İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bişar Yusufoğlu Başvurusu (B. No: 2018/2784)

1. Başvuru, usulüne uygun tefhim yapılmadığı hâlde istinaf

Başvuru No2018/2784Tarih10 Şubat 2021Okuma18 dk · 3.624 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Bişar Yusufoğlu Başvurusu

Karar tarihi
10 Şubat 2021
Başvuru Numarası
2018/2784
R.G. Tarih ve Sayı
3/3/2021-31412
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.624 kelime·18 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, usulüne uygun tefhim yapılmadığı hâlde istinaf

süresinin tefhimden başlatılmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/1/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Batman 1. İcra Müdürlüğünde kambiyo

senedine dayalı icra takibi başlatmıştır.

9. Başvurucu aleyhine Batman İcra Hukuk Mahkemesinde

(Mahkeme) söz konusu icra takibine itiraz davası açılmıştır. Dava dilekçesinde,

ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmediği iddia edilmiş ve borcun olmadığı

belirtilerek takibin iptali ile %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesi

istenmiştir.

10. Mahkeme 28/4/2017 tarihli kısa kararında davacı

borçluya gönderilen ödeme emrinin usulsüz tebliğ edilmesi sebebiyle borçlunun

ödeme emrinin tebliğ tarihinin 30/11/2016 tarihi olarak tespitine ve icra

takibinin iptaline hükmetmiştir. Kararda, karara karşı tefhim tarihinden

itibaren on gün içinde istinaf kanun yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.

11. Mahkemenin gerekçeli kararında ise kısa kararda yer

alan hükme ilave olarak başvurucu aleyhine alacak miktarı olan 470.000 TL'nin

%20'si oranında 94.000 TLtazminata hükmedildiği belirtilmiştir.

12. Başvurucu vekili Mahkemeye UYAP üzerinden 20/5/2017

tarihli dilekçe ile mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna ilişkin süre

tutum dilekçesi sunmuştur.

13. Başvurucu 26/5/2017 tarihli dilekçe ile tavzih

talebinde bulunmuştur. Dilekçede; gerekçeli kararın 22/5/2017 tarihinde

yazıldığı, kısa kararda hükmedilmeyen %20 icra inkâr tazminatına gerekçeli

kararda hükmedilmesi sebebiyle çelişki meydana geldiği belirtilmiştir.

14. Gerekçeli karar 2/6/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir. Başvurucu vekili 5/6/2017 tarihinde gerekçeli istinaf dilekçesini

sunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, mahkeme kararının hukuka aykırı

olduğunu belirtmekle birlikte 28/4/2017 tarihli kısa karar ile gerekçeli

kararın aynı olmadığını vurgulamıştır. Kısa kararda yer almayan %20 icra inkâr

tazminatına gerekçeli kararda hükmedildiği ifade edilmiştir.

15. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

(Bölge Mahkemesi) 15/11/2017 tarihli kararında, başvurucuya 28/4/2017 tarihinde

tefhim edilen karara karşı yasal süre dolduktan sonra 20/5/2017

tarihinde süre tutum dilekçesiyle istinaf kanun yoluna başvurulduğunu

belirterek süre aşımı nedeniyle istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar

vermiştir.

16. Nihai karar 18/1/2018 tarihinde başvuruya tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 19/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Mevzuat

17. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas

Kanunu'nun 363. maddesinin "İstinaf yoluna başvurma ve

incelenmesi" kenar başlıklı birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"... İstinaf yoluna başvuru süresi

tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren on gündür."

18. 2004 sayılı Kanun'un "İtirazın

incelenmesi" kenar başlıklı 169/a maddesinin altıncı fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Borçlunun itirazının icra mahkemesince

esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde kötü niyeti veya ağır kusuru bulunan

alacaklı, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere; takip

muvakkaten durdurulmuş ise bu itirazın reddi hâlinde borçlu, diğer tarafın

isteği üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere

tazminata mahkûm edilir..."

19. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun "Hükmün kapsamı" kenar başlıklı 297. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait

herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen

hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında;

açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”

20. 6100 sayılı Kanun'un "Hüküm" kenar

başlıklı 321. maddesi şöyledir:

''(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra,

mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini

bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca

süre verilmez.

(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme

ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir.

Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek

suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu

durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması

gerekir.''

B. Yargıtay İçtihadı

21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/3/2019 tarihli ve

E.2018/12-884, K.2019/363 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Hukuk Genel Kurulunda yapılan

görüşme sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce iki husus ön

sorun olarak ele alınmıştır.

I- Bu ön sorunlardan ilki, mahkemece

verilen şikâyetin reddine dair kararın 27.04.2018 tarihli duruşmada şikâyetçi vekilinin

yüzüne karşı tefhim edilmesi, gerekçeli kararın 31.05.2018 tarihinde tebliğ

edilmesi ve kararın 05.06.2018 tarihinde temyiz edilmesi karşısında, şikâyetçi

vekilinin temyizinin süresinde olup olmadığı hususudur.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nın

18. maddesinde icra mahkemesine arzedilen hususların ivedi işlerden sayılacağı

ve bu işlerde basit yargılama usulünün uygulanacağı, 01.10.2011 tarihinde

yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 316/1. maddesi

uyarınca kanunlarda açıkça belirtilen hâllerde, HMK’nın basit yargılama usulü

ile ilgili hükümlerinin uygulanacağı düzenlemesi karşısında icra mahkemelerinde

basit yargılama usulünün uygulanacağı açıktır.

Basit yargılama usulüne tabi

yargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK'nın 'Hüküm' başlıklı 321.

maddesinde aynen:

'(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra,

mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini

bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca

süre verilmez.

(2)

Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte

açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini

de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı

tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak

tebliğe çıkartılması gerekir.' hükmü düzenlenmiştir. 321. maddedeki 'hükme

ilişkin tüm hususlar' dan kastedilen HMK'nın 297. maddesindeki unsurlardır.

Buna göre; mahkeme, tahkikatın tamamlanmasından

sonra, tarafların son beyanlarını almalı ve yargılamanın sona erdiğini

bildirdikten sonra hükmü tefhim etmelidir. Kural olarak, mahkemece kararın

tefhiminde hükme ilişkin tüm hususlar açıklanmalıdır.

HMK'nın 322. maddesi atfı ile

uygulanmakta olan HMK'nın 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde

düzenlenmiştir. Buna göre mahkeme gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümde

taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve

tanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın

harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası

altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir.

Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde hâkim bu durumun

sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa

yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay

içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle HMK'nın 321.

maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile

birlikte tefhim edilemediği hâllerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ

edilmesi gereklidir.

İİK’nın 02.03.2005 tarihli ve 5311

sayılı Kanunla değişmeden önceki 363. maddesine göre konkordato talebi üzerine

verilecek mühlete karşı alacaklılar tarafından vukubulan itirazla konkordato

talebinin muvafık olup olmadığına ve mühletin kaldırılmasına dair olan talebin

kabul veya reddine ilişkin kararlarla bu Kanunda temyiz kabiliyeti kabul edilen

kararları tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyiz

edilebilecektir. Maddedeki 'tefhim' kavramının 'hükme ilişkin tüm hususların

gerekçesi ile birlikte açıklandığı hâl' olarak anlaşılması zorunludur. Bu

nedenle yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa temyiz süresi tefhim

tarihinden itibaren, aksi hâlde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren

başlayacaktır.

