İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Çağlar Demirel Başvurusu (B. No: 2017/5221)

1. Başvuru, milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan

Başvuru No2017/5221Tarih12 Eylül 2018Okuma60 dk · 11.965 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Çağlar Demirel Başvurusu

Karar tarihi
12 Eylül 2018
Başvuru Numarası
2017/5221
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

11.965 kelime·60 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan

yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu

suçlamaların ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyet kapsamındaki eylemlere ilişkin

olması ve tutukluluk nedeniyle milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi

nedenleriyle de ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet eylemleri; bölücü amaçları dolayısıyla

anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal

emniyetine yönelik ağır tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak

bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati

sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2)

[GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18).

9. Bununla birlikte kamuoyunda demokratik

açılım süreci, çözüm süreci

ve Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi gibi

farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden itibaren

PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde azalmıştır.

Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin güvenliği üzerinde

etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden artmaya

başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim olayları

ve hendek olayları olarak bilinen

terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2) §§ 19-27).

10. Hendek olayları kapsamında PKK tarafından Şırnak il merkezi

ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde,

Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin

ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler

kazılıp barikatlar kurularak, bu barikatlara bomba ve patlayıcılar

yerleştirilerek teröristler tarafından şehirlerin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet

sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere

giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin

kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini

sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir.

Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında çok sayıda güvenlik

görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı madde imha edilmiştir

(Gülser Yıldırım (2), §§ 28-33).

11. PKK 2016 yılında, başvurucunun seçim bölgesi olan

Diyarbakır'da çok sayıda terör saldırısı gerçekleştirmiş olup bu saldırılarda

çoğunluğu güvenlik görevlisi olmak üzere onlarca kişi hayatını kaybetmiş;

yüzlerce güvenlik görevlisi ve sivil vatandaş yaralanmıştır(Ayrıntılar için

bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 19-33).

B. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

12. Başvurucu 7/6/2015 ve 1/11/2015 tarihlerinde Halkların

Demokratik Partisinden (HDP) Diyarbakır milletvekili seçilmiştir. Başvurucu

hâlen milletvekilidir.

13. Başvurucu hakkında milletvekili olmadan önce ve milletvekili

olarak görev yaptığı dönemde işlediği iddia olunan bazı suçlara ilişkin olarak

farklı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmalar yürütülmüştür.

Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği

ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya

çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz." hükmü uyarınca yasama

dokunulmazlığına sahip olan başvurucunun dokunulmazlığının kaldırılması

istemiyle ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından on altı ayrı fezleke

düzenlenmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulmak üzere Adalet

Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir. Bu fezlekelerden on bir

tanesi birleştirilmiştir. Başvuruya konu dava, bu on bir fezlekeden

oluşmaktadır.

14. Bu fezlekelerde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin

olay ve olgular şöyle özetlenebilir:

i. 24/5/2015 tarihinde HDP ve KJA (Özgür Kadınlar Kongresi)

organizesinde, Diyarbakır'ın Bağlar ilçesi Koşuyolu Parkı'nda 200-300 kişilik

bir kalabalığın katıldığı "Kadınlar Yeni Yaşam İçin Buluşuyor" konulu

basın açıklaması ve müzik dinletisi etkinliğinde başvurucu bir konuşma

yapmıştır. "Merhaba değerli Amed halkı, sizler

de bildiğiniz üzere KJA adına bu meydanları dolduruyoruz. Biz kadınlar olarak

parlamentodaki yerimizi de alacağız. Sizlerin de bildiği gibi barış ve özgürlük

için yıllardır mücadele devam ediyor. Yıllardır Sakine (Sara kod adıyla bilinen

ve PKK'nın Avrupa sorumlularından biri), Arin Mirkan

(İŞİD'e yönelik intihar saldırısında hayatını

kaybeden YPG üyesi), Delila, Sara, Dilan, Beritan gibi şehitlerimizi anıyoruz. Onlar barış, özgürlük

ve halkı için yaşamlarını yitirip şehit oldular. Şehitlerimizin önünde eğiliyor

ve yolunuzun takipçisi olacağız diyoruz. Sizlere söz veriyoruz ki yolunuzda

yürüyeceğiz. Halkların özgürlüğü için arkadaşlarımız şehit düştüklerinde

annelerimiz de artık bunun sona ermesini talep ediyorlar. Annelerimiz artık

barış ve özgürlük gelsin istiyor. Tüm cezaevlerine de sıcak selamlarımızı

gönderiyoruz. AKP ne diyor? Kadın da olsa çocuk da olsa gereği neyse yapılacak

diyor. Biz ne diyoruz? Bizler de barışı ve özgürlüğü kadınlar getirecek

diyoruz. Barış ve özgürlük süreci cezaevinden, dört duvar arasından Sayın

Öcalan, Başkan Öcalan tarafından başlatıldı. Sizlerin de bildiği gibi süreç

başlayınca heyet İmralı'ya gitti. Sayın Öcalan ile görüşmeye başladılar. Sayın

Öcalan ne dedi. Bu barış sürecinde kadınlar yerini almaz ise ben bunu hiçbir

zaman kabul etmeyeceğim dedi. Ama devlet ve AKP buna karşı çıktı. Ama Sayın

Öcalan kadınlar, özgür kadın hareketi yerine alacak dedi. Bizler de kadınlar

olarak bu süreçteki yerimizi aldık... Şu anda başkan Öcalan tecrit altındadır

ama bizler onların bu tecridini kıracağız, kadınlar kıracak barış ve özgürlüğü

getirecek. Bu müzakere ve özgürlük kadın eliyle gelecek. Kadın özgürleşirse

toplum da özgürleşecektir. Diyorlar ki secimden sonra bakacağız eğer HDP

barajın altında kalırsa zaten barış ve özgürlük olmayacak diyorlar. Bizler de

diyoruz ki kadınlarımız barış ve özgürlüğü getirecek barajı aşacak, gelip bu

meydanı görsünler. Özgürlük yakındır, özgürlük çok yakındır hepinize başarılar

diliyorum." şeklinde ifadelerin yer aldığı konuşmayla başvurucunun PKK

terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

ii. Başvurucu 1/8/2015 tarihinde Diyarbakır Valiliğince

yasaklanan, terör örgütünün çağrılarıyla düzenlendiği iddia edilen ve şiddet

eylemlerinin olduğu gösteri yürüyüşüne katılarak burada bir konuşma yapmıştır. "Bildiğiniz gibi bugün Diyarbakır halkı olarak

barışın mimarı olan sayın Öcalan'ın bu sürece müdahil olmasını isteyen

Diyarbakır halkını buradan İmralı'ya yürüyüş gerçekleştirmesi, Diyarbakır ve

buradaki sivil toplum örgütleri ile birlikte barış adına, çözüm süreci adına

sizin de bildiğiniz gibi 5 Nisan'dan bugüne tecrit uygulanan hiçbir şekilde

haber alamadığımız sayın Öcalan ile görüşme talebine buradan Diyarbakır halkı

olarak görüşme talebimizi gerçekleştirdik. Bu yüzden buradan İmralı'ya yürüyüş

gerçekleştirmeyi önümüze hedef olarak koyduk ve buradan sayın Öcalan'ın

tecridinin kaldırılması sadece heyetle değil bundan sonra kiminle görüşmek

istiyorsa ona kendisinin karar vermesi ve bu yaşanan son sürece, savaş

sürecine, savaş kararlarına barış ve çözüm sürecinin mimarı olan sayın Öcalan'ın

görüşmelerinin devam etmesi için böyle bir yürüyüş gerçekleştirmek istedik. Ama

sizin de gördüğünüz gibi özellikle

Kürdistan'da yaşanan bir savaş ve kaos ortamı vardır. Bu özellikle yaratılmak

istendi kim yaratmak istedi şuan geçici AKP hükümeti bu kaosu yaratmak istedi,

nedeni Cumhurbaşkanının 400 Milletvekili istiyorum ve başkanlık sistemi

istiyorum demesine verilen bir cevaptı 7 Haziran. Bu nedenle tek başına iktidar

olamayan AKP hükümeti kendisi de seçimlerden önce ifade etmişti kaos ortamının yaratılması

gerektiğini de dile getirmişti. Kaos ortamı bugün siyasi olarak ifade

ettiğimizde mecliste bir araya geldik ve artık biz bu sürecin araştırılması

için komisyon oluşturmak istedik. Bu savaşı size yaptırmayacağız dedik çünkü

çözüm gücü barıştır dedik ve biz bu barışın inşa edilmesi için Amed halkı olarak hem de parlementoda

grubu bulunan HDP olarak bu süreci inşa etmek istedik ama savaşı isteyenler parlementoda böyle bir komisyonun oluşmasını engellediler.

Niye engelledi Suruç katliamı ile ortaya çıktı neden engelledi, bugün Ağrıda

yaşanan bu infazlarla ortaya çıktı, neden engellendi Kandilde her gün

bombalarla uyandığımız bu Amed halkı bu bombaların bu

uçakların buradan kalkmasına izin vermeyecek dedi bugün. Ama buna izin

verilmedi. Sizler de biliyorsunuz Amed de sabaha

kadar bu halk uyumuyor, bombalar uçaklar kalkıp bu halkın evlatlarını

bombalamaya gdiyor. En sonda gördüğünüz gibi bugün

bir katliam gerçekleştirildi Türk uçakları Kandilin köyünü vurarak sivil

insanları katletti. Bunu hiçbir şekilde kabul etmediğimizi burada ifade etmek

istedik. Şunu bir kez daha söylemek istiyoruz ne siyasi soykırım

operasyonlarıyla ne bombalarla ne de tecritle hiçbir yere varılmayacak eğer

çözüm ve barış istiyorsak başta sayın Öcalan üzerindeki tecritin

kaldırılması, sayın Öcalan ile görüşmelerin derhal başlatılarak kendisinin

özgürlüğünün sağlanmasıyla bu sorun çözülecektir. Biz bu sorunun çözülmesi için

HDP'li milletvekilleri olarak grubumuz olarak, parti

olarak ve Amed halkı olarak bir kez daha buradan

haykırıyoruz biz barışın inşası için mücadele edeceğiz. Şimdiye kadar yaşanan

savaş ortamından hiç kimse fayda görmedi. Herkes zarar gördü. Bundan sonraki

süreçte de yine zarar görecektir. O yüzden bugün yüzbinler İmralı'yla yürüyor

şiarıyla bizler sayın Öclan'a koster bozuksa biz

yürüyerek gidip o kosteri de yapıp görüşmeyi sağlayacağızdedik.

