İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hamit Kaya Başvurusu (B. No: 2012/338)

1. Başvurucu, 17/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

Başvuru No2012/338Tarih2 Temmuz 2013Okuma13 dk · 2.578 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hamit Kaya Başvurusu

Karar tarihi
2 Temmuz 2013
Başvuru Numarası
2012/338
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.578 kelime·13 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 17/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ağır ceza mahkemesinin görev alanına

giren işlerle ilgili olarak öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresini

doldurmasına rağmen tahliye edilmediğini ileri sürerek Anayasa’nın 13. ve 19.

maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 23/10/2012

tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına

engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 25/12/2012 tarihinde başvurunun karara

bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 12/2/2013 tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)

bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına

karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 15/2/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 16/4/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 24/4/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu görüşünü 9/5/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1952 doğumlu olup

İzmir Aliağa 3 No.lu T Tipi Cezaevinde hükmen tutuklu olarak bulunmaktadır.

9. Başvurucu, uyuşturucu madde

ticareti yapmak suçlamasıyla 12/6/2007 tarihinde

gözaltına alınmış, Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/6/2007 tarih ve

2007/132 sorgu numaralı kararı ile tutuklanmış ve hakkında kamu davası

açılmıştır.

10. Başvurucu hakkında,

Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 8/9/2009 tarih ve

E.2008/144, K.2009/445 sayılı ilamıyla uyuşturucu ticareti yapmak suçundan

mahkûmiyet kararı verilmiştir.

11. Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin kararı Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17/3/2011

tarih ve E.2010/38341, K.2011/2873 sayılı ilamıyla bozulmuştur.

12. Bozma kararının ardından

yapılan yargılama neticesinde, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/3/2012 tarih ve E.2011/391, K.2012/107 sayılı ilamıyla

başvurucunun 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188.

maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları ile 52. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca 13 yıl 6 ay hapis ve 27.000 TL adli para cezasıyla

cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu

bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur.

13. Başvurucu, 4/10/2012 tarihinde Yargıtay 10. Ceza Dairesine başvurarak

beş yıl üç ay 15 gündür tutuklu bulunduğunu, 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca azami tutukluluk süresinin 5 yıl

olduğunu ileri sürmüş ve tahliye edilmeyi talep etmiştir.

14. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 5/10/2012 tarih ve K.2012/14 sayılı ara kararıyla

başvurucunun tahliye talebini reddetmiştir.

15. Başvurucu, Yargıtay 10. Ceza

Dairesinin tutukluluk hâlinin devamına dair kararına itiraz etmiş, itiraz

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 17/10/2012 tarih ve

K.2012/7 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar başvurucuya 22/10/2012

tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Dava, başvuru tarihi

itibariyle Yargıtay’da temyiz aşamasında derdest iken Yargıtay 10. Ceza

Dairesinin 29/11/2012 tarih ve E.2012/21781,

K.2012/17756 sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

17. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

18. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

19. 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda

belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına

karar verilen,

…

d) Kanuna uygun olarak

tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu

süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,

…

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

20. 5271 sayılı Kanun’un 142. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 2/7/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

23/10/2012 tarih ve 2012/338 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu, 5271 sayılı

Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ağır ceza mahkemesinin görev

alanına giren işlerle ilgili olarak öngörülen azami beş yıllık tutukluluk

süresini doldurmasına rağmen tahliye edilmediğini belirterek Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ilkesi ile 19.

maddesinde yer alan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Bakanlığın

Ön İtirazı Hakkında

23. Adalet Bakanlığı görüşünde,

ilk olarak 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvurunun ancak hukuk yollarının

tüketildiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılabileceği, başvurucu

tarafından tüketilen son hukuk yolu olarak Yargıtay 10. Ceza Dairesine yapılan

tahliye talebinin ve bu talebe karşı Yargıtay 11. Ceza Dairesine yapılan

itirazın gösterildiği, oysa başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındaki

şikâyetleri ile ilgili olarak derece mahkemelerine başvurarak 5271 sayılı

Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ve aynı Kanun’un

142. maddesi uyarınca tazminat davası açması gerektiği ileri sürülmüştür.

