İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Reşit Arslan Başvurusu (B. No: 2013/750)

1. Başvuru, Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz

Başvuru No2013/750Tarih15 Aralık 2015Okuma26 dk · 5.129 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Reşit Arslan Başvurusu

Karar tarihi
15 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/750
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.129 kelime·26 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz

Kurumunun aldığı kararlar ve fiilî uygulamalarla uzaktan eğitim yoluyla takip

edilen yükseköğrenim programı için gerekli olan bilgisayar kullanımının ve

kaynaklara ulaşımın kısıtlanmasının, açlık grevi yapılması nedeni ile spor ve

sohbet hakkının sınırlanmasının ve bu şikâyetlerin usul hükümleri

gözetilmeksizin İnfaz Hâkimliği tarafından reddedilmesinin eğitim hakkı, adil

yargılanma hakkı, etkili başvuru hakkı ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/1/2013 tarihinde

Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 28/10/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

5.

Başvurucu, başvuru tarihinde Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.

6. Başvurucu;

idarece getirilen çeşitli kısıtlamalarla eğitim hakkının etkisiz hâle

getirildiği, okulunun tatil edilmesi ile bütün eğitsel araçlardan mahrum

bırakıldığı, bazı kitap ve dergilerine el konulduğu gerekçeleriyle mağduriyetin

ortadan kaldırılmasını talep ederek Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine şikâyette

bulunmuş; İnfaz Hâkimliği 14/11/2012 tarihli ve 2012/495 sayılı kararında

özetle “…şikayete

konu hususların yasal çerçeveler içerisinde kısıtlanmış olduğu, el konulan

kitapların bandrolsüz olduğu, mektup ve dilekçelerinin akıbetinin ile ilgili

cezaevi idaresine herhangi bir talebin bulunmadığını, kurum iç yönetmeliğince

çıkarılan kurallara aykırı bir kısıtlamanın başvurusu konu olayda

gerçekleşmediği…” gerekçeleriyle talebi

reddetmiştir.

7.

Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına itiraz etmiş; Kırıkkale Ağır Ceza

Mahkemesi 7/12/2012 tarihli ve 2012/821 Değişik İş sayılı kararı ile itirazı

reddetmiştir.

8.

Başvurucu, ayrıca açlık grevi yapması nedeni ile spor yapma ve sohbet etme

haklarının gasp edildiği iddiası ile İnfaz Hâkimliğine farklı bir şikâyette

bulunmuş; İnfaz Hâkimliği 29/11/2012 tarihli ve 2012/525 sayılı kararında

özetle “PKK

terör örgütü mensubu 56 mahkumun aynı dönemlerde açlık grevi yapması nedeni

ile…Deprem, yangın gibi olağanüstü durumlar ile açlık grevi, ölüm orucu, firar

ayaklanma gibi acil durumlarda idare ve gözlem kurulu programı kısa veya uzun

süreli olarak durdurabilir...Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza

İnfaz Kurumu Müdürlüğünce hükümlülerin kurslara katılmaları, spor

faaliyetlerine katılmaları konusunda düzenleme görev ve yetkisi bulunduğundan,

cezaevinin durumu da dikkate alınarak, hükümlülerin kimlerle spor

faaliyetlerine, kurslara katılacağı konusunda düzenleme yetkisi bulunduğundan,

cezaevi idaresince yapılan işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığından…” gerekçesiyle talebi

reddetmiştir.

9.

Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına itiraz etmiş; Kırıkkale Ağır Ceza

Mahkemesi 4/1/2013 tarihli ve 2013/12 Değişik İş sayılı kararı ile itirazı

reddetmiştir.

10.

Kararlar, başvurucuya 20/12/2012 ve 4/1/2012 tarihlerinde tebliğ edilmiş;

başvurucu 16/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

11.

16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun 4. maddesi

şöyledir:

“İnfaz hâkimliklerinin görevleri şunlardır:

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve

tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları,

ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması,

bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin

yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya

faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

2. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahedeye tabi

tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri;

tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin

şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

3. Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan disiplin tedbirleri

ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya yönetmelik hükümleri ile

genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikâyetleri incelemek ve karara

bağlamak.

4. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurullarının

kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki

tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri raporları

inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar vermek.

5. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan konulara

ilişkin hükümler saklıdır.”

12.

