İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Volkan Aydın Başvurusu (B. No: 2013/9619)

1.

Başvuru No2013/9619Tarih15 Aralık 2015Okuma15 dk · 3.070 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Volkan Aydın Başvurusu

Karar tarihi
15 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/9619
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.070 kelime·15 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru, haksız olarak tutuklanma nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının; yargılamanın sonucunun adil olmaması, beyanın müdafi huzurunda

alınmaması, tanıkların dinlenilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru 13/12/2013 tarihinde yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 24/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4.

Bölüm Başkanı tarafından 15/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5.

Bakanlık görüşünü 13/3/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Anılan

görüş, başvurucuya 17/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu, Bakanlık

görüşüne karşı 26/3/2015 tarihinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6.

Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlığın görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7.

Başvurucu, cinsel istismar suçundan 18/11/2004 tarihinde tutuklanmış ve

2/2/2005 tarihinde tahliye edilmiştir. Başvurucu 2/11/2004 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığında 18/11/2004 tarihindeki sorgusu sırasında da savunmasını bizzat

yapacağını bildirmiştir.

8.

Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığı, 7/12/2004 tarihli ve E.2004/301 sayılı

iddianamesiyle başvurucunun “çocuğun

nitelikli cinsel istismarı” suçunu işlediği iddiasıyla aynı yer Ağır

Ceza Mahkemesine kamu davası açmıştır.

9. Osmaniye

1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/7/2007 tarihli ve E.2007/301, K.2006/310 sayılı

kararıyla başvurucu, atılı suçtan 8 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum

edilmiştir.

10.

Anılan karar, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 24/5/2007 tarihli ve E.2006/12751,

K.2007/3944 sayılı ilamıyla “mağdurenin Adli Tıp Genel Kuruluna sevk edilerek akıl

hastalığı sebebi ile suç tarihinde maruz kaldığı fiilin ahlaki redaeti idrak edip edemeyeceği, mukavemete muktedir olup

olmadığı ve durumunun hekim olmayanlar tarafından anlaşılıp anlaşılamayacağı

hususlarının kuşkuya yer vermeyecek şekilde bilimsel olarak saptanması ve

ayrıca sanık Volkan yönünden mahkumiyete hazırlık beyanı esas alınan ve Dr.

Ekrem Tok Adan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi raporu ile hafif derecede

zeka geriliği saptanan küçük P.nin beyanlarına itibar

edilip edilemeyeceği hususunda adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden de

görüş alınması suretiyle sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve

takdiri gerektiği” gerekçesi ile bozulmuştur.

11.

Bozma üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda Mahkeme 17/6/2009 tarihli ve

E.2007/93, K.2009/139 sayılı kararıyla başvurucuyu 8 yıl 4 ay hapis cezasına

mahkûm etmiştir.

12.

Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

“…

Suç tarihi itibariyle 1990 doğumlu olup, 15

yaşından küçük olan mağdure Z. P.nin

15.11.2007 tarihinde Adli Tıp Genel Kurulu'ndan alınan raporunda; mağdurenin suç tarihinde maruz kaldığı fiilin ahlaki redaeti idrak edip edemeyeceği, fiile ruhsal yönden

mukavemete muktedir olamayacağı, kendisinde bulunan zeka

geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılabileceği, vermiş olduğu ifadelere ancak

ana hatları ve kuvvetli delillerle desteklendiği takdirde itibar edilebileceği

belirtilmiştir. Bozma öncesi Sağlık Bakanlığı Dr. Ekrem Tok Adana Ruh Sağlığı

ve Hastalıkları Hastanesinden alınan 30.12.2004 tarihli sağlık kurulu raporu da

aynı yönde olup; mağdurenin IQ’sunun

56 orta derece zeka geriliği düzeyinde olduğu akıl

zayıflığının bulunduğu, kendisine yönelik işlenen fiilden dolayı mukavemet edemeyeceği

bu arızasının hekim olmayanlarca anlaşılabilir düzeyde olduğu bildirilmiştir.

12.08.2005 tarihinde Adli Tıp Kurumu 6.

