İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Burak Döner Başvurusu (B. No: 2012/521)

1. Başvurucu, tutukluluğunun

Başvuru No2012/521Tarih2 Temmuz 2013Okuma19 dk · 3.756 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Burak Döner Başvurusu

Karar tarihi
2 Temmuz 2013
Başvuru Numarası
2012/521
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.756 kelime·19 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğunun

Kanun’da öngörülen azami sınırı aşması nedeniyle hukuka aykırı hâle geldiğini,

bu nedenle özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 8/11/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 25/12/2012 tarihinde başvurunun karara

bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 12/2/2013

tarihinde yapılan toplantıda, İçtüzük’ün 28. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca, kabul edilebilirlik ve esas

hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 12/2/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 16/4/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 8/5/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, diyeceklerini süresi içinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve davaya

bakan Mahkeme’den temin edilen belgelerdeki olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 7/1/2007 tarihinde Zeytinburnu 1. Sulh Ceza Mahkemesince

tutuklanmıştır.

9. Başvurucu hakkında İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca 1/6/2007 tarihli

iddianameyle kasten öldürme, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç örgütüne

yarar sağlama amacıyla yağma ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılması

talebiyle dava açılmıştır. Yargılama İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde

görülmüştür.

10. Tutukluluk halinin sona

erdirilmesi talebiyle 25/9/2012 tarihli dilekçeyle

Mahkemesine yapılan başvuru 17/10/2012 tarihli kararla reddedilmiştir.

Gerekçede, “…somut olayda başvurucunun,

mahkemenin görevine giren ‘6136 sayılı Kanun’a muhalefet ve silahlı örgüte

(silah temin etmek ve suçlarda kullanılan silahları saklamak) suretiyle yardım

ve yataklık etmek’ suçlarına yönelik olarak tutuklanmasına karar verilen sanık

hakkında her ne kadar sanık sayısınca tutuklama müzekkeresi düzenlendiği

anlaşılmakla, tutuklama kararında sayılan suçlardan hangileri için tutuklama

kararı verilmiş ise ilgili tutuklama müzekkerelerindeki her bir suça ilişkin

ayrı ayrı infaza verilmesinde zorunluluk bulunması, anılan nedenle beş yıllık

zorunlu sürenin ağır cezalık her suç için tutuklama kararında belirtilen bu

suçlardan her birisi açısından mahkemece beş yıllık tutukluluk süresine ayrı

ayrı riayet edilmesinin CMK’nun 101. maddesi

içeriğinden anlaşılması…bağlantı nedeni ile birden

fazla ağır cezalık suçların bir mahkemede ve tek tutuklama müzekkeresine bağlı

olarak infaz edilen tutukluluk hallerinin

her bir suç için ayrı ayrı

değerlendirilmesinde zaruret bulunmaktadır…” ifadelerine yer

verildiği görülmüştür.

11. İtiraz üzerine 13. Ağır Ceza

Mahkemesi aynı tarihte itirazı reddetmiştir. Ret gerekçesinde, işlenen birden fazla suçun her birinin bağımsız

nitelikte olduğu, CMK’nın 102. maddesinin (2)

numaralı fıkrasındaki sürenin her bir suç için ayrı ayrı değerlendirilmesinin

gerektiği, kanun koyucunun amacının da bu yönde olduğu, başvurucunun CMK’nın 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasının a) bendinde

sayılan suç işlemek amacıyla silahlı örgüte üye olmak, adam öldürmek, 6136

sayılı Kanun’a muhalefet, korku kaygı ve panik yaratabilecek tarzda ateş etmek

suçlarından tutuklandığı, tutukluluk ile ilgili azami beş yıllık sürenin

kategorik her bir suç için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği.., bu suçların katalog suçlardan olması ve öngörülen ceza

ile dosyadaki deliller dikkate alınarak sanığın kaçma şüphesinin devam ettiği,

diğer koruma tedbirlerinin de yetersiz kalabileceği, dolayısıyla kararda usul

ve yasaya aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

12. Davaya Bakan İstanbul 12.

Ağır Ceza Mahkemesi, 4/4/2013 tarih ve E.2011/89, K.

2013/80 sayılı kararla, başvurucunun 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 220/1, 220/5 (6 kez), 106/1-d maddeleriyle 6136 sayılı Kanun’un 13/1

maddesi uyarınca neticeten yaklaşık 58 yıl 9 ay hapis cezasıyla

cezalandırılmasına karar vermiştir.

13. Kararda ayrıca, başvurucunun

diğer suçlardan mahkumiyeti de gözetilerek, suç örgütü kurmak ve yönetmek,

müştekiler O.T., H.Ç., B.Ç., G.Ç. ve N.S.’ye yönelik adam öldürmeye teşebbüs eylemleri nedeniyle

hakkında 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve

müteakip maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmasına, hakkında her bir suç

için ayrı ayrı tevkif müzekkereleri çıkarılmasına da karar verilmiştir.

