İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Emin Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/3928)

1.

Başvuru No2014/3928Tarih15 Aralık 2015Okuma22 dk · 4.469 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Emin Yılmaz Başvurusu

Karar tarihi
15 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2014/3928
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.469 kelime·22 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru; terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyle

17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun kısmen kabul edilmesi

ve idare ile sulhname imzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için

açılmış olan davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine

karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin makul sürede

sonuçlandırılmaması, Danıştay Onuncu ve Onbeşinci Daireleri arasındaki içtihat

farklılığı bulunması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; terör olayları

sebebiyle köyü terke mecbur kalınması nedeniyle kişi dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı geliştirme hakkının, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının,

yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru 21/3/2014 tarihinde İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4.

Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlığa) gönderilmesine karar verilmiştir.

5.

Bakanlığa, başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş; başvuru belgelerinin bir

örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 6/1/2015 tarihli görüş yazısında

benzer şikâyetlere ilişkin başvurularda daha önce sunulan görüşlere atıf

yapılarak somut başvuru için ayrıca görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6.

Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit

edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7.

Başvurucu, Mardin ili Dargeçit ilçesi Kısmetli mevkiinde ikamet etmekte iken

terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını iddia etmiştir.

8.

Başvurucu 18/5/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının

karşılanması talebiyle Mardin Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon)

başvurmuştur.

9.

Komisyonun 29/12/2009 tarihli ve 2009/3-14370 sayılı kararının ilgili bölümü

şöyledir:

“...

Başvurusunda iddia

ettiği malvarlığıyla ilgili yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda köy

kadastro kayıtları, muhtar, köy bilirkişileri ve köy sakinlerinin gösterimleri

ve beyanları doğrultusunda komisyonun yerinde ve zemininde yaptığı inceleme

sonucunda;

5233 sayılı Terör ve

Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun kapsamında

yapılan müracaatın incelenmesi sonucu; 04/10/2004 tarih ve 2004/7955 sayılı

Yönetmelik hükümlerinde belirtilen şartlara uygun olması nedeniyle

müracaatçıya; yığma kargir ev için 2.444,00 TL, TAŞINIR VE TAŞINMAZ nedeniyle

oluşan; toplam 2.444,00 TL ödenmesine;

Ayrıca, başvurudaki

diğer taleplerle ilgili herhangi bir kanıtlayıcı bilgi, belge bulunmadığı ve

bilirkişi tarafından herhangi bir tespit yapılmadığından bunlara ilişkin

taleplerin reddine...”

10.

Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davet

yazısı ile birlikte sulhname örneği başvurucu vekiline gönderilmiştir.

11. “Yukarıda ayni/nakdi olarak belirtilen

zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine esas olay

ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu kabul ve

taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname, 19/4/2010 tarihinde

başvurucu vekili tarafından imzalanmıştır.

12.

Belirlenen tazminat miktarı 9/12/2010 tarihinde başvurucu vekilinin hesap

numarasına aktarılmıştır.

13.

Komisyon kararında hükmedilen miktarın gerçek zararını karşılamadığından

bahisle başvurucu tarafından Mardin İdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır.

14.

Mardin İdare Mahkemesinin 21/4/2011 tarihli ve E.2010/747, K.2011/641 sayılı

kararında dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Karar gerekçesi

şöyledir:

“… Mardin Valiliği

Zarar Tespit Komisyon Başkanlığı tarafından davacının başvurusunun kabul

edilerek, zararların tespit edilmesi amacıyla 24-31/07/2007 tarihinde Kısmetli

köyünde keşif yapıldığı, buna göre davacının, 65 m² tek katlı evinin

bulunduğunun hazır bulunan bilirkişi beyanlarıyla tespit edildiği, Zarar Tespit

Komisyonunca dava konusu işlemle ev için toplam 2.444,00 TL ödenmesine karar

verilerek davacıya sulhname gönderildiği, davacının sulhnameyi imzaladığı,

ancak arazi, ağaç ve hayvan zararlarının hesaplanmadığı ileri sürülerek

görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Dava konusu olayda,

davacının uğradığı zararların tespiti için idare tarafından keşif ve bilirkişi

incelemesi yapılarak, davacının malvarlığının bulunup bulunmadığı hususlarının

araştırılmasından anlaşılacağı üzere, davacının yaptığı başvurunun 5233 sayılı

Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği konusunda bir uyuşmazlık

bulunmamakla beraber, esas uyuşmazlığın uğranıldığı iddia edilen zarara ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır.