Ama sizin de gördüğünüz gibi bir ordu bir kuşatma ile karşı karşıyayız. Amed de şuan bir darbe yapılmak isteniyor, bu kadar polisin

bu kadar panzerlerin, bu kadar güvenlik güçlerinin kimin güvenliğini sağladığı

ortada. Bu halkın güvenliğini şuanda tehdit ediyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz

yürümemize izin vermediler biz de bundan sonraki süreçte Amedde

demokratik halklarımızı mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğimizi ifade ediyoruz.

Halkımızı tutuklama ile gözaltına almakla, bombalamakla, katliam

gerçekleştirmekle sindiremeyeceklerini bir kez daha buradan ifade edip

vurgulamak istiyoruz." şeklinde ifadelerin yer aldığı

konuşmasıyla ve "Dağılın." ihtarına rağmen dağılmayan, şiddet

kullanan grup içinde yer almak suretiyle başvurucunun örgüte üye olmamakla

birlikte örgüt adına suç işleme, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme suçlarını işlediği ileri sürülmüştür.

iii. Başvurucunun 13/9/2015 tarihinde örgüt çağrısı üzerine

toplanan kalabalık ile birlikte sokağa çıkma yasağı bulunan Sur ilçesine

girmeye çalıştığı, toplanan kalabalığa hitaben emniyet görevlilerince "Dağılın."

ihtarı yapılmasına rağmen kalabalığın dağılmadığı, bu suretle silahlı terör

örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, "Dağılın." ihtarına rağmen dağılmayan ve şiddet kullanan grup içinde

yer almak suretiyle 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet etme suçlarını işlediği ileri sürülmüştür.

iv. Başvurucu 5/11/2015 tarihinde Diyarbakır'ın Dicle ilçesi

Kurşunlu Mahallesi Kurşunlu Düzü mevkiinde bulunan bölgede gerçekleştirilen

askerî operasyonlar sonrasında bölgeye giderek bir konuşma yapmıştır. "Evet şu anda da Piran'da

Dicle'de Pirejman mahallesinde, burada yaşananları

birebir gözlerimizle görüyoruz, sizinde bildiğiniz

gibi yıllardır Kürt halkı üzerine baskı, zulüm işkence göç katliamla gelen

hükümetler devletler, bu dönemde de 13 yıllık iktidarı boyunca Kürt halkına

yapmadığını bırakmayan, doksanlı yılları da aşan, şiddet politikalarını hayata

geçiren, bir AKP hükümeti mevcuttur. 7 Haziran da halkın iradesini kabul

etmeyen, 8 Haziran itibariyle seçimleri gündeme getiren ve daha sonarda seçim

hükümeti olan, aslında savaş hükümeti adı altında Kürt halkına, dostlarına ve

tüm Türkiye halklarına baskı, zulüm katliam ve yok etme projesini hayata

geçiren AKP hükümeti ve saraydakinin almış olduğu kararların bir benzerini

bugün burada Pirejman'da görüyoruz. Artık Kürtlere

yapmadıkları kalmayan, yıllardır aynı zihniyetin devamını gerçekleştiren AKP

hükümeti ve devlet bugün de Kürtlere seçim sonrasında yaptıklarını, bir kez

daha anlamak ve bu yapılanları bir kez daha değerlendirmek lazım. Evet 7

Haziran seçimlerinde tek başına iktidar olmayınca 7 Haziran sonrası sayın

Öcalan'la görüşmelerin gerçekleştirilmemesi ve topyekun bombalamalar,

saldırılar katliamlar hatta şehitliklerimizin ve cami ve cem evlerimizin bile

yok edildiği bir süreçti ve o günden bu güne 1 Kasım seçimleriyle tek başına

iktidarı hedefleyenler birçok hile birçok tehdit birçok korku ve kaygı

yaratmaya çalışarak aslında Kürtleri yok etme projesini hayata geçirme adına

hareket etmiştir. Tek başına iktidar olursam bu sorunlar çözer çözülür, bu

sorunları bir kez daha çözmüş oluruz diyen AKP Hükümeti 2 Kasımda yani 1 Kasım

seçimlerinin hemen akabinde, burada Dicle ilçemizin birçok mahallesinde sokağa

çıkma yasakları ilan etmiş tankla, topla, helikopterlerle uçaklarla, bir bütün

köylerimize saldırmıştır. Evet, bunu bir kez daha altını çizerek söylüyoruz,

korku zinciri yaratmaya çalışan, savaşla insanları korkutmaya çalışan ve hileliklerle oy alıp iktidar olan sorunları çözeceğim

diyenler AKP hükümeti ne yazık ki 1 Kasım seçimden hemen akabinde 2 Kasımda şu

anda burada bulunduğumuz Dicle ilçemizini Pirejman mahallesinde köyünde tankla, topla,

uçaksavarlarla, helikopterlerle saldırmış camilerimiz, şehitliklerimiz,

mezarlıklarımız ve bütün yerleşim alanları tahrip edilmiştir. AKP hükümeti şunu

çok iyi bilmeli ki, mezarlıklar, bizim kutsal yerlerdir... Başka şey de bizim

için hassas olan, önemli olan, kürt halkının

değerleridir. Kürt halkı kendisini bir bütün var eden şehitlerine borçludur.

Şehitlere yapılan mezarlıklara yapılan baskı, şiddet ve yok etme Kürt halkına

yapılan zulümdür. Bu yüzden bu hassasiyetimizin çok iyi anlaşılması çok iyi

bilinmesi gerekiyor. Evet, tek başına iktidarı hedefleyenler seçim uğruna

şehitlerimizden bile korktuklarını ifade etmeleridir. Aslında AKP hükümetinin

ve devletin ne kadar aciz ne kadar zavallı ne kadar insanlıktan uzak olduğunu

bir kez daha Pirejman'da görmekteyiz, şehitliklerden

bile korkanlar camilerden mezarlıklarımızdan korkanlar yaşamını yitiren

insanlardan korkanlar, aslında zavallılıklarını bir kez daha ortaya

koymuşlardır. Ama Kürt halkı direnişiyle, mücadelesiyle, bu günlere gelmiş evet

daha dün Sur'da, Silvan'da, Bismil'de, Cizre'de,

Nusaybin'de, Varto'da yaşanan halkın direnişi gerçekten AKP hükümetini ve

devletini korkutmuştur. Bu korku zinciri hiçbir şekilde insanları

yıldırmayacağını bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Dört gündür dördüncü günün

sonunda bıraktığımız Silvan'da hala halkın üzerine toplarla, havanlarla,

bombalarla saldıranlar oradaki evleri hedef alanlar, insanları, insanları

katledenler, bugün burada aynı tarihlerde Dicle'nin Pirejman

ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan ederek buradaki mezarlıklarımıza

şehitliklerimize saldırmıştır. Burada ibadet edilen camilerimiz, insanların

dinlenmek için kullandığı mekanlar ve bir bütün şehitlikler, tanklarla,

toplarla, havanlarla yok edilerek gördüğünüz manzara ortaya çıkmıştır. Biz AKP

hükümetine bir kez daha buradan sesleniyoruz, ya müzakere ve çözüm sürecini

geliştireceksiniz yada bu halk direnişini daha fazla büyütecektir. Hiçbir zaman

mücadeleden korkmayan artık hiçbir şeyini kaybetmekten korkmayan, kürt halkı bir kez daha buradan size sesleniyor, ya

müzakereyle demokratik siyasetle masaya oturur sayın öcalanla

görüşmeleri başlatır ve kürt sorununun çözümünü

öncelikli sorun olarak ele alır, anayasal düzenlemelere geçersiniz ya da hiçbir

şekilde direnişimizden mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha buradan

ifade ediyoruz... Bizler burada yaşananları, bir öfkeyle, bir nefretle, genel

olarak da yaşananları, kınadığımızı ifade etmek istiyoruz. Bu tahribatı ortaya

koyanlara bir kez daha hesap soracağımızı söylemek istiyoruz buradan.

