İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Burak Candeğer Başvurusu (B. No: 2013/9139)

1. Başvuru; yargılama sürecinde taleplerinin dikkate alınmaması,

Başvuru No2013/9139Tarih15 Aralık 2015Okuma22 dk · 4.407 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Burak Candeğer Başvurusu

Karar tarihi
15 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/9139
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.407 kelime·22 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yargılama sürecinde taleplerinin dikkate alınmaması,

kanuni tutukluluk süresinin aşılması ve tutukluluğun makul süreyi aşması

nedenleriyle Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı ile 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, Silivri (7) No.lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan

gönderilen 10/12/2013 tarihli dilekçe ile yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 21/3/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4.

Bölüm Başkanı tarafından 16/9/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5.

Bakanlık tarafından 12/10/2015 tarihinde sunulan görüş yazısı, başvurucuya

3/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

6.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 9/11/2015 tarihinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8.

Başvurucu, Eyüp 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 21/2/2008 tarihli ve 2008/63 Sorgu

sayılı kararı ile “kasten insan öldürme ve silahla yağma” suçlarından

tutuklanmıştır. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“... suçun vasıf ve mahiyeti, işleniş şekli,

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular ve tutuklama nedeni olarak

gösterilen sebeplerin varlığı işin önemi ve ölçülü olması, adli kontrol

müessesesinin yetersiz kalacağı nedeniyle eyleminin gerektirdiği ceza miktarı

nazara alınarak ...”

9.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 11/4/2008 tarihli ve E.2008/17450 sayılı

iddianamesiyle başvurucunun “kasten

insan öldürme, nitelikli yağma ve ruhsatsız silah taşıma” suçlarını işlediğinden bahisle

cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası

açılmıştır.

10.

Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/9/2010 tarihli ve E.2008/317, K.2010/336

sayılı kararıyla başvurucunun “kasten insan öldürme, hırsızlık ve ruhsatsız

silah taşıma” suçlarından

mahkûmiyetine karar verilmiştir. Mahkemece, hüküm ile birlikte başvurucunun

tutukluluğunun devamına da karar verilmiştir.

11.

Anılan mahkûmiyet kararı, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin 13/12/2011 tarihli E.2011/3948, K.2011/7805 sayılı ilamıyla

bozulmuştur.

12. Bozma

sonrasında başvurucunun yargılanmasına Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2012/51 sayılı dosyası üzerinden devam edilmiştir. Mahkemenin 8/10/2013

tarihli ve E.2012/51, K.2013/340 sayılı kararıyla başvurucunun “kasten insan

öldürme” suçundan müebbet hapis, “hırsızlık” suçundan 4 yıl 2 ay hapis ve

“ruhsatsız silah taşıma” suçundan

1 yıl 8 ay hapis ve 1.000 TL adli para cezaları ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Mahkemece, hüküm ile birlikte başvurucunun “aldığı ceza miktarına

göre” tutukluluğunun devamına da karar verilmiştir.

13.

Anılan karar başvurucuya duruşmada tefhim edilmiştir.

14.

Başvurucu 10/12/2013 tarihinde süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15.

Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 8/10/2013 tarihli mahkûmiyet kararının

temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 22/9/2014 tarihli ve E.2014/2348,

K.2014/4045 sayılı ilamıyla başvurucu hakkında “kasten insan öldürme ve

ruhsatsız silah taşıma” suçlarından kurulan hükümlerin onanmasına, “hırsızlık”

suçundan kurulan hükmün ise bozulmasına karar verilmiştir.

16.

Başvurucu hakkında verilen kararın bozulan kısmına ilişkin yargılamaya Bakırköy

12. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/338 sayılı dosyası üzerinden devam edilmiş,

22/10/2014 tarihinde yapılan tensip incelemesinde başvurucunun “yağma” suçundan tahliyesine, Mahkemenin

28/4/2015 tarihli ve E.2014/338, K.2015/124 sayılı kararı ile “yağma” suçundan

10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

17.

Dava, inceleme tarihi itibarıyla “yağma” suçu yönünden temyiz aşamasındadır.

B. İlgili Hukuk

18.

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli hâller” kenar başlıklı 82.

maddesi şöyledir:

“Kasten öldürme

suçunun;

...

h) Bir suçu gizlemek,

delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da

yakalanmamak amacıyla,

...

İşlenmesi halinde,

kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.”

19.

