İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bedri Balaban Başvurusu (B. No: 2013/3168)

1. Başvurucu, tutuklulukta

Başvuru No2013/3168Tarih21 Ocak 2015Okuma26 dk · 5.106 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Bedri Balaban Başvurusu

Karar tarihi
21 Ocak 2015
Başvuru Numarası
2013/3168
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.106 kelime·26 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutuklulukta

geçirdiği sürenin uzun olduğunu, müdafi yardımından faydalandırılmadığını,

gereğinden daha uzun süre yüksek güvenlikli cezaevinde tutulduğunu ve denetimli

serbestlik hükümlerinden faydalanması gerekirken faydalandırılmadığını bu

nedenle özgürlük ve güvenlik ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 2/5/2013 tarihinde

Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 31/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 23/1/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve

bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 24/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet

Bakanlığı, tanınan ek süre sonunda görüşünü 26/3/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 4/4/2014 tarihinde tebliğ

edilmiş ancak başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, başvuru tarihinde

Silivri 4 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak

bulunmaktadır.

9. Başvurucu, suç işlemek

amacıyla kurulan örgüt yöneticisi olmak, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti

yapmak suçlamaları ile 2/5/2008 tarihinde gözaltına alınmış ve Balıkesir 2.

Sulh Ceza Mahkemesinin 5/5/2008 tarihli kararı ile tutuklanmıştır.

10. Başvurucu ve yedi arkadaşı

hakkındaki dosya Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığının 25/6/2008 tarihli fezlekesi

ile haklarında iddianame düzenlenerek kamu davası açılması için İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına (CMK 250. Maddesi ile Görevli ve Yetkili)

gönderilmiştir.

11. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 10/7/2008 tarihli iddianamesi ile başvurucunun örgüt yöneticisi

olmak, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapmak suçlarından cezalandırılması

için İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine (CMK 250. Maddesi ile Görevli ve

Yetkili) kamu davası açılmıştır.

12. İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesi 5/12/2008 tarihli kararı ile yetkisizlik kararı ile dosyayı Van 3.

Ağır Ceza Mahkemesine (CMK 250. Maddesi ile Görevli ve Yetkili) göndermiştir.

Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 4/2/2009 tarihinde karşı yetkisizlik kararı vererek

olumsuz yetki uyuşmazlığını çözmek amacıyla dosyayı Yargıtay 5. Ceza Dairesine

göndermiştir. Daire, 8/6/2009 tarihli ilamı ile İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.

13. İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin 6/5/2011 tarih ve E.2009/208, K.2011/79 sayılı kararı ile

başvurucunun toplam 8 yıl 9 ay hapis cezasına mahkûm edilmesine ve tutukluluk

halinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu, 27/7/2011 tarihinde kararı

temyiz etmiştir.

14. Başvurucun cezaevinde

bulunduğu sırada 5/4/2012 tarihli ve 6291 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Kanun ile Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma

Kurulları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 13/12/2004 tarihli ve

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a eklenen

105/A maddesi ve 24/1/2013 tarihli ve 6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına

Dair Kanun ile aynı Kanun’a eklenen geçici madde 4 ve 2/7/2012 tarihli ve 6352

sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve

Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 3. maddesi çerçevesinde

hükümlülerin herhangi bir süre öngörülmeden açık ceza infaz kurumlarına

ayrılmaları ve koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi

hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine

kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına

imkân tanıyan düzenlemeler yapılmıştır.

15. Başvurucu, tutuklu olduğu

mahkûmiyet kararının onanması halinde 27/2/2014 tarihinde koşullu salıverilmeye

hak kazanacağını ve anılan yasal düzenlemelerden yararlanması halinde koşullu

salıverilme tarihinden bir yıl önce denetimli serbestlik tedbirinden

yararlanarak cezaevinden çıkması gerektiğini belirterek 18/11/2012 tarihinde

Silivri İnfaz Hâkimliğine başvurmuştur.

16. İnfaz hâkimliği, 9/11/2012

tarihli kararı ile yasal düzenlemelerin hükümlüler için olduğu ve tutukluları

kapsamadığı gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.

17. Başvurucunun ret kararına

yaptığı itiraz da Silivri Ağır Ceza Mahkemesinin 28/11/2012 tarihli kararı ile

reddedilmiştir.

18. Bunun üzerine başvurucu,

temyiz talebini inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesine hitaben yazdığı 11/2/2013

tarihli dilekçesi ile denetimli serbestlik tedbirinden yararlanma talebinin

infaz hâkimliğince reddedildiğini ve bu düzenlemeden yararlanması için ilgili

mercilere bildirimde bulunulmasını ve bihakkın tahliyesini talep etmiştir.

