İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Korcan Pulatsü Başvurusu (B. No: 2012/726)

1. Başvurucu, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti olmadığı

Başvuru No2012/726Tarih2 Temmuz 2013Okuma12 dk · 2.461 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Korcan Pulatsü Başvurusu

Karar tarihi
2 Temmuz 2013
Başvuru Numarası
2012/726
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.461 kelime·12 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti olmadığı

halde 17/6/2011 tarihinden beri tutuklu kaldığını, 18

yıl hapis cezasına mahkum edildiği davada adil yargılanmadığını, bu nedenlerle

anayasal haklarının ihlâl edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 20/11/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 25/12/2012 tarihinde başvurunun karara

bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 12/2/2013

tarihinde yapılan toplantıda, İçtüzük’ün 28.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca, kabul edilebilirlik ve

esas hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 12/2/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 16/4/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 15/5/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, diyeceklerini süresi içinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve

ekleriyle Adalet Bakanlığı görüşünde ifade edildiği şekliyle başvuruya ilişkin

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, bir soruşturma

kapsamında 17 Haziran 2011 tarihinde tutuklanmıştır.

9. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı, başvuranın da aralarında bulunduğu 143 kişi hakkında 11/11/2011 tarihli iddianame ile dava açmıştır.

10. İddianamede başvurucunun Oraj Hava

Harekât Planı kapsamında görevlendirilecek özel personel olarak belirlendiği,

aynı dava kapsamında yargılanan Halil İbrahim Fırtına'nın verdiği emir

doğrultusunda, Harekât Planını hazırlama grubunu oluşturarak plan kapsamında

personel görevlendirmesi yaptığı, Planda yer alacak hususları belirlediği, diğer

görevlilerce yapılan istihbarat, lojistik, eğitim ve diğer konulardaki

faaliyetlerin, başvurucunun plan kapsamındaki üst düzey konumu gereği kendisine

iletildiği iddia edilmiştir.

11. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 23/11/2011 tarihinde iddianamenin kabulüne

karar verirken dosya üzerinden ve izleyen tarihlerdeki duruşmalarda

başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

12. Başvurucu kararlardan bir

kısmına itiraz etmiş; 11. Ağır Ceza Mahkemesi değişik tarihlerde verdiği

kararlarla itirazları reddetmiştir.

13. Redde ilişkin gerekçelerde genel olarak tutuklama için ana unsur

olan kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenleri, katalog suçlar ve bu bağlamda

anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar konusunda

değerlendirmelere yer verilmiş, yapılan değerlendirme ile davanın sonucuna

ilişkin kanaat açıklar tarzda görüş beyan etmenin yasal olmayacağının da altı

çizilerek yeni elde edilen deliller de

vurgulanarak delillere etki etme tehlikesinin devam ettiği, henüz tanıkların

tamamının dinlenmediği, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

vurgulanmıştır.

14. 21 Eylül 2012 tarihinde

açıklanan ilk derece mahkemesi kararıyla başvurucunun mülga 765 sayılı Türk

Ceza Kanunu’nun 147. ve 61. maddeleri gereğince 18 yıl hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.

15. Hükümle birlikte verilen

tutukluluk halinin devamı kararına karşı başvurucu 25/9/2012

tarihli dilekçeyle itiraz etmiş; İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 23/10/2012

tarihinde dosya üzerinde yaptığı incelemede itirazın reddine karar vermiştir.

Bu karar başvurucuya 16/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu hakkında görülen

dava temyiz aşamasındadır.

B. İlgili

Hukuk

17. İsnat olunan suçun işlendiği

tarihte yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarih ve 765

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. maddesi şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları

teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

cezası hükmolunur …”

18. Aynı Kanun’un 61. maddesi,

işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçun

teşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.

19. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve 260. maddeleri şöyledir;

“Tutuklama nedenleri

Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan; (1)

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi

ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde

302, 303, 304, 307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…

(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya

hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.

Kanun yollarına başvurma hakkı

Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı

Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış

olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan

sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları

açıktır.

(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan

Cumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin;

ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin

yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye

mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin

kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.

(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da

kanun yollarına başvurabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 2/7/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

20/11/2012 tarih ve 2012/726 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, Anayasanın 10., 19., 36. ve 38. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (AİHS) 5., 6. ve 13. maddelerine dayanarak;

i) Kuvvetli suç şüphesi

sayılmayan imzasız dijital belgelere dayanılarak şablon ve kalıplaşmış

gerekçelerle tutuklandığını, tutukluluğun devamına karar verilirken şablon

gerekçelerle bu tedbirin adeta bir cezalandırma aracına dönüştürüldüğünü ve

dolayısıyla özgürlük ve güvenlik hakkının,

ii) Yaklaşık 17 aydır tutuklu yargılandığını, temyiz aşaması da

dikkate alındığında bu sürenin daha da uzayacağını, tutukluluk açısından bu

sürenin makul olmaktan uzak olduğunu, zorunlu ikametinde kalma gibi adlî

kontrol tedbirine başvurularak tutuklamadan beklenen amacın bu şekilde gerçekleştirilebileceğini,

