İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Kamil Uzuner ve Mustafa Kadir Gül Başvurusu (B. No: 2013/3371)

1. Başvuru; gözaltında işkenceye maruz kalınması ve cezaevi

Başvuru No2013/3371Tarih9 Mart 2016Okuma21 dk · 4.264 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Kamil Uzuner Ve Mustafa Kadir Gül Başvurusu

Karar tarihi
9 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/3371
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.264 kelime·21 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; gözaltında işkenceye maruz kalınması ve cezaevi

koşulları nedeniyle işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele

yasağının, yargılamanın adil yürütülmemesi ve makul sürede sonuçlandırılmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Mustafa Kamil Uzuner'in (birinci

başvurucu) 2013/3371 numaralı bireysel başvurusu, 10/5/2013 tarihinde Bakırköy

6. Asliye Hukuk Mahkemesi; Mustafa Kadir Gül'ün (ikinci başvurucu) 2013/3418

numaralı bireysel başvurusu ise 16/5/2013 tarihinde İstanbul 19. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemeleri neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/11/2014 tarihinde,

başvuruların kabul edilebilirlik incelemelerinin Bölüm tarafından yapılmasına

ayrı ayrı karar verilmiştir.

4. 23/2/2015 tarihinde, 2013/3418 numaralı bireysel başvuru

dosyasının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2013/3371 numaralı bireysel

başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin 2013/3371 numaralı başvuru

dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2015 tarihinde, 2013/3371

numaralı başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

6. Birinci başvurucu, vekili aracılığıyla sunduğu 25/2/2015

tarihli dilekçe ile başvurusundan feragat ettiğini bildirmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 25/4/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

8. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

4/5/2015 tarihinde ikinci başvurucuya ve 6/5/2015 tarihinde birinci başvurucuya

tebliğ edilmiştir. İkinci başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını

14/5/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

10. Birinci başvurucu, 10/7/1980 tarihinde silahlı sokak

gösterisine katıldığı şüphesiyle gözaltına alınmış ve 23/7/1980 tarihinde

tutuklanmıştır. Tutukluluğu devam ederken 30/4/1981 tarihinde başvuruya konu

dosya kapsamında tutuklanan birinci başvurucu, 25/7/1991 tarihinde

salıverilmiştir.

11. İkinci başvurucu ise 17/9/1980 tarihinde gözaltına alınmış,

14/10/1980 tarihinde tutuklanmış ve 24/7/1991 tarihinde tahliye edilmiştir.

12. 1. Ordu Komutanlığı Askerî Savcılığının (İstanbul) 24/8/1981

tarihli ve 1981/1676 sayılı iddianamesi ile ikinci başvurucu hakkında 1/3/1926

tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca

cezalandırılması talebiyle dava açılmıştır. Birinci başvurucu hakkında da

bilinmeyen bir tarihte dava açılmış ve bu davalar "Dev-Sol ana

davası" ile birleştirilmiştir.

13. 1. Ordu Komutanlığı 2. No.lu Sıkıyönetim Askerî Mahkemesinin

1/11/1991 tarihli ve E.1981/654, K.1991/12 sayılı kararı ile başvurucuların

mahkûmiyetine karar verilmiştir.

14. Anılan mahkûmiyet kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

18/6/2003 tarihli ve E.2002/2346, K.2003/4166 sayılı ilamı ile bozulmuştur.

15. Sıkıyönetim mahkemelerinin kaldırılması nedeniyle

başvurucuların da aralarında bulunduğu çok sayıda sanığın yargılanmasına

Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edilmiştir.

16. Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/12/2009 tarihli ve E.2004/393,

K.2009/390 sayılı kararı ile başvurucuların 765 sayılı mülga Kanun'un 146. maddesinin birinci fıkrası

gereğince cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

17. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/1/2013 tarihli ve E.2012/7907,

K.2013/128 sayılı ilamıyla başvurucular hakkında açılan kamu davalarının

zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.

18. Anılan düşme kararından, birinci başvurucu 8/5/2013, ikinci

başvurucu ise 19/4/2013 tarihinde haberdar olmuştur.

