İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bayram Yusuf Aslan Başvurusu (B. No: 2013/4395)

1. Başvuru, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı

Başvuru No2013/4395Tarih10 Haziran 2015Okuma44 dk · 8.793 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Bayram Yusuf Aslan Başvurusu

Karar tarihi
10 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/4395
R.G. Tarih- Sayı
18/9/2015-29479
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.793 kelime·44 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı

(TOKİ) tarafından yapılan kamulaştırma işleminin iptali amacıyla İstanbul 4.

İdare Mahkemesinde açılan davanın gerekçesiz şekilde reddedilmesi ve mülkiyet

hakkına ölçüsüz bir müdahalede bulunulması, yargılamanın da makul sürede

sonuçlanmaması nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 17/6/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvuruda

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 28/10/2013 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 2/5/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği,

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 5/6/2014

tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

7. İstanbul ili, Çatalca ilçesi Deliklikaya

köyü 143 parsel numaralı, 23.900 m2 miktarındaki tarla vasfındaki

taşınmaz, 28/8/1990 tarihinde yapılan satış sonucu başvurucu adına tapuya

tescil edilmiştir.

8. TOKİ, 28/9/2006 tarihli ve 4055 sayılı kararla

başvurucuya ait taşınmazın, 5273 sayılı Kanunla değişik 1164 sayılı Arsa

Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkındaki Kanun’da belirtilen amaçlar

doğrultusunda değerlendirilmek üzere kamulaştırılmasına karar vermiştir.

9. TOKİ ile başvurucu arasında taşınmazın bedeli konusunda

anlaşma sağlanamamıştır.

10. TOKİ, başvurucu aleyhine, 15/2/2007 tarihinde,

Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde taşınmazın bedelinin tespiti ve

İdare adına tescili talebiyle dava açmıştır.

11. Mahkemece, 11/6/2013 tarihli ve E.2011/27, K.2013/188

sayılı kararla; İstanbul 4. İdare Mahkemesi kararı dikkate alınarak,

kamulaştırma işleminin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne,

23.900 m2 taşınmaz için toplam 1.434.000,00 TL kamulaştırma

bedelinin tespitine, bu bedel davacı tarafından ödendiği için başka bir ödeme

yapılmasına yer olmadığına, taşınmazın davacı adına tapuya tesciline karar

verilmiştir.

12. Davacının temyizi üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin

23/12/2013 tarihli ve E.2013/22505, K.2013/23649 sayılı ilâmıyla hüküm

onanmıştır.

13. Karar düzeltme yoluna başvurulmaması üzerine, 4/3/2014

tarihi itibarıyla hüküm kesinleşmiştir.

14. Başvurucu, 21/3/2007 tarihinde TOKİ aleyhine İstanbul 4.

İdare Mahkemesinde açtığı davada, taşınmazın bulunduğu alanda imar uygulaması

olmadığını, 1/100.000 ölçekli imar planlarına göre de taşınmazın “lojistik üs” olarak kullanılacağını,

taşınmazın sanayi alanında kaldığını, sanayici olması nedeniyle taşınmazı “lojistik üs” olarak kullanmak istediğini,

taşınmazın kamulaştırılmasını gerektiren kamu yararı bulunmadığını, düşük

bedelle taşınmazın kamulaştırılmasının, işlemi amaç unsuru bakımından sakatladığını

ileri sürerek, kamulaştırma işleminin iptalini ve yürütmesinin durdurulmasını

talep etmiştir.

15. Mahkemece, 12/4/2007 tarihli kararla, işlemin uygulanması

halinde telafisi güç ve imkansız zararın doğacağı

gerekçesiyle davalının cevap verme süresi geçinceye veya yürütmenin

durdurulması istemi hakkında yeniden karar verilinceye kadar kamulaştırma

işleminin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

16. Davalının savunmasının gelmesinden sonra, İstanbul 4.

İdare Mahkemesince 15/11/2007 tarihli kararla, “2577

sayılı Kanun'un 27/2. maddesinde öngörülen yürütmenin durdurulması şartlarının

gerçekleşmediği” gerekçesiyle yürütmenin durdurulması isteminin

reddine karar verilmiştir.

17. Başvurucunun anılan karara itirazı, İstanbul Bölge İdare

Mahkemesinin 16/1/2008 tarihli ve Y.D. İtiraz No. 2008/116 sayılı kararıyla, “2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin ikinci

fıkrasında öngörülen, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka

aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmediği” gerekçesiyle

reddedilmiştir.

18. İstanbul 4. İdare Mahkemesince 1/4/2008 tarihli ve

E.2007/514, K.2008/730 sayılı kararla, 1164 sayılı Kanun'un amacının konut,

sanayi, eğitim sağlık ve turizm yatırımları ve kamu tesisleri için gerek

duyulan arazi ve arsaların önceden idarenin mülkiyetine geçmesinin sağlanması

ve ihtiyaç duyulduğunda o hizmetin yürütümüne sunulması olduğu, olayda, İdare

tarafından yapılması düşünülen küçük sanayi tesisi için taşınmazın kamu yararı

doğrultusunda kamulaştırıldığı, kamulaştırma işleminde hukuka aykırılık

bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine oy çokluğuyla karar verilmiştir.

19. Anılan karardaki azlık oyunda, kamulaştırma yapılabilmesi

için öncelikle kamulaştırılacak taşınmaz için imar planının yapılmış olması

gerektiği, kamulaştırmanın da mevcut imar planında öngörülen amacın

gerçekleştirilmesi faaliyetine yönelik olması gerektiği, olayda kamulaştırma

kararı alınan taşınmaz için işlem tarihi itibarıyla mevcut bir imar planının bulunmadığı,

dolayısıyla öncelikle söz konusu taşınmaz için imar planı yapılıp yürürlüğe

konulduktan sonra kamulaştırma yapılması gerekeceğinden işlemin iptali

gerektiği belirtilmiştir.

20. Başvurucunun temyizi ve yürütmenin durdurulması istemi

üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 29/6/2008 tarihli ve E.2008/8698 sayılı

ilâmıyla yürütmenin durdurulması isteminin, davalının cevabı alındıktan sonra

incelenmesine karar verilmiştir.

21. Temyiz incelemesi sonucu, Danıştay Altıncı Dairesinin

24/12/2008 tarihli ve E.2008/8698, K.2008/9627 sayılı ilâmıyla, “kamulaştırma kararında, kamu yararının özgülendiği

amaç belirtilmeden, hiçbir sınırlama yapılmaksızın, yargı denetimini de

etkisizleştirecek şekilde, 1164 sayılı Kanun'da belirlenen amaçların tümü için

gerçekleştiği belirtilen kamulaştırma işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı

sonucuna varıldığından, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet

görülmemiştir” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

22. Davalının karar düzeltme istemi üzerine, Danıştay Altıncı

Dairesinin 22/1/2010 tarihli ve 2009/12198, K.2010/512 sayılı ilâmıyla, “dosyanın incelenmesinde, davalı TOKİ tarafından,

taşınmazın alt ve üst ölçekli imar planlarında sanayi alanında kaldığı, dava

konusu kamulaştırma işleminin de 1164 sayılı Kanun gereği ve sanayi için arazi

ve arsa sağlamak amacıyla tesis edildiğinin belirtildiği, bu itibarla İdare

Mahkemesince, kamulaştırma işleminin 1/1000 ölçekli uygulama imar planı

uyarınca tesis edilebileceği de dikkate alınarak söz konusu alanda bir uygulama

imar planı bulunup bulunmadığı ve kamulaştırma işleminin bu plan uyarınca ve

1164 sayılı Kanun'da sayılan amaçlardan birini gerçekleştirmek için tesis

edilip edilmediği hususu açıklığa kavuşturulduktan sonra yeniden bir karar

verilmesi gerektiği” belirtilerek hüküm bozulmuştur.

23. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama

sonunda, 12/5/2010 tarihli ve E.2010/643, K.2010/911 sayılı kararla, “davalı TOKİ tarafından dosyaya ibraz edilen bilgi ve

belgelere göre dava konusu taşınmazın 17/4/2007 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Hadımköy (Yeşilbayır-Ömerli-Deliklikaya) nazım imar planında lojistik alan, 15/6/2009

tarihli 1/1000.000 ölçekli İstanbul ili Çevre Düzeni Planında da lojistik alan

fonksiyonuna ayrıldığı, bu durumda, taşınmazın alt ve üst ölçekli planlarda

lojistik tesisler alanında kaldığı ve 'bu alanda her türlü imalat, sanayi, hal,

lojistik, ambar yapılabilir', plan notunun yer aldığı, dava konusu kamulaştırma

işleminin de kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütümü açısından 1164 sayılı Kanun

hükümleri uyarınca ve sanayi tesisi için arsa ve arazi sağlamak amacıyla mevcut

imar planları doğrultusunda tesis edildiği anlaşıldığından hukuka uygun olduğu”

gerekçesiyle davanın reddine oy çokluğuyla karar verilmiştir.

24. Aynı kararda karşı oyda, olayda kamulaştırma işlemi

tarihi itibarıyla mevcut imar planı bulunmadığından kamulaştırma işleminin

iptali gerektiği belirtilmiştir.

25. Başvurucunun temyizi ve yürütmenin durdurulması istemi

üzerine Danıştay Altıncı Dairesinin 25/8/2010 tarihli ve E.2010/9001 sayılı

ilâmıyla, yürütmenin durdurulması isteminin, davalının cevabı alındıktan sonra

incelenmesine karar verilmiştir.

26. Temyiz incelemesi sonucu Danıştay Altıncı Dairesinin

12/11/2010 tarihli ve E.2010/9001, K.2010/10348 sayılı ilâmıyla, “taşınmazın bulunduğu alanda 1/1000 ölçekli uygulama

imar planı bulunup bulunmadığı hususuna açıklık getirilmeden karar verildiği,

bu itibarla 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yapılıp yapılmadığının ortaya

konulması suretiyle İdare Mahkemesince uyuşmazlık hakkında yeniden karar

verilmesi gerektiği” belirtilerek hüküm bozulmuştur.

27. Davalının karar düzeltme istemi üzerine, Danıştay Altıncı

Dairesinin 7/2/2013 tarihli ve E.2011/6568, K.2013/593 sayılı ilâmıyla bozma

kararı ortadan kaldırılarak,“kamulaştırma işleminin tesisi tarihinde 13/12/2002 tarihli,

taşınmazın bulunduğu alanı kapsayan 1/5000 ölçekli nazım imar planının

bulunduğu, ancak 1/1000 ölçekli uygulama planının bulunmadığı, nazım imar

planında taşınmazın sanayi fonksiyonuna ayrıldığı, davalı tarafından 1/5000

ölçekli nazım imar planına uygun olarak ve alanda uygulama imar planı

bulunmadığından kamu yararı kararına dayanılarak kamulaştırma işlemi tesis

edildiği, daha sonra 17/4/2007 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama planının

yapıldığı, bu planın İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 26/2/2010 tarih ve

E.2007/2200, K.2010/303 sayılı kararıyla iptal edildiği, kararın temyizi

üzerine Danıştay Altıncı Dairesinin 21/3/2011 tarih ve E.2010/8176, K.2011/717

sayılı ilâmıyla bozulduğu, dava devam ederken 14/3/2011 tarihli 1/1000 ölçekli Hadımköy Sanayi Bölgesi 1. etap uygulama imar planının

yürürlüğe girdiği, bu durumda taşınmaz, kamu yararı kararına dayalı olarak ve

yürürlükteki 1/5000 ölçekli planla uyumlu olarak 1164 sayılı Kanun amaçlarında

değerlendirilmek üzere kamulaştırılmış olup, dava konusu işlemin davanın devamı

sırasında yürürlüğe giren 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile de uyumlu hale

geldiği görüldüğünden, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında sonucu

itibarıyla isabetsizlik görülmediği” gerekçesiyle oy çokluğuyla

hüküm onanmıştır.

28. Anılan karardaki karşı oyda; “taşınmazı kapsayan 1/1000 ölçekli uygulama imar planının 14/3/2011

tarihinde yapıldığı, kamulaştırma işleminin tesis edildiği tarih itibarıyla

değerlendirme yapılması gerektiği, daha sonra yapılan imar planının

kamulaştırma işlemini mevzuata uygun hale getirmeyeceği, dava konusu olayda

başvurucuya ait taşınmazın 1164 sayılı Kanun ile ulaşılmak istenen amaçlardan

hangisini gerçekleştirmek amacıyla kamulaştırma yoluna gidildiği ortaya

konulmadan, genel bir ifadeyle 1164 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi

Hakkındaki Kanun amaçlarında değerlendirilmek üzere kamulaştırma işleminin

tesis edildiği, kamu yararının özgülendiği amaç belirtilmeden, hiçbir sınırlama

yapılmaksızın, yargı denetimini de etkisizleştirecek şekilde, 1164 sayılı

Kanun'da belirlenen amaçların tümü için gerçekleştirildiği belirtilen

kamulaştırma işleminin başvurucunun parseline ilişkin kısmında hukuka uyarlık

bulunmadığı” belirtilerek, hükmün bozulması gerektiği

bildirilmiştir.

29. Karar, 17/5/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

30. Başvurucu, 17/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

31. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun

10. maddesi şöyledir:

“Kamulaştırmanın

satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci

maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde uyarınca yaptırmış

olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye

ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder

ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya

kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle

ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister.

Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren

en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, dava dilekçesi ve

idare tarafından verilen belgelerin birer örneği de eklenerek taşınmaz malın

malikine meşruhatlı davetiye ile veya idarece yapılan

araştırmalar sonucunda adresleri bulunamayanlara, 11/02/1959 tarihli ve 7201

sayılı Tebligat Kanununun 28 inci maddesi gereğince

ilan yoluyla tebligat suretiyle bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma

günü idareye de tebliğ olunur.

Mahkemece malike doğrudan çıkarılacak meşruhatlı davetiyede veya ilan yolu ile yapılacak

tebligatta;

…

d) 14 üncü maddede

öngörülen süre içerisinde, tebligat veya ilan tarihinden itibaren kamulaştırma

işlemine idari yargıda iptal veya adli yargıda maddi hatalara karşı düzeltim

davası açabilecekleri,

…

f) 14 üncü maddede

öngörülen süre içerisinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal

davası açanların, dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararı

aldıklarını belgelendirmedikleri takdirde, kamulaştırma işleminin kesinleşeceği

ve mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmaz malın

kamulaştırma yapan idare adına tescil edileceği,

…,

Belirtilir.

...

14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma

işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve

idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde

mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun

sonucuna göre işlem yapılır.

...”