Usul hukukunda yer almamakla birlikte

uygulamada tefhimden sonra temyiz süre tutum dilekçesi veya kararın tebliğinden

sonra gerekçeli temyiz dilekçesi sunulmak suretiyle kararın temyiz edildiği

hâllerde kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine

dayanılması mümkün olduğundan gerekçeli kararın bu hâllerde de taraflara

tebliği gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de başvurucuya ilk derece

mahkemesinin kararının gerekçesini bilerek ve bu gerekçeye karşı iddialarını

sunacak şekilde temyiz başvuru yapma imkânı verilmeden ve gerekçeli karar

tebliğ edilmeden Yargıtayca temyiz aşamasında onama kararı verilmesini hak

ihlali olarak kabul etmiştir (Anayasa Mahkemesi, Vesim Parlak, B. No:

2012/1034, 20.03.2014).

Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında

da, ilk derece mahkemelerinin kısa kararını usul hükümlerine uygun olarak

tefhim etmesi, kanun yolu ve süresini doğru bir şekilde belirtmesi gerektiğine,

ayrıca gerekçesiz verilen kısa kararda, temyiz süresinin, gerekçeli kararın

tebliğ tarihinden itibaren başlaması gerektiğine ilişkin Kanun hükmü ve

mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğünün

bulunduğuna, başvurucuların temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde

ve kanun hükümlerine olağanın dışında bir anlam verilemeyeceğine,

başvurucuların mahkemeye erişim hakkının özünün zedelenemeyeceğine karar

vermiştir (Anayasa Mahkemesi, Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri

Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri, B. No: 2013/7114, 20.01.2016).

Somut olayda mahkemece direnme kararının

verildiği 27.04.2018 günlü oturumda davanın reddine karar verilmiştir. Kısa

kararda '…yapılan yargılama sonunda, davacı vekilinin yüzüne karşı, hükmün tüm

esaslı unsurları açıklanmadığından kararın taraflara tebliğinden -Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesinin bu yöndeki kararlarına rağmen bazı

istinaf dairelerinin tefhim yapılmış ise; gerekçe olmasa da istinaf süresinin

tefhimden itibaren başlayacağına ilişkin görüşleri de dikkate alınarak süre

tutum dilekçesi verilmesi hususunda takdir taraflara ait olmak üzere- itibaren

10 gün içinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine gönderilmek üzere temyiz yolu

açık olduğu' yazılmıştır.

Bunun üzerine mahkemece gerekçeli karar

şikâyetçi vekiline 31.05.2018 tarihinde tebliğ edilmiş, şikâyetçi vekili

tarafından 05.06.2018 tarihinde gerekçeli temyiz dilekçesi verilmiştir.

Yukarıda gösterilen kanuni düzenlemeler

ve oluşturularak tefhim edilen kısa kararın usulüne uygun bir hüküm fıkrası

sayılıp sayılmayacağı ve bunun açıklanmasının, temyiz süresini başlatacak

nitelikte bir “tefhim” olup olmadığı değerlendirildiğinde; mahkemece kısa

kararda hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanmadığı,

kanun yolu ve süresinin doğru bir şekilde belirtilmediği, tarafları yanıltacak

şekilde ifadeler kullanıldığı, bu hâliyle usulüne uygun ve tam bir tefhimden

söz edilemeyeceği tartışmasızdır.

Hâl böyle olunca Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 297/2. maddesine uygun olmaksızın oluşturulan hüküm fıkrasının

tefhimi ile temyiz süresinin başlamayacağının kabulü gerekir. Açıklanan durum

karşısında şikâyetçi vekilinin temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek

birinci ön sorun oy çokluğuyla aşılmıştır.

..."

22. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28/4/2014 tarihli ve

E.2014/12068, K.2014/13652 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

İlk derece mahkemesince gerekçesi

açıklanmamış bir hükmün HMK kapsamında tefhim edilmiş bir hüküm olamayacağı ve

gerekçeli karar tebliğ edilmeden istinaf kanun yoluna başvurma süresinin

başlamayacağı yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi’nin kabulü usul ve yasaya

uygundur.''

23. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28/10/2017 tarihli ve

E.2017/19842, K.2017/17025 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

321. maddedeki 'hükme ilişkin tüm

hususlar'dan kastedilen HMK.’un 297. maddesindeki unsurlardır. Madde

gerekçesinde tefhimin hüküm özetinin yazdırılması olduğu açıklanmıştır.

Bu nedenlerle basit yargılamada da

tefhim edilecek hüküm HMK.’un 297/2. maddesindeki unsurları taşımakla birlikte

HMK.’un 321. maddesi uyarınca gerekçeli olmak zorundadır. Ancak Mahkemelerin iş

yoğunluğu ve buna bağlı olarak duruşma dosyalarının çokluğu nedeni ile

gerekçenin duruşmada yazdırılamaması halinde gerekçeli kararın en geç bir ay

içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.

Bu yasal şekil yargıda açıklık ve netlik

prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere,

yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi

ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışını

olumsuz yönde etkileyecektir (Hukuk Genel Kurulu - 2007/14-778 E, 2007/611 K,

Dairemizin 01.04.2008 gün ve 2007/38353 Esas, 2008/7142 Karar sayılı ilamı).

Halen yürürlükte olan 5521 sayılı İş

Mahkemeleri Kanununun 8 inci maddesine göre, iş mahkemelerince verilen nihaî

kararlara karşı kanun yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihaî

kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden

itibaren sekiz gündür.

Taraflar hükmün tefhiminin HMK.’un

297/2. maddesinde sayılan unsurları taşımaması halinde hak ve borçlarını

bilemeyeceklerinden temyiz süresini kaçırmamak, hak kaybına uğramamak için

kararı gereksiz yere temyiz etmek zorunda kaldıkları bir gerçektir.

Bu nedenlerle hükmün tefhimi sırasında

HMK.’un 297/2. maddesinde belirtildiği üzere taleplerden her biri hakkında

verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası

altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekli ve

zorunludur.''

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 10/2/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu; Mahkemenin kısa kararda, davacı borçluya

gönderilen ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğine ve borçlunun ödeme emrinin

tebliğ tarihinin yeniden tespitiyle takibin iptaline karar verdiği için

borçluya yeni bir tebligat yaparak takibi kesinleştirmek istediğini, bu nedenle

de tefhimden sonra kanun yoluna başvurma gereği duymadığını belirtmiştir.

Başvurucu tefhim edilen kararda yer verilmediği hâlde gerekçeli kararda icra

inkâr tazminatına hükmedildiğini görünce tebliğden itibaren süresinde istinaf

talebinde bulunduğunu ancak bu durum dikkate alınmaksızın sürenin tefhimden

başlatılması nedeniyle adil yargılanma, mahkemeye erişim, kanun önünde eşitlik

ve savunma hakları ile hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, istinaf talebinin esasının Bölge Mahkemesi

tarafından incelenmemesine yönelik olduğundan başvuru adil yargılanma hakkının

güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

27. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin

Varlığı ve Hakkın Kapsamı

29. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil

yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin

6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini

belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B.

No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

30. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791,

7/11/2013, § 52).

31. Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına

yönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması kanun

yoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer

temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı bir

mahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altına

almamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hak

ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanun

yollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil

yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (Hasan İşten,

B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 37).

32. Somut olayda istinaf başvurusunun süresinde

yapılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

33. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

34. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu nedenle öncelikle başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığının

incelenmesi gerekir.

35. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin

ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,

6/2/2014, § 60).

36. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî

manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük

Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun

adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere

müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan

düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına

bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün

bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali

Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).

37. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının

da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği ölçüde hukuki belirlilik

taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun

sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve

diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı

olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir

kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],

B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44). Kanunilik unsuru yönünden değerlendirme

yapılırken derece mahkemelerince müdahaleye imkân tanıyan kanun hükümlerinin

yorumu ve bu hükümlerin olaya uygulanması bariz takdir hatası ya da açık

keyfîlik içermediği sürece bu alanda bir inceleme yapılması bireysel başvurunun

amacıyla bağdaşmaz. Ancak derece mahkemelerinin müdahaleye imkân tanıyan kanun

hükmünü açık bir biçimde hatalı yorumladıkları ve uyguladıklarının tespiti

hâlinde müdahalenin kanunilik temelinden yoksun olduğu sonucuna ulaşılabilir (Ramazan

Atay, B. No: 2017/26048, 29/1/2020, § 29).