Camilerimizi, ibadet hanemizi mezarlıklarımızı bombalayanlardan hesap

soracağız. Hesap sormaya devam edeceğiz, bunu direnişimizle, mücadelemizle,

varlığımızla, halkımızla hesabını soracağız, bunun hesabını biz mecliste de

soracağız, bunlar hepsi tarihe geçecektir... Sizin Kürt Halkının çocuklarında,

gençlerinde, kadınlarında, erkeklerinde, yaşlısında, hastasında, yedisinden

yetmişine öfke daha da büyüyecektir. Bunun böyle bilmek lazım. Yıllardır biz

yok edeceğiz, ortadan kaldıracağız kökünü kazıyacağız diyenler bu dünyadan

göçüp gittiler. Sizlerde göçüp gideceksiniz. O yüzden eğer tarihe bir iz

bırakmak istiyorsanız yakarak, yıkarak, bombalayarak değil, tarihe bir iz

bırakmak istiyorsanız o zaman müzakere masasına oturacaksınız ve sorunları

çözeceğiz, birlikte çözecez, Kürt halkı buna

hazırdır. Bütün haklar hazırdır. AKP hükümetinin eninde sonunda müzakere için

masaya oturacağı kesindir. Yoksa kendisi yok olup gidecektir. Bunun buradan

bilsinler istiyoruz. Evet öfkemiz büyüktür. Öfkeliyiz, ama bir o kadar direnişe

de hazırız. Bir o kadar mücadeleye de hazırız. Mücadele eden bir halkız, burada

bu tahribatı gördükçe daha da öfkelenip mücadelemizi ve direnişimizi daha da

büyüteceğiz, yılmayacağız, korkmayacağız, bizi bunlarla yıldırmayacaksınız,

korkutamayacaksınız, bizim bunlarla daha fazla öfkemizin büyümesi gelişecek ve

daha fazla direnişimiz artacak, mücadelemizi daha fazla büyüteceğiz. Biz

buradan tekrar Pirejman'dan Dicle ilçemizden

seslenmek istiyoruz. Bu yaşattıklarınızın hesabını bir gün soracağız, bir gün

vereceksiniz hesabını, bunların hesabı bir gün verilecektir... Burada

yaşananlar sadece Pierjman köyünün yaşadıkları

değildir. Buradan çok iyi bilinmeli ki bütün Kürt halkının Türkiye Halklarının

bizzat yaşadığı ve acısını içine gömdüğü bir durumdur. Biz bunun hesabını da

soracağız, mücadelemizi de büyüterek bunların bir bütün olarak bugün

gerçekleştirilenlerin yarın hesabı tek tek sorulup bunların cevabı

verilecektir... Ve bir gün gelecek ki bu yaşananların hesabını hepsini size

soracak duruma geleceğiz. Ve biz bir kez daha bütün halkımıza, Dicle halkımıza

ve Pirejman'daki yaşayan bütün halkımıza burada

yaşananlardan dolayı üzüntülerimizi dile getiriyoruz. Ve bundan dolayı da

mücadelemizi daha fazla büyüteceğimizi ve buranın hesabını çok güçlü

soracağımızı bir kez daha paylaşmak istiyorum..." şeklinde

ifadelerin yer aldığı konuşmayla başvurucunun PKK terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

v. 13.12.2015 tarihinde Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) organizesinde,terör örgütü mensuplarına yönelik yapılan

operasyonları protesto etmek amacıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önündetoplanan grup Yenişehir ilçesi Veni

Vidi Hastanesi önüne kadar yürüyüş gerçekleştirmiş ve

akabinde başvurucu burada bir basın açıklaması yapmıştır. "... Ne yazık ki Diyarbakır’ın Sur ilçesi yani Amedin ruhu, kalbi, beyni olan Sur ilçemizi günlerdir

ablukada olması ve burada yaşananları bizzat görmemiz dün de bir kaç saatlik

sokağa çıkma yasağının kaldırılmasıyla birlikte sokağa çıkma yasağı ilan edilen

mahallelerimizde yaşananları bizzat gözlerimizle gördük. Ve bugün tekrar sokağa

çıkma yasağıyla karşı karşıyayız. Aslında resmi olarak bir sokağa çıkma yasağı

kaldırılsa da biz, fiili olarak bu ablukanın kaldırılmadığını dün de çok net

olarak gördük ... Halka rağmen ablukayla, helikopterle, bombalamayla, tankla,

topla, Özel Harekât timleri ile siz Amed halkının,

Sur halkının direnişini kıramazsınız. Bu direnişi görmek lazım. Bu talepleri

görmek lazım. Halk artık baskı ve zulüm istemiyor. Kendisini özgür iradesiyle

yönetmek istiyor. Bunun bir kez daha görülmesi gerekiyor...Ama siz Sur'u abluka altına alırsanız Sur'da

yaşam hakkını tanımazsınız Sur halkı da buna karşı kendisini direnerek ortaya

koyacaktır. Bu yüzden Özellikle de şunu ifade etmek istiyoruz dün gözlerimizle

gördük. Surun yapısını bilen herkes çok net ifade edebilir ve görebilir. Surda

başta Kurşunlu Cami olmak üzere tarihi dokular ve evler hem yukarıdan

helikopterlerle bombalandığını, yıkıldığını ve yakıldığını gördük ... Sokağa

çıkma yasaklarının ortadan kaldırılması ve müzakerenin gerçekleşmesi için biz

parlamentoda da bir girişim başlattık. Araştırma komisyonları kurulmasını

istedik. Ama ne yazık ki AKP Hükümeti reddetti bunu reddi Sur'u

kimin yaptığını, kimin yakıp yıktığının ifadesidir. Gelin bütün parlamento

bileşenleri ve partiler olarak komisyon kuralım gidelim araştıralım halkın

taleplerini yerinde dinleyelim dedik. Ama reddedildi. Mücadelemize devam

edeceğiz. Buradayız halkımızla birlikteyiz halkımızın mücadelesinin yanında

olduğumuzu bir kez daha İfade etmek istiyorum ve hepinize teşekkür

ediyorum." şeklinde ifadelerin yer aldığı konuşmayla

başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

vi. 16/12/2015 tarihinde yapılan gösteri yürüyüşünün sonunda

başvurucu bir basın açıklaması yapmıştır. "Yenişehir

ve birçok yer abluka altında. Resmi bir sokağa çıkma yasağı ilan edilmese de

Diyarbakır’da aslında halkın gittiği her yerde büyük bir saldırı, büyük bir

baskı, büyük bir işkence söz konusu Diyarbakır geneli üzerinden ifade edeyim

ama genelde söylersek Kürdistan’da, bugün Sur’da,

Dargeçit’te, Nusaybin’de, Cizre’de ve Silopi’de adı konulmamış bir iç savaş söz

konusu ... Kürdistan’da halk ne istiyor? Halk özgürce yaşamak istiyor. Kendi topraklarında,

kendi mahallesinde, sokağında, evinde kendisini yönetmek istiyor ... Sur da

yaşadık gözlerimizle gördük. Dört ayaklı minareden başladı. Kurşunlu Camiden ve

Ayşe Hamamından tüm kiliselerimize kadar kültüre, dine, tarihe bir müdahaledir

bu. Bunları kabul etmiyor halkımız kabul etmiyoruz hiçbirimiz. Mücadelemiz

bunun içindir. Direnişimiz bunun içindir o yüzden bir an önce haksız hukuksuz

olarak uygulanan sokağa çıkma yasağının kaldırılmasını ifade ediyoruz.

Parlamentoda da ifade ettik, sokaklarda da ifade ediyoruz. Mademki istiyorsanız

o zaman gelin mecliste sunduğumuz araştırma komisyonu oluşsun. AKP hükümeti

neden reddediyor. Demek ki yaptıklarıyla yüzleşmek istemiyor. Yaptığı bu kirli

savaşla yüzleşmek istemediği için bugün komisyonları reddediyor. Değerli

halkımız öyle pervasızca bir saldırı söz konusu ki gerçekten bugün bir

heyetimiz Cizre’ye giderken yolda durduruldu, milletvekili 5 milletvekili

arkadaşımız Cizre’ye giderken milletvekilleri kendi seçilmiş bölgelerine

giremiyor. Bunun adı yoktur yani burada böyle bir hukuk yoktur. Bu çok net

bilinmeli. Biz Sur’a gireceğiz. Sur bizim mekânımız.

Çocukluğumuz, gençliğimiz orada büyüdü. Oradaki halkın yaşamı bizim için her

şeyden önemlidir. Sur halkının yaşamından endişe duyuyoruz. Tankla, topla, askerle,

özel harekât timiyle, jitemiyle, esedullah

timiyle Sur’dan çıkın diyoruz. Değerli arkadaşlar biz

HDP grubu olarak milletvekili olarak parti ve bütün sivil toplum örgütleriyle,

halkımızla birlikte özelde sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği yerlerdeyiz.

Mardin’de, Şımak’ ta ve Ameddeyiz.

Bir grup arkadaşımız da parlamento da bunun mücadelesini yürütüyor. Biz

halkımızla birlikte bunların mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz.

Direneceğiz, direneceğiz ve kazanacağız. Çünkü haklıyız. Mücadelemizde haklıyız.

Bunun böyle bilinmesi böyle görülmesi lazım ... Siz halkın taleplerini

görmezden gelirseniz, müzakere sürecine dönmezseniz, insanlarımız yaşamını

yitirmeye devam edecektir. Biz bunu kabul etmiyoruz. Hendek diyorsunuz sorarız

sizlere Bağlarda vurulan iki gencimiz sokak ortasında vuruldu. Hendekte miydi?

Sorarız size. Sokak infazlarına dur diyoruz. Bu katliamlara bir kez daha dur

diyoruz. Bir kez daha ifade ediyoruz ki çözüm ve müzakere sürecinin

başlatılması ve sayın Öcalan’ın üzerinde ki tecridin kaldırılması ile bu sorun

çözülür. Bu sorun eğer varsa bir sorun bu ancak müzakere ile çözülür. Eninde

sonunda masaya oturulacaktır. Ama bu gün bunları yapanlarda mutlaka yargı önüne

çıkacaklardır. Bu da bilinmelidir. Hükümet bu kararı alıyor, devlet bu kararı

alıyor burada uygulayanlar suç işliyorlar. Suç işliyorlar ve günün birinde

bunlarda mahkeme huzuruna çıkacaklardır. Yargılanacaklardır. Çünkü suç

işliyorlar. Kanunda, yasada böyle bir uygulama yoktur. Tamamen keyfi bir

uygulamadır. Bunu kabul etmediğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Çözümü

müzakere sonucuyla bu sorun çözülecektir. Sayın Öcalan üzerindeki tecridin

kaldırılması ve derhal müzakereye başlanmasıyla bu sorun çözülecektir.

Dolmabahçe mutabakatına uyulması ile bu sorun çözülecektir. Halkın talepleri

yerinde görülerek bu sorun çözülecektir. Mecliste Anayasal ve yasal değişikler

yapıldıkça bu sorun çözülecektir. O zaman herkes demokratik, özgür bir şekilde

yaşayacaktır. Ama baskı ve zulümü Kürt halkı

yıllardır kabul etmedi kabul etmiyor. O yüzden onurlu halkımız direniyor. Sur

da, Cizre de, Nusaybin de, Dargeçit’te direniyor. Onurlu halkımız bulunduğu her

alanda direniyor. Amed halkı bir haftadır ayakta.

