İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Memet Uçar Başvurusu (B. No: 2013/7542)

1. Başvuru; kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan el atmanın

Başvuru No2013/7542Tarih24 Mart 2016Okuma29 dk · 5.780 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Memet Uçar Başvurusu

Karar tarihi
24 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/7542
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.780 kelime·29 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan el atmanın

önlenmesi ve yıkım davasında verilen mahkeme kararının uygulanmaması, haksız

işgal tazminatı (ecrimisil) ödenmesi talebiyle açılan

davada derece mahkemelerince emsal alınan dava dosyasındaki usul kuralları

gözetilmeden delillerin hatalı değerlendirilerek tazminat bedelinin düşük

belirlenmesi ve bu davada yargılamanın makul bir sürede sonuçlanmaması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının; söz konusu davanın kapsadığı dönem

sonrasına ilişkin haksız işgal tazminatı talebinin karşılanmaması nedeniyle de

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 18/4/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 15/5/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 14/7/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

25/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 4/8/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Malatya ili Doğanşehir ilçesi Karşıyaka

Mahallesinde bulunan 114 ada 121 ve 123 parsel sayılı taşınmazları M.H.den 2/10/2001 tarihinde satın almıştır.

1. El Atmanın Önlenmesi,

Tahliye ve Yıkım Davası

9. Başvurucunun satın aldığı taşınmazlarda Tütün Mamülleri Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün

(TEKEL) depolarının bulunması ve bu taşınmazların TEKEL tarafından kullanılması

üzerine başvurucu 22/10/2001 tarihinde, Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin

2001/250 esas sayılı dosyasında "el

atmanın önlenmesi, tahliye ve k'al (yıkım)"

istemli dava açmıştır.

10. Mahkeme 21/1/2003 tarihli ve E.2001/250, K.2003/14 sayılı

kararı ile davanın kabulüne ve davalı TEKEL tarafından bu taşınmazlara yönelik

yapılan el atmasının önlenmesine, 114 ada 121 parsel sayılı taşınmaz üzerinde

bulunan davalıya ait bina depo ve diğer eklentilerin yıkımına karar vermiştir.

11. Temyiz edilen karar, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 1/7/2003

tarihli ve E.2003/4020, K.2003/5535 sayılı ilamıyla onanmıştır.

2. El Atmanın Önlenmesi

ve Yıkım Kararının İcrası

12. Başvurucu,el

atmanın önlenmesi ve yıkım kararının icrası amacıyla Doğanşehir İcra

Müdürlüğünün 2004/12 esas sayılı dosyasında (sonrasında 2012/37 esas numaralı)

ilamlı icra takibi başlatmış, bu dosyada İcra Müdürlüğü 23/5/2013 tarihli yazı

ile davalı TEKEL'e ilamın icra edilmesini, aksi hâlde cebri icraya devam

olunacağını bildirmiştir.

13. TEKEL, icra dosyasına verdiği 31/1/2014 tarihli dilekçe ile,

taşınmaz üzerindeki yapıların yıkılarak müdahaleye son verildiğini

bildirmiştir. İcra Müdürlüğünün 3/2/2014 tarihli infaz tutanağı ile taşınmazlar

üzerindeki yapıların kaldırıldığı belirtilerek mahkeme kararının gereğinin

yerine getirildiği tespit edilmiştir.

3. Haksız İşgal Tazminatı (Ecrimisil)

Davası

14. Başvurucu taşınmazları satın aldığı 2/10/2001 tarihinden

25/9/2002 tarihine kadar olan dönem için TEKEL aleyhine Doğanşehir Asliye Hukuk

Mahkemesinin 2002/248 esas sayılı dava dosyasında haksızişgal

tazminatı (ecrimisil) davası açmıştır.

15. Mahkeme 16/9/2003 tarihli ve E.2002/248, K.2003/542 sayılı

kararı ile davanın kabulüne ve 216.000 TL tutarındaki tazminatın dava

tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine

karar vermiştir.

16. Karar temyiz edilmiş, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin

E.2003/15452, K.2004/4367 sayılı ilamıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

17. Bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde Mahkeme

22/12/2009 tarihli ve E.2004/404, K.2009/260 sayılı kararı ile bu defa 205.824

TL tazminat bedeline hükmetmiştir.

18. Temyiz edilen karar, Dairenin 17/5/2010 tarihli ve

E.2010/1622, K.2010/8740 sayılı ilamıyla bozulmuştur. Kararının gerekçesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"Dosya içerisinde bulunan Yargıtay

denetiminden geçerek kesinleşen Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin2007/207

E-2009/53 K.sayılıdosyasınınincelenmesinde

önceki dönem olan1.10.2001 dengeriye beş yıl

(2001-1997) arası dava konusu yere aitecrimisil

davası açılmış, önceki 5 yıllık döneme ilişkin 149.000 TL ecrimisile

hükmolunmuştur.

