İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ramazan Aras Başvurusu (B. No: 2012/239)

1. Başvurucu, tutukluluğunun

Başvuru No2012/239Tarih2 Temmuz 2013Okuma22 dk · 4.375 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ramazan Aras Başvurusu

Karar tarihi
2 Temmuz 2013
Başvuru Numarası
2012/239
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.375 kelime·22 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğunun

kanunda öngörülen azami sınırı aşması nedeniyle hukuka aykırı hâle geldiğini,

ayrıca makul süreyi de aştığını, bu nedenle özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 12/10/2012

tarihinde Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde eksiklikler giderilerek

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 25/12/2012 tarihinde başvurunun karara

bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Bölüm, 12/2/2013

tarihinde yapılan toplantıda, İçtüzük’ün 28.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca, kabul edilebilirlik ve

esas hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 12/2/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 16/4/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 8/5/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, diyeceklerini süresi içinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve

Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 4/2/2007

tarihinde gözaltına alınmış ve 8/2/2007 tarihinde Sultanbeyli Sulh Ceza

Mahkemesince tutuklanmıştır.

9. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı, 25/6/2007 tarihli iddianameyle başvurucu

ve beş kişi hakkında dava açmıştır. İddianamede, başvurucunun çıkar amacı ile

silahlı suç örgütü kurma ve yönetme, nitelikli yağma, hırsızlık ve mala zarar

verme, konut dokunulmazlığını ihlal ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarından

cezalandırılması talep edilmiştir.

10. Başvurucu, 27/9/2012 tarihinde tutukluluk hâlinin beş yılı aştığını

ileri sürerek tahliye talebinde bulunmuştur.

11. Mahkeme, müşteki beyanları

ve ceraim evrakı dikkate alındığında kuvvetli suç

şüphesini gösteren olguların bulunması, tutuklama tarihi, atılı suçun 5271

sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında sayılan katalog

suçlardan olması, tutuklama nedenlerinin devam etmesi gerekçeleriyle bu talebi

reddetmiştir.

12. Başvurucu 2/10/2012

tarihli dilekçe ile bu karara itiraz etmiştir. Mahkeme, tutukluluk halinin

devamına ilişkin kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle

itirazın yerinde olmadığına karar vererek dilekçe ve dava dosyasının itirazı

incelemeye yetkili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar

vermiştir.

13. İstanbul 11. Ağır Ceza

Mahkemesi, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, ceraim

evrakı, delil durumu, müşteki beyanları birlikte değerlendirildiğinde atılı

suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin olması ve tutuklama tarihlerini

dikkate alarak itirazın reddine karar vermiştir.

14. Davaya bakan İstanbul 10.

Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25/12/2012 tarih ve

E.2007/346, K.2012/300 sayılı kararıyla, başvurucunun 27 ayrı suçtan toplam 76

yıl 8 ay 10 gün hapis ve 16.000 Türk Lirası adli para cezası ile

cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

15. 5271 sayılı Kanun’un 8. ve

9. maddeleri şöyledir:

“Bağlantı kavramı

Madde 8 – (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık

olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa

bağlantı var sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç

delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç

sayılır.

Davaların birleştirilerek açılması

Madde 9 – (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik

mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle

yüksek görevli mahkemede dava açılabilir.”

16. Aynı Kanun’un 102. Maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez..”

17. Aynı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

18. Anılan Kanun’un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile son cümlesi şöyledir:

Tazminat istemi

“Madde 141 – (1) Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

…

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

…

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

19. Anılan Kanun’un 142.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 2/7/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

12/10/2012 tarih ve 2012/239 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, uzun süreden beri tutuklu olduğunu, 5271

sayılı Kanun’daki tutukluluk süresinin aşıldığını, Kanun’daki açık düzenlemeye

rağmen üst sınırın aşılmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, bu nedenle anayasal

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

22. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceği

hükmüne yer verilmiştir. Anayasa'nın anılan maddesinin söz konusu fıkrasının

devamında, başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olmasının şart olduğu; aynı maddenin dördüncü fıkrasında da, bireysel başvuruda

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı

belirtilmiştir.

