İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bilal Çiçek Başvurusu (B. No: 2014/29)

1. Başvuru, üçüncü kişiler tarafından darp iddiasıyla ilgili

Başvuru No2014/29Tarih13 Temmuz 2016Okuma21 dk · 4.133 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Bilal Çiçek Başvurusu

Karar tarihi
13 Temmuz 2016
Başvuru Numarası
2014/29
R.G. Tarih ve Sayı
12/10/2016 - 29855
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.133 kelime·21 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, üçüncü kişiler tarafından darp iddiasıyla ilgili

olarak yapılan yargılamada zamanaşımından düşme kararı verilmesi nedeniyle

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 26/12/2013 tarihinde Anamur Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formunun ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/3/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 9/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 21/3/2016 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesi tarafından başvurunun kabul edilebilirliği hakkında bir karar

verilmediği, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 71. maddesinin (1) numaralı fıkrası

uyarınca ancak kabul edilebilirlik hakkında bir karar verildikten sonra görüş

bildirilebileceği belirtilerek başvuru hakkında herhangi bir görüş

sunulmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi’nden (UYAP)elde edilen bilgilere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvuru konusu olayların meydana geldiği tarihte 30 yaşında

olan başvurucu, Anamur’da ikamet etmektedir.

8. Başvurucu ile amcasının oğlu İ.Ç. arasında arazi ihtilafı

bulunmaktadır.

1. Olayla İlgili Sanık N.K. Hakkında Yapılan

Soruşturma

9. Başvurucu 30/3/2005 tarihinde darbedilmiştir.

Başvurucunun Anamur Devlet Hastanesine götürülmesi üzerine Anamur Cumhuriyet

Başsavcılığının 2005/473 Hazırlık sayılı dosyasında resen soruşturma

başlatılmıştır.

10. 30/3/2005 tarihinde saat 18.00'de düzenlenen olay yeri

tespit tutanağında ve krokisinde, olayın meydana geldiği Dragon Çayı’na 5 m

mesafede 20 cm çapında kan izi bulunduğu belirtilmiştir.

11. Sanık N.K. 31/3/2005 tarihinde Anamur Sulh Ceza Mahkemesi

tarafından tutuklanmıştır.

12. Sanık 3/5/2005 tarihli celsede Anamur Asliye Ceza Mahkemesi

tarafından tahliye edilmiştir.

2. Başvurucunun Adli Raporları

13. Mersin Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 26/8/2005 tarihli

raporunda, 30/3/2005 tarihinde yapılan muayenesinde, kafa arkasında 2-3 cm’lik, solda 9-10 cm’lik, vertekste (kafanın en üst noktası) 2-3 cm’lik,kafa

arka solda 4-5 cm’lik skalp

(saçlı deri) kesisi, sol el 3. parmak dorsal volerde (el ayası) üçer cm’lik kanamalı yara, ekstansör tendon kesisi, sol el sırtında

yaygın hematom ve erezyon,

sağ el 2. ve 3. parmaklardasıyrıklar, sol kalçada 2x3

cm’lik erezyon, sol

baldırda 1x6 cm’lik ekimoz,

sırtın solunda, sol omuzda yaygın ekimoz, göğüs önde

1x15 cm’lik ekimoz mevcut

olduğu, yatırılarak takibe alındığı, genel anestezi altında sütür

uygulandığı, 5/4/2005 günü taburcu edildiği kayıtlı olmakla arızasının; şahsın

hayatını tehlikeye maruz kılmadığı, 15 gün mutad

iştigaline engel teşkil edeceği, uzuv tatili yönünden rapor tanzimi için olay

tarihinden 18 ay sonra şahsın müracaatının uygun olacağı kayıtlıdır.

14. Başvurucunun on sekiz ay sonra uzuv tatili yönünden adli

muayene raporunun aldırıldığına dair başvuru dosyası ve UYAP kayıtlarında bir

bilgi ya da belge bulunmamaktadır.