Bakılan uyuşmazlıkta,

davacı tarafından, terör olayları nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarar

kalemleri arasında, göç ederken bırakmak zorunda kaldığı hayvanlar, ağaçlarının

tahrip olması ve ürün zararları da sayılmışsa da, söz

konusu hususların ispatına yönelik olarak, davacının beyanı dışında hukuken

kabul edilebilir nitelikte somut herhangi bir bilgi ve belgenin sunulamamış

olması karşısında, bu talepler yönünden tazminat ödenmemesinde hukuka aykırılık

bulunmamaktadır.

Ancak, dava

dilekçesine eklenen tapu senetlerinden anlaşılacağı üzere, Kısmetli köyünde

davacının babası S. Y.'ye ait taşınmazların bulunduğu, S.Y.'nin 5233 sayılı

Yasa kapsamında bir başvurusunun bulunmadığı ve tazminat alacağının oğlu olan

davacıya ödenmesine muvafakat ettiği görüldüğünden, söz konusu taşınmazların

köyün boşaltıldığı yıllarda yine S.Y.'ye ait olup olmadığının tespiti

suretiyle, varsa taşınmazların kullanılamamasından kaynaklanan zararlarının

hesaplanarak ödenmesi gerekirken, sadece ev zararının ödenmesine yönelik dava

konusu işlemde bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmamıştır…”

15.

Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 17/4/2012 tarihli

ve E.2011/13961, K.2012/2295 sayılı ilamında İdare Mahkemesi hükmünün

bozulmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“… 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 12. maddesinde, …

Aktarılan 12.

maddenin gerekçesinde ise; "... Hukukumuzda feragat, kabul ve sulh gibi

işlemler, görülmekte olan davaları sona erdiren işlemlerdir. Sulh işlemi, dava

öncesi yapılmışsa dava açılmasını engelleyici özelliktedir. Sulh işlemine

rağmen dava açılırsa bu durum itiraz olarak ileri sürülebilir ve dava ortadan

kaldırılır. Böylece dostane bir çözüm şekli olan sulh, bağlayıcı niteliktedir."

şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.

5233 sayılı Kanunun

amacı, gerekçesi ve 12. madde metninin birlikte değerlendirilmesinden;

sulhnamenin imzalanmasıyla uyuşmazlık ortadan kalktığı için, başvuruda

belirtilen bazı zarar kalemlerinin karşılanmadığından bahisle dava açılmasına

hukuken olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

…

Bu durumda, davacının

uğradığı zararların tamamının karşılandığına ilişkin 19.04.2010 tarih ve

2009/3-14370 sayılı sulhname davacı vekili tarafından imzalanarak uyuşmazlık

sulhen sona erdirildiği için bu aşamadan sonra dava açılması mümkün

olmadığından, İdare Mahkemesince bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi

gerekirken, hangi tarihte düzenlendiği belli olmayan bir muvafakatnameye

dayanılarak, davacının babasına ait tarlaların kullanılamamasından kaynaklanan

zararlar için hesaplama yapılmadığından bahisle dava konusu işlemin iptali

yönünde verilen kararda hukukî isabet görülmemiştir ...”

16.

Başvurucunun karar düzeltme istemi, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 13/12/2012

tarihli ve E.2012/8419, K.2012/14116 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

17.

Danıştay kararları doğrultusunda değerlendirme yapılarak dava dosyası yeniden

incelenmek suretiyle Mardin İdare Mahkemesinin 29/5/2013 tarihli ve E.2013/938,

K.2013/1097 sayılı kararında Danıştay bozma ilamına uyularak davanın reddine

hükmedilmiştir.

18.

Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/12508,

K.2013/9839 sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.

19.

Onama kararı 24/2/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş ve 21/3/2014

tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

20.

5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 4. maddeleri (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-21, 23).

21.

5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon, doğrudan

doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye

göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle

gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa

tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak,

uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca,

bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile

birlikte hak sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak

sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya

yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname

tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin

edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.