14. Başvurucu hakkındaki dava

temyiz aşamasındadır.

B. İlgili

Hukuk

15. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 8. ve 9. maddeleri şöyledir:

“Bağlantı kavramı

Madde 8 – (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık

olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa

bağlantı var sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç

delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç

sayılır.

Davaların birleştirilerek açılması

Madde 9 – (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik

mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle

yüksek görevli mahkemede dava açılabilir.”

16. Aynı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

17. Aynı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

18. Anılan Kanun’un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile son cümlesi

şöyledir:

“Tazminat istemi

Madde 141 – (1) Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

…

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

…

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

19. Anılan Kanun’un 142.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 2/7/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

8/11/2012 tarih ve 2012/521 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’daki tutukluluk süresinin

aşılması ve dolayısıyla tutukluluk hâlinin kanuna aykırı hale gelmesi nedeniyle

Anayasa’nın 19. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinde

belirtilen hakkının ihlal edildiğini, bu durumun eşitlik ve âdil yargılama

ilkeleriyle de bağdaşmadığını ileri sürmüş ve tutukluluğa ilişkin kararlar ile

bu kararlara temel teşkil eden Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12/4/2011 tarih ve E.2011/1-51, K. 2011/42 sayılı ilâmının

iptalini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

22. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasa’da güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceği

hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesinin söz konusu fıkrasının

devamında, başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olmasının şart olduğu; aynı maddenin dördüncü fıkrasında da, bireysel başvuruda

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı

belirtilmiştir.

23. Başvurucunun şikâyetinin

esas itibariyle Kanun’da öngörülen üst sınırın aşılması nedeniyle tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkin olduğu, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesi

çerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

24. Adalet Bakanlığı, 5271

sayılı Kanun’un 141. maddesi uyarınca, kanuna aykırı olarak tutulduğunu iddia

eden kişilerin tazminat talep etme hakkına sahip olduklarını, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin Demir/Türkiye ve Balca/Türkiye kararlarına atfen, bu yola

öncelikle başvurulması gerektiğini, Yargıtay kararlarına atıfla bazı durumlarda

tazminat talebinin incelenebilmesi için ilk derece mahkemesinde görülen davanın

esasıyla ilgili kararın kesinleşmesinin şart olmadığını, dolayısıyla kabul

edilebilirlik konusundaki incelemede bu hususların göz önünde bulundurulması

gerektiğini ifade etmiştir.

25. Başvurucu, başvurunun kabul

edilebilirliği hakkındaki Bakanlık görüşüne katılmamıştır.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

27. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

28. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak

ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal

durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu

nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar

tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir.

29. Ancak tüketilmesi gereken

başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz ve

tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı

tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına

yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından

etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir.

30. Adalet Bakanlığının görüşünde işaret edildiği üzere 5271 sayılı

Kanun’un tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya

tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı

hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde

hakkında hüküm verilmeyen kişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarını

Devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru

mekanizması öngördüğü görülmektedir. Ancak, aynı Kanun’un

tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında “Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde” tazminat

isteminde bulunulabileceği ifade edilmiştir.

31. Somut olayda beş yıllık

azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle tutukluluğun yasal dayanağının

kalmadığı iddia edilmektedir. Buna göre, yasal olarak mümkün olmadığı hâlde

tutukluluğun devamına karar verilmiş ise madde kapsamında bunun mağduru maddi

ve/veya manevi tazminat istemiyle dava açabilecektir. Ancak başvurucunun

başvuru tarihi itibariyle istemi tazminat değildir. Başvurucu, Kanun’da

öngörülen azami tutukluluk süresinin dolmuş olduğunun tespitiyle tahliyesine

karar verilmesini talep etmektedir.

32. 5271 sayılı Kanun’un koruma

tedbirleri nedeniyle tazminata dair düzenlemelerine bu açıdan bakıldığında,

başvurucunun şikâyetiyle ilgili bir çözüm getirilmediği görülmektedir.

Başvurulması hâlinde bu yol yalnızca maddi ve manevi zararların giderilmesini

teminat altına almakta, fakat hukuka aykırı tutulduğu tespit edilse dahi kişiye

serbest bırakılma konusunda bir imkân sunmamaktadır. Bireysel başvurunun

esastan incelenmesinden önce tutukluluk hâli sona ermediği sürece, kişinin bu

yola gitmesi somut talebi açısından etkili sayılamaz, dolayısıyla tüketilmesi

gerekmez.

