İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Perihan Uçar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5860)

1. Başvuru, ölümle sonuçlanan olaya

Başvuru No2013/5860Tarih1 Aralık 2015Okuma23 dk · 4.537 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Perihan Uçar Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
1 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/5860
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.537 kelime·23 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ölümle sonuçlanan olaya

ilişkin tazminat davasının kusursuz sorumluluk ilkesi göz ardı edilerek

gerekçeden yoksun bir şekilde reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 26/7/2013 tarihinde İzmir

6. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca

8/12/2014 tarihinde başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 8/6/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlık, görüşünü 20/7/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüşü başvuruculara

bildirilmiş olup başvurucular söz konusu görüşe karşı 14/8/2015 tarihinde

beyanda bulunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile

dava dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların birinci derecede

yakını olan 1975 doğumlu H.U. olay tarihinde bir özel işletmede işçi statüsünde

çalışmakta ve aynı zamanda ailesine ek gelir sağlamak amacıyla geri dönüşümü

mümkün olan atık malzemeleri çöplerden toplayıp satmaktadır.

9. H.U., 22/12/2010 tarihinde evinden

atık malzeme toplamak için ayrılmış; akabinde olayın meydana geldiği yerdeki

yüksek gerilim hattı taşıyan elektrik direğine, söz konusu direkte bulunan

bakır iletkenini kesmek için çıkmış ancak yanında bulunan -yan keski diye tabir

edilen- aletle bakır iletkeni kesmek isterken elektrik akımına kapılarak

yaşamını yitirmiştir.

1. Ceza Soruşturması Süreci

10. Olayın hemen akabinde Menderes

Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafından resen başlatılan

ceza soruşturmasında olay yeri incelemesi, ölü muayene ve otopsi işlemleri

yapılmıştır.

11. Adli Tıp Kurumu İzmir Adli Tıp

Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi, 14/2/2011 tarihli raporunda ölenin

vücudundan elektrik akımının geçmesi nedeniyle yaşamını yitirdiğinin kesin

olarak belirlendiğini bildirmiştir.

12. Söz konusu raporda ölenin dış

muayenesine ilişkin tespitlerde, sol el ayası ile sağ el ayası ve sağ el sırtı

dış kısmında 0,5-1 cm ebadında ısı etkisi ile oluşmuş krater görünümlü yanık

sahalarının tespit edildiği, adı geçenin vücudunda harici başka bir bulguya

-ateşli silah, kesici delici alet yarası gibi- rastlanmadığı da bildirilmiştir.

13. Olay yerinde yapılan inceleme

sonucunda Menderes Olay Yeri ve Kimlik Tespit Grup Amirliği tarafından rapor

düzenlenmiş olup olay yerinin, krokisinin çizilmesinin yanında fotoğrafları da

çekilmiştir.

14. Soruşturma kapsamında elektrik

dağıtım şirketinin Menderes işletme başmühendisi de tanık sıfatıyla dinlenmiş,

adı geçen kişi ifadesinde özetle “elektrik

direğinin faal olduğunu, normal şartlarda yürüyen bir insana zarar verecek

konumda olmadığını ve ölen H.U.’nun söz konusu direğe

çıkması nedeniyle olayın meydana geldiğini düşündüğünü”

belirtmiştir.

15. Müteveffanın eşi olan başvurucu

Güler Uçar, soruşturma kapsamında olayın hemen ardından mağdur sıfatıyla

verdiği ifadesinde kimseden şikâyetçi olmadığını söylemiştir.

16. Soruşturmada, diğer

başvurucuların müşteki sıfatıyla ifade vermedikleri, dosyaya şikâyet dilekçesi

de ibraz etmedikleri anlaşılmıştır.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı 17/2/2011

tarihli kararıyla olay hakkında “ hurdacılık

işiyle uğraşan müteveffa H.U.’nun atıl olduğu

düşüncesiyle çıkmış olduğu Menderes ilçesi Görece Mahallesi Ahmet Necdet Sezer

Bulvarındaki bir elektrik direğinde, elektrik akımına kapılarak hayatını

kaybettiği, bu olayın meydana gelmesinde ölenin kendi ihmali dışında başka bir

şahsın kusur ve etkisinin bulunmadığı ve ortada adli soruşturma konusu

yapabilecek bir suç olmadığı” gerekçesiyle kovuşturmaya yer

olmadığına itirazı kabil olmak üzere karar vermiş olup başvurucular bu karara

itiraz etmemişlerdir.