Kürt halkı boyun eğmedi, tarih boyunca boyun eğmedi yine de boyun eğmeyecektir.

Onurlu bir şekilde direnecektir. Mücadele edecektir ve kazanacaktır. Çünkü

haklıdır. Çünkü haklıyız. Çünkü halkımız talepleri çok açık ve net ifade

ediyor. Ben hepinize katıldığınız için teşekkür ediyorum ve Sur'a

gidişimiz ve bu mücadeleyi daha da vereceğimizi bir kez daha ifade etmek

istiyorum. Vekil arkadaşlarımızla buradayız. Biz bu çalışmalarımıza devam

edeceğiz. Görüşmelerimizi de ve Sur'a gidişimizi de

bir şekilde gerçekleştireceğiz." şeklinde ifadelerin yer aldığı

konuşmayla başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri

sürülmüştür.

vii. 17/12/2015 tarihinde PKK terör örgütünün çağrıları

doğrultusunda yapıldığı iddia edilen gösteri yürüyüşünün sonunda başvurucu bir

basın açıklaması yapmıştır. "Değerli

basın emekçileri ve çok değerli Amed Halkı, Yenişehir

halkımız hepiniz bu duyarlılığınız bu aleve bu ateşe bir nebzede olsa su dökmek

istediğiniz için ve katıldığınız için teşekkür ediyorum. Bugün Amed’te Sur ilçemizde yaşanan 16. gününe giren sokağa çıkma

yasağı ile birlikte sur halkına bir işkence bir soykırım gerçekleştirmek

isteniyor. Şu ana kadar tarih boyunca baktığımızda hiçbir tarihi süreçte böyle

bir şey görülmemiştir. 28 Şubat darbesinde tanklar, toplar şehirlere indiğinde

sadece yürümüş ve bütün dünya kamuoyunca bu kınanmıştır. Şuan ki Cumhurbaşkanı,

Başbakan 28 Şubat darbesinde tankların topların şehre inmesini kınayan ve böyle

bir şeyi bir daha yaşamak diyen bir Cumhurbaşkanı ve Başbakan bugün kürdistan’da, Sur’da,

Dargeçit’te, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de, Silvan’da tank ve toplarla halka

ateş ediliyor. Bırakın tankın topun merkeze, ilçelere girmesini artık halkın

evine odasına kadar top atışları gerçekleştiriliyor. Şu anda Sur’da top atışından kaynaklı yaralı arkadaşlarımızın

olduğunu, halkımızın olduğunu evlere top atışların isabet ettiği bilgisini

alıyoruz. Şu anda ambulansların Sur’a girip

yaralıları dışarı çıkarması için çaba sarfediyoruz.

Bir ülke düşününki halkın taleplerini görmeden halkın ne istediğine bakmadan

evinin içine mutfağına odasına kadar savaş açan bir başbakan, bir AKP hükümeti

ve bir devlet söz konusudur. Bunu hiçkimse kabul

etmez kürt halkı onurlu mücadelesiyle hiçbir zaman

kabul etmedi. Bugünde kabul etmeyecektir. Değerli halkımız bugün Şırnak’ta,

Cizre’de, Silopi’de, Dargeçit'te, Sur’da Türkiye

topraklarında sanki bir ülkeyle savaş yapıyormuşçasına tanklar, toplar,

helikopterler, askerler, özel harekat timleri evlerin içine kadar giriyor.

Milletvekillerimize kadar saldırırcasına cesaret içerisinde bulunuyor. Asla

bunu kabul etmeyeceğiz. Milletvekilimize halkımıza dokunan kim olursa olsun

bunun karşısında duracağız. Biz halkımızın iradesiyle bugün buralara geldik. O

yüzden halkımızın yanındayız ... Halkımızın iradesiyle, onuruyla sahip çıktığı

direnişin yanında olacağız bunu bir kez daha ifade ediyoruz. Evet Amed halkı 16 gündür ayakta 16 gündür Sur ilçemizin

tarihine dokusuna orada yaşayan insanlarımıza ve kültürümüze sahip çıkmaya

çalışıyoruz. Biz Amed halkına teşekkür ediyoruz.

Gerçekten Kayapınar, Bağlar’da,

Yenişehir’de bütün ilçelerimiz dış ilçelerimizde dahil Sur’da

yaşanan katliama dur diyor. Herkes bulunduğu alanda, herkes bulunduğu sokakta,

herkes bulunduğu evde, bu direnişe sahip çıkmalıdır. Başbakan ne diyor. Ev ev

temizleyeceğiz. Siz ne cüretle bu halkın evine giriyorsunuz. Siz ne cüretle kürt halkına baskı yapacaksınız kürt

halkı direnecek. Onurlu bir halktır direnecek ve kazanacaktır ... Değerli Amed Halkı bizim direnişimiz devam ediyor devam edecek.

Nerede olursak olalım evde sokakta çarşıda, pazarda nerede olursak olalım. Yanı

başımız da Sur halkımızda vicdanen ve ahlaken, hukuken bir arada olalım. Onu

hissedelim Sur halkının yaşadıklarını hissedelim izin vermeyelim. Bulunduğumuz

her yerde haykıralım Amed halkı sessiz kalmayacaktır.

Türkiye halkına duyuruyoruz. Herkes Amed Halkının,

Cizre’nin, Nusaybin’in yanında olacaktır. Buraya gelen bu direnişe sahip çıkan

bütün halkımıza teşekkür ediyor ve saygılar sunuyorum ... bizler Diyarbakır,

Yenişehir, Bağlar ve Kayapınar adına çağrıda

bulunuyoruz. Herkes Sur halkına sahip çıkmalıdır. Sur, Kürtlerin ruhudur, tarihidir,

kültürüdür, kimliğidir ve ilacıdır. Bizler HDP, KJA ve özgür kadınlar adına

diyoruz ki direnişin öncüsü olacağız. Halkımızın direnişini kutluyorum ve

mücadelenizi daha da büyütün." şeklinde ifadelerin yer aldığı

konuşmayla başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri

sürülmüştür.

viii. 6/2/2016 tarihinde PKK/KCK terör örgütü mensuplarına

yönelik operasyonları kınama amacıyla bir günlük barış nöbeti tutulmuş ve

başvurucu burada bir basın açıklaması yapmıştır. "... Evet, Sur’da tamda yanı başımızda

hemen sesimizin ulaşabileceği bir noktada büyük bir direniş var. 66 gündür Sur

da Sur halkı direniş içerisinde bin selam olsun Sur'da

direnenlere bin selam olsun. Cizre’de direnişçilere. Evet kadınlar yaşamın her

alanında kadınlar yaşamın her alanında olduğu gibi direnişin en ön saflarında

yer alıyor ve direnişte en önde yer alan kadınlara ve yaşamını özgürlük barış

ve demokrasi uğruna feda eden bütün direnmiş kadınlara şu anda aramızda olmayan

tüm kadın yoldaşlarımıza saygıyla andımızı ifade ediyor ve onların yolunda

yürüyeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz... Çünkü Savaşı inşa edenler savaş

kararını alanlar vahşet bodrumundan çıkışları engelleyenler erkekler ve onların

savaşı zihniyetidir bir kez daha, söyleyelim ki vahşet Bodrumunun bugün

sekizinci günü en son oradaki yoldaşlarımız ile görüştüğümüzde orada üzerlerine

çöken bodrumda kalan yoldaşlarımızın yaşam mücadelesi uğruna yürüttüğümüz

direnişi onların yürüttüğü direnişten hala bir haber almış durumda değiliz.

Evet ülkelerarası savaşta da bir savaş koridoru oluşturulur bir koridor

oluşturularak yaşamını yitirenlerin yaralıların ambulanslarla nakledilmesi

sağlanır. Ama ne yazık ki AKP hükümeti ve devlet kendisinden o kadar aciz ki

bir yaşam koridoru oluşturacak kadar aciz ve meşrutiyetini yitirmiş bir devlet

ve bir hükümet söz konusu bunu Kürdistan'da tüm kadınlar biliyor Türkiye'deki

tüm kadınlar çok net olarak yaşadığı gördü ve biliyor daha sonrasında. Evet,

sizin de bildiğiniz gibi özellikle tank ve top atışlarıyla binalar hedef alınıyor.

Oradaki insanlar hedef alınıyor oradaki hedef alman insanlar Madımak'taki gibi yakılmaya çalışıldı ve biz itfaiye

ambulans gönderilmesi için defalarca görüşme yapmamıza rağmen ve onların da

evet izin vereceğiz demelerine rağmen yereldekiler özelde Jitem

Esadullah Timi adına ne derseniz deyin. Ordu güçleri militalist güçler ne yazık ki bir kez daha ifade edelim ki

ikinci Madımağı yaşattılar. Cizre’de yanan canlarımıza yanan canlarımızı ve

orada yaralılarımızı hala alınmadığını burada bir kez daha Türkiye kamuoyuna

ifade edelim. Evet, biz milletvekilleri bunun öncülüğünü yapmak istedik oraya

gidip oradaki yaralıları yaşamını yitirenleri biz almak istedik sağlıkçılar

hakeza, orada akademisyenler kadınlar Türkiye'nin her yerinden Cizre'ye gidip

orada yaşananları görmek ve oradaki bütün her şeyi göğüsleyerek canlı Kalkan

olmaya hazırlar. Bugün burada olduğumuz gibi bütün kadınlar Türkiye'nin her

yerinden Diyarbakır'da Surla, buluşmaya dayanışmaya bu direnişi selamlamaya

geldikleri gibi, bugün yine hala, iki alana da ulaşamadık, bunu zafer olarak

ifade edenler AKP hükümeti ve devlet şunu çok net bilmeli ki tank ve topla

ölümler tankla topla atışlar hiçbir zaman için zafer olmadı olmayacaktır. Bu

sizin yenildiğinizdir. Bunu bir kez daha tüm Türkiye kamuoyunu, ve tüm kadınlar

bilsin ki şu anda yapmak istedikleri şey katliamdır ve bir katliam

gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Kürdistan'da bir direnişin sonucunu katliamla

örtbas etmeye çalışıyorlar ve katliam gerçekleştirerek aslında yaşananları

zafer olarak ifade etmeye çalışıyorlar... " şeklinde ifadelerin

yer aldığı konuşmayla başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı

ileri sürülmüştür.

ix. 8/3/2016 tarihinde İstasyon Meydanı'nda "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü"

adı altında açık hava toplantısı düzenlenmiş ve başvurucu burada bir konuşma

yapmıştır. "... Bugün Martın 8’idir.

