İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bediha Altun Başvurusu (B. No: 2015/6354)

1. Başvuru, sicil notu iptaline dair yargı kararının icra

Başvuru No2015/6354Tarih23 Ekim 2019Okuma17 dk · 3.482 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Bediha Altun Başvurusu

Karar tarihi
23 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2015/6354
R.G. Tarih ve Sayı
13/12/2019-30977
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.482 kelime·17 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, sicil notu iptaline dair yargı kararının icra

edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

6. Başvurucu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İdare)

bünyesinde memur olarak görev yapmakta iken hakkında düzenlenen on üç ayrı

sicil notunun iptali için dava açmıştır. Siciller 1998 yılı hariç olmak üzere

1995 ile 2008 yılları arasında kalan döneme ilişkindir. Sicillerden yedi tanesi

iyi, altı tanesi ise orta olarak düzenlenmiştir. İptali istenen

siciller not olarak olumsuz

değildir.

7. İstanbul 4. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 30/9/2010 ve 22/7/2010

tarihlerinde verdiği kararlarla söz konusu sicil notlarının iptaline

hükmetmiştir.

8. Mahkeme iki farklı gerekçeye dayanmıştır: Bazı yıllar için tek sicil amiri ile sicil doldurulmasının hukuka

aykırı olduğu ifade edilerek,

bazı yıllar için ise sicil notunun takdirine

dair yeterli veri sunulmadığı ve başvurucunun da ilgili dönemde bir soruşturma

geçirmediği hususlarına dayanılarak

iptal hükümleri gerekçelendirilmiştir.

9. İptal hükümleri Danıştay İkinci Dairesi tarafından 3/3/2014

tarihinde verilen kararlarla onanmıştır.

10. Başvurucu 3/2/2014 tarihinde idareye başvurarak iptal

hükümlerinin yerine getirilmesini istemiştir.

11. İdare 6/2/2014 tarihinde verdiği cevapta ''başvurucuya sicil notu verebilecek bir sicil

amirinin bulunmadığını ve geriye yönelik 1995 ile 2008 yılları arası sicil notlarınıntespit edilmesinin fiilî olarak mümkün

olmadığını'' ifade etmiştir.

12. Bu cevap üzerine başvurucu 16/4/2014 tarihinde İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yargı kararını uygulamadığını ileri sürdüğü

memurlar hakkında görevi kötüye kullanma suçu isnadıyla şikâyette bulunmuştur.

13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 9/6/2014 tarihinde suçun

unsurlarının oluşmadığını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz da İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından 29/1/2015 tarihinde reddedilmiştir.

14. Başvurucu, itirazın reddine dair kararı 9/3/2015 tarihinde

tebliğ aldıktan sonra 8/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Anayasa Mahkemesince, başvurucunun uygulanmadığını ileri

sürdüğü kararların gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ve başvurucu

hakkında konuya ilişkin olarak bir işlem yapılıp yapılmadığı hususlarında

İdareden bilgi istenmiştir. İdarece gönderilen 4/12/2018 tarihli yazı ve

eklerinde yukarıda aktarılan olay silsilesine yer verilmiş ve nihai olarak

başvurucu hakkında konuya ilişkin bir işlem tesis edilmediği bildirilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili mevzuat

16. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Kararların sonuçları"

kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:

"Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare

ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının

icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya

mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz

günü geçemez."

17. 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

" Danıştay, bölge idare mahkemeleri,

idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde

bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi

ve manevi tazminat davası açılabilir."

18. 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

kısımları şöyledir:

"1. İdari dava türleri şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel

hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam

yargı davaları "

19. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun

devlet memurlarının sicil işlemlerini düzenleyen 110. ile 121. maddeleri

arasında kalan maddeleri 13/12/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun'un

117. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bir başka ifadeyle

sicil notu uygulaması mevzuattan çıkarılmıştır.

20. 657 sayılı Kanun'un 111., 115. ve 119. maddelerinin bireysel

başvuruya konu iptal kararlarının verildiği tarihte yürürlükte bulunan hâli

sırasıyla şöyledir:

"Devlet memurlarının ehliyetlerinin

tespitinde, kademe ilerlemelerinde, derece yükselmelerinde, emekliye çıkarma

veya hizmetle ilişkilerinin kesilmesinde özlük ve sicil dosyaları başlıca

dayanaktır."