24. İkinci olarak, devam etmekte

olan bir davada uzun tutuklulukla ilgili olarak tazminat talep edilebilmesi

için davanın esası hakkındaki kararın kesinleşmesinin zorunlu olduğu sonucunun

çıkarılmaması gerektiği, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 15/5/2012

tarih ve E.2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararına göre, 5271 sayılı Kanun’un

141. maddesine göre devam etmekte olan bir davada da tazminat talep

edilebilmesinin önünde herhangi bir engel bulunmadığı belirtilmiştir.

25. Başvurucu Adalet

Bakanlığının bu görüşüne karşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

27. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

28. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak

ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal

durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu

nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar

tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir.

29. Ancak

tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz olmaları ve tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini

gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu

yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili

olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili olmadıklarının kanıtlanmamış

olması gerekir.

30. Adalet Bakanlığının

görüşünde işaret edildiği üzere 5271 sayılı Kanun’un tazminat isteminin

düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, kanunlarda belirtilen

koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar

verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama

mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen

kişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarını Devletten isteyebileceklerine

ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Ancak, aynı Kanun’un

tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında “Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde” tazminat

isteminde bulunulabileceği hükmüne yer verilmiştir.

31. Adalet Bakanlığının,

başvurucunun tazminat davası açılmamış olması nedeniyle başvuru yolunu

tüketmediği yönündeki itirazı ile ilgili olarak: 5271 sayılı Kanun’un tazminat

isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde “Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

… tutukluluğunun devamına karar verilen” ve (d) bendinde “Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede … hakkında hüküm verilmeyen”

kişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebileceklerine ilişkin düzenlemenin bu hususta bir başvuru mekanizması

öngördüğü görülmekle birlikte aynı Kanun’un tazminat isteminin koşullarının

düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı fıkrasında karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği

ifade edilmiştir. Adalet Bakanlığınca Anayasa Mahkemesine bildirilen görüşte,

somut olayla ilgili olarak, başvurucunun tutukluluğu devam etmekte iken,

tutukluluğu ile ilgili olarak 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesine göre tazminat

talebinde bulunması gerektiği ifade edilmiştir.

32. Somut olayda beş yıllık

azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle tutukluluğun yasal dayanağının

kalmadığı ve tutukluluğun makul süreyi aştığı iddia edilmektedir. Buna göre,

yasal olarak mümkün olmadığı hâlde tutukluluğun devamına karar verilmiş ise

madde kapsamında bunun mağduru maddi ve/veya manevi tazminat istemiyle dava

açabilecektir. Ancak başvurucu hakkındaki davanın ilk derece mahkemesince

karara bağlanmış olması nedeniyle tutukluluk halinin hükmen tutukluluğa

dönüştüğü (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 67),

dolayısıyla mahkemesince tahliyesinin mümkün olmadığı dikkate alındığında

şikâyet konusu Anayasal hakların ihlalinin tespit edilerek tazminata

hükmedilmesi hâlinde şikâyetin telafi edilebileceği söylenebilir. Ancak 5271

sayılı Kanun’un 141. ve 142. maddelerinde belirtilen yolun hüküm kesinleşmeden

önce tutuklamanın hukukiliği ve tutukluluğun makul süreyi aştığı şikâyetleri

açısından etkili olduğuna yönelik uygulamada bir örnek bulunmamaktadır.

33. Açıklanan nedenlerle Adalet

Bakanlığının, başvurucunun tazminat davası açmadığı ve başvuru yollarını tüketmediği

yönündeki ön itirazı kabul edilemez.

2. Anayasa’nın

19. Maddesi Hakkında

34. Başvurucu, tutukluluk için

Kanun’da öngörülen azami 5 yıllık sürenin aşılması nedeniyle tutukluluğunun

hukuki olmadığını ve makul süreyi aştığını ileri sürmüştür.

