İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

C.k. Başvurusu (B. No: 2013/8728)

.

Başvuru No2013/8728Tarih15 Aralık 2015Okuma35 dk · 7.099 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm C.K. Başvurusu

Karar tarihi
15 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/8728
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.099 kelime·35 dk okuma·13 bölüm

.

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, cezaevinde infaz ve koruma memurları tarafından

yapıldığı iddia edilen işkence ve kötü muameleye ilişkindir.

BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 2/12/2013 tarihinde Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 20/2/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 29/5/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlık tarafından 26/6/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunulan görüş, 2/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

6. Başvurucu 6/7/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmuştur.

II. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)

aracılığıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının (Cumhuriyet Başsavcılığı)

S.2012/88022 No.lu dosyasından temin edilen belgelere göre ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. 1983 doğumlu olan başvurucu, başvuru tarihinde Buca Kapalı

Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.

1. İşkence ve Kötü Muamele İddialarıyla İlgili

Adli Soruşturma

9. Başvurucu, 25/6/2012 tarihinde hükümlü olarak bulunduğu Buca

Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görevli infaz ve koruma memurlarının Cezaevindeki

bazı uygulamalara itiraz etmesi nedeniyle ellerine ters kelepçe taktıklarını,

gözlerini ve ellerini bağladıklarını, kıyafetlerini çıkararak suya

soktuklarını, yerde tekme ve yumrukla darbettiklerini,

“Biz böyle işkence yaparız, bize kimse hesap

soramaz.” diyerek kendisini tehdit ettiklerini ileri sürerek Aliağa

Cumhuriyet Başsavcılığına 19/7/2012 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur.

S.2012/2191 sayı ile kaydedilen dosyada başvurucunun 19/7/2012 tarihli ifadesi

şöyledir:

“… Ben halen İzmir Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak

kalmaktayım. Buca Kapalı Cezaevinden buraya bundan iki hafta kadar önce sevk

edildim. Buca Cezaevinde infaz koruma memurları bana işkence ettiler. Ben bu

konuyla ilgili İnsan Hakları Komisyonuna, Adalet Bakanlığına, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesine, Dünya Af Örgütüne, Orta Araplar Birliği Başkanlığına,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, Başbakanlığa, Cumhurbaşkanlığına, Cezaevi

Savcılığına, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben dilekçeler yazdım.

Gönderdiğim dilekçeleri hangi numaralarla gönderdiklerini görevli memurlara

sorduğumda bana cevap vermediler. Tam olarak hatırlamıyorum ancak 31/6/2012 ya

da 1/7/2012 tarihinde Buca Kapalı Cezaevinde kalmakta olduğum hücreden ismini

Recep olarak bildiğim infaz ve koruma memuru ve yanında bulunan 10-11 tane

infaz ve koruma memuru da dahil olmak üzere beni alıp bilmediğim bir odaya

götürdüler. Bana bağırıp çağırdılar. Bana seni başka bir bölüme vereceğiz orada

yatacaksın dediler. Çok pis ve kötü bir odaydı. Benim götürüldüğümü aynı

bölümde kaldığım arkadaşım S.K. da şahittir. Onlara cezaevi müdürüyle görüşmek

istediğimi söyleyince, ‘Ulan bizim canımızı sıkıyorsun’ diyerek bana

saldırdılar ve vurarak yere yatırdılar. Sonra üzerimdeki elbiselerimi

çıkarttılar, ellerimi arkadan kelepçelediler. Dolu olan bir kova su getirerek

beni baş aşağı o kovanın içine soktular. Ben nefessiz kaldıkça tekrar tekrar yaptılar.

Namaz kıldığımdan başımda bulunan sarıkla benim ağzımı bağladılar. Sonra

kendimden geçmişim. Bu olaydan dolayı benim psikolojim bozuldu. Kendime gelince

aynı gün içerisinde bileklerimi keserek intihar girişiminde bulundum. Bununla

ilgili doktor raporlarım mevcuttur. Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde

tedavim yapıldı.”

Yapılan

soruşturma sonucunda Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığının 21/7/2012 tarihli ve

S.2012/2191, K.2012/189 sayılı yetkisizlik kararıyla dosya İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir. S.2012/76684 sayı ile kaydedilen dosya

22/10/2012 tarihli ve K.2012/2978 sayılı birleştirme kararıyla aynı yer

Savcılığının S.2012/88022 sayılı dosyası ile birleştirilmiştir.

10.

Başvurucunun 23/8/2012 tarihinde aynı olayla ilgili olarak ikinci kez Aliağa

Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunması üzerine 2012/2705 sayılı

dosya üzerinden soruşturma yapılmıştır. Başvurucunun ikinci kez alınan

18/9/2012 tarihli ifadesi şu şekildedir:

“… Ben 25.06.2012 tarihinde Buca Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda kalıyordum. Bu kaldığım zaman içerisinde, olay günü cezaevi

uygulamaları hakkında bazı itirazlarımı dile getirdim. Bunun karşılığı olarak

İnfaz Koruma Memuru Recep ve bir grup memur daha bana işkence yaptı. Beni ters

kelepçeye aldılar. Gözlerimi ve ağzımı bağladılar. Nedenini bilmediğim bir

şekilde beni soydular. Hatırladığım kadarı ile beni suya batırıp çıkardılar.

Beni nefessiz bıraktılar. Biz adama böyle işkence yaparız, bizden kimse hesap

soramaz diyerek beni tehdit ettiler. Beni ters kelepçeye aldıkları sırada sırt

üstü, yüz üstü düşürdüler. Yerde beni tekmelediler. Bu olay sonrasında yara

aldığım için beni İzmir Katip Çelebi Üniversitesi

Hastanesine götürdüler. Orada tedavim yapıldı.Hastanede

birkaç gün yoğun bakımda kaldım. Tedavim bittikten sonra Buca Kapalı Ceza İnfaz

Kurumuna götürüldüm. Döndüğüm esnada da bana kötü muamele yapmaya devam

ettiler. Ben bu şikayetimi, Adalet Bakanlığına, İnsan Haklarına, Cumhurbaşkanlığına,

Diyanet İşleri Bakanlığına, HSYK’ya vs. bildirdim.

Bana işkence yapan görevli memurları görsem tanırım. Hepsini teşhis edebilirim.

Bu görevli memurlar da Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda gündüz vardiyasında

çalışırlar. İşkence yapılırken ve tehdit edilirken S.K., M.A ve Ö.A. tanık

olmuşlardır. Kendileri en son Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalıyorlardı.

Bildiğim kadarı ile M.A. Şakran Cezaevine gelmiş.

Ö.A. benim koğuş arkadaşımdır. Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalır. Beni

darp eden ve bana işkence yapan şahıslardan şikayetçiyim. Ben şu an İzmir 3

No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalmaktayım. Dilekçelerimin akibetlerinin tarafıma bildirilmesini de talep ediyorum. Bu

yaşadığım olaylar beni çok etkiledi. Psikolojimi bozdu. Maddi ve manevi zarara

uğradım. Adli Tıpa sevkimi istiyorum.”

Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığının 19/9/2012 tarihli ve

S.2012/270, K.2012/217 sayılı yetkisizlik kararıyla dosya, İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir.

11. Dosya, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının S.2012/88022 sayılı

sırasına kaydedilmiştir.

