İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bilal Turan ve Diğerleribaşvurusu (B. No: 2013/7418)

1. Başvuru, başvurucuların yakınlarının Hidro Elektrik

Başvuru No2013/7418Tarih31 Mart 2016Okuma32 dk · 6.320 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Bilal Turan Ve Diğerleribaşvurusu (3)

Karar tarihi
31 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/7418
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.320 kelime·32 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucuların yakınlarının Hidro Elektrik

Santrali (HES) göleti içinde kalan enerji nakil hattı direklerinde meydana

gelen arızanın onarımına giderken geçirdikleri iş kazasında, HES projesinin

geçici kabul işlemlerini yapan kişiler,ilgili elektrik şirketi idarecileri ve

belediye başkanının ihmali nedeni ile hayatlarını kaybetmeleri ve ölüm olayında

ihmali bulunan kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi

nedenleriyle Anayasa'da güvence altına alınan yaşam, adil yargılanma ve etkili

başvuru haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/10/2013 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. 18/2/2014 tarihinde Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. 6/11/2015 ve 25/1/2016 tarihlerinde, aynı başvurucular

tarafından yapılan 2014/1943, 2014/994, 2014/6892, 2014/6893 ve 2014/14064

başvuru numaralı bireysel başvuru dosyalarının konu yönünden hukuki irtibat

nedeniyle 2013/7418 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile

birleştirilmesine, diğer dosyaların kapatılmasına, incelemenin 2013/7418

başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 16/11/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından 16/11/2015 tarihinde,

başvurunun bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine

karar verilmiştir. Bakanlık tarafından 13/1/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunulan görüş başvuruculara 14/1/2016 tarihinde bildirilmiş; başvurucular

Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri, ilgili soruşturma ve

yargılama dosyası içeriği ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların, Aras Elektrik Dağıtım Anonim

Şirketinin (Aras EDAŞ) hizmet alımı sözleşmesi ile bölgedeki elektrik dağıtım

şebekelerinin arıza onarım ve bakım işlerini devrettiği şirkette teknisyen

olarak çalışan yakınları Ahmet Sait Turan ve Şahin Baykal, 3/4/2012 tarihinde

Erzurum ili Aşkale ilçesi Karasu-2 HES göleti (HES göleti) içinde yer alan

enerji nakil hattı direklerinde meydana gelen arızanın onarımı için yola

çıkmışlar; saat 18.00 sularında göl içinde kullandıkları plastik deniz

bisikletinin alabora olması sonucu araç içindeki diğer üç teknisyenle birlikte

suya düşmüşlerdir.

9. Olaya tanık olan bir kişi takriben 18.17’de 155 ve 112

No.lu telefonlara acil yardım çağrısında bulunmuş; olay 18.21’de İl Jandarma

Komutanlığına, 18.30’da Valilik Kriz Merkezine bildirilmiştir. 18.35’te olay

yerine intikal eden İlçe Jandarma Komutanı biri ayrı yerde 4 kişinin su üzerinde

buza tutunmuş vaziyette gördüğünü bildirmiş, 18.39’da Valilik Kriz Merkezine

olay yeri için helikopter ihtiyacı olduğu bildirilmiş, 18.55’te Valilik arama

kurtarma ekibi Aşkale ilçesine hareket etmiş, İlçe Jandarma Komutanı 19.10’da

suda ayrı duran şahsın, 19.20’de de diğer üç şahsın artık görünmediğini

bildirmiştir.

10. Kazazedeler kısmen buz tutmuş gölette yaklaşık 1,5

saat kurtarılmayı beklemiş ancak kendilerine ulaşılamayınca suda

kaybolmuşlardır. Yaşamını kaybeden teknisyenlerin cesetlerine arama kurtarma

ekiplerinin sonraki iki gün yapılan çalışmaları sonucunda ulaşılmıştır.

11. Başvurucular yakınlarının ölümünden sorumlu olanlar

hakkında soruşturma başlatılması için Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığına

(Cumhuriyet Başsavcılığı) şikâyette bulunmuşlardır. Bunun üzerine Cumhuriyet

Başsavcılığı soruşturma başlatmıştır.

12. Başvurucular, ayrıca 2/5/2012 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığına sundukları dilekçede, yakınlarının üç saat su yüzeyinde kalmayı

başardıklarını ve yaşam mücadelesi verdiklerini ancak yetkililerce hiçbir şey

yapılmadığını belirterek, kurtarma çalışmalarında ihmalleri olduğunu

düşündükleri Erzurum Valisi, Aşkale Kaymakamı, Aşkale Belediye Başkanı, Aşkale

İlçe Emniyet Müdürü, İlçe Jandarma Komutanı ve kurtarma çalışmalarında ihmali bulunan

diğer tüm sorumlulardan şikâyetçi olduklarını belirtmişlerdir. Bunun üzerine

Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmıştır.

13. Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu kişiler yönünden

dosyayı işçilerin ölümüne ilişkin yürütülen E.2012/195 sayılı dosyadan tefrik

etmiş ve Cumhuriyet Başsavcılığının E.2012/283 sayılı soruşturma sırasına kayıt

etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı 17/5/2012 tarihinde, şikâyet edilen kişilerin

olay tarihinde yürüttükleri görev nedeniyle isnat edilen suç açısından soruşturma

yapmanın kendi görevi kapsamına girmediğinden bahisle görevsizlik ve dosyanın

yetkili ve görevli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi kararı

vermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, ön inceleme istemiyle dosyayı

İçişleri Bakanlığına göndermiş ve anılan Bakanlıktan 4483 sayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca

verilecek karar, dayanağı belgeler ile birlikte gerekçeli raporun

gönderilmesini istemiştir. Anayasa Mahkemesinin daha önce karara bağladığı

2013/2075 numaralı başvuruya konu edilen soruşturmada İçişleri Bakanlığı,

ilgili kişiler hakkında soruşturma izni verilmemesine karar vermiş ve anılan

karara yapılan itiraz Danıştay Birinci Dairesince reddedilmiştir.

14. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, yine 2012/195

numaralı soruşturma kapsamında, 16/4/2012 tarihinde, yaşanan kazadan sorumlu

olduğu düşünülen diğer kişilerin yanı sıra, Enerji ve Tabii Kaynaklar

Bakanlığında (Enerji Bakanlığı)görevli Karasu-2 HES projesi geçici kabul heyeti

üyeleri hakkında da soruşturma izni talep edilmiştir. Aşkale Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından anılan Bakanlığa gönderilen talep yazısında, iş

kazasının meydana geldiği Karasu-2 HES projesi ile ilgili geçici kabul

işlemlerinin yapıldığı, ancak enerji yüklü nakil hatlarının Karasu-2 HES gölet

alanında kaldığı halde geçici kabul tutanağında bu hususa ilişkin çekince

konulmadığı ve diğer sebeplerle görevin kötüye kullanıldığından bahisle geçici

kabul tutanağında imzaları bulunan kişiler hakkında soruşturma izni talep

edilmiştir.

15. Cumhuriyet Başsavcılığı 24/4/2012 tarihinde, söz

konusu kişiler yönünden dosyayı, işçilerin ölümüne ilişkin yürütülen E.2012/195

sayılı dosyadan tefrik etmiş ve Cumhuriyet Başsavcılığının E.2012/215 sayılı

soruşturma sırasına kaydetmiştir

16. Enerji Bakanlığının 25/5/2012 tarihli kararında,

konuya ilişkin geçici kabul heyeti üyelerinin görüşlerinin ve "HES

Projelerinin DSİ ile Enerji Bakanlığı Tarafından Proje Onayı, Denetim ve Kabul

İşlemlerinin Yapılmasına Dair Protokol"ün ek olarak yer aldığı "Ön

İnceleme Raporu" esas alınarak Karasu-2 Regülatörü ve HES projesinin

inşaatı tamamlandıktan sonra göletin su alma yapısı, iletim kanalı, cebri boru

ve yükleme havuzu ile ilgili kontrol ve kabul işlemlerinin Devlet Su İşleri

Genel Müdürlüğünce (DSİ) yapıldığı, Enerji Bakanlığı teknik heyetinin sadece

elektrik üretimi ile alakalı kısımların kontrol ve kabul işlemlerini

gerçekleştirdiği belirtilerek, söz konusu HES projesinin geçici kabulü ile

görevlendirilen teknik heyetin elektrik hatlarının gölet alanı içinde kalması

ile ilgili herhangi bir değerlendirme yapma görev ve sorumluluğu bulunmaması

nedeniyle soruşturma izni verilmesine gerek bulunmadığına karar vermiştir.

17. Başvurucular bu karara karşı Ankara Bölge İdare

Mahkemesine itirazda bulunmuşlardır. Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 9/1/2013

tarihli ve E.2012/484, K.2013/11 sayılı kararında "ön inceleme raporu

ve eki belgelerde yer alan tespitlerin isnat edilen eylemden dolayı Cumhuriyet

Başsavcılığınca hazırlık soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelik ve

yeterlikte olmadığı anlaşıldığından, adı geçen hakkında soruşturma izni

verilmemesine ilişkin karara karşı itirazın reddine" karar

verilmiştir.

18. İtirazın Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafından

reddi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığı, 26/11/2012 tarihli ve Soruşturma

No:2012/215, K.2012/364 sayılı kararında Enerji Bakanlığı yetkililerine ilişkin

başlamış bir soruşturma bulunmadığından inceleme yapılmasına yer olmadığına

"itiraz yolu kapalı olmak üzere", kamu görevlisi olmayan diğer

şüpheliler hakkında üzerlerine atılı suçun unsurları oluşmadığından kamu adına

kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ise itiraz yolu açık olmak üzere karar

vermiştir.

19. Bu karara başvurucular 2/1/2013 tarihli dilekçeleri

ile itiraz etmişlerdir. Oltu Ağır Ceza Mahkemesi 28/1/2013 tarihli ve 2013/17

Değişik İş sayılı kararında yapılan soruşturmanın olaya göre oldukça yetersiz

olduğu ifade edildikten sonra "maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek

şekilde tespiti açısından şüphelilerin taksirle adam öldürme suçunu işleyip

işlemediğinin tespiti için geçici kabul heyetinin Karasu 2 HES projesi ile

ilgili yaptıkları geçici kabulün gölet içerisinde kalan direkleri kapsayıp

kapsamadığını, kapsıyorsa geçici kabul tutanağında bu hususa ilişkin çekince

koymadıklarından ve "Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği"

kapsamında ifade edilen can ve mal emniyeti ile ilgili şartlar sağlanmadığı da

göz önüne alınarak sonuca göre şüphelilerin hukuki durumlarının tayini

gerekirken KYOK verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşıldığından

itirazın kabulü ile KYOK kararının kaldırılmasına" karar verilmiştir.

20. Kovuşturmaya yer olmadığına dair (KYO) kararın

kaldırılması üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı, Enerji Bakanlığı yetkilileri

hakkında 2013/36 sayılı dosya üzerinden taksirle adam öldürme suçundan

soruşturmaya devam etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, bu soruşturma kapsamında

14/5/2013 tarihinde Ankara Talimat Bürosuna hitaben yazdığı talimatnamede,

Enerji Bakanlığı yetkilileri hakkında verilen KYO kararının Oltu Ağır Ceza Mahkemesince

ilgili kişiler hakkında taksirle ölüme neden olmak suçundan da soruşturma

yürütülmesi gerektiği gerekçesiyle kaldırıldığı, buna bağlı olarak Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından yürütülen 2012/195, 2013/36 ve 2012/213 sayılı

soruşturma dosyalarının gönderildiği belirtilmiştir. Söz konusu yazıda,2013/36

sayılı dosya ile ilgili olarak daha önce verilmiş bilirkişi raporu da

incelenmek suretiyle içinde ceza hukuku uzmanı da bulunan yeni bilirkişi

heyetinin özellikle olayın oluş şekli ve şüpheliler ile illiyet bağı hususunun

irdelenerek taksirle ölüme neden olma suçunun oluşup oluşmadığı hususunda rapor

düzenlenmesi istenmiştir. Yazının devamında aynı bilirkişi heyetince 2012/213

sayılı dosya ile ilgili olarak DSİ personeli hakkında taksirle ölüme neden olma

suçunun oluşup oluşmadığı hususunda yine illiyet bağı hususu irdelenerek rapor

düzenlenmesi ve ayrıca DSİ personeli hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı

Kanun bağlamında soruşturma izni verilmiş olması nedeniyle görevi kötüye

kullanma suçunun oluşup oluşmadığı hususunda rapor düzenlenmesi talep

edilmiştir.

