İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cem Öğün ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5009)

1. Başvuru; Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen menfi

Başvuru No2013/5009Tarih16 Aralık 2015Okuma21 dk · 4.109 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Cem Öğün Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
16 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/5009
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.109 kelime·21 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen menfi

tespit davasında verilen kararın usul yönünden bozulması sonrasında yapılan

yargılamada, Mahkemece bozma ilamına uyulmasına rağmen bozma kapsamı dışına

çıkılarak karar verilmesi, verilen ikinci kararın eksik inceleme ve hatalı

değerlendirmeye dayanması, ikinci kararın temyizi üzerine birleşen dosya

yönünden temyiz incelemesi yapılmadan kararın bütün olarak onanması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/6/2013 tarihinde İstanbul Anadolu 7. Asliye

Ticaret Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 28/11/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular

bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.

Bakanlık görüşünü 27/4/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvuruculara 4/5/2015 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı 20/5/2015 tarihinde beyanda bulunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan Demsan Turizm

İnşaat Otomotiv Ticaret Limited Şirketi (Şirket), davalı B. Turizm İnşaat

Ticaret Limited Şirketi (B. Şirketi) aleyhine Kadıköy 2. Asliye Ticaret

Mahkemesinin 2005/146 esas sırasına kayıtlı menfi tespit davasını açarak davalı

B. Şirketi ile aralarında imzalanan 12/6/2003 tarihli kira sözleşmesinin haklı

nedenle feshedildiğini, davalı B. Şirketinin ortağı ve yöneticisi olan A.Ç.nin tehdit ve zor kullanarak protokoller imzalatıp

kendilerinden sekiz senet aldığını iddia etmiş ve bu senetler nedeniyle borçlu

olmadığının tespitini talep etmiştir.

9. Bu davanın yanı sıra tüm başvurucular B. Şirketi ile bu

Şirketin ortağı ve yöneticisi olan A.Ç. aleyhine altı senedin tehdit ve zor ile

alındığı gerekçesiyle Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/272 esas

sırasına kayıtlı dosyasında (2005/272 esas sayılı dava); davalı M.S. aleyhine

ise A.Ç. tarafından zor ve tehdit kullanılarak alınan bir adet bonoyu kötü

niyetli olarak ciro aldığı gerekçesiyle Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin

E.2005/258 sırasına kayıtlı dosyasında (E.2005/258 sayılı dava) menfi tespit

davaları açmışlardır. Bağlantı nedeniyle anılan iki dava, Kadıköy 2. Asliye

Ticaret Mahkemesinin 2005/146 esas sayılı dosyasıyla birleştirilerek

yargılamaya bu dosya üzerinden devam edilmiştir.

10. Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan yargılama

sonucunda 31/3/2008 tarihli ve E.2005/146, K.2008/189 sayılı karar ile

başvurucu Şirketin kira sözleşmesini haklı nedenlerle feshettiği, kira bedeli

olarak verilen bonoların bedelsiz kaldığı ve davalı M.S.nin

de iyi niyetli hamil olmadığı gerekçesiyle asıl dava ile birleştirilen 2005/258

ve 2005/272 Esas sayılı davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.

11. Taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk

Dairesinin 2/2/2009 tarihli ve E.2008/6049, K.2009/577 sayılı ilamı ile nispi

harca tabi asıl davada eksik alınan harcın tamamlanması gerektiği, birleşen

E.2005/272 sayılı davada, davalı B. Şirketinin derdestlik

itirazı konusunda olumlu ya da olumsuz bir hüküm verilmesi ve anılan davanın

davalısı A.Ç.nin dava konusu edilen bonolarda sıfatı

bulunmadığından taraf ehliyetinin mevcut olup olmadığının Mahkemece resen

araştırılması gerektiği gerekçesiyle asıl dava ve birleşen 2005/272 sayılı

davadaki hükümlerin davalılar yararına bozulmasına; asıl davada verilecek

hükmün, birleşen E.2005/258 sayılı davaya etkisi değerlendirilemediğinden

davalı M.S.nin bu davaya yönelik temyiz itirazlarının

şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

12. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin anılan bozma ilamı

şöyledir:

“… 1-D.