2. Tazminat Davası Süreci

18. Başvurucu Güler Uçar kendi adına

asaleten, ölenle müşterek çocukları olan Yağmur Uçar ve Halis Aktan Uçar adına velayeten, ölenin annesi olan başvurucu Perihan Uçar ve

babası olan başvurucu Halis Uçar da kendi adlarına asaleten olmak üzere olayın

gerçekleştiği elektrik direğinden sorumlu elektrik dağıtım şirketi aleyhine

müşterek vekilleri aracılığıyla 26/1/2011 tarihinde maddi ve manevi tazminat

davası açmıştır.

19. Açılan davaya ilişkin yargılamada

Mahkemece 24/10/2011 tarihinde olay yerinde elektrik mühendisi bilirkişisi

refakatinde keşif yapılmış olup keşif sonrasında alınan 14/11/2011 havale

tarihli bilirkişi raporunun ilgili bölümleri şöyledir:

“…E- TESPİTLERİM: 24.10.2011 günü mahkeme heyeti ile birlikte mahallinde

yapılan keşif ile davaya konu ENH direği ve direğin bulunduğu mahal tarafımdan

detaylı bir şekilde incelenmiş olup, söz konusu direğin mevcut durumunu

gösterir fotoğraflar aşağıda sunulmuştur. Aşağıda fotoğraflardan görüldüğü

gibi, davaya konu direğin kafes tipi demir direk olduğu, ayrıca direğin daha

önce trafo direği olarak kullanıldığı, trafonun söküldüğü, halen trafo

kaidesinin, ayırıcının ve ENH’dan alınan branşmana ait tırnaklı klemensler

ve iletkenlerin hat üzerinde mevcut olduğu görülmektedir.

F-

DEĞERLENDİRME

Merhum H.U.’nun G… A.Ş.’ye

ait direğe çıkması ve elektrik enerjisine maruz kalarak yaşamını yitirmesi ile

sonuçlanan olayda, …

Öncelikle

sayın davacı) vekilinin dilekçesinde belirtmiş olduğu, demir direk yerine beton

direk yapılmış olsaydı ve ST37 değerine eş değer çelik kullanılması gerektiği

hususundaki görüşleri incelendiğinde, Demir direkler: Her türlü gerilim

kademesinde kullanabilen, demir çelikten yapılmış direklerdir. Demir direkler boyalı-kaynaklı

ve galvanizli-cıvalı olarak üretilir. Yapılarında I,U,L

şeklinde profiller kullanılır. Demir direkler, beton direklere göre de daha

hafiftir. Demir direkler iletkenlerin her türlü tertip şekline uygulanabilir.

Herhangi bir sebeple meydana gelebilecek direk arızalarının tamir edilmesi de

kolaydır. Ancak beton direklere göre bakım ve işletme masrafları daha fazladır.

Beton direkler ise çimento, su ve katkı maddelerinin uygun oranlarda

karıştırılmasıyla elde edilen beton ile yüksek dayanımlı çelik tel veya çelik

çubukların kullanılmasıyla elde edilir. Bu direklerin tepe kuvvetleri demir

direklere nazaran daha azdır. Bu nedenle daha büyük tepe kuvveti ve hat tertibi

farklı olan yerlerde demir direk kullanımı tercih edilir. Nitekim olaya konu ENH’nın tüm direklerinin dolayısıyla olayın meydana geldiği

direğin de demir olarak seçildiği ve projelendirildiği anlaşılmaktadır. Çizelge

14’de verilen ST37 değerinin bir çelik çeşidi olduğu, malzeme kalitesini

gösterdiği, direğin yapımı ile ilgili bir husus olduğu, dolayısıyla gerek

direğin demir direk olarak projelendirilmiş olması gerekse çelik kalitesi ile

ilgili olarak olayın meydana gelmesinde bir rollerinin olmadığı açıktır.

Sayın vekil

tarafından gerek ‘Kuvvetli Akım Yönetmeliği’ gerekse ‘Elektrik İç Tesisleri

Yönetmeliği’ hükümlerine uygun olarak koruma önlemlerinin yeterince alınıp

alınmadığı, alınmış ise önlemlerin yeterince denetlenip, denetlenmediğinin

araştırılmasının olayda fayda sağlayabileceği belirtilmektedir. Mahallinde

yapılan inceleme ile ENH’nın çok uzun bir süredir

kullanılmakta olduğu, olayın meydana geldiği direğin daha önce yan tarafta

bulunan akaryakıt satış istasyonuna ait trafonun bulunduğu direk olduğu

görülmüş olup, tüm uygulamalarda olduğu gibi ENH’nın

proje müellifince mevcut teknik şartnameler ve yasal zorunluluklar dikkate

alınarak yapılan ve idarece onaylanan proje doğrultusunda yapıldığı, bir başka

deyişle sonradan direğe herhangi bir ilavenin yapılmadığı, direğin ilk günkü

hali ile mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Bu anlamda sayın davacı vekili

tarafından direğin metruk halde olduğu yönündeki değerlendirmesinin (ENH’da görülen eskimenin) sadece direklerde görülen

paslanmalardan ibaret olduğu, olayın meydana gelmesiyle bir illiyet bağının söz

konusu olmadığı açıktır.