İhtisas Dairesince düzenlenmiş 2242 karar sayılı raporda da; mağdurenin orta ile hafif derece sınırında zeka geriliğinin

bulunduğu, mağdurenin bu zeka geriliğinin ömrü

boyunca süreceğinin, mağduresi bulunduğu olayın

ahlaki redaetini idrak etmesine ve fiile ruhsal

yönden mukavemete muktedir olmasına mani olacak derecede olduğu, buna göre 1990

doğumlu Z. P.nin mağduresi

bulunduğu olayın ahlaki redaetini idrak edemeyeceği

ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı kendisinde mevcut olan

zeka geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği, vermiş olduğu ve

vereceği ifadelere ancak ana hatları ve kuvvetli delillerle desteklendiği

takdirde itibar edilebileceği bildirilmiştir.

…

Osmaniye Devlet Hastanesi Baştabipliğinden

alınan Z. P. ile ilgili 17.11.2004 tarihli raporda mağdurenin

kızlık zarının eski yırtık olduğu, yine mağdure

Perihan Akçadağ’ın hakkında aldırılan raporda da mağdurede

fiili livata bulgusuna rastlanılmadığı hymen muayenesinde de hymeninin

doğal olduğunun bildirilmiş olduğu, diğer mağdure Z.

P. ile ilgili yapılan fiili livata incelemesinde ise,

fiili livata bulgularının mevcut olduğunun

bildirilmiş olduğu görüldü. Yine mağdure P. A. ile Z.

P.nin orta düzey zihinsel öğrenme yetersizliği sebebi

ile … İlköğretim Okulunda özel eğitim sınıfında okuduklarına dair belgelerin

dosyada mevcut olduğu görül(müştür).

…

Adli Tıp Kurumu raporunda mağdure

Z. P.nin beyanlarına ancak ana hatlarıyla ve kuvvetli

delillerle desteklendiği takdirde itibar edilebileceği bildirilmiştir. Mağdure ilk aşamadaki beyanlarında sanıklar ile cinsel

ilişkiye girdiğini söylemekte ve bunu sanık Volkan dışındaki tüm sanıklar da

ikrar etmektedirler. Mağdurenin ilişkinin olduğu

yönündeki beyanları dört sanığın ikrarı ile doğrulanmış durumdadır. Bu itibarla

mağdurenin ilişkinin varlığı konusundaki beyanlarına

itibar edilmiş ve tüm sanıklarla, sanık Volkan da dahil cinsel ilişkiye girdiği

kabul edilmiştir. Mağdurenin dört sanık hakkında

doğruyu söyleyip de beşinci sanık olan Volkan hakkında gerçek dışı beyanlarda

bulunması için bir sebep görülmemiş ve mağdurenin

beyanları bütünüyle güvenilir bulunup itibar edilmiştir.

… Sanık Volkan Aydın açısından ise … yapmış

olduğu savunmalarında suçlamayı reddetmiş gerek mağdure

Z. P. gerekse diğer mağdure P. A. ile hiçbir şekilde

cinsel ilişkiye girmediğini savunmuş ise de, sanığın tüm savunmalarında mağdure P. A.nın ailesi ile

birlikte aynı evde yaklaşık bir haftayı aşkın bir süre birlikte kaldığını mağdurelerin evinden ayrıldıktan sonra da mağdureye ders çalıştırmak maksadı ile zaman zaman mağdure P.nin evine gelip

gittiğini bu geliş gidişi sırasında diğer mağdure Z. P.yi tanıdığını fakat her iki mağdure

ile de cinsel anlamda bir ilişkisinin olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini

savunmuştur. Ancak gerek mağdure P. A.nın hazırlık aşamasındaki

beyanında gerekse yine mağdure Z. P.nin

hazırlık aşamasında gerek Volkan Aydın’la ilgili beyanlarını da gerekse diğer

sanıklarla ilgili beyanlarında tutarlılık gösterdiği keza sanıklar …. hazırlık

savunmaları ile mağdurenin hazırlık beyanları

karşılaştırıldığında bu beyanlar arasında benzerlik bulunduğu, hazırlık

savunmaları ile hazırlıktaki mağdure beyanlarının

birbiri ile örtüştüğü, mağdure Z. P.nin

sanık Volkan hakkındaki beyanlarının mağdurenin

beyanlarının bütününe bakıldığında doğru olduğunun kabulü gerektiği, mağdure Z. P.nin sanık Volkan

hakkındaki beyanlarının farklı bir özellik içermediği aynı ifade bütünlüğü

içerisinde alındığı, mağdurenin sanığa iftira ve suç

isnadında bulunmasını gerektirir bir nedeninin de olmadığı dikkate alındığında mağdurenin beyanına itibar edilmek gerektiği, diğer olgu ve

delillerle birlikte değerlendirildiğinde sanık Volkan’ın mağdure

Z. P.ye yönelik cinsel saldırı suçunu işlediğinin kabulü yönünde mahkememizde

kanaat oluşmuştur.”

