İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Narman Başvurusu (B. No: 2012/1137)

1. Başvurucu, tutukluluğun

Başvuru No2012/1137Tarih2 Temmuz 2013Okuma23 dk · 4.506 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Murat Narman Başvurusu

Karar tarihi
2 Temmuz 2013
Başvuru Numarası
2012/1137
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.506 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğun

Kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuka aykırı hale geldiğini ayrıca

makul süreyi aştığını ileri sürerek Anayasa’nın 19. ve 38. maddelerinin ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 12/12/2012

tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına

engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 25/12/2012 tarihinde başvurunun karara

bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 12/2/2013

tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik

ve esas hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 12/2/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 16/4/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 3/5/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, diyeceklerini 3/6/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, suç işlemek

amacıyla kurulan örgüte üye olmak, birden fazla kişi tarafından birlikte yağma,

ruhsatsız silah mermileri satın alma veya bulundurma suçu isnadıyla 24/9/2007 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 11. Ağır

Ceza Mahkemesinin 28/9/2007 tarih ve 2007/118 sayılı kararı ile tutuklanmıştır.

9. Başvurucu, hakkında

düzenlenen iddianame sonrasında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde E. 2008/74

sayılı dosya kapsamında yargılanmaya başlamıştır.

10. Başvurucu, Kanunda öngörülen

azami beş yıllık tutukluluk süresini 28/9/2012

tarihinde doldurduğu gerekçesiyle 8/10/2012 tarihinde tahliye talebinde

bulunmuştur.

11. Başvurucunun tahliye talebi,

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince “iddianamede

düzenlenen her bir suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak

değerlendirilmesi gerektiği ve sanığın Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevine giren

birden çok suçtan tutuklanmış olduğu” gerekçesiyle 9/10/2012 tarihinde reddedilmiştir.

12. Başvurucu karara 10/10/2012 tarihinde itiraz etmiş, itiraz İstanbul 11. Ağır

Ceza Mahkemesince 22/10/2012 tarihinde reddedilmiştir

13. İstanbul 11. Ağır Ceza

Mahkemesinin ret kararı, 11/12/2012 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

14. Dava ilk derece mahkemesi

önünde derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

15. 5271 sayılı Kanun’un 8. ve

9. maddeleri şöyledir:

“Bağlantı kavramı

Madde 8 – (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık

olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa

bağlantı var sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç

delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç

sayılır.

Davaların birleştirilerek açılması

Madde 9 – (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik

mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle

yüksek görevli mahkemede dava açılabilir.”

16. Aynı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

17. Anılan Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli

veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

18. Anılan Kanun’un “Tazminat

istemi” başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentleri

ile son cümlesi şöyledir:

“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda

belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına

karar verilen,

…

d) Kanuna uygun olarak

tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre

içinde hakkında hüküm verilmeyen,

…

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

19. Anılan Kanun’un 142.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 2/7/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

12/12/2012 tarih ve 2012/1137 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, 5271 sayılı

Kanunda öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresini 28/9/2012

tarihinde doldurmasına rağmen tahliye edilmediğini, tutuklanma tarihinden

itibaren beş buçuk yıl geçmesine rağmen hakkındaki yargılamanın bitmediğini,

kanun koyucunun yaptığı bu düzenlemelerin uzun yargılamaların önüne geçme

amacını taşıdığını, uygulamada yargıçların kanun maddelerini yanlış

yorumladığını, birden fazla suçtan yargılanıyor olmanın tutukluluk süresinin

azami beş yıl olması gerektiği gerçeğini değiştirmediğini, gayri kanuni olarak

tutuklu bulundurulmanın mağduriyetine yol açtığını ileri sürerek Anayasa’nın

19. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

22. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceği

hükmüne yer verilmiştir. Anayasa'nın anılan maddesinin söz konusu fıkrasının

devamında, başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olmasının şart olduğu; aynı maddenin dördüncü fıkrasında da, bireysel başvuruda

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı

belirtilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

23. Adalet Bakanlığı görüşünde,

5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kanuna aykırı

tutulduğunu iddia eden kişilerin tazminat talep etme hakkına sahip olduğu

belirtilerek başvurucunun bu yola başvurmaması nedeniyle başvuru yollarını

tüketmediği ileri sürülmüştür.

24. Başvurucu, başvurunun kabul

edilebilirliği hakkındaki Adalet Bakanlığının görüşüne karşı, bireysel başvuru

dilekçesinde ileri sürdüğü iddialarını tekrarlamış ve bunlar dışında yeni

herhangi bir görüş dile getirmemiştir.

25. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

26. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

27. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, aslolan hak ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı

gösterilmesi ve olası bir ihlal durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan

yollarla giderilmesidir. Bu nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda

öngörülen olağan yollar tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı

durumlarda gidilebilir.

28. Ancak

tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede

makul başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer

verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının

gösterilmesi ya da en azından etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir.

29. Adalet Bakanlığının görüşünde işaret edildiği üzere 5271 sayılı

Kanun’un tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya

tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı

hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde

hakkında hüküm verilmeyen kişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarını

Devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru

mekanizması öngördüğü görülmektedir. Ancak, aynı Kanun’un

tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında “Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde” tazminat

isteminde bulunulabileceği ifade edilmiştir.

30. Somut

olayda beş yıllık azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle tutukluluğun

yasal dayanağının kalmadığı ve tutukluluğun makul süreyi aştığı iddia

edilmektedir. Buna göre, yasal olarak mümkün olmadığı hâlde tutukluluğun

devamına karar verilmiş ya da tutuklulukta makul süre aşılmışsa anılan madde

kapsamında tazminat istemiyle dava açmak mümkündür.

31. Ancak

başvurucunun başvuru tarihi itibariyle istemi tazminat değildir. Başvurucu,

Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin dolmuş olduğunun tespitiyle

tahliyesine karar verilmesini talep etmektedir. Ayrıca uzun süren tutukluluk

hâlinden de şikâyetçidir.

32. Ancak

5271 sayılı Kanun’un koruma tedbirleri nedeniyle tazminata dair düzenlemelerine

bu açıdan bakıldığında, başvurucunun şikâyetiyle ilgili bir çözüm getirilmediği

görülmektedir. Başvurulması hâlinde bu yol yalnızca maddi ve manevi zararların

giderilmesini teminat altına almakta, fakat hukuka aykırı tutulduğu tespit

edilse dahi kişiye serbest bırakılma imkânı sunmamaktadır. Bireysel başvurunun

esastan incelenmesinden önce tutukluluk hâli sona ermediği sürece, kişinin bu

yola gitmesi somut talebi açısından etkili sayılamaz, dolayısıyla tüketilmesi

gerekmez.

33. Başvurucu

ayrıca, 5271 sayılı Kanun’da belirlenen azami beş yıllık sürenin aşılmış

olmasının Anayasa’da yer alan suç ve cezaların kanuniliği ilkesini ihlal

ettiğini iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı ise Anayasa’nın 38. maddesinde yer

alan suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaların,

Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğine dair iddialar çerçevesinde

değerlendirilmesi gerektiği yönünde görüş beyan etmiştir.

34. Başvurucunun

Anayasa’nın 38. maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin,

tutuklamanın kanuniliğinin değerlendirilmesi yönünden, kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.

35. Açıklanan

nedenlerle Adalet Bakanlığının başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki

görüşü kabul edilemez. Başvurucunun iddiaları dayanaktan yoksun olmadığı,

ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

İnceleme

36. Başvurucu, tutukluluk

süresinin yasada öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle yasal olmadığından ve

aşırı uzun bir süredir tutuklu olduğundan şikâyet etmektedir.

37. Anayasa’nın 19. maddesi

şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya

tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.

Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama

sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün

olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hakim

huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.

Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın

mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz

saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hakim

önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim

kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal,

sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.

Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal

bildirilir.

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa

sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı

halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı

merciine başvurma hakkına sahiptir.

Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin

uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.”

38. Başvurucunun kanuni

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası, tutukluluk süresinin makullüğü ile ilgili şikâyetinin

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası açısından değerlendirilmesi gerekir.

a. Anayasa’nın

19. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

39. Başvurucu, öncelikle,

Kanun’daki azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle tutulmasının hukuka

aykırı olduğunu iddia etmiştir.

40. Adalet Bakanlığı görüşünde,

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği yönündeki

şikâyetlerle ilgili olarak, yasaları yorumlama görevinin keyfilik içermedikçe

ilke olarak derece mahkemelerine ait olduğu, İstanbul 10. ve 11. Ağır Ceza

Mahkemelerinin somut olayda 5271 sayılı Kanun’da öngörülen tutukluluk

sürelerinin her bir suç için ayrı ayrı dikkate alınması gerektiği yönünde

değerlendirmede bulundukları, bununla beraber Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi’nin (AİHM) özgürlük ve güvenlik hakkı kapsamında birden fazla suç

nedeniyle tutuklu kişilerin tutukluluk durumunu tek bir tutukluluk olarak

değerlendirebileceği ifade edilmiştir.