5237 sayılı Kanun’un “Nitelikli yağma” kenar

başlıklı 149. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yağma suçunun;

a) Silahla,

...

e) Beden veya ruh

bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

...

h) Gece vaktinde,

İşlenmesi halinde,

fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis

cezasına hükmolunur.”

20.

10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler

Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla

bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında

bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî para cezasına

hükmolunur.”

21.

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tutuklama nedenleri” kenar başlıklı 100.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki

hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya

sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular

varsa.

b) Şüpheli veya

sanığın davranışları;

1. Delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki

suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,

tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli

ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

...

7. (Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.)

Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

...”

22.

5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama kararı”

kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka

gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten

hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir.”

23.

5271 sayılı Kanun’un “Tutuklulukta geçecek

süre” kenar başlıklı 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24.

Mahkemenin 15/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun

10/12/2013 tarihli ve 2013/9139 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25.

Başvurucu; yargılama sırasında önemli hususlara ilişkin taleplerinin Mahkemece

dikkate alınmadığını, bu nedenle adil yargılanmadığını, uzun bir süredir

tutuklu olduğunu, kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin aşıldığını, yapmış

olduğu tahliye taleplerinin yeterince incelenmediğini belirterek kişi hürriyeti

ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş;

tahliye ve tazminat talebinde bulunmuştur.

26.

Başvurucu, Anayasa Mahkemesine gönderdiği 26/1/2015 ve 23/2/2015 tarihli

dilekçelerinde Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/51 sayılı dosyasında

adil bir yargılanma yapılmadan verilen kararın Yargıtay tarafından onandığını

ve yargılamanın yenilenmesi için yaptığı taleplerin reddedildiğini belirterek

bu durumun, bireysel başvurusuna konu adil yargılanma hakkı ihlali şikâyetinde

dikkate alınmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

27.

Başvurucu, Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 8/10/2013 tarihli nihai

kararının verilmesi üzerine yasal süresi içinde Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmak için anılan Mahkemeye sunduğu bireysel başvuru dilekçesinin

Anayasa Mahkemesine gönderilmediğini, bu nedenle bireysel başvurusunu mektup

ile yapmak zorunda kaldığını belirterek İlk Derece Mahkemesinin 5/11/2013

tarihli kararını sunmuştur.

28.

Başvurucunun bu beyanı üzerine UYAP sistemi üzerinde başvuruya konu Derece

Mahkemesi dosyasının incelenmesi neticesinde başvurucunun bulunduğu Cezaevinden

Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla Anayasa Mahkemesine gönderilmek

üzere verdiği 1/11/2013 tarihli dilekçesinde, tutukluluk süresi konusunda hak

ihlali yapıldığını belirterek mağduriyetinin giderilmesi talebinde bulunduğu,

Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/11/2013 tarihli kararıyla talebin reddine

karar verdiği görülmüştür. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkememizin

2012/51 esas,2013/340 karar sayılı dosyasında sanık Burak Candeğer

Ceza İnfaz Kurumu aracılığı ile gönderdiği 01/11/2013 tarihli (05/11/2013

havale tarihli) dilekçesinde; tutukluluk süresinin CMK.nun

102. maddesinde belirtilen üst sınırı aştığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine

başvuru dilekçesi göndermiş olmakla, dosya incelendi.

GEREĞİ

DÜŞÜNÜLDÜ

Bozmaya

uyularak yapılan yargılamada esas hakkında karar verilmiş olup, sanık ve diğer

sanıklarca temyiz edildiği, ayrıca sanık Burak yönünden resen temyize tabi

olarak verilmiş dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi için tebligat eksikliklerinin

beklendiği, kararın kesinleşmediği anlaşıldığından Anayasa’nın 148. maddesine

5982 Sayılı Yasanın 18. maddesi ile eklenen 2. ve 3. fıkraları uyarınca TALEBİN

REDDİNE,

Dilekçenin

temyiz aşamasında değerlendirilmek üzere dosyanın Yargıtay’a gönderilmesine, [karar

verilmiştir.]”

29.

Buna göre başvurucunun 1/11/2013 tarihli bireysel başvuru talebinin Anayasa

Mahkemesine ulaştırılmamasında kendisine atfedilebilir bir kusurun olmadığı ve

bu nedenle başvuruda süre aşımı bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

30.