12. Başvurucunun Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/901

sayılı talimat dosyasında 6/11/2012 tarihinde üçüncü kez alınan ifadesi

şöyledir:

“… Olay tarihinde ben İzmir Buca Ceza İnfaz

Kurumunda bulunuyordum ve hücre cezası almıştım. Hücre cezamı çektiğim esnada

infaz ve koruma memurları yanıma gelerek bana hiçbir açıklama yapmadan beni

odadan başka bir yere götürdüler ben de kendilerine beni nereye götürüyorsunuz

dedim. Bunun üzerine bana ‘Canımızı sıkıyorsun geç önümüze’ dediler. Recep

denilen infaz ve koruma memuru benim boğazımı sıkarak nefessiz kalacak şekilde

bana ‘Çok canımı sıkıyorsun, çok konuşuyorsun, çok biliyorsun’ dedi ve bunun

üzerine beni yere yatırarak yüzüme yumruklarla vurdular Sonra ters kelepçe

yaptılar ve ağzımı bağlayarak beni suya batırıp çıkardılar. Üzerimden

kıyafetleri çıkardılar, elleri ve ayakları ile beni taciz ediyorlardı. Beni

neden darp ettiklerini bilmiyorum. Bu olay ile ilgili olarak vücudumda yaralar

oluştu. Burnumun üstünde iz kaldı ve kolumdan bu olay nedeni ile ameliyat

oldum. Burnumdan dolayı da nefes alıp vermekte zorlanıyorum. Aynı zamanda

hastaneye yattığım esnada ailem beni ziyaret için hastaneye geldiğinde benim

hastanede olmadığımı ve cezaevine gittiğimi söylemişler. Ancak cezaevine

gittiklerinde de cezaevinde olmadığımı söyleyerek ailemi mağdur etmişlerdir.

Ben hastaneden çıktıktan 4 gün sonra şikayetçi oldum. Bu şikayetlerimi İnsan

Haklarına, Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, Adalet Bakanlığına, Baro

Başkanlığına dilekçe yazdım. Daha sonra bu dilekçeler ile ilgili olarak bana

herhangi bir cevap verilmedi. Bu olayda benim kaldığım hücrenin karşısında

bulunan koğuşta yer alan S.K. ve M.A. tanıktır. Sorulduğu takdirde olayı

anlatacaklardır.

Ameliyat olduğum esnada benim ameliyat olma

iznimi cezaevi savcısı ve İzmir C Başsavcısı vermektedir. Bu izni verirken

neden ameliyat olduğumun araştırılması gerekiyordu. Bu konuda herhangi bir

araştırma yapılıp yapılmadığının ve ilgililer hakkında soruşturma yapılıp

yapılmadığının araştırılarak tarafıma bilgi verilmesini istiyorum. Ayrıca

ailemden izin alınıp alınmadığının tarafıma bildirilmesi istiyorum.”

13. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 25/6/2012 ile 1/7/2012

tarihleri arasında İnfaz Kurumunda başvuru konusu olayın meydana geldiği bölümde

görevli infaz ve koruma memurlarının kimlikleri ve görev çizelgesi 11/3/2013

tarihli yazıyla istenmiştir. Gelen cevap yazısına göre ilgili infaz ve koruma

memurları soruşturmaya dâhil edilerek şüpheli sıfatıyla savunmaları alınmıştır.

14. Şüpheliler R.K., H.G., S.G. ve C.G.nin

3/6/2013 tarihli ifadeleri şöyledir:

“… şikayetçi olan C.K. isimli şahıs geçen yıl

Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalmaktaydı. Kendisine 25/6/2012 ila 1/7/2012

tarihinde şiddet uyguladığımız iddiası doğru değildir. Müştekiye iddia edildiği

gibi tarafımızdan şiddet uygulanmamıştır… Ayrıca 25/6/2012 tarihinde 14.

koğuşta kalmakta olan M.B. isimli şahsın gözüne parmaklarını sokmaya

çalışmasından dolayı hakkında tutanak tutularak tarafımızdan yeni bölüm 17.

no.lu odaya verilmiştir. Buna ilişkin tutanak dosya içerisindedir. Kendisi yeni

bölüm 17 no.lu odaya aktarımı sırasında bizlere direnmiş, bunun üzerine

tarafımızdan orantılı güç kullanmak suretiyle tekli odaya konulmuştur. Müşteki

kurumumuzda kaldığı süre içerisinde agresif tavırlar sergileyen, sık sık

kendine zarar veren bir kişi idi. İddiaları tamamen gerçek dışıdır. Kendisini

dövmediğim gibi su dolu kova içerisine başını soktuğum iddiaları da gerçek

dışıdır. Atılı suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Diğer arkadaşlarımın da

müştekiye yönelik eylemleri olmamıştır.”

15. Şüpheliler M.D. ve M.A.nın

5/6/2013 tarihli ifadeleri şöyledir:

“Ben 25/6/2012-01/7/2012 tarihleri arasında

yeni bölüm 1. kat 15. koğuş gözetim görevlisi olarak çalışmaktaydım. Hakkımda şikayette bulunan C.K. isimli hükümlünün iddiaları gerçek

dışıdır. Ben göreve 23:00 saatinde gelmekteydim. Göreve geldiğimde kendisinin

infaz ve koruma memuru arkadaşlara mukavemette bulunduğunu duydum. Benim olayla

alakam yoktur. Atılı suçlamayı kabul etmem.”

16. Şüpheli A.E.nin Aliağa Cumhuriyet

Başsavcılığının 2013/824 sayılı talimat dosyasındaki 11/6/2013 tarihli

savunması şöyledir:

“… Olay tarihinde ben Buca Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda infaz ve koruma memuru olarak görev yapmaktaydım. C.K. cezaevinde

hücre cezası bulunması nedeniyle tek hücrede kalıyordu. Hücre cezalarında

havalandırma 1 saattir. Hücre cezalarında bulunan mahkûmları dışarı

çıkarılırken diğer koğuşta bulunan mahkûmları içeri alırız. Herhangi bir sorun

yaşanmasın diye. Ancak olay tarihinde C.K. isimli hükümlü hücreden çıkarılıp

havalandırmaya getirildiği esnada mahkûmlara küfretmiş, bunun üzerine 14.

koğuştaki mahkûmlar ayaklandı. Biz de ayaklanma üzerine devreye girerek sorunu

gidermek istedik. Tekrar C.K.nin havalandırmasına

izin vermeden ortam büyümesin diye hücreye aldık. Ancak C.K. içeri alınmasına

rağmen karşı koğuşa küfür etmeye devam etti. Biz bu durumu kontrol memuru olan R.K..ye haber verdik. R.K. de gelerek olay büyümesin diye C.K.yi hücreden çıkartmamızı

istedi. R.K. de C'a: ‘Seni başka bir hücreye alalım,

birbirinizi görmeyin sorun çıkıyor.’ dedi. Bu sırada başmemurlara

da haber verdiğimiz için geldiler. C.K. de ‘Bu odadan çıkmam, bir Allah'ın kulu

gelsin beni çıkartamaz.’ dedi. Başmemurlarımız ‘Buna

direnme başka yolu yok seni almak zorundayız yoksa sorun çıkıyor.’ demelerine

rağmen C.K. direnmeye devam etti. Biz de mecburen yasal prosedüre göre C.'ı başka bir hücreye aldık. Daha sonra nöbetim bittiği

için cezaevinden ayrıldım. Bahsedildiği gibi C.K. isimli hükümlüye hiç bir şekilde darp uygulanmadı, hakaret edilmedi, tehdit

edilmedi. Zaten kendisi de bizden sonra tekrar zorluk çıkarmış ve kendisini

vücuduna zarar verecek şekilde camla kesmiştir. Bunlar da doktor raporu ile

sabittir. Biz kendisine hiç bir şekilde zarar

vermedik, darp uygulamadık.”