19. Birinci başvurucu 10/5/2013, ikinci başvurucu ise 16/5/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 765 sayılı mülga Kanun’un zamanaşımı sürelerini düzenleyen

102. maddesi şöyledir:

"Kanunda başka türlü

yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:

1- Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi

sene,

2- Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat

ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,

3- Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır

hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden

mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,

4- Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis

veya hapis yahud sürgün veya hidematı

ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim

cürümlerde beş sene,

5- Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz

liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,

6- Bundan evvelki bendlerde

beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim

kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.

Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında

yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbed

yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim

cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru

zamanı yoktur."

21. 765 sayılı mülga Kanun’un

zamanaşımını kesen sebepleri düzenleyen 104. maddesi şöyledir:

"Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb

veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi,

maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi

tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden

itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan

itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci

maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesi ile baliğ olacağı

müddetten fazla uzatamaz."

22. 765 sayılı mülga Kanun’un

146. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Türkiye Cumhuriyet Teşkilâtı Esasiye

Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun

ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata

veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs

edenler, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum

olur."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 9/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

1. Birinci Başvurucunun

İddiaları

24. Birinci başvurucu; cezaevinde işkence ve insan haysiyeti ile

bağdaşmayan muameleye maruz kalması nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal

edildiğini, uzun süre haksız yere tutuklu kalması nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinin ihlal edildiğini, sıkıyönetim mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız

olmadığını, doğal hâkim güvencesine aykırılık oluşturduğunu, Yargıtayın bozma kararının kendisine tebliğ edilmemesi

nedeniyle pek çok duruşmaya katılamadığını, adil ve hakkaniyete uygun bir

şekilde yargılanmadığını, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını, bu

nedenle Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi ve

manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

2. İkinci Başvurucunun

İddiaları

25. İkinci başvurucu; cezaevi koşulları nedeniyle kronik

hastalıklara yakalandığını ve yaşamına yönelik ciddi tehlikelerle

karşılaştığını, işkence iddialarının adli makamlarca araştırılmadığını

belirterek Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğini, diğer yandan sonradan

genel mahkemelere devredilmiş olsa da yargılama kapsamında sonuca etkili önemli

işlemlerin sıkıyönetim mahkemelerinin faal olduğu dönemde yapıldığını, avukatı

olmaksızın işkence sonucu verdiği ifadeleri de dâhil olmak üzere hukuka aykırı

delillere dayanılarak suçlu bulunduğunu, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını, bu nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. İkinci başvurucu ayrıca, görüşlerini açıklamaktan

çekinerek yaşamak zorunda kalması nedeniyle Anayasa'nın 26. maddesinin; baştan

suçlu ilan edilmesi, ispat yükünün kendisine yüklenmesi, mahkemelerin ön

yargılı yaklaşması, beraat ettirilmeksizin hakkındaki dava düşürüldüğünden

aklanma hakkının ortadan kaldırılması nedenleriyle Anayasa'nın 38. maddesinin;

başvuruya konu davanın siyasi nitelikte olması ve bu kapsamındaki davalara

ilişkin etkili bir başvuru yolu bulunmaması nedeniyle Anayasa'nın 40.

maddesinin, "devlete karşı suç işlemekten" yargılanması gerekçe

gösterilerek üniversiteye kaydının yapılmaması nedeniyle Anayasa'nın 42. maddesinin;

sağ görüşlü kişiler hakkında açılan davalar daha kısa sürelerde

sonuçlandırılırken sol görüşlü kişiler hakkındaki yargılamaların daha uzun

sürede sonuçlandırılması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesi ile bağlantılı

olarak 10. maddesinin; uzun süre tutuklu kalmasının ve yargılamasının devam

etmesinin, hakkında açılan boşanma davasında velayet hakkının kendisine

verilmemesi için bir delil olarak kullanılması ve mahkemenin de bu yönde karar

vermesi nedeniyle Anayasa'nın 20. maddesi ile bağlantılı olarak 10. maddesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Birinci Başvurucunun

Başvurusu

26. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Davadan feragat hâlinde, düşme kararı

verilir.”

27. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) “Düşme kararı” başlıklı

80. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bölümler ya da komisyonlarca yargılamanın

her aşamasında aşağıdaki hallerde düşme kararı verilebilir:

a) Başvurucunun davadan açıkça feragat etmesi

…

(2) Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki

fıkrada belirtilen nitelikteki bir başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması

veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan

haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilir.”

28. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (5) numaralı fıkrası ve İçtüzük'ün 80. maddesine göre başvurucunun, başvurunun her

aşamasında başvurudan feragat etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kural olarak

düşme kararı verilmesi gerekmektedir. Ancak Anayasa'nın uygulanması ve

yorumlanması veya temel hakların kapsam ve sınırlarının belirlenmesi ya da

insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam edilmesi

mümkün olup bu husus Anayasa Mahkemesinin takdirindedir.

29. Birinci başvurucu, vekili vasıtasıyla sunduğu 25/2/2015

tarihli dilekçe ile başvurusundan feragat ettiğini bildirmiştir.

30. Başvurunun feragat

nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerekir.

2. İkinci Başvurucunun

Başvurusu

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Temyiz Aşamasında Verilen Düşme Kararı ile

Aklanma Hakkının Ortadan Kaldırıldığına İlişkin İddia

32. İkinci başvurucu, hakkında beraat kararı verilmesi yerine,

yargılandığı davanın Yargıtayca verilen kararla

zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmesi ile aklanma hakkının ortadan

kaldırıldığını, bu nedenle Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

33. Bakanlık görüşünde, başvurunun bu kısmının kabul

edilebilirliği konusunda görüş bildirilmemiştir.

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). İkinci başvurucunun şikâyetinin özü, düşme

kararının beraat yönündeki bir karara erişimi engellediği iddiasına

dayanmaktadır. Benzer iddialar bireysel başvuru incelemesine konu olmuş ve

Anayasa Mahkemesince mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir. Somut

başvurunun da mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

35. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

36. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı

6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. ."

37. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelmektedir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye

etkili erişim hakkını "hukukun üstünlüğü" ilkesinin temel

unsurlarından biri olarak kabul etmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

38. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde de herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir.

39. Herkes, kişisel hak ve yükümlülüklerinin karara bağlanması

için bir mahkemeye erişme ya da dava açma hakkına sahiptir. AİHM'e

göre mahkemeye erişim hakkı, suç isnadı altındakilere veya medeni haklarını

icra etmesine yapılan müdahalenin keyfî olduğunu savunulabilir şekilde öne

süren ve bu şikâyetini, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

sağladığı güvencelere sahip bulunan bir mahkeme nezdinde öne süremediğini iddia

eden herkese açıktır (Roche/Birleşik Krallık [BD], B. No: 32555/96,

19/10/2005, § 117; Stanev/Bulgaristan [BD], B. No: 36760/06,

17/1/2012, § 229).

40. Mahkemeye erişim hakkı, cezai uyuşmazlıklarda da uygulanabilir

bir haktır. Bu bağlamda mahkemeye erişim hakkı, hakkında suç isnadı bulunan bir

kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya

da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkıdır (Ali Atlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, §

49). Ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkı mutlak değildir (Ramazan Yıldız, B. No: 2014/2354,

16/10/2014, § 29).

41. Diğer taraftan mahkemeye erişim hakkı, suçlanan kişiye

davasının mutlaka devam etmesini isteme hakkı değil, hakkındaki isnadın bir

hâkim veya bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı anlamına

gelir. Bu bakımdan Sözleşme'nin 6. maddesi, ceza davalarının mutlaka bir

mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermez (Ramazan Yıldız, § 30).

42. Başvuruya konu yargılama kapsamında Üsküdar 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 15/12/2009 tarihli kararı ile ikinci başvurucunun 765 sayılı mülga

Kanun'un 146. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

8/1/2013 tarihli ilamıyla başvurucu hakkındaki ceza davasının zamanaşımı

nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.