3. Sanık N.K. Hakkında Açılan Kamu Davası

15. Anamur Cumhuriyet Başsavcılığının 4/4/2005 tarihli ve

E.2005/221 sayılı iddianamesiyle sanık N.K. hakkında kasten yaralama suçundan

Anamur Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İddianame şöyledir:

“Sanığın (N.K.), eniştesi İ.Ç. ile İ.nin amcasının oğlu müşteki (başvurucu) arasında husumet

bulunduğu, suç tarihinden birkaç gün öncesinde müşteki ile İ.nin

husumet nedeniyle yaptıkları tartışma sırasında müştekinin İ.ye hakaret

etmesine kızgınlık duyan sanığın, suç tarihinde müştekinin yanına giderek,

sanığın müştekiyi taş, sopa ve tekme ile darp ederek hayati tehlike geçirecek

şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği, müşteki beyanı, sanık ikrarı, doktor

raporu ve tüm hazırlık evrakı kapsamından anlaşılmakla … sanığın

cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur.”

16. Açılan kamu davası Anamur Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/146

sayılı esasına kaydedilmiştir

4. Müşteki (Başvurucu) Beyanları

17. 30/3/2005 tarihinde saat 17.50'de kolluk görevlileri

tarafından başvurucunun olay sonucunda kaldırıldığı hastanede bulunduğu sırada

ifade verecek durumda olmadığına dair tutanak düzenlenmiştir.

18. Başvurucu 15/9/2005 tarihli Mahkemedeki beyanında, sanığın

eniştesi olan İ.Ç.nin amcasının oğlu olduğunu,

sabahleyin babası ve arkadaşı H.K. ile çilek tarlasına giderken yolda babasının

kendilerinden ayrıldığını, arkadaşı H.K. ile birlikte tarlada çalıştıklarını,

öğleden sonra saat 15.00 civarında işlerini bitirdiklerini, H.K.nin

evine gitmek üzere yola çıktığını, ırmak kenarında dinamoyu kapatmaya giderken

N.K., İ.K., S.K. A.Y. ve D.A.K.nin ellerinde

sopalarla kendisine saldırdıklarını söylemiştir.

19. Başvurucunun 5/12/2005 tarihli Cumhuriyet savcılığındaki

beyanı da aynı mahiyettedir.

5. Sanıklar S.K., İ.Ç., D.A.K. ve A.Y Hakkında

Açılan Kamu Davaları

20. Anamur Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başvurucunun

duruşmadaki beyanları nazara alınarak suç ihbarında bulunulması üzerine

başvurucunun ifadesinde adı geçen diğer şüpheliler N.K. İ.Ç., D.A.K. ve A.Y.

hakkında başvurucuyu darbettikleri iddiasıyla Anamur

Cumhuriyet Başsavcılığının 19/10/2007 tarihli ve E.2007/730 sayılı

iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. Açılan dava Anamur Asliye Ceza

Mahkemesinin 2007/425 sayılı esasında kayıtlı iken Mahkemenin 6/3/2008 tarihli

kararıyla her iki dosya birleştirilerek yargılamaya E.2005/146 sayılı dosya

üzerinden devam edilmiştir.

6. Sanıkların Savunmaları

21. Sanık N.K. 30/3/2005 tarihli kollukta, 31/3/2005 Cumhuriyet

Savcılığında ve sorgu hâkiminde, 3/5/2005 tarihli duruşmadaki savunmalarında;

eniştesi olan İ.Ç. ile İ.Ç.nin amcasının oğlu olan

E.Ç. ve Bilal Çiçek’in (başvurucu) iki üç gün önce münakaşa ettiklerini

duyduğunu, 30/3/2005 tarihinde bu durumu öğrendiğini, Bilal Çiçek’le dere

kenarında karşılaştığını, "Ayıp değil

mi enişteme terbiyesizce laflar söylüyorsunuz?" dediğini,

kendisine küfrederek kolundaki cekete elini atınca silah ya da bıçak çekeceğini

zannederek yerden aldığı odun parçası ve taşla kafa, göğüs ve bacağına

vurduğunu söylemiştir.

22. Sanıklar S.K., İ.Ç., D.A.K. ve A.Y. 6/3/2008 tarihli

duruşmadaki savunmalarında olay günü olay yerinde bulunmadıklarını söyleyerek

suçlamaları reddetmişlerdir.

7. Tanık Beyanları

23. Başvurucunun arkadaşı H.K. 15/9/2005 tarihli duruşmadaki

beyanında, olay günü başvurucu ile birlikte saat 15.00’e kadar tarlada

çalıştıktan sonra kendisinin ana yolda başvurucuyla buluşmak üzere ayrıldığını,

başvurucunun dinamoyu kapatmaya gittiğini, başvurucunun yanında beş kişi

gördüğünü, birinin beyaz Toros marka bir araçla, diğerlerinin de yaya olarak

kaçtığını, bu kişilerden D.K. ve İ.Ç. isimli olanlarını tanıdığını, diğer üçünü

tanımadığını, kaçanlardan ikisinin elinde sopa olduğunu gördüğünü, sopalı

kişilerden birinin İ.Ç. olduğunu, kendisinin bulunduğu yerle olay yeri arasında

200 m kadar mesafe olduğunu, aralarında geçen konuşmayı duymadığını

söylemiştir.