Davet üzerine gelen

hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,

bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından

imzalanır.

Sulhname tasarısının

kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde

bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.

Sulh yoluyla

çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları

saklıdır.”

22.

5233 sayılı Kanun’un 13.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Sulhnamede

belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine

ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay

içerisinde karşılanır.”

23.

Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Yönetmelik’in 27. maddesi şöyledir:

“Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile

komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından

onaylanır.

Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih ve sıraları

dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerinin banka

hesaplarına yapılır.”

24.

6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin

(2) numaralı fıkrası, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20.

maddesinin (5) numaralı fıkrası, 49. maddesinin (1) numaralı fıkrası.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

25.

Mahkemenin 15/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 21/3/2014

tarihli ve 2014/3928 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26.

Başvurucu; Mardin ili Dargeçit ilçesi Kısmetli mevkiinde ikamet etmekte iken

terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmek zorunda kaldığını, 5233

sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatın kısmen kabul edilip kısmen

reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare ile sulhname imzalandığını,

sulhnamenin kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla

kabul edilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma

hakkının saklı bulunduğunu, sulhname kapsamı dışında kalan zararları için

açtığı iptal davasında zararlarının tazmini konusunda önce iptal kararı

verilmekle birlikte akabinde bu kararın temyiz merciince bozulduğunu,

dolayısıyla bozma kararı ve bozmaya uyma kararı sonucunda Komisyon tarafından

açıkça veya zımnen reddedilen zarar kalemlerini kapsamaması nedeniyle sulhname

kapsamı dışında tutulan zarar kalemleri için ilgilinin dava açma hakkının saklı

bulunduğu yönündeki Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve

E.2008/4141, K.20008/9584 sayılı kararı ile aykırılığa düşüldüğünü ve bu hâli

ile Danıştay Onuncu Dairesi ve Onbeşinci Dairesi arasında içtihat farklılığı

bulunduğunu, yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede

sonuçlandırılmadığını, gerçek zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut

olmasına rağmen bunların göz önünde bulundurulmaması sebebiyle zararının eksik

tazmin edildiğini, bu şekilde mülkiyet hakkından yoksun kaldığını, yerleşim

yerinden zorla göç ettirilmesi nedeniyle kişi dokunulmazlığı ilkesine, kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına, serbest dolaşım özgürlüğüne riayet edilmediğini

belirterek Anayasa’nın 17., 19., 23., 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi Dokunulmazlığı İlkesinin, Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği

Hakkının, Serbest Dolaşım Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

27.

Başvurucu, köyünden zorla çıkarılması sonucu insan haysiyeti ile bağdaşmayan

koşullarda yaşamak zorunda kalması nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinde

tanımlanan kişi dokunulmazlığı ilkesinin; zorunlu göç sebebiyle Anayasa’nın 19.

maddesinde tanımlanan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının, Anayasa’nın 23.

maddesinde tanımlanan serbest dolaşım özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

28.

Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda

bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

29.

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

30.

Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.

31.

Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir

ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı

öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.

32.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur.

Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargı

mercilerinde olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel

başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması

içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013,

§ 18).

33.

Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve

kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve

başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Bayram Gök, § 19).

34.

Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun

yollarında ve genel mahkemeler önünde ileri sürülmeyen iddialar Anayasa

Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan

yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).

35. Başvuru konusu olayda başvurucunun Mardin Valiliğine sunduğu başvuru

dilekçesi, dava dilekçesi ve temyiz talebi incelendiğinde başvurucunun köyü

terke mecbur kalması nedeniyle kişi dokunulmazlığı ilkesinin, kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkının, serbest dolaşım özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin

herhangi bir iddia ileri sürmediği görüldüğünden anılan iddiaların Anayasa

Mahkemesince incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği mümkün

değildir.

36. Açıklanan nedenlerle anılan ihlal

iddialarının başvuru yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiği İddiası

37.

Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu başvurunun kısmen kabul

edilip kısmen reddedildiğini, zararının kabul edilen kısmı için idare ile

sulhname imzalanmakla birlikte kabul edilmeyen kısım için iptal davası

açtığını, gerçek zararının hesabında ev dışında da zarar kalemleri mevcut

olduğundan sulhnamenin kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu,

dolayısıyla kabul edilmeyen kısım olan arazileri kullanamama sonucu mal

varlığına ulaşamamaktan kaynaklı dava açma hakkının saklı bulunduğunu fakat

açtığı davanın reddedildiğini, gerçek zararının hesabında arazileri kullanamama

durumu ile tapuda babası adına kayıtlı olan araziler için tazminat alacağının

kendisine ödenmesi yönündeki muvafakatname göz önünde bulundurulmadan

gerçekleştirilen eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

38. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda

idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasına ilişkin davanın

reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda idari ve yargısal süreci müteakip ihlali

tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili bir giderim

yolu bulunduğundan hareketle başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkmış

olmasına dayanılarak kişi bakımından

yetkisizlik nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğu sonucuna

varılmıştır (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015,

§§ 45-58).

39.

Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılı

Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından yapılan keşif ile

gerçekleştirilen araştırma ve inceleme sonucunda (bkz. § 9) 2.444 TL tazminat

miktarı belirlenmiş ve başvurucu vekiline, kararlaştırılan tazminat miktarını

içerir sulhname örneği ile birlikte sulha davet yazısı gönderilmiştir. Sulh

teklifi başvurucu tarafından kabul edilmiştir.

40.

Bu durumda, başvurucunun eksik hesaplandığını beyan ettiği zarar miktarı da

dikkate alındığında başvurucunun idareyle anlaşma sağladığı ve 19/4/2010

tarihli sulhnameyi imzaladığı, bu şekilde Komisyonun tespitine esas olan olay

ile ilgili maddi mağduriyetinin açıkça orantısız olmayacak şekilde giderildiği

sonucuna varılmıştır. Başvurucu, zararlarının tamamını karşıladığını beyan

ettiği alacağını tümüyle davalı idareden tahsil ettiğinden (bkz. § 12) mülkiyet

hakkına ilişkin mağduriyeti 9/12/2010 tarihinde giderilmiş ve bu hak yönünden

başvurucunun mağdurluk statüsü de aynı tarihte sona ermiştir. Buna karşın

başvurucu, 5233 sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukuk yolunun Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında (Akdıvar

ve diğerleri/Türkiye [Giderim], B. No: 21893/93, 16/9/1996; Doğan ve diğerleri/Türkiye, B. No:

8803-8811/02…, 13/7/2006) belirtilen nitelikleri taşımadığı yahut Komisyon

tarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendisine ödenmediği ya

da eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.

41.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden

mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

i. Danıştay Daireleri Arasında İçtihat Farklılığı Bulunması

Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

42.

Başvurucu, Komisyon kararında karşılanmaması nedeniyle sulhname kapsamına dâhil

olmayan zarar kalemleri için açtığı iptal davasında Danıştay Onuncu Dairesinin

30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararında da belirtildiği

gibi bakiye zararlara ilişkin dava hakkı saklı olduğundan dava konusu işlemin

iptaline hükmedilmesi gerekirken Danıştay Onbeşinci Dairesinin bozma kararı

verdiğini ve İlk Derece Mahkemesince bu karara uyularak davanın reddine

hükmedildiğini, bu hâliyle Danıştayın iki Dairesi arasında içtihat farklılığı

bulunması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

43.

Anayasa'nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

44.

Anayasa'nın 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.”

45.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından

davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini

isteme hakkına sahiptir.…”

46.

Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı

ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve

adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

38).

47. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve

E.2012/50, K.2012/128, 20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanma

hakkının, hukuk devletinin Sözleşmeci Devletlerin ortak mirası olduğunu

belirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini

belirtmektedir. Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki

belirlilik veya güvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı

temin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle

uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak

yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, §

57).

48. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış

olması tek başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz,

B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03,

24/3/2009, § 29;

Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92). Değişik yönlerde

kararlar verilmesi ihtimali Yargıtay,

Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerden

oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir (Türkan Bal, B. No: 2013/6932, 6/1/2015, §

53).

49. Diğer yandan bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki

güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §

58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik bir

yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki

değişim, adaletin iyi bir şekilde gerçekleştirilmesine aykırılık teşkil etmez

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Atanasovski/Makedonya

Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).

