İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Serpil Kerimoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/752)

1.

Başvuru No2012/752Tarih17 Eylül 2013Okuma41 dk · 8.101 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Serpil Kerimoğlu Ve Diğerleri Başvurusu I. Başvurunun Konusu

Karar tarihi
17 Eylül 2013
Başvuru Numarası
2012/752
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.101 kelime·41 dk okuma·6 bölüm

1.

Başvurucular, yakınları Selman KERİMOĞLU’nun

9/11/2011 tarihinde Van ilinde meydana gelen depremde otel enkazında kalarak

vefat ettiğini ve hukuk yollarına başvurmalarına rağmen sonuç alamadıklarını

belirterek, yaşam hakkının ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

II.

BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru, başvurucuların vekili

tarafından 22/11/2012 tarihinde doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3.

İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca,

başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli

görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4.

Bölüm tarafından 26/3/2013 tarihinde

yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5.

Başvuru konusu olay ve olgular 1/4/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 3/6/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6.

Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine

sunulan görüş başvurucuya 5/6/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu,

görüşünü 27/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III.

OLAYLAR VE OLGULAR

A.

Olaylar

7.

Başvuru dilekçesinde ifade edildiği

şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8.

23/10/2011 tarihinde Van ilinde 7,2

şiddetinde bir deprem meydana gelmiş ve çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir.

Depremden sonra artçı sarsıntılar devam etmiş ve 9/11/2011 tarihinde 5,6

şiddetinde ikinci bir deprem gerçekleşmiştir. İkinci depremde başvurucuların yakını

Selman KERİMOĞLU (S.K.) da dâhil olmak üzere Van il merkezinde bulunan Bayram

Otel’de kalmakta olan 24 kişi otel binasının çökmesi sonucu hayatını

kaybetmiştir.

9.

Olayın ardından Van Cumhuriyet

Başsavcılığı resen soruşturma başlatmıştır. Başvuruculardan ölen S.K’nın eşi ve

üç çocuğunun da şikâyetçi olarak katıldığı soruşturma kapsamında hazırlanan

bilirkişi raporunda birden fazla kişinin sorumluluğunun bulunduğu, binada hasar

tespiti yapmayan ilgili birimlerin de kusurlu olduğu belirlenmiştir.

10.

Van Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ayrıca keşif yapılmış,

bina enkazından karot örneği, donatı örneği ve diğer numuneler bilirkişiler

marifetiyle alınmış, soruşturma dosyası ve elde edilen numuneler rapor

düzenlemeleri için bilirkişilere tevdi edilmiştir. Soruşturma sonucu 26/7/2012 tarihinde verilen

kararda bilirkişilerce hazırlanan rapor ışığında, söz konusu binanın yapım

yılında (1964) statik projesi ve hesap raporları yapılmadan gelişigüzel inşa

edildiği, malzeme ve donatıların dönemin Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar

Yönetmeliği kriterlerini taşımadığını, inşaat ruhsatına göre fazladan bir kata

sahip olmasının bina üzerinde fazladan yüke neden olduğu, ilk depremde ayakta

kalmasına rağmen ikinci depremde iki deprem arasında artçı şoklardan

etkilenerek yıkıldığının anlaşıldığı ifade edilmiştir.

11.

Soruşturma sonucunda, otel

işletmecisi hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma

suçundan Van Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmasına, vefat eden yapı

sahibi ve diğer şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına ve

Van Valisi ile Afet ve Acil İşler Daire Başkanlığı (AFAD) görevlileri hakkında 2/12/1999

tarih ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması

Hakkında Kanun’un 3. ve 12. maddeleri gereği görevsizlik kararı verilerek

soruşturma dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

12.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 9/10/2012

tarihinde Van Valisi ve AFAD görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmaya

ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgililer açısından

suç oluşturan ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığı

gerekçesiyle şikayetin işleme konulmamasına karar vermiş, bu karar

başvurucuların vekiline 23/10/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13.

Başvuruculardan ölen S.K.’nın eşi ve

üç cocuğu, vekilleri aracılığıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işleme

konulmama kararının kaldırılması ve 4483 sayılı Kanun gereği ön inceleme

yaptırılması kararı verilmesi talebiyle 2/11/2012 tarihinde Danıştay 2. Dairesine

itiraz dilekçesi sunmuştur.

14.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının

işleme koymama kararına karşı 4483 sayılı Kanun’da herhangi bir itiraz yolu

öngörülmemiş olup başvuru dilekçesinde başvurucuların Danıştay 2. Dairesine

yaptıkları itirazlarının sonucuna ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.

15.

Bakanlık, başvuru konusu olaylara

ilişkin 3/6/2013 tarihli görüşünde (§ 5), başvurucuların Bakanlığın görüşüne

karşı beyanlarında teyit ettiği, ilave şu bilgilere yer vermiştir:

16.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının

9/10/2012 tarih ve 2012/128 soruşturma, K.2012/55 sayılı işleme konulmama

kararına karşı başvurucuların vekili tarafından yapılan itiraz neticesinde, Danıştay

1. Dairesi, 6/3/2013 tarih ve E.2013/258, K.2013/294 sayılı kararında 4483

sayılı Kanun’da Cumhuriyet Başsavcılıklarının bu kararlarına karşı herhangi bir

itiraz yolu öngörülmediğinden bahisle itirazı incelemeksizin reddetmiştir.

17.

Ayrıca başvurucular, 23/1/2013

tarihinde vekilleri aracılığıyla, Van Belediye Başkanlığı, Çevre ve Şehircilik

Bakanlığı, Van Valiliği, AFAD’a izafeten Başbakanlık ve otel sahibi Mehmet

Sıddık Bayram vereseleri aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Van

2. Asliye Hukuk Mahkemesinde E.2013/36 sayısı ile yürütülen yargılamada 28/2/2013

tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında, idareler aleyhine açılan davanın

tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine ve yargı yolu bakımından

görevsizlik kararı verilmesine karar verilmiştir.

18.

Van 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, diğer

davadan tefrik ederek E.2012/112 sayısı ile kaydettiği davalı idareler hakkında

açılan davanın yargı yolu bakımından reddine, davaya bakmakla görevli ve

yetkili mahkemenin İdare Mahkemesi olduğunun tespitine karar vermiştir. Kararın

gerekçesinde, dava tarihi itibarıyla 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca bu tür davalarda adli yargının

görevli olduğuna ilişkin hükmün Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarih ve

E.2011/35, K.2012/23 sayılı kararıyla iptal edildiği, iptal kararının 19/5/2012

tarih ve 28297 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, davacıların

davalı idarelerin hizmet kusuruna dayandıkları, idari işlem ve eylemlerden

kaynaklanan tam yargı davalarına bakmaya idare mahkemelerinin görevli olduğu

belirtilmiştir.

19.

Söz konusu kararın henüz

kesinleşmediği, taraflara tebligat aşamasında olduğu anlaşılmaktadır.

20.

Van

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ayrıca

sorumlu olduğu ileri sürülen Belediye yetkilileri hakkında 4483 sayılı

Kanun uyarınca Van Valiliğinden soruşturma izni talep edilmiştir. Van Valiliği Belediye

yetkilileri hakkında soruşturma izni verilmemesi kararı vermiştir. Bu karara

karşı Van Cumhuriyet Başsavcılığı Van

Bölge İdare Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunmuştur.