Yerleşmiş Yargıtay Uygulamalarına göre, dava

konusu yerlerle ilgili dava konusu dönemden önceye ilişkin hükmolunan ve kesinleşenbir ecrimisil davasımevcut ise, talep edilen ve dava konusudönem

olansonraki dönemecrimisilmiktarı

belirlenirken, önceki kesinleşendavadaki son dönem içinbelirlenenecrimisil bedelinetalep

edilenşimdiki döneminTEFE

(ÜFE) artışı oranının yansıtılması suretiylebulunan bedeltalep edilen bedeldir.

Somut olayda, önceki kesinleşen ilamdaki son

dönem olan 01.10.2000-01.10.2001 dönemi için belirlenen miktara, talep edilen

dönem başıolan 02.10.2001 tarihine ilişkin TEFE (ÜFE)

artış oranıolan yıllık %53,2 (somut olayda365 günlük)

oranının yansıtılması sonucunda oluşanbedelin hüküm

altına alınması gerekirken, mahkemece, hesap yöntemiusulüne

uygun olmayanbilirkişi raporundaki bedelin hükümaltına alınarakfazla miktardaecrimisilehükmolunması doğru görülmemiş, bozmayı

gerektirmiştir."

19. İkinci bozma ilamına uyan Mahkeme 22/9/2011 tarihli ve

E.2011/128, K.2012/244 sayılı kararı ile tazminat bedelini bu defa 175.000 TL

olarak karara bağlamıştır.

20. Bu karar da temyiz edilmiş, Dairenin 13/2/2012 tarihli ve

E.2011/22001, K.2012/3144 sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Mahkemece uyulan bozma ilamı sonucunda

kesinleşen davada ki 12.02.2009 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak davanın

kısmen kabulü ile 175.000 TL ecrimisilin hüküm altına

alınmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Somut olayda bozma ilamlarının gerekleri

yerine getirilmemiştir. Zira, önceki kesinleşen Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin

2007/207 E.-2009/53 K.sayılı ilamıyla 1997-2001

yılları arasında 258.187,50 TL ecrimisile

hükmolunmuş, davalı tarafın temyizi üzerine Dairemizce 14.02.2009 tarihli

2009/11772 E.-2009/12429 K.sayılı ilamı ile 'daha

önceki ilamda 149.160 TL ecrimisile hükmolunduğu

önceki bu hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmediğinden davalı taraf

lehine kazanılmış hak oluşturduğu, mahkemece bu husus gözetilmeden davalı

tarafın bozmadan sonra alınan bilirkişi raporunda hesaplanan 258.187.50 TL

üzerinden sorumlu tutulmuş olmasıdoğru olmadığı

gerekçesiyle' 258.187,50 TL'nın149.160 TL olarakdüzelterek

onanmasına karar verilmiştir. Bu şekilde önceki hüküm kesinleşmiştir.

Somut olayda,mahkemece

yukarıda bahsi geçen kesinleşen ilamda hüküm altına alınan 17.12.2004 tarihli

bilirkişi raporunda 1997-2001 yılları arasına ilişkin toplam 149.160 TLecrimisil hesaplanmış ve bu raporda son dönem olan

01.10.2000 ile 01.10.2001 arası 63.372 TL ecrimisil belirlenmiştir.Bu 63.372 TL bedele dava edilen dönem olan

02.10.2001 tarihindeki yıllık ÜFE artış oranı olan %53,2'nin yansıtılması

sonucu oluşan bedele hükmolunması gerekirken usulüne uygun olmayan 12.02.2009

tarihli bilirkişi raporunun esas alınarak fazla miktardaecrimisile

hükmolunması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir."

21. Üçüncü bozma ilamına da uyan Mahkeme 29/11/2012 tarihli ve

E.2012/90, K.2012/244 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne ve kısmen ise

reddine karar verilerek işgal tazminatı bedeli olarak 95.223,98 TL'nin dava

tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak

davacıya verilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"Hesap Bilirkişi ... tarafından ibraz

edilen rapor incelendiğinde; Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin bozma ilamındaki

ilkelere göre hesaplama yapıldığı, 63.273,00 TL bedelle dava edilen dönem olan

02.10.2001 tarihindeki yıllık ÜFE artış oranı olan % 53,2'nin yansıtılması

sonucu oluşan bedelin (365 günlük) talep tarihi olan 02.10.2001 ile 25.09.2002

tarihleri arasindeki dönem için uygulanmasından

ibaret olduğu, Yargıtay Bozma ilamında talep edilen hesaplama neticesinde

02.10.2001 ile 25.09.2002 tarihleri arasındaki toplam ecrimisil

bedelinin 95.223,98 TL olarak hesaplandığı rapor edilmiştir.