4675 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2) Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma

yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek

gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında

resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca

ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı

görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Disiplin cezasına karşı

yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını

aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra

kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Hükümlü veya tutuklu,

savunmasını, hazır bulunmak ve vekâletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla

birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008

S.K./5.md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını

ceza infaz kurumunda da alabilir.”

13.

13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı

Hakkında Kanun'un 67. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

"Hükümlünün radyo, televizyon yayınları ile internet

olanaklarından yararlanma hakkı:

(3) Kapalı ve açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitim

evlerinde ancak, eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kurum

yönetimince belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim araç ve gereçlerinin

kullanımına izin verilebilir. Eğitim ve iyileştirme programları gerekli kıldığı

takdirde denetim altında internetten yararlanılabilir. Hükümlü, odasında

bilgisayar bulunduramaz. Ancak, Adalet Bakanlığının uygun görmesi hâlinde

eğitim ve kültürel amaçlı olarak bilgisayarın ceza infaz kurumuna alınmasına

izin verilebilir.

(4) Bu haklar, tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu

hükümlüler bakımından kısıtlanabilir. "

14.

20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı

Hakkında Tüzük'ün 90. maddesinin (3), (4) ve (5)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(3) Kapalı ve açık kurumlar ile çocuk eğitim evlerinde

ancak, eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kurum yönetimince

belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim araç ve gereçlerinin kullanımına

izin verilebilir. Eğitim ve iyileştirme programları gerekli kıldığı takdirde

denetim altında internetten yararlanılabilir. Hükümlü, odasında bilgisayar

bulunduramaz. Ancak, Bakanlığın uygun görmesi hâlinde eğitim ve kültürel amaçlı

olarak bilgisayarın kuruma alınmasına izin verilebilir.

(4) Bu haklar, idare ve gözlem kurulu kararı ile tehlikeli

hükümlü oldukları saptananlar veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından

kısıtlanabilir.

(5) İşlediği suçun nitelik ve işleniş biçimi göz önüne

alındığında, toplum için ciddi bir tehlike oluşturan, kurumdaki tutum ve

davranışlarıyla, suç işlemek amacıyla kurulan silâhlı

örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle,

kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülerin, idare

ve gözlem kurulu kararıyla televizyon yayınlarını izlemesine ve bilgisayar ile

internetten yararlanmasına izin verilmez."

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin

15/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 16/1/2013 tarihli ve

2013/750 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16.

Kırıkkale F Tipi yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan

başvurucu;

i. Devam ettiği üniversite eğitimine ilişkin olarak kendisine

sağlanan imkânların, okulun tatil edilmesi nedeniyle ortadan kaldırılmasının

kendisinin gelişimini azalttığını, ayrıca yapılan aramalarda eğitim ve

öğretimine ilişkin olarak bulundurduğu doküman ve eşyalara Cezaevi idaresi

tarafından el konulduğunu, sağlık sorunlarına rağmen eğitim çalışmalarını

sabote etmek için Cezaevi idaresinin, kendisini, kasıtlı olarak sigara içen ve

saldırgan hükümlülerin bulunduğu koğuşa yerleştirdiğini,

ii. Anılan hususlara ilişkin olarak yaptığı şikâyetlerin İnfaz

Hâkimliği tarafından soyut iddialar olarak nitelendirilmek suretiyle

değerlendirilmediğini,

iii. Cezaevi idaresine verdiği dilekçelerin ve mektupların

kaybedilerek sonuçsuz bırakıldığını,

iv. Açlık grevine katılması nedeniyle, Cezaevi idaresinin spor

yapma ve sohbet etme imkânını sınırladığını belirterek Anayasa’nın 10., 17.,

26., 35., 36. ve 42. maddelerinde tanımlanan hakların ihlal edildiğini ileri

sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

17. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Bu nedenle başvuruda Anayasa’nın 10., 17., 26., 35., 36. ve 42.

maddelerinde tanımlanan hakların ihlal edildiği ileri sürülmüş ise de

başvurucunun iddiaları aşağıda belirtildiği şekilde değerlendirilmiştir.