Sayın

vekil tarafından yönetmeliğe göre direkte korkuluk bulunması gerektiği oysa

olaya konu direkte korkuluğun bulunmadığı, koruyucu önlemin olması halinde

merhumun bu tarz bir durumu yaşamayacağını beyan ettiği görülmektedir. Söz

konusu korkuluğun sadece bir önlem olduğu, tek başına direğin üzerine

çıkılmasını engellemeye yeter bir çözüm olmadığı açıktır. Nitekim olaya konu

direğin boyu, direk üzerinde trafo, trafo platformu, ayırıcı, ayırıcı kolu

olduğu, bu cihazların belirli bir mesafe ile direğe yerleştirilmeleri gerektiği

dikkate alındığında, yerden 4 metre yüksekliğe korkuluğun konmasının mümkün

olmadığı, daha aşağıda bir seviyede de korkuluk konulmasının çok anlamlı

olmadığı görülmektedir. Dosyada mevcut ve yukarıda sunulan fotoğraflar

incelendiğinde, merhumun direkte ayırıcı üzerinde bulunduğu, ayırıcıya tam

olarak oturduğu görülmektedir. Direğin kafes direk şeklinde olması nedeniyle

çapraz profillerden istifade ile bu noktaya çıkabildiği, ayırıcının çıkışa

engel olacak şekilde direğe göre bir miktar çıkıntılı olmasına rağmen bu

noktaya ulaşabildiği, aynı şekilde direkte korkuluk olması halinde de bu engeli

kolaylıkla aşabileceği kanaatindeyim. Bu anlamda korkuluğun direğe çıkılmasını

tek başına önlemeye yeter olmadığı, merhumun direğe çıkmasını engellemeyeceğini

dikkate alarak, olayın meydana gelmesinde bir illiyet bağının olmadığı

kanaatindeyim.

SONUÇ

VE KANAAT

Merhum H.U.’nun G… A.Ş.’ye

ait direğe çıkması ve elektrik enerjisine maruz kalarak yaşamını yitirmesi ile

sonuçlanan olayda; davalı şirkete ait ENH direğinin tüm uygulamalarda olduğu

gibi proje müellifince mevcut teknik şartnameler ve yasal zorunluluklar dikkate

alınarak yapılan ve idarece onaylanan proje doğrultusunda yapıldığı, direğin

ilk günkü hali ile mevcut olduğu, merhumun kendi isteği ile enerji olan direğe

çıktığı ve müessif olayın meydana geldiği görülmektedir. Bu nedenle olaya konu

direğin mevcut halinin şartnamelere ve yönetmeliklere uygun olduğu, olayın meydana

gelmesiyle teknik anlamda bir illiyet bağının söz konusu olmadığı

(kanaatindeyim).”

20. Aynı raporda söz konusu elektrik

direğinin üzerinde “ölüm tehlikesi” uyarı yazısı olan bir levhanın bulunduğu,

söz konusu levhanın eskimiş olmakla birlikte üzerindeki yazının dikkat çekecek

şekilde okunabilir ve görünür hâlde olduğu da tespit bölümünde yer verilen

fotoğraflara ilişkin açıklamalar hanesinde belirtilmiştir.

21. Olay yerinde yapılan keşif

sırasında davalı tanıkları da dinlenilmiş olup adı geçenlerin ifadelerinde

özetle “olay yerine yapılan ihbar üzerine

geldiklerinde, öleni elektrik direğinde gördüklerini, yanında ‘yan keski’ diye

tabir edilen bir alet olduğunu, direkte ölenin keski ile kesmeye çalıştığını

düşündükleri telden başka herhangi bir kesik veya sarkık bir tel olmadığını”

bildirdikleri anlaşılmaktadır.

22. Keşif mahallinde hazır bulunan

başvurucular vekilinin, bilirkişi raporunun hazırlanmasından sonra beyanda

bulunacağını ve dinlenen tanık anlatımlarında aleyhe olan hususları kabul

etmediğini bildirdiği anlaşılmıştır.