Ltd.Şti. tarafından 02.03.2005 tarihinde açılan asıl

davada toplam 1.250.000 USD bedelli bonolar ile borçlu olunmadığının tespiti

talep edilmiş ise de, nispi harca tabi davada harcın

eksik alındığı anlaşılmaktadır. 20.04.2005 tarihli dilekçe ile davacı vekili,

açtıkları davayı takip etmeyeceklerini belirterek HUMK’nun

409. maddesi uyarınca müracaata bırakılmasını talep etmiş ise de, 12.05.2005 tarihli oturumda davalı vekili davayı takip

edeceklerini bildirmiş, ancak eksik harcı tamamlamamıştır. 492 sayılı Harçlar

Kanununun ilgili 32. maddesi uyarınca harç eksikliği giderilmeden müteakip

işlemler yapılmaz. Mahkemece bu yön gözetilmeden yargılamaya devam olunarak

yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2-Birleştirilen

2005/272 esas sayılı davaya yönelik birleşen davalıların temyizine gelince;

Davada,

davacıların borçsuzluğuna karar verilen 6 adet

bononun daha önce açılan 2005/ 146 esas sayılı davada da iptalinin istendiği,

bu nedenle davalı B. Ltd.Şti.'nin derdestlik

itirazında bulunmuş ise de, bu talep hakkında olumlu

ya da olumsuz bir hüküm verilmemiştir.

Öte

yandan birleştirilen davanın davalısı A.Ç.’nin dava

konusu edilen bonolarda sıfatı bulunmamaktadır. Taraf ehliyetinin bulunup

bulunmadığı yargılamanın her safhasında mahkemece re'sen

araştırılması gerektiğinden bu yönün gözetilmemesi de isabetsizdir.

3-Birleştirilen

E.2005/258 sayılı davanın davalısı M.S.’nin temyizine

gelince;

Asıl

davanın (1) nolu bentte açıklanan nedenle bozulmasına

karar verilmiş olması sebebiyle asıl davada verilecek hükmün bu davaya etkisi

değerlendirilemediğinden birleştirilen davalının temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle asıl

davanın ve birleştirilen 2005/272 Esas sayılı davanın davalılar B. Ltd.Şti. ve A.Ç. yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenle birleştirilen davanın

(2005/258) davalısı M.S.’nin temyiz itirazlarının

incelenmesine yer olmadığına, bozma nedenine göre davacının asıl ve

birleştirilen davalara yönelik tüm asıl ve birleştirilen davanın davalıları B.

Ltd. Şti. ve A.Ç.’nin bozma kapsamı dışında kalan

sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,

… karar

verildi.”

13. Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesince 2009/417 esas

sırasına kaydedilen dosyada bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama

sonunda 14/12/2010 tarihli ve E.2009/417, K.2010/1004 sayılı karar ile asıl

davanın takipsiz bırakılan kısmının açılmamış sayılmasına, harcı ikmal edilerek

devam edilen kısmının kabulüne, birleşen E.2005/272 sayılı davada derdestlik itirazının reddi ile davanın, davalı B. Şirketi

yönünden kabulüne; davalı A.Ç. yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle

reddine, birleşen E.2005/258 sayılı davanın davalısı M.S.nin

iyi niyetli hamil olması nedeniyle bu davanın da reddine karar verilmiştir.

14. Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin anılan kararının

gerekçesi şöyledir:

“Bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonunda tüm dosya

kapsamına göre; 12.06.2003 tarihli kira akdi sonrası düzenlenen protokollerde

sözleşme şartlarının kiracı aleyhine ağırlaştırıldığı, bu nedenle 6570 Sayılı

Yasanın 9. maddesinin ihlal edildiği, davacının kiraladığı otelin kullanımına

engel olunduğu, taşınmazın icra yolu ile satışa çıkarıldığı, bu nedenle davacı

şirketin kira akdini haklı nedenlerle feshettiği, artık kira bedeli olarak

verilen asıl davaya konu 15.03.2005 vade tarihli, 100.000.- ABD Dolarlı bono

ile birleşen 2005-272 esas sayılı dava dosyasındaki bonolar bedelsiz

kaldığından bu bonolar yönünden asıl dava ile asıl dava ile birleşen 2005-272

esas sayılı davadaki birleşen davalı B. Ltd. Şti. [y]önünden asıl ve birleşen

2005-272 esas sayılı davanın kabulü, diğer birleşen davalı A.Ç. yönünden

mahkememizce uyulan Yargıtay bozma kararı uyarınca pasif husumet yokluğundan

davanın reddi, asıl davada konu (15.03.2005 vade tarihli, 100.000.- ABD Dolarlı

bono dışındaki) diğer bonolar yönünden dava takip edilmediğinden HUMK.nun 409/5 maddesi uyarınca açılmamış sayılması, asıl

dava ile birleştirilen 2005-258 Esas sayılı davada; Kadıköy 3. İcra

Müdürlüğünün 2005-3141 Esas sayılı icra takibine dayanak yapılan 15.03.2005

vade tarihli, 100.000.- ABD Dolarlı bonoda birleşen davalı M.S.’nin davaya konu senedi B. Ltd. Şti'nden

ciro yolu ile alan bu durumda hukuken kural olan iyi niyetli hamil üçüncü kişi

konumunda olduğu, bunun aksini iddia eden davacının davalı M.’nin senedin bedelsiz kaldığını bilerek kendisi zararına

hareketle iktisap ettiğini ve kötü niyetli olduğunu Medeni Kanunu'nun 6.

maddesi uyarınca ispatla yükümlü olup, her türlü delille ispat edebileceği

halde tanık dinletme isteminden 14.12.2010 tarihli duruşmada vazgeçmiş olduğundan

üzerine düşen ispat yükümlülüğünü yerine getiremediği, bu nedenle birleşen

davalı M.’nin iyi niyetli hamil üçüncü kişi olduğunun

kabulü gerektiği vicdani kanaate varılarak aşağıdaki şekilde hüküm

kurulmuştur.”

15. Taraf vekillerinin bu kararı da temyiz etmeleri üzerine

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 11/9/2012 tarihli ve E.2012/5823, K.2012/11362

sayılı ilamı ile anılan karar onanmıştır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin onama

ilamı şöyledir:

“Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası

yazılı menfi tespit davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak

davalılar-davacı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek

taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde

davacılar vekili Av. R.T. ile davalı şirket ve davalı A.Ç. vekili Av. Y.F:

geldiler. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki

bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Dosya kapsamına, toplanan delillere, bozma gereklerine

uygun şekilde karar verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde de bir

isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi

ile usul ve kanuna ve bozma gereklerine uygun olan hükmün ONANMASINA ve Yargıtay

duruşması için kendisini vekille temsil ettiren davacılar yararına takdir

olunan 900.-TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine,

keza Yargıtay duruşması için kendisini vekille temsil ettiren davalı şirket ve

A.Ç. yararına takdir olunan 900.-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak

davalı şirket ve A.Ç.’ye verilmesine …

karar verildi.”

16. Başvurucuların karar düzeltme talebi, aynı Dairenin

4/4/2013 tarihli ve E.2012/17816, K.2013/6211 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

17. Karar 28/5/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş,

başvurucular 27/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

18. 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret

Kanunu’nun 599. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki

hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere

dayanan defileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki,

hamil, poliçeyi iktisabederken bile bile borçlunun

zararına hareket etmiş olsun.”

19. 6762 sayılı mülga Kanun’un 690. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Bononun mahiyetine aykırı düşmedikçe poliçelerin cirosuna ait (593-602)

… maddeler hükümleri bonolar hakkında da caridir.”