17. Şüpheli İ.Ü.nün

Karabük Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/537 sayılı talimat dosyasındaki

21/6/2013 tarihli savunması şöyledir:

“… 2012 yılında İzmir Buca Kapalı Cezaevinde

görev yaptım. Bana sormuş olduğunuz C.K. isimli hükümlüyü hatırladım. Nöbet

çizelgesine göre iddia edilen olay tarihinde cezaevinde nöbetteydim. 15.

koğuşta kalan müşteki, 14. koğuşta kalan hükümlülere laf attı. Ağız kavgaları

başladı. 14. koğuşun tepkisi dinmeyince müştekiyi koğuşundan aldık. 17. koğuşun

alt kısmına koyduk. Müşteki koğuşundan çıkmak istemedi. Bana ve kendisine

beraberce müdahale ettiğimiz arkadaşlara tehditler savurdu. Biz zor kullanarak

daha başka olaylar çıkmasın diye koğuşunu değiştirdik. Müştekinin iddiaları

asılsızdır. Kesinlikle kendisine işkence yapmadık…”

18. Tanık M.A.nın

Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığında 29/11/2012 tarihinde istinabe suretiyle

vermiş olduğu ifadesi şöyledir:

“… C. K. benim yeğenim olur. Bahsettiği olaya

tanık değilim. Yalnız kolunda alçı ve yüzünde darp izlerine tanığım. Buca’da

aynı anda ziyarete çıktığım sırada görmüştüm. Kendisiyle konuştuk, infaz ve

koruma memurlarının darp ettiğini söyledi. O olay için suç duyurusunda

bulunduğunu da söylemişti. Ben infaz ve koruma memuruna sordum ne oldu diye o

da hücrede rahat durmadı kendisine müdahale etmek zorunda kaldık, kafasını

duvara vuruyordu dedi. Ben olaya bire bir şahit değilim.”

19. Tanık S.K.nın

29/11/2012 tarihli Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığında istinabe suretiyle ifadesi

şöyledir:

“… C. K.nin ifadesi

doğrudur. Dediği gibi 15-20 tane infaz koruma memuru gelip onu odadan çıkarmak

istedi. Sonra çıktılar, koridorda kendi aralarında münakaşa yaşadılar. Neler

konuştukları duyulmuyordu, onu ayaklarının altına aldılar, ters kelepçe

taktılar, dövdüler, sonra onu alıp götürdüler. Geri gelmediler, başka hücreye

götürmüşler, bize de bu kadar olmasa da böyle davranışları oluyordu infaz

koruma memurlarının. Bu olaydan önce o infaz koruma memurlarıyla C.K.nin bir tartışması olmuştu. Kendileri C.’a tutanak tutmuştu. O zaman aralarında husumet başladı.

Bana da infaz koruma memurları şiddet uyguladığı için ben de onlardan

şikayetçiyim.”

20. Savcılık tarafından 11/3/2013 tarihli müzekkereyle İnfaz

Kurumundaki kamera kayıtları istenmiş, verilen cevapta olay yerini gören kamera

kaydının bulunmadığı bildirilmiştir.

2. Başvurucunun Adli Raporları

21. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma

Hastanesinin 15433533 protokol No.lu 29/6/2012 tarihli epikriz raporuna göre

başvurucu C.K.nın kalp damar

cerrahi servisine 25/6/2012 tarihinde giriş yaptığı, 26/6/2012 ile 27/6/2012

tarihleri arasında yoğun bakımda kaldığı, 28/6/2012 tarihinde yoğun bakımdan

çıkarak servise alındığı, 29/6/2012 tarihinde taburcu olduğu kayıtlıdır. Olayın

öyküsünde faça ile sol kolun muhtelif yerini yaralayan hastanın ulnar trase üzerinde yaklaşık 4 cm’lik derin kesi hattı mevcut olduğu yazılıdır. Ameliyat

notunda şunlar ifade edilmiştir: “Sol ön

kolda dirsek 3-4 cm distalde ulnar

yüzde delici kesici alet yarası mevcut idi. Explore

edildi. Ulnar arterin 10 cm segment

boyunca intakt olduğu görüldü. Etraf venöz kanamaları ligatüre ve koterize edilerek kontrol altına alındı. Cilt, cilt altı sütüre edilerek operasyona son verildi.” 28/6/2012 tarihli

psikiyatri kliniğinde yapılan muayenesinin sonuç kısmı şöyledir: “29 yaşında

erkek mahkûm koğuş kısmında görüldü. Cezaevinde yaşadığı bir stresör olay

sonrası sol ön kolda kesi yapması sonucu ulnar arter

yaralanması nedeniyle opere edilmiş. Hasta kendisine

planlı bir şekilde zarar vermediğini ifade ediyor. RDM: bilinç açık oryante koopere, ılımlı anksiyöz duygulanım, ılımlı irritabl

dd. Cezaevinde yaşantılarına ilişkin düşünce

uğraşıları. Vücutta mutipl selfdestrüktif

skar izleri, öyküde alkol ve madde kötüye kullanımı

tanımlandı. Uyku ve iştah olağandı, anerji yok, anhedoni ılımlı, dürtü denetim sorunları tanımlandı. Psikotik bulgu, aktif suisidal ve

homosuisidal düşünce tanımlanmadı. Hastada antisosyal kişilik bozukluğu ve çoklu madde kötüye

kullanımı tanıları düşünüldü. Hastanın selfdestrüktif

davranışı impulsif vasıfta değerlendirildi. Terapötik anlaşma sağlandı. Psikiyatri poliklinik kontrolü

önerildi.”

22. Başvurucunun olayla ilgili olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. ve 87. maddeleri uyarınca yaralanmasının

niteliğiyle ilgili olarak Tekirdağ Devlet Hastanesinden kesin rapor

aldırılmıştır. Hastanenin 19/4/2013 tarihli ve 4564 sayılı kesin raporu

şöyledir: “25/6/2012 tarihinde sol koldan

yaralanma nedeniyle dış merkezde ameliyata alınan hastanın o tarihteki ameliyat

notu okundu ve mevcut bulgularla büyük damar yaralanması olmadığı saptandı.

18/3/2013 tarihinde tarafımdan yapılan muayenesinde damar yaralanmasına göre

herhangi bir patoloji saptanmamıştır. Hastanın yaralanma fiili, tedavisi

ameliyat koşullarında ancak basit bir tıbbi müdahale ile giderilmiş (ameliyat

notuna göre) ve yaşamını tehlikeye sokan bir duruma rastlanmamıştır.”

3. Başvurucu Hakkında Yapılan Disiplin

Soruşturması Kapsamında Alınan İfadeler

23. 25/6/2012 tarihli tutanak üzerine başvurucu hakkında

disiplin soruşturması başlatılmıştır.