Dilekçeye herhangi bir cevap verilmemiştir.

19. Başvurucunun temyiz talebine

ilişkin olarak Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 23/1/2013 tarihli ilamı ile

mahkûmiyet kararını onamıştır. Karar, 6/3/2013 tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesince kesinleştirilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmiştir.

20. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı, Silivri Ceza infaz Kurumlarının devredilmesi üzerine 14/3/2013

tarihinde ilamı Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. İlam,

başvurucuya 3/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucu, 2/5/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

22. Bireysel başvuru yapıldıktan

sonra Silivri İnfaz Hâkimliğinin 17/5/2013 tarihli kararı ile başvurucunun

koşullu salıverme tarihi olan 27/2/2014 tarihine kadar kalan süresinin

denetimli serbestlik tedbiri altında infaz etmesine karar verilmiştir.

Başvurucunun uyumlu tutum ve davranış sergilemesi üzerine de Balıkesir 2. Ağır

Ceza Mahkemesinin 26/2/2014 tarihli kararı ile başvurucu 27/2/2014 tarihinden

itibaren koşullu salıverilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

23. 5275 sayılı Kanun’un 105/A

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak,

aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla;

a) Açık ceza infaz kurumunda cezasının son altı ayını

kesintisiz olarak geçiren,

b) Çocuk eğitimevinde toplam

cezasının beşte birini tamamlayan,

koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre

kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme

tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle

infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan

değerlendirme raporu dikkate alınarak, infaz hâkimi tarafından karar

verilebilir.”

24. 6411 sayılı Kanun ile 5275

sayılı Kanun’a eklenen geçici madde 4 şöyledir:

“Bu Kanunun 105/A maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde

ve ikinci fıkrasında belirtilen altı aylık süre şartı ile birinci fıkrasının

(b) bendinde belirtilen cezanın belirli bir süre infaz edilmesine ilişkin şart

31/12/2015 tarihine kadar uygulanmaz.”

25. 6352 sayılı Kanun’un geçici

3. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(2) Terör suçları, örgüt faaliyeti

kapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç

olmak üzere;

a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha

az hapis cezasına mahkûm olanların,

b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha

az süreyle hapis cezasına mahkûm olanların,

c) Adli para cezasının infazı sürecinde tazyik

hapsine tabi tutulanların,

cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir. Bu fıkra

hükümleri 3l/l2/2017 tarihine kadar uygulanır."

26. 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150. maddesi şöyledir:

“(Değişik madde: 6/12/2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun’un

21.md)

(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi

istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan

ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.

(2) Müdafii bulunmayan şüpheli

veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz

ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.

(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren

suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü

uygulanır.

(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye

Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”

27. 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt

kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç

ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması hâlinde, iki yıldan

altı yıla kadar- hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için

üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.”

28. 18/6/2014 tarihli ve 6545

sayılı Kanun’un ile değiştirilmeden önce başvurucu hakkında yapılan yargılama

tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı Kanun’un 188. maddesinin (3), (4) ve (5)

numaralı fıkraları şöyledir:

“…

(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata

aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden,

nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin

güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(4) Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin eroin, kokain, morfin

veya bazmorfin olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara

göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, suç işlemek

için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde,

verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 21/1/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 2/5/2013 tarih ve 2013/3618 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

30. Başvurucu, gözaltına

alındığı 2/5/2008 tarihinden ilk celsenin yapıldığı 4/12/2009 tarihe kadar

geçen 19 aylık tutukluluk süresinde kendisinin hâkim veya mahkeme huzuruna

çıkarılmaksızın haksız yere uzun tutulduğunu, ayrıca hakkında yapılan

yargılamada ilk celseden kararın onandığı tarihe kadar Ceza Muhakemesi Kanunu

hükümleri uyarınca kendisine müdafi tayin edilmesi gerekirken müdafi

yardımından faydalandırılmadığını, maddi durumu olmadığından bahisle avukat

atanması talebinin de karşılanmadığını, 2/7/2012 tarihinde açık cezaevine

çıkmaya hak kazanması gerektiği halde Yargıtay’da bulunan dosyanın görüşülüp

karara bağlanamaması nedeniyle açık cezaevine ayrılamadığını ve 1/3/2013

tarihinde denetimli serbestlik hükümlerinden faydalanıp serbest bırakılması

gerektiği halde denetimli serbestlik hükümlerinden faydalandırılmadığını,

Yargıtay Dairesinin 23/1/2013 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onadığı

halde kesinleştirme ve diğer işlemlerin geç yapılması nedeniyle başvurunun

yapıldığı 2/5/2013 tarihi itibariyle hiçbir infaz işleminin yapılmadığını ve

böylelikle gereğinden daha uzun süre yüksek güvenlikli cezaevinde tutulduğunu

belirterek Anayasa’nın 19., 36. ve 38. maddelerinde tanımlanan özgürlük ve

güvenlik hakkı ile adil yargılanma haklarının ve suç ve cezada kanunilik

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

31. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde, başvurunun, tutukluluk ve bunun infazı ile yargılamada

kendisine müdafii atanmamasına ilişkin olarak kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına yönelik olduğu görülmektedir. Başvurucu her ne kadar Anayasa’nın 38.