24. Başvurucunun komşusu tanık M.T. 15/9/2005 tarihli celsedeki

beyanında, olay günü çilek ilaçlamak için başvurucudan ilaç motoru aldığını,

motoru çalıştıramayınca başvurucunun yanına gelmek üzere hareket ettiğinde

yolda elleri sopalı beş kişi gördüğünü, birlikte başvurucuyu dövdüklerini, daha

sonra H.K.nin ıslık çalarak yapmayın diye bağırması

üzerine kaçtıklarını söylemiştir. Kendisinin olay yerine 50 m mesafede

olduğunu, sanık N.K.nin dayısı R.K.nin

beyaz bir arabayla gelerek sanığı araca aldığını, diğer dört kişinin ise yaya

olarak kaçtıklarını, başvurucunun kardeşi E.Ç. ile H.K.nin

ve birkaç kişinin daha gelerek başvurucuyu taksiye bindirip hastaneye

götürdüklerini söylemiştir.

25. Başvurucunun babası tanık M.Ç. 15/9/2005 tarihli celsede ifadesinde;olay günü oğlu Bilal, komşuları H.K. ile

birlikte çilek tarlasına doğru gittiklerini, kendisinin tarladan ayrılarak bir

cenazeye gittiğini, oğlu Bilal ve tanık H.K.nin

tarlada kaldıklarını, cenaze evinde N.K.nin dayısı

R.K.ye birinin telefon açtığını, R.K.nin cenaze

evinden ayrıldığını, bir süre sonra geri gelerek oğlumu yeğenlerinin dövdüğünü

ölmediyse git bak dediğini, oğlu Bilal’i H.K. ve diğer oğlu E.Ç.nin

alıp hastaneye götürdüklerini duyduğunu, oğlunun başına olay nedeniyle 35 dikiş

atıldığını beyan etmiştir.

26. Sanık N.K.nin teyzesinin oğlu

tanık S.B. 15/9/2005 tarihli duruşmadaki ifadesinde; olay günü N.K.nin kendisini çağırarak Akine

Köprüsü’ne götürmesini istediğini, Köprü’de

başvurucunun kardeşi E.Ç. ile N.K.nin

karşılaştıklarını, E.Ç.nin, "Kardeşimi sen mi dövdün?" diye N.K.ya sorduğunu, onun da "Hayır ağabeyim dövdü." şeklinde cevap

verdiğini söylemiştir.

27. Tanık C.K. 15/9/2005 günlü celsedeki beyanında; olayı

görmediğini, olay günü bir yakınının taziye ziyaretine gittiğini, yeğeni N.K.nin kendisini arayarak buluştuklarını, ne olduğunu

sorduğunda Bilal Çiçek’i dövdüklerini, öldü mü bilmiyorum, beni Ormancık

Köprüsü’ne götür dediğini belirtmiştir.

8. Kovuşturma Sonucunda Verilen Kararlar

28. Mahkemenin 4/6/2009 tarihli ve E.2005/146, K.2009/470 sayılı

kararıyla tüm sanıkların 765 sayılı Kanun’un 456. maddesinin birinci fıkrası

uyarınca 1.800 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“…

İddia, Sanık savunmaları, Katılan beyanı ve

tüm dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirildiğinde; Sanıkların, Katılanı

yaraladıkları ve böylelikle üzerlerine atılı kasten yaralama suçunu işledikleri

sabit olmuştur.

Sanıkların eylemi 765 sayılı yasanın 456/1,

maddesi kapsamında kalmakta olup, 765 sayılı yasa ve 647 sayılı yasaya göre

sanıklar hakkında hüküm kurulduğunda sanıkların sonuç olarak 1.800'er TL Adli

Para Cezası ile Cezalandırılmaları sonucu ortaya çıkmaktadır. 01.06.2005

tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı yasaya göre sanıkların eylemi

değerlendirildiğinde ise; Sanıkların eylemi 5237 sayılı yasanın 86/1 maddesi

kapsamında kalmaktadır. Bu suç için öngörülen ceza ise 1 yıldan 3 yıla kadar

hapis cezasıdır, 765 sayılı yasada sanıkların üzerine atılı suçun alt ve üst

sınırları ile 765 sayılı sayılı yasanın 647 sayılı yasa ile birlikte

uygulanması durumunda 765 sayılı yasanın sanıkların daha lehine sonuç doğurduğu

anlaşıldığından sanıklar hakkında 765 sayılı ve 647 sayılı yasanın

uygulanmasına karar vermek gerekmiştir.