41. Başvurucu, başvurunun esası

hakkındaki Adalet Bakanlığının görüşüne karşı, bireysel başvuru dilekçesinde

ileri sürdüğü iddialarını tekrarlamış ve bunlar dışında yeni herhangi bir görüş

dile getirmemiştir.

42. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir.

43. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.

maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki

temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile

uyumludur.

44. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine

aittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk kurallarına

uymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir

şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun

bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince,

başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni”

dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin

verdiği hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.

45. Tutukluluk, 5271 sayılı

Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi

ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların

ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama

nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli veya

sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular

varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1)

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda

kuvvetli şüphe bulunması halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar

bir liste halinde belirtilmiştir.

46. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır

47. Somut olayda başvurucu 24/9/2007 tarihinde gözaltına alınmış ve 28/9/2007 tarihinde

tutuklanmıştır. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen hükümleri

uyarınca tutukluluk için öngörülen azami sürenin 28/9/2012

tarihinde dolduğu gerekçesiyle 8/10/2012 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesine tahliye talebinde bulunmuştur. Davaya bakan mahkeme ile itiraz

mercii, iddianamede düzenlenen her bir suç için tutukluluk süresinin bağımsız

olarak değerlendirilmesi gerektiği ve sanığın ağır ceza mahkemesinin görevine

giren birden çok suçtan tutuklanmış olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmiş ve

tutukluluğun devamına karar vermişlerdir.

48. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline

sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.

Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz. Dolayısıyla

incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir.

49. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami

kanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevine

giren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Bireyler hakkındaki

birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden

yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve

kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında,

uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı

açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin

kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl

olması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından

aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı

hesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibi

etkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede

ele alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde

esas alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama tedbirinin

ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindeki

düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların dar yorumlanması

hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak mümkün

görünmemektedir.

50. Diğer taraftan, Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrası tutuklulukta makul süreyi güvence altına almıştır.

Dolayısıyla kanunla tutukluluk süresi için getirilen üst sınırlar makul sürenin

aşılmadığı istisnai durumlar için geçerli olabilir ve hiçbir şekilde kişinin bu

süre doluncaya kadar tutulabileceği anlamına gelmez. Aksine, üst sınırın

aşılmadığı durumlarda dahi, somut olaylarda tutukluluk makul süreyi aşmışsa,

anayasal hakkın ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.

51. Anayasa’nın 36. maddesinde

adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda makul sürede

yargılanma herkese tanınan bir haktır. Davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılması da Anayasa'nın 141. maddesinde yargıya bir görev

olarak yüklenmiştir. Azami tutukluluk süresinin, suç sayısı gerekçesiyle

uzatılması muhtemel özgürlük ve güvenlik ihlallerine ilave olarak, makul sürede

yargılanma hakkı açısından da olası ihlallere zemin hazırlayabilecek

niteliktedir. Böyle bir uygulama, özgürlük ve güvenlik ihlalini neredeyse

otomatik, makul sürede yargılanma hakkının ihlalini ise potansiyel hale

getirebileceğinden kabul edilemez.

52. Diğer yandan, özgürlük ve

güvenlik hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılması ve sınırlamanın şekil

ve şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Kanunun metni,

bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, tutuklama nedenlerini

ve sürelerini belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde

kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanun, muhtemel

etki ve sonuçları bakımından yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla

birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkileri göstermesi her zaman

beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu metnin içeriği,

düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi

faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun aynı

zamanda kolaylıkla erişilebilir olması da gerekir.

53. 5271 sayılı Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami

beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak derece mahkemelerinin kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı

hesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarak

yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya

elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması halinde

azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır.

Bu durumun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı açıktır. Bir hukuk

devletinde henüz suçluluğu sabit hale gelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği

yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması

düşünülemez.

54. Başvurucunun 24/9/2007 tarihinde gözaltına alındığı dikkate alındığında

5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ağır ceza

mahkemesinin görevine giren işler için uzatma süreleri dâhil azami beş yıllık

tutukluluk süresi 24/9/2012 tarihi itibariyle dolmuştur. Başvurucunun bu

tarihten sonraki tutuklu bulundurulmasının hukuki dayanağı bulunmayıp

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen “kanuni”lik şartını karşılamamaktadır.

55. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

b. Anayasa’nın

19. Maddesinin Yedinci Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

56. Başvurucu tutukluluk

süresinin uzunluğundan da şikâyet etmiştir.

57. Adalet Bakanlığının

görüşünde, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği

yönündeki şikâyetlerle ilgili iddialar değerlendirilirken AİHM’in

tutukluluk konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş; davanın kapsamı,

dosyadaki delillerin çokluğu, sanıklara yüklenen suçların sayısı ve niteliği,

sanıkların sayısı gibi durumların tutukluluk süresinin makul olup olmadığının

tespitinde dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. AİHM’in

davanın karmaşık olması durumunu tutukluluk süresinin makul olup olmadığının

değerlendirmesinde dikkate aldığı, özellikle organize suçlar bakımından dört

yıl üç güne kadar uzayan tutukluluk sürelerini makul süre olarak kabul ettiği

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca olayın istisnai koşullarının,

karmaşıklığının, başvurucunun soruşturulmasına neden olan eylemin ağırlığının,

başvurucunun kaçma ihtimalinin de AİHM tarafından dikkate alındığı dile

getirilmiştir.

58. Bakanlık ayrıca başvurucunun

diğer 49 sanıkla birlikte yakalandığını, atfedilen suçların ciddi ve ağır

olduğunu belirtmiştir. Bakanlık görüşünde, diğer taraftan

somut olayda, başvurucu hakkında 13 kez çıkar amaçlı silahlı suç örgütü üyesi

olma, bir kez nitelikli yağma, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen adam

öldürme suçuna iştirak, bir kez tehdit etme, bir kez kişiyi hürriyetinden

yoksun bırakma ve bir kez ruhsatsız silah bulundurma suçlarından yargılama

yapıldığını, delillerin sayı ve niteliği özellikle yargılanan eylemlerin sayısı,

sanık sayısı ve eylemlerin niteliğinden hareketle dosyanın karmaşıklık

düzeyinin dikkate alınması gerektiği, AİHM tarafından tutukluluk ve

tutukluluğun devamı kararlarının gerekçesi olarak “delillerin durumu” ifadesinin ciddi suç göstergelerinin

varlığı ve devamlılığı hususunda bir etken olarak değerlendirildiği

belirtilmiştir.

59. Başvurucu, başvurunun esası

hakkındaki Adalet Bakanlığı görüşüne karşı, bireysel başvuru dilekçesinde ileri

sürdüğü iddialarını tekrarlamış ve bunlar dışında yeni herhangi bir görüş dile

getirmemiştir.

60. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,

yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında

serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

61. Tutukluluk süresinin makul

olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir.Bir sanığın tutuklu

olarak bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet

karinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının

mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (bkz: Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6 Nisan

2000, § 119).

62. Bir davada tutukluluğun

belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin

görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların

derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine

ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir.

63. Tutuklama tedbirine

kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanısıra

bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için

yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya

ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle

birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü takdirde,

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı,

organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin

işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu

unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda

bir sonuca ulaşılabilir.

64. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.

65. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye

kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir.

66. Makul sürenin

hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına

alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama

tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk

derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir.

67. Dava dosyası incelendiğinde,

başvurucu 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresini 24/9/2012

tarihinde doldurmuş olup İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine 8/10/2012 tarihinde

tahliye dilekçesi vermiştir.

68. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi, başvurucunun talebini “başvurucunun

üzerine atılı suçu işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların

var olduğu, atılı suçların 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında sayılan suçlardan olduğu, tutuklama nedenlerinin var olduğu,

tutuklama nedenlerine göre adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı,

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluk süresinin en çok 2 yıl olduğu, bu sürenin zorunlu hallerde

gerekçesi gösterilmek suretiyle 3 yıl daha uzatılabileceği, diğer suçlarda

tutuklama süresinin 1 yıl olduğu, zorunlu hallerde 6 ay daha uzatılabileceğinin

düzenlendiği, sanıklara atılı suçların her birinin sübutu halinde ayrı cezayı

gerektirdiği, 5271 sayılı Kanun’a göre her

suç ayrı bir kamu davasına konu olup, kişisel, hukuki ve fiili bağlantılar

nedeniyle kamu davalarının birleştirilerek görülmesinin mümkün bulunduğu, dava

konusu olayda da sanıklara atılı suçların fiili, kişisel ve hukuki bağlantı

nedeniyle birlikte kamu davasına konu edildiği ve aynı dosyada da

yargılamaların sürdürüldüğü, davaların birleştirilmesi halinde de suçlar

bağımsızlıklarını koruduğundan her suç için tutukluluk süresinin bağımsız

olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilerek bu nedenle sanıkların birden

çok ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlardan tutuklanmış olmaları ve

kamu davasının kapsamı, sanık sayısı dikkate alınarak yargılamanın alacağı

zaman nedeniyle kanunda belirtilen tutukluluk sürelerinin uzatılmasında

zorunluluk bulunduğu, her suç yönünden gerekli olan tutukluluk sürelerinin

dolmadığı” gerekçeleriyle

reddetmiştir.