24. Başvurucunun gözlerine parmak soktuğu iddia edilen hükümlü

tanık M.B.nin 25/6/2012 tarihli ifadesi şöyledir:

“Ben olay sırasında koğuşumuzun bahçe

kapısının önünde oturup koğuştaki arkadaşlardan E.P. ve N.D. ile birlikte çay

içiyorduk. Bahçe kapısı kapalı idi. Karşı 15. koğuş açıktı. C.K. isimli arkadaş

bize doğru yürüdü. Kapı aralığından çay ikram etmek istedik. Bu ara muhabbet

sırasında C.K.ye ‘Dün koğuşunuzda bir bağrışma vardı, ne oldu?’ diye

sorduğumda: ‘Sen kimsin sana hesap mı vereceğim?’ dedi ve iki parmağını her iki

gözüme soktu. Ben geri çekildim. Bu sırada 14. koğuşa hitaben: ‘Ulan sizin

hepinizin karısını alacağım.’ dedi. Koğuş bunun üzerine bahçe kapısının önünde

toplandı ve tepki gösterdi. Bu esnada görevliler geldi. C.K.yi alıp müşahede odasına götürdüler. Aradan 10-15

dakika geçtikten sonra bu şahıs koğuşa odasından küfür etmeye devam etti.

Kolundaki saati çıkarıp cama fırlattı ve 15. koğuşun camını kırdı. Hadise devam

edince görevliler gelip C.K.yi

17. koğuşa götürdüler. Psikolojik sorunlu birisi olduğunu öğrendim. Bundan

dolayı şikayetçi değilim.”

25. Koğuş mümessil yardımcısı hükümlü tanık E.P. ve hükümlü

tanık N.D., 25/6/2012 tarihinde tanık M.B. ile benzer mahiyette ifade

vermişlerdir.

26. Başvurucu C.K.nın

6/7/2012 tarihli ifadesi özetle şöyledir:

“Olay günü hücre cezam nedeniyle bulunduğum

yeni bölüm 15. koğuştan havalandırma için bahçeye çıkarıldım. Bahçenin

karşısında bulunan yeni bölüm 14. koğuştaki hükümlülerden isimlerini bilmediğim

birkaç kişi bana karşı ‘Burası bizim çiftliğimiz.’ diyerek laf attılar. Benim

hasımlarım olduğundan hasımlarım tarafından ayarlanan kişiler olabileceğini

düşündüğümden kendilerine karşı herhangi bir cevap vermedim. Mazgal kapısında

bulunan biri bana yumruk salladı. Ben de kendimi korumak için karşılık verdim.

Gözüne gelsin diye elimi sallamadım. Ben koğuşa karşı küfretmedim. Sadece

mazgal önünde bulunan ve karşı hakarette bulunan şahsa küfrettim. Olay üzerine

görevli memurlar beni yerime koydular. Yemek geldi. Yemeğimi yedim. Öğle vakti

olduğundan dolayı namaz kılıyordum. O esnada karşı koğuşta bana laf söyleyen

şahıslar bulunduğum yere bir şey fırlatarak camların kırılmasına sebep

verdiler. Ben camların kırılması için herhangi bir şey fırlatmadım. Saatimi

attığım söyleniyor. Fakat ben saatimi atmadım. Saatim elimden alındı. Camları

ben kırmadım. Karşı koğuşta bulunan kişiler camları kırmışlardır. Bu olayı

kaldığımız yerde bulunan S.K. de görmüştür. Olay nedeniyle yerimden alınarak

yeni bölüm 17. koğuşa verilmek istendiğimde memurlara direnmem yerimde kalmak

istediğimdendir. Benim amacım bu konularla ilgili yetkililerle görüşmekti Şu anda bulunduğum yere verildiğimde bana yapılan

haksızlıklar ve işkenceler nedeniyle yatağımı yakmak istedim. Ayrıca kendimi

kesmem de bu konular nedeniyledir. Kendimi kaybettim. Ne yaptığımı bilmiyordum.

Ben daha önce kaldığım yeni bölüm 11. koğuşa geçmek istedim. Fakat görevliler

kurum müdürü ile o an görüşmediklerinden beni istediğim koğuşa vermediler ve

yeni bölüm 17. koğuşa verdiklerinde kendimi kaybetmem nedeniyle bu olayları

yaptım. Bu olan olaylar rahatsızlığımın bana verdiği etkilerden dolayıdır.”

27. Yapılan soruşturma sonucunda Cumhuriyet Başsavcılığının

16/7/2013 tarihli ve S.2012/88022, K.2013/35045 sayılı kararıyla kovuşturmaya

yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

Müşteki C.K.nin suç

tarihinde 15 no.lu koğuşta hücre cezasının infazı için bulunduğu sırada

havalandırmaya çıkarıldığı, havalandırmanın karşısında bulunan 14 no.lu koğuşta

kalmakta olan M.B.’nin gözüne parmaklarını sokmaya

çalışması ve 14 no.lu koğuşa hitaben küfür etmesi olayı sonrası 14 no.lu

koğuşta kargaşa çıkmasını önlemek amacıyla müştekinin 17 no.lu odaya

aktarılması sırasında, koğuşundan çıkmayarak memurlara direnmesi nedeniyle

şüpheli infaz ve koruma memurları tarafından orantılı şekilde güç kullanılarak

koğuşunun değiştirildiği, müştekinin koğuş değişikliği sırasında çok agresif

olup görevlilere direnmesi nedeniyle yaralanmış olduğu değerlendirilmekle,

yasal unsurları itibariyle oluşmayan basit yaralama suçu hakkında kamu davası

açma olanağı bulunmadığından, basit yaralama suçundan ötürü tüm şüpheliler

hakkında kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA …”

28. Bu karara başvurucu tarafından yapılan itiraz, Karşıyaka 2.

Ağır Ceza Mahkemesinin 4/10/2013 tarihli ve 2013/2646 Değişik İş sayılı

kararıyla reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 27/11/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir. 2/12/2013 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

1. Ulusal Hukuk

29. 5237 sayılı Kanun’un “Zor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” kenar başlıklı 256.

maddesi şöyledir:

“Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır.”

30. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un

“Kurumların iç güvenliği” kenar başlıklı 33. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Kurumların iç güvenliği, Adalet Bakanlığına bağlı infaz ve

koruma görevlileri tarafından sağlanır. İç güvenlik görevlileri, gerektiğinde

dış güvenlik görevlileri ile işbirliği yapar.”

31.

4/6/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Tüzük’ün (İnfaz Tüzüğü) “Güvenlik ve gözetim servisi“ kenar başlıklı 22.

maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“İnfaz ve koruma başmemuru ile

infaz ve koruma memuru, kurumun güvenliğini bozan firara teşebbüs, isyan, rehin

alma, saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalı bir emre karşı aktif veya pasif

fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı Kanunun 25 inci maddesindeki meşru

savunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığında kurum en üst amirinin izni ile zor

kullanabilir. Acil hâllerde tehlikenin ortadan kaldırılması amacıyla izin

alınmaksızın da zor kullanılabilir. Durumu derhâl en üst amire iletir. Zor

kullanan personel gerekenden fazla kuvvet kullanamaz.”

32.

Aynı Tüzük’ün “Kurumların

iç güvenliği” kenar başlıklı 44. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Kurumların iç güvenliği, Bakanlığa bağlı infaz ve

koruma görevlileri tarafından sağlanır. İç güvenlik görevlileri, gerektiğinde

dış güvenlik görevlileri ile işbirliği yapar.