…

Sanıkların, Katılanın zararlarını gidermemiş

olması nedeniyle sanıklar hakkında 5271 sayılı CMK'nın

231 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek iddia makamının

mütalaasına uygun olarak aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.”

29. Kararın temyiz edilmesi üzerine hüküm Yargıtay 3. Ceza Dairesinin

18/1/2012 tarihli ve E.2011/24396, K.2012/1558 sayılı kararıyla bozulmuştur.

Bozma kararı şöyledir:

“…

1-) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kurumuna ilişkin uygulama esasları ve koşullarının belirlendiği Yargıtay Ceza

Genel Kurulu'nun Dairemizce de benimsenen 03.02.2009 tarih, 2008/11-250 E,

2009/13 K. sayılı kararında ‘suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı

zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesinde

zarar yönünden, kanaat verici basit bir araştırmayla belirlenecek maddi

zararların esas alınması, manevi zararların bu kapsama dahil edilmemesi

gerektiği’ görüşünün benimsenmesi dikkate alınarak mahkeme tarafından mağdurda

meydana gelen zarar, kanaat verici ve basit bir araştırmayla saptanıp, sanıktan

tespit olunan bu zararı giderip gidermeyeceği sorulup ve diğer koşulların da

mevcudiyeti halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili olarak bir

karar verilmesi gerekirken, belirtilen eksiklikler yerine getirilmeden ve

denetime imkan verecek şekilde bir değerlendirme yapılıp, hükümde ‘sanıkların

müdahilin zararlarını gidermedikleri anlaşıldığından...’ biçimindeki gerekçeyle

sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar

verilmesi,

2-) Gerekçeli kararda suçun işlendiği zaman

dilimi, yine tutuklu kalınan tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı

hususları gösterilmeyerek C.M.K.'nun 232/1-c-d

maddesine muhalefetedilmesi,

3-) Hükmün başında sanık S.K.nin

açık kimliğine yer verildiği halde hüküm fıkrasında bu sanıkla ilgili kararın

ne olduğu, uygulanan kanun maddeleri, verilen ceza miktarı açıkca

gösterilmemek suretiyle hükümde çelişki yaratılması,

…”

30. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkeme

11/10/2012 tarihli ve E.2012/536, K.2012/1027 sayılı kararıyla sanıklar

hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar

vermiştir. Düşme kararının gerekçesi şöyledir:

“…

İddia, katılan beyanı, sanıklar savunmaları,

tanıklar anlatımı, bozma ilamı, hekim ve tıbbi raporlar, adli sicil kayıtları,

nüfus kayıt örnekleri ve tüm dosya kapsamı incelendiğinde;sanıkların

30/03/2005 tarihinde işledikleri iddia edilen müessir fiil (yaralama) suçundan

765 sayılı TCK'nin 456/2 maddesi uyarınca cezalandırılması talep edilmişse de

açılan kamu davasında suç tarihinin 30/05/2005 tarihi olduğu ve suç tarihine

göre sanıkların lehine olan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 102/4. ve 104/2.

maddeleri gereğince zaman aşımı suresinin (uzayan zaman aşımı süresi)

30/09/2012 tarihinde dolduğu anlaşıldığından sanıklar hakkındaki kamu davasının

gerçekleşen dava zaman aşımı nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanununun223/8 maddesi gereğince ayrı ayrı düşmesine kararvermek

gerekmiş ve buna uygun aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”

31. Bu karar, başvurucu tarafından süresi içinde temyiz

edilmiştir.

32. Başvurucu 26/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

33. Başvurucu tarafından temyiz edilen hüküm bireysel başvuru

yapıldıktan sonra Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/10/2014 tarihli ve

E.2014/28464, K.2014/34743 sayılı ilamıyla onanmıştır.