...

"Sicil amirleri maiyetlerindeki

memurların sicil raporları ile birlikte, bunların genel durum ve davranışları

bakımından da olumlu ve olumsuz nitelikleri, kusur ve eksiklikleri hakkında

mütalaalarını bildirirler "

...

"Sicil raporlarındaki sicil notu

ortalaması 100 üzerinden 60 ve daha yukarı olanlar olumlu sicil almış

sayılırlar. "

2. Yargı Kararları

21. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yargı kararının

uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davasının reddi yönünde verilen ısrar

kararının bozulmasına ilişkin 22/4/2014 tarihli ve E.2011/1088, K.2014/1787

sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Anayasada ve Yasada

yer alan emredici kurallar karşısında idarenin, maddi ve hukuki koşullara göre

uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin

uygulamaktan kaçınmasının, "ağır hizmet kusuru" oluşturacağı açık

bulunduğundan, idari işlemin tarafı olan kişinin hizmet kusuru nedeniyle

duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararının giderilmesi

gerekmektedir.

İncelenen olayda; davacının 2006 yılı sicil

raporunun "orta" olarak düzenlenmesine ilişkin işlemin yargı kararı

ile iptal edilmesi üzerine, aynı yıl sicil raporunun yine aynı başarı düzeyine

karşılık gelecek not seviyesinde (71 notla yine orta olarak) düzenlenmiştir.

Ayrıca davacının hakkındaki soruşturma ve iddiaların sadece bununla ilgili

sicil hanelerinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği yönündeki

iptal kararının gerekçesi dikkate alınmamış ve yeniden düzenlenen 2006 yılı

sicil raporunda hakkındaki soruşturma ve iddialarla ilgili olmayan sicil

haneleri aynı şekilde olumsuz değerlendirilmiş ve bunun sonucunda davacının

2006 yılı sicili yine 71 notla orta olarak düzenlenmiştir.

Belirtilen durum karşısında, idarenin mevcut

Anayasal ve yasal hükümleri gözardı etmek suretiyle

yargı kararının uygulanmaması kastı ile hareket ettiği ve bunun sonucunda

davacının maenvi olarak zarara uğradığı kabul

edilmelidir.

Bu itibarla; olayda manevi tazminat ödenmesini

gerektirecek koşullar oluştuğundan, davacı hakkındaki yargı kararını

uygulamadığı saptanan davalı idarenin, olaydaki kusurunun niteliği ve

ağırlığının dikkate alınarak Mahkemece takdir edilecek miktarda manevi

tazminatın davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekmektedir. "

22. Danıştay Onbirinci Dairesinin

yargı kararının uygulanmaması dolayısıyla açılan tazminat davasında hükmedilen

tazminat miktarının yeterli olmaması nedeniyle verdiği 22/4/2014 tarihli ve

E.2011/1088, K.2014/1787 sayılı bozma kararının ilgili kısımları şöyledir:

"2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanununun "Kararların Sonuçları" başlıklı 28. maddesinin 4001 sayılı

Yasayla değişik birinci fıkrasında, "Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri,

İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin

kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye ve eylemde

bulunmaya mecburdur." şeklindeki kuralıyla Anayasanın 2. maddesinde yer

alan "Hukuk Devleti" ilkesine uygun bir düzenleme getirilmiş ve 3.

fıkrasında; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri

kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare

aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası

açılabileceği belirtilmiştir.

Söz konusu ilkeler karşısında, idarenin maddi

ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan yargı kararlarını

"aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan başka bir seçeneği

bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında hukuk

kurallarına uyulmamasının hizmeti yürüten idarenin ağır hizmet kusuru

işlediğini göstereceği ve tazmin sorumluluğunu doğuracağı kuşkusuzdur.

...

Anayasada ve Yasada yer alan emredici kurallar

karşısında idarenin, maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte

olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan kaçınmasının,

"ağır hizmet kusuru" oluşturacağı açık olup, idari işlemin tarafı

olan kişinin hizmet kusuru nedeniyle duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden

kaynaklanan manevi zararın niteliği dikkate alındığında, mahkemece davacı için

takdir edilen manevi tazminat miktarının, duyulan sıkıntı ve üzüntüyü kısmen de

olsa giderecek düzeyde olmadığı görülmektedir.