21.

Başvurucular, Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığının şikayetin işleme konulmaması kararının kendisine tebliğinden

itibaren süresi içinde 22/11/2012 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B.

İlgili Hukuk

22.

Başvuru konusu olayda şikayet konusu

yapılan “taksirle öldürme” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarına

ilişkin 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Kanun’un hükümleri şöyledir:

“Taksirle öldürme

MADDE 85. –

(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden

olan kişi, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne

ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla

kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi üç yıldan onbeş yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır.

…

Görevi kötüye kullanma

MADDE 257. - (1) Kanunda ayrıca suç

olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek

suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da

kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,

kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız

bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı

takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle

kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci

fıkra hükmüne göre cezalandırılır.”

23.

4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Türk

Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka

bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu

davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini

araştırmaya başlar.

24.

Bununla birlikte, memurlar ve diğer

kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı

yargılanabilmeleri izne tabi olup izin vermeye yetkili merciler ve izlenecek

usul 4483 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir.

25.

4483 sayılı Kanun’un “Hazırlık soruşturmasını yapacak merciler” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Hazırlık soruşturması genel hükümlere

göre yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılır. Ancak

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri,

müsteşarlar ve valiler ile ilgili olarak yapılacak olan hazırlık soruşturması

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili, kaymakamlar ile ilgili

hazırlık soruşturması ise il Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili

tarafından yapılır.”

26.

4483 sayılı Kanun’un 3. maddesinin

son cümlesine göre ast memur ile üst memurun aynı fiile iştiraki halinde izin,

üst memurun bağlı olduğu merciden istenir. Bu durumda bir vali ve altında görev

yapan memurlar için talep edilen yargılama iznini vermeye yetkili merci valiler

için yargılamaya izin vermeye yetkili makam olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı

veya Başsavcıvekili’dir.

27.

4483 sayılı Kanun’un “Olayın yetkili mercie iletilmesi, işleme

konulmayacak ihbar ve şikayetler”

başlıklı 4. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamu

görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikte

olmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddî

bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin

doğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması zorunludur.

Üçüncü fıkradaki şartları taşımayan

ihbar ve şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler

tarafından işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir.

Ancak iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş

olması halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh adresinin doğruluğu

şartı aranmaz. Başsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı veya şikâyetçinin kimlik

bilgilerini gizli tutmak zorundadır.”

28.

4483 sayılı Kanun’un “İtiraz” başlıklı 9. maddesi şöyledir:

“Yetkili merci, soruşturma izni verilmesine

veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında

inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçiye

bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin

karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi;

soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı

veya şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili merciin

kararının tebliğinden itibaren on gündür.

İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g

(Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için

Danıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde

bulunduğu bölge idare mahkemesi bakar.

İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç

üç ay içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.”

29.

4483 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci

fıkrasında yer verilen nitelikleri taşımamaları nedeniyle ihbar ve şikâyetler

hakkında verilen işleme konulmama kararına yönelik bir itiraz yolu öngörülmemiştir.

30.

6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama

Usulü Kanunu’nun “Doğrudan

doğruya tam yargı davası açılması”

başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

31.

Haksız fiillerden doğan borç

ilişkilerini düzenleyen 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille

başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk

kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren

de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

32.

6098 sayılı Kanun’un haksız

fiillerden doğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74.

maddesi ise şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup

olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza

hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi

tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza

hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı

da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

33.

15/5/1959 tarih ve 7269 sayılı Umumi

Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara

Dair Kanun’un 4. ve “Afet bölgelerinde yapılacak teknik işler” başlıklı 13.

maddeleri şöyledir:

“Madde 4 – İçişleri, İmar ve İskan, Bayındırlık, Sağlık

ve Sosyal Yardım ve Tarım Bakanlıklarınca acil yardım teşkilatı ve programları

hakkında genel esasları kapsayan bir yönetmelik yapılır.

Bu yönetmelik esasları dairesinde afetin meydana

gelmesinden sonra yapılacak kurtarma, yaralıları tedavi, barındırma, ölüleri

gömme, yangınları söndürme, yıkıntıları temizleme ve felaketzedeleri iaşe gibi

hususlarda uygulanmak üzere görev ve görevlileri tayin, toplanma yerlerini

tespit eden bir program valiliklerce düzenlenir ve gereken vasıtalar

hazırlanarak muhafaza olunur.

Bu programların uygulanması, valiliklerce kurulacak

kurtarma ve yardım komitelerince sağlanır.

…”

“Madde 13 – a) Yapılacak işlemlere esas olmak üzere İmar

ve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetin meydana

geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleri incelenerek, hasar

tespit raporu düzenlenir.

(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Gereken hallerde,

yapılarda meydana gelen hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan

Bakanlığının isteği üzerine diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalli

idareler, üniversiteler ve meslek odaları, konusunda deneyimli yeteri kadar

inşaat mühendisi ve/veya mimarı hasar tespiti çalışmalarında derhal

görevlendirmekle yükümlüdürler.

(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Arazinin tehlikeli

durumu ve binaların gördüğü hasar bakımından yıktırılması ve boşaltılması

gerekenler hakkında, o il ve ilçenin en büyük mülkiye amirine ayrı bir rapor

verilir. Bu makamlarca böyle binalar derhal boşalttırılır. Yıkılması gerekenler

için en çok 3 gün süre verilerek tehlikenin giderilmesi sahiplerine bildirilir.

Mahallinde sahibi bulunmadığı takdirde durum, mahalli vasıtalarla ilan edilmek

suretiyle, bildiri yapılmış sayılır.

…

b) …

c) …

ç) Yer kayması, kaya düşmesi gibi afetlerde, tehlikenin

devamı veya tekrarı ihtimali üzerine boşaltılan binaların tehlikeye karşı kesin

tedbir alınıncaya kadar işgaline veya hasara uğrayanların tamirine müsaade

edilmez. Tedbir alınamayacağına karar verildiği takdirde tehlikeli mahal

içindeki binalar, yukarıdaki esaslar dahilinde yıktırılır. İmar ve İskan

Bakanlığınca afete karşı arazide gerekli tedbirlerin alınması, tehlikeye maruz

yapıların yıkılması ve topluluğun başka yere taşınmasından daha ekonomik

görülürse, bu tedbirlerin alınması için lüzumlu ödenek 33 üncü maddede yazılı

fondan ödenir. Tehlikenin giderilmesiyle ilgili tedbirler için yapılan

harcamalar borçlanmaya tabi tutulmaz.

d) Afete uğrıyanların veya uğraması muhtemel olanların

bulundukları yerlerde veya başka yerlerde geçici olarak barınmalarını sağlamak

üzere, baraka ve konutlar inşa edilebilir, ettirilebilir, kiralanabilir veya

satın alınabilir.

Bu tedbirlerin, kısa zamanda yerine getirilmesinin mümkün

olamıyacağı hallerde, geçici iskan tedbirlerini kendileri almak isteyenlere

nakdi yardım da yapılabilir.

…”

34.