Bizler zılgıtlarımızı artıralım ki sesimiz Surdan duyulsun. Biz coşkularımızı

yükseltelim ki direnenlere, mücadelecilere sesimiz yüksek gitsin. Bugün 8

Marttır. Bugün zindanlarda olanlar ve özgürlüğü isteyenlere selam olsun.

Zindandaki kadınlara binlerce defa selam olsun. Sur'da

direnen kadınlara binlerce defa selam olsun. Biz onlara Diyarbakır’ın sıcak

selamını gönderiyoruz. Bugün yaklaşık 100 gündür Sur'da

6 mahallemizde kadınlar öncülük yapmakta ve direnmektedir kadınların, Kürtlerin

ve halkın özgürlüğü için direnmektedirler onlara binlerce selam gönderiyoruz

... 8 Mart bizler için çok önemlidir. Böyle günlerde Seve arkadaşımızı,

Pakize’yi ve Fatma’yı (6/1/2016 tarihinde sokağa çıkma yasağı

sırasında Silopi'de öldürülmüşlerdir. Sêvê Demir DBP

Parti Meclisi, Pakize Nayır Silopi Halk Meclisi eşbaşkanı,

Fatma Uyar KJA üyesidir.)hatırlıyoruz.

Şehitlerin önünde saygıyla eğiliyoruz. Sizde biliyorsunuz ki; Sakine Cansız

zindanlarda o kadar işkence gördü ki ah bile demedi, Seve arkadaşımız 68 gün aç

kaldı ah bile demedi. Selam sizlere binlerce defa selam. Şehit kadınlarımız

kendileri için bir şey istemediler. Şehit olana kadar halkın içinde kadınların

ve halkının özgürlüğü için çalışmalarını sürdürdüler bundan doyalı şehitlerin

önünde saygıyla eğiliyoruz ve diyoruz ki; Şehitler ölmez ve aramızdadırlar.

Sakine arkadaşımıza, Seve, Pakize ve Fatma’ya diyoruz ki;

Fotoğraflarınızdan bile korkuyorlar, bırakmıyorlar ve fotoğraflarınızı

yasakladılar ama sesiniz bile dünyaya yeterlidir ... Biz kadınlar hiçbir şeyden

korkmuyoruz ve öncülük yapıyoruz. Onlar ne kadar da bedenlerimizden ve

kimliğimizden korksalar bile bizler onların saldırılarından korkmuyoruz. Onlar

Cizre’de bedenlerimizi çırılçıplak soyduklarında bizler daha fazla

güçleneceğiz. O kadar da direnişimizi ve mücadelemizi yükselteceğiz. Ben KJA ve

HDP topluluğu adına sizleri selamlıyorum. Sizlere, Cizre’ye, Deriğe, Nusaybin’e ve Surun direnişine binlerce defa selam

gönderiyoruz. Sizlerin 8 Mart kadınlar gününü kutluyoruz." şeklinde ifadelerin yer aldığı

konuşmayla başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri

sürülmüştür.

x. 18/3/2016 tarihinde Diyarbakır'ın Kulp ilçesinde HDP ilçe

teşkilatlarının organize ettiği nevruz etkinliğine izin verilmemesi nedeniyle

söz konusu parti teşkilatları tarafından açık hava toplantısı adı altında

etkinlik düzenlenmiş ve başvurucu da bu etkinlikte bir konuşma yapmıştır. "Nevruzunuz kutlu olsun. Evet yine Pasur’dayız. Pasur’da Pasur’un dağları, Andok Dağları, Dorşin Dağları, onların seslerini yine duyuyoruz. Yine

dağlarımızda kar ve bahar hepsi beraber çiçek açmışlar, bizler selam

gönderelim, selamlarımızı gönderelim, sıcak selamlarımızı gönderelim, Pasur’un çayına, Pasur’ un

Dağlarına, Pasur’ un halkına! Ve söyleyelim nevruz,

nevruz barış ve özgürlük olsun. Sizler de biliyorsunuz ki nevruz direniştir,

nevruz başkaldırıdır, nevruz halkların kurtuluşudur. Bunun için 2016 yılı

nevruzu Kürt halkının özgürlüğü, Ortadoğu’nun özgürlüğü olsun, dünyanın

özgürlüğü olsun. Bizler nevruzda Diyarbakır'da Pasur’da

sesimizi yükseltelim, nevruzun sesini ve nevruzun ateşini yükseltelim, ta ki

devrim yakındır, biz devrimimizi tamamlayacağız. Pasurlu

halkımız, annelerimiz, halkımız, sizler de biliyorsunuz, 2016 yılının Nevruzu

her yerde yasaklanmıştır. 8 Mart da yasaklanmıştı, Nevruz da yasaklandı. Şimdi

devlet AK Parti zihniyetiyle savaşa el atmış ve bu savaşı güdüyor. Ama halkımız

Cizre’de, Nusaybin’de, Sur’da, Farqin’de

(Silvan), Silopi’de Hezak’ta (idil), Gever’de (Yüksekova) direniyor, bîz

halkımızın direnişini selamlıyoruz ve diyoruz ki sıcak selamlar sîzlere. Sizler de biliyorsunuz Diyarbakır’ da Sur’ da

yaklaşık 4 (dört) aydır AK Parti hükümeti ve Türk Devleti tankları ve

toplarıyla, on binlerce askerleriyle, helikopterler ve bombardımanlarla Sur’a girmişler. Dört aydır buradan çıkamıyorlar. Bu bizim

sur halkının iradesidir, biz Sur halkının iradesini kutluyoruz. Biz Sur’ un

direnişini kutluyoruz. Sur’ da halkının özgürlüğü için direnişte yer alanları,

şehit olanları unutmuyoruz, şehitlerimizin önünde eğiliyoruz. Halkımızın

isteğinin ne olduğu açıktır. Sizler de biliyorsunuz ki Kürtler hiçbir zaman

isteklerinden vazgeçmemiştir. Kürtlerin istekleri nelerdir; artık Kürtlerin

statülerinin belirlenmesi gerekir, dilimiz, kimliğimiz ve kültürümüzdür. Sizler

dilimizi kültürümüzü kimliğimizi kaybettiremezsiniz, yasaklayamazsınız. Bunun

içindir ki Kürtler Statü almadan durmayacaklardır. Bunun içindir ki Cizre’ deki

halkımız bodrumlarda kaldılar ama dediler ki barış, direniş ve özgürlük. Dedilerki bizler çıkmayacağız, teslimiyeti kabul

etmeyeceğiz, bizler direneceğiz dediler... Bizler onları kınıyoruz, ve diyoruz

ki, diyoruz ki, bizleri öldürseniz de işkenceler yapsanız da zindanlara atsanız

da bizler hiçbir zaman davamızdan vazgeçmeyeceğiz, iyi bilsinler ki bizler

hiçbir zaman davamızdan vazgeçmeyeceğiz ve direnişimizi ve başkaldırışımızı

büyüteceğiz... Kürdistan için şehit düşenlerin önlerinde eğiliyoruz. Biz

diyoruz ki ahınız yerde kalmayacakPasurlu halkımız,

nevruzu dile getirmek direniştir. Nevruz, nevruz halkların kurtuluşudur

...90’lı yıllarda onlar neler gördüklerini çok iyi biliyorlar. Bunun için biz

hiçbir şeyden korkmuyoruz. Fezlekelerimizi mi kaldırıyorlar kaldırsınlar, biz

zindanları da gördük, direnişleri de gördük, biz her alanda büyüteceğiz, bunun

için biz fezlekelerden ve tutuklamalardan korkmuyoruz ... Pasurlu

halkımız, direnen kadınlarımız, değerli annelerimiz, Pasur

da direnen kadınlarımız bu yüz yıldır isteklerimizi dile getirdik, barış,

özgürlük, isteklerimizi halkın barış ve özgürlüğü için dile getirmişiz. Bizler

yine çözümler yürütüyoruz, bizler diyoruz ki barış ve özgürlük yakındır. Bizler

diyoruz ki hiçbir şeyden korkmayın, bizler direneceğiz özgürlük ve barış

yakındır. Bunun için herkes ama herkes konuşsun istemedikleri şeyleri dile

getirsin, hiçbir şeyden korkma! Niçin, çocuklarımız için, doğrusu Sur’da, Hezak’ta (İdil) diyoruz

ki Kürdistan’ın her yerinde direniyorlar. Bunun için elimizden hiçbir şey

gelmese de biz dualarımızı onlara yapacağız, ve biz barış ve özgürlüğümüzü, her

yerde ve her zaman dile getireceğiz. Bunun için, Pasurlu

halkımız, biz Nevruzumuzu kutlayacağız, nevruzun alevlerini yükselteceğiz,

ateşini harlayacağız, çünkü direniş, başkaldırı ile özgürlük olacak, bunun için

ben sizin buraya gelişleriniz için teşekkür ediyorum ... Nevruz barış ve

özgürlük olsun, nevruz Kürt halkının barışı olsun nevruz sayın Öcalan’ın

özgürlüğü olsun." şeklinde ifadelerin yer aldığı konuşmayla

başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

xi. 16/4/2016 tarihinde Diyarbakır'da başvurucu bir basın

açıklaması yapmıştır. "2016 Nisan'ında

siyasi soykırım operasyonuyla ilgili burada halkımızla birlikteyiz

hatırlarsanız 14 Nisan tarihe geçen bir gündür 14 Nisan'a ilişkin o dönemde onbinlerce Kürt siyasetçisi tutuklandı cezaevine bırakıldı

ama 10 bin Kürt siyasetçisi dışarı çıkarken de cezaevindeyken de başı dik

onurlu mücadelesini yürüttü 7 yıl sonra 14 Nisan operasyonu tesadüf değildir.