20. 18/5/1955 tarihli ve 6570 sayılı mülga Gayrimenkul

Kiraları Hakkında Kanun’un 9. maddesi şöyledir:

“Kira mukavelelerinde; bu Kanunun kira bedellerinin tayinine mütaalik hususlar müstesna kiracı aleyhine değişiklik

yapılamaz.”

21. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun

72. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını

ispat için menfi tesbit davası açabilir.”

22. 9/5/1960 tarihli ve E.1960/21, K.1960/9 sayılı Yargıtay

İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararı’nın ilgili kısmı şöyledir:

“Bir mahkemenin Temyiz Dairesince verilen bozma

kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve

araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar

verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün

bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılmaz ve bozma

sebebidir; meğerki bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul

kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arzetmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana

gelen bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi

lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî müktesep

hak yahut usule ait müktesep hak denilmektedir. Usul Kanunumuzda bu şekildeki

usule ait müktesep hakka ilişkin açık bir hüküm konulmuş değilse de Temyizin

bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan

gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadiyle

kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar gayesine dahi ermek üzere

kabul edilmiş bulunması bakımından usule ait müktesep hak müessesesi, Usul

Kanununun dayandığı ana esaslardandır ve âmme intizamiyle de ilgilidir.”

23. 21/4/1965 tarihli ve E.1965/1-91, K.1965/184 sayılı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı’nın ilgili kısmı şöyledir:

“Özel

dairenin uyulan bozma ilâmı ile kazanılmış usule ilişkin bir hak söz konusu

değildir. Zira bu bozma ilâmı ile taraflardan birisi yararına bir hak meydana

gelmemektedir. Özel Daire sadece tapu kaydının uygulanmasını öngörmüş,

taraflardan hangisinin haklı olduğu veya tapu kaydıyla bu yere sahip bulunduğu

konusunda bir yargı belirtmemiştir. Özel Daire işin esasını ele almayarak usul

bakımından olan bu eksikliği belirtmekle yetinmiştir. Uyulan bir bozma ilâmı

taraflardan biri yararına bir hak meydana getirmiyorsa usule ilişkin bir haktan

söz edilemez.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 16/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucuların 27/6/2013 tarihli ve 2013/5009 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