32. 2942 sayılı Kanun'un 14. maddesi şöyledir:

“Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki

tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden,

kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece

gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma

işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda

düzeltim davası açılabilir.

İdari yargıda açılan davalar öncelikle

görülür.

…

İdare, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye

verildiği günden itibaren otuz gün içinde maddi hatalara karşı adli yargıda

düzeltim davası açabilir.

…”

33. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 12. maddesi şöyledir:

“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya

tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri

gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu

husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın

tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra

tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde

de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”

34. 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesi şöyledir:

“1. Danıştayda veya

idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini

durdurmaz.

2. Danıştay veya idari mahkemeler, idari

işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız

zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının

birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına

karar verebilirler.

...

7. Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında

verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari

veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına

karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek

hakim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine, çalışmaya ara

verme süresi içinde ise idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararlara

en yakın nöbetçi mahkemeye veya kararı veren hakimin katılmadığı nöbetçi

mahkemeye, kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya

mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler, dosyanın

kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz

üzerine verilen kararlar kesindir.

8. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava

dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır.

…”

35. 29/4/1969 tarihli ve 1164 sayılı Arsa Üretimi ve

Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı; arsaların aşırı fiyat

artışlarını önlemek üzere tanzim alış ve satışı yapmak; konut, sanayi, eğitim,

sağlık ve turizm yatırımları ve kamu tesisleri için arazi ve arsa sağlamaktır.

Bu Kanunda yazılı görevler Toplu Konut İdaresi

Başkanlığı tarafından yürütülür. Bu Kanunda, diğer kanunlarda ve ilgili

mevzuatta Arsa Ofisi Genel Müdürlüğüne yapılan atıflar Toplu Konut İdaresi

Başkanlığına yapılmış sayılır.”

36. 1164 sayılı Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü; konut, sanayi,

eğitim, sağlık ve turizm yatırımları ve kamu tesisleri için planlamayı

öngördüğü ve tahdidini yaparak ilgili tapu idarelerine bildirmiş bulunduğu

sahalardaki arsa ve arazinin satışlarında şuf'a

hakkını haizdir.”

37. 2/3/1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun 4.

maddesi şöyledir:

“Başkanlık, gecekondu dönüşüm projesi

uygulayacağı alanlarda veya mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde veya

valiliklerce toplu konut iskan sahası olarak

belirlenen alanlarda çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde her tür ve

ölçekteki planlar ile imar planlarını yapmaya, yaptırmaya ve tadil etmeye

yetkilidir. Bu planlar; büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar

için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il ve ilçe belediye sınırları ile

mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri

tarafından, beldelerde ve diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların

belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde

aynen veya değiştirilerek onaylanır. Belediyeler ve valilik tarafından üç ay

içerisinde onaylanmayan planlar Başkanlık tarafından re'sen

onaylanır. Belediyeler, valilik veya Başkanlık tarafından onaylanan bu planlar;

askı, ilan ve itiraza dair kararlar da dahil olmak üzere 3194 sayılı İmar

Kanunu hükümlerine göre belediyeler ve ilgili kamu kurumları tarafından

yapılacak tüm işlemler Başkanlık tarafından re'sen

yapılmak suretiyle yürürlüğe konur.

Başkanlık kanundaki görevleri çerçevesinde

gerçek ve tüzel kişilere ait arazi ve arsaları ve bunların içerisinde veya üzerinde

bulunan her türlü eklenti ve yapıları kamulaştırmaya yetkilidir. Başkanlık

tarafından yapılacak kamulaştırmalar, 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki

iskân projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır.”

38. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5.

maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Bu Kanunda geçen terimlerden bazıları aşağıda

tanımlanmıştır. Nazım İmar Planı; varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun

olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral

durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış

biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus

yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının

gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve

problemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının

hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, detaylı birraporla

açıklanan ve raporuyla beraber bütün olan plandır.

Uygulama İmar Planı; tasdikli halihazır

haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş

olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı

adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar

uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri

ayrıntıları ile gösteren plandır.”

39. 3194 sayılı Kanun’un 6. maddesi şöyledir:

“Planlar, kapsadıkları alan ve amaçları

açısından; "Bölge Planları" ve "İmar Planları", imar

planları ise, "Nazım İmar Planları" ve "Uygulama İmar

Planları" olarak hazırlanır. Uygulama imar planları, gerektiğinde etaplar

halinde de yapılabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

40. Mahkemenin 10/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 17/6/2013 tarihli ve 2013/4395 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu, TOKİ tarafından taşınmazının

kamulaştırılmasına karar verildiğini, ancak kamulaştırma işleminde kamulaştırma

amacının açıkça gösterilmediğini, kamulaştırma işleminin iptali ve yürütmenin

durdurulması talebiyle İstanbul 4. İdare Mahkemesinde açtığı davada yürütmenin

durdurulması isteminin reddedildiğini, bu karara yaptığı itirazın İstanbul

Bölge İdare Mahkemesince gerekçesiz olarak reddedildiğini, İstanbul 4. İdare

Mahkemesince kamulaştırma işleminin yapıldığı sırada yürürlükte bulunmayan,

sonradan yapılan 1/1000 ölçekli uygulama imar planı dikkate alınarak davanın

reddine karar verildiğini, aynı gerekçeyle Danıştay Altıncı Dairesince hükmün

onandığını, taşınmazın 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ayrılan amaç

doğrultusunda kamulaştırılabileceğini, 14/3/2011 tarihli 1/1000 ölçekli

uygulama imar planının kamulaştırma işleminin geçerli hale gelmesini

sağladığının kabul edildiğini, düzenleyici işlemin geçmişe etkili olmasının

yolunun açıldığını, oysa idari işlemin yapıldığı sıradaki koşulların dikkate

alınması gerektiğini, davalının 1/1000 ölçekli uygulama imar planına göre

yeniden kamulaştırma kararı alması gerektiğini, anılan kararla yeni imar

planına karşı dava açma hakkının da elinden alınmış olduğunu, sonradan

yürürlüğe giren uygulama imar planının geriye yürür olarak uygulanmasının

hukuki öngörülebilirlik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

42. Başvurucu ayrıca kamulaştırma işleminde kamu yararının da

bulunmadığını, taşınmazın TOKİ tarafından başka kişilere verildiğini,

dolayısıyla bireysel yarar amacıyla kamulaştırma işleminin tesis edilmiş olduğunu,

yine kamulaştırma işlemi yerine daha az kısıtlayıcı başka bir önlem tercih

edilebileceği halde ölçülülük ilkesi aşılarak kamulaştırma kararı alındığını,

Mahkeme ve Danıştay kararlarında somut gerekçeler bulunmadığını, iddialara

cevap verilmediğini, yürütmenin durdurulması taleplerinin İstanbul 4. İdare

Mahkemesince 8 ay, Danıştay tarafından 4 ay bekletildiğini, somut gerekçe

gösterilmeksizin bu taleplerinin reddedildiğini, makul sürede yargılama

yapılmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılama yapılmasını, maddi ve manevi

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Yürütmenin Durdurulması Taleplerinin Reddi

Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler.”

44. Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup, Mahkeme, ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvuruları inceleyebilir. Niteliği itibarıyla kamu düzenine ilişkin olan bu

başvuru şartını taşımayan bireysel başvuruların incelenebilmesi mümkün

değildir.