69. Başvurucu karara itiraz etmiş, itiraz

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/10/2012 tarih ve 2012/735 Değişik

İş sayılı kararıyla “mağdur beyanları,

raporlar ve tutanaklar göz önüne alındığında kuvvetli suç şüphesinin var

olduğu, suçlar için öngörülen cezaların alt ve üst sınırına göre kaçma

şüphesinin varlığını gösteren olguların var olduğu” gerekçesiyle

reddedilmiştir.

70. Görüldüğü gibi başvurucunun

tahliye talebi, üzerine atılı suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında sayılan suçlardan olması ve birden fazla suçtan dolayı

hakkındaki davaların devam ediyor olması gerekçesiyle, bu karara karşı yapılan

itiraz da benzer gerekçelerle reddedilmiştir. Suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hâllerde tutulabilirler. Bu şartların tutukluluk

süresince devam ediyor olması, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve

meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam

edip etmediğinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen

işlemlerde gerekli özenin gösterilmesi gerekir.

71. Somut olayda başvurucu 24/9/2007 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 11. Ağır

Ceza Mahkemesinin 28/9/2007 tarih ve 2007/118 sayılı kararı ile tutuklanmıştır.

İnceleme tarihi itibariyle başvurucunun tutukluluğu devam etmektedir. Buna göre

başvurucu beş yıl dokuz ayı aşan bir süre boyunca özgürlüğünden mahrum

kalmıştır. Ancak bu sürenin beş yılı aşan kısmının kanunda öngörülen şekil ve

şartlara uygun olmadığına karar verildiğinden, makul sürenin beş yıl üzerinden

değerlendirilmesi gerekmektedir.

72. Başvurucu hakkındaki ceza

davası henüz ilk derece mahkemesi önünde derdesttir. Derece mahkemelerince

verilen tutukluluğa itiraz ve itirazın reddine dair kararların gerekçeleri

incelendiğinde, bu gerekçelerin tutukluluğun devamını haklı gösterecek içerikte

olmadığı ve aynı hususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Beş yılı hayli aşan

bir tutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli

olduğu söylenemez. Ayrıca Bakanlık tarafından ileri sürülen görüş, başvurucunun uzun bir

süredir tutuklu bulundurulmasının meşru ve ölçülü olduğunu haklı çıkaracak

nitelikte değildir. Bu çerçevede başvurucunun ilk derece mahkemesi önündeki

yargılaması devam ederken tutuklu bulunduğu süre makul olarak

değerlendirilemez.

73. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması

74. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

75. Başvuruda Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü ve yedinci fıkralarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

Başvurucu, herhangi bir tazminat talebinde bulunmamıştır. Bu nedenle bu hususta

hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

76. Başvurucu hâlâ tutuklu

olarak yargılanmaktadır. Mahkemenin, başvurucunun tutuklu kaldığı sürenin makul

olmadığı ve kanuni tutukluluk süresinin aşıldığı yönündeki tespitleri dikkate

alınarak 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre

gereğinin yerine getirilmesi için kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin

aşılması” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. “Tutukluluğun makul süreyi aşmış olması”

nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D.

Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen

172,50 TL harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E.

Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde,

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına,

F.

Kararın bir örneğinin yargılamayı yapan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmesine,

2/7/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Serhat ALTINKÖK Başvurucu : Murat NARMAN Vekili : Av. Dönüş AYDIN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/1137, 2 Temmuz 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. B. “Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin
  15. C. “Tutukluluğun makul süreyi aşmış olması”
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/1137
Tarih
2 Temmuz 2013

İlgili Kararlar

  • Hamit Kaya Başvurusu (B. No: 2012/338)
  • Korcan Pulatsü Başvurusu (B. No: 2012/726)
  • Güher Ergun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/13)
  • Ramazan Aras Başvurusu (B. No: 2012/239)
  • Muhammet Kaplan Başvurusu (B. No: 2013/1586)
  • Semih Tufan Günaltay Başvurusu (B. No: 2013/1130)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.