23. Başvurucunun şikâyetinin

Kanun’da öngörülen üst sınırın aşılması nedeniyle tutukluluğun hukuki olmadığı

ve makul sürenin aşıldığına ilişkin olduğu, bu nedenle incelemenin Anayasa’nın

19. maddesi çerçevesinde yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

24. Adalet Bakanlığı, 5271

sayılı Kanun’un 141. maddesi uyarınca, kanuna aykırı olarak tutulduğunu iddia

eden kişilerin tazminat talep etme hakkına sahip olduklarını, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin Demir/Türkiye ve Balca/Türkiye kararlarına atfen, bu yola

öncelikle başvurulması gerektiğini, Yargıtay kararlarına atıfla bazı durumlarda

tazminat talebinin incelenebilmesi için ilk derece mahkemesinde görülen davanın

esasıyla ilgili kararın kesinleşmesinin şart olmadığını, dolayısıyla kabul

edilebilirlik konusundaki incelemede bu hususların göz önünde bulundurulması

gerektiğini ifade etmiştir.

25. Başvurucu, başvurunun kabul

edilebilirliği hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı bireysel başvuru dilekçesinde

ileri sürdüğü iddialarını tekrarlamış ve bunlar dışında yeni herhangi bir görüş

dile getirmemiştir.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

27. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

28. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak

ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal

durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu

nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar

tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir.

29. Ancak tüketilmesi gereken

başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz ve

tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı

tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına

yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından

etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir.

30. Adalet Bakanlığının görüşünde işaret edildiği üzere 5271 sayılı

Kanun’un tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya

tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı

hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde

hakkında hüküm verilmeyen kişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarını

Devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru

mekanizması öngördüğü görülmektedir. Ancak, aynı Kanun’un

tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında “Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde” tazminat

isteminde bulunulabileceği ifade edilmiştir.

31. Somut olayda beş yıllık

azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle tutukluluğun yasal dayanağının

kalmadığı ve tutukluluğun makul süreyi aştığı iddia edilmektedir. Buna göre,

yasal olarak mümkün olmadığı hâlde tutukluluğun devamına karar verilmiş ise

madde kapsamında bunun mağduru maddi ve/veya manevi tazminat istemiyle dava

açabilecektir. Aynı şekilde makul süreyi aşan tutukluluk da tazminat istemi

nedenlerinden biridir.

32. Ancak başvurucunun başvuru

tarihi itibariyle istemi tazminat değildir. Başvurucu, Kanun’da öngörülen azami

tutukluluk süresinin dolmuş olduğunun tespitiyle tahliyesine karar verilmesini

talep etmektedir. Bundan başka uzun süren tutukluluk hâlinden de şikâyetçidir.

33. 5271 sayılı Kanun’un koruma

tedbirleri nedeniyle tazminata dair düzenlemelerine bu açıdan bakıldığında,

başvurucunun şikâyetiyle ilgili bir çözüm getirilmediği görülmektedir.

Başvurulması hâlinde bu yol yalnızca maddi ve manevi zararların giderilmesini

teminat altına almakta, fakat hukuka aykırı tutulduğu tespit edilse dahi kişiye

serbest bırakılma konusunda bir imkân sunmamaktadır. Bireysel başvurunun

esastan incelenmesinden önce tutukluluk hâli sona ermediği sürece, kişinin bu

yola gitmesi somut talebi açısından etkili sayılamaz, dolayısıyla tüketilmesi

gerekmez.

34. Bununla birlikte başvurucu

hakkındaki davanın karara bağlanmış olması nedeniyle tutukluluk halinin hükmen

tutukluluğa dönüştüğü, dolayısıyla her ne kadar başvuru anındaki talebi tahliye

ise de, kararla birlikte bunun mümkün olamaması dikkate alındığında şikâyet

konusu anayasal hakların ihlaline dair bir tespit ve tazminata hükmedilmesi

hâlinde ihlalin giderilmesi mümkündür. Bu durumda 5271 sayılı Kanun’un 141. vd.

maddelerinde belirtilen yola öncelikle başvurulmasının zorunlu olup olmadığının

değerlendirilmesi gerekir.

35. Bakanlık, bu yola öncelikle

gidilmesi gerektiğini bir kısım kararlara atıfla ileri sürmüştür. Bakanlığın

görüşünde bahsettiği Yargıtay kararları belli durumlarda tazminat talebi için

asıl hükmün kesinleşmesinin aranmadığını göstermektedir (Yargıtay 12. Ceza

Dairesi’nin 4/4/2012 tarih ve E. 2011/15700, K.

2012/9187; 15/5/2012 tarih ve E. 2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararları).