25. Başvurucular; Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde

açtıkları menfi tespit davasında asıl dava ile birleşen E.2005/258 sayılı

davalarının kabulüne karar verildiğini, davalıların temyizi üzerine asıl

davanın harç eksikliği nedeniyle usul yönünden bozulduğunu, birleşen E.2005/258

sayılı davaya ilişkin temyiz itirazlarının ise incelenmediğini, bozma kararı

sonrasında yeniden yapılan yargılama sonunda Mahkemenin, bozmadan önceki kararı

gibi asıl davanın kabulüne karar verdiğini ancak birleşen E.2005/258 sayılı

davaya ilişkin ilk karar temyizde bozulmadığından aynı doğrultuda karar vermesi

gerekirken birleşen E.2005/258 sayılı davanın reddine karar verdiğini, bu

durumun nihai karardan dönme yasağına aykırı olduğunu, ayrıca bozma ilamında

birleşen E.2005/258 sayılı davaya ilişkin verilen kararın bozulmasına karar

verilmediği hâlde Mahkemenin, birleşen E.2005/258 sayılı davayı reddederek

bozma kapsamı dışına çıktığını, uyma kararı verilen bozma ilamının dışına

çıkılarak karar verilmesinin yasalara ve yerleşmiş içtihatlara aykırı olduğunu,

birleşen E.2005/258 sayılı dava hakkında verilen ikinci kararın eksik inceleme

ve hatalı değerlendirmeye dayandığını, bilirkişi raporlarının aksine karar

verildiğini, delillerinin eksik toplandığını, davalı A.Ç.nin

taraf sıfatı bulunduğu hâlde taraf sıfatı yokluğu nedeniyle bu davalı yönünden

davanın reddedildiğini, Mahkemece

verilen ikinci kararın temyiz incelemesi sırasında birleşen E.2005/258 sayılı

dava yönünden verilen karar incelenmeden kararın bütün olarak onandığını, zira

onama ilamında harç ve vekâlet ücretlerinin ana davaya göre belirlenmesi ve

karar içeriğinde birleşen E.2005/258 sayılı davaya ilişkin açıklamanın yer

almamasının, birleşen dosyada verilen kararın temyizde incelenmediğinin kanıtı

olduğunu belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesi, bu mümkün

olmazsa tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

26. Başvuru dilekçesi ve ekindeki belgelere göre

başvurucuların iddialarının açmış oldukları menfi tespit davasında, birleşen

E.2005/258 sayılı dava yönünden verilen davanın kabulüne ilişkin kararın

temyizde bozulmadığı hâlde Mahkemenin, bozma sonrasında yaptığı yargılama

sonunda bozma ilamı kapsamı dışına çıkarak önceki kararının aksi yönde karar

verdiği, birleşen E.2005/258 sayılı dava hakkında verilen ikinci kararın eksik

inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayandığı, Mahkemece verilen ikinci kararın

temyiz incelemesi sırasında birleşen E.2005/258 sayılı dava yönünden verilen karar

incelenmeden kararın bütün olarak onandığına ilişkin olduğu anlaşılmıştır.

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle başvurucuların anılan ihlal

iddialarının özünün, yargılamada usul kurallarına riayet edilmeyerek adil

olmayan karar verildiğine ilişkin olduğu değerlendirilerek bu iddialar, adil

yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyet uygun yargılanma hakkı çerçevesinde

incelenmiştir. Başvurucuların, temyiz ettikleri kararın temyiz incelemesinin

yapılmadığına ilişkin iddiaları ise mahkemeye erişim hakkı yönünden ayrıca

değerlendirilmiştir.

1. Hakkaniyete Uygun Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

28. Başvurucular, açmış oldukları menfi tespit davasında

birleşen E.2005/258 sayılı dava yönünden verilen davanın kabulüne ilişkin

kararın temyizde bozulmadığı hâlde Mahkemenin, bozma sonrasında yaptığı yargılama

sonunda bozma ilamı kapsamı dışına çıkarak önceki kararının aksi yönde ve eksik

inceleme ile hatalı değerlendirmeye dayalı karar verdiğini ileri sürmüşlerdir.

29. Bakanlık görüş yazısında başvurucuların şikâyetlerinin

adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde incelenmesi

gerektiği, mahkemeye etkili erişim hakkının “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel

unsurlarından biri olarak kabul edildiği, özüne zarar verilmemek kaydıyla bu

hakkın sınırlamalara tabi tutulabileceği, somut başvuru açısından İlk Derece

Mahkemesince bozma ilamına uyularak karar verildiği, ilk temyiz incelemesinde

birleşen dosya hakkında bir görüş belirtilmediği, bu durumda Mahkemenin bozma

sonrasındaki kararının Yargıtay ilamı doğrultusunda hukuki değerlendirmeye dayalı

olarak verildiği ifade edilerek başvurucuların şikâyetleri incelenirken bu

hususların dikkate alınması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur. Başvurucular, Bakanlık görüşlerini kabul etmemiştir.

30. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

33. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir

(Güher Ergun ve diğerleri, B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 38).

34. “Hakkaniyete uygun yargılanma”nın

temel unsuru, yargılamanın “çelişmeli” olması ve taraflar arasında “silahların eşitliği”nin sağlanmasıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Rowe ve Davis/Birleşik Krallık

[BD], B. No: 28901/95, 16/2/2000, § 60). Adil yargılanma hakkının unsurlarından

olan çelişmeli yargılama ilkesi, taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi

olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın

bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda mahkemece

tarafların dinlenilmemesi, taraflara delillere karşı çıkma imkânı verilmemesi,

yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabilecektir

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ruiz-Mateos/İspanya, § 63; Feldbrugge/Hollanda, B. No: 8562/79, 29/05/1986, §

44).

35. Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan

çelişmeli yargılama ilkesi, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm

taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma

ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. J.J./Hollanda,

B. No: 9/1997/793/994, 27/3/1998, § 43; Vermeulen/Belçika, B. No: 19075/91, 20/2/1996, §

33).

36. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de silahların

eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelir (Yaşasın Aslan, B. No:

2013/1134, 16/5/2013, § 32).

37. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri

ışığında taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda

delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddiaları da yargılamanın

bütünü ışığında değerlendirilecektir (Yüksel

Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19). Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuru kapsamındaki görevi, somut olayın usul kurallarına uygunluğunu

denetlemek değil; adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin somut olayda

ihlal edilip edilmediğini denetlemektir.

38. Başvuru konusu olayda başvurucular, birlikte görülen

menfi tespit davalarından E.2005/258 sayılı dava hakkında verilen ikinci kararın

eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayandığını, söz konusu davada

bilirkişi raporlarının aksine karar verildiğini, birleşen E.2005/272 sayılı

davada ise davalı A.Ç.nin taraf sıfatı bulunduğu

hâlde taraf sıfatı yokluğu nedeniyle bu davalı yönünden davanın reddedildiğini

ileri sürmüşlerdir.

39. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular için benimsediği

temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak bireysel başvuruya konu davadaki

olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması,

yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile

kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas

yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye

tabi tutulamaz. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece

ve derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar açık keyfîlik içermedikçe bireysel başvuru incelemesinde ele

alınamaz. Bu çerçevede derece mahkemelerinin delilleri değerlendirmesinde ve

hukuk kuralını yorumlamasında bariz bir takdir hatası bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Kenan Özteriş,

B. No: 2012/989, 19/12/2013, § 48).

40. Davadaki tarafların uyuşmazlıkla ilgili taraf sıfatları

bulunup bulunmadığı veya yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporundaki görüş

doğrultusunda karar verilmesi gerekip gerekmediği, delillerin değerlendirilmesi

ve hukuk kurallarının yorumlanması kapsamında derece mahkemelerinin takdirinde

olan hususlardır. Somut olayda, dava konusu edilen bonolarda davalı A.Ç.nin sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle bu davalı yönünden

davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, birleşen E.2005/258 sayılı

davada ise davalı M.S.nin iyi niyetli hamil olduğu

kanaatiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır (bkz. § 14). Derece

Mahkemelerince yapılan değerlendirmelerde bariz bir takdir hatası tespit

edilmediğinden anılan ihlal iddialarının bireysel başvuru incelemesinde ele

alınması mümkün değildir.

41. Başvurucular, tanık dinletme isteğinden vazgeçmedikleri

hâlde vazgeçmiş kabul edilerek karar verildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuruya

konu dava dosyası incelendiğinde 9/11/2010 tarihli duruşmada başvurucular

vekilinin “Yargıtay bozma kararında davacı

tanıklarının dinlenilmemiş olmaları yönünden bir bozma gerekçesi mevcut

olmadığından tanıklarımızın bozmadan sonra dinlenmesi durumunda usulen bir

yanlışlık olacağı düşüncesiyle bu aşamada tanıklarımızın dinlenmelerini

istemiyoruz, mevcut dosya içeriğine göre önceki iddialarımızı, istemlerimizi

yineliyoruz, davalarımızın kabulüne karar verilsin” şeklinde beyanda

bulunarak bahsedilen aşamada tanıklarının dinlenmemelerini talep ettiği, İlk

Derece Mahkemesinin de gerekçeli kararında bu konuyla ilgili olarak

başvurucuların tanık dinletme isteminden duruşmada vazgeçmiş olmaları nedeniyle

ispat yükümlülüklerini yerine getiremediklerini belirterek davanın reddine

karar verdiği görülmüştür (bkz. § 14). Dolayısıyla başvurucular vekilinin

duruşmadaki beyanı üzerine tanıkların dinlenmedikleri anlaşılmaktadır.