maddesinde düzenlenen suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüş ise de bu iddianın özü, tutukluluk kararının infazında daha erken

cezaevinden çıkabileceğinin gözetilmeyerek olması gerekenden daha uzun süre

cezaevinde tutulması iddiası ile ilgilidir. Bu kapsamda, başvurunun konusu,

koşullu salıverme tarihine bir yıl ve daha az kalan hükümlülerin denetimli

serbestlik tedbirinden yararlanabilmelerine rağmen başvurucunun tutuklu olması

nedeniyle açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve daha sonra denetimli serbestlik

tedbirinden yararlanma taleplerinin reddedilmesi ve ilam kesinleşip hükümlü

statüsüne geçtikten sonra başvuru tarihi itibarıyle

denetimli serbestlikten yararlandırılmamasıdır.

32. 6291 sayılı Kanun ile 5275

sayılı Kanun’a eklenen 105/A maddesi, cezaların infazına ilişkin olarak belirli

şartlar altında koşullu salıverme tarihinden bir yıl önce hükümlüleri denetimli

serbestlik tedbirinden yararlandırarak bazı yükümlülükler altında erken

tahliyesini öngörmektedir. Anılan kuralın uygulanması, mahkûmiyet kararının

infazının bir kısmının ceza infaz kurumu dışında yapılmasını öngördüğünden

hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacağı sürenin belirlenmesi açısından

önemlidir (B.No: 2013/1711,

23/7/2014, § 24).

33. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), hükümlü olup olmadığına bakılmaksızın herkesin Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesi kapsamında kişi özgürlüğü ve

güvenliğine sahip olduğunu, bunun da 5. maddenin birinci fıkrasında belirlenen

istisnalar dışında özgürlükten yoksun bırakmama veya yoksun bırakmanın

devamının engellenmesi ve uygun olduğu ölçüde tutuklama veya gözetim altına

alınma durumlarında 5. maddenin (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarının sağladığı

çeşitli koruma mekanizmalarının sağlanması anlamına geldiğini belirtmiştir.

Hükümlülerin infaz rejimi kapsamında yararlandıkları koşullu salıverme gibi

cezanın infazının ceza infaz kurumları dışında gerçekleştirilmesine dair bir

uygulama da Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında değerlendirilmiştir (B.No: 2013/1711, 23/7/2014, § 25).

34. Bu çerçevede hükümlülerin,

ceza infaz kurumlarında kalacağı süreyi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen

durumların Anayasa’nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Başvurucunun şikâyet biçimi

dikkate alındığında, başvurucunun iddialarının özü, hakkında denetimli

serbestlik tedbirinin geç uygulanması nedeniyle ceza infaz kurumunda kalacağı

sürenin kendisiyle aynı süre hapis cezası alan mahkûmlara göre daha fazla

olması hususu ile ilgili olduğundan başvurucunun

bu konuya ilişkin iddialarının kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekir. Diğer taraftan başvurucunun, yargılama sürecinde

müdafi atanmamasına yönelik şikayeti de Anayasa’nın

36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında

incelenmelidir.

1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı Yönünden

35. Başvurucu, suç işlemek

amacıyla kurulan örgüt yöneticisi olmak ve uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti

yapmak suçlamaları ile hakkında verilen tutuklama kararı nedeniyle uzun süre

hâkim veya mahkeme huzuruna çıkarılmadan haksız yere 19 ay süre ile tutuklu

kaldığını ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet

kararının kesinleştirmesinin geç yapılarak denetimli serbestlik tedbirinden

yararlanmasının engellendiğini ve tutukluluk nedeniyle açık cezaevine

ayrılamayarak ağır koşullarda tutulduğunu iddia etmiştir. Başvurucunun

Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının

ihlal edildiği iddiaları tutukluluğa dair iddialar ve tutukluluğun infazına

ilişkin iddialar yönünden ayrı ayrı değerlendirilmiştir.

a. Tutukluluğa Dair İddialar

36. Başvurucu gözaltına alındığı

2/5/2008 tarihinden savunmasının alındığı 4/12/2009 tarihine kadar geçen 19

aylık sürede mahkeme veya hâkim karşısına çıkartılmaksızın uzun süre ve haksız

tutuklu kaldığını ileri sürmüştür.