Hesap bilirkişi tarafından dosyaya ibraz

edilen rapor Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda hazırlanmış, gerekçeli ile

denetime elverişli ve hesap unsurlarının da ayrı ayrı gösterilmek sureti ile

belirlendiği görülmekle, hükmü esas alınarak davanın kısmen kabulü yönünde

aşağıdaki hüküm kurulmuştur."

22. Temyiz edilen karar, Dairenin 2/4/2013 tarihli ve

E.2013/1745, K.2013/5552 sayılı ilamıyla onanmıştır.

23. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 12/9/2013

tarihli ve E.2013/10908, K.2013/12553 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

24. Nihai karar, başvurucu vekiline 10/10/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

4. Haksız İşgal Tazminatı Kararının İcrası

25. Başvurucu haksız işgal tazminatı ödenmesine ilişkin

Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin 22/9/2011 tarihli kararına dayalı olarak

19/4/2013 tarihinde Malatya 7. İcra Müdürlüğünün 2013/1914 esas sayılı icra

dosyasında ilamlı icra takibi başlatmıştır. İcra takibi, anılan İcra

Müdürlüğünün bağlandığı Malatya 8. İcra Müdürlüğünün 2015/71735 esas sayılı

icra dosyasında devam etmektedir.

26. İcra takibinde kesinleşen tutar 345.219,30 TL olup takip

sonrası fer'ileri ile birlikte toplam borç 386.630,61

TL olarak hesaplanmıştır. Borçlu idare 6/5/2013 tarihinde 345.684,37 TL ve

2/7/2013 tarihinde de 177.524,99 TL tutarlarında anılan icra dosyasına ödemeler

yapıldığı İcra Müdürlüğünün güncel dosya hesabından anlaşılmaktadır.

27. 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri

Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve değişiklikleri çerçevesinde faaliyette

bulunmak üzere Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü

adı altında teşkil olunan ve bilahare Özelleştirme Yüksek Kurulunun 5/2/2001

tarihli ve 2001/6 sayılı kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan

3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu Teşkilat

ve Görevleri Hakkında Kanun ile İktisadi Devlet Teşekkülü statüsünde yeniden

yapılandırılarak Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığına devredilen

Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü 24/11/1994

tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un 20. maddesi

gereğince “Gayrimenkul Anonim Şirketi”ne

dönüştürülmüştür. Şirketin ana sözleşmesine göre ticari unvanı veişletme adı "tta Gayrimenkul Anonim Şirketi" dir.

28. Başvurucu 11/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

29. 4046 sayılı Kanun'un "Kuruluşların

Anonim Şirket Haline Dönüştürülmesi, Hak ve Yükümlülüklerinin Devri"

kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

"Özelleştirme programına alınan

kuruluşlarla ilgili olarak;

A) Mevcut durumları itibarıyla anonim şirket

statüsünde olan kuruluşların ana

sözleşmelerininbuKanunhükümlerineuygunhalegetirilmelerine,anonimşirketstatüsündebulunmayanlardangerekli

görülenlerinanasözleşmelerininhazırlanarakanonimşirketedönüştürülmelerine,sermayesinintamamıİdareyeaitolan

anonimşirketstatüsündekikuruluşlarınaktiflerinin,anonimşirketstatüsündeolmayankuruluşların

isevarlıklarının tamamının veya bir kısmının

özelleştirme programında bulunan ve sermayesinin tamamı İdareye ait başka bir

anonim şirkete veya kuruluşa bedelli veya bedelsiz olarak devrine, anonim

şirket statüsünde olanların aktiflerinin bir kısmının aynî sermaye şeklinde

konularak yeni şirket/şirketler kurulması suretiyle bölünmelerine veya yeni bir

şirket halinde birleşmelerine veya tasfiyesiz infisah suretiyle birleşmelerine

İdarece karar verilir ve bunların ana sözleşmeleri İdare tarafından onaylanır.

Bu bentte belirtilen işlemler hakkında Türk Ticaret Kanununun

ilgili maddeleri uygulanmaz.

B)Kuruluşlarınözelleştirmeprogramınaalınmalarındanöncemülkiyetindeve/veyatasarrufunda bulunan her türlü hak ve mameleki ile borçları,özelleştirme programına alındıktan ve

özelleştirildikten sonra da aynen devam eder. Müessese, işletmeve

işletme birimlerinin ayrı ayrı anonim şirkete dönüştürülmeleri halinde bağlı

oldukları kuruluşlarınhakveyükümlülüklerinden

hangilerinin anonim şirketedönüştüren bukuruluşa intikal edeceğine, İdare tarafından karar

verilir.

..."

30. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

995. maddesi şöyledir:

“İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle

yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği

zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında

tazminat ödemek zorundadır.”