21. Bireysel başvuruya konu olayla ilgili olarak olayın

sorumlusu olduğu iddia edilen diğer kişiler yönünden Erzurum Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından E.2013/2229, Soruşturma No: 2013/4607 sayılı dosya

kapsamında 29/4/2013 tarihinde iddianame hazırlanmıştır. Söz konusu iddianamede

"olayda kusuru bulunanların tespiti amacıyla 2/5/2012 ve 24/7/2012

tarihli bilirkişi raporlarının alındığı, 24/7/2012 tarihli bilirkişi raporu

ile, İdeal Enerji şirketinde proje müdürü olarak çalışmakta olan (A.D.K.nın)

baraj göletinde su tutulacağı aşikar olduğu ve direklerin deplase edilmesi için

hazırlanan proje onaylandığı halde gerekli deplaseyi yaptırmamış olması

nedeniyle, Aras Elektrik Şirketinde bakım müdürü olarak görev yapan (T.Y.nin)

gölet alanında kalan dört direğin relokasyonunun takibini yapmamış olması ve

uzun süredir direklerin yer değiştirilmesi işlemi gerçekleştirilmediği halde

gerekli girişim ve eylemde bulunmamış olması nedeniyle, Temel Elektrik Şirketinin

sahibi olan (F.T.) ve aynı şirkette koordinatör mühendis olarak görev yapan

N.G.nin elektrik bakım, onarım ve tamir işlerinin yapımında sorumlu kişiler

olarak onarım işine giden işçilerin uygun olmayan şartlarda ve uygun olmayan

ekipmanlarla arıza mahalline gitmelerini önlememiş ve bununla ilgili işyerinde

iş disiplinini oluşturmamış olmaları nedeniyle, Aras Elektrik Şirketi personel

müdürlüğüne olay tarihinde vekâleten bakan (Ş.T.nin) eğitim için Erzurum'a

giden Aşkale işletme şefi (Y.T.nin) yerine bir yetkili görevlendirmemiş

olmaları nedeniyle, Aras Elektrik Şirketinde il müdürü olarak görev yapan

Z.Ö.nün ise il müdürlüğü bünyesinde yapılan çalışmalarda gerekli organizasyonu

yapmamış ve iş disiplinini sağlamamış olması nedeniyle kusurlu olduğunun belirtildiği,

şüpheliler açısından alınan bilirkişi raporunun somut olaya, oluşa ve toplanan

delillere uygun bulunduğu" belirtilerek haklarında taksirle birden

fazla kişinin ölümüne neden olmak suçundan Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesine

dava açılmıştır. Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi 21/5/2013 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş olup E.2013/121 sayılı dosya üzerinden

yargılamaya devam edilmiştir.

22. Başvurucular, Ankara Bölge İdare Mahkemesinin

9/1/2013 tarihli ve E.2012/484, K.2013/11 sayılı Enerji Bakanlığının soruşturma

izni verilmemesine ilişkin kararına yapılan itirazın reddine ilişkin kararının

13/2/2013 tarihinde kendilerine tebliğinden itibaren süresi içinde 14/3/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Söz konusu başvuru 2013/1942 başvuru

numarası ile kayda alınmıştır. Başvuru hakkında Anayasa Mahkemesinin 4/12/2013

tarihli ve 2013/1942 numaralı kararı ile başvurucuların devletin yaşam hakkını

koruma ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün yerine getirilmediği

yönündeki iddialarının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

23. Başvurucuların, yaşanan iş kazasında kurtarma

faaliyetlerinden sorumlu olan yetkililerin ihmali nedeni ile hayatlarını

kaybettiklerinden ve ölüm olayında ihmali bulunan sorumluların gerekli izin

verilmediği için yargılanamadıklarından bahisle 22/3/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine yapmış oldukları ikinci başvuruda (2013/2075) ise yaşam hakkını

koruma yükümlülüğünün yerine getirilmediği yönündeki iddialarının yine başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna,

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan soruşturma yükümlülüğü

açısından yaşam hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

24. Başvurucular, yukarıda karara bağlandığı belirtilen

iki başvurunun (2013/1942 ve 2013/2075) yanı sıra aşağıda ayrıntısı verilen ve

2013/7418 numaralı başvuruda birleştirilen altı ayrı bireysel başvuruda daha

bulunmuşlardır.

a. 2013/7418 Numaralı Başvuruya Konu Soruşturma

25. Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı, haklarında iddianame

düzenlenenlerin (bkz. § 21) dışında, ilgili elektrik şirketlerinde çalışan

diğer 7 kişi hakkında 1/4/2013 tarihli ek KYO kararı vermiştir. Söz konusu 7

kişi hakkında verilen KYO kararının gerekçesinin "şüpheli sıfatıyla ifadeleri

alınmış ise de adı geçen şüphelilerin her iki bilirkişi raporunda da kusurlular

arasında gösterilmedikleri, böylece şüphelilerin üzerlerine atılı suçu

işlediklerine dair yeterli delil elde edilemediği" olduğu ifade

edilmiştir. Başvurucuların anılan karara karşı Oltu Ağır Ceza Mahkemesine

yaptıkları itiraz, anılan Mahkemenin 17/6/2013 tarihli ve 2013/330 Değişik İş

sayılı kararı ile reddedilmiştir.

26. Anılan karar üzerine başvurucular 3/10/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine üçüncü bir başvuruda bulunmuşlardır.

b. 2014/994 Numaralı Başvuruya Konu Soruşturma

27. Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü soruşturma

kapsamında ayrıca Aşkale Belediye Başkanı için "belediye itfaiye

teşkilatının müdahale için yeterli donanıma sahip olması hususuna önem vermemek"

ve "Belediyeye ait deniz bisikletini resmi belge düzenlemeden kişilere

kullandırtmak" eylemleri nedeniyle İçişleri Bakanlığından soruşturma

izni talep etmiştir.