37. Bakanlık görüşünde, Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru imkânının 23/9/2012 tarihinde başladığını ve

başvurucunun iddialarının bu tarihten önce olan tutukluluk durumuna ilişkin

olduğunu belirterek zaman bakımından yetki incelemesi yapılırken bu hususun göz

önüne alınması gerektiğini ifade etmiştir.

38. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un

geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem

ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

39. Bu hüküm gereğince Anayasa

Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman

bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu

düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları

da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (B. No:

2012/832, 12/2/2013, § 14).

40. Başvurunun kabul

edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya

kararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş olmaları da gerekmektedir.

Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce kesinleştikleri tespit

edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımından başvurunun kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu

tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında yapılabilmesi mümkündür

(B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 32).

41. Ancak kişi serbest

bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm

olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu

durumda kişinin hukuki durumu “bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.

Bireysel başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete

hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar

verilmiş olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun

sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı

cezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin

kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali

sona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca

gerekmez (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).

42. Somut olayda başvurucu

5/5/2008 tarihinde Balıkesir 2. Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanmış ve İstanbul

14. Ağır Ceza Mahkemesince yargılandığı davada mahkûmiyet kararının verildiği

6/5/2011 tarihinde başvurucunun “suç

isnadına bağlı olarak tutukluluk” hali sona ermiştir.

43. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun “kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkının” ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerine konu olayda

tutuklamaya ilişkin nihai kararın Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce verildiği anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının “zaman bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Tutukluk Kararının İnfazı Sürecindeki İşlemler Yönünden

44. Başvurucu, tutuklu olması

nedeniyle açık ceza infaz kurumuna ayrılma taleplerinin reddedilmesinin ve ilk

derece mahkemesi kararının kesinleşmesinin gecikmesi nedeniyle denetimli

serbestlik hükümlerinden faydalanamamasının kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını

ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun iddiaları iki ayrı başlık altında

incelenmiştir.

45. Bakanlık görüşünde,

başvurunun kabul edilemezliğe dair herhangi bir iddia ileri sürülmemiş Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bazı kararlarına atıfta bulunarak şikâyetin

incelenmesinde anılan kararlarda belirtilen ilkelerin gözetilmesi gerektiğini

belirtmiştir.

i. Tutukluluk

Nedeniyle Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Talebinin Reddedilmesi Yönünden

46. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru usulü" kenar

başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir."

47. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün "Başvuru

süresi ve mazeret" kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir."

48. Bireysel başvurunun kabul

edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı,

bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınması gereken bir

başvuru koşuludur (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19).

49. Yukarıda belirtilen hükümler

uyarınca bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu

öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması

gerekmektedir. Bu yönüyle başvuru yollarının tüketilmesi ve başvuru süresine

ilişkin koşullar arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Ancak belirtilen

hükümlerde yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun

şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak

anlaşılması gerekir. Olağan başvuru yollarının tamamının tüketilmesi ibaresinin

katı bir şekilde yorumlanması, bir takım başvurular

açısından bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmayan neticelere yol

açabilecektir. Bu nedenle, olayın özel şartları içinde etkisiz ve yetersiz olan

bir kanun yolunun tüketilmesi şartı aranmaksızın, her bir başvuru yolunun somut

başvurular açısından etkili olup olmadığının münferiden denetlenmesi

gerekmektedir (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 20).

50. Bireysel başvurunun, başvuru

yolu öngörülmeyen durumlarda, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün

içinde yapılması gerekmekle birlikte, başvuru süresinin başlangıç tarihinin

belirlenmesi noktasında, başvurucunun ihlal oluşturan işlem, eylem veya kararla

ilgili yeterince bilgi sahibi olması aranacaktır. Bu kapsamda, ilgili nihai

kararın tebliğinin öngörüldüğü hallerde tebliğ tarihinin, tebliğ öngörülmeyen

hallerde ise başvurucunun kararın içeriğini kesin olarak öğrenebildiği tarihin

esas alınması gerekir (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 21).