23. Söz konusu bilirkişi raporu,

başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup başvurucular, vekilleri aracılığıyla

söz konusu rapora itiraz etmişler ve raporda tespit edilen hususları kabul

etmediklerini bildirmişlerdir.

24. Mahkemece ceza soruşturması

dosyası Cumhuriyet Başsavcılığından getirtilerek incelenmiş ve onaylı suretleri

dava dosyası içeriğine alınmıştır.

25. Mahkemece 26/1/2011 tarihinde

açılan davaya ilişkin olarak 18/3/2011 tarihinde duruşmalı inceleme yapılmaya

başlanan yargılamanın, altı duruşma sonunda 28/12/2011 tarihinde bitirildiği,

başvurucular vekilinin 6/5/2011 tarihinde yapılan duruşmada cevap dilekçesini

inceleyip beyanda bulunmak için süre istediği, 15/6/2011 tarihinde yapılan

duruşma öncesinde mesleki mazeret bildirerek duruşmanın ertelenmesini istediği,

23/11/2011 tarihinde yapılan duruşmada ise bir hafta önce tebliğ edilen

bilirkişi raporunu inceleyip beyanda bulunmak üzere ek süre talep ettiği

görülmüştür.

26. Mahkeme 28/12/2011 tarihli ve K.2011/1036

sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“Menderes Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/3734 soruşturma numaralı

dosyasının bir sureti incelenmek üzere dosyamıza celp edilmiştir.

24/10/2011

tarihinde olay yerinde keşif icra edilmiş, teknik bilirkişi Ş.B.’nin 14/10/2011 havale tarihli raporunda, merhum H.U.’nun yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan olayda, davalı

şirkete ait elektrik direğinin mevcut halinin, şartnamelere ve yönetmeliklere

uygun olduğu, olayın meydana gelmesi ile teknik anlamda bir illiyet bağının söz

konusu olmadığı beyan edilmiştir.

Yapılan

yargılamaya ve toplanan delillere göre; davacıların murisi H.U.’nun 22/12/2010 günü Menderes yolu eski benzinlik

yakınındaki elektrik direğine çıkıp yan keski ile 0,8 bakır iletkenini kesmek

isterken, elektriğe çarpılıp direk üzerinde asılı kaldığı ve bu şekilde vefat

ettiği, Menderes Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan hazırlık soruşturması

sonunda olayın meydana gelmesinde ölenin kendi ihmali dışında herhangi bir

şahsın kusur ve etkisinin bulunmadığı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına

karar verildiği, 10/10/2011 tarihli Ş.B. imzalı bilirkişi raporuna göre de,

davalı şirkete ait elektrik direğinin yasal zorunluluklara ve şartlara uygun olduğu

ve ilk günkü haliyle mevcut olduğu, muris H.U.’nun

kendi isteği ile elektrik direğine çıktığı, olayda davalı kurumun herhangi bir

kusur ve ihmalinin bulunmadığı anlaşıldığından, davanın reddine (karar

verilmiştir).”

27. Başvurucuların temyizi üzerine

anılan karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin (Daire) 7/11/2012 tarihli ilamı ile

onanmış olup gerekçesi şöyledir:

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici

sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine

göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna

uygun olan hükmün (ONANMASINA).”

28. Başvurucuların onama kararına

karşı karar düzeltme talepleri de aynı Dairenin 16/5/2013 tarihli ilamıyla

reddedilmiştir.

29. Bu karar, başvuruculara 28/6/2013

tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular yasal süresi içinde 26/7/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

30. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı

Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinde sorumluluğu

genel olarak belirleyen 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı

gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka

aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu

zararı gidermekle yükümlüdür.”

31. 6098 sayılı Kanun’un haksız

fiillerden doğan borç ilişkilerinde kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince yapı

malikinin sorumluluğunu belirleyen 69. maddesi şöyledir:

“ Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki,

bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan

zararı gidermekle yükümlüdür.

İntifa ve oturma hakkı sahipleri de, binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan,

malikle birlikte müteselsilen sorumludurlar.

Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı sorumlu olan diğer

kişilere rücu hakkı saklıdır.”

32. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden

doğan borç ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi

şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt

etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı

şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine

ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

33. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların

idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka

suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden

itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 1/12/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 26/7/2013 tarihli ve 2013/5860

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

35. Başvurucular birinci derece

akrabaları olan kişinin ölümü ile ilgili tazminat davasında, taleplerine

hükmedilebilmesi için davalının kusurlu olmasının gerekmediğini ve olayda

davalının kusursuz sorumluluğu bulunduğunun göz ardı edildiğini, söz konusu

olan kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince kamu hizmeti veren ve elektrik

dağıtımı yapan şirketin sorumluluğunun bulunduğunu, anılan şirketin

sorumluluktan kurtuluş kanıtı getirme imkânının bulunmadığını, bunun tek

istisnasının “Tüm emniyet tedbirleri alınmış olsaydı dahi fiil

gerçekleşecekti.” denilebilecek nitelikteki olaylar olduğunu, somut olayda ise

söz konusu demir elektrik direğinin çevresinde emniyet tedbirlerinin

alınmadığını, elektrik direğinin faal olmasına rağmen metruk izlenimi

verdiğini, bu nedenle davalı şirketin alınması gerekli tüm emniyet tedbirlerini

almamasına rağmen Mahkemece, yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilmesi

suretiyle kusur durumunda yanılgıya düşülerek davanın reddine karar

verildiğini, Mahkeme ve Daire kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu ve olayın

sadece “kusur sorumluluğu” yönünden değerlendirildiğini belirterek Anayasa'nın

17. maddesinde güvence altına alınan yaşam ve 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yargılamanın

yeniden yapılması ile tazminata karar verilmesi taleplerinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

36. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucuların iddialarının özü, yakınlarının ölümü ile sonuçlanan olaya

ilişkin olarak açtıkları tazminat davasının etkili yürütülmediğine ilişkindir.

Bu nedenle başvurucuların iddiaları, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınan yaşam hakkı ile ilişkili görülerek değerlendirmenin anılan madde

kapsamında yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

37. Bakanlık görüşünde öncelikle

başvuruya konu olayda şikâyetlerin Anayasa’nın 17.,36. ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 2. ve 6. maddeleri kapsamında incelenmesinin ve bu

incelemede de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) konuya ilişkin

içtihatlarının dikkate alınmasının yararlı olacağının değerlendirildiği belirtilmiş;

başvurucuların yaşam haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açısından

başvurunun kabul edilebilirliği bakımından bir değerlendirmede bulunularak

etkili soruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğünün maddi yükümlülükten ayrı

ve bağımsız bir yükümlülük hâline geldiği ancak AİHM’in,

Sözleşme’nin 2. maddesi bakımından usul yükümlülüğüne uygunluğunu inceleme

konusundaki zaman bakımından yetkisinin sınırsız olmadığı, bu kapsamda somut

başvuruya konu olayın 22/12/2010 tarihinde gerçekleştiği, bu nedenle başvurunun

zaman bakımından kabul edilebilir olup olmadığı hususunda bir değerlendirme

yapılması gerektiği, ayrıca başvurucular Halis Aktan Uçar ve Yağmur Uçar’ın

Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tazminat davası açmadıkları,

dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm

başvuru yollarını tüketmedikleri belirtilerek bu başvurucular için başvuru

yollarının tüketilmediği ifade edilmiştir.

38. Bakanlık görüşünde yaşam hakkının

ihlal edildiği iddiasının esas bakımından değerlendirilmesinde ise yine AİHM

içtihatlarına dayanılarak Sözleşme’nin 2. maddesinin ilk cümlesinin devlete

yalnızca kasti ve hukuka aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil,

aynı zamanda egemenlik yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak

için gerekli tedbirleri almalarına dair pozitif yükümlülük de yüklediği ancak

anılan madde kapsamında yetkililerin pozitif yükümlülüklerinin mutlak/koşulsuz

olmadığı, yaşama yönelik varsayılan her tehdidin yetkilileri, riski önlemek

için özel önlemler almaya zorlamayacağı, özel önlemler alma yönündeki görevin,

sadece yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri

ya da bilmeleri gerektiği ve bunun da yetkililerin durum üzerinde belirli

derecede hâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkacağı

hatırlatılmaktadır.

39. Bakanlık görüşünde ayrıca somut

olaya ilişkin olarak müteveffa H.U.nun 15/4/1975

doğumlu olup olay tarihi itibarıyla 35 yaşında olduğu, akli dengesinin yerinde

olmadığına ilişkin belge olmadığı gibi bu yönde bir iddia da bulunmadığı, H.U.nun işçi olarak çalışmasının yanında boş zamanlarında

çöp toplayarak geçimini sağladığı, olay günü elektrik direğine çıkarak bakır

teli kesmek istediği sırada elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdiği,