29/5/2009 tarih ve 5902 sayılı Afet

ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1.,

2., 4. ve 18. maddeleri şöyledir:

“Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı, afet ve acil durumlar ile

sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere, Başbakanlığa bağlı Afet ve

Acil Durum Yönetimi Başkanlığının kurulması, teşkilatı ile görev ve yetkilerini

düzenlemektir. Başbakan, Başkanlıkla ilgili yetkilerini bir bakan aracılığı ile

kullanabilir.

(2) Bu Kanun; afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya

ilişkin hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için

gerekli önlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve

zarar azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasında

gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar

arasında koordinasyonun sağlanması ve bu konularda politikaların üretilmesi ve

uygulanması hususlarını kapsar.

Tanımlar

MADDE 2 – (1) Bu Kanunda yer alan;

a) Acil durum: Toplumun tamamının veya belli kesimlerinin

normal hayat ve faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan ve acil

müdahaleyi gerektiren olayları ve bu olayların oluşturduğu kriz halini,

b) Afet: Toplumun tamamı veya belli kesimleri için

fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insan

faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan doğal, teknolojik veya insan

kaynaklı olayları,

c) …

h) Risk: Belirli bir alandaki tehlike olasılığına göre

kaybedilecek değerlerin ölçüsünü,

ı) Risk azaltma: Belirli bir kesim veya alanda

geliştirilen afet senaryolarına göre, olası risklerin önlenmesi, kabul

edilebilir ölçülere indirilmesi ya da paylaşımı amacıyla alınacak her türlü

planlı müdahaleyi,

i) Risk yönetimi: Ülke, bölge, kent ölçeğinde ve yerel

ölçekte risk türleri ve düzeylerini tespit etme, azaltma ve paylaşma

çalışmaları ile bu alandaki planlama esaslarını,

j) …

k) Zarar azaltma: Afetlerde ve acil durumlarda meydana

gelmesi muhtemel zararların yok edilmesi veya azaltılmasına yönelik risk

yönetimi ve önleme tedbirlerini,

ifade eder.

…”

“MADDE 4 – (1) Afet ve acil durum hallerinde bilgileri

değerlendirmek, alınacak önlemleri belirlemek, uygulanmasını sağlamak ve

denetlemek, kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşları arasındaki

koordinasyonu sağlamak amacıyla, Başbakanlık Müsteşarının başkanlığında, Milli

Savunma, İçişleri, Dışişleri, Maliye, Milli Eğitim, Bayındırlık ve İskân,

Sağlık, Ulaştırma, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Orman bakanlıkları ve

Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarları, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanı, Türkiye

Kızılay Derneği Genel Başkanı ile afet veya acil durumun türüne göre Kurul

Başkanınca görevlendirilecek diğer bakanlık ve kuruluşların üst

yöneticilerinden oluşan Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu kurulmuştur.

(2) Kurul, yılda en az dört kez toplanır. Ayrıca,

ihtiyaç halinde Kurul Başkanının çağrısı üzerine olağanüstü toplanabilir.

Kurulun sekretaryasını Başkanlık yürütür.”

“İl afet ve acil durum müdürlükleri

MADDE 18 – (1) İllerde, il özel idaresi bünyesinde,

valiye bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kurulur. Müdürlüğün sevk ve

idaresinden vali sorumludur.

(2) İl afet ve acil durum müdürlüklerinin görevleri

şunlardır:

a) İlin afet ve acil durum tehlike ve risklerini

belirlemek.

b) Afet ve acil durum önleme ve müdahale il planlarını,

mahalli idareler ile kamu kurum ve kuruşlarıyla işbirliği ve koordinasyon

içinde yapmak ve uygulamak.

c) İl afet ve acil durum yönetimi merkezini yönetmek.

ç) Afet ve acil durumlarda meydana gelen kayıp ve hasarı

tespit etmek.

d) …

…

g) Afet ve acil durumlarda, gerekli arama ve kurtarma

malzemeleri ile halkın barınma, beslenme, sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasında

kullanılacak gıda, araç, gereç ve malzemeler için depolar kurmak ve yönetmek.

ğ) …

…

(3) …

…

(5) Afet ve acil durum il müdürü ile diğer personelin

ataması vali tarafından yapılır.

…”

35.

8/5/1988 tarih ve 19808 sayılı Resmi

Gazete’de yayımlanan Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama

Esaslarına Dair Yönetmelik’in 4., 6. ve 32. maddeleri şöyledir:

“Sorumluluk

Madde 4 – Vali ve kaymakamlar, görevli bakanlık, kurum ve

kuruluşlar ile askeri birlikler, ilgili mevzuat ve bu Yönetmelik gereğince

düzenlenecek acil yardım planları ve acil yardımla ilgili yönergelerle

kendilerine verilen görevleri yerine getirmekten ayrı ayrı sorumludurlar.

Afetin meydana gelmesinden itibaren, alınması gereken her

türlü acil tedbirlerin alınmasından ve acil yardımların bir emir beklemeden

yapılmasından afetin meydana geldiği yerin mülki amiri sorumludur.”

“Madde 6 – Bu Yönetmeliğin ilke ve esasları dahilinde:

a) Acil yardım hizmetlerini yürütmek üzere, illerde

valinin başkanlığında il kurtarma ve yardım komitesi, ilçelerde kaymakamın

başkanlığında ilçe kurtarma ve yardım komitesi kurulur,

b) İl ve ilçe acil yardım planlarının yapılmasından,

icrasından ve güncelliğinin korunmasından birinci derecede vali ve kaymakamlar

sorumludur. Bakanlıklar ve merkezi kurum ve kuruluşlar ile askeri birlikler bu

planların yapılmasına ve icrasına yardımcı olur,

c) Bakanlık, kurum ve kuruluşların taşra teşkilatları il

ve ilçe planları içinde yer alır,

d) Bakanlık, kurum ve kuruluşların merkez teşkilatları

ile bölgedeki askeri garnizon komutanlıkları, il ve ilçelere yardımcı olmak

üzere kendi görevleri ile ilgili takviye ve destek planları yaparlar,

e) Acil yardım hizmetlerinin planlanmasında, öncelikle

ilçe ve/veya il hudutları içindeki kamu kurum ve kuruluşlarının güç ve

kaynaklarının kullanılması esas alınır.

İhtiyaçların bu kaynaklardan zamanında ve yeterince

karşılanamaması halinde sırasıyla:

1. Bölgedeki askeri birliklerden, komşu vali ve

kaymakamlardan yardım istenir,

2. Bölgedeki özel kuruluşlardan ve gerçek kişilerden

yükümlülükler yolu ile karşılanır.

…

Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan Hizmetleri Grubu

Madde 32 – Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan Hizmetleri

Grubunun teşkili, görevleri, planlaması ve servisleri:

a) Teşkili:

...

b) Görevleri:

1. Alınan haberlere göre nerelere, ne kadar ön hasar

tespit ekibi göndereceğini tespit eder,

2. Hasarın yoğun olduğu bölgeleri belirler,

3. Kesin hasar tespitleri için gerekli bilgileri sağlar,

4. Afetten sonra konut, resmi ve özel tüm yapılar ile

hayvan barınaklarındaki hasarın en kısa zamanda tespitini sağlayıcı tedbirleri

alır,

5. Ön Hasar Tespit Formlarını örnek Ek: 16'ya göre düzenlettirir.

