullar; şikâyet konusu edilen ve ihlale yol

açtığı ileri sürülen kamu gücünün işlemi, eylemi ya da ihmalinden dolayı

başvurucunun "güncel bir hakkının ihlal edilmesi", bu ihlalden

başvurucunun "kişisel" olarak ve "doğrudan" etkilenmiş

olmasıdır (Benzer yöndeki karar için bkz. Onur

Doğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42). Bu koşulların birlikte

gerçekleşmesi durumunda Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamındaki

bir hakkının ihlali iddiasında bulunan gerçek kişilerin ya da özel hukuk tüzel

kişilerinin mağdur sıfatını haiz olduğu, dolayısıyla bireysel başvuru

ehliyetinin bulunduğu kabul edilmektedir.

35. Öte yandan bir başvurunun kabul edilebilmesi için

başvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp ihlalden

doğrudan etkilendiğini yani mağdur olduğunu göstermesi veya mağdur olduğu

konusunda Anayasa Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu

zannı veya şüphesi de mağdurluk statüsünün varlığı için yeterli değildir (Onur Doğanay, § 45).

36. Hukukumuzda özel hukuk tüzel kişilerinden biri olan

sendikaların 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

sadece "sendika tüzel kişiliğine ait hakların" ihlal edildiği

gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilecekleri öngörülmüştür. Bu itibarla

sendikaların doğrudan kendi tüzel kişiliğinin hak ve menfaatlerini etkileyen

işlem, eylem ya da uygulamalarla ilgili olarak ortaya çıkan hak ihlali

iddialarıyla bireysel başvuruda bulunabilecekleri, bir başka ifadeyle böyle bir

başvuruda mağdur statüsünü haiz oldukları hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

37. Bununla birlikte kamu görevlileri sendikalarının sadece

tüzel kişilik olarak sendikanın hak ve menfaatlerine değil üyelerinin ortak hak

ve menfaatleri ile her bir üyenin bireysel hak ve menfaatlerine ilişkin konularda

da dava açabildikleri görülmektedir. Nitekim idari yargıdaki yerleşik içtihada

göre 4688 sayılı Kanun'un 19. maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendindeki

düzenleme uyarınca kamu görevlileri sendikalarının, üyelerinin hem ortak hak ve

menfaatlerinin hem de bireysel hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla dava

açma ehliyetinin bulunduğu kabul edilmektedir (bkz. §§ 19-21). Bu durumda kamu

görevlileri sendikalarının dâhil olduğu bu mahiyetteki davalar üzerine yapılan

bireysel başvurularda mağdur statüsünün kime ait olduğunun (üye/sendika) ortaya

konulması, söz konusu başvurunun kişi bakımından yetkiye ilişkin kabul

edilebilirlik kriterini sağlayıp sağlamadığının saptanması yönündenönem

arz etmektedir.

38. Sendikaların sadece belirli bir üyenin bireysel hak ve

menfaatini etkileyen (sicil, atama, görevlendirme vb.) subjektif

idari işlemlere karşı üyenin muvafakatine istinaden açtığı davalarda üyeyi

temsilen hareket ettiği, bir başka ifadeyle sendikanın böyle bir davadaki

rolünün aslında sadece bir temsil yetkisinden ibaret olduğu (bkz. § 18) dikkate

alındığında bu nitelikteki bir davaya dayalı

olarak herhangi bir hak ihlali iddiasıyla yapılan başvuruda sadece üyenin

mağdur statüsünün bulunduğundan söz edilebilir. Dolayısıyla sendikaların böyle

bir davaya dayalı olarak yaptıkları bir bireysel başvurudaki rolünün de tıpkı

davadaki gibi sadece temsil yetkisinden ibaret olduğu kabul edilmelidir.

39. Sendikaların üyelerinin ortak hak ve menfaatlerinin korunması

amacıyla bizzat açtıkları ve temsil yetkisinden öteye geçerek tek başına ve

doğrudan taraf sıfatını haiz oldukları davalara dayalı olarak muhtelif hak

ihlali iddialarıyla yaptıkları başvurular yönünden mağdur statüsünü haiz olup

olmadıklarının ise ayrıca tartışılması gerekmektedir. 6216 sayılı Kanun’un 46.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bu tartışmadaki temel kriter bireysel

başvuru konusu edilen ve ihlal edildiği ileri sürülen hakkın tüzel kişiliğe ait

bir hak olup olmadığıdır. Bu hususa ilişkin tespitin yapılmasında ise hakkın

niteliği önem taşımakta ve belirleyici olmaktadır.

40. Bu bağlamda Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

içinde yer alan bazı haklardan (yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, aile

hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı vb.)

niteliği gereği sadece gerçek kişiler yararlanabileceğinden bu hakların

ihlalinden de gerçek kişiler etkilenebilir. Dolayısıyla sendikaların bireysel

başvuruya dayanak davada tek başına ve doğrudan taraf sıfatı bulunsa dahi

mahiyeti itibarıyla sadece gerçek kişi olan üyelerinin etkilendiği bu tip hak

ihlali iddialarını içeren bir başvuruda, belirtilen hak ihlali iddiaları

yönünden mağdur sıfatını taşıdığından ve dolayısıyla bireysel başvuru

ehliyetinin bulunduğundan söz edilemez.