Tutukluluk süresinin verilen cezadan fazla olması nedeniyle makul görülmediği,

bu nedenle tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirten kararlara rastlamak da

mümkündür (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 17/12/2012

tarih ve E. 2012/20277, K.2012/27572; 3/1/2013 tarih ve E.2012/24083, K. 2013/1

sayılı kararları). Ancak bu örneklerin hiçbiri somut olay açısından bahse konu

yolun etkili olduğuna örnek teşkil etmemektedir.

36. Açıklanan nedenlerle

Bakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki görüşü kabul edilemez.

Başvurucunun iddiaların dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas

İnceleme

37. Başvurucu, tutukluluk

süresinin Kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle tutulmasının hukuki

dayanağının olmadığından ve aşırı uzun bir süredir tutuklu olduğundan şikâyet

etmektedir.

38. Anayasa’nın 19. maddesi

şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya

tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.

Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama

sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün

olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hakim

huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.

Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın

mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz

saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hakim

önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim

kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal,

sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.

Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal

bildirilir.

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa

sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı

halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı

merciine başvurma hakkına sahiptir.

Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin

uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.”

39. Başvurucunun kanuni

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası, tutukluluk süresinin makullüğü ile ilgili şikâyetinin ise yedinci

fıkrası açısından değerlendirilmesi gerekir.

a. Anayasa’nın

19. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

40. Başvurucu, öncelikle,

Kanun’daki azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle tutulmasının hukuka

aykırı olduğunu iddia etmiştir.

41. Adalet Bakanlığı, görüşünde,

keyfiliğe kaçmamak şartıyla mahkemelerin kanunları yorumlamada tam takdir

yetkisine sahip olduklarını, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin somut olayda

beş yıllık üst sınırı her bir suç için ayrı ayrı dikkate aldığını, bununla

birlikte AİHM’in birden fazla suç isnadına dayalı

tutukluluğu tek bir tutukluluk olarak değerlendirebileceğini ifade etmiştir.

42. Başvurucu, başvurunun esası

hakkındaki Bakanlık görüşüne katılmadığını belirterek bireysel başvuru

dilekçesinde ileri sürdüğü iddialarını tekrarlamıştır.

43. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir.

44. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak

ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur.

45. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece

mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk

kurallarına uymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi

keyfi bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede

öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların

maddenin amacına uygun olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan

hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı

gereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni”

dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin

verdiği hâllerde ise, kanunun hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek

için, uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.

46. Tutukluluk, 5271 sayılı

Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi

ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1)

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği

konusunda kuvvetli şüphe bulunması halinde tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlar bir liste halinde belirtilmiştir.

47. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (bkz: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/4/2011

tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42 sayılı kararı).

48. Somut olayda başvurucu 4/2/2007 tarihinde İstanbul’da gözaltına alınmış ve 8/2/2007

tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen

hükümleri uyarınca tutukluluk için öngörülen azami sürenin dolduğu iddiasıyla

tahliye talebinde bulunmuştur. Davaya bakan mahkeme ile itiraz mercii, azami

beş yıllık süre konusunda herhangi bir değerlendirme yapmadan diğer

gerekçelerle talebi reddetmiş ve tutukluluğun devamına karar vermişlerdir (§§11-13).

49. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline

sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.

Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz. Dolayısıyla

incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir.

50. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami

kanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevine

giren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Bireyler hakkındaki

birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden

yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve

kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında,

uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı

açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin

kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl

olması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından

aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı

hesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibi

etkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede

ele alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde

esas alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama tedbirinin

ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindeki

düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların dar yorumlanması

hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak mümkün

görünmemektedir.

51. Diğer taraftan, Anayasa'nın

19. maddesinin yedinci fıkrası tutuklulukta makul süreyi güvence altına

almıştır. Dolayısıyla kanunla tutukluluk süresi için getirilen üst sınırlar

makul sürenin aşılmadığı istisnai durumlar için geçerli olabilir ve hiçbir

şekilde kişinin bu süre doluncaya kadar tutulabileceği anlamına gelmez. Aksine,

üst sınırın aşılmadığı durumlarda dahi, tutukluluk makul süreyi aşmışsa, anayasal

hakkın ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.