45. Başvuru konusu olayda başvurucu, TOKİ tarafından

taşınmazının kamulaştırılmasına karar verildiğini, kamulaştırma işleminin

iptali ve yürütmenin durdurulması amacıyla İstanbul 4. İdare Mahkemesinde

açtığı davada yürütmenin durdurulması isteminin reddedildiğini, bu karara

yaptığı itirazın İstanbul Bölge İdare Mahkemesince gerekçesiz olarak

reddedildiğini, İstanbul 4. İdare Mahkemesince davanın reddine karar

verildiğini, yürütmenin durdurulması talebiyle temyiz isteminin Danıştay

tarafından 4 ay bekletildiğini ve somut gerekçe gösterilmeksizin yürütmenin

durdurulması taleplerinin reddedildiğini belirterek, adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Başvurucu, 21/3/2007 tarihinde TOKİ aleyhine İstanbul 4.

İdare Mahkemesinde açtığı davada, taşınmazın bulunduğu alanda imar uygulaması

olmadığını, 1/100.000 ölçekli imar planlarına göre de taşınmazın “lojistik üs” olarak kullanılacağını,

taşınmazın sanayi alanında kaldığını, sanayici olması nedeniyle taşınmazı “lojistik üs” olarak kullanmak istediğini,

taşınmazın kamulaştırılmasını gerektiren kamu yararı bulunmadığını, düşük

bedelle taşınmazın kamulaştırılmasının işlemi amaç unsuru bakımından

sakatladığını ileri sürerek, kamulaştırma işleminin iptalini ve yürütmesinin

durdurulmasını talep etmiştir.

47. Mahkemece, 12/4/2007 tarihli kararla, işlemin uygulanması

halinde telafisi güç ve imkansız zararın doğacağı

gerekçesiyle davalının cevap verme süresi geçinceye veya yürütmenin

durdurulması istemi hakkında yeniden karar verilinceye kadar kamulaştırma

işleminin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

48. Davalının savunmasının gelmesinden sonra, İstanbul 4.

İdare Mahkemesince 15/11/2007 tarihli kararla, “2577

sayılı Kanun'un 27/2. maddesinde öngörülen yürütmenin durdurulması şartlarının

gerçekleşmediği” gerekçesiyle yürütmenin durdurulması isteminin

reddine karar verilmiştir.

49. Başvurucunun anılan karara itirazı, İstanbul Bölge İdare

Mahkemesinin 16/1/2008 tarihli ve Y.D. İtiraz No. 2008/116 sayılı kararıyla, “2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin ikinci fıkrasında

öngörülen, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka

aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmediği” gerekçesiyle

reddedilmiştir.

50. 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin (6) numaralı

fıkrasına göre, yürütmenin durdurulması talebinin reddi kararına yapılan

itirazın Bölge İdare Mahkemesince reddedilmesine dair karar kesindir.

Dolayısıyla İstanbul 4. İdare Mahkemesince yürütmenin durdurulması kararının

reddedilmesine karşı İstanbul Bölge İdare Mahkemesine yapılan itirazın

reddedildiği 16/1/2008 tarihi itibarıyla karar kesinleşmiştir. Dolayısıyla

23/9/2012 tarihinden önce yürütmenin durdurulması talebinin reddine dair

kararın kesinleştiği belirlenmiştir.

51. Başvurucu ayrıca, yürütmenin durdurulması talebiyle

temyiz isteminin Danıştay tarafından 4 ay bekletildiğini ve somut gerekçe

gösterilmeksizin yürütmenin durdurulması taleplerinin reddedildiğini

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. Somut olayda başvurucu tarafından İstanbul 4. İdare

Mahkemesinde açılan dava sonunda 1/4/2008 tarihinde davanın reddine karar

verilmiş, başvurucunun temyizi ve yürütmenin durdurulması istemi üzerine,

Danıştay Altıncı Dairesinin 29/6/2008 tarihli ilâmıyla yürütmenin durdurulması

isteminin, davalının cevabı alındıktan sonra incelenmesine karar verilmiştir.

Davalının cevabı geldikten sonra Danıştay Altıncı Dairesinin 24/12/2008 tarihli

ilâmıyla, esas yönünden yapılan inceleme sonucu hükmün bozulmasına karar

verilmiş, davalının karar düzeltme istemi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin

22/1/2010 tarihli ilâmıyla, farklı bir gerekçeyle kararın bozulmasına

hükmedilmiştir.

53. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama

sonunda, 12/5/2010 tarihinde davanın reddine karar verilmiş, başvurucunun

temyizi ve yürütmenin durdurulması istemi üzerine Danıştay Altıncı Dairesinin

25/8/2010 tarihli ilâmıyla yürütmenin durdurulması isteminin, davalının cevabı

alındıktan sonra incelenmesine karar verilmiştir. Temyiz incelemesi sonucu

Danıştay Altıncı Dairesinin 12/11/2010 tarihli ilâmıyla esas yönünden yapılan

inceleme sonucu hükmün bozulmasına karar verilmiş, davalının karar düzeltme

istemi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 7/2/2013 tarihli ilâmıyla bozma

kararı ortadan kaldırılarak hüküm onanmıştır.

54. Başvurucunun, temyiz talebiyle birlikte yaptığı

yürütmenin durdurulması istemleri üzerine Danıştay tarafından, davalının cevabı

geldikten sonra değerlendirme yapılmasına karar verildiği ve davalının cevabı

geldikten sonra esas yönünden inceleme yapılarak 24/12/2008 ve 12/11/2010

tarihlerinde hükümlerin bozulduğu anlaşılmıştır. Bu şekilde, yürütmenin

durdurulması talebi hakkında, davanın esası yönünden bozma kararı verilerek

değerlendirme yapıldığı, anılan kararlara karşı başvurucu tarafından karar

düzeltme yoluna başvurulmadığı, dolayısıyla 23/9/2012 tarihinden önce

yürütmenin durdurulması taleplerinin Danıştay tarafından esas yönünden

değerlendirilerek sonuçlandırıldığı belirlenmiştir.

55. Açıklanan nedenlerle, başvuru konusu kararların 23/9/2012

tarihinden önce kesinleşmiş oldukları anlaşıldığından başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

56. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

57. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

58. 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

59. Anılan kurallar

uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay

ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi

ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri

ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki

başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

60. Başvuru konusu

olayda başvurucu, TOKİ tarafından taşınmazının kamulaştırılmasına karar

verildiğini, ancak kamulaştırma işleminde kamulaştırma amacının açıkça

gösterilmediğini, kamulaştırma işleminin iptali ve yürütmenin durdurulması

amacıyla İstanbul 4. İdare Mahkemesinde açtığı dava sonunda, kamulaştırma

işleminin yapıldığı sırada yürürlükte bulunmayan, sonradan yapılan 1/1000

ölçekli uygulama imar planı dikkate alınarak davanın reddine karar verildiğini,

aynı gerekçeyle Danıştay Altıncı Dairesince hükmün onandığını, taşınmazın

1/1000 ölçekli uygulama imar planında ayrılan amaç doğrultusunda

kamulaştırılabileceğini, 14/3/2011 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar

planının kamulaştırma işleminin geçerli hale gelmesini sağladığının kabul

edildiğini, düzenleyici işlemin geçmişe etkili olmasının yolunun açıldığını,

oysa idari işlemin yapıldığı sıradaki koşulların dikkate alınması gerektiğini,

davalının 1/1000 ölçekli uygulama imar planına göre yeniden kamulaştırma kararı

alması gerektiğini, anılan kararla yeni imar planına karşı dava açma hakkının

da elinden alınmış olduğunu, kamulaştırma işleminde kamu yararının da

bulunmadığını, taşınmazın TOKİ tarafından başka kişilere verildiğini, dolayısıyla

bireysel yarar amacıyla kamulaştırma işleminin tesis edilmiş olduğunu

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

61. TOKİ, 28/9/2006 tarihli kararla başvurucuya ait

taşınmazın, 5273 sayılı Kanunla değişik 1164 sayılı Kanun amacı doğrultusunda

değerlendirilmek üzere kamulaştırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, 21/3/2007

tarihinde TOKİ aleyhine İstanbul 4. İdare Mahkemesinde açtığı davada,

taşınmazın bulunduğu alanda imar uygulaması olmadığını, 1/100.000 ölçekli imar

planlarına göre de taşınmazın “lojistik üs”

olarak kullanılacağını, taşınmazın sanayi alanında kaldığını, sanayici olması

nedeniyle taşınmazı “lojistik üs”

olarak kullanmak istediğini, taşınmazın kamulaştırılmasını gerektiren kamu

yararı bulunmadığını, düşük bedelle taşınmazın kamulaştırılmasının işlemi amaç

unsuru bakımından sakatladığını ileri sürerek, kamulaştırma işleminin iptalini

ve yürütmesinin durdurulmasını talep etmiştir.

62. Mahkemece, 1/4/2008 tarihli kararla oy çokluğuyla davanın

reddine karar verilmiştir (bkz. § 18).

Başvurucunun temyizi sonucu, Danıştay Altıncı Dairesinin 24/12/2008 tarihli

ilâmıyla hüküm bozulmuş (bkz. § 21), davalının

karar düzeltme istemi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 22/1/2010 tarihli

ilâmıyla, farklı bir gerekçeyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir (bkz. § 22).

63. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama

sonunda, 12/5/2010 tarihli kararla, oy çokluğuyla davanın reddine karar

verilmiş (bkz. § 23), başvurucunun

temyizi sonucu Danıştay Altıncı Dairesinin 12/11/2010 tarihli ilâmıyla hüküm yeniden bozulmuştur (bkz. § 26). Davalının karar düzeltme istemi

üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 7/2/2013 tarihli ilâmıyla bozma kararı

ortadan kaldırılarak, oy çokluğuyla hüküm onanmıştır (bkz. § 27).

64. Mahkemenin ve Danıştayın

gerekçeleri ile başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün,

Derece Mahkemesi ve Danıştay tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve

hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

65. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi ve

Danıştay tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi

Mahkeme ve Danıştayın kararlarında bariz takdir

hatası veya açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit

edilmemiştir.

66. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi ve Danıştay

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

67. Başvurucu, Mahkeme ve Danıştay kararlarında somut

gerekçeler bulunmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

68. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü

kararları gerekçeli olarak yazılır.”

69. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B.

No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

70. Ancak derece mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara

yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber, ileri sürülen iddialardan biri

kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması söz konusu ise, mahkeme bu

hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir. Böyle bir durumda

dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli olabilir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 56).

71. Öte yandan, temyiz mercilerinin yargılamayı yapan

mahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya

da bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir. Burada önemli olan husus,

temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları

incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da

bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi,

§ 57).

72. Somut olayda başvurucu, İlk Derece Mahkemesi ve Danıştay

kararlarında somut gerekçeler bulunmadığını belirterek, gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkemece,

gerek ilk kararda, gerekse bozma sonrası verilen kararda, başvurucunun

iddiaları, davalının savunması ve tüm deliller değerlendirilerek davanın

reddine karar verilmiştir (bkz. §§ 18, 23). Danıştay tarafından da temyiz ve

karar düzeltme incelemelerinde, Derece Mahkemesi tarafından verilen kararların

gerekçelerine atıf yapılarak ve dosya kapsamındaki tüm deliller

değerlendirilerek karar verilmiştir (bkz. §§ 21, 27). Dolayısıyla İlk Derece

Mahkemesi ve Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

73. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

74. Başvurucu, TOKİ tarafından taşınmazının

kamulaştırılmasına karar verildiğini, ancak kamulaştırma işleminde kamulaştırma

amacının açıkça gösterilmediğini, kamulaştırma işleminin iptali talebiyle İstanbul

4. İdare Mahkemesinde açtığı davanın reddine karar verildiğini, düzenleyici

işlemin geçmişe etkili olmasının yolu açıldığını, oysa idari işlemin yapıldığı

sıradaki koşulların dikkate alınması gerektiğini, davalının 1/1000 ölçekli

uygulama imar planına göre yeniden kamulaştırma kararı alması gerektiğini,

kamulaştırma işleminde kamu yararının bulunmadığını, sonradan yürürlüğe giren

uygulama imar planının geriye yürüyecek şekilde uygulanmasının hukuki

öngörülebilirlik ilkesini ihlal ettiğini, kamulaştırma işlemi yerine daha az

kısıtlayıcı başka bir önlem tercih edilebileceği halde ölçülülük ilkesi

aşılarak kamulaştırma kararı alındığını belirterek, mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

75. Başvurucunun, İstanbul 4. İdare Mahkemesinde açtığı davanın

reddine karar verilmesi ve ölçülülük ilkesine aykırı şekilde kamulaştırma

yapılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali iddiaları açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı gibi kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir

neden de görülmediğinden kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası

76. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda,

başvurucunun, makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiaları açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

77. Başvurucu, TOKİ tarafından taşınmazının

kamulaştırılmasına karar verildiğini, ancak kamulaştırma işleminde kamulaştırma

amacının açıkça gösterilmediğini, kamulaştırma işleminin iptali amacıyla

İstanbul 4. İdare Mahkemesinde açtığı davanın reddine karar verildiğini,

kamulaştırma işleminde kamu yararının bulunmadığını, sonradan yürürlüğe giren

uygulama imar planının geriye yürüyecek şekilde uygulanmasının hukuki

öngörülebilirlik ilkesini ihlal ettiğini, kamulaştırma işlemi yerine daha az

kısıtlayıcı başka bir önlem tercih edilebileceği halde ölçülülük ilkesi

aşılarak kamulaştırma kararı alındığını belirterek, mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

78. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

79. Anayasa'nın "Mülkiyet

Hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz."

80. Anayasa'nın "Kamulaştırma"

kenar başlıklı 46. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Devlet ve kamu

tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını

peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya

bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar

üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli

ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Kanunun

taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı

aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.

…

İkinci fıkrada

öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma

bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır."

81. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) Ek 1 No.lu

Protokol'ün "Mülkiyetin korunması"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve

tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı

vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve

uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler,

devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek

veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini

sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları

hakka halel getirmez."

82. Anayasa'nın 35. maddesi ve Sözleşme’ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi paralel düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir.

83. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi

üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural, genel olarak mülkiyetten

barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus, birinci fıkranın

ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun bırakmayı

düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın ikinci

cümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına uygun

olarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla

mülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci fıkrada yer

almaktadır (bkz. Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B.

No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61).

84. Anayasa'nın 35. maddesi de Sözleşme'ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesindeki düzenlemeye paralel şekilde, birinci

fıkrasında mülkiyet hakkını tanımış, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise mülkiyet

hakkının sınırlandırılması ve bu sınırlandırmanın ölçütü belirtilmiştir.