41. Bununla birlikte sağladığı güvenceler itibarıyla gerçek

kişilere özgü bir nitelik taşımayan, bir başka ifadeyle sadece gerçek kişilerin

yararlanabileceğinden söz edilemeyeceği açık olan adil yargılanma hakkı

yönünden farklı bir değerlendirme yapılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

42. Bilindiği gibi Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve

bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence

altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkı yargılamaya ilişkin usul ilkelerini

belirlemekte ve bunları güvence altına almaktadır. Anayasa’nın 36. maddesindeki

açık düzenlemeye göre adil yargılanma hakkının güvencelerinin öncelikle ve her

koşulda yargılamanın davacısı ve davalısına, bir başka ifadeyle davanın

taraflarına sağlandığı hususunda şüphe bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olaraksöz konusu hakkın ihlalinden etkilenenler de davanın

tarafları olacağından ihlal iddiaları başvuruya konu yargılamanın taraflarınca

öne sürülebilecektir.

43. Üyelerinin ortak hak ve menfaatlerini korumak üzere kurulmuş

olup bu amaçla dava açma hakkının/ehliyetinin var olduğu iç hukukta kabul

edilen sendikalarıntek başına ve doğrudan taraf

sıfatıyla yer aldığı ve yargılamanın bizzat süjesi olduğu bir davada adil

yargılanma hakkına ilişkin güvencelerden yararlanacağı tartışmasızdır. Hâl

böyle olunca sendikanın söz konusu davada gerçekleşen adil yargılanma hakkı

ihlallerinden etkilenmeyeceğinden ve dolayısıyla bu ihlalin mağduru

olamayacağından söz edilemez. Sendikaların, doğrudan taraf sıfatını haiz olduğu

bir davada güvencelerinden faydalandırıldığı adil yargılanma hakkına ilişkin

ihlal iddialarını ileri sürebileceği bireysel başvuru hakkından

yararlanamayacağının kabul edilmesi kanunla kendilerine tanınmış olan dava

hakkının etkinliğini zedeleyeceği gibi bireysel başvurunun temel hak ve

özgürlüklerin korunması amacıyla da bağdaşmaz.

44. Dolayısıyla sendikaların -yargılamaya konu uyuşmazlık özü

itibarıyla üyelerinin menfaatlerini ilgilendirse dahi- tek başına ve doğrudan

taraf sıfatıyla bulunduğu bir davayla ilgili olarak gerçek kişi sıfatını haiz

üyelerine özgü haklardan ayrı ve bağımsız şekilde, saltadil

yargılanma hakkına yönelik ihlal iddiaları bakımından mağdur statüsü bulunduğu

sonucuna varılmaktadır. Bir başka ifadeyle sendikaların üyelerinin bireysel hak

ve menfaatlerini korumak için ve üyelerini temsilen açtıkları davalardan farklı

olarak üyelerinin ortak hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla açtıkları bir

davadaki adil yargılanma hakkının 6216 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (2)

numaralı fıkrası bağlamında "sendika tüzel kişiliğine ait bir hak"

olduğu kabul edilmelidir.

45. Buna göre başvurucu Sendikanın üyelerinin ortak hak ve

menfaatlerini korumak amacıyla açtığı, tek başına ve doğrudan taraf konumunda

olduğu somut davaya ilişkin adil yargılanma hakkı ihlali iddialarını içeren

bireysel başvuruda mağdur statüsünün bulunduğu, dolayısıyla başvurunun kişi

bakımından yetkiye ilişkin kabul edilebilirlik kriterini sağladığı sonucuna

ulaşılmıştır.

2. İhlal İddiaları

Yönünden

46. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa

Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

47. Somut olayda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların

mahkemelerce delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına

ilişkin olduğu görülmektedir. Öte yandan uyuşmazlık konusu kadroya atanabilmek

için aranan tek kriterin en az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim

kurumlarından mezun olmak olduğu, ataması yapılan kişilerin de bu koşulu

sağladığı noktasında tartışma bulunmadığı tespitlerine yer verilerek ve ayrıca

idarenin kadroya yapılacak atamalardaki takdir hakkının yargı kararı ile

sınırlandırılamayacağına dikkat çekilerek dava konusu işlemde hukuka aykırılık

bulunmadığı sonucuna ulaşılan mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık

bir keyfîlik oluşturan bir hususun da bulunmadığı

gözetildiğinde ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu

anlaşılmaktadır.

48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

19/4/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Gülbin AYNUR Başvurucu : Türkiye Büro Bankacılık ve Sigortacılık Hizmet Kolu Kamu Görevlileri Sendikası (Türk Büro-Sen) Vekili : Av. Murat Ekim GEZEK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/17837, 19 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. Sonuç
  9. B. Uluslararası Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. A. Başvurunun açıkça
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Yıldırım
  16. Topal
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/17837
Tarih
19 Nisan 2018

İlgili Kararlar

  • Ali Abbas Yalman Başvurusu (B. No: 2015/11456)
  • Rıza Gökçen Erus ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/17391)
  • Adem Çakır Başvurusu (B. No: 2014/18598)
  • Fehmi Arslan Başvurusu (B. No: 2014/621)
  • Fetullah Gülen Başvurusu (B. No: 2015/12939)
  • Recep Eşkar Başvurusu (B. No: 2014/14784)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.