18. Başvurucunun;

üniversite eğitimine ilişkin olarak kendisine sağlanan imkânların ortadan

kaldırıldığı, eğitim ve öğretimine ilişkin olarak bulundurduğu doküman ve eşyalara

Cezaevi idaresi tarafından el konulduğu, eğitim çalışmalarının Cezaevi idaresi

tarafından sabote edildiği iddiaları Anayasa’nın 42. maddesinde tanımlanan

eğitim ve öğrenim hakkı kapsamında incelenmiştir. Başvurucunun şikâyetlerinin

İnfaz Hâkimliğince değerlendirilmemesi, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen

adil yargılanma hakkı kapsamında; dilekçelerinin ve mektuplarının kaybedilerek

sonuçsuz bırakılması, Anayasa’nın 40. maddesi kapsamında; etkili başvuru hakkı

çerçevesinde açlık grevine ilişkin iddiaları ise Anayasa’nın 26. maddesinde

düzenlenen ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.

1. Adli Yardım Talebi Yönünden

19. Ayrıntıları

Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay,

B. No: 2012/1181, 17/9/2013 tarihli ve sayılı kararında belirtilen adli yardım

talebinin değerlendirilmesine ilişkin ilkeler temelinde somut olayda

başvurucunun sosyal güvenlik kapsamında bir geliri, adına kayıtlı aracı veya

taşınmaz malı olmadığı, geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)

üzerinden temin edilen ve başvurucunun sunduğu belgelerden anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla başvurucunun talepleri, bu aşamada açıkça dayanaktan yoksun

olmadığından adli yardım talebinin kabul edilerek başvuru harcının geçici

olarak muaf tutulması gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Eğitim Hakkının İhlali iddiası

20. Anayasa'nın

"Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi"

başlıklı 42. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir."

21.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme/AİHS) Ek 1 No.lu Protokol'ün

"Eğitim hakkı" başlıklı

2. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. …

"

22.

Mahkûmlar, Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında hukuka uygun “bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma”

şeklinde değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014,

§§ 29-33) Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve

hürriyetlerin tamamına genel olarak sahiptir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Hirst/Birleşik Krallık B. No: 74025/01,

6/10/2005, § 69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu

olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi cezaevinde güvenliğin

sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda bu

haklar sınırlanabilir. Ancak bu durumda dahi mahkûmların haklarına yönelik

yapılacak sınırlamalar temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin

olarak Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen meşru bir amaçla ve demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun olarak ölçülü olma şartlarını taşımalıdır

(Benzer yöndeki AHİM kararı için bkz. Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, 6205/73, 7052/75,

7061/75, 7107/75, 7113/75, 7136/75, 25/3/1983, §§ 99-105).

23.

Eğitim, sınırlı kaynaklar da gözetildiğinde karmaşık ve masraflı bir

faaliyettir. Devlet, eğitime erişimi nasıl düzenleyeceğine karar vermek için

eğitim ihtiyaçları ile bunları karşılayacak sınırlı imkânlar arasında denge

kurmak zorundadır. Ancak diğer kamu hizmetlerinden farklı olarak eğitim,

Anayasa ve Sözleşme uyarınca doğrudan güvence altına alınmış bir haktır. Ayrıca

eğitim, çok özel bir kamu hizmeti olarak sadece doğrudan faydaları olan bir

hizmet değil; geniş sosyal fonksiyonları da olan bir hizmettir. Demokratik bir

toplumda insan haklarının sağlamlaşması ve devamı için eğitim hakkının

vazgeçilmez ve temel bir katkısı olduğu da aşikârdır (Velyo Velev/Bulgaristan, B. No:16032/07, 27/5/2014, § 32).

24. Öte

yandan eğitimin toplum için taşıdığı öneme karşılık eğitim hakkı mutlak ve

sınırsız bir hak değildir. Eğitimin, niteliği gereği devlet tarafından

düzenleme yapılmasını gerektirdiğinden bazı kısıtlamalara tabi tutulması da

doğaldır. Şüphesiz eğitim kurumlarını düzenleyen kurallar, toplumun ihtiyaç ve

kaynakları ile eğitimin farklı düzeylerine has özelliklere göre zaman ve mekân

içinde değişiklik gösterebilir. Bu nedenle devletler bu konuda yapacakları

düzenleme ve uygulamalarda belli bir takdir alanına sahiptir. Devletin bu

takdir alanı, eğitim kurumunun seviyesi yükseldikçe artmakta, buna karşılık

eğitimin birey ve toplum bakımından önemine bağlı olarak azalmaktadır (Yüksel Baran, B. No: 2012/782, 26/6/2014,

§ 37; Ponomaryovi/Bulgaristan, B. No: 5335/05, 21/6/2011, §

50).