(2) Açık kurumlar ile çocuk eğitim evlerindeki idare ile

infaz ve koruma görevlileri; firarların önlenmesi, asayiş ve disiplinin

sağlanması için gözetim ve denetimle yükümlüdürler.”

2. Uluslararası Belgeler

33. 27/8/1990 ila 7/9/1990 tarihlerinde Havana’da Suçların

Önlenmesi ve Suçluların Islahı Üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler

Konferansı’nda kabul edilen “Kanun Adamlarının Zor ve Silah Kullanmalarına Dair

Temel Prensipler”in “Tutulan

veya hapsedilen kişiler bakımından asayişi sağlama” kenar başlıklı

15. maddesi şöyledir:

“Kanun adamları, kurum içinde güvenliğin ve

düzenin sürdürülmesi için gerekli olmadıkça veya kişisel güvenlikleri tehdit

edilmedikçe, hapsedilen kişilerle olan ilişkileri sırasında zor kullanamazlar.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 15/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucunun 2/12/2013 tarihli ve 2013/8728 sayılı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Buca Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda görevli infaz ve koruma memurları tarafından 25/6/2012 tarihinde

işkence yapılması sonucunda acilen hastaneye kaldırıldığını, burada ameliyat

olup 29/6/2012 tarihine kadar yoğun bakım ünitesinde tutulduğunu, işkence

nedeniyle hayati tehlike geçirdiğini, işkence yapan görevlilerin hastaneye

gelip görevli doktorlara yaralanmasıyla ilgili yanlış bilgi verdiklerini,

doktorlara kendi kendini yaraladığını söylediklerini, hastanede bulunduğu

sırada Cumhuriyet Savcılığına gönderdiği şikâyet dilekçesinin bu görevliler

tarafından yok edildiğini, 19/7/2013 tarihinde yeniden Cumhuriyet Savcılığına

şikâyet dilekçesi göndermesine kadar aradan geçen zaman içinde işkence ve kötü

muamele iddialarıyla ilgili hiçbir işlem yapılmadığını, sonrasında İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheliler hakkında yapılan soruşturma

sonucunda eylemin ağırlığı ve meydana gelen yaralanmalar nedeniyle yapılan

tıbbi müdahaleler sonucu son anda yaşama döndürüldüğü dikkate alınmaksızın

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini belirterek Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan işkence yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüş; ihlalin tespiti, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi, kendisine

vekil atanması ve adli yardım talebinde bulunmuştur.

36. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama

imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

37. Başvurucu ayrıca güvenlik gerekçesiyle kamuya açık

belgelerde kimliğinin gizli tutulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Adli Yardım Talebi Yönünden

38. Ayrıntıları Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında

belirtilen adli yardım talebinin değerlendirilmesine ilişkin ilkeler temelinde

somut olayda, başvurucunun sosyal güvenlik kapsamında bir gelirinin ve adına

kayıtlı bulunan taşınır veya taşınmaz malının olmadığı, başvuru tarihi

itibarıyla hükümlü olarak bir ceza infaz kurumunda bulunduğu, geçimini önemli

ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderini ödeme gücünden yoksun

olduğu, UYAP üzerinden yapılan incelemeden ve fakirlik ilmühaberinden

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan

talebinin kabulü gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

39. Bakanlık görüşünde, kabul edilebilirlik açısından

değerlendirme yapılırken başvuru konusu işkence iddialarının gerçekleştiği

tarihin 25/6/2012 olması nedeniyle zaman bakımından yetkisizlik hususunun

Mahkemece değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

40. Başvurucu, Bakanlığın bu görüşüne karşı 6/7/2015 tarihli

cevap dilekçesinde herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen

nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları

inceleyebilecektir. Başvuru konusu olaydaki işkence iddiaları her ne kadar bu

tarihten önce gerçekleşmiş ise de soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararın kesinleşme tarihinin 4/10/2013 olması nedeniyle

başvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında olduğu

değerlendirilmiştir.

42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun işkence ve kötü muamele

yasağına ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı

anlaşıldığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir.

3. Esas Yönünden

a. İşkence ve Kötü Muamele Yasağının Maddi Boyutunun İhlal

Edildiği İddiası

i. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlığın Görüşü

43. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Buca Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda, infaz ve koruma memurlarının 25/6/2012 tarihinde işkence yapmaları

sonucunda acilen hastaneye kaldırıldığını, burada ameliyat olduktan sonra

29/6/2012 tarihine kadar yoğun bakım ünitesinde tutulduğunu, işkence nedeniyle

yaşamsal tehlike geçirdiğini ileri sürmüştür.

44. Bakanlık görüşünde, infaz ve koruma memurları tarafından

uygulanan zor kullanmanın haklı ve gerekli olup olmadığının Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği,

AİHM’in yerleşik içtihatlarına göre Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS/Sözleşme) 3. maddesi kapsamına girmesi için kötü

muamelenin asgari bir seviyeye ulaşması gerektiği, Mahkemeye göre bir kimse

özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha genel olarak güvenlik güçleriyle

karşı karşıya kaldığında davranışlarından kaynaklanan kesin bir zorunluluk

yoksa kendisine karşı zor kullanılmasının insanlık onuruna aykırı olacağı ve

kural olarak 3. madde ile koruma altına alınan hakkı ihlal edeceği

belirtilmiştir. Bakanlık, AİHM içtihatlarında AİHS'in

3. maddesine aykırı uygulamalara ilişkin iddiaların uygun delil unsurlarıyla

desteklenmesi gerektiğini, bir kişiye karşı kendi davranışı mutlak surette

gerekli kılmadıkça her tür fiziksel güç kullanımının kural olarak 3. maddeyle

güvenceye alınan hakkın ihlalini oluşturacağını dile getirmiştir.

45. Bakanlık görüşünde, somut olaya ilişkin olarak başvurucu C.K.nın 25 Haziran 2012 tarihinde 15 No.lu odada bulunduğu

sırada havalandırmaya çıkarıldığında havalandırma alanının karşısında bulunan

14 No.lu odada kalan hükümlü M.B.nin gözüne

parmaklarını soktuğu, yine 14 No.lu odada bulunanlara küfretmeye başladığı,

olayın büyümesini önlemek amacıyla başvurucunun 17 No.lu odaya

yerleştirilmesine karar verildiği, bu sırada 14 No.lu odanın camlarını saatini fırlatarak

kırdığı, kırık cam parçalarıyla kendisine zarar verdiği belirtilmiştir.

Bakanlık, başvurucunun odasından çıkmamak için görevli memurlara direnmesi

nedeniyle orantılı güç kullanılarak kendisine daha fazla zarar vermesini

engellemek için odasının değiştirildiğini, tanık beyanlarında da başvurucunun

saldırgan davranışlar sergileyerek cezaevi disiplin kurallarına uymadığını,

başvurucu hakkında verilen disiplin cezalarının fazlalığına bakıldığında da

cezaevinde suç işlemeye devam eden, yangın çıkaran, camları kıran, disiplin

kurallarına uymayan sorunlu bir kişiliğe sahip olduğunu, İzmir Kâtip Çelebi

Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/6/2012 tarihli epikriz

raporunun da yukarıda anlatılan hususları teyit ettiğini belirtmiştir.

ii. Genel İlkeler

46. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyet

incelemelerinin, devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak

maddi ve usule ilişkin boyutları bakımından ayrı ayrı yapılması gerekmektedir.