Başvurucunun, uzun bir süredir tutuklu olduğu, kanunda öngörülen azami

tutukluluk süresinin aşıldığı ve yapmış olduğu tahliye taleplerinin yeterince

incelenmediği yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, yargılama sırasında önemli hususlara ilişkin

taleplerinin Mahkemece dikkate alınmadığı yönündeki şikâyetinin ise Anayasa’nın

36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi

gerekmektedir.

31.

Öte yandan başvuruya konu yargılamada “yağma” suçu yönünden yargılama kesin

hükümle sonuçlanmamış olmakla birlikte başvurucunun 26/1/2015 ve 23/2/2015

tarihli dilekçeleri dikkate alındığında anılan dilekçelerde belirtilen

şikâyetlerin, kesinleşen “kasten insan öldürme ve ruhsatsız silah taşıma”

suçlarına ait yargılamaya ilişkin olduğu anlaşılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Başvuru Yollarının Tüketilmesi Ön Sorunu Hakkında

32. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrasının son cümlesi şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır."

33.

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru

hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem

ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

34.

Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru

“ikincil nitelikte bir kanun yolu”

olup bu yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.

35.

Diğer yandan başvuru yollarının tüketilmiş olmasına dair usul kuralı

yorumlanırken kişilerin mahkemeye erişim hakkına zarar verecek bir yorumun

benimsenmesinden kaçınılmalıdır.

36.

Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için usule ilişkin belli şartların

öngörülmesinin doğrudan mahkemeye erişim hakkının ihlaline yol açacağı

söylenemez. Yine de mahkemelerin usul kurallarını

uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine zarar verecek kadar katı

şekilcilikten, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına

neden olacak kadar aşırı esneklikten kaçınmaları gereklidir. Usul kurallarının,

hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi

sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine davaların, yetkili bir

mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmesi

durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Abdullah Akyüz, B. No: 2013/9352,

2/7/2015, § 30)

37.

Somut olayda başvurucunun, Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 8/10/2013

tarihli nihai kararına karşı temyiz yoluna başvurduğu, temyiz sonucunu

beklemeden Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

38.

Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında başvurucunun, başvuru tarihi itibarıyla

başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmakta ise de

bireysel başvuru sürecinde söz konusu hükmün “kasten insan öldürme ve ruhsatsız

silah taşıma” suçları yönünden Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından 22/9/2014

tarihinde onanarak kesinleştiği, somut olayın koşullarında başvuru yollarının

tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

ii. Şikâyetin

Değerlendirilmesi

39.

Başvurucu, yargılama sırasında önemli hususlara ilişkin taleplerinin Mahkemece

dikkate alınmadığını ileri sürmüştür.

40.

Bakanlık görüşünde Anayasa Mahkemesinin ve AİHM’in

benzer kararlarına atıf yapılarak mutlak olmayan mahkemeye erişim hakkına

ilişkin sınırlamaların kanuni olması; hakkı, özünü zedeleyecek şekilde

kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu

üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerektiği; somut olayda başvurucunun Derece

Mahkemesi aracılığıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu,

Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/11/2013 tarihli kararı ile talebin

reddine karar verilerek başvurunun Anayasa Mahkemesine gönderilmediği

belirtilmiştir.

41.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında Mahkemenin, taleplerini

incelemediğini ve cevapsız bıraktığını iddia etmiştir.

42.

6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu

olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §

19).

43.

Başvurucunun; kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini

ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal

gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem

veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru

dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da

ihmaline ilişkin olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal

edildiği ve buna ilişkin gerekçelerle deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, § 20).

44.

Yukarıda belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesi,

başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez

bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı konusunda Anayasa Mahkemesinin

ikna edilmesi, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların niteliğine

bağlıdır. Başvurucunun öncelikle başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı

verilmesini önlemek için başvuru formu ve eklerinde iddialarını destekleyici

belgeleri sunması, kamu gücünün ihlale neden olduğunu iddia ettiği hak ve

özgürlüklere ilişkin gerekli açıklamaları yapması zorunludur (Veli Özdemir, § 23).

45.

Somut olayda başvurucu; başvuru formu ve eklerinde yargılanması sırasında

Mahkemeye yaptığı hangi talebin dikkate alınmadığı, taleplerinin dikkate

alınmaması sonucunda hangi temel hak ve özgürlüğünün ne şekilde ihlal edildiği

hususlarında herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Başvurucunun anılan

şikâyetine ilişkin iddianın konusunu belirtir şekilde somut bilgi, belge ve

kanıt bulunmamaktadır. Bu itibarla başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgili

deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal

edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını

kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen başvurucu tarafından bu

yükümlülük yerine getirilmemiştir.