25. Anayasa’nın

42. maddesi devlete, ceza infaz kurumlarında mahkûmlara eğitim öğrenim imkânı

sağlanması yönünde pozitif bir yükümlülük yüklememiştir. Bununla birlikte 5275

sayılı Kanun’da, İnfaz Tüzüğü’nde ve Adalet Bakanlığı genelgelerinde mahkûmlar

için eğitsel, kültürel ve sosyal faaliyetlerin önemi vurgulanarak bu tür

faaliyetlerin mahkûmların topluma kazandırılmasındaki önemi ortaya konmuş ve yasal

olarak devlet, mahkûmlara ceza infaz kurumunun imkânları çerçevesinde eğitim ve

öğrenim sağlama yükümlülüğü altına girmiştir. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’de olmayan bir yükümlülük ceza infaz kurumunun

imkânları da gözetilerek yasalarla ortaya konmuştur. Bu çerçevede ceza infaz

kurumunda sağlanan bir eğitim faaliyetine erişimin engellenmemesi, ceza infaz

kurumu için bir zorunluluktur.

26.

Yasalar uyarınca mahkûmlara tanınan eğitim hakkının sınırlandırılması hususunda

Anayasa ve Sözleşme’de bir yükümlülük bulunmadığı

gerekçesi ile sınırsız bir takdir alanı olduğu söylenemez. Bu durumda dahi

Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme esas alınmalıdır. Anayasa’nın 13.

maddesindeki sınırlama belirlenirken mahkûmlar açısından cezaevinde bulunmanın

doğal ve kaçınılmaz sonuçları dikkate alınmalıdır. Zira mahkûmların temel hak

ve hürriyetlere genel olarak sahip olmaları, bu hakların mahkûmlar için ceza

infaz kurumu dışındaki bireyler kadar güvence altına alındığı anlamında

değerlendirilmemelidir. Ceza infaz kurumlarının işlevi ve amacı kapsamında

mahkûmların hakları ceza infaz kurumuna girmekle zaten sınırlanmıştır. Eğitim

hakkı için de aynı değerlendirme mümkündür. Bu hak bağlamında eğitim ve öğrenim

faaliyetlerine katılımın, ceza infaz kurumunun imkânları çerçevesinde tanınması

hâlinde bu katılımın cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonuçları çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekir. Ancak her hâlükârda böyle bir imkânın tanınmasından

sonra sınırlanması durumunda da öngörülebilirlik, meşru amaç, demokratik

toplumun gerekleri ve ölçülülük ilkeleri gözetilmelidir.

27.

Mevcut yasal düzenlemeler (bkz. §§ 11-14) kapsamında ceza infaz kurumlarında

mahkûmlara yönelik eğitim ve öğrenim imkânı sağlanmasının gerekliliğine rağmen

Anayasa’nın 42. maddesinde düzenlenen eğitim hakkı, devlete böyle bir

yükümlülük yüklememektedir (Napoli/İtalya,

B. No: 26161/95, 18/5/1998; Epistatu/Romanya, B. No: 29343/10, 23/9/2013, §

63). Ancak böyle bir yükümlülük olmamasına rağmen devlet tarafından eğitim

imkânlarının sağlanması durumunda eğitim hakkının kısıtlanmasında yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca hareket edilmelidir.

28.

Başvurucu, devam ettiği üniversite eğitiminde kendisine sağlanan imkânların yaz

tatili nedeniyle ortadan kaldırıldığını, ayrıca yapılan aramalarda eğitim ve

öğretimine ilişkin olarak bulundurduğu doküman ve eşyalara Cezaevi idaresi

tarafından el konulduğunu, sağlık sorunlarına rağmen eğitim çalışmalarını

sabote etmek için Cezaevi idaresinin kendisini kasıtlı olarak sigara içen ve

saldırgan hükümlülerin bulunduğu koğuşa yerleştirdiğini ileri sürmüştür.

29.