Bu bilinçli organizeli yapılan bir siyasi soykırım

operasyonudur... Hala yanı başımızda 5 ayı bulan bir süreç içerisinde de Sur’da halen abluka devam etmektedir. Bu katliamı Kürt

halkı Türkiye hakları asla unutmayacaktır. Bunun hesabı bunun mücadelesi

mutlaka bir gün sorulacaktır. Daha Sur’da cenazelerinin

yerde olduğu bur süreçte daha aileler çocuklarının cenazelerini çıkarmamışken Sur'un rantıyla ilgilenen AKP hükümeti ve onun arka

bahçesindekilerin bu amaçla Amedi Sur’u

ele geçirmeye çalışıyor. Ama Amed halkı asla buna

izin vermeyecek ve dimdik ayakta mücadele edecektir. Bizim kaybedecek hiçbir

şeyimiz yoktur. Kürt halkı tarih boyunca mücadele etmiş direnmiş kazanmış bir

haktır ... Değerli Amed halkı bu süreci böyle

başlatarak halkımızın iradesini kırmaya çalışıyorlar oysa bizim irademiz

güçlüdür biz bizim için mücadele yaşamın her yerinde devam edecektir.

Arkadaşlarımız milletvekillerimiz şu anda Şırnak’ta. Cizre’de, Yüksekova’da ve

Nusaybin’de mücadelenin olduğu alanlarda halkımız ile birliktedir. Biz hem

alanlarda halkımızla birlikte olacağız, Biz hem alanlarda halkımızla mücadele

ile birlikte bu süreci birlikte öreceğiz. Mücadele edeceğiz. Hem de parlementoda demokratik siyasetin gelişmesi için

mücadelemizi yürüteceğiz. Ama şunu çok net ifade ederim ki herşey

de parlemento değildir. Bizim için önemli olan

halkımızın özgürlük mücadelesidir, direnişidir bu mücadeleyi sonuna kadar

sürdüreceğiz. Değerli Amed halkı biz yaşamın her

alanında mücadele edeceğiz. Onurlu dik duruşumuzu her yerde göstereceğiz."

şeklinde ifadelerin yer aldığı konuşmayla başvurucunun PKK terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

15. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük bir

bölümünü etkileyen şiddet olayları ve sonrasında 2015 yılının Haziran ayından

itibaren ülkede yaşanan terör saldırılarının artması dolayısıyla siyasi

çevrelerde ve kamuoyunda milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması

hususunda yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda

değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifi 12/4/2016 tarihinde TBMM

Başkanlığına sunulmuştur. Bu teklif; hâlihazırda Bakanlıkta, Başbakanlıkta,

TBMM Başkanlığında, Anayasa ve Adalet Komisyonlarının üyelerinden kurulu Karma

Komisyonda bulunan yasama dokunulmazlığı dosyalarıyla ilgili olarak Anayasa ve

TBMM İçtüzüğü'nde öngörülen yasama dokunulmazlığının

kaldırılmasına ilişkin usulün uygulanmamasını ve bu dosyaların gereğinin

yapılması amacıyla yetkili mercilere iade edilmesini öngörmektedir.

16. TBMM Genel Kurulunda 20/5/2016 tarihinde kabul edilen

15/7/2016 tarihli ve 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Anayasa'ya eklenen

geçici 20. madde ile "Bu maddenin

Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya

soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet

başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları

üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama

dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri

hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz./ Bu maddenin yürürlüğe girdiği

tarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa ve Adalet

komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük

Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan

yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması

amacıyla, yetkili merciine iade edilir." hükmü getirilmiştir.

17. Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre

anılan maddenin TBMM'ce kabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla maddede

sayılan mercilere intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83.

maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama

dokunulmazlığına ilişkin hüküm (bkz. § 35) uygulanmayacaktır. Ayrıca Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde Anayasa ve

Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, TBMM

Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Bakanlıkta bulunan yasama dokunulmazlığının

kaldırılmasına ilişkin dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili merciine

iade edileceği öngörülmüştür.

18. Böylece Bakanlık verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi

grubuna mensup 29 milletvekiline ait 50, Cumhuriyet Halk Partisi grubuna mensup

59 milletvekiline ait 215, Milliyetçi Hareket Partisi grubuna mensup 10

milletvekiline ait 23, HDP grubuna mensup 55 milletvekiline ait 518 ve 1

bağımsız milletvekiline ait 5 fezlekeyle ilgili olarak yasama dokunulmazlığına

ilişkin hükümler uygulanmamış ve bu dosyalar gereği için ilgili mercilere iade

edilmiştir.

19. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki, yukarıda belirtilen fezlekeye

konu olan soruşturma dosyası da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü

aracılığıyla 2016 yılının Haziran ayında gereğinin takdir ve ifası için

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

20. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 20/10/2016 tarihli

iddianamesiyle; silahlı terör örgütüne üye olma, 2911 sayılı Kanun'a muhalefet

etme ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından cezalandırılması talebiyle

başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. İddianamede, başvurucu hakkında daha

önce düzenlenen fezlekelerdeki olaylar suçlamaya konu edilmiştir.

21. İddianamenin 7/11/2016 tarihinde kabulü ile kovuşturma

aşaması Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde başlamıştır.

22. 18/11/2016 tarihli tensip incelemesinde başvurucunun

milletvekili olarak görev yapması nedeniyle Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi

(SEGBİS) aracılığıyla savunmasının alınması için Ankara Nöbetçi Ağır Ceza

Mahkemesine talimat yazılmasına, iddianamenin başvurucuya tebliğine,

başvurucunun müdafiine duruşma gününü bildirir

davetiye çıkarılmasına ve duruşmanın 16/2/2017 tarihine ertelenmesine karar

verilmiştir. Duruşma davetiyesi ve iddianame 7/12/2016 tarihinde başvurucunun müdafiine tebliğ edilmiştir.

23. Duruşma 16/2/2017 tarihine bırakılmış ise de Mahkemece

12/12/2016 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 12/12/2016 tarihli

talep yazısı ve Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğünün 12/12/2016 tarihli

müzekkeresi gereğince gecikmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilerek resen

duruşma açılmıştır. Bu duruşmada Mahkeme, başvurucu hakkında tutuklamaya

yönelik yakalama emri çıkarılmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı

şöyledir:

"sanık aleyhine kuvvetli suç şüphesini

gösteren somut olguların bulunması, atılı suçun cmk

100/3 maddesinde sayılan suçlardan olması, sanığın yurt dışına kaçacağına dair

il emniyet müdürlüğü'nden gelen 12/12/2016 tarihli

yazı bulunması göz önüne alınarak sanık Çağlar Demirel hakkında CMK 94. maddesi

gereğince tutuklamaya yönelik olarak yakalama emri düzenlenmesine [karar

verildi]."

24. 13/12/2016 tarihinde başvurucu Ankara'da yakalanmış ve

mahkeme önüne çıkarılmıştır. Başvurucu sorgusunda her bir fezlekeye ilişkin

olarak savunmasını yapmıştır. Bu kapsamda;

- 24/5/2015 tarihli eyleme ilişkin olarak "Milletvekiliyim ve Halkaların Demokratik Partisi

adayıydım, seçim propagandası nedeniyle düzenlenen açık alan şenlik

toplantısıydı, izinli olarak yapılmış bir toplantıdır. Bir milletvekili adayı

ve kadın olarak kadınlarla siyaseten seçmenlerimize seçim propagandasını yapmak

üzere orada bulundum KJA bir dernektir, ben de bu derneğin bir üyesiyim,

kadınların birlikte organize ettiği bir toplantıda benim propaganda yapmama

durumun abes kaçar, ben orada seçim propagandası yaptım, seçim kanununa uygun

olan bir haktır, HDP projemizi oradaki kadın arkadaşlarla paylaştık, seçim

çalışmamızın bir parçasıydı, beyanımda Sakine, Arin, Mirhan,

Delila, Sara gibi kişiler zaten toplumsal olarak

bilinen kadınlardır, kadın mücadelesini yürütmüş olan bir aday olarak orada

yapılan konuşmanın içeriği tamamen orada bulunan halkımıza yapılan bir

konuşmadır, konuşma içeriğini de tam olarak hatırlamıyorum.",

- 1/8/2015 tarihli eyleme ilişkin olarak "İddianamede belirtilen haber ajanslarının

çağrılarından haberim yoktur, bunlar beni bağlamaz. Hatırladığım kadarıyla

orada bir basın açıklaması yapmışsam, sayın Öcalan İmralı Adasında tutuluyor ve

yaşanın özelde Kürt sorunu ve tüm demokrasi mücadelesi için devlet heyeti ile

sayın Öcalan arasında 2013 yılından iki buçuk yıllık bir süre bir görüşme

gerçekleşti ve bir çözüm süreci olarak gerçekleşti ve 2013 yılı Nevruz'u ile

birlikte bir çatışmazsızlık dönemi gerçekleşti, HDP

milletvekillerimizle birlikte sayın Öcalan ile İmralı'da görüşmeler yapıldı.