İcmal formlarını da örnek Ek: 17 forma göre düzenleyip afet bürosuna verir,

6. Can güvenliği bakımından oturulması sakıncalı olan ve

yıktırılması gereken binaları belirler,

7. Resmi kuruluşlar ihtiyacı ve afetzedelerin

barındırılması için kullanılabilecek bina ve tesisleri tespit eder,

8. Tespit edilen bu binaların kullanıma hazır hale

getirilmesi için gerekli işlemleri yaptırır,

9. Ön tespit çalışmaları tamamlandıktan sonra açıkta

kalan ailelerin geçici iskanlarını sağlar,

10. Afetzedelerin kısa süreli geçici iskanları için

öncelikle çadır olmak üzere sağlam bulunan okul ve diğer resmi ve özel

binaların kısa süre için bu işe tahsisini sağlar,

11. …

…

c) Planlaması:

1. Kuruluşlarca servislerde görevlendirilecek personel,

araç, gereç kadrosunun 12 nci maddenin (l) ve (m) bendleri esaslarına göre

tespitini,

2. Ön hasar tespiti yapacak personelin yetmemesi halinde

nerelerden takviye ekip temin edilebileceğini,

3. Afetzedelerin geçici barındırılmaları ilk etapta resmi

kuruluşlara ait binalarda, bu binaların yetmemesi halinde özel şahıslara ait

bina ve tesislerde sağlanacağından bu gibi bina ve tesislerin önceden

belirlenmesini,

4. …

…”

IV.

İNCELEME VE GEREKÇE

36.

Mahkemenin 17/9/2013 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda, başvurucunun 22/11/2012 tarih ve 2012/752 numaralı bireysel

başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A.

Başvurucunun İddiaları

37.

Başvurucular, Van Valisi ve AFAD

görevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerine getirmemek

suretiyle görevi kötüye kullandıklarını, otelde hasar tespitinin yapılmadığını,

hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ve taksirle ölüme sebep

olduklarını belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan yaşam hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucular ikinci olarak, Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığınca somut bilgi ve belge bulunmaması gerekçesiyle

verilen şikâyetin işleme konulmaması kararına karşı ceza soruşturması

yapılabilmesi için başvurabilecekleri herhangi bir makamın bulunmadığını

belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B.

Değerlendirme

1.

Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

a.

Kabul Edilebilirlik Hakkında

38.

Başvurucuların Anayasa’nın 17.

maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde şikayetlerin

kabul edilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken, başvurucuların ilgili

idareler aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtıkları, yargılama

sürecinin halen devam ettiği, 30/3/2012 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvurunun ancak başvuru yollarının

tüketilmesi sonrasında yapılabileceği hususlarının dikkate alınması gerektiği

ifade edilmiştir.

39.

Başvurucular, başvurunun kabul

edilebilirliği hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, yaşam hakkının ihlali halinde

sadece tazminat alınmasının yeterli olmayacağını, devletin etkili ve önleyici

ceza sistemi kurma pozitif yükümlülüğünün bulunduğunu ileri sürmüştür.

40.

Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesine

ilişkin şikâyetleri açısından kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken başvuru

yollarının tüketilmesi hususunda karar verebilmek için Devletin Anayasa’nın 17.

maddesi kapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “ etkili bir

yargısal sistem kurma” pozitif yükümlülüğünün kapsamının tespiti

gerekmektedir. Bu nedenle bu konudaki değerlendirme esas hakkındaki inceleme

ile birlikte yapılacaktır.

41.

6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya

da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel

başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan

ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından

yapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişinin eşi,

çocukları ve kardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

42.

Bununla birlikte, başvuruculardan

ölen S. K.’nın iki kardeşi Mehmet KERİMOĞLU ve Mustafa KERİMOĞLU ne Van

Cumhuriyet Başsavcılığına ne de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına olayla

ilgili olarak şikâyet dilekçesi vermemişler, soruşturma yapılması yönünde çaba

gösterdiklerine ilişkin bir belge de sunmamışlardır. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin

(2) numaralı fıkrası uyarınca, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem

ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekmektedir. Bu

durumda, başvurucuların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen şikâyetin

işleme konulmaması kararı nedeniyle ceza soruşturması yapılamadığı şikâyetine

ilişkin olarak, ölen S. K.’nın iki kardeşi Mehmet KERİMOĞLU ve Mustafa

KERİMOĞLU açısından başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verilmesi gerekir.

43.

S. K.’nın eşi ve çocukları tarafından

yapılan başvurunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine dair bölümünün

6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı

görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de görülmediğinden başvurunun

bu kısmının kabul edilebilir nitelikte olduğuna karar verilmesi gerekir.

b.

Esas Bakımından İnceleme

44.

Başvurucular, Van Valisi ve AFAD

görevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerine getirmediklerini,

iki deprem arasında gerekli tedbirleri almadıklarını, otelde hasar tespitinin

yapılmadığını, hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ve yakınlarının taksirle

ölümüne sebep olduklarını belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan

yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

45.

Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 17.

maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (“AİHM”) yaşam hakkı konusunda benimsediği ilkelere

değinilmiş, hayati tehlike içeren koşullar nedeniyle başvurucuların

yakınlarının maruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceği konusundaki

belirsizlik, bu tür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerin statüsü ve

bu kişilere atfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığı hususlarının

belirli bir davanın esasının incelenmesi sırasında, Devletin yaşam hakkı

bakımından taşıdığı sorumluluğu belirlemek için göz önüne alınması gerektiği ifade

edilmiştir.

46.

Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 2. maddesi bağlamında, ölüm olayının kasten ya

da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelmesine ilişkin davalar ile

ihmal sonucu ölüm olayının meydana gelmesiyle ilgili olan davalar arasında bir

ayrım yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, AİHM’nin, yaşam hakkının

veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkili

bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün, her

olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmediği ve mağdurlara hukuki,

idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasının yeterli

olabileceği sonucuna vardığı görüşüne yer verilmiştir.

47.

Bakanlık görüşünde ayrıca, AİHM’ye

göre adam öldürme ve kamu makamlarının sorumluluğu altında meydana gelen

olayların bir sonucu olarak can kaybının olduğu tehlikeli faaliyetlere ilişkin

davalarda olayla ilgili bilgi ve belgelere devletin daha kolay ulaşabileceği,

devletin resmi soruşturma yapma yükümlülüğü bulunduğunun kabul edildiği, mevcut

davada bu kriterin uygulanabilmesi için öncelikle binaların yapımı ve daha

sonraki dönemde depreme dayanıklılık konusundaki incelemeyi yapma görevinin

hangi kamu makamına ait olduğunun, daha sonra da ilgili makamın görevini yerine

getirip getirmediğinin tespit edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

48.

Başvurucular, başvurunun esası

hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, AİHS’nin 2. maddesine göre, adam öldürme

davalarında olayla ilgili bilgi ve belgelere devletin daha kolay ulaşabileceği,

devletin resmi soruşturma yapma yükümlülüğü bulunduğunun kabul edildiği,

dolayısıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının resen soruşturmayı başlatması

gerektiği, olay hakkında yürütülen soruşturma kapsamında alınan bilirkişi

raporunda belediyenin sorumlu olduğunun belirlendiği, Danıştayın deprem

davalarına yönelik kararlarında belediye ve Bayındırlık Bakanlığının deprem

zararlarından sorumlu tutulduğunu, başvuru konusu olayda diğer deprem

davalarından farklı olarak Bayram Otelin ikinci depremde ve artçılardan sonra

yıkıldığı, hasar tespiti yapmama ve diğer önlemleri almama nedeniyle Vali ve

AFAD yetkililerinin sorumlu olduğunu ileri sürmüştür.