Yüksek güvenlikli bir cezaevinde eğitim sınıflarına erişimin kısıtlı olmasının,

diğer mahkûmların da kullanma saatlerine göre cezaevi idaresince düzenleme

yapılmasının, ayrıca eğitim sınıflarının okul zamanı dışında kapalı olmasının

makul olduğu kabul edilmelidir. Bu tür kısıtlamaların uygulanması başlı başına

eğitim hakkının engellenmesi olarak değerlendirilemez. Diğer taraftan yüksek

güvenlikli bir cezaevinde, başvurucunun bandrolsüz olarak temin etmiş olduğu

bazı kitaplarına idare tarafından el konulmuş olması ve koğuşta kalan diğer

kişilerin özel durumları nedeniyle kısıtlanmaları, Anayasa’nın 42. maddesinde

koruma altına alınan eğitim hakkından yoksun bırakılma olarak kabul

edilmemelidir (Georgiou/Yunanistan, B. No: 45138/98, 13/1/2000; Durmaz ve diğerleri/Türkiye, B. No:

46506/99, 46569/99, 46570/99 ve 46939/99, 4/9/2001; Arslan/Türkiye, B. No: 31320/02, 1/6/2006; Mehmet Veysi Özel/Türkiye, B. No: 4243/09,

22/10/2013).

30.

Başvurucunun anılan kısıtlamalara yönelik itirazı üzerine İnfaz Hâkimliği, yaz

aylarında okullar kapalı iken eğitim sınıflarına erişimin kısıtlanmasının

yerinde olduğunu, el konulan kitapların bandrolsüz olduğunu, kurum iç

yönetmeliği uyarınca belirlenen kurallara aykırı bir kısıtlamanın başvuru konusu

olayda gerçekleşmediğini belirtmiştir. Güvenlik gibi cezaevleri açısından

vazgeçilmez bir amaç çerçevesinde, uzaktan eğitim sınıfının kullanımının

kısıtlanmasının makul olduğu açıktır. Ayrıca bandrolsüz dağıtımı nedeniyle

içeriğine bakılmaksızın yasak olan bazı yayınlara el konulmasının, başvurucunun

eğitim hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu düşünülemez. Zira İnfaz

Hâkimliği kararında, yüz seksen kitaptan otuz üçüne el konulduğu belirtilmiş

olup mevcut kısıtlamada başvurucunun durumuna veyahut kitapların içeriğine ait

herhangi bir yasağın mevcut olmadığı açıktır. Ayrıca başvurucunun, devam

ettiğini belirttiği uzaktan eğitime ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri (B. No:

2013/583, 10/12/2014) başvurusunda uzaktan eğitime katılamama hususunu ayrıca

inceleyip bu gibi durumlarda eğitim hakkının ihlal edilmediğine karar

vermiştir.

31.

Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar çerçevesinde,

bir temel hak ihlalinin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiaları

32.

Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

33.

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

34.

6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

35.

Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması, bireysel

başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin

tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece

mahkemelerinin kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

36.

Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun cezaevinde idare

tarafından uygulanan kısıtlamalara ilişkin olarak yaptığı şikâyetlerin, İnfaz

Hâkimliği tarafından eksik değerlendirildiği iddia edilmiştir.

37.

Adil yargılanma hakkı, bireylere dava sonucunda verilen kararın değil;

yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir.

Bu nedenle bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi

için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu

çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden

bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın

çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından

dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi mahkeme kararının oluşumuna

sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması

gerekir (Naci Karakoç, B. No:

2013/2767, 2/10/2013, § 22). Somut olayda başvurucunun yargılama sürecinin

hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmadığı, aksine

yargılama sonucunda verilen kararın içeriğinin adil olmadığı şikâyetini dile

getirdiği anlaşılmaktadır.

38.

Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesi kararının bariz takdir hatası

veya açık bir keyfîlik de içermediği anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Etkili Başvuru Yolunun İhlali İddiası Yönünden

39.

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

40.

6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı”

kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

41.

Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru

“ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kural olarak

olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

42.

Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir

ilkedir. Bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı

öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır (Vehbi Gül, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §

17).

43.

Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği başvurucunun temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve

derece mahkemelerine usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu

bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava

ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu

şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel

hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde

bireysel başvuru konusu yapılamaz (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 16/4/2013, § 32).

44. Başvurucu,

Cezaevi idaresine verdiği dilekçelerin ve mektupların kaybedilerek taleplerinin

sonuçsuz bırakıldığını iddia etmiş olsa da, İnfaz

Hâkimliğinin kararında da belirtildiği üzere Cezaevi idaresine konuyla ilgili

herhangi bir idari başvurusunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

45.

Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ihlal iddiasına konu yargılama için

öngörülmüş kanun yolları tüketilmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

d. İfade Özgürlüğünün İhlali İddiası

46.

Başvurucu, Cezaevi idaresinin uygulamalarını protesto amacıyla açlık grevi

yapması nedeniyle disiplin cezası almasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini

ileri sürmüştür.

47.

Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma

hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka

yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu

hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da

vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya

benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,

kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti

ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması,

Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının

şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü

meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak

yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına

ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,

düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

48.

Sözleşme’nin 10. maddesi şöyledir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu

makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat

özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde,

Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi

tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin

kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin,

toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması

ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve

haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı

erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı

formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

49.

Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek

araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar”

olarak ifade edilmiş ve “başka yollar”

ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu

gösterilmiştir (Emin Aydın [GK],

B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).

50.

İfade özgürlüğü; insanın haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine serbestçe

ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları

tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla ifade edebilmesi, anlatabilmesi,

savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir (Emin Aydın, § 40).

51.

Somut olayda başvurucunun, Cezaevi idaresinin uygulamalarına dikkat çekmek için

açlık grevine başlamasının bir çeşit ifade yöntemi olduğu hususunda herhangi

bir tereddüt bulunmamaktadır.

52.

Hükümlü ve tutuklular, Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak alanı kapsamında kalan

temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 65; Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), § 69). Bu

bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğü de Anayasa ve Sözleşme

kapsamında koruma altındadır (Yankov/Bulgaristan,

B. No: 39084/97, 11/12/2003; T./Birleşik

Krallık, B. No: 8231/78, 12/10/1983).

53.

Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen istisnalar gereğince

ifade özgürlüğü mutlak bir hak niteliğinde değildir. Sınırlanabilir nitelikte

olmasına rağmen ifade özgürlüğünün demokratik toplumlar için önemi

gözetildiğinde sınırlamaların daha dar yorumlanması ve bir sınırlamanın gerekliliğinin

inandırıcı ve makul olması gerekmektedir (Yankov/Bulgaristan, § 129). Temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler dikkate alınmak

zorundadır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamaların denetiminin

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve 26. maddesi

kapsamında yapılması gerekmektedir (Bekir

Coşkun, [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 37).

54.

Öte yandan cezaevinde bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve

disiplinin sağlanması gibi güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul

edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahkûmların sahip olduğu haklara

sınırlama getirilebilecektir. Ancak bu durumda dahi hükümlü ve tutukluların

haklarına yönelik herhangi bir sınırlandırma, makul ve ölçülü olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

99-105).

55.

Açıklanan ilkeler ışığında başvuruya konu olayda ifade özgürlüğünün ihlal

edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde öncelikle müdahalenin mevcut olup

olmadığının, sonrasında ise müdahalenin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığının

belirlenmesi gerekmektedir.

a. Müdahalenin Varlığı

56.

Ceza İnfaz Kurumunda mahkûm olan başvurucu, Cezaevi idaresinin uygulamalarını

protesto etmek amacıyla açlık grevi yapması nedeniyle disiplin cezası ile

cezalandırılmıştır. Dolayısıyla bir ifade yöntemi olarak kabul edilen açlık

grevi yapmaktan dolayı verilen disiplin cezasının başvurucunun ifade

özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

57.

Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında

belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve Anayasa’nın

13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26.

maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle sınırlamanın; Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş

olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

58.

Anayasa’nın 13. maddesi ile 26. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan,

müdahalenin “kanun”la yapılması şartına aykırılık

bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan değerlendirmede, 5275

sayılı Kanun’un 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinin

öngörülebilir ve ulaşılabilir bir şekilde “açlık grevi yapmak” eylemine

karşılık disiplin yaptırımını kabul ettiğinden, başvurucunun ifade özgürlüğüne

yönelik müdahalenin kanuni dayanağı olduğu açıktır.

ii. Meşru Amaç

59.

İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru olabilmesi için Anayasa’nın 26.

maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen millî güvenlik, kamu düzeni, kamu

güvenliği, Cumhuriyet’in temel nitelikleri, devletin ülkesi ve milleti ile

bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması; devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına yönelik olması gerekir (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 84).