28. İçişleri Bakanlığının 1/7/2013 tarihli ve Kont. Bşk.

2013/219 sayılı kararı ile izin talebi reddedilmiştir. Başvurucuların bu karara

yaptıkları itirazı inceleyen Danıştay Birinci Dairesi 26/11/2013 tarihli ve

E.2013/1440, K.2013/1528 sayılı kararı ile "Dosyadaki bilgi ve

belgelere göre, olayla ilgili olarak düzenlenen 2.5.2012 ve24.7.2012 tarihli

bilirkişi raporları ile 8.5.2012 tarihli Elektrik Mühendisleri Odası raporunda,

olayın meydana gelmesinde ve olaya müdahale edilmesinde Belediye görevlilerinin

sorumluluğunu gerektirir bir tespite yer verilmediği, olayın haber alınması

üzerine itfaiyeye ait aracın olay yerine intikal ettiği, fakat olaya müdahalede

bot ve dalgıç gerektiği için girişimde bulunulamadığı, müdahalenin İlçe Kriz

Merkezince yürütüldüğü, hayatını kaybeden ve eski bir Belediye çalışanı olan

bir işçinin inisiyatifiyle Belediyeye ait deniz bisikletinin olayda

kullanıldığı, bu nedenlerle ilgililere isnat edilen eylemin, haklarında

soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından"

bahisle soruşturma izni verilmemesine ilişkin yapılan itirazın reddine karar vermiştir.

29. Başvurucular 26/12/2013 tarihinde öğrendikleri bu

karar üzerine süresi içinde 24/1/2014 tarihinde dördüncü bir başvuruda

bulunmuşlardır.

c. 2014/1943

Numaralı Başvuruya Konu Soruşturma

30. Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı, Enerji Bakanlığı yetkilileri

hakkında taksirle ö1üme neden olmak suçundan yürüttüğü soruşturma (bkz. §

20)kapsamında 8/11/2013 tarihli ve Soruşturma No:2013/36, K.2013/314 sayılı

kararında: "...Olayın Karasu 2 Hes sulama göleti içinde kalan elektrik

direğinin arıza yapması nedeniyle, arızayı gidermek üzere deniz bisikleti ile

hareket eden 5 kişinin bindiği deniz bisikletinin alabora olması sonucu meydana

geldiği ve olayda ölüm sebebinin suda boğulma olarak tespit edildiği, ceza

hukukuna göre sorumluluğun doğabilmesi için eylem ve sonuç arasında illiyet

bağının bulunması gerektiği, olayda ölümün şüphelilerin geçici kabul tutanağını

hazırlama aşamasındaki eylemleri ile ilişkilendirilebilecek bir şekilde

doğrudan doğruya gölet alanı içerisinde kalan direkten veya bu direklerde yüklü

bulunan elektrikten kaynaklanmadığı, ölüm sebebinin suda boğulma olduğu ve

şüphelilerin eylemi ile ilişkilendirilebilir bir yönünün bulunmadığı, buna göre

bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere ölüm olayı ile şüphelilerin eylemi

arasında illiyet bağı bulunmadığı, buna bağlı olarak şüphelilerin üzerlerine

atılı taksirle ö1üme neden olmak suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı

anlaşılmakla, şüpheliler hakkında taksirle ölüme neden olmak suçundan 15 gün

içinde Oltu Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itirazı kabil olmak üzere kovuşturmaya

yer olmadığına ... görevi kötüye kullanmak suçu açısından ise kamu görevlisi

olan şüpheliler ... hakkında soruşturma izni verilmemiş olması nedeniyle ...

başlamış bir soruşturma bulunmadığından itiraz yolu kapalı olmak üzere inceleme

yapılmasına yer olmadığına ... " karar vermiştir.

31. Başvurucular, kendilerine 14/1/2014 tarihinde tebliğ

edilen karara karşı, süresi içinde, 13/2/2014 tarihinde, beşinci bir başvuru

yapmıştır.

d. 2014/6892 Numaralı Başvuruya Konu Soruşturma

32. Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı, Devlet Su İşleri geçici

kabul komisyonu üyeleri hakkında yürüttüğü soruşturma (bkz. § 20)kapsamında,

8/11/2013 tarihli ve Soruşturma No:2012/213, K.2013/313 sayılı kararında:

"...Olayın Karasu 2 Hes sulama göleti içinde kalan elektrik direğinin

arıza yapması nedeniyle, arızayı gidermek üzere deniz bisikleti ile hareket

eden 5 kişinin bindiği deniz bisikletinin alabora olması sonucu meydana geldiği

ve olayda ölüm sebebinin suda boğulma olarak tespit edildiği, ceza hukukuna göre

sorumluluğun doğabilmesi için eylem ve sonuç arasında illiyet bağının bulunması

gerektiği, olayda ölümün şüphelilerin geçici kabul tutanağını hazırlama

aşamasındaki eylemleri ile ilişkilendirilebilecek bir şekilde doğrudan doğruya

gölet alanı içerisinde kalan direkten veya bu direklerde yüklü bulunan

elektrikten kaynaklanmadığı, ölüm sebebinin suda boğulma olduğu ve şüphelilerin

eylemi ile ilişkilendirilebilir bir yönünün bulunmadığı, buna göre bilirkişi

raporunda da belirtildiği üzere ölüm olayı ile şüphelilerin eylemi arasın da

illiyet bağı bulunmadığı, buna bağlı olarak şüphelilerin üzerlerine atılı

taksirle ölüme neden olmak suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı

anlaşılmakla, … şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasına yer

olmadığına…" karar vermiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz Oltu Ağır

Ceza Mahkemesinin 1/4/2014 tarihli, 2014/219 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

33. Başvurucular, kendilerine 17/4/2014 tarihinde tebliğ

edilen karara karşı, süresi içinde, 20/5/2014 tarihinde altıncı bir başvuru

yapmıştır.

e. 2014/6893 Numaralı Başvuruya Konu Soruşturma

34. Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı, Enerji Bakanlığı

yetkilileri hakkında yukarıda değinilen 2013/36 sayılı dosya üzerinden taksirle

adam öldürme suçundan devam eden soruşturmada da 2014/6892 sayılı başvuruya

konu soruşturma kapsamında verilen karardakine (bkz. § 32) benzer gerekçelerle

kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Bu karara

karşı yapılan itiraz Oltu Ağır Ceza Mahkemesinin 1/4/2014 tarihli ve 2014/218

sayılı kararı ile reddedilmiştir.