49.

Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında,

kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî

deneylere tâbi tutulamaz.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının

yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir

ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde

yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına

kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri,

birinci fıkra hükmü dışındadır.”

50.

Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve

manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,

devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. Anayasa Mahkemesince belirtildiği

gibi yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hak, devletlere pozitif ve

negatif yükümlülük yükleyen haklardandır (AYM, E.2007/78, K.2010/120, K.T. 30/12/2010).

51.

Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen

yaşam hakkı kapsamında, devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında

bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bunun yanı sıra devlet, pozitif bir yükümlülük

olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü altındadır (AYM, E.1999/68,

K.1999/1, K.T. 6/1/1999). Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü

tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (AYM, E.2005/151 K.2008/37,

K.T. 3/1/2008; E.2010/58, K.2011/8, K.T. 6/1/2011).

52.

Devletin sorumluluğunu

gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği durumlarda Anayasa’nın

17. maddesi, Devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak, yaşam hakkını korumak

için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu

hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari

ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun

veya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet

bakımından geçerlidir.

53.

Ancak, özellikle

insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak

işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif

yükümlülük, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır.

Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerce, belirli bir kişinin

hayatına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya da

bilinmesi gerektiği durumların varlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durum

dahilinde, makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu

tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem

almakta başarısız olduklarının tespiti gerekmektedir (benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Keenan/Birleşik Krallık, 27229/95, 3/4/2001, §§

89-92, ve A. ve Diğerleri/Türkiye, 27/7/2004, 30015/96, § 44-45, İlbeyi

Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, 19986/06, 10/4/2012, § 28).

54.

Devletin yaşam

hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de usuli yönü

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm

olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın

temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını

güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda,

bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerini

sağlamaktır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Anguelova/Bulgaristan,

B. No: 38361/97, § 137, Jasinskis/ Letonya, 21.12.2010, B. No: 45744/08,

§ 72).

55.

Usul

yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkının

esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine

bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler

sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin, ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar

ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, yaşam hakkı ihlalini gidermek ve

mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir.

56.

Yürütülen ceza

soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir

şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Diğer yandan, burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir

şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç

nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği (benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Perez/Fransa, 47287/99, 22/7/2008, § 70), tüm

yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi

(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Tanlı/Türkiye, 26129/95, § 111) yüklediği

anlamına gelmemektedir.

57.

Yürütülecek ceza

soruşturmaları sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek

şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan

söz edebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölümü

aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları

gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin ortaya

çıkarılması imkanını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme

kuralıyla çelişme riski taşır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109; Dink/Türkiye, 2668/07,

6102/08, 30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 78).

58.

Yürütülecek ceza

soruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi

pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının

kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin

yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde

katılmaları sağlanmalıdır (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109).

59.

Ancak ihmal

nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı bir

yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre, yaşam hakkının veya fiziksel

bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise, “etkili bir yargısal

sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası

açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili

hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. Vo/Fransa[BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya,

32967/96, 17/1/2002, § 51).

60.

Bununla birlikte,

ihmal suretiyle meydana gelen ölüm olaylarında Devlet görevlilerinin ya da

kurumlarının bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali

olduğu, yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların

kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle

oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı

durumlarda, bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına başvurmuş

olursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler

aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17.

maddenin ihlaline neden olabilir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Budayeva

ve diğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008, § 140, Öneryıldız/Türkiye, [BD]

48939/99, 30/11/2004, § 93).

61.

AİHM devletin

usuli yükümlülüğüne ilişkin tehlikeli faaliyetler kapsamında yer verilen bu

istisnaya bir ekleme yapmaktadır. Buna göre, AİHM, doğal bir felaket nedeniyle

mağdur olanların (özel bir kişi tarafından işletilmesine belediyece ruhsat

verilen bir kamp yerinde sele kapılarak hayatını kaybeden kampçıların

yakınlarının) yaptığı bir başvuruda (Murillo Saldías ve diğerleri/İspanya,

76973/01, 28/11/2006), 2. maddeye ilişkin şikayetlerin, kapsamlı bir ceza

soruşturmasını müteakip yapılan ve makul bir tazminata hükmedilmesi ile

sonuçlanan idari davanın etkili bir iç hukuk yolu olduğuna ve mağdur sıfatını

ortadan kaldırdığına karar vermiştir (Budayeva ve diğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008, §

141).

62.

Bu durumda, tehlikeli

faaliyetler nedeniyle ortaya çıkan olaylara yönelik devletin kapsamlı ve etkin

bir ceza soruşturması yürütmesi yükümlülüğüne ilişkin ilkeler (§ 60) afet

olayları nedeniyle yapılan başvurulara da uygulanabilecektir. Önleyici

tedbirlerin alınmaması sonucu meydana gelen can kayıplarından Devletin

sorumluluğunu gerektiren durumlarda, Anayasa’nın 17. maddesi gereğince

oluşturulması gereken “etkili bir yargısal sistem”in kapsamında, etkinliğe

dair belirlenmiş asgari standartları karşılayan ve soruşturmanın bulguları

çerçevesinde adli cezaların uygulanmasını sağlayan bağımsız ve tarafsız bir

resmi soruşturma usulünün bulunması gerekir. Bu gibi davalarda, yetkili

makamlar büyük bir gayretle ve ivedilikle çalışmalı ve ilk olarak olayın

meydana geliş koşulları ile denetim sisteminin işleyişindeki aksaklıkları,

ikinci olarak da söz konusu olaylar zincirinde herhangi bir şekilde rol oynayan

Devlet görevlileri ya da makamlarını tespit etmek için resen soruşturma açmalıdır

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Budayeva ve diğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008, § 142).

63.

Başvuru konusu

olayda, başvurucuların yakını 23/10/2011

tarihinde gerçekleşen 7,2 şiddetindeki depremden sonra meydana gelen artçı

sarsıntılar sırasında 9/11/2011 tarihinde gerçekleşen 5,6 şiddetindeki ikinci

depremde kaldığı otelin çökmesi sonucu hayatını kaybetmiştir. Başvuruya konu

olay açısından, yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu yükümlülükler

arasında yer alan yaşam hakkını koruma yükümlülüğü için yasal ve idari

çerçevenin oluşturulması ve bu çerçevenin gereği gibi uygulanması sorumluluğunun

(bulunup bulunmadığının) ortaya konulması gerekmektedir.

64.

Devletin bu noktada bir yükümlülüğünün

ortaya çıkabilmesi için kamu yetkililerince, belirli bir kişinin hayatının

gerçek ve yakın tehlike içinde olduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği

durumların varlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durum dâhilinde, makul

ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız oldukları

tespit edilmelidir (§ 53).

65.