46.

Açıklanan nedenlerle ileri sürülen ihlal iddialarının başvurucu tarafından

kanıtlanamamış olması nedeniyle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

47.

Öte yandan başvurucunun bireysel başvuru formunda dile getirmediği, adil bir

yargılanma yapılmadan verilen kararın Yargıtay tarafından onandığı ve

yargılamanın yenilenmesi için yaptığı taleplerin reddedildiği şikâyetlerini

26/1/2015 ve 23/2/2015 tarihli ek beyan dilekçeleriyle ve yeni bir başvuru

yapmaksızın ve harç ödemeksizin öne sürdüğü anlaşıldığından bu şikâyetler

yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır. Aksinin kabulü hâlinde bir kez

bireysel başvuru yapıldıktan sonra başvuru sonlandırılıncaya kadar başvuru

dosyasına her türlü hak taleplerinin sunulması kaçınılamaz olur ve bireysel

başvuru için öngörülen usul kurallarını anlamsız hâle gelir (Ümüt Demir, B. No: 2012/1000, 18/9/2014, §

31).

b. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

i. Kanuni Tutukluluk Süresinin Aşıldığına İlişkin İddia

48.

Başvurucu kanuni tutukluluk süresinin aşıldığını ileri sürmüştür.

49.

Bakanlık görüşünde başvurucunun bu iddialarına ilişkin bir açıklamada

bulunulmamıştır.

50.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, anılan şikâyetine ilişkin ek

bir açıklamada bulunmamıştır.

51.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü

fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak

Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin

varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

52.

Anayasa’da yer alan kurallara benzer şekilde Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında herkesin

özgürlük ve güvenlik hakkına sahip olduğu, anılan fıkranın (a) ve (f)

bentlerinde belirtilen hâller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan

hiç kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı belirtilmiştir (Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912,

6/3/2014, § 42).

53.

Başvurucunun kanuni tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetinin

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi

gerekir.

54.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.”

55.

Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin,

özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların

Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet’in

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.

Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü,

Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine

ilişkin kural ile uyumludur (Murat Narman, §

43).

56.

Kişi hürriyetine ilişkin sınırlamaların kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece

mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler, esas ve usule ilişkin

hukuk kurallarına uymakla yükümlüdür. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı kişileri

keyfî şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak olup maddede

öngörülen istisnai hâllerde kişi hürriyetine getirilecek sınırlamaların

maddenin amacına uygun olması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının

kanunda gösterilmesi kuralı gereğince başvurucunun tutukluluk durumunun

“kanuni” dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun hürriyetten yoksun kılmaya

izin verdiği hâllerde ise kanunun -hukuk devleti ilkesi gereği- keyfîliği önlemek için uygulanmasında yeterli ölçüde

erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup olmadığının Anayasa Mahkemesince

incelenmesi gerekir (Murat Narman, §

44).

57. 5271

sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin

görevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin

zorunlu hâllerde gerekçe gösterilerek uzatılabileceği ancak uzatma süresinin

toplam üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil

toplam tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §

40).

58. Tutukluluk

süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen

sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi yargılanmakta olduğu davada ilk

derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse bu kişinin hukuki durumu “bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu” olma

kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme

bağlı olarak tutma hâline dönüşmektedir. Nitekim AİHM, mahkûmiyet kararı

sonrası tutulma hâlini tutukluluk olarak nitelendirmemekte ve temyiz aşamasında

geçen süreyi tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır Aynı yaklaşım

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da benimsenmiş ve temyizde geçen sürenin

tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine hükmedilmiştir (Hamit Kaya, § 41). Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler, tutukluluk süresinin

değerlendirmesinde göz önünde bulundurulamaz. Ancak bozma kararı sonrasında

bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derece

mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır (Savaş Çetinkaya, B. No: 2012/1303,

21/11/2013, § 42).