Mahkemece yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporunda “ölüm tehlikesi” uyarı

levhasının okunabilir ve görünür olduğu ancak korkuluk bulunmadığının belirtildiği,

aynı raporda korkuluk olmamasının olayın yaşanmasında etkili olmadığının da

bildirildiği; başvurucuların, genel olarak davalı şirketin kusursuz sorumluluk

ilkeleri çerçevesinde sorumlu olduğunu belirtip devlete atfedilecek bir

kusurdan bahsetmedikleri; müteveffanın yaşı, ruhsal durumu ve olayın oluş şekli

dikkate alındığında olayın insanın öngörülemez davranışı neticesinde

gerçekleştiğinin görüldüğü ve müteveffanın ani gelişen bir süreçte bakır teli

kesmek için elektrik direğine çıkması sonucunda olayın meydana gelmesi

nedeniyle yetkililerin, yaşam hakkına yönelik bir riskin bulunduğunu

bilmelerinin mümkün olmadığının değerlendirildiği ifade edilmiştir.

40. Bakanlık görüşünde, yaşam

hakkının ihlal edildiği iddiasının usul bakımından yapılan değerlendirmesinde

devletin yaşam hakkı kapsamındaki soruşturma açma yükümlülüğünün, başvuruculara

üçüncü taraflara adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı

veya tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da bir ceza kararıyla sonuçlandırma

yükümlülüğü verdiği anlamına gelmediği; mağdurlara hukuki, idari hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasının yeterli olabileceği, bu

durumda da AİHM’in görevinin, ulusal mahkemelerin

kullanılan yargı sisteminin caydırıcı etkisinin ve yaşam hakkı ihlallerinin

önlenmesinde bu sistemin oynaması gereken rolün zayıflatılmaması için karara

varırken Sözleşme’nin 2. maddesi ile öngörülen dikkatli inceleme şartını yerine

getirip getirmediğini ya da ne kadar getirdiğini belirlemekten ibaret olduğu

belirtilmiş, bu kapsamda somut olayda yapılan işlemler tek tek sıralanmış ve

yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiği iddialarının

değerlendirilmesindeki takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade

edilmiştir.

41. Ayrıca Bakanlık görüşünde

başvurucuların elektrik dağıtım şirketi aleyhine açtıkları tazminat davasının,

tazminata karar verilmesini gerektiren kusurunun tespitinde yanılgıya düşülmesi

suretiyle karar verilmesi ve gerekçelendirilmemesine yönelik şikâyetlerinin,

adil yargılanma hakkının alt unsuru olan “gerekçe hakkı”na

ilişkin olduğu, somut olayda Bakanlık tarafından, başvurucuların bu

şikâyetlerine benzer içerikteki başka başvurular hakkında sunulan görüşlerden

farklı bir durumun bulunmadığı, bu nedenle başvurunun bu kısmına ilişkin olarak

görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.

42. Başvurucular Bakanlığın görüşüne

karşı sundukları cevaplarında Anayasa Mahkemesinin 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

incelediğini, bu nedenle başvurularının zaman bakımından kabul edilemez

olduğuna ilişkin görüşün yerinde olmadığını, yine başvurucular Halis Aktan Uçar

ve Yağmur Uçar’ın reşit olmamalarından dolayı anneleri başvurucu Perihan

Uçar’ın adı geçenlere velayeten Mahkeme nezdinde

tazminat davası açtığını, bu durumun da söz konusu dava dilekçesi içeriğinden

tespit edilebildiğini, bu nedenle başvuru yollarının tüketilmemesinin de söz

konusu olmadığını belirtmişlerdir.

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin

bireysel başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının

doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir

başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları

tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru

konusu olayda başvurucular; ölen kişinin sırasıyla annesi, babası, eşi ve

çocuklarıdır. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

44. Bakanlık görüşünde başvurucular

Halis Aktan Uçar ve Yağmur Uçar’ın Mahkeme nezdinde tazminat davası açmayarak

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için tüm başvuru yollarını

tüketmedikleri ifade edilmiş ise de söz konusu dava dosyasının incelenmesi

neticesinde başvurucu Perihan Uçar’ın adı geçenler adına velayeten

tazminat davası açtığı anlaşıldığından başvuru yollarının tüketilmesi yönünden

bir eksikliğin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

45. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî

ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

46. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

47. Devletin, Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında negatif bir yükümlülük

olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı

olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki

alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek

diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek

risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

48. Anayasa Mahkemesinin, yaşam hakkı

kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği

temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında

gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm

imkânları kullanarak bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı

tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka

yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve

yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun

veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet

bakımından geçerlidir. Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi göz önüne alındığında pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine

aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 52, 53).

49. Ayrıca usul yükümlülüğünün bir

olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün

ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem

kurma" yönündeki pozitif yükümlülük, her olayda mutlaka ceza davası

açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 55, 59).