52. Anayasa’nın 36. maddesinde

adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda makul sürede

yargılanma herkese tanınan bir haktır. Davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılması da Anayasa'nın 141. maddesinde yargıya bir görev

olarak yüklenmiştir. Azami sürenin, suç sayısı gerekçesiyle uzatılmasına dair

yorumlarla veya gerekçe gösterilmeden genel ifadelerle uzatılması, muhtemel

özgürlük ve güvenlik ihlallerine ilave olarak, makul sürede yargılanma hakkı

açısından da olası ihlallere zemin hazırlayabilecek niteliktedir. Böyle bir

uygulama, özgürlük ve güvenlik ihlalini neredeyse otomatik, makul sürede

yargılanma hakkının ihlalini ise potansiyel hale getirebileceğinden kabul

edilemez.

53. Diğer yandan, özgürlük ve

güvenlik hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılması ve sınırlamanın şekil

ve şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Kanunun metni,

bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, tutuklama nedenlerini

ve sürelerini belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde

kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanun, muhtemel

etki ve sonuçları bakımından yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla

birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkileri göstermesi her zaman

beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu metnin içeriği,

düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi

faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun aynı

zamanda kolaylıkla erişilebilir olması da gerekir.

54. 5271 sayılı Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami

beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak derece mahkemelerinin kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı

hesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarak

yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir.

Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk

süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrum

bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır. Bu durumun başvurucu

açısından öngörülebilir olmadığı açıktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu

sabit hale gelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz

bir süre boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez.

55. Başvurucunun 4/2/2007 tarihinde göz altına alındığı ve 8/2/2007 tarihinde

tutuklandığı anlaşılmaktadır. Sultanbeyli Sulh Ceza Mahkemesinin tutuklama

kararında başvurucuya isnat olunan fiiller hırsızlık, silahlı yağma, çıkar

amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek olarak sayılmıştır. Soruşturma ve

kovuşturma bir bütün olarak yürütülmüştür. Buna göre 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluk süresi 4/2/2012 tarihinde dolmuştur. Bu durumda başvurucunun bu

tarihle hüküm tarihi olan 25/12/2012 arasındaki 10 ay

21 gün süren tutukluluk halinin kanunda öngörülen şekil ve şartlara uymadığı

sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

b. Anayasa’nın 19. Maddesinin Yedinci Fıkrasının

İhlal Edildiği İddiası

57. Başvurucu ayrıca tutukluluk

süresinin uzunluğundan şikâyet etmiştir.

58. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun diğer beş sanıkla birlikte suç işlemek amacıyla çıkar amaçlı suç

örgütü kurma, hırsızlık ve yağma suçlarından yargılandığını, suçlamaların ciddi

ve ağır olduğunu, başvuran hakkında dokuz kez hırsızlık, iki kez yağma ve yine

çok sayıda konut dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarından

yargılandığını, çok sayıda delil bulunduğunu, bu itibarla, davanın karmaşık

olduğunu belirtmiş ve AİHM’in, tutuklamanın veya

tutukluluğun devamı kararlarının gerekçesi olarak “delillerin durumu” ifadesini ciddi suç göstergelerinin

mevcudiyeti ve devamlılığı hususunda bir etken olarak değerlendirdiğini, başvuranın

suçlandığı suçun ciddiyetini ve suçlu bulunması halinde çarptırılacağı cezanın

ağırlığını kaçma riskinin değerlendirilmesinde ilgili bir unsur olarak

gördüğünü, ancak belirli bir süre sonra birbirine benzer gerekçelerin

tutuklamaların haklılığını ortaya koymayacağını ifade ettiğini (Getiren/Türkiye, No. 10301/03, 22/7/2008; Cahit

Demirel/Türkiye, No. 18623/03, 7/7/2009), belirtmek suretiyle başvuranın

tutukluluk süresinin uzunluğuna ilişkin şikâyeti konusunda takdiri Anayasa

Mahkemesine bırakmıştır.

59. Başvurucu, Bakanlığın

görüşünde belirtilen dosyanın karmaşık olduğu görüşüne karşı çıkmıştır.

60. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,

yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında

serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

61. Tutukluluk süresinin makul

olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha

ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir

(bkz: Labita/İtalya

[BD], B. No: 26772/95, 6 Nisan 2000, § 119).

62. Bir davada tutukluluğun

belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin

görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm

olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir.

63. Tutuklama tedbirine

kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanısıra

bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için

yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya

ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle

birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü takdirde,

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir.

64. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş

olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.

65. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye

kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir.