13.

Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay 14. Ceza Dairesi 19/6/2013 tarihli ve

E.2011/14211, K.2013/7907 sayılı ilamıyla anılan Mahkeme kararını onamıştır

14.

Başvurucu nihai kararı 6/12/2013 tarihinde öğrenmiştir.

15.

Bireysel başvuru 13/12/2013 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

16.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk

Ceza Kanunu’nun 414. maddesi şöyledir:

“Her kim 15 yaşını bitirmeyen bir küçüğün

ırzına geçerse beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkûm olur.

“Eğer fiil cebir ve şiddet veya tehdit

kullanılmak suretiyle veya akıl veya beden hastalığından veya failin fiilinden

başka bir sebepten dolayı veya failin kullandığı hileli vasıtalarla fiille

mukavemet edemeyecek bir halde bulunan bir küçüğe karşı işlenmiş olursa ağır

hapis cezası on seneden aşağı olamaz.”

17.

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinin ilgili

tarihte yürürlükte bulunan (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir

cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

18.

4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 138.

maddesi şöyledir:

“Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek

durumda olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir

müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya sanık onsekiz

yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede

malul olur ve bir müdafi'de bulunmazsa talebi

aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir.”

19.

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 177. maddesi

şöyledir:

“(1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini

veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu

olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az

beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.

(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar,

kendisine derhâl bildirilir.

(3) Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet

savcısına da bildirilir.”

20.

5271 sayılı Kanun’un 178. maddesinin (1) numaralı fıkraları şöyledir:

“Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya

katılanın gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi

reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler

duruşmada dinlenir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21.

Mahkemenin 15/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun

13/12/2013 tarihli ve 2013/9619 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22.

Başvurucu; soruşturma evresinde haksız olarak tutuklandığını, suçsuz olduğunu,

aleyhinde hiçbir maddi delil bulunmadığını, hazırlık beyanının müdafi huzurunda

alınmadığını, kolluk görevlileri tarafından kurulan baskı nedeniyle mağdurlarca

suçlandığını, delil gösterebileceği konusunda bilgilendirilmediği gibi

tanıklarının kim olduğunun ve diğer delillerinin de kendisine sorulmadığını,

Mahkemeye sunduğu tanıkların dinlenmediğini, Yargıtayın

da haksız olarak kararı onadığını, hiç hak etmediği hâlde yaklaşık on yıldır bu

olayın izlerini taşıdığını ve geleceği hakkında sağlıklı bir karar veremediğini

ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini belirterek Anayasa’nın 19. ve 36.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiği

İddiası

23.

Başvurucu, haksız olarak tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Anayasa

Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü başvurulara ilişkin olarak birçok kararında

“zaman bakımından yetkisi”yle ilgili ilkeleri

belirlemiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının, anılan

yetkinin başladığı 23/9/2012 tarihinden sonra verilmiş olması gerektiği, bu

tarihten önce verilen bir nihai kararla sona eren tutukluluk hâllerine ilişkin

başvuruların zaman bakımından yetki dışında kaldığı kabul edilmiştir (Osman Büyüksu,

B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali

Öksüz, B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; Cevdet Genç, B. No: 2012/142, 9/1/2014, §§

24-29). Somut olayda başvurucunun tutukluluk hâli, nihai kararın verildiği

2/2/2005 tarihinde sona ermiştir.

25.

Açıklanan nedenlerle olduğundan başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir

2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

a. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

26.

Başvurucu; suçsuz olduğunu, somut delil olmadan sadece mağdur beyanlarına

dayalı olarak mahkûm edildiğini, Yargıtayın da haksız

olarak kararı onadığını, bu sebeplerle adil yargılanma hakkının ihlali

edildiğini ileri sürmüştür.

27.

Diğer yandan başvurucu, hiç hak etmediği hâlde yaklaşık on yıldır olayın

izlerini taşıdığını ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini de belirtmiştir.