35. Adalet Bakanlığı,

başvurucunun 5 yıldan fazla bir süredir tutuklu bulundurulduğu iddialarına

ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”) ve Yargıtay içtihatları

çerçevesinde temyiz aşamasında geçen sürenin kanuni tutukluluk süresinin

hesabında dikkate alınamayacağını belirtmiş ve başvurucunun ilk derece

mahkemesi önünde yargılaması devam ederken 3 yıl 2 ay 18 gün tutuklu kaldığı ve

5 yıllık azami sürenin aşılmadığını ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı ayrıca

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduktan sonra başvurucu hakkındaki

kararın Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 29/11/2012 tarih

ve E.2012/21781, K.2012/17756 sayılı ilamıyla onandığını ifade etmiştir.

36. Başvurucu, Adalet

Bakanlığının görüşüne karşı, 5271 sayılı Kanun’a göre tutukluluğun hükmün

kesinleşmesine kadar devam eden süreyi ifade ettiğini, hükmün kesinleşmesinden

sonra ise hükümlülük döneminin başladığını, Bakanlığın ceza kanunlarını birey

aleyhine genişletici bir yoruma tabi tuttuğunu, demokratik devletlerde kişi hak

ve özgürlüklerini koruyan normların açık ve yorum gerektirmeyen bir tarzda

hazırlandığını ve bu normların kişiler aleyhine yorumlanmadığını, ceza

hukukunda genişletici yorum yapılamayacağını, tutukluluğun yerel mahkemelerce

kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmünün infazı gibi değerlendirildiğini, 5271

sayılı Kanun’da belirtilen 5 yıllık azami süreye dair emredici kuralın yoruma

tabi tutularak Yargıtay’da temyiz incelemesinde geçen sürelerin bu süreden

sayılmadığını ileri sürerek Bakanlığın görüşünü ve kabul edilebilirliğe ilişkin

ön itirazına dayanak olarak gösterdiği Yargıtay kararlarını kabul etmemiştir.

37. Anayasa’nın 19. maddesi şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları

kanunda gösterilen:

…

Suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.

Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

…

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.

…”

38. Anayasa’nın 19. maddesinde

özgürlük ve güvenlik hakkı güvence altına alınmış ve hiçbir bireyin

özgürlüğünden keyfi bir biçimde yoksun bırakılamayacağı belirtilmiştir. 19.

maddenin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip

olduğu, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise bireylerin bu haktan şekil ve

şartları kanunda gösterilen bazı istisnai durumlarda mahrum edilebileceği

kuralı yer almaktadır.

39. Buna göre, kişinin özgürlük

ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında

belirlenen durumlardan birinin varlığı halinde söz konusu olabilir. Bir bireyin

özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanacağı durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Bu çerçevede 19. maddenin üçüncü fıkrasına göre suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunan kişiler ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini

ve değiştirilmesini önlemek maksadıyla hâkim kararıyla tutuklanabilir.

Tutuklamanın kanunda öngörülen şekil ve şartlara uygun olması gerekir.

40. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiş olup, madde metninde uzatma süreleri dâhil

toplam tutukluluk süresinin azami 5 yıl olabileceği öngörülmektedir (bkz: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/4/2011

tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42 sayılı kararı).

41. Bu sürenin hesabında ilk

derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması

gerekir. Zira kişi yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla

mahkûm edilmişse, bu kişinin hukuki durumu “bir

suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmakta ve

tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma haline

dönüşmektedir. Nitekim AİHM, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini

tutukluluk olarak nitelendirmemekte ve temyiz aşamasında geçen süreyi

tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (Bkz:

Solmaz/Türkiye, B. No. 27561/02, 16/1/2007, §§ 23-24; Şahap Doğan / Türkiye, B. No.29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynı

yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da benimsenmiş ve 12 Nisan 2011 tarihli

E. 2011/1-51, K. 2011/42 sayılı kararda, “hakkında

mahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından

sabit görülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü

olmaktadır.” gerekçesiyle, temyizde geçen sürenin tutukluluk

süresine dâhil edilmeyeceğine hükmedilmiştir.