Başvurucular, diğer deprem

davalarından farklı olarak Bayram Otelin ikinci depremde ve artçı sarsıntılardan

sonra yıkıldığını, konu hakkındaki mevzuat uyarınca hasar tespiti yapmamaları

ve diğer önlemleri almamaları nedeniyle Vali ve AFAD yetkililerinin sorumlu

olduğunu ileri sürmüştür (§ 44). Bakanlığın görüş yazısında ise konu ile ilgili

olarak, hayati tehlike içeren koşullar nedeniyle başvurucuların yakınlarının

maruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceği konusundaki belirsizlik, bu

tür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerin statüsü ve bu kişilere

atfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığı hususlarının dikkate alınması

gerektiği ifade edilmiştir (§ 45).

66.

Deprem gibi bir

afetin meydana gelmesi durumunda, başvurucuların haklarında ceza soruşturması

yapılmasını talep ettikleri görevliler açısından, hasar görmüş binaların derhal

tespit edilmesi, binaların gördüğü hasar bakımından tehlike arz edenlerinin boşaltılması

ve yıktırılması, afete uğrayanların veya uğraması muhtemel olanların

bulundukları yerlerde veya başka yerlerde geçici olarak barınmalarının sağlanması

görevleri konu hakkındaki mevzuatta (§ 33- 35)

açık bir şekilde belirlenmiştir.

67.

Söz konusu yasal düzenlemelerde, bir afetin

meydana gelmesinden sonra yapılacak kurtarma, yaralıları tedavi, barındırma,

ölüleri gömme, yangınları söndürme, yıkıntıları temizleme ve felaketzedeleri

iaşe gibi hususlarda uygulanmak üzere görev ve görevlileri tayin, toplanma

yerlerini tespit eden bir programın valiliklerce düzenleneceği, bu programların

uygulanmasının valiliklerce kurulacak kurtarma ve yardım komitelerince sağlanacağı,

deprem afetinin gerçekleşmesi sonrasında tehlikeli durumu ve binaların gördüğü

hasar bakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenler hakkında, o il ve

ilçenin en büyük mülki amirine durumun rapor edilmesi ve bu makamlarca böyle

binaların derhal boşalttırılmasının gerektiği, lüzumu halinde yapılarda meydana

gelen hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteği

üzerine diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler ve

meslek odaları, konusunda deneyimli yeteri kadar inşaat mühendisi ve/veya

mimarı hasar tespiti çalışmalarında derhal görevlendirmekle yükümlü oldukları

kurala bağlanmıştır.

68.

Yer kayması, kaya

düşmesi ve bu kapsamda deprem gibi afetlerde, tehlikenin devamı veya tekrarı

ihtimali üzerine boşaltılan binaların tehlikeye karşı kesin tedbir alınıncaya

kadar işgaline veya hasara uğrayanların tamirine müsaade edilmeyeceği, tedbir alınamayacağına

karar verildiği takdirde tehlikeli mahal içindeki binaların, yukarıdaki esaslar

dâhilinde yıktırılması gerektiği yine bu düzenlemelerde bir yükümlülük olarak

belirlenmiştir.

69.

Afet ve acil durumlar ile sivil

savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere 5902 sayılı Kanun’la, Başbakanlığa

bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurulmuş, illerde, il özel idaresi

bünyesinde, valiye bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kurulmuş ve bu müdürlüklerin

sevk ve idaresinden valinin sorumlu olduğu belirtilmiştir. Afet ve acil durumlarda meydana gelen kayıp ve

hasarı tespit etmek ve Afet ve acil durumlarda, gerekli arama ve kurtarma

malzemeleri ile halkın barınma, beslenme, sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasında

kullanılacak gıda, araç, gereç ve malzemeler için depolar kurmak ve yönetmek

bu müdürlüklerin görevleri arasında sayılmıştır.

70.

Afetlere İlişkin

Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik’te, vali ve

kaymakamlar, görevli bakanlık, kurum ve kuruluşlar ile askeri birliklerin,

ilgili mevzuat ve bu Yönetmelik gereğince düzenlenecek acil yardım planları ve

acil yardımla ilgili yönergelerle kendilerine verilen görevleri yerine

getirmekten ayrı ayrı sorumlu oldukları, afetin meydana gelmesinden itibaren,

alınması gereken her türlü acil tedbirlerin alınmasından ve acil yardımların

bir emir beklemeden yapılmasından afetin meydana geldiği yerin mülki amirinin

sorumlu olduğu ifade edilmiştir.

71.

Yine söz konusu Yönetmelikle,

Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan Hizmetleri Grubunun oluşturulması öngörülmüş ve

bu grup; 1. Alınan haberlere göre nerelere, ne kadar ön hasar tespit ekibi

göndereceğini tespit etmek, 2. Hasarın yoğun olduğu bölgeleri belirlemek, 3. Kesin

hasar tespitleri için gerekli bilgileri sağlamak, 4. Afetten sonra konut, resmi

ve özel tüm yapılar ile hayvan barınaklarındaki hasarın en kısa zamanda

tespitini sağlayıcı tedbirleri alma ve gerekli işlemleri yapmakla

görevlendirilmiştir.

72.

Yukarıda yer verilen

mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, başvurucuların birinci deprem

sonrasında gerekli tedbirleri almamak suretiyle yakınlarının ölümüne neden

olduklarını ileri sürdükleri Vali ve AFAD yetkililerinin, alınabilecek

tedbirlere ilişkin asli yükümlülüklerin bulunduğu anlaşılmaktadır.

73.

Yaşanan birinci büyük depremin

akabinde çok sayıda artçı deprem meydana gelmiştir. Birinci depremde belli

seviyede hasar görmüş binaların yaşanan artçı sarsıntılar esnasında yıkılma

tehlikesi bulunmaktadır. Bu durumun öngörülebilecek bir risk olduğunun kabulü

gerekir. Başvurucuların yakını, birinci büyük depremden tam 16 gün sonra

meydana gelen 5,6 şiddetindeki depremde yıkılan otelin enkazı altında kalarak

hayatını kaybetmiştir. Afetzedelerin veya başka yerlerden o şehre depremin

yaşanması nedeniyle gelen kişilerin barınma ihtiyacı nedeniyle depremin meydana

geldiği şehirdeki kamuya açık konaklama yerleri arasında kapasitesi en yüksek

tesislerden biri olan oteli kullanmayı düşünecekleri de ortadadır. Bu durumda birinci

depremden sonra geçen 16 gün içerisinde otel hakkında hasar tespitinin

yapılarak gerektiğinde boşaltılması kararı verilmesi sorumlu kişilerden

beklenebilir.

74.

Bakanlık görüş yazısında da

belirtildiği üzere, AİHM içtihatlarında ulusal yetkililer tarafından başvuran

lehine bir tedbir ya da kararın alınması suretiyle açıkça veya dolaylı olarak

ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli bir

tazminatla giderilmesi halinde ilgili tarafın artık mağdur olduğunu ileri

süremeyeceği belirtilmektedir (Scordino/İtalya, 36813/97, 29/3/2006, § 178 ve devamı). Bu iki koşul yerine getirildiği

takdirde, AİHS ile düzenlenen koruma mekanizmasının ikincil niteliği

dolayısıyla AİHM’nin inceleme yapmasına gerek kalmayacaktır (Eckle/Almanya,

8130/78, 15/7/1982, § 64-70, Jensen/Danimarka, 48470/99, 20/9/2001; Fatma

Yüksel/Türkiye, 51902/08, 9/4/2013, § 45-46).

75.

6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları

şöyledir:

“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak

ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin

taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından,

ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da

ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.

…”

76.