66. Makul sürenin

hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına

alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama

tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir.

67. Ancak kişi serbest

bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm

olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibariyle de tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu

durumda kişinin hukuki durumu “bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.

Bireysel başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete

hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar

verilmiş olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun

sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı

cezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin

kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali

sona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca

gerekmez. Nitekim gerek AİHM, gerekse Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası

tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM,

ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet

kararından sonraki tutulmasını Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının

(a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası

tutma” olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında

dikkate almamaktadır (Bkz. Solmaz / Türkiye,

no. 27561/02, 16 Ocak 2007, §§ 23,24; Şahap Doğan / Türkiye, no.29361/07, 27

Mayıs 2010, § 26). Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulu

tarafından da benimsenmektedir. Kurul, 12 Nisan 2011 tarihli ve E. 2011/1-51,

K. 2011/42 sayılı kararında, “hakkında

mahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme

tarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı

mahkûmiyet hükmü olmaktadır.” gerekçesiyle, temyizde geçen sürenin

tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine karar vermiştir.

68. Somut olayda başvurucu

gözaltına alındığı 4/2/2007 tarihi ile ilk derece

mahkemesinin hükmünü açıkladığı 25/12/2012 tarihi arasında tutuklu kalmıştır.

Buna göre süre 5 yıl 10 ay 21 gün olarak tespit edilmektedir. Ancak bu sürenin

beş yılı aşan kısmının kanunda öngörülen şekil ve şarta uygun olmadığına karar

verildiğinden, makul sürenin beş yıl üzerinden değerlendirilmesi gerekmektedir.

69. Dava toplam altı sanık

hakkında çok sayıda suç isnadına dayalı olarak görülmüştür. Yargılama boyunca

18 duruşma yapılmıştır. Bu itibarla davanın nispeten karmaşık olduğu

söylenebilir.

70. Ancak, kuvvetli suç şüphesi

ile birlikte devamını gösteren haklı nedenlerin gösterilmesi şartıyla

soruşturma veya kovuşturmanın tutuklu sürdürülmesi mümkün olabilir. Buna dair gerekçelere mahkeme kararları ve Bakanlık görüşünde yer

verilmediği gibi ilk tutuklama müzekkeresi dışında dosyaya herhangi bir karar

örneği de sunulmamıştır. Dahası, beş yıllık süre dolmasına rağmen, kanundaki azami

sürenin dolmuş olduğu iddiasıyla başvurucu tahliye talebinde bulunmuş, davayı

gören ve itirazı inceleyen mahkemeler kararlarında tahliye talebini

reddetmişler fakat beş yıllık azami süre konusundaki iddiaya hiçbir şekilde

değinmemişlerdir (§§ 12-14). Beş yılı hayli aşan

bir tutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli

olduğu söylenemez.

71. Açıklanan

nedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması

72. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik

denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği

hüküm altına alınmıştır.

73. Başvuruda Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü ve yedinci fıkralarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

Başvurucu uzun tutukluluk nedeniyle AİHM’e

başvurduğunu, tazminat talebinde bulunmadığını belirtmiştir. Hakkında

mahkûmiyet kararı verilmekle başvurucunun tutukluluk hali sona ermiştir. Bu

durumda, ihlalin tespiti dışında sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir husus bulunmadığı sonucuna

varılmıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. “Kanun’da

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması” nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. “Tutukluluğun

makul süreyi aşmış olması” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

D. 172,50 TL başvuru harcının

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

2/7/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Raportör : Mustafa BAYSAL Başvurucu : Ramazan ARAS

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/239, 2 Temmuz 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. K. 2011/42 sayılı kararında, “hakkında
  16. A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR
  17. B. “Kanun’da
  18. C. “Tutukluluğun
  19. D. 172,50 TL başvuru harcının
  20. E. Ödemenin, kararın tebliğini
  21. Kaleli
  22. Dursun
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/239
Tarih
2 Temmuz 2013

İlgili Kararlar

  • Muhammet Kaplan Başvurusu (B. No: 2013/1586)
  • Semih Tufan Günaltay Başvurusu (B. No: 2013/1130)
  • Serpil Kerimoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/752)
  • Salih Akkuş Başvurusu (B. No: 2012/1017)
  • Ali Becerikli Başvurusu (B. No: 2013/1484)
  • Nevruz Bozkurt Başvurusu (B. No: 2013/664)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.