38. 6100 sayılı Kanun'da kararın tefhiminin mahkemenin

hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile

gerçekleşeceği belirtilmiş, zorunlu hâllerde -hâkimin bu durumun sebebini de

tutanağa geçirmek suretiyle- sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı

tefhim edebileceği düzenlenmiştir. Başvuruya konu olayda, Mahkeme tarafından

28/4/2017 tarihli celsede tefhim edilen kararda başvurucu aleyhine hükmedilen

%20 icra inkâr tazminatının yer almadığı görülmektedir. Başvurucu 20/5/2017

tarihinde süre tutum dilekçesi vermiş, gerekçeli kararın tebliği üzerine de

istinaf başvurusunda bulunmuştur. Başvurucu tefhim edilen kısa karar ile

gerekçeli karar arasında çelişki bulunduğunu, gerek 26/5/2017 tarihli tavzih

talebinde gerekse de istinaf dilekçesinde belirtmiştir.

39. 2004 sayılı Kanun'da istinaf süresinin kararın tefhim

veya tebliğinden itibaren on gün olduğu belirtilmiştir. Somut olaydaki ihtilaf,

istinaf süresinin hangi durumda tefhim ya da tebliğden başlatılacağından

kaynaklanmaktadır. Yukarıda yer alan açıklamalara göre 6100 sayılı Kanun'un

297. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki zorunlu unsurları karşılamaması

nedeniyle ortada usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Böylece başvurucu açısından istinafa ilişkin hak ve yükümlülüklerin gerekçeli

kararın tebliği ile birlikte sonuç doğurmaya başlayacağı açıktır. Bu durum

kanun yollarına başvurunun etkililiğinin sağlanması yönünden de gereklidir.

40. Bu durumda Mahkemenin kısa kararının usul hükümlerine

uygun olarak tefhim edilmemesine rağmen istinaf süresini tefhim tarihinden

başlatarak istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar veren Bölge

Mahkemesi kararının kanuni dayanağının bulunmadığı anlaşılmıştır.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

43. Başvurucu; ihlalin tespiti, yargılamanın yenilenmesi

ve tazminat talebinde bulunmuştur.

44. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

45. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine

karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz

edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

46. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin

yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin

sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58,59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

47. İncelenen başvuruda, başvurucunun istinaf

başvurusunun süresinde olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla

ihlalin Bölge Mahkemesi kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

48. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Bölge Mahkemesine iletilmek üzere Batman İcra

Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

49. Başvuruda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunduğu sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

amacıyla Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesine (E.2017/2551,

K.2017/2583) iletilmek üzere Batman İcra Hukuk Mahkemesine (E.2016/312,

K.2017/91) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 10/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Tuğba TUNA IŞIK Başvurucu : Bişar YUSUFOĞLU Vekili : Av. Ferit KAVŞUT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/2784, 10 Şubat 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. İlgili Mevzuat
  10. B. Yargıtay İçtihadı
  11. I- Bu ön sorunlardan ilki, mahkemece
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  16. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  17. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının
  18. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/2784
Tarih
10 Şubat 2021

İlgili Kararlar

  • M.u. Başvurusu (B. No: 2017/17753)
  • Yusuf Erdoğan Başvurusu (B. No: 2017/11828)
  • Ercan Gün Başvurusu (B. No: 2017/36164)
  • Asiye Karaaslan Başvurusu (B. No: 2017/36555)
  • Ahmet Önder ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/23929)
  • Emin Demirel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/5536)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.