Başvurucunun yargılamanın sonucunun adil olmadığı hususu ile ilgili

açıklamalarında dile getirdiği bu iddialarının özünün, haksız yere mahkûmiyet

kararı verildiği hususu ile ilgili olduğu görülmüştür. Bu sebeple başvurucunun

iddiaları, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı başlığı altında

incelenmiş; makul sürede yargılanma hakkı yönünden bir değerlendirme

yapılmamıştır.

28.

Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

29. 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

30. 6216

sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

31. Anılan

kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içermesi, bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemelerinin

kararları bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermedikçe Anayasa

Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027,12/2/2013, §26).

32. Başvurucu;

müsnet suçu işlediğine dair delil bulunmadığını,

delillerin eksik ve hatalı bir şekilde değerlendirilerek mahkûmiyetine karar

verilmek suretiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirtmektedir.

Dolayısıyla başvurucunun iddialarının özü, Derece Mahkemesinin delilleri

değerlendirme ve yorumlamada isabet edemediğine ve esas itibarıyla yargılamanın

sonucuna ilişkindir. Mahkeme; sanık savunmalarına, mağdur beyanlarına, Adli Tıp

Kurumu raporlarına, adli raporlara ve diğer delillere dayanarak söz konusu

kararı vermiştir. Anılan kararda tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları

deliller değerlendirilip ilgili hukuk kuralları da yorumlanmak suretiyle bir

sonuca ulaşılmıştır (bkz. § 14).

33.

Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşler

hakkında bilgi sahibi olamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara

etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına veya kararın gerekçesiz

olduğuna ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında da

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan

herhangi bir durum tespit edilmemiştir.

34. Açıklanan

nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık

keyfîlik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Müdafi

Yardımından Yararlanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

35.

Başvurucu, soruşturma aşamasında müdafi atanmadığından savunma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

36.

Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

37. Anayasa’nın

36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da

adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve

içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Adnan

Oktar, B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 20).

38.

Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının

(c) bendi şöyledir:

“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî

olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde,

resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;”

39. Sözleşme’nin

6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendindeki düzenlemeye göre isnat altında

bulunan kişi, savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar;

kendisini bizzat savunma, kendisinin seçtiği bir müdafiin

yardımından yararlanma ve bir müdafie sahip olmak için

gerekli mali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli

görülürse resen atanacak bir müdafiin yardımından

yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini

bizzat savunması devlet tarafından talep edilemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78,

25/4/1983).

40. Müdafi,

5271 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde şüpheli

veya sanığın ceza yargılamasında savunmasını yapan avukat olarak

tanımlanmaktadır. Şüpheli veya sanığın müdafii

aracılığıyla savunulması hususunda tercih yapma olanağına sahip olduğu hâllerde

görev yapan müdafi, ihtiyari müdafi; görevlendirilmesi hususunda şüpheli veya

sanığın iradesinin önem taşımadığı hâllerde görev yapan müdafi ise zorunlu

müdafidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/1/2011 tarihli ve E.2011/10-182,

K.2011/204 sayılı kararı).

41.

Müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılanma için suç isnadı altındaki

kişilere savunma hakkı verilmesinin tek başına yeterli olmadığını, ayrıca bu

kişilerin kendilerini savunma imkânına da sahip olmaları gerektiğini ortaya

koymaktadır. Bu kapsamda savunma hakkının etkin bir şekilde kullanması imkânını

sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı, aynı zamanda adil yargılanma

hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Kazım Albayrak, B. No: 2014/3836,

17/9/2014, § 29).

42.

Bu bağlamda müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın;

çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması,

soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan

fazla hapis cezasını gerektirmesi, resmî bir kurumda kusur yeteneğinin

araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması, tutuklama

talebiyle mahkemeye sevk edilmesi, davranışları nedeniyle hazır bulunması

hâlinde duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokan sanığın

yokluğunda duruşma yapılması ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması

hâllerinde şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa hatta açıkça müdafi

istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır

(Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 11/1/2011 tarihli ve E.2011/10-182, K.2011/204 sayılı kararı).

43.

1412 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde ise yakalanan kişi veya sanık,

on sekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz ya da kendisini

savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafii de

bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir. Diğer yandan 1412

sayılı Kanun’un 138. maddesi gereğince şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek

durumda olmadığını beyan ederse istemi hâlinde bir müdafi görevlendirilir.