50. Bununla birlikte ölüm olayını

aydınlatmak üzerine yürütülen ceza soruşturmaları ile mağdurların kendi

öncelikleri ile hukuk veya idare mahkemesinde açtıkları dava yollarının sadece

hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada fiilen de etkili

olması ve başvurulan makamın, ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip

bulunması gereklidir. Ancak bir hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam

etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme

ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesi hâlinde başvuru yolunun

etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir

Canan, § 26; Filiz Aka,

B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).

51. Yürütülecek soruşturmalarda makul

bir hızda gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur.

Elbette bazı özel durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine

engel olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve

devamında yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı hareket etmeleri, yaşanan

olayların daha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun

üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü

gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi

açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz

Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014,§ 96; Filiz Aka, § 29).

52. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlığı koruma hakkı kapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı

sıra hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak

tazminat davalarının da makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine

getirmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin

yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede

derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde

yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet; yürürlükteki

yargı sisteminin, daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin

önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,

16/7/2014, § 110; Filiz Aka, §

33).

53. Somut olayda başvurucular,

yakınlarının ölümüne devletin bir görevlisinin neden olduğunu ileri sürmemiş,

devlete atfedilecek bir kusurdan bahsetmemiş, yakınlarının yaşamına yönelik

olarak devletin yetkili makamlarınca bilinen ya da bilinmesi gereken gerçek ve

yakın bir tehdidin bulunduğuna; devletin, yakınlarının maddi ve manevi

varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlü

olmasına rağmen yaşamını korumak için fiili tedbirler almadığına ilişkin bir

iddiada da bulunmamışlardır.

54. Somut olayda başvurucular, olay

hakkında yapılan ceza soruşturmasına şikâyetçi olarak katılmamışlar ve varsa

sorumlulukları olanların da cezalandırılmalarını talep etmemişlerdir.

Başvurucuların herhangi bir idari eylem nedeniyle zarara uğradıklarını ileri

sürerek olaydan dolayı ilgili idareye başvurup haklarının yerine getirilmesini

istemedikleri de görülmüştür.

55. Somut olayda müteveffanın yaşı,

ruhsal durumu ve olayın oluş şekli dikkate alındığında olayın, müteveffanın

öngörülemez davranışı neticesinde gerçekleştiğinin açıkça görüldüğü ve

müteveffanın ani gelişen kasıtla elektrik direğine çıkması sonucunda ölüm

olayının meydana geldiği, dolayısıyla yetkililerin yaşam hakkına yönelik bir

riskin bulunduğunu bilmelerinin ya da bilmeleri gerektiğinin söylenebilmesinin

mümkün olmadığı, aksinin kabulünün yetkililer üzerinde aşırı yük oluşturacak

bir yorum olacağı aşikârdır.

56. Başvurucuların şikâyeti, sadece

yakınlarının ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkin olarak olayda ihmali olduğunu

ileri sürdükleri şirket aleyhine açtıkları davayla sınırlıdır. Somut olayın

kendine özgü koşulları dikkate alındığında başvuruya konu davanın,

başvurucuların yaşam haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkin hak ihlalini

karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim sunabilme bakımından yeterli

bir telafi sağlayabildiğine şüphe bulunmamaktadır. Zira davaya bakmakla yetkili

Mahkemenin, ihlal iddiasının özünü ele alıp inceleyebilme yetkisine sahip

olduğu ve verebileceği bir tazminat kararının, ihlal için uygun bir giderim

imkânı sağladığı görülmektedir.

57. Bu itibarla başvuruya konu olay,

devletin yaşam hakkına ilişkin pozitif yükümlülüğü kapsamındaki “etkili

yargısal sistem kurma”ya ilişkin usul yükümlülüğüne

bağlı olarak incelenmiştir. Anayasa Mahkemesinin bu tür olaylara ilişkin

başvurulara yönelik inceleme görevi, kullanılan yargı sisteminin yaşam hakkı

ihlallerinin önlenmesinde bu sistemin oynaması gereken rolün zayıflatılmaması

için mahkemelerin karara varırken Anayasa’nın 17. maddesi ile öngörülen

derinlikli ve özenli inceleme şartını yerine getirip getirmediğini ya da ne

ölçüde getirdiğini belirlemekten ibarettir.