60. Başvuru

konusu olayda, başvurucunun mahkûm olması nedeniyle yukarıdaki paragrafta

belirtilen meşru amaçların cezaevinin kendi koşulları açısından,

değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede açlık grevi yapılması nedeniyle

disiplin cezası verilmesi açısından ceza infaz kurumlarında hükümlü ve

tutukluların hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasında, kamu düzeni ve

suçların önlenmesi genel amacı yanında, özel amaç cezaevinde güvenliğin ve

disiplinin sağlanmasıdır. Açlık grevi yapması nedeniyle başvurucuya disiplin

cezası verilmesinin, cezaevi düzeninin ve güvenliğinin sağlanması ile suçun

önlemesi amacına uygun olarak gerçekleştirildiği, bunun da Anayasa’nın ifade

özgürlüğüne ilişkin 26. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç

taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük

61.

İfade özgürlüğü bazı sınırlandırmalara tabi olabilir. Anayasa’nın 26.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa’nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (İsa Yağbasan

ve diğerleri, B. No: 2013/1481, 20/11/2014 § 53).

62.

Anayasa’da belirtilen “demokratik toplum düzeni” kavramı, çağdaş ve özgürlükçü

bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplum düzeni” ölçütü, Anayasa’nın

13. maddesi ile AİHS’in “demokratik toplum düzeninin

gerekleri” ölçütünün bulunduğu 8., 9., 10. ve 11. maddelerindeki paralelliği

açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü; çoğulculuk,

hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans temelinde yorumlanmalıdır (Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343,

5/6/2015, § 65).

63.

Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence

altına alındığı rejimlerdir. Demokratik bir hukuk devletinde, temel hak ve

özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hâle getiren sınırlamalara yer

verilemez. Anayasa’nın temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasını düzenleyen 13.

maddesinde de temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabileceği kabul

edilmiştir. Anayasal açıdan dokunulamayacak öz, her temel hak ve özgürlük

açısından farklılık gösterir. Bununla birlikte kanunla getirilen sınırlamanın

hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi

surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan

kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir (Mehmet

Ali Aydın, § 66).

64.

Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılan sınırlamaların ise

demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı

belirtilmiştir. Bir başka deyişle öze dokunan sınırlamalar, “demokratik toplum

düzeni gerekleri” ve “ölçülülük ilkesi”ne öncelikle

aykırı olacağından Anayasa koyucu, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan

sınırlamalar yönünden “demokratik toplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülük

ilkesi” bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek görmemiştir (Mehmet Ali Aydın, § 67).

65.

Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden gözetilmesi öngörülen

“demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle ifade özgürlüğü

üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmasını,

başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendini

göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden

olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın

karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı

tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da gidilebilecek en son

çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir

tedbir olarak değerlendirilemez (Mehmet Ali

Aydın, § 68).

66.

Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun temellerinden olan ifade

özgürlüğünün sadece lehte olduğu kabul edilen, zararsız veya ilgilenmeye değmez

görülen ifadeler için değil; devletin veya toplumun bir bölümünü eleştiren,

onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden ifadeler için de geçerli olduğu

kuşkusuzdur. Çünkü bunlar, demokratik toplum düzeninde geçerli olan

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976 § 49).

67.

İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılı Kanun’un sekizinci

bölümünde düzenlenmiştir. Bu çerçevede uygulanacak disiplin suç ve cezalarının

amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları 5275 sayılı Kanun’un

37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Kanun’daki disiplin suç ve cezaları

yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde uyarınca, bu Kanun kapsamındaki bir

disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece her bir

disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi

yeterli olmayıp ayrıca 37. maddedeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir.

5275 sayılı Kanun’un 37. maddesine göre hükümlü hakkında ceza infaz kurumunda

düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından

kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli

kıldığı davranış ve tutumları kusurlu olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliği

ile ağırlık derecesine göre Kanun’da belirtilen disiplin cezaları

uygulanacaktır (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013).

68.

5275 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinde ceza

infaz kurumlarında gerçekleştirilecek açlık grevi eyleminin bazı etkinliklere

katılmaktan alıkoyma disiplin cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.