Devletin negatif yükümlülüğü, bireyleri işkence ya da insanlık dışı veya

aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken pozitif

yükümlülük, hem bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük)

hem de etkili bir soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılmasını

(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamaktadır. Pozitif

yükümlülüğün iki unsurundan biri olan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu

oluşturmaktadır.

47. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

48. AİHS’in 3. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza

veya muamelelere tabi tutulamaz.”

49. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No:

2013/293, 17/7/2014, § 80).

50. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

51. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme’nin 3.

maddesi sınırlama öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele

ve cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele

yasağının mutlak mahiyeti Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş

veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna

öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme’nin 15. maddesi kapsamında da benzer bir

düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna

öngörülmemiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 74; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999,

§ 95; Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, § 93).

52. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı, somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin

amacı ve kastı ile ardındaki sebep de eklenebilir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Aksoy/Türkiye, B.

No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs,

B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötü muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği sırada

meydana gelip gelmediğinin tespiti de dikkate alınması gereken diğer

faktörlerdir (Eğmez/Kıbrıs,

§ 53; Selmouni/Fransa, § 104).

53. Bir ceza veya muamelenin “insanlık dışı” ya da “aşağılayıcı”

olarak nitelendirilebilmesi için belirli bir yasal muamele veya ceza ile

bağlantılı ıstırap veya aşağılamanın kaçınılmaz unsurlarının ötesine geçmesi

gerekmektedir (Soering/Birleşik Krallık, B. No: 14038/88,

7/7/1989, § 100)

54. Anayasa'nın 17. maddesi ve Sözleşme’nin 3. maddesi

cezaevinde güvenliği sağlamak, düzeni korumak ve suç işlenmesini önlemek için

güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak sınırları belli bazı durumlarda, iç

hukuk hükümlerine uygun olarak ve sadece kaçınılmaz ve aşırı olmaması koşuluyla

güvenlik güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı

kabul edilmektedir (Ali Rıza Özer ve

diğerleri [GK], §§ 81, 82; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ivan Vasilev/Bulgaristan,

B. No: 48130/99, 12/4/2007, § 63; Dedovskiy ve

diğerleri/Rusya, B. No: 7178/03, 15/8/2008, § 82). Ayrıca kişinin

kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle

zorunlu hâle gelmedikçe bu tür fiiller prensip olarak Sözleşme’nin 3.

maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir. Bu bağlamda AİHM, suçla

mücadeleye özgü inkâr edilemez zorlukların, bireylerin vücut dokunulmazlığı

açısından sağlanacak korumaya sınırlar koymasını haklı kılamayacağını

belirtmektedir (Ribitsch/Avıısturya, B.

No: 18896/91, 4/12/1995, § 38).

55. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin "işkence" olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen "eziyet" ve "insan

haysiyetiyle bağdaşmayan" muamele

kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekir. Bu ayrımın Anayasa

tarafından, özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık

dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak

amacıyla getirildiği ve anılan ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına

alınmış olan "işkence", "eziyet" ve "hakaret"

suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı

anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 84).

56. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin

"işkence" olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra

İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya

Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 1. maddesinde "işkence" teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayırımcı bir nedenle kasten ağır

acı veya ıstırap vermeyi kapsadığı belirtilerek "kasıt” unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).

57. "İşkence" seviyesine varmayan fakat yine de önceden

tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya

veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan

insanlık dışı muameleler "eziyet" olarak

tanımlanabilir (Tahir Canan, §

22). Bu hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz

bir unsur olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak"eziyet"te, ızdırap

verme kastının belli bir amaç doğrultusunda yapılması aranmaz (Benzer yöndeki

AİHM kararları için bkz. İrlanda/Birleşik

Krallık, B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 167; Eğmez/Kıbrıs, § 78). AİHM; fiziksel

saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü

muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında

kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının

uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı

gibi muameleleri "insanlık dışı muameleler"

olarak nitelendirmiştir (İrlanda/Birleşik

Krallık; Ilaşcu ve diğerleri/Moldova ve Rusya,

[BD], B. No: 48787/99, 8/7/2004, §§ 432-438; Soering/Birleşik Krallık, B. No: 14038/88, 7/7/1989, § 91; Jabari/Türkiye, B. No: 40035/98, 11/7/2000, §§

41, 42; Giusto/İtalya, B. No: 38972/06, 15/5/2007). Bu

nitelikteki muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında

"eziyet" olarak nitelendirilebilir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 88).

58. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise "insan

haysiyetiyle bağdaşmayan" muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür

(Tahir Canan, § 22). Burada

"eziyet"ten farklı olarak kişi üzerinde

uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya

alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 89).

iii. İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

59. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir.

60. İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu, hakkında

verilen yirmi gün hücre cezasının infazı için 15 No.lu koğuşa alınmıştır. Başvurucu

hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, başvurucunun günlük

havalandırma hakkını kullanması için koğuştan çıkarıldığında 14 No.lu koğuşta

bulunan hükümlü M.B.nin gözüne parmaklarını soktuğu,

bu koğuştaki hükümlülere küfrederek koğuşta karmaşa çıkmasına neden olduğu,

saatini fırlatarak 15 No.lu koğuşun camını kırdığı, güvenlik nedeniyle 17 No.lu

odaya götürülmesi sırasında infaz koruma memurlarına karşı direnmesi üzerine

diğer hükümlüleri görmeyen 17 No.lu koğuşa zor kullanılarak alındığı, bu sırada

sol kolunu kırık cam parçasıyla keserek kendine zarar verdiği sonucuna

varılmıştır.

61. Başvurucu disiplin soruşturması sırasında verdiği 6/7/2012

tarihli savunmasında olay nedeniyle yerinden alınarak 17 No.lu koğuşa verilmek

istendiğinde memurlara karşı direndiğini, olay sırasında kendisini kaybettiği

için vücudunu keserek zarar verdiğini ifade etmiştir. Savcılık tarafından da

başvurucunun olay sırasında saldırgan bir şekilde direnmesini engellemek için

görevliler tarafından zor kullanma sırasında basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek şekilde yaralandığı kabul edilmiş ancak müdahale sırasında

kullanılan cebrin orantılı olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına

karar verilmiştir.

62. İnfaz Tüzüğü’nün 22. maddesinin (8) numaralı ve 44.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca infaz ve koruma memurları,

görevlerini yaparken direnişle karşılaşmaları hâlinde bu direnişi kırmak

amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidirler. Fiilî bir

saldırının varlığı hâlinde ayrıca 5237 sayılı Kanun’un 25. maddesinin (1)

numaralı fıkrası uyarınca meşru savunma kapsamında kalan durumlarda da bu

yetkiye sahiptirler. Ancak aynı Kanun’un 256. maddesi uyarınca zor kullanımı

yalnızca zorunlu hâllerde başvurulabilecek bir yol olduğu gibi başvurulacak

güç, gösterilen mukavemetle ölçülü ve kademeli olmalıdır.