33. Bununla birlikte başvurucu

hakkındaki davanın karara bağlanmış olması nedeniyle tutukluluk halinin hükmen

tutukluluğa dönüştüğü, dolayısıyla her ne kadar başvuru anındaki talebi tahliye

ise de, kararla birlikte bunun mümkün olamaması dikkate alındığında şikâyet

konusu anayasal hakların ihlaline dair bir tespit ve tazminata hükmedilmesi

hâlinde ihlalin giderilmesi mümkündür. Bu durumda 5271 sayılı Kanun’un 141. ve

devamı maddelerinde belirtilen yola öncelikle başvurulmasının zorunlu olup

olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

34. Bakanlık, bu yola öncelikle

gidilmesi gerektiğini bir kısım kararlara atıfla ileri sürmüştür. Bakanlığın

görüşünde bahsettiği Yargıtay kararları belli durumlarda tazminat talebi için

asıl hükmün kesinleşmesinin aranmadığını göstermektedir (Yargıtay 12. Ceza

Dairesi’nin 4/4/2012 tarih ve E. 2011/15700, K.

2012/9187; 15/5/2012 tarih ve E. 2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararları).

Tutukluluk süresinin verilen cezadan fazla olması nedeniyle makul görülmediği,

bu nedenle tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirten kararlara rastlamak da

mümkündür (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 17/12/2012

tarih ve E. 2012/20277, K.2012/27572; 3/1/2013 tarih ve E.2012/24083, K. 2013/1

sayılı kararları). Ancak bu örneklerin hiçbiri somut olay açısından bahse konu

yolun etkili olduğuna örnek teşkil etmemektedir.

35. Açıklanan nedenlerle

Bakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki görüşü kabul edilemez.

Başvurucunun iddiaları dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas

İnceleme

36. Başvurucu, tutukluluk

süresinin Kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuki dayanağının

olmadığından şikâyet etmektedir.

37. Anayasa’nın 19. maddesi

şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya

tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.

Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama

sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün

olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hakim

huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.

Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın

mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz

saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hakim

önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim

kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal,

sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.

Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal

bildirilir.

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa

sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı

halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı

merciine başvurma hakkına sahiptir.

Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin

uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.”

38. Başvurucunun kanuni

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin bu şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

39. Adalet Bakanlığı, görüşünde,

keyfiliğe kaçmamak şartıyla mahkemelerin kanunları yorumlamada tam takdir

yetkisine sahip olduklarını, İstanbul 12. ve 13. Ağır Ceza Mahkemelerinin beş yıllık

üst sınırı somut olayda her bir suç için ayrı ayrı dikkate aldıklarını; bununla

birlikte AİHM’in birden fazla suç isnadına dayalı

tutukluluğu tek bir tutukluluk olarak değerlendirebileceğini ifade etmiştir.

40. Başvurucu, görüşün, birden

fazla suç isnadına dayalı tutukluluğun tek bir tutukluluk olarak

görülebileceğine ilişkin kısmının, haklılığının kabulü anlamına geldiğini ifade

etmiştir.

41. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir.

42. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.

maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki

temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile

uyumludur.

43. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece

mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk

kurallarına uymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi

keyfi bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede

öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların

maddenin amacına uygun olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan

hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı

gereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni”

dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin

verdiği hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.

44. Tutukluluk, 5271 sayılı

Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi

ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1)

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği

konusunda kuvvetli şüphe bulunması halinde tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlar bir liste halinde belirtilmiştir.

45. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hallerde

gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam üç yılı

geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk

süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (bkz:

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/4/2011 tarih ve

E.2011/1-51, K.2011/42 sayılı kararı).

46. Somut olayda 7/1/2007 tarihinde tutuklanan başvurucu, 5271 sayılı

Kanun’un yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca tutukluluk için öngörülen azami

sürenin dolmuş olduğu iddiasıyla tahliye talebinde bulunmuştur. Gerek davaya

bakan, gerekse itirazı inceleyen mahkemeler azami beş yıllık süre konusundaki

gerekçelerini belirtmek suretiyle tutukluluğun devamına karar vermişlerdir (§§

12 ve 13). Her iki kararın gerekçesinde, “ağır

cezalık suçlar için çıkarılan tek bir tutuklama müzekkeresi infaz edilirken

tutukluluğun her bir suç için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği…”

ifade edilmiştir. Mahkemeler, tutukluluğa dayanak olan her

bir suç için ayrı dava açılması ve bunların ayrı yargı mercilerinde görülmesi

halinde sürenin ayrı hesaplanacağını; ağır cezalık birden fazla suça ilişkin

olarak açılan bir dava ya da ayrı ayrı açılmış olmakla birlikte daha sonra

birleştirilen davalarda da aynı yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini, bunun

adalet ve eşitlik ilkeleri açısından daha uygun olduğunu değerlendirmek

suretiyle bu sonuca varmışlardır.

47. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline

sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.

Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz. Dolayısıyla

incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir.

48. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami

kanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevine

giren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Bireyler hakkındaki

birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden

yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve

kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında,

uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı

açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin

kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl

olması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından

aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı

hesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibi

etkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede

ele alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde

esas alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama tedbirinin

ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindeki

düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların dar yorumlanması

hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak mümkün

görünmemektedir.