51. Başvurucu, 8/11/2012 tarihli

dilekçesi ile 6291 ve 6352 sayılı Kanunlardan yararlanma talebiyle Silivri

İnfaz Hâkimliğine başvurmuştur. Hâkimlik 9/11/2012 tarihli kararı ile başvurucu

hakkında verilen mahkûmiyet kararının henüz kesinleşmediği ve anılan kanuni

düzenlemelerden hükümlülerin yararlanabileceği gerekçesiyle talebin reddine

hükmetmiştir. Karara karşı başvurucunun yaptığı itiraz, Silivri Ağır Ceza

Mahkemesinin 28/11/2012 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Ağır Ceza

Mahkemesinin ret kararının başvurucuya ne zaman tebliğ edildiği dosya

kapsamından anlaşılmamakla birlikte başvurucunun, karardan en geç 11/2/2013

tarihli Yargıtay’a yazdığı dilekçe ile haberdar olduğu kabul edilmelidir.

52. Dolayısıyla başvurucunun,

açık ceza infaz kurumuna ayrılma taleplerinin tutuklu olması nedeniyle en son

itiraz mercii olan Silivri Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesi ile

başvuru yollarının tüketildiği açıktır. Bu bağlamda başvurucu, anılan

mahkemenin kararını öğrendiği 11/2/2013 tarihinden sonra 30 gün içinde bireysel

başvuruda bulunması gerekirken 3/5/2013 tarihinde bireysel başvuru yaptığı

gözetilerek başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.

53. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun "kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının" ihlal edildiği yönündeki bu kısmının "süre aşımı" nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmiştir.

ii. Mahkûmiyet

Kararının Kesinleşme İşlemlerinin Geciktirilmesi Yönünden

54. Başvurucu, başvuru tarihi

itibariyle Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 23/1/2013 tarihli onama ilamının

kendisine 3/4/2013 tarihinde tebliğ edildiğini, böylelikle kesinleşme işlemleri

süresinde yapılsaydı 27/2/2013 tarihinde denetimli serbestlik tedbirinden

yararlanarak cezaevinden erken tahliye olacağını ileri sürmüştür.

55. Anayasa'nın 19. maddesi

şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; . halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz."

56. Sözleşme'nin 5. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir.

Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç

kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş

mahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;

..."

57. Anayasa'nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak ortaya konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve

şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum

bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin

özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi

kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu

olabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

58. Anayasa'nın 19. maddesinde

tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ilk istisnası "Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı

cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" olarak

belirlenmiştir. Bu kapsamda yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet

kararlarının sonucu olarak hapis cezası veya güvenlik tedbirlerinin uygulanması

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali kabul edilmeyecektir. Diğer

taraftan "suç şüphesine bağlı

tutma" kapsamında olan durumdan farklı olarak anılan istisna "bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmayı"

ifade etmektedir. (Benzer kararlar için bkz. B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41,

B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 70).

59. Bir mahkûmiyet kararının

nasıl infaz edileceğine ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesi ve Sözleşme’nin

5. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte herkesin, kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olması ve bu hakka getirilebilecek

sınırlamaların ayrıntılı olarak madde metinlerinde belirtilmesi, "keyfi bir biçimde" bu haktan

kimsenin mahrum bırakılmaması amaçlanmaktadır. Yetkili bir mahkeme tarafından

verilen bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması ve ceza infaz kurumunda

tutma süresi de bu hak kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza mahkemelerinin

kararına uygun hareket edilmesi de hakkın korunması açısından bir

zorunluluktur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları

sürenin mahkûmiyet kararına uygun olması Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi ve Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a)

bendi kapsamında güvence altına alınmıştır (B.No: 2013/1711, 23/7/2014, § 32).

60. Diğer taraftan, Anayasa'nın

19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ve Sözleşme’nin 5. maddesi

birinci fıkrasının (a) bendi bir mahkûmun af yasasından ya da erkenden şartlı

tahliye veya kesin tahliye durumlarından yararlanması gibi hususları güvence

altına almamaktadır. Ancak AİHM, ulusal mahkemelerin, bu tür bir tedbirden

faydalanmak için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese, herhangi

bir takdir yetkisi bulunmadan, bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları halinde

durumun farklı olacağını belirtmektedir (B.No:

2013/1711, 23/7/2014, § 33).

61. Başvurucu, hakkında verilen

mahkûmiyet kararının kesinleştirme işlemlerinin geç yapılmasından dolayı 6411,

6352 sayılı Kanun hükümleri ile 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesinden geç

yararlanması nedeniyle cezaevinden geç tahliye olduğunu ileri sürmüştür.

62. 6291 sayılı Kanun ile 5275

sayılı Kanun'a eklenen 105/A maddesi, hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını

sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek

amacıyla şartla tahliyelerine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli

hükümlülerin talebi halinde, cezalarının şartla tahliye tarihine kadar olan

kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz

kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate

alınarak, infaz hâkimi tarafından karar verilebileceğini hükme bağlamaktadır.

Sonuç olarak anılan maddenin, hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirecekleri

süreyi kısalttığı açıktır (B.No:

2013/1711, 23/7/2014, § 36).