31. 8/3/1950 tarihli ve 1950/22-4 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı şöyledir:

"Başkasının gayrimenkulünü haksız olarak zaptedip kullanmış olan kötü niyetli kimsenin o

gayrimenkulü elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya ekle

etmeyi ihmal eylediği şendereleri tazminle mükellef olup, bir zarara uğramamış

olan malik veya zilyede ecrimisil adı veya başka bir

ad altında herhangi bir tazminat vermekle mükellef olmadığına 8/3/1950

tarihinde çoklukla karar verildi."

32. 16/5/1956 tarihli ve 1956/1-6 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:

"Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan

malik, el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı

olduğu takdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı da bulunmaktadır. Taşınmaz

sahibinin el konulan taşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde,

taşınmazın el koyma tarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı

olduğu tarih olan dava tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar

verilir."

33. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun "Usul ekonomisi ilkesi"

kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

"Hâkim,

yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz

gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu satın aldığı taşınmazların TEKEL tarafından depo

bulundurulmak ve kullanılmak suretiyle haksız yere işgal edildiğini, el atmanın

önlenmesi ve yıkım istemli olarak Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/250

esas sayılı dosyasında açtığı davanın kabul edildiğini ancak bu kararın TEKEL

tarafından uygulanmadığını, 12 yılı aşkın bir süredir taşınmazı kullanamadığını

ve işgal tazminatını da alamadığını belirtmiştir.

36. Başvurucu, taşınmazı satın aldığı 2/10/2001 ile 25/9/2002

tarihleri arasına ilişkin işgal tazminatının ödenmesi istemiyle TEKEL aleyhine

açtığı aynı Mahkemenin 2002/248 esas sayılı dosyasında açtığı davada yapılan

yargılama neticesinde Mahkemece hükmedilen tazminat miktarının, başka bir

davada verilen emsal karara göre belirlendiğini ancak emsal alınan dava

dosyasında davacının kararı temyiz etmediği için davalının kazanılmış usule

ilişkin hakkı gözetilerek tazminat tutarının düşük belirlendiğini, bu husus

Derece Mahkemelerince gözetilmediğindenmağdur

edildiğini ifade etmiştir.

37. Başvurucu, haksız işgal tazminatı istemiyle açtığı davada

hükmedilen 95.223,98 TL tutarındaki tazminatın ödenmediğini, ayrıca bu dava

dosyasında görülen yargılamanınmakul bir sürede

sonuçlanmadığını belirtmiştir.

38. Başvurucu bu nedenlerle Anayasa'nın 35., 36. ve 38.

maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile suç ve

cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

40. Başvurucu her ne kadar işgal tazminatı istemine ilişkin

açılan davada Derece Mahkemelerince emsal dava dosyasının hatalı

değerlendirilerek tazminat tutarının düşük belirlenmesi nedeniyle Anayasa'nın

38. maddesindeki suç ve cezaların şahsiliği ilkesini ihlal ettiğini iddia

etmekteyse de belirtilen iddianın anılan maddede düzenlenen ilke ile bir

ilgisinin bulunmadığı, Derece Mahkemelerince emsal alınan dava dosyasındakazanılmış usule ilişkin haklar gözetilerek

verilen kararın esas alınması suretiyle delillerin hatalı değerlendirilerek

haksız işgal tazminatı bedelinin düşük belirlenmesine ilişkin şikâyetin özü

itibarıyla yargılama sonucunun adil olmadığı şikâyetine, dolayısıyla adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasına yönelik olduğu değerlendirilmiştir.

41. Başvurucunun el atmanın önlenmesi ve yıkım isteminin kabul

edildiği Mahkeme kararının uygulanmadığı şikâyeti yönünden ise başvurucu

tarafından Doğanşehir İcra Dairesinin 2004/12 (sonrasında 2012/37) esas sayılı

icra dosyasında başlatılan ilamlı icra takibinde düzenlenen 3/2/2014 tarihli

infaz tutanağı ile ilamın gereğinin yerine getirildiği tespit edilerek infazen icra dosyasının kapatıldığı görülmektedir. Bu

nedenle başvurucunun lehine hükmedilen el atmanın önlenmesine ve yıkıma ilişkin

söz konusu mahkeme kararının uygulanmadığı şikâyetinin değerlendirilmesine

gerek görülmemiştir.