AİHM içtihadında (§ 74) kabul edilene benzer bir şekilde, 6216

sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer verilen kanun

yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini

önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir

ifadeyle, temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılmaktadır (B. No: 2012/1027, § 20-21, 12/2/2013).

77.

Başvurucuların Van Belediye

Başkanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Van Valiliği ve AFAD’a izafeten

Başbakanlık ve Mehmet Sıddık Bayram vereseleri aleyhine açtıkları maddi ve

manevi tazminat davaları (§17-20) henüz sonuçlanmamış, Vali ve AFAD yetkilileri

hakkında ceza soruşturması açılmasına ise izin verilmemiştir. Bu durumda, başvuru

konusu olayda Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif

yükümlülüklerin maddi boyutunun, yani elindeki tüm imkânları kullanarak yaşam

hakkını korumak için öngörülen yasal ve idari tedbirlerin gereği gibi uygulanıp

uygulanmadığının (§ 52) Anayasa Mahkemesince bu aşamada incelenmesi ve bu

konuda karar verilmesi mümkün değildir.

78.

Devletin yaşam hakkı kapsamındaki

pozitif yükümlülüklerin etkili cezai soruşturma yapma boyutu açısından ise aynı

şeyleri söylemek mümkün değildir ve kesinleşmiş olan şikâyetin işleme

konulmaması kararı nedeniyle yaşam hakkının ihlal edilip edilmediği hususunda

Anayasa Mahkemesi tarafından bir karar verilmesine bir engel bulunmamaktadır.

Ayrıca Anayasa Mahkemesinin böyle bir inceleme yapabilmesi için kamu idareleri

aleyhine açılan tam yargı davalarının sonuçlanmış olması da zorunlu değildir.

Zira yukarıda da belirtildiği gibi (§ 60) tehlikeli

bir faaliyet ya da doğal afetler nedeniyle oluşan öngörülebilir riskleri ortadan

kaldırma hususundaki görev ve yetkilerini ihmal ederek insanların hayatının

tehlikeye girmesine neden olduğu ileri sürülen görevlilerin sorumluluklarının incelenmesine

engel olunması tek başına Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir. Ancak

belirtmek gerekir ki, yürütülmesi gereken

ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve

sorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır.

Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.

Diğer yandan, burada yer verilen değerlendirmeler olayla ilgili olarak

mutlaka herhangi bir kişi veya kamu makamının hukuki veya cezai sorumluluğunun

belirlenmesi zorunluluğunu ifade etmemektedir (§ 56).

79.

Bu durumda, Bakanlığın görüş

yazısında ileri sürüldüğü üzere, şikâyetlerin kabul edilebilirliği açısından

değerlendirme yapılırken, başvurucuların ilgili idareler aleyhine maddi ve

manevi tazminat davası açtıkları, yargılama sürecinin halen devam ettiği,

başvuru yollarının tüketilmediği itirazı (§

38) (devletin yaşam hakkı kapsamında sahip

olduğu pozitif yükümlülüklerin usuli boyutu açısından) kesinleşmiş olan şikâyetin

işleme konulmaması kararı açısından kabul

edilemez. Başvurunun özü ilk deprem sonrası gerekli tedbirleri almayarak

yakınlarının ölümüne neden olduğunu ileri sürdükleri Vali ve AFAD yetkilileri hakkında

cezai soruşturma açılmamış olması nedeniyle devletin yaşam hakkından

kaynaklanan pozitif yükümlülüğünün usuli boyutunun ihlal edildiği iddiasıdır.

80.

Başvuru konusu

olayda, Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturmasında Van

Valisi ile AFAD görevlileri hakkında görevsizlik kararı verilerek soruşturma dosyası

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı, Van Valisi ve AFAD görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmaya

ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgililer açısından

suç oluşturan ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığı

gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar vermiştir.

81.

Bu kişilere

yönelik olarak yürütülen soruşturmanın etkililiği değerlendirilirken göz önünde

bulundurulacak hususlardan biri ceza soruşturmasının sorumluların belirlenmesine

ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmasıdır.

Etkililik ve yeterliliği temin adına soruşturma makamlarının resen harekete

geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün

delillerin toplanması gerekmektedir (§ 57).

82.

Yaşanan olaya

ilişkin öncelikle, doğal afetin etkisi dışında sorumluluğun ne ölçüde ilgili

(müştekilerin de sorumlu olduğunu ileri sürdüğü) kamu görevlilerinin ihmaline

atfedilebileceğini ortaya koyacak bir soruşturma açılması gerekmektedir. Bu

soruya cevap verilebilmesi için teknik ve idari yönlerden değerlendirmeler

içeren uzman görüşlerine başvurulması ve sadece kamu otoritelerinin elde edebileceği

bilgilere ulaşılması gerekmektedir. Bu hususlar bireylerin (başvuru konusu

olayda müştekilerin) ispatlayabilecekleri hususlardan değildir (benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Budayeva ve diğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008, § 163).

83.

Van Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından yürütülen ilk soruşturma kapsamında, keşif yapılmış, numuneler

alınmış ve incelenmiş, bilirkişilerden görüş alınmış, bilirkişilerce hazırlanan

rapor ışığında, söz konusu binanın yapımında sonradan yapılan ilavelerde bulunan

eksiklik ve hatalara değinilmiş, ilk depremde ayakta kalmasına rağmen ikinci

depremde iki deprem arasında artçı şoklardan etkilenerek yıkıldığının

anlaşıldığı ifade edilmiştir.

84.

Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 kişinin ölümü gibi ciddi sonuçlar doğuran olay

hakkında, Van Cumhuriyet Başsavcılığının ilk soruşturmada göz önünde

bulundurduğu hususlar ile başvurucuların şikâyet konusu yaptığı hususlar hakkında

hiçbir değerlendirme yapmaksızın görevi

kötüye kullanmaya ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı,

ilgililer açısından suç oluşturan ve ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir

durumun bulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar vermiştir

(§ 12). Başsavcılık, başvurucuların iki deprem arasında yetkililer tarafından

hasar tespitinin yapılmaması ve diğer idari tedbirlerin alınmaması suretiyle

ölüme neden olma temel şikâyetine ilişkin, hasar tespiti ve hasarlı binalara

girişin engellenmesi konusunda yetkililerce ne tür işlemler yapıldığını ortaya koyacak

delil ve değerlendirmelere yer vermeksizin soruşturma açılması talebini işleme

koymamıştır. Başsavcılık tarafından bu aşamada soruşturma izni verilmemesi

şeklinde bir karar verilmesi halinde söz konusu karar itiraz yoluyla denetimden

geçebilecekken, Başsavcılık’ın hâlihazırda verdiği bu karar, soruşturmanın

devam ettirilmesine yönelik talebin bir itiraz mercii tarafından incelenmesine

engel olmuştur.

85.