Benim orada sadece konuşmam var, bir yürüyüş olmadı, sanırım parti binamızın

önünde bir konuşma vardır. O konuşmam da demokratik siyasetin yaşam bulması,

demokrasi, özgürlüğün yaşam bulması için çözüm sürecinin önemi, anlamı, sayın

Öcalan'ın devlet heyetimiz ve bizim konuşmalarımızın anlatımıdır, o süreçte

söylediğim bütün düşünceler bu kapsamda ele alınıp değerlendirilmeli ve düşünce

özgürlüğü kapsamında yapmış olduğum bir konuşmadır.",

- 13/9/2015 tarihli eyleme ilişkin olarak "Sur bir dönem ablukaya alınmıştı, ilk

dönemleriydi, ben Ankara'daydım. Diyarbakır Milletvekiliyim, Sur'da belli bölgelerde sokağa çıkma yasağı oldu, biz de

Diyarbakır milletvekili olarak Sur'da yaşananları

halkla birlikte oraya giderek görmek istedik. Biz halkın seçmiş olduğu

milletvekilleriyiz, halkın yaşadığı her türlü sıkıntıda bizim orada onlarla

birlikte olmamız kadar doğal bir şey olamaz. Biz geldiğimizde Dağkapı Meydanında kitle vardı, biz de o kitle

içerisindeydik. Oradan Melikahmet kısmında bulunan,

sokağa çıkma yasağı kapsamayan yer olan, halkla birlikte olmak için Sur'a geçmek istedik, orada herhangi bir yürüyüş olmadı,

herhangi bir konuşma olmadı, buna rağmen aninden saldırılar oldu ve ben

bacağımdan iki yerden yaraladım, suç duyurusunda da bulunmadım... Ben olay günü

plastik mermi ile yaralandım, biz orada propaganda, gösteri veya yürüyüş

yapmadık. Bana karşı yapılmış olan bir komplo olduğunu düşünüyorum, ben nişan

alınarak arkadan, ayağımdan iki plastik mermi ile yaralandım, doktor raporlarım

da mevcuttur...",

- 5/11/2015 tarihli eyleme ilişkin olarak "Dicle ilçemizin köylerinde oradaki köylülerin mezarlıkların

olduğu yerde, mescitler ve ailelerin gidip ibadetlerini gerçekleştirdikleri ve

mezarlarını ziyaret etmek için gittikleri yerin yıkıldığın duyduk, bunu

incelemek üzere gittik. Oradaki köylülerle birlikte oradaki yerleşim yerinin

incelemesi üzerine yaptığım konuşmalardır, içeriğini tam olarak bilmiyorum.

Oradaki konuşmamda oradaki mescidin, ibadet edecekleri yerin harap edilmemesi

gerektiğine dair konuşmalar yaptım, insani bir şeydir bu. İbadet de aslında

değerlendirildiğinde kim ne olursa olsun ibadetini gerçekleştirebilir. Biz

milletvekili olarak halkımızın yanına giderek, halkımızla birlikte

değerlendirme yaptım, bu durum ifade özgürlüğü kapsamında ele alınması gereken

bir durumdur.",

- 13/12/2015 tarihli eyleme ilişkin olarak "İçeriğini tam olarak hatırlamamakla birlikte Sur'daki ablukanın kaldırıldığı gün olması gerekiyor. Orada

sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan sonra halkla birlikte oraya gittik, orada

yürüyüş yapıp konuşma yapmadık, yürüyüş dedikleri şey halkla birlikte oraya

görmeye gittik. Bizler milletvekiliyiz, milletvekili olarak halkımızla birçok

şeyi paylaşmak, bir yerlere gitmemiz gerekmektedir. Demokratik çerçeveler

içerisinde halkımızla birlikte yaptığımız her şeyi bir milletvekili olarak ele

alıp değerlendirdiğimizi tekrar ediyorum. Sur'da

gelip inceleme yaptık, halkımız ile birlikte tartıştık, bu sorunları TBMM'de

ele aldık, tartıştık. Diyarbakır ve ilçelerinde siyasi kimliğimizle birlikte

her zaman halkımızın yanında sorunları çözmeye çalıştık, bu da bizim partimizin

sorumluluk alanlarından biridir, bunun bu şekilde değerlendirilmesini talep

ediyoruz." ,

-16/12/2015 tarihli eyleme ilişkin olarak "İzin alınmıştı, orada yaşanan durumla ile

ilgili yaptığım konuşmadır, daha önce yapmış olduğumuz konuşmalar gibi halkı

sağduyuyu çağırmak, tamamen ablukalarla herhangi bir sorunun çözümlenmeyeceğini

ifade ettik, milletvekiliyim gittiğim her yerde konuşmalarım halka yöneliktir,

düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir, müdahale olmadı,

sessizce dağılma söz konusu oldu, atılan sloganları hatırlamıyorum, ben slogan

atmadım. Hassas bir süreçti, birlikte demokratik zemin üzerinde soruna dikkat

çekmek istediğimiz sorunlardır, propaganda olarak algılanan tüm konuşmalar

partimizin tüzüğünde, meclis kürsüsünde yapmış olduğumuz konuşmaları halkımızla

paylaştık.",

- 17/12/2015 tarihli eyleme ilişkin olarak "Bunu hatırlamıyorum, ancak böyle bir konuşmayı

yapmış isem, tamamen ifade özgürlüğü kapsamında, siyasetçi olarak yapmış

olduğum konuşmalardan ibarettir" şeklinde; 6/2/2016 tarihli

eyleme ilişkin olarak ise "Türkiye'nin

bir çok yerinde kadın dernekleri, kadın temsilcileri gelmişti, temsili olarak

Diyarbakır'a gelmiştiler. Sanırım onları geldiği dönem olduğunu düşünüyorum.

Tamamen kadınların buluşması ile yapılan, kadınlara yönelik bir konuşmaydı, tam

olarak içeriğini hatırlamıyorum.",

- 8/3/2016 tarihli eyleme ilişkin olarak "Bizim 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde

yaptığımız konuşmalarda propaganda suçlaması bize acı vermektedir, biz de bir

kadın olarak, kadın milletvekili olarak, HDP'nin de

eş başkanlığı sistemi uygulayan tek parti olarak ve HDP'ye

bir kadın partisi olarak değerlendiriyoruz. 8 Mart etkinliğine katılmak, kadına

atfettirmek ne kadar suç olduğunu size bırakıyorum, aslı suç olmaması

gerektiğini düşünüyoruz, 8 Mart'ın resmi tatil günü ilan edilmesini talep

etmiştik... 8 Mart Dünya Emekçi Kandı Gününde Diyarbakır konuşmayacağım da nede

konuşacağım.",

- 18/3/2016 tarihli eyleme ilişkin olarak "Diyarbakır Kulp doğumluyum, bu etkinlik Nevruz

kapsamında Kulp'ta gerçekleşti, Kaymakamlıkla görüştük, herhangi bir problem

yoktu, biz oraya Nevruz kutlamasına gittik, bundan dolayı arkadaşlarımız

yargılandı ve beraat ettiler, daha önce 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Nevruz

kutlamalarından yargılandılar ve beraat ettiler, ben milletvekili olduğum için

dosyam ayrılmıştı.",

- 16/4/2016 tarihli eyleme ilişkin olarak "Eş başkanlarımız veya parti yöneticilerimizin

gözaltına alınması sürecine gelmektedir, gözaltına alınan arkadaşlarımızın bir

kısmı çıktı, gözaltı süreçlerine dikkat çekmek için yapmış olduğum bir

açıklamadır, ben dün ve önceki gün de meclis kürsüsünde bunu dile getirdim.

Türkiye'nin bir çok ilinde parti arkadaşlarımız gözaltına alındı ve

tutuklananlar oldu. Haksız gözaltıların hukuksuz

olduğunu ifade ettim. Bunu bir kez daha burada söylemek istiyorum. HDP

parlamentoda üçüncü büyük grubu olan siyasi bir partidir. Barışın, özgürlüğün

ve demokratik siyasetin tüm ülkeye yayılmasını hedefliyoruz, iktidar hükümetin

buna ilişkin baskılarını kabul etmiyoruz, şuan burada olmam bu süreçteki yargı

ve siyaset ile bağının ortaya çıkışını yaşıyoruz. Hiçbir zaman yargılamaktan

korkmadık, söyleyecek sözlerimiz olmadığını da söylemedik, söylediklerimizin

arkasındayız, söylediklerimiz hiçbir zaman şiddet içermedi, HDP olarak,

kadınlar olarak demokratik taleplerimizi ifade eden, demokratik talepleri ifade

eten açıklamalardır." şeklinde savunmada bulunmuştur.

25. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 13/12/2016 tarihinde

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

vermiştir.

26. Mahkeme, Anayasa'nın geçici 20. maddesine atıf yaparak

başvurucunun yasama dokunulmazlığının devam ettiği yönündeki itirazını

reddetmiştir. Anılan kararda ayrıca eylemlere ilişkin olay tutanakları, görüntü

inceleme ve tespit tutanaklarına, çözüm tutanaklarına ve başvurucunun bu

etkinliklerin çoğuna katıldığına dair kendi ikrarını içeren beyanlarına atıf

yapılarak silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden tutuklamanın ön koşulu

olan kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu belirtilmiştir. Tutuklama nedenlerinin

varlığına ilişkin olarak ise "terör

örgütüne üye olma suçunun CMK 100/3 maddesinde sayılan suçlardan olması, bu suç

için öngörülen ceza miktarına göre tutuklama tedbirinin ölçülü ve orantılı olup

adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacak nitelikte olması" değerlendirmesine

yer verilmiştir.

27. Başvurucu 20/12/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 28/12/2016tarihinde itirazın

reddine karar vermiştir.

28. Başvurucu 26/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

29. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 14/7/2017 tarihli

kararıyla başvurucunun terör örgütünün propagandasını yapma ve 2911 sayılı

Kanun'a muhalefet etme suçlarından beraatine, terör

örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucunun konuşmalarının yasama

sorumsuzluğu kapsamına girdiğine ilişkin iddiası, ilk derece mahkemesince "sanığın meclis çalışmaları sırasında yapmış

olduğu konuşmalara ilişkin tutanaklar celp edilmiş sanığın aynı veya benzer

konuşmaları meclis çatısı altında yapmadığı görülmekle sanığın yapmış olduğu

konuşmaların yasama sorumsuzluğu kapsamında olmadığı"

gerekçesiyle reddedilmiştir.

30. Mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İstinaf incelemesi sonucunda Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi

5/10/2017 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.