42. Bu durumda, başvurucunun taşınmazlarına idarece el atılması

nedeniyle haksız işgal tazminatı talebinin karşılanmadığı yönündeki şikâyeti

mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında; haksız işgal tazminatına ilişkin

davada Derece Mahkemelerince delillerin yanlış değerlendirilerek tazminatın

düşük belirlendiği, lehine tazminata hükmedilen mahkeme kararının icra

edilmediği ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı şikâyetleri ise adil

yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında ayrı başlıklar altında

değerlendirilmiştir.

a. Mülkiyet Hakkının

İhlaline İlişkin İddia

43. Başvurucu satın aldığı taşınmazlarına TEKEL tarafından el

atıldığı için bu taşınmazları 12 yıldır kullanamadığını, bu nedenle kâr

kaybına, maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

44. Bakanlığın görüş yazısında başvurucunun kâr kaybına ilişkin

taleplerinin bu aşamada "mülk"

veya en azından "meşru beklenti"

kavramı içerisine girmediği, ayrıca başvurucunun tazminat davası açma olanağı

olmasına karşın bu yolu da tercih etmediği, bu nedenle başvuru yollarının

tüketilmediğinin de gözetilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

45. Başvurucu cevap dilekçesinde başvuru formundaki beyanlarını

tekrar etmiştir.

46. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır."

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

48. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.

49. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle diğer başvuru

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve

kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve

başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve

genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet

konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler

de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,

B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 19, 20).

50. Somut başvuruya konu olayda başvurucu, taşınmazları satın

aldığı tarihten bu yana devam eden haksız el atma nedeniyle işgal tazminatı

ödenmediğini ileri sürmektedir. Başvurucununtaşınmazları

satın aldığı 2/10/2001 tarihinden 25/9/2002 tarihine kadar olan dönem için

haksız işgal tazminatı istemiyle dava açtığı ve yargılama neticesinde başvurucu

lehine bu dönem yönünden haksız işgal tazminatı ödenmesine karar verildiği

görülmektedir. Ancak başvurucu, 25/9/2002 tarihinden sonraki döneme ilişkin

olarak derece mahkemeleri nezdinde işgal tazminatı talebinde bulunduğuna dair

bir bilgi veya belgeyi ibraz etmemiştir. Hâlbuki başvurucunun 2/10/2001 ile

25/9/2002 arası dönem için Derece Mahkemeleri nezdinde açtığı davada lehine haksız

işgal tazminatına hükmedildiği gözönüne alındığında

başvurucunun bireysel başvuruya konu ettiği söz konusu şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması

gerekmektedir.

51. Bu nedenle başvurucunun haksız işgal tazminatının ödenmemesi

gerekçesiyle mağdur edildiği şikâyetinin, Derece Mahkemeleri önünde talep

ettiği 2/10/2001 ile 25/9/2002 tarihleri arasına ilişkin haksız işgal tazminatı

ödenmesine dair mahkeme kararının icra edilmemesi iddiası ile sınırlı olarak

incelenmesi gerektiği 25/9/2002 tarihi sonrasına ilişkin dönem için ise başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuruda bulunulduğu değerlendirilmiştir.

52. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının, başvuru yolları

usulüne uygun şekilde tüketilmeden başvuru yapıldığı anlaşıldığından diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlaline İlişkin İddia

i. Yargılamanın Sonucunun

Adil Olmadığına İlişkin İddia

53. Başvurucu, haksız işgal tazminatı ödenmesi istemiyle açtığı

davada Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesince Mahkemenin 2007/207 esas sayılı

dava dosyasında verilen kararın emsal alındığını ancak emsal alınan dava

dosyasında davacı yanın kararı temyiz etmediği için davalının kazanılmış usule

ilişkin hakkı gözetilerek daha az tazminata hükmedildiği dikkate alınmadan

tazminat miktarının belirlendiğini ifade ederek yapılan yargılama sonucunda

delillerin hatalı değerlendirilmesi nedeniyle tazminat bedelinin düşük

belirlenerek adil olmayan bir karar verildiğini ileri sürmüştür.

54. Bakanlığın görüş yazısında bu konu ile ilgili bir görüş bildirilmemiştir.

55. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

56. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

57. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

58. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması

bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,bariz takdir hatası

veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince

incelenemez (Muhammet Kaplan, B.

No: 2013/1586, 18/9/2013, § 21).

59. Başvurucunun ihlal iddiasına konu ettiği yargılama

bakımından haksız işgal tazminatı bedelinin belirlenmesi yöntemine ilişkin

olarak bir şikâyeti bulunmamaktadır. Başvurucu esas itibarıyla Mahkemece emsal

alınan dava dosyasında usule ilişkin kurallar nedeniyle tazminat bedelinin daha

düşük belirlendiğini ancak Derece Mahkemelerinin kendisinin tarafı olmadığı söz

konusu emsal yargılamada usule ilişkin kurallar nedeniyle düşük belirlenen

tazminat bedeline göre davanın sonuçlandırılarak mağdur edildiğini ifade etmiştir.