Bu durumda, manevi tazminatın amaç ve niteliği

dikkate alınarak, davalı idarenin olaydaki hukuk dışı ısrarlı tutum ve

davranışındaki kusurun ağırlığını ifade edecek ölçüde bir tazminata

hükmedilmesi gerekmektedir."

23. Danıştay Onikinci Dairesi 17/10/2017

tarihli ve E.2016/8661, K.20174829 sayılı kararı ile hizmet sözleşmesinin feshi

işleminin iptaline yönelik olarak verilen yargı kararının uygulanmaması üzerine

açılan tazminat davasının kabulüne ilişkin Afyonkarahisar İdare Mahkemesince

verilen 15/03/2013

tarihli ve E.2012/943, K.2013/205 sayılı kararı onamıştır. Kararın ilgili

kısımları şöyledir:

"...idare tarafından yargı kararının

uygulanmaması ve/veya çeşitli bahanelerle uygulanmasının geciktirilmesi

sonucunu doğuran ve hukuk düzeniyle bağdaşmayacak ve hatta yok denilecek kadar

ağır nitelikte hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin iptal edilerek

hukuk düzeninden silinmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı, yaklaşık 8

ay gibi bir süredir yargı kararını uygulamadığı anlaşılan davalı idarenin bu

tavrının ağır hizmet kusuru oluşturduğu sonuç ve kanaatine varıldığından,

davacının yaşadığı üzüntünün karşılığı olacak ve davalı idarenin olaydaki

kusurunun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde ve istemiyle sınırlı

olarak 10.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal

faiziyle birlikte davalı idareden tazmini gerektiği gerekçesiyle dava konusu

işlemin iptali ve davalı idarece

olayda kişisel kusuru bulunan kişi veya kişilere rücu edilmek kaydıyla

davacının manevi tazminat isteminin kabulüyle,

10.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihi olan 19.11.2012

tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi...

"

24. Danıştay İkinci Dairesi yargı kararının uygulanmaması

nedeniyle açılan tazminat davasının reddi yönünde verilen kararı 28/11/2017

tarihli ve E.2017/1297, K.2017/7408 sayılı hükmü ile bozmuştur. Kararın ilgili

kısımları şöyledir:

"Anayasada ve Yasada yer alan emredici

kurallar karşısında idarenin, maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir

nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan

kaçınmasının, "ağır hizmet kusuru" oluşturacağı açık bulunduğundan,

idari işlemin tarafı olan kişinin hizmet kusuru nedeniyle duyduğu her türlü

sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararının giderilmesi gerekmektedir.

İncelenen olayda; davacının 2006 yılı sicil

raporunun "iyi" olarak düzenlenmesine ilişkin işlemin yargı kararı

ile iptal edilmesi üzerine, aynı yıl sicil raporunun yine aynı başarı düzeyine

karşılık gelecek not seviyesinde (84,5 notla yine iyi olarak) düzenlenmesi

karşısında, idarenin mevcut Anayasal ve yasal hükümleri gözardı

etmek suretiyle yargı kararının uygulanmaması kastı ile hareket ettiği ve bunun

sonucunda davacının manevi olarak zarara uğradığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla; olayda manevi tazminat ödenmesini

gerektirecek koşullar oluştuğundan, davacı hakkındaki yargı kararını

uygulamadığı saptanan davalı idarenin olaydaki kusurunun niteliği ve

ağırlığının dikkate alınarak, davacının talebini aşmayacak ve Mahkemece takdir

edilecek miktarda manevi tazminatın davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekmekte

iken, koşulları oluşmadığı gerekçesiyle istemin reddine hükmedilmesinde hukuki

isabet görülmemiştir."

25. Danıştay

Beşinci Dairesi girilen meslek sınavında

başarısız sayılma işleminin iptaline dair yargı kararının uygulanmaması

nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların ve duyulan üzüntüye karşılık gelen

manevi tazminatın ödenmesine hükmeden Ankara 7. İdare Mahkemesinin

8/4/2014 tarihli ve E.2014/245, K.2014/439 sayılı kararını 26/1/2015 tarihli ve E.2014/7198,

K.2015/399 sayılı hükmü ile onamıştır.