63. 5275 sayılı Kanun'un 105/A

maddesi uyarınca bir hükümlünün, kapalı ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken

süreyi geçirdikten veya doğrudan açık ceza infaz kurumuna ayrıldıktan sonra

denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmasına infaz hâkimi tarafından karar

verilebilir ve koşullu salıverilme tarihinden önce serbest kalabilir. Bu

durumda denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesinin yetkili

infaz hâkiminin takdirine bırakılıp bırakılmadığının tespiti, denetimli

serbestlik tedbirinden yararlanarak koşullu salıverme tarihinden önce

hükümlünün serbest kalmasının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının

birinci cümlesi kapsamında güvence altına alınıp alınmadığı hususu açısından

önemlidir (B.No: 2013/1711,

23/7/2014, § 39).

64. 5275 sayılı Kanun'un 105/A

maddesi infaz hâkiminin takdir yetkisi ve belirlenecek yükümlülükler

çerçevesinde hükümlülerin infaz rejiminin şeklini belirleyip cezalarının bir

kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak ceza infaz kurumu dışında

geçirmelerini sağlamaktadır. Anılan kural uyarınca, hükümlünün talebi ve kanuni

şartlar oluşmuş olsa dahi infaz hâkimi keyfi olmadığı sürece tedbirin

uygulanması talebini reddedebilecektir. Dolayısıyla bütün hükümlüler için

Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında hapis cezasının tamamının veya bir kısmının

denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması suretiyle infaz edilmesi

zorunluluğu bulunmamaktadır. Başka bir ifade ile denetimli serbestlik tedbiri

kararının yetkili infaz hâkiminin takdir yetkisinde olduğundan Anayasa'nın 19.

maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ve Sözleşme’nin 5. maddesi birinci

fıkrasının (a) bendi kapsamında güvence altına alındığından bahsetmek mümkün

değildir (§ 60). Ancak bu durumun kişi hürriyeti ve güvenliği açısından infaz

hâkimlerine açıkça keyfi bir şekilde karar vermesi sonucunu doğurduğu da

söylenemez. Öte yandan başvurucunun denetimli serbestlikten yararlanamaması

hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün süresini de uzatmamaktadır.

65. Somut olayda başvurucu

hakkındaki mahkûmiyet kararı Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 23/1/2013 tarihli

ilamı ile onanmış ve 6/3/2013 tarihinde de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince

kesinleştirilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığı, Silivri Ceza İnfaz Kurumlarının devredilmesi üzerine

ilamı 14/3/2013 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. İlam

başvurucuya 3/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Daha sonra başvurucu, başvuru

tarihi ile denetimli serbestlikten yararlanamamış ise de Silivri İnfaz

Hâkimliğinin 17/5/2013 tarihli kararı ile başvurucunun koşullu salıverme tarihi

olan 27/2/2014 tarihine kadar kalan süresinin denetimli serbestlik tedbiri

altında infaz etmesine karar verilmiş ve başvurucunun uyumlu tutum ve davranış

sergilemesi üzerine Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2014 tarihli

kararı ile başvurucu 27/2/2014 tarihinden itibaren koşullu salıverilmiştir.

66. Başvurucu, 27/2/2014

tarihinde koşullu salıverilmeye hak kazanacağından 5275 sayılı Kanun’un 105/A

maddesi uyarınca 27/2/2013 tarihinde denetimli serbestlik tedbirinden

yararlanması mümkündü. Ancak denetimli serbestlik tedbiri mahkûmlar için

Anayasa’nın 19. maddesi gereğince mutlak olarak güvence altına alınmış bir

tedbir değildir. Bununla birlikte tedbirin uygulanmasında kanuna aykırı ve

keyfi bir tutum içinde bulunulmamalıdır. Başvuru konusu olayda, başvurucu

hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleştirilip ceza infaz kurumuna gönderildikten

sonra başvurucu denetimli serbestlik tedbirinden yararlandırılmıştır.

Başvurucunun denetimli serbestlik tedbirinden yararlanacağı süre başvurucunun

koşullu salıverilmeden yararlanacağı süreyi de aşmamıştır. Bu bağlamda

denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasında ilama ilişkin posta ve yetkili

savcılığın değişmesi gibi usuli işlemlerden

kaynaklanan yaklaşık üç aylık sürenin koşullu salıverme süresini de aşmadığı

gözetilerek keyfi olduğu söylenemez.