50.

Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığı çözüme bağlayan

mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında davaların içeriğinden

kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareket noktası, derece

mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinin doğru olduğunun ve

tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi olmayacaktır (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Stefanica ve

diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02, 2/11/2010, § 34). Bununla birlikte

Anayasa Mahkemesi, kararlarda yaşanan değişimin hukuki bir belirsizliğe yol

açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olup olmadığına yönelik

bir inceleme yapabilir (Türkan Bal,

§ 58).

51.

Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin

yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle

olumludur. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen yüksek mahkemeler

içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstererek

farklı sonuçlara ulaşmaları, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri

çerçevesinde, verilen kararların ihtimale dayalı sonuçlar olmamasını ve

birbirine zıt ilamların ortaya çıkmamasını gerektirir. Anılan durum, bireylerin

yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güvenin zarar

görmemesi noktasında da önem arz etmektedir.

52. Başvurucunun,

kendisiyle aynı statüde olan davacılar lehine hüküm kurulması hakkında

dayandığı Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141,

K.2008/9584 sayılı ilamının incelenmesi neticesinde farklı idare mahkemesince

yapılan yargılamada davanın reddi yönünde kurulan hükmün, davacının Komisyon

tarafından reddedilen diğer istemine yönelik olarak dava açma hakkının saklı

bulunduğunun kabulü gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği

anlaşılmaktadır.

53.

Danıştay dava daireleri arasındaki iş bölümü kapsamında 5233 sayılı Kanun’dan

kaynaklanan davaları ve temyiz başvurularını inceleme görevi Danıştay Onuncu

Dairesine ait iken Danıştay Genel Kurulunca alınan 25/4/2011 tarihli E.2011/13,

K.2011/13 sayılı kararla Danıştay Dairelerinin yeni iş bölümü esasları

belirlenmiş ve bu görev Danıştay Onbeşinci Dairesine devredilmiştir. Aynı yıl

Danıştay Onbeşinci Dairesi içtihat değişikliğine giderek 5233 sayılı Kanun'un

12. maddesinin madde metni ve gerekçesinden hareketle sulhname imzalanması ile uyuşmazlığın

ortadan kalktığından bahisle bakiye zararlar için dava açılamayacağı şeklinde

hüküm kurmuştur.

54.

Başvuruya konusu olayda başvurucunun Mardin İdare Mahkemesinde açtığı davada

Mahkemenin; davacı tarafından, varlığı iddia edilen zarar kalemlerinin ispatına

yönelik olarak davacının beyanı dışında hukuken kabul edilebilir nitelikte

somut herhangi bir bilgi ve belgenin sunulamamış olması karşısında, bu talepler

yönünden tazminat ödenmemesinde hukuka aykırılık bulunmadığı fakat dava

dilekçesine eklenen tapu senetlerinden anlaşılacağı üzere Kısmetli köyünde

davacının babasına ait taşınmazların bulunduğu, babasının 5233 sayılı Kanun

kapsamında bir başvurusunun bulunmadığı ve tazminat alacağının oğlu olan

davacıya ödenmesine muvafakat ettiğinden bahisle dava konusu işlemin iptali

yönünde hüküm kurduğu, söz konusu kararın Danıştay Onbeşinci Dairesi tarafından

anılan içtihat değişikliğinden sonraki bir tarih olan 2012 yılında bozulduğu

anlaşılmaktadır. Başvurucunun dosyaya çelişkili karar örneği olarak beyan

ettiği kararın 2011 yılındaki içtihat değişikliğinden önce Danıştay tarafından

verilen karar olduğu görülmekle söz konusu kararlar ile başvurucunun açtığı

davada kurulan hüküm arasındaki farklılıkların Danıştay Onbeşinci Dairesinin

içtihat değişikliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

55.

Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı kararlarında doğabilecek

içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla birlikte yeni kabul

edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazı hâllerde içtihadın

müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve diğerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94…,

28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.), B. No: 42162/02,

2/12/2008).

56.

Yazılı hukuk sistemine tabi ülkelerde içtihat değişmez bir olgu olmadığından

mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında

kalmaktadır. Böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki çözümün tatminkâr

bulunmaması anlamına gelmektedir (S.S.Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05…, 30/11/2010, § 28). Ancak aynı

hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde

mahkemelerce, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi

gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).