85. Mutlak değil sınırlanabilir bir hak olan mülkiyet hakkı

Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.

Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki

ölçütler göz önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple mülkiyet hakkına getirilen

sınırlandırmaların denetiminin, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler

çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

86. Mülkiyet hakkına getirilen sınırlandırmanın Anayasa’nın

13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde

belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

87. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele, mülkiyet

hakkına yönelik bir müdahale bulunup bulunmadığını belirlemektir. Sonraki

aşamalarda, varlığı kabul edilen müdahalenin meşru amaçlara dayanıp

dayanmadığının, söz konusu hakkın özünü zedeleyecek ölçüde kısıtlanıp

kısıtlanmadığının, kısıtlamanın gerekli ve ölçülü olup olmadığının tespit

edilmesi gerekir.

i. Müdahalenin

Varlığı Hakkında

88. Başvurucu, kamulaştırma işleminde kamu yararının

bulunmadığını, sonradan yürürlüğe giren uygulama imar planının geriye yürür

olarak uygulanmasının hukuki öngörülebilirlik ilkesini ihlal ettiğini,

kamulaştırma işlemi yerine daha az kısıtlayıcı başka bir önlem tercih

edilebileceği halde ölçülülük ilkesi aşılarak kamulaştırma kararı alındığını

belirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

89. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali

iddiasının ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak

bir müdahalenin bulunması gerekmektedir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

90. Bu doğrultuda, öncelikle mülkiyet hakkının kapsamına

dâhil olabilecek malvarlığı değerlerinin belirlenmesi gerekir. Anayasa'nın 35.

maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin koruma alanı içinde yer alan

menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk girebileceği gibi kesin bir şekilde

tanımlanmış alacak hakları da girebilir (AYM, E.2000/42, K.2001/361, K.T.

10/12/2001; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008).

91. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibariyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer alan mülkiyet kavramı

ile sınırlı olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35.

maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Anayasa'nın 35. maddesi

kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın

varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun,

Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir

menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi

gerekir (İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30-31).

92. Anayasa'nın 35. maddesi ile düzenlenen mülkiyet hakkı,

kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara

uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden

yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 17).

Başvurucular, bu haktan yararlanmak adına ancak kendi mülkleriyle ilgili ihlal

iddiasında bulunabilirler. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında sadece sahip

olunan bir mülke ve varlıklara koruma sağlanmaktadır.

93. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin

"kamu yararı" olduğu

kabul edilen kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının,

malikin rızası olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla

devlet tarafından sona erdirilmesidir. Kamu yararı bulunması, kamulaştırma

kararının, yasada gösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın

peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal öğeleridir (AYM, E.2004/25,

K.2008/42, K.T. 17/1/2008).

94. Bir taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesi,

mülkiyet

hakkının sınırlandırılmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durumdur (AYM,

E.2002/112, K.2003/33, 10/4/2003). Bununla beraber gerçek karşılığının altında

bir bedel ödenerek bir taşınmazın idareye geçmesi de Anayasa’nın 46. maddesi

hükmüne açıkça aykırılığın yanında mülkiyet hakkına Anayasa’nın 13. maddesinde

yer alan ölçülülük ilkesini aşan ve mülkünden yoksun bırakılan kişiye ulaşılmak

istenen kamu yararıyla kıyaslandığında ölçüsüzce ağır bir yük getiren ve makul

olmayan müdahale niteliğindedir (Tahsin

Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 81).

95. AİHM, kamulaştırma yapılmaksızın taşınmaza el atılması

yoluyla yapılan müdahalenin, başvuranların mülkiyete saygı haklarını ihlal

ettiği kanaatindedir (bkz. Sarıca ve

Dilaver/Türkiye, B. No: 11765/05, 27/5/2010, § 51).

96. Somut olayda, İstanbul ili, Çatalca ilçesi Deliklikaya köyü 143 parsel numaralı, 23.900 m2

miktarındaki tarla vasfındaki taşınmaz, 28/8/1990 tarihinde yapılan satış

sonucu başvurucu adına tapuya tescil edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun tapu

sicilinde adına kayıtlı taşınmaz üzerinde, 4721 sayılı Kanun uyarınca mülkiyet

hakkının bulunduğu kuşkusuzdur.

97. TOKİ, 28/9/2006 tarihli kararla başvurucuya ait

taşınmazın, 5273 sayılı Kanunla değişik 1164 sayılı Kanun’da belirtilen amaçlar

doğrultusunda değerlendirilmek üzere kamulaştırılmasına karar vermiştir.

98. Başvurucu, 21/3/2007 tarihinde TOKİ aleyhine İstanbul 4.

İdare Mahkemesinde açtığı davada, taşınmazın bulunduğu alanda imar uygulaması

olmadığını, 1/100.000 ölçekli imar planlarına göre de taşınmazın “lojistik üs” olarak kullanılacağını,

taşınmazın sanayi alanında kaldığını, sanayici olması nedeniyle taşınmazı “lojistik üs” olarak kullanmak istediğini,

taşınmazın kamulaştırılmasını gerektiren kamu yararı bulunmadığını, düşük

bedelle taşınmazın kamulaştırılmasının işlemi amaç unsuru bakımından

sakatladığını ileri sürerek, kamulaştırma işleminin iptalini ve yürütmesinin

durdurulmasını talep etmiştir.

99. Mahkemece, 1/4/2008 tarihli kararla davanın reddine karar

verilmiş, başvurucunun temyizi sonucu, Danıştay Altıncı Dairesinin 24/12/2008

tarihli ilâmıyla hüküm bozulmuştur. Davalının karar düzeltme istemi üzerine,

Danıştay Altıncı Dairesinin 22/1/2010 tarihli ilâmıyla, farklı bir gerekçeyle

hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

100. Mahkemece bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama

sonunda, 12/5/2010 tarihli kararla yeniden davanın reddine karar verilmiş,

başvurucunun temyizi sonucu Danıştay Altıncı Dairesinin 12/11/2010 tarihli

ilâmıyla hüküm bozulmuştur. Davalının karar düzeltme istemi üzerine, Danıştay

Altıncı Dairesinin 7/2/2013 tarihli ilâmıyla, bozma kararı ortadan kaldırılarak

hüküm onanmıştır.

101. Bu şekilde, tapu kaydında başvurucu adına tescilli

taşınmazın TOKİ tarafından kamulaştırılmasına karar verilerek, TOKİ adına

tapuya tescilinin, başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale niteliğinde olduğu

değerlendirilmiştir.

ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması

Hakkında

102. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe anılan maddenin

ihlalini teşkil edecektir. Bu itibarla, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma,

kanunlar tarafından öngörülme ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına

uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

1. Kanunlar Tarafından Öngörülme

103. Başvurucuya ait taşınmaza ilişkin olarak, TOKİ tarafından

kamulaştırma kararı alınarak başvurucu aleyhine açılan kamulaştırma bedelinin

tespiti ve taşınmazın TOKİ adına tapuya tescili davası sonunda TOKİ adına

tapuya tescilinin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.

104. Demokratik toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun

üstünlüğü, Sözleşme’nin tamamının ayrılmaz bir parçası olduğundan, 1 No.lu Ek Protokol’ün

1. maddesi her şeyden önce ve özellikle mülkiyete saygı gösterilmesinden

yararlanma hakkına idari makamlar tarafından yapılan müdahalenin yasal olmasını

gerektirmektedir (bkz. Sarıca ve

Dilaver/Türkiye, § 42).