43. Bu çerçevede ikinci başvurucunun mahkûmiyet kararına ilişkin

temyiz incelemesi sonucunda verilen düşme kararının, başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir ihlal oluşturmadığı açıktır.

44. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin Diğer İddialar

45. Başvurucu; sonradan genel mahkemelere devredilmiş olsa da

yargılama kapsamında sonuca etkili önemli işlemlerin sıkıyönetim mahkemelerinin

faal olduğu dönemde yapılması, avukatı olmaksızın işkence sonucu verdiği

ifadeleri de dâhil olmak üzere hukuka aykırı delillere dayanılarak suçlu

bulunması ve Mahkemenin kendisine ön yargılı yaklaşması nedenleriyle

Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Bakanlık görüşünde, başvurunun bu kısmının kabul

edilebilirliği konusunda görüş bildirilmemiştir.

47. Anayasa’nın “Görev ve

yetkileri” kenar başlıklı 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir. ...”

48. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

49. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

50. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” başlıklı 46. maddesinde kimlerin

bireysel başvuru yapabileceği sayılmıştır. Anılan maddenin (1) numaralı

fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi

için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar;

başvurucunun, kamu gücünün eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı “güncel bir hakkının ihlal edildiği iddiasında”bulunması,

iddia edilen ihlalden kişinin “kişisel

olarak” ve “doğrudan”

etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun “mağdur” olduğunu iddia etmesidir (Fetih Ahmet Özer, B. No: 2013/6179,

20/3/2014, § 24).

51. Bir başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilebilmesi

için başvurucunun mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp iddia edilen

ihlalden doğrudan etkilendiğini, bir başka ifadeyle mağduriyetini kanıtlaması

gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu zannı veya şüphesi mağdurluk statüsünün

mevcudiyetinin kabulü için yeterli değildir (Ayşe

Hülya Potur, B. No: 2013/8479, 6/6/2014, § 24).

52. Diğer yandan bir şüpheli hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanması veya

açılmış olan davanın ertelenmesi, düşürülmesi ya da sanığın beraatine

hükmedilmesi hâlinde, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iddialara halel

gelmemek şartıyla bu kişilerin, adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle

mağdur olduklarının kabulü mümkün değildir (benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Eğinlioğlu/Türkiye (k.k.),

B. No: 31312/96, 21/10/1998; Koç ve Tambaş/Türkiye (k.k.),

B. No: 46947/99, 24/2/2005; İsak Tepe/Türkiye, B. No: 17129/02, 21/10/2008,

§ 30; Bouglame/Belçika (k.k.),

B. No: 16147/08, 2/3/2010; Juge ve Ducamp/Fransa

(k.k.), B. No: 66170/09, 12/4/2011). Ancak bu durum,

soruşturma veya kovuşturmaların yukarıda belirtilen sonuçlarının adil

yargılanma hakkı dışındaki haklara etkisinin incelenmesine engel teşkil etmez.

53. Somut olayda başvurucu hakkında kamu davası açılmış ise de

öngörülen zamanaşımı sürelerinin dolması nedeniyle nihai olarak davanın

düşmesine karar verilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun, bahse konu iddiaları

bakımından mağdur sıfatı bulunmamaktadır.

54. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Diğer Anayasal Hak ve Özgürlüklerin

İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

55. Başvurucu; ceza infaz kurumu koşulları nedeniyle kronik

hastalıklara yakalandığını ve yaşamına yönelik ciddi tehlikelerle

karşılaştığını, işkence iddialarının adli makamlarca araştırılmadığını, bu

nedenle Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu

ayrıca görüşlerini açıklamaktan çekinerek yaşamak zorunda kalması nedeniyle

Anayasa'nın 26. maddesinin, baştan suçlu ilan edilmesi ve ispat yükünün

kendisine yüklenmiş olması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesinin, başvuruya konu

davaya karşı başvurulabilecek etkili bir yol bulunmaması nedeniyle Anayasa'nın

40. maddesinin, "devlete karşı suç işlemekten" yargılanması gerekçe

gösterilerek üniversiteye kaydının yapılmaması nedeniyle Anayasa'nın 42.