Buna göre Kanun’un 37. maddesi de dikkate alındığında ceza infaz kurumunda tek

başına açlık grevi eylemi yapılması, itiraz konusu kuralda yer alan disiplin

suçunun oluşabilmesi için yeterli olmayıp bu eylemin ceza infaz kurumundaki

güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek

şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir (AYM, E.2013/6, K.2013/111,

10/10/2013).

69.

Somut olayda başvurucunun, Cezaevi idaresinin uygulamalarını protesto etmek

amacı ile açlık grevine başladığı tarihte diğer elli altı tutuklu ve hükümlünün

de açlık grevi yaptığı Mahkeme tutanaklarında sabittir (bkz. § 8). Yukarıda

belirtilen Anayasa Mahkemesi Genel Kurul kararında da söz edildiği gibi, her

türlü açlık grevi eylemi değil, bu eylemlerin, ceza infaz kurumlarındaki

güvenliği veya disiplini bozacak veya ceza infaz kurumlarındaki düzenli yaşamın

sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi hâlinde disiplin cezasına

bağlanması kabul edilmiştir. Dolayısıyla somut olayda esas olan, başvurucunun

katıldığı açlık grevinin ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini

bozacak nitelikte olup olmadığının incelenmesidir. Bu bağlamda ceza infaz

kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak şekilde açlık grevi yapmanın

disiplin müeyyidesine bağlanması, tek başına ifade özgürlüğünün ihlali sonucunu

doğurmayacaktır.

70.

PKK terör örgütü üyesi olma suçundan mahkûm olan başvurucunun, aynı Ceza İnfaz

Kurumunda bulunan ve aynı suç kapsamındaki tutuklu ve hükümlülerin de içinde

bulunduğu geniş katılımlı bir açlık grevine başlaması Ceza İnfaz Kurumu idaresi

tarafından düzen ve güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmiştir. Bu tehdide

yönelik olarak Ceza İnfaz Kurumu idaresi, çok ağır olduğu söylenemeyecek bir

disiplin cezası ile düzenin ve güvenliğin bozulmasını engellemeye

çalışmaktadır. Bu nedenle başvurucuya verilen disiplin cezasının; ceza infaz

kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması, dolayısıyla kamu düzeninin

sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken

tedbirler kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir. Bu şekilde demokratik toplum

düzeni bakımından alınması gerekli tedbirler kapsamında, başvurucunun ifade

özgürlüğü sınırlandırılırken, ceza infaz kurumu düzeninin sağlanmasına yönelik

kamu yararı ile kişilerin ifade özgürlüğü arasında makul dengenin kurulamadığı

söylenemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.),

B. No: 18139/07, 11/5/2010).

71.

Öte yandan başvurucu “1 Ay Bazı Etkinliklere

Katılmaktan Alıkoyma Cezası” ile cezalandırılmıştır. 5275 sayılı

Kanun’un öngördüğü disiplin cezaları ile karşılaştırıldığında ağır sonuçlar

doğurmayan ceza, başvurucunun bir ay süre ile kurumun kültürel ve sportif

etkinliklerine katılmaktan yoksun bırakılmasını öngörmektedir. Bu bağlamda

verilen disiplin cezasının, cezaevinde düzenin ve disiplinin sağlanması amacını

gerçekleştirmek için ölçüsüz bir müdahale olduğu söylenemez (Atilla ve diğerleri/Türkiye).

72.

Açıklanan nedenlerle, ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B.

Anayasa’nın 26., 36. ve 42. maddelerinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü,

adil yargılanma, eğitim ve öğretim haklarının ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C.

Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

D. Adli yardım talebinin kabulü ile geçici olarak muaf tutulan

198,35 TL harçtan ibaret yargılama giderinin, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca

başvurucudan TAHSİLİNE

15/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Murat GÜVEN Başvurucu : Mehmet Reşit ARSLAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/750, 15 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili
  8. IV. İnceleme Ve
  9. Gerekçe
  10. A. Başvurucunun
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 39084/97, 11/12/2003; T./Birleşik
  13. M. Emin KUZ
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/750
Tarih
15 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Volkan Aydın Başvurusu (B. No: 2013/9619)
  • Bekir Yazıcı Başvurusu (B. No: 2013/3044)
  • Genco Acar Başvurusu (B. No: 2013/7938)
  • Seher İnceten Başvurusu (B. No: 2014/6053)
  • Perihan Uçar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5860)
  • Turan Günana Başvurusu (B. No: 2013/5545)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.