49. Diğer taraftan, Anayasa'nın

19. maddesinin yedinci fıkrası tutuklulukta makul süreyi güvence altına

almıştır. Dolayısıyla kanunla tutukluluk süresi için getirilen üst sınırlar

makul sürenin aşılmadığı istisnai durumlar için geçerli olabilir ve hiçbir

şekilde kişinin bu süre doluncaya kadar tutulabileceği anlamına gelmez. Aksine,

üst sınırın aşılmadığı durumlarda dahi, somut olaylarda tutukluluk makul süreyi

aşmışsa, anayasal hakkın ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.

50. Anayasa’nın 36. maddesinde

adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda makul sürede

yargılanma herkese tanınan bir haktır. Davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılması da Anayasa'nın 141. maddesinde yargıya bir görev

olarak yüklenmiştir. Azami sürenin, suç sayısı gerekçesiyle uzatılmasına dair

yorumlarla veya gerekçe gösterilmeden genel ifadelerle uzatılması, muhtemel

özgürlük ve güvenlik ihlallerine ilave olarak, makul sürede yargılanma hakkı

açısından da olası ihlallere zemin hazırlayabilecek niteliktedir. Böyle bir

uygulama, özgürlük ve güvenlik ihlalini neredeyse otomatik, makul sürede

yargılanma hakkının ihlalini ise potansiyel hale getirebileceğinden kabul

edilemez.

51. Diğer yandan, özgürlük ve

güvenlik hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılması ve sınırlamanın şekil

ve şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Dolayısıyla kanunun

metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, tutuklama

nedenleri ve süreleri konusunda belli bir açıklık ve kesinlikte

öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla

uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecede

öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkileri

göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu

metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve

büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahip

kanunun aynı zamanda kolaylıkla erişilebilir olması da gerekir.

52. 5271 sayılı Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami

beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak derece mahkemelerinin kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı

hesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarak

yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya

elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması halinde

azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır.

Bu durumun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı açıktır. Bir hukuk

devletinde henüz suçluluğu sabit hale gelmemiş bir bireyin mahkemenin

benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden yoksun

bırakılması düşünülemez.

53. Başvurucu 7/1/2007

tarihinde çıkarılan bir müzekkereye istinaden tutuklanmıştır. Tutuklamaya dayanak olan ve başvurucuya isnat olunan suçlar

bağlamında davaya bakan mahkeme “6136 sayılı

Kanun’a muhalefet ve silahlı örgüte (silah temin etmek ve suçlarda kullanılan

silahları saklamak) suretiyle yardım ve yataklık etmek”; itirazı

inceleyen mahkeme ise “suç işlemek amacıyla

silahlı örgüte üye olmak, adam öldürmek, 6136 sayılı Kanun’a muhalefet, korku,

kaygı ve panik yaratabilecek tarzda ateş etme” iddialarına yer

vermiştir. Kovuşturmaya konu bu kadar suç olmasına rağmen tutukluluğun

bunlardan biri üzerinden devam edeceğini, kanuni sürenin dolmasıyla birlikte

bir diğerinin devreye girerek yeni bir beş yıllık sürenin başlayacağını kabul

etmek tedbirin tabiat ve mahiyetiyle bağdaşmaz. Somut olay bakımından 5271

sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami

tutukluluk süresi 7/1/2012 tarihinde dolmuştur. Bu

durumda başvurucunun bu tarihle, hakkında mahkumiyet hükmünün kurulduğu 4/4/2013 tarihi arasındaki tutukluluk hali kanunda aranan

şekil ve şartlara uymamaktadır.

54. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

55. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş, ancak

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

56. Başvuruda Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu

tazminat talebini saklı tutmuştur. Başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı

verilmekle tutukluluk hali sona ermiştir. Bu durumda, ihlalin tespiti dışında sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gereken bir husus bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. “Kanun’da

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması” nedeniyle Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan

172,50 TL harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

2/7/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Mustafa BAYSAL Başvurucu : Burak DÖNER Vekili : Av. Halit KARABUL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/521, 2 Temmuz 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR
  16. B. “Kanun’da
  17. C. Başvurucu tarafından yapılan
  18. D. Ödemenin, kararın tebliğini
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/521
Tarih
2 Temmuz 2013

İlgili Kararlar

  • Murat Narman Başvurusu (B. No: 2012/1137)
  • Hamit Kaya Başvurusu (B. No: 2012/338)
  • Korcan Pulatsü Başvurusu (B. No: 2012/726)
  • Güher Ergun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/13)
  • Ramazan Aras Başvurusu (B. No: 2012/239)
  • Muhammet Kaplan Başvurusu (B. No: 2013/1586)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.