63. 5237 sayılı Kanun’un 265. maddesinde görevi yaptırmamak için

direnme eylemi düzenlenmiştir. Kamu görevlisine karşı görevi yaptırmamak için

direnme iki şekilde gerçekleşebilir. Aktif direnme infaz ve koruma memuruna

karşı fiilî bir saldırı ya da güç kullanımı suretiyle görevini yapmasına engel

olmak şeklinde gerçekleşirken; pasif direnme koğuşa girmeme, koğuştan çıkmama,

araçtan inmeme, infaz ve koruma memurunun talimatlarına uymama şeklinde

gerçekleşmekte ve fiilî bir güç kullanımını içermemektedir. Direnmenin türüne

göre görevin ifası için gerekli kuvvet kullanımının şiddeti ve derecesi

değişebileceği gibi kuvvet kullanımının meşru bir zemine oturması için

direnmenin sona ermemiş olması, güç kullanımının görevin ifası için zorunlu

olması ve yerine getirilmek istenen amaçla orantılı olması gerekmektedir.

64. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararda, başvurucunun 17 No.lu koğuşa alınması işlemine

direnmesi üzerine infaz ve koruma memurlarının müdahalesine maruz kaldığı

belirtilmiştir. Bu kapsamda AİHM kararları ışığında tespit edilmesi gereken

hususlardan ilki, bu müdahalenin iç hukuk hükümlerine uygun olup olmadığıdır.

İç hukuktaki düzenlemelere göre infaz ve koruma memurları cezaevlerinde iç

güvenliği sağlamakla, güvenlik gerekçesiyle verilen emirlere karşı aktif veya

pasif direnişi önlenmekle görevlidir. Hücre cezasının infaz edildiği odadan

günlük havalandırma hakkını kullanması amacıyla bahçeye çıkarıldığı sırada

diğer koğuşta kalan bir hükümlünün gözlerine parmaklarını sokan ve kovuşturmaya

yer olmadığına dair kararda hükümlülere küfrettiği açıklanan başvurucunun (bkz.

§ 27), bu eylemleri nedeniyle İnfaz Kurumunda bir güvenlik sorununun doğduğu,

oluşan bu güvenlik sorunundan başvurucunun bizzat kendisinin etkilenmesinin de

mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Gerek başvurucuyu gerekse diğer hükümlüleri

korumak ve muhtemel olayları önlenmek için görevliler tarafından başvurucunun

17 No.lu koğuşa götürülmesi sırasında göstermiş olduğu direnişi kıracak ölçüde

görevlilerin başvurucuya müdahale etme zorunluluğunun doğduğu, bu sırada

kullanılan maddi cebrin infaz ve koruma memurlarının görev sınırları kapsamında

kaldığı ve bunun iç hukuktaki düzenlemelere uygun olarak gerçekleştirildiği

değerlendirilmiştir.

65. Somut olayda ele alınması gereken ikinci husus ise

görevliler tarafından kullanılan gücün amaçla orantılı olup olmadığının

tespitidir (Vladimir Romanov/Rusya,

B. No: 41461/02, 24/7/2008, § 65). Başvurucuda oluşan yaraların sayısı ve

niteliği, hangi şartlarda ne şekilde meydana geldiği, başvurucunun güç

kullanımı sırasında takındığı tutum yapılacak değerlendirmede önem

taşımaktadır.

66. Başvurucunun tedavi olduğu İzmir Katip

Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/6/2012 tarihli

epikriz raporunda, müdahale sırasında kullanılan cebir sonucunda başvurucuda

meydana gelmesi muhtemel ekimoz, abrazyon,

kontüzyon, fissür, lezyon

vb. bir araz bulunmamaktadır. Başvurucu hakkında aldırılan Tekirdağ Devlet

Hastanesinin 19/4/2013 tarihli kesin raporunda ise sadece başvurucunun sol

kolunda meydana gelen ve cerrahi operasyon sonucunda iyileşen yara izlerinden

bahsedilmiştir. Tekirdağ Devlet Hastanesinin kesin raporunda belirtilen başvurucunun

kolundaki kesinin başvurucunun kendisi tarafından gerçekleştirilmesi, bunun

dışında başvurucuda başkaca herhangi bir darp cebir izinin bulunmaması dikkate

alındığında zor kullanmanın amaçla orantılı olduğu anlaşılmaktadır.

67. Açıklanan nedenlerle başvurucuya yapılan müdahalenin yasal

ve amaçla orantılı olduğu anlaşıldığından Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

b. Anayasa’nın 17. Maddesinin Usul Boyutunun

İhlal Edildiği İddiası

i. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlığın Görüşü

68. Başvurucu, başvuru formu ve Bakanlık görüşüne karşı sunmuş

olduğu cevap dilekçesinde işkence yapan görevlilerin hastaneye gelerek

doktorlara kendi kendini yaraladığına dair yanlış beyanda bulunduklarını,

hastanede bulunduğu sırada gönderdiği suç ihbarı dilekçesinin görevliler

tarafından yok edildiğini, 19/7/2012 tarihinde Savcılığa tekrar suç duyurusunda

bulunması üzerine soruşturma başlatıldığını, hastanedeki doktorların mevcut

yaralanma nedeniyle adli işlem başlatılması için girişimde bulunmaları

gerektiğini, yaralanmasının bu kadar ciddi olmasına karşın kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilerek işkence ve kötü muamele yasağının usule ilişkin

boyutunun ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

69. Bakanlık görüşünde, AİHM içtihatları

çerçevesinde şikâyetin değerlendirilmesi konusunda takdirin Anayasa Mahkemesine

ait olduğunu belirtmiştir.

ii. Genel İlkeler

70. Devletin, kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de

usule ilişkin boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet,

doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî

bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı,

söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını

güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda

bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini

sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, §

110; benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Anguelova/Bulgaristan,

B. No: 38361/97, 13/6/2002, § 137; Jasinskis/Letonya, B. No: 45744/08, 21/12/2010,

§ 72).

71. Buna göre bireyin bir devlet

görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal

eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir

iddiasının bulunması hâlinde, Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili

resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Şayet bu olanaklı değilse bu madde, sahip olduğu öneme rağmen

pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin, fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25; benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Corsacov/Moldova, B. No: 18944/02, 4/4/2006, §

68).

72. Yürütülen ceza soruşturmalarının

amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin

hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların

kullanılması yükümlülüğüdür (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).

73. Yürütülecek ceza soruşturmaları,

sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve

yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek

için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplaması gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir

şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay

ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı, soruşturmayı sonlandırmak ya da

kararlarını temellendirmek için çabuk davranmalı, kararları da temelden yoksun

sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 113; Assenov ve

diğerleri/Bulgaristan, § 103; Batı

ve diğerleri/Türkiye, B. No: 33097/96 -

57834/00, 3/6/2004, § 136). Bu kapsamda yetkililer, diğer deliller yanında

görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik

bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için

alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 113; Tanrıkulu/Türkiye [BD], B. No: 23763/94, 8/7/1999, § 104; Gül/Türkiye, B. No: 22676/93, 14/12/2000,

§ 89).