Yürütülen

soruşturmanın etkililiği değerlendirilirken göz önünde bulundurulacak hususlardan

bir diğeri yürütülen soruşturmaya başvurucuların soruşturmanın açıklığını temin

edecek ve meşru menfaatlerini koruyabilecekleri bir şekilde dâhil

olabilmeleridir (§ 58). Başvuru konusu olayda, Danıştay 1. Dairesi yakınlarını kaybeden

kişilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işleme koymama kararına

yaptıkları itirazı 4483 sayılı Kanun’da Cumhuriyet Başsavcılıklarının bu

kararlarına karşı herhangi bir itiraz yolu öngörülmediğinden bahisle

incelemeksizin reddetmiştir. Başvurucuların

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işleme koymama kararına karşı itiraz

edebilecekleri bir makam bulunmamaktadır. Bu durumda bu kişiler hakkında

yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının açık olmaması nedeniyle soruşturmanın

etkili olduğundan söz edilemeyecektir. Nitekim AİHM, Dink/Türkiye davasında başvuranın

(Fırat Dink) yakın akrabalarının, yalnızca dosya üzerinden inceleme yapan

itiraz mercilerine itirazda bulunabilmiş olmalarının, mağdurların meşru

menfaatlerinin korunması hususunda söz konusu soruşturmalardaki eksiklikleri

gideremeyeceğine hükmetmiştir (Dink/Türkiye, 2668/07, 6102/08, 30079/08,

7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 89).

86.

Açıklanan

nedenlerle, etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması yürütülmediği

anlaşıldığından Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının usuli

boyutunun ihlal edildiğinin kabulü gerekir.

2.

Anayasa’nın 36. ve 40. Maddelerinin İhlal Edildiği İddiası

87.

Başvurucular ikinci olarak, Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığınca somut bilgi ve belge bulunmaması gerekçesiyle verilen

şikâyetin işleme konulmaması kararına karşı ceza soruşturması yapılabilmesi

için başvurabileceği herhangi bir makamın bulunmadığını belirterek AİHS’nin 6.

ve 13. maddesine karşılık gelmek üzere Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen

hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

88.

Bakanlık, başvurucuların Anayasa’nın

36. maddesine aykırılık iddialarına karşılık, AİHS’nin adil yargılanma hakkını

düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin "medeni

hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların" ve bir "suç

isnadının" esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğunu,

başvurucuların söz konusu ceza soruşturmasında sanık sıfatına sahip

olmadıklarının göz önünde bulundurulması ve bu nedenle konu bakımından

yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, 4483 sayılı Yasa'nın 9. maddesinde

yalnızca idari makamlardan verilen kararlara karşı itirazın hükümlerine yer

verilmiş olduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığının, 4483 sayılı Kanun'un 4. maddesi

uyarınca aldığı işleme koymama kararları hakkında herhangi bir düzenleme

getirilmediğinden, bu hükme istinaden de itirazların incelenemeyeceğini, ancak

Cumhuriyet Başsavcılıklarına iletilen yakınmaları işleme konulmayan müracaat

sahiplerinin, aynı konuyu izin merciinin önüne götürmek ve izin makamından

sadır olacak her türlü karara karşı itiraz etme imkânına sahip oldukları

gözetildiğinde yasal açıdan önemsenecek bir eksiklik olmadığını

belirtmişlerdir.

89.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti”

başlıklı 36. maddesi şöyledir:

“Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma

(Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya

bakmaktan kaçınamaz.”

90.

AİHS’de tanınmış olan hak ve

özgürlükleri ihlal edilen herkesin, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifasıyla

görevli kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde

etkili bir yola başvurma hakkına sahip olduğunu hükme bağlayan AİHS’nin 13.

maddesinin asıl karşılığı olan Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen

herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme

hakkına sahiptir.

(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.)Devlet, işlemlerinde,

ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini

belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler

sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu

olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

91.

Başvuru konusu

olaya ilişkin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu “etkili bir

yargısal sistem kurma” yönündeki usul yükümlülüğü çerçevesinde, mağdurlara

hukuki ve idari hukuk yollarının yanı sıra ve daha da ötesinde, sorumluların

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir ceza

soruşturması yürütüp yürütmediğine ilişkin değerlendirmeler yapılırken, başvurucuların

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen şikâyetin işleme konulmaması

kararına karşı ceza soruşturması yapılabilmesi için başvurabilecekleri herhangi

bir makamın bulunmamasının eksiklik olarak kabul edilip ihlal kararı verilmesi

nedeniyle, ayrıca Anayasa’nın 36. ve 40. maddesi bağlamında aynı konuda bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

V.

6216 SAYILI KANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI

92.

6216 sayılı Kanun’un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:

“(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

93.

Başvuruda, ölenin

eşi için 30.000 TL, üç çocuğunun her biri için 25.000 TL ve iki kardeşinin her

biri için 15.000 TL olmak üzere (toplamda) 135.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunulmuştur. Yaşam hakkının usuli boyutunun ihlali nedeniyle, başvuruculardan

ölen Selman Kerimoğlu’nun eşi Serpil Kerimoğlu ile çocukları Sinem, Önder Can

ve Yiğit Ögeday Kerimoğlu’na birlikte takdiren toplam 20.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmiştir. Bu tazminat anayasal hakkın ihlalinden

kaynaklanan manevi zarara ilişkin olup idari yargıda devam eden maddi, manevi

tazminat davalarına etkisi yoktur.

94.

Başvurucular, vekâlet

ücreti ve yargılama giderlerinin davalılardan tahsilini talep etmişlerdir.

Başvurucular tarafından yapılan yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine

karar verilmiştir.

95.

Başvuru konusu

olay açısından etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması yürütülmemesinin yaşam

hakkını ihlal ettiği gözetilerek, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve

(2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

amacıyla kararın bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

VI.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle:

A.

Başvuruda olayda yaşamını yitiren Selman Kerimoğlu’nun eşi ve

çocukları tarafından ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline ilişkin

şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.

Başvuruda Selman Kerimoğlu’nun iki kardeşi Mehmet Kerimoğlu ve

Mustafa Kerimoğlu tarafından ileri sürülen şikayetlerin “başvuru yollarının

tüketilmemesi” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C.

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usuli

boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

D.

Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlaline ilişkin şikâyetlerin

ayrıca İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

E.

Anayasa’nın 17. maddesi ve 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası gereğince, başvuruculardan Selman Kerimoğlu’nun eşi Serpil

Kerimoğlu ile çocukları Sinem, Önder Can ve Yiğit Ögeday Kerimoğlu’na birlikte

20.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

F.

Başvurucuların fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin REDDİNE,

G.

Başvurucular tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

ÖDENMESİNE,

H.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

İ.

Kararın bir örneğinin 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmesine,

17/9/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucular : Serpil KERİMOĞLU Sinem KERİMOĞLU Önder Can KERİMOĞLU Yiğit Ögeday KERİMOĞLU Mehmet KERİMOĞLU Mustafa KERİMOĞLU Vekili : Av. Övgü ERDOĞAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/752, 17 Eylül 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Başvuru Süreci
  4. Olaylar Ve Olgular
  5. Madde 85. –
  6. İnceleme Ve Gerekçe
  7. S. K.’nın eşi ve çocukları tarafından
  8. M. Emin KUZ
  9. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/752
Tarih
17 Eylül 2013

İlgili Kararlar

  • Salih Akkuş Başvurusu (B. No: 2012/1017)
  • Ali Becerikli Başvurusu (B. No: 2013/1484)
  • Nevruz Bozkurt Başvurusu (B. No: 2013/664)
  • Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun Başvurusu (B. No: 2012/12)
  • Ahmet Sağlam Başvurusu (B. No: 2013/3351)
  • Mehmet Şerif Ay Başvurusu (B. No: 2012/1181)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.