ancak adlî kontrole başvurulmadığını, bu durumun henüz kesinleşmemiş olan

hükmün peşin infazı niteliğinde olduğunu, dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesiyle AİHS’in 5. maddesinde belirtilen

haklarının,

iii) Tutukluluğa itirazlarının savcılık görüşü kendisine tebliğ

edilmeden ve bu konuda kendi görüşü alınmadan incelenerek şablon ve kalıplaşmış

gerekçelere dayanılarak reddedildiğini; duruşmasız gerçekleştirilen bu

incelemelerde çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine riayet

edilmediğini; bütün bunlara bağlı olarak Anayasa’nın 19. ve 36. maddeleriyle AİHS’in 5. maddesinin 3. ve 4. fıkralarındaki haklarının,

iv) Nihayet, üzerine atılı

suçlara dayanak oluşturan imzasız dijital belgelerin gerçek olmadığını, sahte

ve düzmece olduğunu ve bu durumun kanıtlandığını; işbu şaibeli delillere

dayanılarak, tarafsız olmayan bir yargı organı tarafından 18 yıl hürriyeti

bağlayıcı bir cezaya çarptırıldığını ileri sürerek adil yargılanma hakkının,

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

22. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceği

hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının

devamında, başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olmasının şart olduğu, dördüncü fıkrasında ise bireysel başvuruda kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı belirtilmiştir.

1. Tutukluluğa İlişkin Şikâyetler

23. Başvurucu, hakkında kuvvetli

suç şüphesi olmadığı halde tutuklandığından, tutukluluğun makul süreyi

aştığından, tutukluluğa itirazlarının duruşmasız ve çekişmeli yargılama

ilkesine riayet edilmeden incelenmiş olmasından şikâyet etmektedir.

24. Adalet Bakanlığı bu

şikâyetlerden, “tutukluluğun uzunluğu”

ve “tutukluluğa itiraz taleplerinin savcılık

görüşü kendisine tebliğ edilmeden ve bu konuda kendi görüşü alınmadan

incelenerek şablon ve kalıplaşmış gerekçelere dayanılarak reddedildiği”ne ilişkin olanlar

bakımından Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisiz olduğunu ileri

sürmüştür. Bakanlığa göre tutukluluk süresinin uzunluğu ile hürriyetten yoksun

bırakmanın hukukiliğini denetlemek için etkili bir başvuru yolunun

bulunmadığına yönelik iddialar 23 Eylül 2012 tarihinden önce kesinleşmiş

kararlara ilişkindir. Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisinin başlamadığı döneme

ilişkin olan bu şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

25. Başvurucu, hükümle birlikte

tutukluluğun devamına da karar verildiğini ve bu karara itiraz ettiğini,

itirazın da Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları almaya başladığı tarihten

sonra incelendiğini, bu nedenle görüşün isabetli olmadığını ifade etmiştir.

26. Her ne kadar Bakanlık

görüşünde şikâyetlerden ikisi hakkında zaman bakımından yetkisizlik iddiası

ileri sürülmüş ise de, şikâyetlerin mahiyetine bakıldığında tutukluluğa ilişkin

tüm şikâyetlerin zaman bakımından yetki açısından incelenmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

27. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

28. Bu hüküm gereğince Anayasa

Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla

Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu

düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş

nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/832, § 14, 12/2/2013).

29. Tutuklulukla ilgili

şikâyetlerin bir bütün olarak başvurucunun tutukluluk döneminde alınan

kararlara ilişkin olduğu açıktır. Başvurucu ilk tutuklama kararı sonrası 5271

sayılı Kanun’da öngörülen itiraz kanun yolunu kullanmış, yargılamanın

soruşturma ve kovuşturma aşamasında da gerek tahliye talebinin reddi üzerine,

gerekse re’sen yapılan incelemelerde tutukluluğun

devamına karar verilmesi üzerine, aynı yola başvurmuştur (Bkz:

§§ 13-15, 18-21).

30. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun

yolunda çekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun

olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla

belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma

amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek

şartıyla, tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür.

31. Ancak başvurucu hali hazırda

tahliye olmuş ya da hükümlü hale gelmiş ise bu takdirde serbest kalma ihtimali

ortadan kalkmaktadır. Bu durumda talep, hukuka aykırılığın tespiti ve

gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır.

Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından varsa olağan kanun yolları

denendikten sonra ve gerekiyorsa bireysel başvuru yapılmalıdır.

32. Ne var ki başvurunun kabul

edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya

kararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş

olmaları da gerekmektedir. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce

kesinleştikleri tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımından

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı

yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında

yapılabilmesi mümkündür.

33. Ancak kişi serbest

bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm

olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibariyle de tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu

durumda kişinin hukuki durumu “bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.