26. Danıştay Sekizinci Dairesi, yargı kararının uygulanmaması

nedeniyle açılan tazminat davasının süre aşımı gerekçesiyle reddi yönünde

verilen İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 22/05/2015 tarihli ve E.2015/1148,

K.2015/1270 sayılı kararını bozmuştur. Daire, kararında yargı kararının

uygulanması taleplerin on yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğunu ifade

etmiştir. Bozma kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Olayda, davacı şirket tarafından

İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nin 19/07/2012 gün ve E:2011/1673,K: 2012/1601

sayılı kararının 20/12/2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine, söz konusu yargı

kararının uygulanması istemiyle on yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde

13/10/2014 tarihinde yapılan başvuruya altmış günlük cevap verme süresi ve bu

süreden itibaren altmış günlük dava açma süresi geçtikten sonra 21/04/2015 tarihli

işlem ile cevap verildiği görülmektedir.

Bu durumda; dava açma süresinin, 2577 sayılı

Kanunun 10. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında, davacının

başvurusunun reddine ilişkin 21/04/2015 tarihli işlemin davacıya tebliğ edildiği

tarihinden itibaren başlatılması gerektiği ve bu sonuçla da bakılmakta olan

davada süre aşımı bulunmadığı anlaşıldığından, temyize konu kararda hukuki

isabet bulunmadığı sonucuna varılmşıtır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes davasının,

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla

kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve

makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

28. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı

kararlarının icra edilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri

olarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim

hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen

kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması,

yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir

unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, §

40).

29. AİHM'e göre herhangi bir mahkeme

tarafından verilen bir kararın icrası, Sözleşme'nin 6. maddesinin amaçları

bağlamında davanın ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmelidir (Hornsby/Yunanistan, § 40; Scordino/İtalya (No. 1)

[BD], B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 196). Kamu otoriteleri, nihai yargı kararına

uymak için gerekli önlemleri almada başarısız olduğu takdirde 6/1. maddenin

hükümlerini tüm yararlı etkilerinden mahrum bırakmış olurlar (Burdov/Rusya, § 37).

30. AİHM, yukarıdaki prensiplerin -sonuçları davacının medeni

hakları üzerinde belirleyici olan idari uyuşmazlıklara ilişkin yargılamalar

bağlamında- daha büyük bir öneme sahip olduğunu ifade etmektedir. Gerçekte

davacı, devletin en üst idari mahkemesi önünde iptal başvurusunda bulunmak

suretiyle yalnızca hakkında itirazda bulunulan kararın iptalini değil aynı

zamanda ve her şeyden önce söz konusu kararın neticelerinin ortadan

kaldırılmasını talep etmektedir. Dolayısıyla davacının etkili bir şekilde

korunması ve hukuka uygunluğun yeniden sağlanması, idari makamların kararı icra

etme yükümlülüğünün olmasını gerektirir (Hornsby/Yunanistan, § 41; Kyrtatos/Yunanistan, B. No: 41666/98, 22/5/2003, §§ 31, 32).

31. AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının lehine

karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda

Sözleşme'nin 6. maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir

anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin bir

yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi 6. madde anlamında davanın tamamlayıcı unsuru olarak

değerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 34).

32. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir yargı yerine

ulaşma hakkının sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil aynı zamanda o

yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de

koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/2/2007, §

54).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu; lehine verilen on üç ayrı iptal kararının

uygulanmadığını, bu nedenle mesleki ilerlemesinin ve özlük haklarındaki

iyileşmenin engellendiğini, maddi yönden zarara uğradığını ve anayasal haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

35. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

36. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası şöyledir:

"Yasama ve yürütme organları ile idare,

mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını

hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini

geciktiremez."

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu çerçevede başvurucunun yukarıda yer verilen

şikâyetlerinin özünün kesinleşmiş yargı kararının uygulanmadığı hususuna

ilişkin olduğu görüldüğünden belirtilen ihlal iddiası, niteliği gereği kararın

icrası hakkı bağlamında incelenmiştir.

38. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel

hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın yasama ve yürütme organları ile idarenin

mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme kararlarının

değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade eden 138.

maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi

gerektiği açıktır (Arman Mazman,

B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 57).

39. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü

ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak

iddia ve savunmada bulunma hakkını değil yargılama sonunda hakkı olanı elde

etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010). Bu

bağlamda mahkemeye erişim hakkı mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme

haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması yargılamanın dışında

olmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir

unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bu

nedenle yargı kararlarının uygulanması mahkemeye

erişim hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre yargılama

sonucunda mahkemenin bir karar vermiş olması yeterli değildir, ayrıca bu

kararın etkili bir şekilde uygulanması da gerekir (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28).