74. Devlet memurları tarafından yapılan

işkence ve kötü muamele iddiaları hakkında yürütülen soruşturmanın etkili

olması için soruşturmadan sorumlu ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara

karışan kişilerden bağımsız olması gerekir (Cezmi

Demir, § 117; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Oğur/Türkiye [BD], B. No: 21594/93, 20/5/1999,

§§ 91, 92; Mehmet Emin Yüksel/Türkiye,

B. No: 40154/98, 20/7/2004, § 37; Güleç/Türkiye,

B. No: 21593/93, 27/7/1998, §§ 81, 82). Soruşturmanın bağımsızlığı sadece

hiyerarşik ya da kurumsal bağlantının olmamasını değil, aynı zamanda somut bir

bağımsızlığı da gerektirir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 117; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ergi/Türkiye, B. No: 23818/94, 28/7/1998,

§§ 83, 84).

75. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında

bazen soruşturma yapılmamış olması ya da yeterli soruşturma yapılmamış olması

tek başına kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa

olsun yetkililer resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet

yapılmadığında bile kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtiler

görüldüğünde soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın

derhâl başlaması, bağımsız biçimde kamu denetimine tabi olarak özenli ve

süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Tahir Canan, § 25; benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Batı ve diğerleri/Türkiye,

§§ 133, 134).

76. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler

hakkında yapılan soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması

önemlidir. Bununla birlikte belirli bir durumda soruşturmanın ilerlemesini

engelleyen sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak

kötü muameleye yönelik soruşturmalarda, hukuk devletine bağlılığın sağlanması,

hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın

azami bir hız ve özenle yürütülmesi ve özellikle hayatı tehlikeye atan suçların

cezasız bırakılmaması gerekir (Cezmi Demir

ve diğerleri, § 117; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Maiorano ve diğerleri/İtalya, B. No: 28634/06,

15/12/2009, § 124; McKerr/Birleşik Krallık, B. No: 28883/95,

4//5/2001, §§ 111, 114; Opuz/Türkiye, B. No: 33401/02, 9/6/2009, §

150; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

31/11/2004, § 96).

77. AİHM, işkence veya kötü muamele suçu

işlendiğinin iddia edildiği durumlarda etkili başvurunun amaçları çerçevesinde

cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının ve genel

af veya affın mümkün kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir.

Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası süren görevlinin görevinin askıya

alınmasının ve hüküm alması durumunda meslekten men edilmesinin önemine dikkat çekmiştir

(Abdülsamet Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96,

2/11/2004, § 55; Eski/Türkiye, B.

No: 8354/04, 5/6/2012, § 34; benzer yöndeki Birleşmiş Milletler İşkenceyi

Önleme Komitesi Nihai ve Tavsiye kararları için bkz. Türkiye, 27/5/2003, CAT/C/CR/30/5).

iii. İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

78. Kamu gücünü kullanan infaz ve koruma

memurlarının eylemleri sonucunda işkence ve kötü muamele yapıldığı iddialarına

yönelik etkili bir soruşturmanın gerçekleşip gerçekleşmediği, soruşturmanın tüm

aşamalarında yukarıda açıklanan ilkelere riayet edilip edilmediğinin

değerlendirilmesiyle tespit edilebilir.

79. Başvurucu, hastanede bulunduğu

sırada Cumhuriyet Başsavcılığına suç ihbarında bulunduğunu ancak bunun infaz ve

koruma memurları tarafından yok edildiğini ileri sürmüş ise de bununla ilgili

olarak başvurucunun iddialarına dayanak olabilecek nitelikte ibraz edilmiş

belge ya da anlatım bulunmamaktadır. Hastanede kaldığı dört gün boyunca

başvurucunun iddialarına ilişkin olarak 5237 sayılı Kanun’un 280. maddesi

uyarınca meslekleri gereği suçu bildirme yükümlülüğü olan sağlık çalışanları

tarafından kolluk görevlilerine ya da Cumhuriyet Savcılığına suç ihbarında

bulunulmamıştır.

80. İnfaz Kurumuna döndükten sonra

19/7/2012 tarihinde Aliağa Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunan

başvurucunun S.2012/2191 sayılı soruşturma dosyasında aynı gün ifadesi

alınmıştır. İki gün sonra 21/7/2012 tarihinde ise dosya yetkisizlik kararıyla

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Savcılık dosyayı S.2012/76684

sayılı sıraya kaydetmiştir. Başvurucunun 23/8/2012 tarihinde aynı olayla ilgili

olarak ikinci kez yapmış olduğu suç duyurusu kapsamında 18/9/2012 tarihinde

ikinci kez ifadesi alınmış, Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığının 19/9/2012 tarihli

ve S.2012/2705 sayılı yetkisizlik kararıyla bu dosya da İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tüm

dosyalar birleştirilerek S.2012/88022 sayılı dosya üzerinden soruşturmaya devam

edilmiştir.

81. Tüm soruşturma süreci bir bütün

olarak değerlendirildiğinde başvurucunun şikâyeti üzerine Savcılık tarafından

derhâl soruşturmaya başlandığı, İnfaz Kurumunda görevli memurların listesinin

istendiği, gelen liste doğrultusunda ilgili infaz ve koruma memurlarının

şüpheli sıfatıyla savunmalarının alındığı, kamu tanıkları ile başvurucunun

gösterdiği tanıkların dinlendiği, olay yerini gören kamera görüntülerinin

bulunup bulunmadığının araştırıldığı, başvurucunun olaydan sonra ilk tedavi

gördüğü İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma

Hastanesinden epikriz raporu temin edilerek başvurucunun iddialarıyla ilgili

olarak 5237 sayılı Kanun’un 86. ve 87. maddeleri bağlamında Tekirdağ Devlet

Hastanesinden 19/4/2013 tarihli kesin raporun aldırıldığı görülmüştür. Yapılan

soruşturmanın, söz konusu olay nedeniyle sorumlu kamu görevlilerinin ortaya

çıkarılması imkânını zayıflatan ve etkililiğine önemli derecede tesir eden

eksiklik bulunmadığı anlaşılmıştır.

82. Başvurucunun soruşturmanın

açıklığını temin edecek ve meşru menfaatlerini koruyabilecek bir şekilde üç kez

beyanına başvurularak soruşturma sürecine dâhil edildiği, soruşturmanın

yaklaşık bir yıl gibi makul bir sürede sonuçlandırıldığı, soruşturma makamının

olayların seyrini aydınlatmaya yönelik işlemlerinden kuşku duyulmasını

gerektiren bir durumun veya yürütülen soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti

üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksiklik bulunmadığından işkence ve kötü

muamele yasağının usule ilişkin yönünün ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekmektedir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B.

Kamuya açık belgelerde kimliğin gizli tutulma talebinin KABULÜNE,

C.

Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D.

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen işkence ve kötü muamele

yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

E.

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin

(2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyete neden olacağından

başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA

15/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan

ALTAN

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Raportör

:

Hüseyin

MECEK

Başvurucu : C. K.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/8728, 15 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. Başvuru Süreci
  5. II. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 48130/99, 12/4/2007, § 63; Dedovskiy ve
  12. Yıldırım
  13. Altan
  14. Topal
  15. Mecek
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/8728
Tarih
15 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Mehmet Reşit Arslan Başvurusu (B. No: 2013/750)
  • Volkan Aydın Başvurusu (B. No: 2013/9619)
  • Bekir Yazıcı Başvurusu (B. No: 2013/3044)
  • Genco Acar Başvurusu (B. No: 2013/7938)
  • Seher İnceten Başvurusu (B. No: 2014/6053)
  • Perihan Uçar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5860)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.