Bireysel başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete

hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar

verilmiş olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun

sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı

cezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin

kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali

sona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca

gerekmez. Nitekim gerek AİHM, gerekse Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası

tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM,

ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet

kararından sonraki tutulmasını Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının

(a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası

tutma” olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında

dikkate almamaktadır (Bkz. Solmaz / Türkiye,

no. 27561/02, 16 Ocak 2007, §§ 23,24; Şahap Doğan / Türkiye, no.29361/07, 27

Mayıs 2010, § 26). Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulu

tarafından da benimsenmektedir. Kurul, 12 Nisan 2011 tarihli ve E. 2011/1-51,

K. 2011/42 sayılı kararında, “hakkında

mahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme

tarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı

mahkûmiyet hükmü olmaktadır.” gerekçesiyle, temyizde geçen sürenin

tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine karar vermiştir.

34. Somut olayda başvurucu 17/6/2011 tarihinde İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince

tutuklanmış, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararını verdiği 21/9/ 2012

tarihinde tutukluluk hali bu anlamda sona ermiştir.

35. 21/9/2012 tarihli karar duruşmasında

verilen tutukluluğun devamına ilişkin karara karşı başvurucu 25/9/2012

tarihinde itiraz etmiş ve itirazı bir başka mahkeme tarafından incelenerek

23/10/2012 tarihinde reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başladığı tarihten sonra verilmiş olsa bile, kişi hakkındaki

tutmanın niteliği üzerinde bu kararın herhangi bir etkisi yoktur. Zira

başvurucunun tutukluluk hali 21/9/2012 tarihinde

davanın esasına ilişkin kararın açıklanmasıyla birlikte ve bu tarih itibariyle

sona ermiştir. Kararla birlikte başvurucuya isnat olunan suç sabit görülerek 18

yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Dolayısıyla, hükmen

tutukluluğa itiraz ve incelemesinin 23/9/2012

tarihinden sonra gerçekleştirilmiş olmasının Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisi üzerinde herhangi bir etkisi olamaz.

36. Başvurucunun tutukluluğa

ilişkin şikâyetlerine konu olan kararların tamamının Anayasa Mahkemesinin

yetkisinin başladığı tarihten önce kesinleştiği anlaşıldığından, başvurunun “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

37. Başvurucu,

üzerine

atılı suçlara dayanak oluşturan imzasız dijital belgelerin gerçek olmadığını,

sahte ve düzmece olduğunu; bu delillere dayanılarak tarafsız olmayan bir yargı

organı tarafından 18 yıl hürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırıldığını ileri

sürerek adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğini ileri sürmüştür.

38. Bakanlık, başvurucu aleyhine

açılan kamu davasının 21/9/2012 tarihli ilk derece

mahkemesi kararıyla esastan karara bağlandığını, adil yargılanma hakkına

ilişkin şikâyetler konusunda kanun yolları henüz tüketilmediği için başvurunun

bu aşamada dinlenemez olduğunu ve bu nedenle 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) ve 48. maddesinin (3) numaralı fıkraları uyarınca kabul edilemez

bulunması gerektiğini belirtmiştir.

39. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

40. Bu hüküm uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

41. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere

ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru,

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları ile çözüme

kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin

bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir

(B. No: 2012/946, § 17, 18, 26/3/2013). Başvurucu

hakkındaki dava derdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyet bakımından

olağan kanun yolları tüketilmemiştir.

42. Açıklanan nedenlerle

başvurunun bu kısmının “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Başvurunun;

A. Kuvvetli suç şüphesi olmadığı halde tutuklama kararı verildiği

ve tutukluluğun sürdürüldüğü, şablon gerekçelerle uzatılan tutukluluğun makul

süreyi aştığı, tutukluluğun devamına dair kararlara yapılan itirazların

duruşmasız incelendiği, savcılık görüşünün tebliğ edilmediği ve bu nedenle

çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin

şikâyetler yönünden, “zaman bakımından

yetkisizlik”,

B. Yargılamayı gerçekleştiren mahkemenin tarafsız olmadığı ile

yargılamanın adil görülmediği iddiaları yönünden ise “başvuru yollarının tüketilmemiş

olması”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama

giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 2/7/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Raportör

:

Mustafa

BAYSAL

Başvurucu : Korcan PULATSÜ Vekili : Av. Ali Fahir KAYACAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/726, 2 Temmuz 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. K. 2011/42 sayılı kararında, “hakkında
  16. B. Yargılamayı gerçekleştiren mahkemenin tarafsız olmadığı ile
  17. Altan
  18. Kömürcü
  19. Topal
  20. Baysal
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/726
Tarih
2 Temmuz 2013

İlgili Kararlar

  • Güher Ergun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/13)
  • Ramazan Aras Başvurusu (B. No: 2012/239)
  • Muhammet Kaplan Başvurusu (B. No: 2013/1586)
  • Semih Tufan Günaltay Başvurusu (B. No: 2013/1130)
  • Serpil Kerimoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/752)
  • Salih Akkuş Başvurusu (B. No: 2012/1017)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.