105. Başvuru konusu olayda, başvurucuya ait taşınmaz, 1164

sayılı Kanun kapsamında, konut, sanayi, eğitim, sağlık ve turizm yatırımları ve

kamu tesisleri için arazi ve arsa sağlamak amacıyla kamulaştırılmıştır. Yapılan

kamulaştırma işlemi, 1164 sayılı Kanun'un 1. maddesindeki amaçlar

doğrultusunda, aynı Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrası ve 2985 sayılı

Kanun'un 4. maddesine uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla TOKİ

tarafından yapılan kamulaştırmanın “kanunlar

tarafından öngörülme” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

106. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki

belirlilik taşıması, bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun

sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No:

2012/1035, 17/7/2014, § 44).

107. Anayasal haklara yönelik müdahalenin bir kanuna dayanması

yeterli olmayıp, bu kanunun belirlilik ve öngörülebilirlik gibi belli

niteliklere sahip olması da gerekir. Başka bir ifadeyle kanun, ilgili kişinin

davranışlarını belirlemesi amacıyla, kolayca ulaşabileceği, gerektiğinde

profesyonel yardım almak suretiyle de olsa anlayabileceği, açık, net ve

yeterince belirgin nitelikte olmalıdır (bkz. Altuğ

Taner Akçam/Türkiye, B.No:

27520/07, 25/10/2011, § 87; Yıldırım/Türkiye,

B.No: 3111/10, 18/12/2012, § 57).

108. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin

önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. Bu bakımdan, kanunun metni,

bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve

olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve

kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.

Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanunun, muhtemel etki ve sonuçlarının

yeterli derecede öngörülebilir olması gereklidir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,

K.T. 22/5/2013).

109. "Belirlilik" ilkesi yalnızca yasal belirliliği

değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Erişilebilir,

bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması

koşuluyla yasalar, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile

de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolan muhtemel

muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar

doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır (AYM,

E.2009/9, K.2011/103, K.T. 16/6/2011).

110. Somut olay bakımından mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kanuna uygun olarak gerçekleştirildiği, dolayısıyla hukuki

dayanağının yeterli açıklıkta bulunduğunda şüphe yoktur. Ayrıca kamulaştırma

kararına esas teşkil eden Kanun hükümleri ve 3194 sayılı Kanun’un 5. ve 6. maddelerine

uygun olarak yapılan imar planları ile Danıştayın bu

konudaki içtihatları, başvurucunun taşınmazının kamulaştırılmasının ve imar

planı uygulamalarının yeteri kadar hukuki öngörülebilirlik taşıdığını ortaya

koymaktadır.

2. Meşru Amaç

111. Başvuru konusu olayda, başvurucuya ait taşınmaz 1164

sayılı Kanun kapsamında; konut, sanayi, eğitim, sağlık ve turizm yatırımları ve

kamu tesisleri için arazi ve arsa sağlamak amacıyla kamulaştırılmıştır.

Dolayısıyla 1164 sayılı Kanun’a uygun olarak yapılan kamulaştırmanın meşru bir

amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

3. Ölçülülük

112. Son olarak başvurucuya ait taşınmazın kamulaştırılması

sonucu mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin gerekli ve ölçülü olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

113. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş

olmakla birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa

Mahkemesi önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için gerekli olmak ile

ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “Temel hak ve özgürlüklere yönelik her hangi bir sınırlamanın,

demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen

kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye

olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi

gerekir…” (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek,

amaca, temel haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercih

edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

114. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak

ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli,

gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Adalet Mehtap Buluryer, B.

No: 2013/5447, 16/10/2014, § 106).

115. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, başvurucuya ait taşınmazın kamulaştırılması

şeklinde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin “ölçülülük

ilkesi”ne

uygun olup olmadığı olacaktır.

116. Anayasa'nın 35. maddesine uygun olarak bir kimsenin

mülkiyet hakkına devlet tarafından müdahale edilmişse veya malvarlığı

üzerindeki hakları kullanılamaz hale getirilmişse, bu kişinin hakkının

korunması gerekir. Bu da ancak mülkiyete konu malvarlığının değerinin ödenmesi

suretiyle gerçekleştirilebilir. Kural olarak devlet tarafından el atılan

malvarlığının değerini, devletin kendiliğinden ödemesi beklenir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:

2013/711, 3/4/2014, § 62).

117. Anayasa'nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyetleri

ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı ödenmek

suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük

ilkesi gereği, kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde elde edilmek

istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında

adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet

Akdoğan ve Diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 37).

118. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden

arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihi

arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz

uygulanması da gerekir (bkz. Scordino/İtalya

(no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 258).

119. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 35. maddesinde

düzenlenen mülkiyet hakkı, malikine, sahibi olduğu mülk üzerinde dilediği gibi

tasarrufta bulunma hakkını verir. Ancak kamu gücünü kullanan idare tarafından

mülkiyet hakkının kullanılmasına sınırlama getirilebileceği gibi malikin

tasarruf hakkının tamamen ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak bir

müdahalede de bulunulabilir. Kamu makamları tarafından yapılan bu müdahalelerin

hukuki bir temele dayanması, kamu yararı şeklinde meşru bir amacının bulunması

ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin meşru amaçla orantılı olması gerekir.

120. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma,

Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına

getirilmiş anayasal bir sınırlamadır. İdare, kendisine Anayasa tarafından

tanınan olanak ve yetkileri kanuna uygun bir biçimde kullanmaksızın taşınmaza

el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı davranamaz (AYM, E.2002/112,

K.2003/33, K.T. 10/4/2003).

121. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan

haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda

adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini

sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri

bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir. Devletin veya bir kamu tüzel

kişisinin kamulaştırma işlemi olmaksızın temel insan haklarından olan mülkiyet

hakkına keyfi bir şekilde el konularak bireylerin sahip oldukları taşınmazları

üzerinde özgürce tasarruf etmelerinin engellenmesi ve mülkiyet haklarının

ellerinden alınması hukuk devleti ilkesine aykırıdır (AYM, E.2002/112,

K.2003/33, K.T. 10/4/2003).

122. Başvuru konusu olayda, başvurucu adına tapuya tescilli

taşınmazın TOKİ tarafından, 28/9/2006 tarihli kararla 1164 sayılı Kanun’daki

amaçlar doğrultusunda değerlendirilmek üzere kamulaştırılmasına karar

verilmiştir.

123. TOKİ ile başvurucu arasında taşınmazın bedeli konusunda

anlaşma sağlanamadığı için TOKİ, başvurucu aleyhine, 15/2/2007 tarihinde,

Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde taşınmazın bedelinin tespiti ve

taşınmazın İdare adına tescili talebiyle dava açmıştır.

124. Mahkemece, 11/6/2013 tarihli kararla; İstanbul 4. İdare

Mahkemesi kararı dikkate alınarak, kamulaştırma işleminin hukuka uygun olduğu

gerekçesiyle davanın kabulüne, 23.900 m2 taşınmaz için toplam 1.434.000,00 TL

kamulaştırma bedelinin tespitine, bu bedel davacı tarafından ödendiği için

başka bir ödeme yapılmasına yer olmadığına, taşınmazın davacı adına tapuya

tesciline karar verilmiştir.