58. Somut olayda başvurucuların bu

kapsamda değerlendirilen şikâyetlerinde yakınlarının ölümünden sorumlu olduğunu

düşündükleri şirket aleyhine açtıkları tazminat davasında, yetersiz bilirkişi

raporu dayanak yapılmak suretiyle hukuka aykırı bir karar verilip bu tür

olaylarda söz konusu olan “sorumluluğa” ilişkin hukuk kurallarının

uygulanmasında yanılgıya düşüldüğünü ve Derece Mahkemesi kararların gerekçeden

yoksun olduğunu ileri sürdükleri görülmüştür.

59. Somut tazminat davası bu bağlamda

incelendiğinde (bkz. §§ 18-28) yargılama sürecine dâhil olan bilirkişi ve

hâkimlerin bağımsız ya da tarafsız olmadığını gösteren herhangi bir bulguya

rastlanmadığı, yargılamanın kanun yolu incelemesi de dâhil tüm aşamalarında

yeterli hız ve özende yapılıp makul bir sürede sonlandırıldığı, duruşmaların

belirli tarih aralıklarıyla ve düzenli bir şekilde yapıldığı, ceza soruşturması

dosyasının ilgili Cumhuriyet Başsavcılığından getirtilip incelendiği, ölüm

olayı ve dava konusu yapılan hususlara ilişkin yeterli uzmanlığı bulunan

bilirkişi refakatinde mahallinde keşif yapıldığı, olayın tanıklarının

mahallinde ve bu keşif sırasında dinlendiği, sonrasında bilirkişiden olaya ve

tarafların sorumluluklarına ilişkin ayrıntılı ve kapsamlı bir rapor alınması

suretiyle ölüm olayıyla bağlantılı tüm delillerin toplandığı, bir avukat

tarafından temsil edilen başvurucuların meşru çıkarlarının korunması için söz

konusu davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlandığı, bu

bağlamda başvurucuların vekilleri aracılığıyla duruşmalarda temsil

edilebildikleri, dava dosyasına bilgi ve belge sunabildikleri, toplanan

delillerden haberdar edildikleri ve bunlardan aleyhlerine olduğunu

düşündüklerine itiraz edebildikleri görülmüştür.

60. Ayrıca Mahkeme, davayı

reddetmesine ilişkin gerekçesinde olayla ilgili olarak topladığı tüm delillere

dayanarak başvurucuların ve karşı tarafın ileri sürdükleri bütün hususları

değerlendirmiş ve olayda davalı şirketin sorumluluğunun incelenmesini

gerektirecek bir durumun bulunmadığını takdir ettiğini bildirmiştir. Bu karar

Yargıtay tarafından Mahkemenin dayandığı deliller,

kanuni gerektirici sebepler ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik

görülmediği gerekçesiyle onanmıştır. Kanun yolu incelemesi yapan merciin,

yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi

kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş

olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi,

B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57). Bunun sonucunda söz konusu kararların

başvurucular tarafından ileri sürüldüğü gibi gerekçeden yoksun olduğunu

söyleyebilmek mümkün değildir.

61. Bu nedenle Anayasa’nın 17.

maddesi ile güvence altına alınan devletin pozitif yükümlülüğü kapsamındaki

usul yükümlülüğüne bağlı olarak yapılan inceleme sonucunda başvuruya konu ölüm

olayına ilişkin yargılamada, Derece Mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin

öngördüğü derinlikte ve özenli bir inceleme yapma şartını yerine getirmedikleri

yönünde herhangi bir eksiklik saptanmayıp başvuruda bir ihlalin olmadığının

açık olduğu anlaşıldığından başvurunun

açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa’nın

17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkı kapsamındaki etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama

giderinin tahsilinin başvurucuların mağduriyetine sebep olacağı anlaşıldığından

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin

(2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucuların yargılama giderini ödemekten

tamamen MUAF TUTULMALARINA

1/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Nahit GEZGİN Başvurucu : 1. Perihan UÇAR 2. Halis UÇAR 3. Güler UÇAR 4. Halis Aktan UÇAR 5. Yağmur UÇAR Vekili : Av. Yüksel SİPAHİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5860, 1 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. F-
  8. Değerlendirme
  9. Sonuç
  10. Ve Kanaat
  11. B. İlgili Hukuk
  12. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucuların İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Anayasa’nın
  16. B. Yargılama
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5860
Tarih
1 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Turan Günana Başvurusu (B. No: 2013/5545)
  • Cem Öğün ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5009)
  • Mehmet Emin Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/3928)
  • Mehmet Seyfi Oktay Başvurusu (B. No: 2013/6367)
  • Ahmet Hakan Akfırat Başvurusu (B. No: 2013/7239)
  • Burak Candeğer Başvurusu (B. No: 2013/9139)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.