B. İlgili Hukuk

34. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun

456., 102. ve 104. maddeleri şöyledir:

“Madde 456 -

(Değişik: 6123 – 9/7/1953) Her kim katil kasdiyle

olmaksızın bir kimseye cismen eza verir veya sıhhatini ihlâle aklî

melekelerinde teşevvüş husulüne sebep olursaaltı

aydan bir seneye kadar hapsolunur.

Fiil, havastan veya âzadan

birinin devamlı zaafını yahut söz söylemekte devamlı müşkülâtı veya çehrede

sabit bir eseri yahut yirmi gün ve daha ziyade aklî veya bedeni hastalıklardan

birini veya bu kadar müddet mütat iştigallerine devam

edememesini mucip olmuş veya hayatını tehlikeye mâruz

kılmış veya gebe bir kadın aleyhine işlenip de vaktinden evvel çocuk doğmasını

intaç etmiş ise ceza iki seneden beş seneye kadar hapistir.

...

Madde 102 - (Değişik:

3531 – 29/6/1938) Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında

hukuku âmme davası:

…

4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı âmmeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para

cezasını müstelzim cürümlerde beş sene

… geçmesiyle ortadan kalkar.

…

Madde 104 (Değişik: 3038 – 11/6/1936) Hukuku âmme davasının müruruzamanı, mahkûmiyet hükmü yakalama,

tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar

huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına

dair olan karar veya C. Müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame

ile kesilir.

Bu halde müruruzaman, kesilme gününden

itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruruzamanı kesen muameleler müteaddid ise müruruzaman bunların en sonuncusundan

itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruruzaman müddetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen

olan müddetlerin yarısının ilâvesile baliğ olacağı

müddetten fazla uzatamaz.”

35. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Duruşmanın sona ermesi ve hüküm”

başlıklı 223. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir.

“Türk Ceza Kanununda

öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının

gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 13/7/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu, sanıkların kendisini ciddi şekilde darbettikleri olayda kamu davasının zamanaşımı nedeniyle

düşmesine karar verilmesi ve başvuru sırasında dosyanın hâlen Yargıtayda derdest olması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş; ihlalin tespiti ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

nitelendirmesini kendisi takdir eder(Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de

adli raporlara göre başvurunun üçüncü kişilerin fiilleri nedeniyle maruz

kaldığı saldırı sonucunda hayati tehlike geçirmeyecek ve basit tıbbi müdahale

ile giderilemeyecek nitelikte yaralanmış ve işkence ve kötü muamele yasağına

ilişkin asgari ağırlık eşiğini aşmıştır. Başvurucu, insan onuruna aykırı bu

eylem neticesinde bedensel ve ruhsal yönden acı çekmiş, bir aya yakın bir süre

hastanede yatarak tedavi gördükten sonra taburcu edildiğinden eylem çok ağır ve

zalimane mahiyet taşımadığından eziyet yasağı kapsamında değerlendirilen olayda

devletin maddi yükümlülüğünün ihlali ile ilgili bir şikâyetin söz konusu

olmaması ve böyle bir durumun da saptanmaması nedeniyle incelemenin Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul

yükümlülüğü ile sınırlı olarak yapılmasına karar verilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

39. Bireysel başvurunun yapıldığı tarihte kararın henüz

kesinleşmemesi nedeniyle başvuru yolları tüketilmemiş ise de Anayasa

Mahkemesinin Abdullah Akyüz kararında

açıklandığı üzere (G.K., B. No:

2013/9352, 2/7/2015, §§ 31-33) bireysel başvuru sürecinde söz konusu hükmün

Yargıtay tarafından 30/10/2014 tarihinde onanarak kesinleştiği, somut olayın

koşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan işkence

ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

41. Başvurucu, üçüncü kişilerin eylemleri nedeniyle yaralandığı

olayda sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine

karar verilerek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

42. Bakanlık, başvuruya ilişkin görüş bildirmemiştir.

a. Genel İlkeler

43. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin

birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

44. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında,

devletin, pozitif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan tüm bireylerin

maddi ve manevi varlığını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin

gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı

koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her

türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 105; Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).

45. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletin pozitif

yükümlülüklerinin özel kişilerin eylemlerini de içerdiğini belirtmiştir.