Dolayısıyla 1412 sayılı Kanun, yasal zorunluluk dışındaki hâllerde müdafi

yardımından yararlanmak için suç isnadı altındaki kişinin talebini aramıştır.

Bu durumda o tarihte yürürlükte olan Kanun’a göre başvurucunun, kendisine

müdafi görevlendirilmesinin yasal olarak zorunlu olan kişilerden olmadığı

görülmektedir.

44.

Başvuru dosyasına göre başvurucu 18/11/2004 tarihinde gözaltına alınırken

kendisine yasal haklarının yazılı bulunduğu şüpheli ve sanık hakları formu

verilmiş, anılan form başvurucu tarafından da imzalanmıştır. Aynı tarihte

kolluk ifadesi alınırken şüpheliye (başvurucuya) müdafi tayin etme hakkının

bulunduğuna, müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından

yararlanmak istediği takdirde kendisine baro tarafından bir müdafi

görevlendirebileceğine ilişkin hakları hatırlatılmıştır. Başvurucunun müdafi

talebi olmamıştır. Diğer taraftan ifadesinin alınması esnasında başvurucuya

müdafiden yararlanma hakkı dışında susma hakkı ve somut delillerin toplanmasını

isteme hakları da hatırlatılmıştır. Başvurucu 2/11/2004 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığında 18/11/2004 tarihindeki sorgusu sırasında da savunmasını bizzat

yapacağını bildirmiştir.

45. Başvurucunun

müdafi talep etmesine rağmen müdafi verilmediğine, haklarının

hatırlatılmadığına, soruşturma aşamasındaki beyanlarının hükme esas alındığına

veya savunmasının baskı altında alındığına ve bu sebeple gerçeğe aykırı beyan

verdiğine dair herhangi bir iddiası bulunmamaktadır. Ayrıca başvurucunun

23/11/2004 tarihinden itibaren kendisini müdafi ile temsil ettirdiği

görülmektedir.

46.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının bir ihlal içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Tanıklarının Davet Edilmediği İddiası ve Diğer İddialar

47.

Başvurucu; kolluk görevlileri tarafından kurulan baskı nedeniyle mağdurlarca

suçlandığını, Mahkemeye sunduğu tanıkların dinlenmediğini, lehine olan

delillerin toplanmadığını soyut şekilde iddia

etmiştir.

48. Anayasa

Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak ve dayanılan

Anayasa hükmünün ne şekilde ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunmak

suretiyle iddialarını kanıtlamak başvuruculara düşmektedir (Veli

Özdemir,

B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19).

49. Başvurucunun;

kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü

hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini,

dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların

aslı ya da örneğini başvuru dilekçesine eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde

kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve

deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir,

§ 20).

50. Somut

olayda hangi celsede veya hangi tarihli dilekçeyle, hangi sebeplerle ve hangi

hususlara ilişkin tanık dinlenilmesi veya somut delil toplanması talebinde

bulunulduğuna, buna karşılık Mahkemece taleplerinin karşılanmadığına veya

mağdurların beyanlarının baskı altında alındığına dair Anayasa Mahkemesine bir

bilgi ya da kanıt sunulmamıştır. Diğer yandan bozma öncesindeki 7/1/2005

tarihli celsede, başvurucunun tanık dinletme talebinin davanın esasına katkı

sağlamayacağı için reddedilmesine ve başvurucunun beraat etmesine karşın bozma

sonrasında anılan talep yenilenmemiş veya tanık/tanıklar duruşmada hazır

edilmemiştir.

51. Açıklanan

nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının kanıtlanamamış

olması ve herhangi bir ihlalin olmadığının açık olması nedenleriyle başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle,

A.

1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

15/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Volkan AYDIN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9619, 15 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Z. P.nin beyanlarına ancak ana hatlarıyla ve kuvvetli
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali
  13. M. Emin KUZ
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9619
Tarih
15 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Bekir Yazıcı Başvurusu (B. No: 2013/3044)
  • Genco Acar Başvurusu (B. No: 2013/7938)
  • Seher İnceten Başvurusu (B. No: 2014/6053)
  • Perihan Uçar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5860)
  • Turan Günana Başvurusu (B. No: 2013/5545)
  • Cem Öğün ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5009)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.