40. Öte yandan yargı kararlarının icrasında kararın niteliği ve

kapsamı, mahiyeti, icra edilebilme şekli, icra edilebilirlik hususunda açık ve

fiilî bir engelin varlığı gibi hususların da somut davanın koşullarına göre

ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir (Megasan İnşaat Sanayi Ticaret Taahhüt A.Ş., B. No: 2013/3401,

31/3/2016, § 37).

41. İdari yargı kolunda açılan davalar, idari fonksiyonun eylem

ya da işlem şeklinde tezahür etmesi üzerine idari fonksiyonu icra eden kamu

makamına karşı açılan iptal ve tam yargı davalarıdır. Dolayısıyla iptal ya da

kabul hükmünün muhatabı, organik olanı da kapsayacak şekilde fonksiyonel

anlamda idare makamları olmaktadır. Bununla birlikte idarenin yargı kararını

icra etmemesi/edememesi hâli salt kendi iradesinden kaynaklanmayabilir. Lehine

karar verilen kişinin ölmesi, mirasçısının bulunmaması, statüsünün değişmesi,

fiilî imkânsızlığın bulunması, uyuşmazlık konusu hukuki durumun ortadan

kalkması gibi örneklerin çoğaltılabileceği hâllerde kamu gücünün herhangi bir

dahli bulunmadan idarenin iptal ya da kabul hükmünü uygulaması fiilen mümkün olmaktan

çıkabilecektir. Bu gibi hâllerde kararın icrası hakkına yönelik olarak kamu

gücü tarafından gerçekleştirilen bir ihlalin varlığından söz edilemeyecektir.

42. Bu bağlamda kararın icrası hakkı; uyuşmazlığın mahiyeti,

icra edilecek kararın niteliği, yargılama sırasında veya sonrasında meydana

gelen maddi ve hukuki koşulların olası etkileri nedeniyle yargı kararının

mutlak anlamda uygulanmasının sağlanması yönünde bir güvenceyi içermemektedir.

Bununla birlikte adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin gerçek bir

karşılığının bulunması adına, yargı kararının kaçınılmaz olarak uygulanamadığı

hâller için uygulanamayan iptal kararına konu işlemin yarattığı maddi veya

manevi zararların giderilmesine yönelik etkin hukuk yollarının temin edilmesi

şarttır. Aksi durumun adil yargılanma hakkının sağladığı güvenceleri anlamsız

ve içerikten yoksun kılacağı tartışmasızdır.

43. Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi

eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu

hüküm Türk hukukunda idarenin mali sorumluluğunun anayasal temelini

oluşturmaktadır. 2577 sayılı Kanun'un dava türlerini belirleyen 2. maddesi

hükmü ile de idarenin işlem ve eylemleri nedeniyle hakları ihlal edilenlerin

açabilecekleri tam yargı davaları etkin bir iç hukuk yolu olarak açıkça güvence

altına alınmıştır. Ayrıca uygulanmayan yargı kararları nedeniyle uğranılan

zararların giderimi için 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesi, tazminat davası

açılmasına yönelik etkin bir imkân sunmaktadır (bkz. §§ 21-25). Hatta Danıştay

bu gibi uyuşmazlıklarda uygulanmadığı ileri sürülen kararın tebliğinden

itibaren on yıllık genel zamanaşımı süresi içinde idari başvuru

yapılabileceğini ve talebin reddi üzerine uğranılan zararın giderimi için tam

yargı davası açılabileceğini ifade ederek kişiler lehine dava açma hakkını

genişletici bir yorumda bulunmuştur (bkz. § 26).

44. Bu belirlemeler ışığında kararın icrası hakkını -uğranılan

maddi, manevi zararların yerine getirilmesi ile sınırlı da olsa- uygulama imkânı

bulunmayan kararlar yönünden güvence altına alan, etkin bir hukuki yolun

bulunduğu yadsınamaz. Dolayısıyla pozitif hukukumuzun yargı kararı ile iptal

edilmiş olsun ya da olmasın idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemleri nedeniyle

uğranılan zararların tazmini için etkili hukuki yollar temin ettiği açıktır.