35. Başvurucular, kendilerine 17/4/2014 tarihinde tebliğ

edilen karara karşı, süresi içinde 20/5/2014 tarihinde yedinci bir başvuru

yapmıştır.

f. 2014/14046 Numaralı Başvuruya Konu Soruşturma

36. Başvurucular tarafından aynı olay nedeniyle Aşkale

Belediye Başkanının "görevi kötüye kullanma" suçundan

yargılanması talebiyle yaptıkları şikâyet sonrasında Aşkale Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından yürütülen 2013/26 numaralı soruşturma

sonucunda18/6/2014 tarihli ve 2014/219 sayılı kesin nitelikteki karar ile

"suç isnadında bulunulan Belediye Başkanı hakkında soruşturma izni

verilmesine gerek bulunmadığına karar verildiği, buna ilişkin yapılan itirazın

da Danıştay tarafından reddedildiği" gerekçesiyle "inceleme

yapılmasına yer olmadığına" karar verilmiştir.

37. Başvurucular 23/7/2014 tarihinde tebliğ edilen karara

karşı,süresi içinde 22/8/2014 tarihinde sekizinci bir başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

38. Başvuru konusu olayda şikâyet konusu yapılan “taksirle

öldürme” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarına ilişkin 26/9/2004

tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hükümleri şöyledir:

“Taksirle öldürme

MADDE 85. –

(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden

olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne

ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla

kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır.

…

Görevi kötüye kullanma

MADDE 257. - (1) Kanunda ayrıca suç

olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek

suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da

kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,

kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız

bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı

takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle

kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci

fıkra hükmüne göre cezalandırılır.”

39. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun (CMK) “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi”

başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka

bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu

davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini

araştırmaya başlar."

40. Bununla birlikte memurlar ve diğer kamu

görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı

yargılanabilmeleri izne tabi olup izin vermeye yetkili merciler ve izlenecek

usul 4483 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir.

41. 4483 sayılı Kanun’un “Hazırlık soruşturmasını

yapacak merciler” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Hazırlık soruşturması genel hükümlere

göre yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılır. Ancak

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri,

müsteşarlar ve valiler ile ilgili olarak yapılacak olan hazırlık soruşturması

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili, kaymakamlar ile ilgili

hazırlık soruşturması ise il Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili

tarafından yapılır.”

42. 4483 sayılı Kanun’un “İzin vermeye yetkili merciler”

başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile son fıkrası şöyledir:

“Soruşturma izni yetkisi

…

e) (Değişik : 17/7/2004-5232/1 md.)

Bakanlar Kurulu kararı ile veya Başbakanlık ve bakanlıklar ile bağlı

kuruluşların merkez teşkilâtında görevli olup, ortak kararla atanan memurlar ve

diğer kamu görevlileri hakkında ilgili bakan veya Başbakan,

…

Ast memur ile üst memurun aynı fiile

iştiraki halinde izin, üst memurun bağlı olduğu merciden istenir.”

43. 4483 sayılı Kanun’un “Ön inceleme” başlıklı 5.

maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Ön inceleme, izin vermeye yetkili merci

tarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç denetim

elemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamu

görevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. İnceleme

yapacakların, izin vermeye yetkili merciin bulunduğu kamu kurum veya

kuruluşunun içerisinden belirlenmesi esastır. İşin özelliğine göre bu merci,

anılan incelemenin başka bir kamu kurum veya kuruluşunun elemanlarıyla

yaptırılmasını da ilgili kuruluştan isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi,

ilgili kuruluşun takdirine bağlıdır.”

44. 4483 sayılı Kanun’un “Ön inceleme yapanların

yetkisi ve rapor” başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Ön inceleme ile görevlendirilen kişi

veya kişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütün

yetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza Muhakemeleri

Usulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veya

diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilinde

bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir rapor

düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunarlar. Ön inceleme birden

çok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler raporda gerekçeleriyle ayrı

ayrı belirtilir.

Yetkili merci bu rapor üzerine

soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu kararlarda

gerekçe gösterilmesi zorunludur.”

45. 4483 sayılı Kanun’un “İtiraz” başlıklı 9.

maddesi şöyledir:

“Yetkili merci, soruşturma izni

verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına,

hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa

şikayetçiye bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin

karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi;

soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı

veya şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili merciin

kararının tebliğinden itibaren on gündür.

İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g

(Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için

Danıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde

bulunduğu bölge idare mahkemesi bakar.

İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç

üç ay içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.”

46. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 13.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

47. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen

11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk”

başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille

başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk

kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren

de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

48. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç

ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup

olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza

hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi

tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza

hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı

da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

49. 30.11.2000 tarihli ve 24246 sayılı Resmî Gazete‘de

yayımlanarak yürürlüğe giren “Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği”nin

“Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Yönetmelik, elektrik kuvvetli akım

tesislerinin kurulmasının, işletilmesinin ve bakımının can (insan hayatı) ve

mal emniyeti bakımından güvenlikle yapılmasına ilişkin hükümleri kapsar.”

50. Söz konusu Yönetmeliğin “Kuvvetli akım

tesislerinin güvenliği” başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“Kuvvetli akım tesisleri her türlü

işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike

oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır.

Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de

olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki

bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalıdır ve ilerideki

bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

51. Mahkemenin 31/3/2016 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

52. Başvurucular, meydana gelen ölüm olayında devletin

yaşamı koruma ve sorumlular hakkında etkili bir soruşturma yürütme

yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde

düzenlenen yaşam hakkının; memur yargılamasında öngörülen mecburi idari

soruşturmanın etkili, sonuç alınabilir, işi uzatma ya da özgürlükler aleyhine

kullanma amacı taşımayan bir yol olması gerekirken bunun gözönünde

bulundurulmadığını, soruşturma izni verilmemesi üzerine mahkemelere yapılan

itirazın gerekçesiz bir biçimde reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. ve

40. maddelerinde düzenlenen adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

53. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların, ölümlerin meydana gelmemesi için yetkililer tarafından

gerekli tedbirler alınmadığı, olay hakkında etkili bir ceza soruşturması

yürütülmediğinden bahisle ileri sürdüğü iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

B. Değerlendirme

54. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde şikâyetlerin kabul

edilebilirliği açısından yapılan değerlendirmede Anayasa Mahkemesi ve AİHM

kararlarına göndermelerde bulunularak yaşam hakkı kapsamında “etkili bir

yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün her olayda mutlaka

cezai işlem başlatmayı gerektirmediği, yaşam hakkına yönelik ihlal iddialarının

kasıtlı bir eylem ile gerçekleştirilmediği durumlarda mağdurlara hukuki, idari

ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasının yeterli olabileceği,

temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin

gidermekle yükümlü olmasının kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu

kıldığı öncelikli olarak belirtilmiştir.

55. Görüşün devamında, somut olayda, başvurucuların

ilgili kişiler ve idare aleyhine, idare mahkemeleri nezdinde bir tazminat

davası açtıklarına dair herhangi bir bilgi bulunmadığı, başvuru konusu yapılan

bazı ceza soruşturmalarının hâlen derdest olduğu, ayrıca, olayla ilgili olarak

olayın sorumlusu olduğu iddia edilen diğer bazı kişiler yönünden Erzurum

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlandığı, Erzurum 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin K.2014/298 sayılı kararı ile sanıklar Z.Ö., Ş.T., T.Y.,

F.T.,A.D.K. ve N.G.nin ayrı ayrı 3 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edildiği, söz

konusu hapis cezalarının da 36.450 TL adli para cezasına çevrildiği, dosyanın

halen Yargıtay 12. Ceza Dairesinde E.2015/15915 numarası ile derdest olduğu,

başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği konusunda karar verilirken bu

hususların da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

56. Bakanlığın kabul edilebilirlik konusundaki anılan

görüşüne karşı başvurucular herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

57. Başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin

şikâyetlerinin kabul edilebilirliği hususunda karar verebilmek için somut

olayda, devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkını korumak için

sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem kurma” pozitif yükümlülüğünün

kapsamının ve başvuru konusu olayda eğer varsa bu yükümlülüğün ne ölçüde yerine

getirildiğinin tespiti gerekmektedir.

58. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

59. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını

koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı

sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin

kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü

bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, §§ 50, 51).

60. Anayasa’nın 17. maddesi, devletin sorumluluğunu

gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği durumlarda devlete,

öncelikle elindeki tüm imkânları kullanarak yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü

vermektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 52, 53). Devletin yaşam

hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de usule ilişkin yönü

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm

olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir

soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde

uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının

karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için

hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

61. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasına göre

bireysel başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar

başlıklı 45. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ise şöyledir:

“(1) Herkes, Anayasada güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna

ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması

gerekir.”

62. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun

temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal

sonucudur. Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların

ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının

tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve Recep Gündüz,

B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 20, 21).

63. Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olay hakkında

daha önce vermiş olduğu iki kararda da aynen belirtildiği üzere HES göletinde

gerçekleşen kazada hayatını kaybeden beş teknisyenin ölümlerinden

kaynaklanabilecek sorumluluğun üç aşamalı bir şekilde değerlendirilmesi

gerekmektedir. Birinci aşamada, öncelikle, temel yapısı gölet içinde sabit

durmaya uygun olmadığı iddia edilen enerji nakil hattı direklerinin olay anına

kadar hangi nedenle ve hangi yetkili kişi veya kurumun ihmali nedeniyle gölet

içinde kaldığı ve hangi nedenle yıkıldığı belirlenmeli ve akabinde direğin yıkılması

ile ölüm olayının gerçekleşmesi arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığının

ortaya konulması gerekmektedir. İkinci aşamada ise direğin devrilmesi sonrası

olaya müdahale anında yapılan yanlışlıkların mı ölüme neden olduğu, bu

kapsamda, müdahale için giden teknisyenlerin kendi ihmallerinin mi yoksa başka

bir kişi veya kurumun ihmalinin mi kazaya neden olduğunun ortaya konulması

gerekmektedir. Son olarak üçüncü aşamada ise kazanın gerçekleşmesinin

sonrasında acil yardım hizmetlerinin yerine getirilmesinde hangi kişi veya

kurumun sorumlu olduğunun ve varsa ihmallerinin ortaya konulması gerekmektedir.

64. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının, başvurucuların

müşteki olarak dâhil olduğu E.2013/4607 numaralı soruşturma kapsamında

hazırlanan 29/4/2013 tarihli iddianamesinde (ölüm olayı açısından yukarıda yer

verilen ilk iki aşamada doğabilecek sorumluluğu ortaya koyabilecek nitelikte

olarak) bölgede görev yapan enerji şirketlerinin bazı yetkililerin olası

sorumluluğu ayrıntılı olarak ileri sürülmüş olup iddianame 21/5/2013 tarihinde

Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiştir.Bu iddianamede yer

verilen şüpheliler, soruşturma kapsamında hazırlanan bilirkişi raporuna

istinaden “baraj göletinde su tutulacağı aşikar olduğu ve direklerin deplase

edilmesi için hazırlanan proje onaylandığı halde gerekli deplaseyi yaptırmama”,

“gölet alanında kalan dört direğin relokasyonunun takibini yapmama”, “elektrik

bakım, onarım ve tamir işlerinin yapımında sorumlu kişiler olarak onarım işine

giden işçilerin uygun olmayan şartlarda ve uygun olmayan ekipmanlarla arıza

mahalline gitmelerini önlememe”, "Aşkale işletme şefi …’nın yerine

bir yetkili görevlendirmeme” ve “il müdürlüğü bünyesinde yapılan

çalışmalarda gerekli organizasyonu yapmama ve iş disiplinini sağlamama” gibi

eylem ve ihmallerden sorumlu tutularak taksirle birden fazla kişinin ölümüne

neden olma suçundan yargılanmışlardır. E.2013/121 sayılı dosya üzerinden

yürütülen yargılamada İlk Derece Mahkemesinin bazı kişiler hakkında mahkûmiyet

kararı verdiği, temyiz edilen kararın Yargıtay önünde derdest olduğu

anlaşılmaktadır (bkz. §§ 21, 55).

65. Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Enerji

Bakanlığı ve DSİ yetkilileri hakkında yürütülen ve 2013/7418 numaralı bireysel

başvuruda birleştirilen dört başvuruya (2013/7418, 2014/1943, 2014/6892 ve

2014/6893) konu edilen (ölüm olayı açısından yukarıda yer verilen birinci

aşamada doğabilecek sorumluluğu ortaya koyabilecek) soruşturmalarda, bilirkişi

raporlarına dayanılarak özetle “olayda ölümün şüphelilerin geçici kabul tutanağını

hazırlama aşamasındaki eylemleri ile ilişkilendirilebilecek bir şekilde

doğrudan doğruya gölet alanı içerisinde kalan direkten veya bu direklerde yüklü

bulunan elektrikten kaynaklanmadığı, ölüm sebebinin suda boğulma olduğu ve

şüphelilerin eylemi ile ilişkilendirilebilir bir yönünün bulunmadığı, buna göre

bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere ölüm olayı ile şüphelilerin eylemi

arasında illiyet bağı bulunmadığı” gerekçesiyle KYO kararları verildiği, bu

kararlara yapılan itirazların da ilgili itiraz mercilerince reddedildiği

anlaşılmaktadır.

66. Diğer yandan Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından Aşkale Belediye Başkanı hakkında yürütülen ve yine 2013/7418

numaralı bireysel başvuruda birleştirilen diğer iki başvuruya (2014/994 ve

2014/14046) konu edilen soruşturmalarda (yukarıda yer verilen ikinci ve üçüncü

aşamada doğabilecek sorumluluğu ortaya koyabilecek), belediye başkanı hakkında

İçişleri Bakanlığından soruşturma izni talep edildiği, soruşturma izni

verilmemesi yönünde verilen kararlardan birine yapılan itirazın Danıştay ilgili

Dairesi tarafından reddedildiği, diğer soruşturmada yapılan itirazın ise henüz

karara bağlanmadığı anlaşılmaktadır.

67. Görüldüğü üzere beş teknisyenin ölümüne neden

olabilecek ve üç ayrı aşama içinde değerlendirilebilecek olaylar zincirine

ilişkin idari ve adli makamların yürüttükleri soruşturmaların bir kısmı halen

devam etmektedir. Bununla birlikte birinci aşama kapsamında sorumluluğu gündeme

gelebilecek göletin kabul işlemleri açısından ilgili görülen Enerji Bakanlığı

ve DSİ yetkilileri ile ikinci ve üçüncü aşama kapsamında sorumluluğu gündeme

gelebilecek kişilerden sadece belediye başkanı hakkında yürütülen soruşturmanın

sona ermesi üzerine devletin yaşam hakkını koruma ve sorumlular hakkında etkili

soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasıyla bireysel

başvuruda bulunulmuştur.

68. Bir ölüm olayına karıştığı ileri sürülen kişilerin

hangi suçlardan soruşturmaya ve kovuşturmaya tabi tutulacaklarını belirleyecek

olanlar, olayı ilk elden inceleyen soruşturma ve yargılama makamlarıdır.

Bireylerin cezai sorumluluklarının kapsamının belirlenmesine yönelik hukuki

sorunların incelenmesi kural olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi kapsamında

olmayıp suçluların tespiti ve cezalandırılması derece mahkemelerin görev ve

yetkisindedir (Sadıka Şeker, B. No: 2013/1948, 23/1/2014, § 49).

69. Soruşturma yükümlülüğünün, sonuç yükümlülüğü değil

uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olması, her soruşturmada sonuca

ulaşılması veya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan bir sonuca

varılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Ancak kural olarak soruşturma,

olayın gerçekleştiği koşulların belirlenmesini ve iddiaların doğru olduğunun

kanıtlanması hâlinde, sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak

nitelikte olmalıdır (Neriman Şan ve Niyazi Şan, B. No: 2013/6801,

6/10/2015, § 53, benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Mikheyev/Rusya, B.

No: 77617/01, 26/1/2006, § 107).

70. Gerçekleşen bir ölüm olayının oluşumuna ilişkin

delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Anayasa

Mahkemesinin ancak başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve

başvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılması noktasında

soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımları

nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi

gerekebilmektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782,

11/3/2015, § 68).

71. Bir soruşturma veya yargılama sürecinde kovuşturmaya

yer olmadığı, beraat, mahkumiyet veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararlarıyla farklı zamanlarda neticelenmiş aşamalar bulunması durumunda,

anılan aşamaların tek bir olay bazında farklı kişilerin sorumluluklarına

yönelik olduğu gözetildiğinde soruşturmaların bir bütün olarak

değerlendirilmesi gerekebilecektir (S.D., B. No: 2013/3017, 16/12/2015,

§ 69).

72. Somut olaya bu çerçevede bakıldığında, başvurucular

her ne kadar olayla ilgili cezai sorumluluğu söz konusu olabilecek bazı

yetkililer hakkında yürütülen ceza soruşturmalarının KYO kararları ile

sonuçlanması üzerine bireysel başvurularda bulunmuşlarsa da olay hakkında

görülmekte olan bir ceza davasının henüz kesinleşmemiş olduğu, bu nedenle de

Anayasa Mahkemesinin somut olayı yukarıdaki paragraflar (bkz. §§ 70-71) gereği

bir bütün olarak değerlendirmesinin bu aşamada mümkün olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

73. Diğer yandan usul yükümlülüğünün bir olayda

gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin

cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti

gerekmektedir. Buna göre genel olarak ihmal suretiyle ortaya çıkan diğer

ölümlerde olduğu gibi gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu meydana

geldiği ileri sürülen ölüm olaylarında “etkili bir yargısal sistem kurma”

yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını

gerektirmez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Alaatin Alp ve Necla