67. Açıklanan nedenlerle, "kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının"

ihlal edildiği yönündeki başvurunun bu kısmının açık ve görünür bir ihlal

olmadığı anlaşılmakla "açıkça dayanaktan

yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden

68. Başvurucu, hakkında yapılan

yargılamada isnat edilen suç için öngörülen mahkûmiyet süresine göre zorunlu

müdafi atanması gerekirken atanmadığını, ayrıca maddi durumu olmadığından

avukat atanmasını talep ettiğini ancak Yargıtay aşaması da dâhil talebinin

karşılanmadığını ve savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürmüştür.

69. Bakanlık görüşünde,

başvurucunun yargılandığı davada ilk duruşmada haklarının hatırlatıldığını,

ancak başvurucunun müdafi talebinde bulunmayarak savunmasını yaptığını, diğer

taraftan müdafi hakkının kanun yolları aşamasını da kapsadığını belirtmiştir.

70. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

71. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi şöyledir:

“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari

haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin

yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan

yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak

bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;”

72. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/917,

16/4/2013, § 20).

73. Sözleşme’nin 6. maddesinin

üçüncü fıkrasının (c) bendindeki düzenlemede isnat altında bulunan kişi,

savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini

bizzat savunmak, kendisinin seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir

müdafiye sahip olmak için gerekli mali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse

resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla, suç

isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması devlet tarafından

talep edilemez (Pakelli/Federal

Almanya, B. No: 8398/78, 25/4/1983).

74. Müdafi yardımından

yararlanma hakkı, adil yargılama için suç isnadı

altındaki kişilere savunma hakkı verilmesinin tek başına yeterli olmadığını

ayrıca bu kişilerin kendilerini savunma imkânına da sahip olmaları gerektiğini

ortaya koymaktadır. Bu kapsamda savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma

imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma

hakkının diğer bir unsuru olan “silahların

eşitliği” ilkesinin de gereğidir (B. No: 2014/3836, 17/9/2014, §29).

75. Sözleşme’nin anılan maddesi

herhangi bir istisna gözetmeksizin suç isnadı altında bulunan herkesi

kapsamaktadır ve ceza yargılamasının her aşamasında uygulanmaktadır.

Dolayısıyla soruşturma aşamasında yapılan işlemler bakımından da bu hak güvence

altına alınmıştır. Bu kapsamda AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü

fıkrasının (c) bendinin etkinliğinden söz edilebilmesi için yargılama öncesi

işlemler bakımından da söz konusu düzenlemenin uygulama alanı bulmasının

zorunlu olduğunu belirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre,

B. No: 13972/88, 24/11/1993, § 33). Diğer taraftan AİHM, müdafi ile temsil

hakkının sınırsız olmadığını (Can/Avusturya,

B. No: 9300/81, 30/9/1985, § 57), geçerli bir nedene dayanılıyorsa, davanın

açılmasından önceki aşamada avukata erişimin kısıtlanmasının mümkün

olabileceğini (John Murray/Birleşik

Krallık, B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 63), önemli

olanın yargılamaya bir bütün halinde bakıldığında soruşturma aşamasında bu

hükme aykırılığın, ciddi bir şekilde adil yargılanma hakkına engel olması

durumunda hak ihlalinin ortaya çıkabileceğini belirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre, § 36). Bu kapsamda mutlak bir hak olarak kabul edilmese de,

suç isnadı altında bulunan kişinin, gerekirse resen atanan bir avukat

tarafından etkili bir şekilde savunulma hakkı adil yargılanma hakkının temel

özelliklerinden biridir (Poitrimol/Fransa, B. No: 14032/88, 23/11/1993,

§ 34).

76. Müdafi yardımından

yararlanma hakkının adil yargılanma hakkı temelinde önemi, suç isnadı altında

olan kişinin bu haktan yararlandırılması yönünde devletin pozitif bir

yükümlülüğü olduğunun kabul edilmesidir. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü

fıkrasının (c) bendi devletleri, suç isnadı altındaki kişiyi, bir müdafiye

sahip olmak için gerekli mali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi

için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlandırma

yükümlülüğü altına sokmuştur (B. No: 2014/3836, 17/9/2014, §31).

77. Başvuru konusu olayda

başvurucu hakkında açılan kamu davasının ilk celsesinden mahkûmiyet kararının

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin onama kararına kadar geçen sürede kendisine talebi

olmasına rağmen müdafii atanmadığını ileri sürmüştür.

Başvurucu, ayrıca, 5271 sayılı Kanun’un 150. maddesinin (2) ve (3) numaralı

fıkraları kapsamında yasal zorunluluk olmasına rağmen müdafi yardımından

yararlandırılmamasının savunma ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia

etmiştir.