59. Somut

olayda başvurucu 21/2/2008 tarihinde tutuklanmıştır. İlk Derece Mahkemesinin

14/9/2010 tarihinde vermiş olduğu başvurucunun mahkûmiyetine dair karar,

Yargıtay tarafından 13/12/2011 tarihli ilam ile bozulmuştur. İlk Derece

Mahkemesinin bozma sonrası verdiği 8/10/2013 tarihli mahkûmiyet kararı,

Yargıtay tarafından 22/9/2014 tarihli ilam ile “kasten insan öldürme ve

ruhsatsız silah taşıma” suçlarından kurulan hükümler yönünden onanmış;

“hırsızlık” suçundan kurulan hüküm yönünden ise bozulmuştur.

60. Bu

belirlemelere göre başvurucu 21/2/2008-14/9/2010 ve 13/12/2011-8/10/2013

tarihleri arasında “bir suç isnadına bağlı olarak” hürriyetinden yoksun kalmış

iken 14/9/2010-13/12/2011 ve 8/10/2013-22/9/2014 tarihleri arasında “ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak” tutulmuştur. Başvurucunun 22/9/2014 tarihinden sonra hürriyetinden

yoksun kalması ise Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezanın

yerine getirilmesi” kapsamındadır. Başvurucu, bir suç isnadına bağlı

olarak 21/2/2008-14/9/2010 tarihleri arasında 2 yıl 6 ay 23 gün,

13/12/2011-8/10/2013 tarihleri arasında 1 yıl 9 ay 25 gün olmak üzere toplam 3

yıl 15 ay 48 gün süreyle hürriyetinden yoksun bırakılmıştır. Bu itibarla

başvurucunun “bir suç isnadına bağlı olarak”

tutulduğu süre 5 yılı doldurmamıştır.

61. Açıklanan

gerekçelerle başvurucunun kanuni tutukluluk süresinin aşıldığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

62.

Başvurucu; uzun bir süredir tutuklu olduğunu, yapmış olduğu tahliye

taleplerinin yeterince incelenmediğini, tutukluluğun makul süreyi aştığını

ileri sürmüştür. Başvurucunun anılan şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksun

olmayıp başkaca bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

63.

Başvurucu tutukluluğun makul süreyi aştığını ileri sürmüştür.

64.

Bakanlık görüşünde benzer şikâyetlere ilişkin daha önceden yapılan başka

başvurularda, incelemede dikkate alınacak hususlara ilişkin görüş

bildirildiğinden başvurunun bu kısmı yönünden görüş sunulmasına gerek

duyulmadığı belirtmiştir.

65.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında anılan şikâyetine ilişkin ek

bir açıklamada bulunmamıştır.

66.

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

67.

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında

tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma

veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence

altına alınmıştır (Murat Narman, §

60).

68.

Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir ilke çerçevesinde

değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu

sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre

değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen

Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkından daha ağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması durumunda

haklı bulunabilir (Murat Narman, §

61).

69.

Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece

mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini

etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest

bırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya

konulması gerekir (Murat Narman, §

62).

70.

Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının

yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya

değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama

nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse

de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda, tutuklama nedenlerinin

devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp

yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair

olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen

özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte

değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir

(Murat Narman, § 63).

71.

Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip

edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma taleplerine

ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından

yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde

kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Öte

yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde

kuvvetli belirtinin ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke

olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekir (Murat Narman, §§ 64, 65).

72.

Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez

yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığı

durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin

serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).

73.

Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve

tutukluluğun uzatılması kabul edilemez. Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan

gerekçeler gösterilerek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfî olduğunu

söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm

gösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu

çerçevede değerlendirilmemelidir. İtiraz veya temyiz merciinin, itiraz veya

temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardaki gerekçelere katıldığı

durumlarda buna ilişkin kararını ayrıntılı olarak gerekçelendirmemesi, kural

olarak gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkil etmez (Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014,

§§ 70, 71).

74.

Somut olayda, Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2008/317 sayılı dosyası

üzerinden yürütülen yargılamada 25/7/2008 tarihli celsede “... yüklenen suç(un) niteliği, CMK l00 ve 101

maddesindeki suç varlığını gösteren olguların bulunması ve sanığın kişiliği,

kimliği dikkate alınarak”; 25/11/2008, 12/2/2009, 30/4/2009,

23/7/2009, 9/10/2009, 22/12/2009 tarihli celselerde “suç vasfı delil durumu, sanığın kaçması yönündeki olgular, adli

kontrolün yeterli olmayacağı”, 16/3/2010 ve 1/6/2010 tarihli

celselerde “dosyadaki kanıt durumuna göre

kuvvetli suç şüphesinin varlığı, atılı suç(un) niteliği ve uygulanması istenen

yasa maddelerinde öngörülen ceza miktarına göre kaçma şüphelerinin varlığı ve CMK.nın 103/3-a mad(d)esinde belirtilen tutuklama nedeninin

varlığı gözetilerek, adli kontrolün yeterli olmayacağı” gerekçeleriyle

başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.