60. Başvuru konusu olayda Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin

2002/248 esas sayılı dava dosyasında 16/9/2003 tarihinde verilen karar Yargıtay

3. Hukuk Dairesince bozulmuş, bozma ilamı üzerine verilen 22/12/2009 tarihli

karar da aynı Dairenin 17/5/2010 tarihli ilamıyla aynı taşınmaza ilişkin daha

önce Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen haksız işgal tazminatı davasında

belirlenen tazminat bedeline talep edilen dönemin enflasyon artışı oranının

yansıtılması suretiyle talep edilen tazminatın belirlenmesi gerektiği

belirtilerek bozulmuştur (bkz. § 18). Mahkemece bozma ilamına uyulduğu

açıklanarak 22/9/2011 tarihinde verilen karar ise Dairenin 13/2/2012 tarihli

ilamıyla daha önce kesinleşen emsal alınan dosyadaki son döneme ait verilerin

yıllık enflasyon artış oranı uygulanarak belirlenmediği gerekçesiyle

bozulmuştur. Mahkeme bu defa bozma ilamının gereklerine uygun olduğu kanaatiyle

hesap uzmanı bilirkişi raporunu hükme esas alarak 29/11/2012 tarihli kararı ile

haksız işgal tazminatı bedelini 95.223,98 TL olarak belirlemiş, anılan hüküm

Dairenin 2/4/2013 tarihli ilamıyla onanmış, karar düzeltme istemi de aynı

Dairenin 12/9/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir (bkz. §§ 21-23).

61. Dava dosyası ve nihai hükme esas alınan bilirkişi raporu

incelendiğinde yine başvurucunun taşınmazlarına ilişkin daha önce kesinleşmiş

haksız işgal tazminatı ödenmesine ilişkin kararın dayanağı olan bilirkişi

raporundaki verilere göre son dönem tazminat bedeli esas alınarak ve bu bedel

enflasyon oranları ile güncellenmek suretiyle başvurucunun talep ettiği döneme

ait tazminat bedelinin hesaplandığı anlaşılmıştır. Başvurucunun iddiasının

aksine Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 13/2/2012 tarihli bozma ilamında, önceki davadakazanılmış usule ilişkin hakların gözetilerek

tazminat bedelinin belirlenmesi yönünde bir açıklama yapılmamış, emsal alınan

kararın Yargıtayca düzeltilerek onanmasına ve kararın

bu şekilde kesinleşmesine yönelik vurgu yapılmış, bozma gerekçesi olarak da

açıkça bilirkişi raporunda emsal alınan kararın dayanağı bilirkişi raporundaki

verilerin esas alınmaması gösterilmiştir (bkz. § 20). Dolayısıyla başvurucunun

söz konusu şikâyetlerinin temelsiz olduğu değerlendirilmiştir.

62. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün Derece Mahkemelerince delillerin

değerlendirilmesinde isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

63. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemeleri

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Derece

Mahkemelerinin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

64. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Yargı Kararının Yerine

Getirilmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

65. Başvurucu taşınmazları satın aldığı 2/10/2001 tarihinden 25/9/2002

tarihine kadar olan dönem için haksız işgal tazminatı ödenmesi istemiyle

Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada lehine verilen kararın

uygulanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

66. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

67. Anayasa'nın 138. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:

"Yasama ve yürütme organları ile idare,

mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını

hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini

geciktiremez."

68. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar

başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir."

69. Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer

alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

ilke ve haklara, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

70. Anayasa'nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü,

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda

toplumsal barışı güçlendiren; bireyin, adaleti bulma, hakkı olanı elde etme,

haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma

hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada

bulunma hakkını değil; yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan

bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).

71. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası; herkesin yargı

organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilmesini, bunun doğal sonucu olarak

da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkını güvence altına almıştır. Anılan

maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, bir temel hak niteliği

taşımanın ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.

Bu bağlamda yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma

zorunluluğunu ve mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının

geciktirilemeyeceğini ifade eden Anayasa'nın 138. maddesinin adil yargılanma

hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Mustafa Demirtaş, B. No: 2013/2002,

30/12/2014, § 51).

72. Yargı kararının geciktirilmeksizin uygulanması, Anayasa'nın

138. maddesinin dördüncü fıkrasında mahkemelerin bağımsızlığının bir parçası

olarak görülmekte ve devlete yargı kararlarını değiştirmeden ve geciktirmeden

uygulama yükümlülüğü getirilmektedir (Halil

Afşin ve diğerleri, § 44).

73. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde

kararların icrasından açıkça bahsedilmediği için AİHM, mahkemeye erişim

hakkından yola çıkarak yargı kararlarının yerine getirilmesi hakkını adil

yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme

haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini

tamamlayan ve yargılamanın sonuç vermesini sağlayan bir unsurdur. Karar

uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40). Bu çerçevede

AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının lehine karar verilen tarafın

zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda mahkemeye erişim hakkının bir

anlam ifade etmeyeceğini ve yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesinin 6.

madde anlamında "dava"nın tamamlayıcı unsuru

olduğunu vurgulamaktadır (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 34).