57.

Danıştay Onbeşinci Dairesinin bahse konu ilamının, Danıştay Onuncu Dairesinin

daha önceki kararından farklı bir sonuca neden ulaşıldığı hakkında başvurucu ve

üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli

gerekçeyi içerdiği değerlendirilmektedir. 2004 yılında kabul edilip aynı yıl

yürürlüğe giren 5233 sayılı Kanun kapsamında öngörülen idari süreç akabinde

uyuşmazlıkların yargıya taşınması ile yeni usul ve sulhname imzalanması işlemi

hakkında içtihatların müstakar hâle gelmesi için belli bir zamana ihtiyaç duyulması

da nazara alındığında yeterli gerekçeyle desteklenen içtihat değişikliği

sonrasında içtihattan sapma olmadığı gibi başvurucunun bu yönde bir iddiası da

mevcut değildir.

58.

Aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri

arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyiz mercilerinin

uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri arasındaki

yorum farklılıkları, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde

kabul edilemeyeceği gibi (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351,

17/9/2013, § 45) mahkemelerce, hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerin

değerlendirilmesinde farklılıklar meydana gelmesi ya da önceki çözümün

tatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında içtihadın

müstakar olması için belli bir zamana ihtiyaç duyulması gibi çeşitli nedenlerle

içtihat değişikliğine gidilmesi de tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemez.

59.

Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası

veya açık keyfîlik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

60.

Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

61.

Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü giderim talebinin

değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürünün makul

sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

62.

5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari yargı makamları

nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha

önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile davanın tüm

koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve

yargılama sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate

alınarak uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda

sekiz yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul

sürede yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

63.

Somut başvuru bakımından başvurucu tarafından 18/5/2005 tarihinde Komisyona

yapılan müracaat sonrasında 5233 sayılı Kanun’un öngördüğü usul uyarınca bir

kısım işlemlerin yapılması akabinde 29/12/2009 tarihinde başvurucunun talebinin

kısmen kabul edilip kısmen reddedildiği, belirtilen karar aleyhine 21/5/2010

tarihinde başlatılan yargılama sürecinin ise başvurucunun temyiz talebinin

reddine dair Danıştay Onbeşinci Dairesinin 4/12/2013 tarihli kararı ile

tamamlandığı, bu bakımından makul sürede yargılanma hakkı kapsamında nazara

alınması gereken toplam sürenin yaklaşık dokuz yıllık bir zaman dilimi olduğu

anlaşılmaktadır.

64. Somut başvuruya bir bütün olarak bakıldığında

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

ve söz konusu yaklaşık dokuz yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

65.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

66. Başvurucu, 7.000 TL maddi tazminatın bireysel başvuru

tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine

hükmedilmesini talep etmiştir.

67. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

68. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla

birlikte başvurucu tarafından manevi tazminat talebinde bulunulmadığı, tespit

edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı da olmadığı

anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesi gerekir.

69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Kişi dokunulmazlığı ilkesinin, kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkının, serbest dolaşım özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Danıştay Daireleri arasında

içtihat farklılığı bulunması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Tazminata ilişkin taleplerin

REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.500 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde, bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına

15/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Leyla Nur ODUNCU Başvurucu : Mehmet Emin YILMAZ Vekili : Av. Erdal ELDEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/3928, 15 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve
  9. Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. Anayasa’nın 36. maddesinde
  13. C. Tazminata ilişkin taleplerin
  14. D. 206,10 TL harç ve 1.500 TL
  15. E. Ödemelerin, kararın
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/3928
Tarih
15 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Mehmet Seyfi Oktay Başvurusu (B. No: 2013/6367)
  • Ahmet Hakan Akfırat Başvurusu (B. No: 2013/7239)
  • Burak Candeğer Başvurusu (B. No: 2013/9139)
  • Gökhan Ünlü Başvurusu (B. No: 2013/9776)
  • Abdullah Öcalan Başvurusu (B. No: 2013/7816)
  • Zeycan Yedigöl Başvurusu (B. No: 2013/1566)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.