45. Diğer taraftan bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu

şikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17). Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin

tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı

takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece

mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil

nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları ile çözüme

kavuşturulması esastır. İddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim

mekanizması içinde giderilememesi durumunda bireysel başvuru yoluna

başvurulabilir (Bayram Gök, B.

No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17, 18).

46. Başvurucu 1995 ile 2008 yılları arasında (1998 yılı hariç)

kalan döneme ilişkin orta ve iyi olarak düzenlenmiş sicil notlarını dava konusu

etmiş ve bu siciller yargı kararları ile iptal edilmiştir. Başvurucunun

kararların uygulanması istemi ise fiilî olarak mümkün olmadığı gerekçesiyle

İdarece reddedilmiştir. Somut başvuruya temel olan süreçte esasa ilişkin olarak

verilen, kesinleşmiş fakat uygulanmamış olan bir yargı kararının varlığı

hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

47. Başvuruya konu iptal kararlarının uygulanması başvurucuya

yeniden sicil notu takdir edilmesi ile mümkündür. Ancak uyuşmazlık konusu

yıllara ilişkin olarak geçmişe yönelik değerlendirme veya gözlem yapılmasının

mümkün olmaması karşısında iptal kararının uygulanmasının fiilen mümkün

olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte başvurucunun ihlal iddiasına konu

ettiği temel husus, iptal edilen hukuka aykırı sicil notları dolayısıyla

mesleki ilerleme sağlayamamış ve özlük hakları yönünden geri kalmış oluşu

nedeniyle uğradığı zarardır. Bir başka ifadeyle başvurucu, iptal kararının

uygulanması ile elde edilecek yeni sicil notlarının getireceği olası mesleki

ilerlemeyi/özlük haklarındaki iyileşmeyi elde edememiş olmaktan şikâyet

etmektedir. Başvurucunun iptal kararlarının uygulanmamasına bağladığı sonuç

budur. Mesleki ilerleme de sicil notlarının referans olarak alınabileceği 657

sayılı Kanun uyarınca açık ise de mesleki ilerleme ve özlük haklarındaki

iyileşme için idarenin farklı edimlerde bulunması, atama veya yükseltmeye

yönelik yeni işlemler tesis etmesi gerektiği açıktır. Diğer bir deyişle başvurucunun

iptal kararının uygulanmaması nedeniyle ulaşamadığını/elde edemediğini ileri

sürdüğü hususlar, sicil notunun yeniden daha yüksek olarak belirlenmesinin

doğrudan bir sonucu değildir. Bu anlamda iptal kararının uygulanmasının

doğrudan bir sonucunun elde edilmesinden değil iptal hükmünün olası/ikincil

sonuçlarının elde edilememesinden kaynaklı bir zarardan şikâyet edilmektedir.

Yukarıda örnek kararlar da sunularak aktarıldığı üzere idarenin hukuka aykırı

işlemleri ve/veya uygulanmayan/uygulanamayan yargı kararları nedeniyle

uğranılan zararların tam yargı davası yolu ile elde edilmesi mümkündür.

48. Başvurucu iptal kararının uygulanmamasının bir sonucu olarak

gösterdiği ve kararın icrası hakkının ihlali iddiası ile ilintilendirdiği

zararlar için 2577 sayılı Kanun'un 2. veya 28. maddesinde yer alan hak arama

yollarından birine başvurarak dava açtığı yönünde bir bilgi/belge sunmamıştır.

Diğer bir deyişle başvurucu; kararın icrası hakkı yönünden, uğranılan

zararların giderimi adına etkin bir yol sunan tazminat davası imkânını

kullanmamıştır. Sonuç olarak başvurucu, ihlal iddiasına konu ettiği hususları

ileri sürebileceği olağan kanun

yolunu tüketmeksizin bireysel

başvuruda bulunmuştur.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kararın icrası hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

23/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Volkan ÇAKMAK Başvurucu : Bediha ALTUN Vekili : Av. Gültekin ALTUN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/6354, 23 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/6354
Tarih
23 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Meki Katar Başvurusu (B. No: 2015/4916)
  • Selahaddin Aydoğdu Başvurusu (B. No: 2016/80280)
  • Orhan Ok Başvurusu (B. No: 2016/4913)
  • A.b. Başvurusu (B. No: 2016/22702)
  • Mustafa Özterzi Başvurusu (B. No: 2016/14597)
  • Abdulkadir Demircan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/23178)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.