Devlet, kamu görevlilerinde olduğu gibi özel kişiler tarafından

gerçekleşebilecek kötü muamelelere karşı da yeterli korumayı ve yasal çerçeveyi

sağlamakla yükümlüdür (Denis Vasilyev/Rusya,

B. No: 32704/04, 17/12/2009, § 98; Yehovanın Şahitleri Gldani Cemaatinin 97 Üyesi ve

diğer 4 kişi/Gürcistan, B. No: 71156/01, 3/5/2007, § 96; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No:

13134/87, 25/3/1993, § 26-28; A/Birleşik

Krallık, B. No: 100/1997/884/1096, 23/9/1998, §§ 22-24; X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80,

26/3/1985, § 27).

46. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir boyutunu oluşturan usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın

temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde

uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının

karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için

hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir

ve diğerleri, 110).

47. Buna göre bireyin, hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17.

maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin

savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu

olanaklı olmazsa bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle

gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktan

yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olacaktır. Bazen yeterli soruşturma yapılmamış olması bile tek başına kötü

muamele teşkil edebilecektir. Bu bağlamda şikâyet yapıldığında ya da şikâyet

yapılmasa bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli belirtiler

olduğunda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde kamu denetimine tabi

olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir

(Tahir Canan, § 25).

48. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen

idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu

hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

değildir ( Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

49. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek

için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma; bağımsız, hızlı

ve derinlikli bir şekilde yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay

ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da

kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 114).

50. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan

soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir.

Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen

sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötü

muameleye yönelik soruşturmalarda, hukuk devletine bağlılığın sağlanması,

hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın

azami bir hız ve özenle yürütülmesi gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 119).

51. Bu tür olaylarla ilgili cezai soruşturmaların etkililiğini

sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap

verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine

açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, mağdurların meşru menfaatlerini

korumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).

52. Mahkemelerin, yargıya ve adalete olan güveni sürdürülebilir

kılmak amacıyla kovuşturmaların kısa sürede sonlandırılması, özellikle işkence

ve kötü muamele niteliğindeki fiillerin zamanaşımına uğramaması için ellerinden

gelen tüm gayreti sarf etmeleri ve tüm araçlara başvurmaları gerekir. Kötü

muamele iddialarına ilişkin bir ceza davası söz konusu olduğunda, yetkililer

tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde genel olarak

kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak sayılabilir ve

kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü hoşgörüden

kaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 116).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

53. Başvurucu, fiziksel saldırıya maruz kalması üzerine yaralama

suçundan sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine

karar verilmesi nedeniyle eylemin cezasız kaldığını ileri sürmüştür.

54. Başvurucu 30/3/2005 tarihinde darbedilmiştir.

Kaldırıldığı hastanede kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre ifade

verecek durumda olmayan başvurucunun beyanları alınmamıştır. Kolluk tarafından

aynı gün saat 18.00’de olay yeri tespit tutanağı düzenlenmiş ve olay yeri

krokisi çizilmiş; yine kolluk tarafından ifadesi alınan şüpheli N.K. suçu

üstlenmiştir. Anamur Sulh Ceza Mahkemesinin 31/3/2005 tarihli sorgusuyla

şüpheli N.K. tutuklanmıştır. Başvurucunun geçici adli raporu temin edilerek

4/4/2005 tarihinde şüpheli N.K. hakkında kasten yaralama suçundan kamu davası

açılmıştır. Ancak dosyadaki bilgi ve belgelere göre yürütülen soruşturmanın,

yaralama olayının nedenini ve sorumlularının ortaya çıkarılma imkânını

zayıflatan ve derinliğine etki eden birtakım eksikliler taşıdığı

gözlemlenmiştir.

55. Öncelikle olayı takiben hastaneye kaldırılan başvurucunun

yaralanması nedeniyle olay günü ifadesi alınamamış ise de Mersin Adli Tıp Şube

Müdürlüğünün raporuna göre 5/4/2005’te hastaneden taburcu edilen başvurucunun

ifadesi soruşturma boyunca alınmamıştır. Maruz kaldığı eylemin nasıl ne zaman

kimler tarafından işlendiği, tanık bulunup bulunmadığı gibi uyuşmazlığın

aydınlatılmasında en önemli bilgi sahibi olan başvurucunun ifadesinin alınması

için bir girişimde bulunulmadığı anlaşılmıştır. Etkili soruşturmanın

unsurlarından biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği

sağlamak ve mağdurların meşru menfaatlerini korumak için bu sürece etkili bir

şekilde katılmalarıdır. Somut olay bu açıdan değerlendirildiğinde başvurucunun

ifadesinin alınmayarak soruşturmaya katılmasının sağlanmaması nedeniyle Anamur

Asliye Ceza Mahkemesinin 15/9/2005 günlü celsesinde başvurucu ve bazı

tanıkların ifadeleri alındıktan sonra olaya katıldığı ileri sürülen diğer

şüpheliler hakkında Mahkemece Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda

bulunulmuş, olaydan neredeyse iki buçuk yıl sonra 19/10/2007’de ikinci

iddianame düzenlenmiştir. Başvurucunun soruşturmaya etkili bir şekilde

katılımının sağlanmaması, hem delillerin toplanmasını

hem de bazı şüpheliler hakkında kamu davasının açılmasının gecikmesine yol

açmıştır.

56. Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda sıklıkla

vurguladığı üzere (bkz. § 49) yürütülecek soruşturmaların makul bir sürat ve

özenle yapılma yükümlülüğü bulunmaktadır. Soruşturmanın makul bir özen ve

süratle yapılıp yapılmadığına ilişkin tespit; başvuru konusu olayın

koşullarına, soruşturmadaki şüpheli sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın

karmaşıklık derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da

güçlüklerin bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir.

57. Burada önemli olan husus, soruşturmaların yürütülmesinde

-sonuçta verilen kararın niteliğinin ne olduğunun önemi olmaksızın- özelde

başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki diğer bireylerin hukukun

üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha

gösterildiği ya da bu tür eylemlere kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin

engellenmesi açısından soruşturmada yeterli sürat ve özenin gösterilip

gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır.

58. Şüpheliler hakkında açılan her iki kamu davası

birleştirilerek Anamur Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama

sonucunda 4/6/2009 tarihli kararla tüm sanıkların mahkûmiyetlerine karar

verilmiş, hükmün sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza

Dairesinin 18/1/2012 tarihli kararıyla 2 yıl 7 ay sonra bozulmuş, bozmadan

sonra yapılan yargılamada Mahkemenin 11/10/2012 tarihli kararıyla davaların

zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiş, verilen bu kararın başvurucu

tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/10/2014

tarihli ilamıyla yaklaşık iki yıl sonra onanarak kesinleşmiştir. Sanık N.K. hakkında

kamu davasının açıldığı 4/4/2005’ten sonra 9 yıl 6 ay 26 gün sonra düşme kararı

kesinleşmiştir.

59. Somut olayda, iki dereceli yargılama sürecinde başvurucunun

davanın hızlı ve etkili bir şekilde sonuçlanmasındaki menfaati ve gecikmesinde

hiçbir dahlinin olmaması, davada sanık sayısının az olması ve davanın çok

karmaşık olmaması gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda soruşturmada

başvurucunun ifadesinin alınmaması ve temyiz aşamasında yaşanan gecikmeler

nedeniyle dokuz yılı aşan kovuşturmanın uzun olduğu anlaşılmaktadır. Bunun da

ötesinde, davadaki tüm sanıklar hakkında Mahkeme tarafından verilen ilk

mahkûmiyet kararının esasa ilişkin temyiz nedenleri reddedilerek sadece usule

ilişkin gerekçelerle bozulmuş olması da eziyet mahiyetindeki eylemin cezasız

kalmasına yol açmış; özelde başvurucunun ve genel olarak da toplumdaki diğer

bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesine engel olarak

hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı

görünümünün verilmesine neden olmuştur.

60. Başvurucunun soruşturma aşamasında ifadesinin alınmaması ve

yargılamanın uzun sürerek zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi sebebiyle

etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

61. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

63. Başvurucu işkence ve kötü muamele yasağının ihlalinin

tespiti ve 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

64. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

65. Eziyet nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek

olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

66. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan eziyet yasağının usul yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/7/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Hüseyin

MECEK

Başvurucu

:

Bilal ÇİÇEK

Vekili

:

Av. Ahmet

BIYIKLI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/29, 13 Temmuz 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  12. B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  14. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Necipoğlu
  16. Gökcan
  17. Mecek
  18. Bıyıklı
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/29
Tarih
13 Temmuz 2016

İlgili Kararlar

  • Aydın Öner Başvurusu (B. No: 2014/13415)
  • Levent Karaca Başvurusu (B. No: 2013/9131)
  • Metro Turizm Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/2481)
  • Cemal Halis Başvurusu (B. No: 2014/118)
  • Mehmet Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/1296)
  • Mehmet Sıddık Güneşoğlu Başvurusu (B. No: 2014/7571)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.