maddesinin, sağ görüşlü kişiler hakkında açılan davaların daha kısa sürede

sonuçlandırılması nedeniyle Anayasa'nın 36. ve 10. maddelerinin, uzun süre

tutuklu kalmasının ve yargılanmasının, hakkında açılan boşanma davasında

velayet hakkının kendisine verilmemesi için bir kanıt unsuru olarak

kullanılması ve mahkemece buna itibar edilmesi nedeniyle Anayasa'nın 20. ve 10.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

56. Bakanlık görüşünde başvurucunun, işkence, eziyet ve insan

haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının 23/9/2012 tarihinden önceye ilişkin olduğu, bu iddalarla

ilgili olarak açılmış herhangi bir soruşturma veya kovuşturma bulunmadığı

bildirilmiştir.

57. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Başvuru dilekçesinde … işlem, eylem ya da

ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan

Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, … belirtilmesi gerekir. Başvuru

dilekçesine, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem

veya kararların aslı ya da örneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin

eklenmesi şarttır.”

58. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bireysel başvuru hakkında kabul

edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila 47 nci maddelerde öngörülen şartların taşınması

gerekir.

(2) Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

59. İçtüzük'ün bireysel başvuruların

içeriğini düzenleyen “Bireysel başvuru formu

ve ekleri” kenar başlıklı 59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer

alır:

…

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere

ait özlü açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel

hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

…”

60. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzük'ün

59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca başvurucunun, başvuru konusu olaylara

ilişkin iddialarını açıklama, dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair

hukuki iddialarını kanıtlama, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeleri ve

delilleri sunma yükümlülüğü bulunmaktadır (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

61. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa

Mahkemesince başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir.

62. İkinci başvurucu; yaşam hakkı ve işkence yasağının ihlal

edildiği iddiaları kapsamında hangi merci önünde, hangi işlem sırasında, hangi

iddiaları ileri sürdüğüne ve sonraki aşamalarda hangi başvuru yollarına

müracaat ettiğine; eğitim hakkının ihlal edildiği iddiası kapsamında ilgili idari

işlemin hangi tarihte tesis edildiği ve bu işleme karşı açtığı dava ve verilen

nihai karara, yargılanma süresi konusunda uygulandığını iddia ettiği

ayrımcılığı kanıtlayan somut örneklere, özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı

olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiası kapsamında bahsi geçen dava

ve verilen nihai karara ilişkin bilgi ve belgeleri sunmamıştır.

63. İkinci başvurucu ayrıca, yargılandığı davanın "darbe sonrası açılan ... siyasinitelikli"

bir dava olduğunu, bu tür davalarda sonuç alıcı bir hukuki başvuru yolu

bulunmadığını ileri sürmüştür. Ancak başvurucu, bulunmadığını ileri sürdüğü

etkili başvuru yolunun, hangi anayasal hak ve özgürlüğe ilişkin olduğunu ortaya

koymamıştır.

64. İkinci başvurucu son olarak bir siyasi görüşe sahip

olduğunu, bu görüşünü doğrudan veya siyasi parti veya dernek faaliyeti

kapsamında ifade etmek istemesine rağmen sürekli ceza tehdidi altında olması ve

daima sakınarak, görüşlerini açıklamaktan çekinerek yaşamak zorunda bırakılması

nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ancak başvurucu,

özgürlüğüne yönelik somutlaşmış bir müdahaleyi temsil eden müşahhas olay veya

olguları ve bunlara ilişkin somut bilgi ve belgeleri ortaya koymak suretiyle

ihlal iddialarının incelenmesini mümkün kılacak bir çerçeve çizmemiştir.

65. Özetle ihlal iddiaları ve bu iddiaların temelindeki

olguların ispatına ilişkin yeterli açıklamalarda bulunmayan ikinci

başvurucunun, belirtilen iddialarını kanıtlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

66. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

67. Başvurucu, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

68. Bakanlık tarafından, 6216 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (2)

numaralı fırkası ve İçtüzük'ün 71. maddesi

çerçevesinde, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

konusundaki şikayetlerine ilişkin olarak görüş sunulmasına gerek görülmediği

bildirilmiştir.

69. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

70. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

71. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddeleri uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

Başvuru konusu olayda ikinci başvurucu hakkında 765 sayılı mülga Kanun'un 146.

maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş olan "Türkiye Cumhuriyet Teşkilâtı Esasiye Kanununun tamamını veya bir

kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük

Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs" suçunu işlediği

iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucuya isnat olunan suç, Kanun'da

hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu

hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence

kapsamına girdiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır (B.E., § 32).

72. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru

açısından bu tarih, başvurucunun gözaltına alındığı 17/9/1980'dir. Ceza

yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara

bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin

makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §

35). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, Yargıtayca düşme kararının verildiği 8/1/2013 olduğu

anlaşılmaktadır.

73. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde yürütülen

soruşturma kapsamında 17/9/1980 tarihinde gözaltına alınan başvurucu, 14/10/1980

tarihinde tutuklanmış ve 24/7/1991 tarihinde tahliye edilmiştir. Askerî

Savcılığın 24/8/1981 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında kamu davası

açılmış, benzer davalar "Dev-Sol Ana

Davası" olarak birleştirilmiştir. Sıkıyönetim Askerî

Mahkemesinin 1/11/1991 tarihli kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine karar

verilmiştir. Anılan mahkûmiyet kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 18/6/2003

tarihli ilamı ile bozulmuştur. Sıkıyönetim mahkemelerinin kaldırılması

nedeniyle başvurucunun da aralarında bulunduğu çok sayıda sanığın

yargılanmasına Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edilmiştir. Üsküdar 1.

Ağır Ceza Mahkemesinin 15/12/2009 tarihli kararı ile başvurucunun 765 sayılı

mülga Kanun'un 146. maddesinin

(1) numaralı fıkrası gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir. Yargıtay

9. Ceza Dairesinin 8/1/2013 tarihli ilamıyla başvurucu hakkında açılan kamu

davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.

74. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B.E.,

§§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§

24-40).

75. Toplam 67 sanığın yargılandığı davanın mahiyeti nedeniyle

icrası gereken usul işlemlerinin niteliği ve davanın diğer özel koşulları

dikkate alındığında başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğu söylenebilir

ise de davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısından farklı bir

karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve süresi 32 yılı aşmış olan

yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

76. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

c. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

77. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

78. İkinci başvurucu 250.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

79. Başvuruda, ikinci başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

80. Makul sürede yargılanmamış olması nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında ikinci

başvurucuya, aynı davada yargılanan sanık sayısı da nazara alınarak net 13.000

TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

81. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin ikinci

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Birinci başvurucunun başvurusunun feragat nedeniyle DÜŞMESİNE,

2. Yargılama giderlerinin birinci başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

B. İkinci başvurucu tarafından ileri sürülen

1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Temyiz aşamasında verilen düşme kararı ile aklanma hakkının

ortadan kaldırıldığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin diğer

iddiaların kişi bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Diğer anayasal hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. İkinci başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucu Mustafa Kadir Gül'e net 13.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucu Mustafa Kadir Gül'e ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Recep ÜNAL

Başvurucu

:

1. Mustafa Kamil

UZUNER

Vekili : Av. Nermin DOĞRUÖZ Başvurucu : 2. Mustafa Kadir GÜL Vekili : Av. Filiz KERESTECİOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3371, 9 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 16147/08, 2/3/2010; Juge ve Ducamp/Fransa
  12. B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli
  13. B. İkinci başvurucu tarafından ileri sürülen
  14. C. İkinci başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Paksüt
  18. M. Emin KUZ
  19. Uzuner
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3371
Tarih
9 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/5034)
  • Necdet Sürener Başvurusu (B. No: 2013/2424)
  • Yusuf Çabuk Başvurusu (B. No: 2013/8858)
  • Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk Başvurusu (B. No: 2013/6587)
  • Necmettin Onuk Başvurusu (B. No: 2013/5737)
  • Asım Arı Başvurusu (B. No: 2013/9381)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.