74. Öte yandan devlet, bir kurumu aleyhinde verilen nihai ve

bağlayıcı mahkeme kararıyla ortaya konulan borcunu ifa etmemek için ekonomik

kaynak yokluğunu da mazeret olarak ileri süremeyeceği gibi devlet aleyhine,

birey lehine verilmiş olan nihai bir kararın söz konusu olduğu durumlarda, birey

ayrı bir icra takibi yapmaya da zorlanamaz (bkz. Halil Afşin ve diğerleri, §§50, 51).

75. Davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka

uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı

kararlarına uymasını gerektirmektedir. İdareler yargı kararını uygulamayı

reddediyor, ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa bu durumda davada

taraf olan kişinin davanın aşamaları süresince yararlandığı Sözleşme'nin 6.

maddesinde öngörülen teminatlar, her türlü varlık nedenini kaybedecektir (Arman Mazman, B.

No: 2013/1752, 26/6/2014, § 60).

76. Anayasa'nın 138. maddesinde mahkeme kararlarına uyma, bu

kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütme organları

ile idare makamları lehine herhangi bir istisna kuralına yer verilmemiştir.

Yargı kararlarının ilgili kamu otoritelerince zamanında yerine getirilmediği

bir devlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak ve

özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün değildir. Dolayısıyla

devlet, yargı kararlarının zamanında yerine getirilmesini sağlayarak bireyler

aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin kamu

otoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumakla

yükümlüdür. Bu sebeple hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette,

bireylerin kamu otoritesi ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını koruma

adına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarının zamanında yerine

getirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez (Arman Mazman, § 61).

77. Yargı kararlarının geç uygulanması sebebiyle bireyler lehine

zamanında kullanılamayan "işlevsel" güvencenin söz konusu olduğu bir

durumda, "ilkesel" ve "kurumsal" güvencelerin bireyler

adına etkin kılınabilmesi, kendilerinden beklenilen hukuksal korumayı

sağlamaları mümkün olmaz. Dolayısıyla yargı kararlarının bireyler hakkında

uygulanmasını içeren işlevsel güvence; ilkesel ve kurumsal güvenceleri

tamamlayan, bu güvencelerin istenilen sonuçları vermesini mümkün hâle getirerek

bireysel hak ve özgürlüklere yargısal koruma sağlanabilmesini olanaklı kılan

vazgeçilmez bir hukuki teminattır (Arman Mazman, § 64).

78. Kesin hükme saygı uluslararası hukuk düzenine özgü hukukun

genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir. Anayasa'nın 138. maddesinin

son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması

yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme

saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği

ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz

duruma getirilmişse adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı

kalmayacaktır (Arman Mazman,

§ 65).

79. Yargı kararlarının yerine getirilmesindeki gecikmenin

başvurucuların adil yargılanma haklarına bir müdahale olduğu kabul edilmekle

beraber kararların icrasında yaşanan gecikmenin hangi sürelere ulaştığında hak

ihlali sayılacağının; davanın konusu, konu bir alacağın veya tazminatın

ödenmesiyse alacak veya tazminatın mahiyeti, başvurucunun kararın icrasındaki

menfaati, yargı kararının icrasının başvurucu için önemi, ödeme ile sorumlu

idarenin bütçe imkânları ve ödeme konusundaki tutumu, alacak veya tazminatın

ödemenin gecikmesi nedeniyle değer kaybedip kaybetmediği, davanın kararın icra

safhasıyla beraber toplam süresi ile kararın icrasında geçen süre gibi

koşullara göre incelenmesi gerekir (Arman Mazman, § 66).

80. Başvuru konusu olayda, başvurucunun satın aldığı

taşınmazlara TEKEL tarafından üzerinde depo, bina ve eklentilerinin

bulundurulması ve kullanılması suretiyle el atılmış, başvurucunun 25/9/2002

tarihinde açtığı haksız işgal tazminatı davasında Mahkeme 22/9/2011 tarihli

kararıyla dava tarihine göre 95.223,98 TL olarak tespit ettiği tazminat

bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte

başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Bu karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesince

2/4/2013 tarihinde onanmış ve karar düzeltme isteminin aynı Dairece

reddedildiği 12/9/2013 tarihinde kesinleşmiştir.

81. Başvurucu, borçlu TEKEL aleyhine ilk derece mahkemesinin

kararı kesinleşmeden 19/4/2013 tarihinde icra takibi başlatmış, icra takibinin

devamı sırasında borçlu TEKEL tarafından alacak, faiz, yargılama ve icra

giderleriyle birlikte 386.630,61 TL olarak 6/5/2013 ve 2/7/2013 tarihlerinde

ödenmiştir. Bu durumda yargı kararının daha kesinleşmeden icra edildiği,

tazminatın ödemesinde faiz ve yargılama ile icra giderlerinin de dâhil edildiği

anlaşılmaktadır.