75.

Yargıtay bozma ilamı sonrası Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/51

sayılı dosyası üzerinden yürütülen yargılamada Mahkeme, 3/4/2012, 7/6/2012,

20/9/2012, 25/12/2012, 5/3/2013, 7/5/2013, 18/6/2013, 10/9/2013 tarihli

celselerde; 16/3/2010 tarihli ve E.2008/317 sayılı celsedeki tutuklama

gerekçelerini aynen tekrar ederek başvurucunun tutukluluğunu devam ettirmiştir.

76.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını,

delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar

gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde

tutulabilir. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz

bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve yeterli

gerekçelerle ortaya konması ve yürütülen işlemlerde gerekli özenin gösterilmesi

gerekir (Burhan İsmailoğlu, B.

No: 2012/349, 25/6/2014, § 37)

77.

Her ne kadar bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama

nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak

belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekse de

özellikle belli bir süre geçtikten sonra tutuklamanın devamına karar verilirken

davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden kişinin özel durumunun

dikkate alınması ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesi

bir zorunluluktur (Hanefi Avcı, §

84).

78.

Dava dosyasının incelenmesinde, Derece Mahkemelerince başvurucunun

tutukluluğunun devamına ilişkin kararların gerekçelerinde hiçbir somut olguya

yer verilmeksizin genel olarak kuvvetli suç şüphesinin bulunduğuna, suçun

niteliğine ve suça ilişkin ceza miktarına göre kaçma şüphesine değinildiği;

anılan tutuklama nedenlerinin kişiselleştirilmeksizin 16/3/2010

- 10/9/2013 tarihleri arasında yapılan celselerde tekrarlandığı

görülmektedir. Mahkemece verilen tutukluluğun devamı kararlarındaki gerekçeler,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı

gösterecek özen ve içerikte değildir. Somut olaydaki tutukluluk hâlinin

devamına ilişkin bu gerekçelerin 3 yıl 15 ay 48 günlük (bkz. § 60) tutukluluk

süresi yönünden ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. İlgili ve yeterli olmayan

gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı dikkate

alındığında söz konusu tutukluluk süresi makul olarak değerlendirilemez.

79.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluğun

makul süreyi aştığı şikâyeti yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50.

Maddesi Yönünden

80.

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme

sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş olup

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

81.

Başvuruda tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başvurucu hakkında

mahkûmiyet kararı verilmekle tutukluluk hâli sona ermiş, verilen mahkûmiyet

kararı bir kısım suç yönünden temyiz incelemesi sonucu Yargıtay tarafından

onanmıştır. Bu durumda ihlalin tespiti dışında sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir husus

bulunmadığı anlaşılmaktadır.

82.

Başvurucu, miktar belirtmeksizin maddi ve manevi zararları karşılığında

tazminat talebinde bulunmuştur.

83. Başvurucu,

uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine

herhangi bir belge sunmamıştır. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddi gerekir.

84. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik müdahale nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararları karşılığında

somut olayın özelliklerini dikkate alınarak başvurucuya net 5.000 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

85.

Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç giderinden ibaret yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1.

Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Kanuni tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.

Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C.

Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE ve tazminata ilişkin diğer

taleplerin REDDİNE,

D.

198,35 TL harçtan ibaret yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına

15/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Aydın ŞİMŞEK Başvurucu : Burak CANDEĞER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9139, 15 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. Gereği
  12. Düşünüldü
  13. M. Emin KUZ
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9139
Tarih
15 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Gökhan Ünlü Başvurusu (B. No: 2013/9776)
  • Abdullah Öcalan Başvurusu (B. No: 2013/7816)
  • Zeycan Yedigöl Başvurusu (B. No: 2013/1566)
  • Alaattin Hoşer Başvurusu (B. No: 2013/4188)
  • O. H. Başvurusu (B. No: 2013/3156)
  • Mustafa Fehmi Okay Başvurusu (B. No: 2013/5967)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.