125. Davacının temyizi üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin

23/12/2013 tarihli ilâmıyla hüküm onanmış, karar düzeltme yoluna başvurulmaması

üzerine hüküm kesinleşmiştir.

126. Başvurucu, 21/3/2007 tarihinde TOKİ aleyhine İstanbul 4.

İdare Mahkemesinde açtığı davada, kamulaştırma işleminin iptalini ve

yürütmesinin durdurulmasını talep etmiştir.

127. Mahkemece, 1/4/2008 tarihli kararla kamulaştırma

işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiş, başvurucunun temyizi sonucu, Danıştay Altıncı Dairesinin 24/12/2008

tarihli ilâmıyla hüküm bozulmuş, davalının karar düzeltme istemi üzerine,

Danıştay Altıncı Dairesinin 22/1/2010 tarihli ilâmıyla, farklı bir gerekçe ile

hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

128. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda,

12/5/2010 tarihli kararla, yeniden davanın reddine karar verilmiştir.

Başvurucunun temyizi sonucu Danıştay Altıncı Dairesinin 12/11/2010 tarihli

ilâmıyla hüküm bozulmuş, davalının karar düzeltme istemi üzerine, Danıştay

Altıncı Dairesinin 7/2/2013 tarihli ilâmıyla, bozma kararı ortadan kaldırılarak

hükmün onanmasına karar verilmiştir.

129. Bu şekilde başvurucuya ait taşınmazın TOKİ tarafından

kamulaştırılmasına karar verilmesi üzerine, başvurucu tarafından açılan

kamulaştırma kararının iptali davasının reddedilerek hükmün kesinleştiği

anlaşılmıştır. TOKİ tarafından Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde

kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın TOKİ adına tapuya tescili

talebiyle açılan dava sonunda taşınmazın değeri 1.434.000,00 TL olarak tespit

edilmiş, bu miktar TOKİ tarafından başvurucuya ödenmiş ve taşınmazın TOKİ adına

tapuya tesciline karar verilmiştir. Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesince

verilen karara karşı başvurucu tarafından temyiz veya karar düzeltme

istemlerinde bulunulmamış, davacı TOKİ'nin temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk

Dairesince 23/12/2013 tarihinde hüküm onanarak kesinleşmiştir.

130. Başvurucuya ait taşınmazın TOKİ tarafından

kamulaştırılmasına karar verilmesi başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale

niteliğinde kabul edilmişse de kamulaştırma işleminin meşru amacının olduğu ve

kanuna uygun olarak gerçekleştirildiği, kamulaştırma bedelinin başvurucuya

ödendiği, yapılan ödeme ile başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale

arasında makul bir denge bulunduğu, başvurucunun mülkiyet hakkının korunması

ile kamusal menfaat arasındaki dengenin bozulmadığı ve başvurucu açısından

meşru sayılamayacak olan ferdi ve aşırı nitelikte bir yük oluşturmadığı

anlaşılmıştır.

131. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında, başvurucuya ait

taşınmazın kamulaştırılmasının kanuna uygun ve meşru amacının olduğu,

taşınmazın bedelinin başvurucuya ödendiği, başvurucunun, bedele yönelik olarak

olağan kanun yollarına başvurmadığı, bu şekilde başvurucunun mülkiyet hakkına orantısız

ve makul olmayan bir müdahalede bulunulmadığı, kamulaştırma kararının,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı

kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde

düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Makul

Sürede Sonuçlanmadığı İddiası

132. Başvurucu, İstanbul 4. İdare Mahkemesinde açtığı

kamulaştırma kararının iptali davasının makul sürede sonuçlanmadığını

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

133. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18),

Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya

çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

134. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

Diğerleri, 41–45).

135. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri

gereğince “kamu hukuku” alanına

dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler

üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36.

maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu

anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun

haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan

davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın, TOKİ tarafından alınan

kamulaştırma kararının iptali istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu

görülmekle, somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Selahattin

Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

136. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih

21/3/2007 tarihidir.

137. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri, § 52; Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut

başvuru açısından bu tarih, İstanbul 4. İdare Mahkemesince verilen hükme karşı

karar düzeltme istemi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesince bozma ilâmının

kaldırılarak hükmün onanmasına karar verildiği 7/2/2013 tarihidir.

138. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

başvurucunun, 21/3/2007 tarihinde TOKİ aleyhine İstanbul 4. İdare Mahkemesinde

açtığı kamulaştırma kararının iptali davası sonunda Mahkemece, davalının

savunması ve tüm deliller değerlendirilerek 1/4/2008 tarihinde, davanın reddine

oy çokluğuyla karar verildiği, başvurucunun temyizi sonucu, Danıştay Altıncı

Dairesinin 24/12/2008 tarihli ilâmıyla hükmün bozulduğu, davalının karar

düzeltme istemi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 22/1/2010 tarihli ilâmıyla

farklı bir gerekçeyle hükmün bozulduğu anlaşılmıştır. Mahkemece bozma ilâmına

uyularak yapılan yargılama sonunda, 12/5/2010 tarihinde yeniden davanın reddine

oy çokluğuyla karar verildiği, başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Altıncı

Dairesinin 12/11/2010 tarihli ilâmıyla hükmün bozulduğu, davalının karar

düzeltme istemi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 7/2/2013 tarihli ilâmıyla

bozma kararı kaldırılarak oy çokluğuyla hükmün onandığı, bu şekilde 7/2/2013

tarihi itibarıyla hükmün kesinleştiği belirlenmiştir.

139. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, başvuruya

konu yargılama sürecinin idari yargı makamları nezdinde sürdüğü görülmekle,

2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama faaliyetinin

söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil uyuşmazlıkları konu alan

yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerinin, uyuşmazlıkların

makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§

33-34).

140. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan

uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı

yönündeki tespitlere, AİHM kararlarında yer verilmiş olup, özellikle idari

yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme

incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel

oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle

2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de göz önünde bulundurularak makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, §§ 54-60).

141. Başvuruya konu davaya bir bütün olarak bakıldığında, 2577

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin

somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön

bulunmadığı, söz konusu beş yıl on ay devam eden yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

142. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

143. Başvurucu, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlali

nedeniyle yeniden yargılama yapılmasını, 10.000,00 TL manevi, 3.982,00 TL maddi

tazminatın ödenmesini talep etmiştir.

144. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

145. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin beş yıl on

ay devam eden yargılama süreci nazara alındığında, yargılama faaliyetinin

uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 4.150,00 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

146. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş

olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında

illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

147. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yürütmenin

durdurulması taleplerinin reddi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının “zaman

bakımından yetkisizlik”

2. Yargılamanın

sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3. Gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

5. Makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun,

1. Anayasa'nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 4.150,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

10/6/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : Bayram Yusuf ASLAN Vekili : Av. Yasemin SAĞIŞMAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4395, 10 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/4395
Tarih
10 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Hayri Ülker Başvurusu (B. No: 2013/4733)
  • Hasan Çelik Başvurusu (B. No: 2013/1396)
  • Hasan Atilla Uğur Başvurusu (B. No: 2013/5924)
  • Selahattin Bozpınar Başvurusu (B. No: 2014/12086)
  • Habibe Kaplan ve Mehmet Ali Öztürk Başvurusu (B. No: 2014/4963)
  • Fulpet Akaryakıt Tic. ve San. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/1833)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.