82. Başvurucu ise yapılan ödemelerin mahkeme kararına dayalı

alacağına yönelik olarak maddi kayıplarını telafi etmediği veya mevcut yasal

faiz oranlarına göre enflasyon oranı dikkate alındığında değer kaybı olduğuna

dair bir iddiada bulunmadığı gibi yargı kararının icra edilmesi hakkının ihlali

iddiası bakımından manevi tazminat talebinde de bulunmamıştır.

83. Sonuç olarak yukarıda sayılan hususlar gözönünde

bulundurulduğunda başvuruya konu olayda haksız işgal tazminatının ödenmesi

yönündeki yargı kararı daha kesinleşmeden hükmedilen tazminat bedelinin, borçlu

idare tarafından faiz, yargılama ve icra giderleri ile birlikte başvurucunun

başlattığı ilamlı icra takibinde ödendiği anlaşılmaktadır.

84. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

85. Başvurucu, haksız işgal tazminatı ödenmesi istemiyle açtığı

davada yargılamanın makul bir sürede sonuçlanmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

86. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

87. Başvurucu, haksız işgal tazminatı ödenmesine ilişkin

Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/248 esas sayılı dava dosyasında

yargılamanın makul bir sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

88. Bakanlığın görüş yazısında, bu konu ile ilgili bir görüş

bildirilmemiştir.

89. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa'nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa'nın 141.

maddesinin de Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

90. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

91. Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda haksız işgal tazminatı

istemiyle Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada 18/6/1927 tarihli

ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılı Kanun'da

yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni

hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Güher Ergun ve diğerleri, § 49).

92. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih

25/9/2002'dir.

93. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52; Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut

başvuru açısından bu tarih, Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesince verilen hükmün

onandığı ilama karşı yapılan karar düzeltme isteminin Yargıtay 3. Hukuk

Dairesince reddedildiği 12/9/2013'tür.

94. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

25/9/2002 tarihinde Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan haksız işgal

tazminatı davasında 16/9/2003tarihli kararla davanın kabulüne karar verildiği

ancak kararın Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2004/4367 sayılıilamıyla

bozulduğu, bozma ilamı üzerine verilen 22/12/2009 tarihli kararın Dairenin

17/5/2010 tarihli ilamıyla bozulduğu, ikinci bozma ilamı üzerine verilen

kararın da Dairenin 13/2/2012 tarihli ilamıyla bozulduğu, üçüncü bozma ilamı

sonrası yapılan yargılama neticesinde Mahkemece verilen 29/11/2012 tarihli

kararın ise Dairenin 2/4/2013 tarihli ilamıyla onandığı ve karar düzeltme

isteminin de aynı Dairenin 12/9/2013 tarihli ilamıyla reddedildiği

anlaşılmıştır.

95. 6100 sayılı Kanun'un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin

nazara alınmadığı gözönünde bulundurularak makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir(Güher Ergun ve diğerleri, §§ 34-64).

96. Başvuruya konu davanın incelenmesinde; hukuki meselenin

çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında

karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate alındığında somut

başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı

ve yaklaşık onbir yıl süren yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

97. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

98. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

99. Başvurucu 25/9/2002 tarihinden 25/9/2013 tarihinine

kadar olan haksız işgal tazminatı bedeli olarak 5.903.615 TL ve bu dönemde

taşınmazları kullanamaması nedeniyle mahrum kalınan kâr olarak 11.341.670 TL

tutarlarında maddi tazminata, ayrıca yargılamanın makul bir sürede

sonuçlanmaması sebebiyle 300.000 TL maddi ve 300.000 TL de manevi tazminatahükmedilmesi taleplerinde bulunmuştur.

100. Başvuruda yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

101. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlali

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 12.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

102. Başvurucunun maddi tazminat talebi yönünden ise Anayasa

Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia

ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağının bulunması

gerekmektedir. Ancak başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamış olduğu

görülmektedir. Bu nedenle başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine

karar verilmesi gerekir.

103. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın;

a. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddia yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

b. Yargı kararının yerine getirilmesi hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

c. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 12.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Memet UÇAR Vekili : Av. Muharrem KILIÇ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7542, 24 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  12. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Paksüt
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7542
Tarih
24 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Mustafa Kamil Uzuner ve Mustafa Kadir Gül Başvurusu (B. No: 2013/3371)
  • Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/5034)
  • Necdet Sürener Başvurusu (B. No: 2013/2424)
  • Yusuf Çabuk Başvurusu (B. No: 2013/8858)
  • Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk Başvurusu (B. No: 2013/6587)
  • Necmettin Onuk Başvurusu (B. No: 2013/5737)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.