42. Öte yandan başvurucular, delil listesinde bildirdikleri

yemin delilinin ve diğer delillerin toplanmadan karar verildiğini iddia

etmişlerdir. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri

sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan Anayasa hükmünün

kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki

iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya aittir (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §

19). Başvurucular, hangi celsede, hangi delillerinin toplanmasını istediklerini

bildirdikleri hâlde Mahkemece bu taleplerin karşılanmadığına ya da yemin

deliline dayanmak istemelerine rağmen bu istemin kabul edilmediğine dair bir

bilgi ya da kanıt Anayasa Mahkemesine sunmamışlardır. Bu nedenle başvurucular

tarafından ileri sürülen bu ihlal iddialarının yine başvurucular tarafından

kanıtlanamamış olduğu sonucuna varılmıştır.

43. Başvurucular ayrıca açtıkları menfi tespit davasında asıl

dava ile birleşen E.2005/258 sayılı davalarının kabulüne karar verildiğini,

kararların temyizi üzerine asıl davanın harç eksikliği nedeniyle usul yönünden

bozulduğunu, birleşen E.2005/258 sayılı davaya ilişkin temyiz itirazlarının ise

incelenmediğini, bozma kararı sonrasında yeniden yapılan yargılama sonunda Mahkemenin,

önceki kararı doğrultusunda asıl davanın kabulüne karar verdiğini ancak

birleşen E.2005/258 sayılı davaya ilişkin ilk karar temyizde bozulmadığından

aynı doğrultuda karar vermesi gerekirken birleşen E.2005/258 sayılı davanın

reddine karar verdiğini, bu durumun nihai karardan dönme yasağına aykırı

olduğunu, ayrıca ilk karara ilişkin bozma ilamında birleşen E.2005/258 sayılı

dava hakkında bozma kararı olmadığı hâlde Mahkemenin, birleşen E.2005/258

sayılı davayı reddederek bozma kapsamı dışına çıktığını, uyma kararı verilen

bozma ilamının dışına çıkılarak karar verilmesinin yasalara ve yerleşmiş

içtihatlara aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.

44. Başvurucular, başvuru konusu davada verilen ilk hükme

ilişkin bozma ilamında birleşen E.2005/258 sayılı dava hakkında bozma kararı

olmadığı hâlde Mahkemenin, birleşen E.2005/258 sayılı davayı reddederek bozma

kapsamı dışına çıkmasının yasalara ve yerleşmiş içtihatlara aykırı olduğunu

ileri sürmüş iseler de birleşen E.2005/258 sayılı dava yönünden verilen davanın

kabulü kararının yerinde olup olmadığı konusunda 2/2/2009 tarihli Yargıtay

bozma ilamında bir değerlendirme bulunmadığı, bu kararı temyiz eden davalının

temyiz itirazlarının da incelenmediği anlaşılmaktadır (bkz. § 12). Bu nedenle

anılan bozma kararı, birleşen E.2005/258 sayılı dava yönünden başvurucular

lehine hüküm verilmesini gerektirecek nitelikte değildir.

45. Sonuç itibarıyla başvurucuların usule ilişkin müktesep

hak ilkesine aykırı, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak

karar verildiği yönündeki iddialarının; yargılama sürecinde hukuk ve usul

kuralların doğru uygulanmadığına ilişkin olduğu, başvuruya konu yargılama

süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucuların hakkaniyete uygun

yargılanma haklarına yönelik olarak açık ve görünür bir ihlalin olmadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

46. Açıklanan nedenlerle hakkaniyete uygun yargılanma hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal

Edildiği İddiası Yönünden

47. Başvurucular, İlk Derece Mahkemesince verilen 14/12/2010

tarihli ikinci kararın temyiz incelemesi sırasında birleşen E.2005/258 sayılı

dava yönünden inceleme yapılmadan kararın bütün olarak onandığını, zira onama

ilamında harç ve vekâlet ücretlerinin ana davaya göre belirlenmesi ve karar

içeriğinde birleşen E.2005/258 sayılı davaya ilişkin açıklama yer almamasının,

birleşen dosyada verilen kararın temyizde incelenmediğinin kanıtı olduğunu

ileri sürmüşlerdir.