Alp/Türkiye, B. No:3757/09, 9/7/2013, §§ 30, 31). Mağdurlara hukuki, idari

ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

74. Anılan kuralın bir istisnası olarak ihmal suretiyle

meydana gelen ölüm olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu

konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu, yani olası

sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen

yetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri

bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda, bireyler

kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun,

insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine etkili bir

ceza soruşturması yürütülmemesi, hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu

kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 59-62, Bilal Turan ve diğerleri, B. No:

2013/1942, 4/12/2013, § 59; kamu alanlarındaki bireylerin güvenliklerinin

sağlanması açısından benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Banel/Litvanya,

B. No: 14326/11, 18/6/2013, §§ 65-72).

75. Kasıtlı bir eylem sonucu gerçekleştiğinin kabul

edilmesini gerektirecek bir yönü olmayan somut olayda bir önceki paragrafta yer

verilen kabulün mefhumu muhalifinden, yürütülecek ceza soruşturmaları sonucu

elde edilecek bilgilerden, yetkililerin muhakeme hatasını veya dikkatsizliği

aşan bir ihmali olmadığı sonucuna ulaşıldığında, ilgili kişilerin cezai

sorumluluğunun bulunmadığına hükmedilmesi, bu kişiler aleyhine hiçbir suçlamada

bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması doğrudan 17. maddenin ihlalini

doğurmayacaktır.

76. Anayasa Mahkemesinin belirtilen hususta sağlıklı bir

değerlendirme yapıp bir karar verebilmesi için de somut olayın iç içe geçmiş

yönlerini ilgilendiren ceza soruşturmalarının tamamının ve devam etmekte ise

kovuşturmaların kesinleşmesi gerekmektedir. Böylelikle Anayasa Mahkemesi, somut

olayın tüm yönlerine ilişkin olarak olayı ilk elden inceleyen soruşturma ve

yargılama makamlarının elde ettiği bulguları ve ulaştığı sonuçları dikkate

alabilecektir. Bu şekilde bir yöntem izlenmesi, temel hak ihlallerini gidermede

Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu ikincil konumun bir gereğini oluşturmaktadır.

77. Olay hakkında bilirkişi raporlarında cezai

sorumluluklarının bulunabileceğine dair tespitler bulunan bazı kişiler hakkında

ceza davası açılmış olduğu, İlk Derece Mahkemesinin bu kişiler hakkında

mahkûmiyet kararları verdiği ancak kararın temyiz edildiği ve Yargıtay’da

yapılan temyiz incelemesinin henüz sonuçlanmadığı görülmektedir.

78. Diğer yandan Bakanlık görüşünde belirtildiği üzere,

başvurucuların uğradıkları zararların tazmini amacıyla ilgili idare ve kişiler

aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtıklarına dair herhangi bir bilgi

bulunmamaktadır.

79. Başvuruda ileri sürülen gerekli tedbirlerin alınmaması

suretiyle yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiaları açısından yaşam

hakkına ilişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesi öncelikle idari

makamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğü altındadır (Bilal Turan ve

diğerleri (2), § 75).

80. Ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve

ihmallere karşı kusura ve hatta kusursuz sorumluluğa dayalı olarak, Anayasa’nın

125. maddesinin son fıkrası uyarınca idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden

doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış, 2577 sayılı Kanun ile

6098 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen (§§ 46-47) hükümleri ile, husumetin

yöneltileceği kişiye bağlı olarak, hukuk ve idare mahkemeleri önünde uğranılan

zararları tazmin yolları düzenlenmiştir (Bilal Turan ve Diğerleri (2), §

74).

81. Anayasa Mahkemesi açısından, idari makamlar ve Derece

Mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması

suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve

yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri

sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvuru

mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme

yapmasına gerek kalmayacaktır. Bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin

şikâyetler açısından kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip yapılan ve makul

bir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava yolu, etkili bir başvuru

yoludur ve mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§§ 61, 74; Sadık Koçak ve diğerleri, § 83).

82. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal

edildiği ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi

ile bu kararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların devam edip

etmediğine bağlıdır. Başvuruculara sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli

olup olmadığı kararı, söz konusu anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin

niteliği göz önünde bulundurularak dava koşullarının tamamının

değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun

mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda

idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da

bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,§ 84).

83. Nitekim Anayasa Mahkemesi, daha önce bu konuda

verdiği kararlarında (Sadık Koçak ve diğerleri, Rıfat Bakır ve

diğerleri; Metin Dilmaç ve diğerleri, B. No: 2013/1439, 14/10/2015; İlker

Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015) etkili bir ceza soruşturmasını

müteakip İdare Mahkemelerinin ve AYİM’in, ihmal sonucu meydana gelen ölümlere

ilişkin idarenin sorumlu olduğunu tespit etmeleri ve kendi takdir ettikleri

ölçüler çerçevesinde tazminata hükmetmelerinin, başvurucuların yaşam hakkı

açısından mağdur sıfatını ortadan kaldırdığı sonucuna ulaşmıştır.

84. Açıklanan nedenlerle başvurucuların yaşamı koruma ve

etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiği iddialarının, başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle,

A. Yaşamı koruma ve etkili soruşturma yürütme

yükümlülüğünün ihlal edildiğine yönelik iddiaların, başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

31/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucular : 1. Bilal TURAN 2. Esma TURAN 3. Feyza BAYKAL 4. Yaser BAYKAL 5. Nida TURAN 6. Çiğdem TURAN 7. Emin BAYKAL 8. Esra BAYKAL 9. Mutlu TURAN 10. Muhammed TURAN 11. Ebubekir TURAN 12. Ahmet BAYKAL 13. Naice BAYKAL Vekili : Av. Emine ARSLAN AVCI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7418, 31 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. Madde 85. –
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Yaşamı koruma ve etkili soruşturma yürütme
  13. B. Yargılama giderinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7418
Tarih
31 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Ahmet Kütük Başvurusu (B. No: 2015/19099)
  • Memet Uçar Başvurusu (B. No: 2013/7542)
  • Mustafa Kamil Uzuner ve Mustafa Kadir Gül Başvurusu (B. No: 2013/3371)
  • Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/5034)
  • Necdet Sürener Başvurusu (B. No: 2013/2424)
  • Yusuf Çabuk Başvurusu (B. No: 2013/8858)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.