42. Somut olayda başvurucu 12/6/2007 tarihinde gözaltına alınmış ve hakkında ilk derece

mahkemesince 8/9/2009 tarihinde mahkumiyet kararı verilmiştir. Bu karar

Yargıtay 10. Ceza Dairesi tarafından 17/3/2011

tarihinde bozulmuştur. Bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde ilk derece

mahkemesi 6/3/2012 tarihinde yeniden mahkumiyete

hükmetmiş ve bu karar da Yargıtay tarafından 29/11/2012 tarihinde onanmıştır.

Buna göre temyiz aşamasında geçen süreler hariç ilk derece mahkemesi önünde

yargılanırken başvurucunun tutuklu kaldığı süre 3 yıl 2 ay 18 gündür.

43. Buna göre başvurucunun

toplam tutukluluk süresinin Kanun’da öngörülen 5 yıllık azami süreyi aşmadığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

44. Başvurucu ayrıca Anayasa’nın

19. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca tutukluluk süresinin makul olmadığını

ileri sürmüştür.

45. Somut olayda başvurucu,

hakkındaki dava Yargıtay’da temyiz aşamasındayken 23/10/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur. Ancak Bakanlığın

görüşünde, başvurucu hakkında temyiz aşamasında derdest olan davanın Yargıtay

10. Ceza Dairesinin 29/11/2012 tarih ve E.2012/21781,

K.2012/17756 sayı ilamıyla onandığı bildirilmiştir. Buna göre, başvurucu

hakkındaki mahkumiyet hükmü Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 29/11/2012

tarihli onama kararı ile kesinleşmiştir.

46. Tutukluluk hâli sona

erdikten sonra tutuklama süresinin makul olmadığını iddia eden bir

başvurucunun, devam eden tutukluluk hâlinden farklı olarak, iddia edilen

ihlalin tespitini ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut

ise bu yolu tüketmesi gerekir (bkz: Gavril Yossifov/Bulgaristan,

B. No:74012/01, 6/11/2008, § 40; Rahmani ve Dinevac/Bulgaristan,

B. No: 20116/08, 10/5/2012, § 66; Şefik

Demir/Türkiye, B. No: 51770/07, 16/10/2012, § 23).

47. Bu çerçevede 5271 sayılı

Kanun’un 141. ve 142. maddelerinde öngörülen tazminat yolunun başvurucunun

şikâyetleri açısından tüketilmesi gereken bir yol olup olmadığının incelenmesi

gerekir.

48. 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde, makul sürede hakkında hüküm

verilmeyen bir tutuklu için tazminat talebinde bulunabilme imkânı

tanınmaktadır. Bu yol bir yandan başvurucunun maruz kaldığı tutukluluk

süresinin uzunluğunun tespiti, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini

imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile

öngörülen hukuk yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir ve

elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (bkz: Şefik Demir/Türkiye,

B. No: 51770/07, 16/10/2012, § 33).

49. Başvurucu, hakkındaki

mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği 29/11/2012 tarihinden

itibaren 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesine dayanarak tazminat talebinde

bulunma imkânına sahiptir. Etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk

yoluna başvurmaksızın yapılan bireysel başvuruların Mahkemece incelenmesi,

bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkün değildir.

50. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde öngörülen tazminat yoluna

başvurmadığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının

tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemezliğine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Başvurunun;

A. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

B. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası yönünden “başvuru yollarının tüketilmemesi”

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama

giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

2/7/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Serhat ALTINKÖK Başvurucu : Hamit KAYA Vekili : Av. Şerafettin ÖZCAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/338, 2 Temmuz 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E. 2011/1-51, K. 2011/42 sayılı kararda, “hakkında
  16. B. No: 20116/08, 10/5/2012, § 66; Şefik
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/338
Tarih
2 Temmuz 2013

İlgili Kararlar

  • Korcan Pulatsü Başvurusu (B. No: 2012/726)
  • Güher Ergun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/13)
  • Ramazan Aras Başvurusu (B. No: 2012/239)
  • Muhammet Kaplan Başvurusu (B. No: 2013/1586)
  • Semih Tufan Günaltay Başvurusu (B. No: 2013/1130)
  • Serpil Kerimoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/752)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.