48. Bakanlık görüş yazısında, İlk Derece Mahkemesince bozma

öncesi ve sonrasında verilen kararların Yargıtayın

temyiz incelemesinden geçtiği ifade edilmiştir. Başvurucular,

Bakanlık görüşünü kabul etmemişlerdir.

49. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelmektedir. (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52). Mahkemeye erişme hakkı sadece ilk derece

mahkemesine dava açma hakkını değil; eğer iç hukukta itiraz, istinaf veya

temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere

başvurma hakkını da içerir (Bayar ve

Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 42).

50. Sözleşme'nin 6. maddesi mahkemeye başvurma hakkını açıkça

düzenlenmemekle beraber AİHM tarafından mahkemeye başvurma hakkının hukukun

temel prensibi olduğu, mahkemeye başvurma hakkı olmaksızın hakkaniyete uygun,

aleni bir yargılamadan söz edilemeyeceği ve adil yargılanma hakkının içerdiği

güvencelerden yararlanmanın olanaksız hâle geleceği kabul edilmektedir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,

21/2/1975, § 35).

51. Anayasa'nın 36. maddesi herkesin, meşru vasıta ve

yollardan faydalanarak yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia

ve savunma hakkına sahip olduğunu belirtmek suretiyle Sözleşme’den

farklı olarak mahkemeye başvurma hakkını açıkça düzenlemektedir. Bunun yanı

sıra Anayasa Mahkemesi de AİHM içtihadına paralel şekilde mahkemeye başvurma

hakkının adil yargılanma hakkının önkoşulu olduğunu ifade etmektedir (AYM, E.

2010/41, K. 2012/19, 9/2/2012).

52. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını

kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya

müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular, açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

53. Somut olayda Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 11/9/2012

tarihli onama ilamının incelenen karara ilişkin başlık bölümünde asıl davanın

yanı sıra birleşen iki davaya ilişkin bilgilerin yer aldığı, duruşmalı

yapıldığı anlaşılan temyiz incelemesi sırasında hazır bulunan başvurucular

vekilinin birleşen E.2005/258 sayılı davaya ilişkin temyiz itirazlarını dile

getirebildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla Yargıtay ilamının hüküm kısmında

asıl ve birleşen davalar yönünden bir ayırım yapılmaması veya yargılama gideri

hesabının eksik yapılmasının birleşen dosyanın temyiz incelemesinin yapılmadığı

anlamına gelmeyeceği değerlendirilerek başvurucuların, asıl davanın temyiz

incelemesi sırasında birleşen dava yönünden inceleme yapılmadan kararın bütün

olarak onandığı iddiasının yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

54. Açıklanan nedenlerle mahkemeye erişim hakkına yönelik bir

açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

bırakılmasına

16/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Kamil KAYA Başvurucular : 1. Cem ÖĞÜN 2. Osman Nuri ÖĞÜN 3. Demsan Turizm İnşaat Otomotiv Ticaret Limited Şirketi Temsilcisi : Cem ÖĞÜN (Başvurucu şirket yönünden) Vekili : Av. Rufayi TAŞTAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5009, 16 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Sonuç
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5009
Tarih
16 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Mehmet Emin Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/3928)
  • Mehmet Seyfi Oktay Başvurusu (B. No: 2013/6367)
  • Ahmet Hakan Akfırat Başvurusu (B. No: 2013/7239)
  • Burak Candeğer Başvurusu (B. No: 2013/9139)
  • Gökhan Ünlü Başvurusu (B. No: 2013/9776)
  • Abdullah Öcalan Başvurusu (B. No: 2013/7816)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.