78. Şüpheli veya sanığın ceza

muhakemesinde savunmasını yapan avukatı olan müdafi ile temsil edilme hakkının

bir gereği olarak, 5271 sayılı Kanun 150. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan

dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, şüpheli veya sanık için istemi

aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. Diğer yandan, aynı Kanun’un 150.

maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince de şüpheli veya sanık, müdafi

seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi

görevlendirilir. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun, yasal zorunluluk dışındaki

hallerde müdafi yardımından yararlanmak için suç isnadı altındaki kişinin

talebini aramıştır.

79. Başvurucu hakkında İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. Maddesi ile Görevli ve Yetkili) suç

işlemek amacıyla kurulan örgüt yöneticisi olmak, uyuşturucu ve uyarıcı madde

ticareti yapmak suçlamaları ile 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (1)

numaralı fıkrası ve 188. maddesinin (3), (4) ve (5) numaralı fıkraları ile

cezalandırılması için kamu davası açılmıştır. 5237 sayılı Kanun’un 220.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre örgüt yöneticisi olmak suçunun

gerektirdiği ceza iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasıdır. 5237 sayılı

Kanun’un 188. maddesinin (3), (4) ve (5) numaralı fıkralarına göre uyuşturucu

ve uyarıcı madde ticareti yapmak suçunun gerektirdiği ceza, başvurucu hakkında

yapılan yargılama tarihi itibarıyle, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasıdır. Dolayısıyla, zorunlu

müdafi tayininin alt sınırı beş yılın üzerinde hapis cezasını gerektiren bir

suç olması şartına bağlı olduğu gözetildiğinde soruşturma konusu suçlar, müdafi

görevlendirmesini zorunlu kılan suçlardan değildir.

80. Diğer taraftan, başvurucu İstanbul 14. Ağır

Ceza Mahkemesinin yaptığı yargılamada kendisinin talebi olmasına rağmen müdafi

atanmadığını ileri sürmüştür. Başvurucunun sunduğu belgeler ve UYAP üzerinden

yapılan incelemede, yapılan altı duruşmaya ilişkin tutanaklar ve başvurucunun

savunmasına ilişkin dilekçeler çerçevesinde başvurucunun müdafi talebinde

bulunduğuna dair herhangi bir kayda rastlanmamıştır. 4/12/2009 tarihinde

yapılan ilk duruşmada da başvurucuya hakları hatırlatılmış ve talebi halinde

kendisine müdafi atanacağı bildirilmiştir. Buna rağmen başvurucu müdafi

talebinde bulunmamıştır. Başvurucu, 27/7/2011 tarihli temyiz dilekçesinde şu

hususları ileri sürmüştür;

“Bu davayla ilgili yargılandığım özel yetkili Beşiktaş 14.

Ağır Ceza Mahkemesinde, yargılamanın başladığı 4/12/2009 tarihinden kararı

verildiği, 6/5/2011 tarihine kadar devam eden duruşmaların (6) hiçbirinde

avukatım olmamış, avukatın hukuki desteğini alamadım, bundan dolayı yeterince

etkili savunulmadığım kanaatindeyim. Mahkeme barodan avukat temin etme cihetine

girmemiştir.”

81. Sonuç

olarak başvurucuya

isnat edilen suçlar açısından zorunlu müdafii

atanması gerekmediği gibi başvurucunun kovuşturma ve temyiz aşamasında müdafi

talep ettiğine dair herhangi bir hususa da rastlanmamıştır. Dolayısıyla

başvurucunun müdafi yardımından yararlanma hakkının engellendiğine dair

herhangi bir durum tespit edilememiştir.

82. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun iddialarının bir ihlal içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu

kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali iddiası kapsamında,

a. Tutukluluğa dair iddialar yönünden “zaman bakımından yetkisizlik”,

b. Tutukluluk kararının infazı sürecindeki işlemler yönünden,

i. Tutukluluk nedeniyle açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebinin

reddedilmesine dair iddialarının "süre

aşımı",

ii. Mahkûmiyet kararının kesinleşme işlemlerinin geciktirilmesine

dair iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun

olması”,

2. Adil yargılanma hakkının ihlali iddiası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” ,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin

başvurucu üzerinde bırakılmasına,

21/1/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Raportör : Murat ŞEN Başvurucu : Bedri BALABAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3168, 21 Ocak 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Yargılama giderlerinin
  16. Kaleli
  17. Dursun
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3168
Tarih
21 Ocak 2015

İlgili Kararlar

  • Umut Oran Başvurusu (B. No: 2014/18926)
  • Ertan Rüstem Başvurusu (B. No: 2013/8517)
  • Nurettin Albayrak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4809)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2014/3708
  • Nihat Çan Başvurusu (B. No: 2013/8745)
  • İsa Reçber Başvurusu (B. No: 2013/4518)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.