Beraat kararları istinaf başvurusunun reddiyle birlikte kesinleşmiştir.

31. Mahkûmiyet kararı temyiz edilmiş olup bireysel başvurunun

incelendiği tarih itibarıyla temyiz incelemesi devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

32. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 64-89.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 12/9/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu, Anayasa ve kanun ile öngörülen usullere

uyulmaksızın hakkında yakalama ve gözaltı tedbirlerinin uygulandığını ve bu

tedbirlerin ölçülü olmadığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

35. Bakanlık, başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini

belirtmiştir.

36. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

dilekçesinde dile getirdiği açıklamalara benzer açıklamalarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

39. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

40. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede başvurucuya makul başarı şansı tanıması gerekir.

Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp

uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının

kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras,

B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

41. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer

alan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya

tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı

hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde

hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını

devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru

mekanizması öngördüğü anlaşılmaktadır. Aynı Kanun'un tazminat isteminin

koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da karar veya

hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabileceği belirtilmektedir (Zeki

Orman, B. No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).

42. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

43. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan

kişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel

başvuruda ihlal sonucuna varılmasının -özgürlükten mahrum kalmanın sona ermesi

bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisinin olması mümkün

görünmemektedir. Zira gözaltına alma kararı hukuka aykırı da olsa kişi hâkim

tarafından tutuklandığından gözaltı kararının hukuka aykırı olduğu yönündeki

bir tespit ve ihlal kararı tutuklu

kişinin serbest kalmasına tek başına imkân vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel

başvuru kapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı ancak -talep etmesi

hâlinde- başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (Günay Dağ ve diğerleri, § 147; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).

44. Somut olayda başvurucu hakkında verilen gözaltı kararının

hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması (Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı; Günay Dağ ve diğerleri, § 145) da bu

kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek

olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla gözaltı

kararının hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir.

45. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

46. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

47. Başvurucu; Anayasa ile öngörülen usulün dışında

dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklandığını, ayrıca isnat edilen eylemlerin

ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve siyasi faaliyette

bulunma hakkı ile yasama sorumsuzluğu kapsamında olduğu gerekçeleriyle

tutuklanmasının hukuki olmadığını, kuvvetli suç şüphesi olmadan tutuklandığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

48. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi

kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu, bu bağlamda milletvekili olması

nedeniyle dokunulmazlık hükümlerinden yararlandırılması gerektiği ve suça konu

eylemlerin ifade ve toplantı-gösteri özgürlüğü çerçevesinde siyasi faaliyetleri

olduğu yönündeki iddialarının karşılanmadığını, adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığı açıklanmadan ve tutuklama nedenlerine ilişkin bir

gerekçeye yer verilmeden özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, yargılandığı

davada 16/2/2017 tarihinde duruşma yapılacağı belirtilmesine rağmen sırf

tutuklama kararı verilebilmesi için mesnetsiz bir ihbara dayanılarak 12/12/2016

tarihinde ara duruşma açıldığını ve bunun üzerine tutuklandığını iddia

etmiştir.

49. Tutuklama dolayısıyla milletvekili olarak siyasi

faaliyetlerini yerine getiremediğine değinen başvurucu ayrıca Hükûmete ve onun

uygulamalarına yönelik muhalefetini yükselttiği ve insan haklarına yönelik

ihlallerin en sert şekilde yaşandığı bir dönemde tutuklandığını belirterek tutuklama

kararının HDP mensubu bir milletvekili olarak siyasi faaliyetlerini engelleme

ve bu faaliyetleri nedeniyle kendisini cezalandırma amacını taşıdığını ileri

sürmüştür. Son dönemde Kürt siyasetçilerin ve muhalefet odağındaki herkesin

yargı ve Hükûmet tarafından hedef alındığını, onlarca Kürt siyasetçinin

gözaltına alınıp tutuklandığını, böylelikle muhalefetin susturulmasının hatta

muhalif milletvekillerinin siyaset yapmasının imkânsız hâle gelmesinin

hedeflendiğini söyleyen başvurucuya göre hakkındaki tutuklama tedbiri

Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi saiklerle

uygulanmıştır. Başvurucu, bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla

bağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18. maddesinin de ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

50. Bakanlık görüşünde; olay ve olgular bağlamında başvurucunun

19/9/2016 tarihli çağrı kâğıdıyla ifade vermeye davet edildiği hâlde ifade

vermeye gelmediği ileri sürülmüştür. Bakanlık ayrıca 12/12/2016 tarihli

duruşmaya katılmadığı için başvurucu hakkında yakalama kararı çıkartıldığını

belirtmiştir. Bakanlık, başvurucunun şikâyetleri açısından öncelikle Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin tutukluluğa ilişkin

benzer kararlarını hatırlatmıştır. Bakanlık devamla -tutuklama kararının gerekçesi,

iddianamede atılı suçlar, mevcut deliller ve mahkûmiyet kararı dikkate

alındığında- tutuklama anında başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden

şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğunu, yasama dokunulmazlığına

istisna getirildiği için milletvekilliğinin başlı başına tutuklamaya engel

teşkil etmeyeceğini, Hâkimliğin tutuklamanın ölçülülüğü ve adli kontrol

tedbirinin neden yetersiz kalacağı konusunda da bir değerlendirme yaptığını

ileri sürmüştür. Bakanlık, açıklanan nedenlerle tutuklamanın hukuki olmadığı ve

siyasi amaçla gerçekleştirildiği iddiaları yönünden başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.

51. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında 19/9/2016

tarihinde çıkarılan çağrı kâğıdının TBMM'de sürekli mesai yaptığı bilindiği

hâlde TBMM'deki adresine değil ailesinin yaşadığı adrese gönderildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu ayrıca 16/2/2017 tarihinde duruşma yapılacağının

belirtilmesine rağmen 12/12/2016 tarihinde duruşma yapıldığını, bu duruşmaya

gelip ifade vermesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla Bakanlığın verdiği

bilginin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; tutuklanmasına konu

olan eylemlerin yasama sorumsuzluğu kapsamında kaldığını, tutuklamaya konu

konuşmalarına benzer konuşmaları Mecliste de yaptığını, kuvvetli suç şüphesi

olmadan tutuklandığını, üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarının

oluşmadığını, adli kontrol tedbiri uygulanmaksızın gerekçesiz olarak tutuklu

kaldığını belirtmiştir.

b. Değerlendirme

52. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

53. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

54. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

55. Genel ilkeler için bkz. Gülser

Yıldırım (2), §§ 110-124.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

56. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, PKK terör

örgütünün üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır.

57. Diğer taraftan başvurucu; Anayasa ile öngörülenin dışında

bir usulle dokunulmazlığının kaldırıldığını, bu nedenle yasama

dokunulmazlığından yararlandırılması gerektiğini ve hakkında tutuklama tedbiri

uygulanamayacağını iddia etmektedir.

58. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

cümlesinde; seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen

milletvekilinin "Meclisin kararı

olmadıkça" tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği,

tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı belirtilmiştir.

59. Bununla birlikte 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle

Anayasa'ya eklenen geçici 20. madde ile bu maddenin TBMM'ce kabul edildiği

20/5/2016 tarihi itibarıyla Bakanlığa, Başbakanlığa, TBMM Başkanlığına veya

-Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu- Karma Komisyon Başkanlığına

intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hükmün

uygulanmayacağı düzenlenmiştir (bkz. § 16).

60. Yetmiş milletvekili tarafından "dokunulmazlıkların kaldırılmasına dair TBMM kararı niteliğinde

olduğu" ileri sürülerek anılan düzenlemenin iptali istemiyle

Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesi, bu düzenlemenin

Anayasa'nın 85. maddesi kapsamında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına

ilişkin bir karar olmadığı, Anayasa değişikliği niteliğinde bulunduğu sonucuna

ulaşmış; Anayasa değişikliklerinin iptali istemine dair usule uyulmadığından

talebin reddine karar vermiştir (AYM, E.2016/54, K.2016/117, 3/6/2016, §§

4-15).

61. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı dikkate

alındığında somut olayda başvurucunun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına

dair bir karar alınmadığı, yapılan Anayasa değişikliği ile belirli aşamalardaki

dosyalarla ilgili olarak yasama dokunulmazlığı yönünden bir istisna getirildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararına konu olan dava dosyası

da bu istisna kapsamında kalmaktadır.

62. Nitekim Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi de başvurucunun

tutuklanmasına karar verirken Anayasa'nın geçici 20. maddesindeki düzenlemeye

atıf yaparak başvurucunun bu iddiasını reddetmiştir (bkz. § 26).

63. Diğer taraftan başvurucu, soruşturmaya konu sözlerinin

yasama sorumsuzluğu kapsamında olduğunu iddia etmiştir.

64. Anayasa'nın 83. maddesinin birinci fıkrasında; TBMM

üyelerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri

düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka

bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan

sorumlu tutulamayacakları belirtilmektedir.

65. Bu bağlamda milletvekilinin yasama işleriyle ilgili olarak

Mecliste kullandığı oylar, söylediği sözler, ileri sürdüğü düşünceler nedeniyle

yasama organı dışında herhangi bir makam tarafından sorumlu tutulamaması

anlamına gelen sorumsuzlukun

amacı, ulusal iradenin tam bir serbestlikle açıklanmasıyla birlikte görevin tam

bağımsızlıkla yerine getirilmesinin güvenceye alınmasıdır (AYM, E.1986/13,

K.1987/12, 22/5/1987).

66. Başvurucu, suçlamaya konu sözlerin yasama sorumsuzluğu

kapsamında kalması nedeniyle tutuklamanın hukuki olmadığını ileri sürmüş ise de

kuvvetli suç şüphesi oluşturduğu kabul edilen konuşmaların TBMM'de yaptığı

konuşmalardan farklı olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan konuşmaların

yasama sorumsuzluğu kapsamına girdiği savı yerinde görülmemiştir.

67. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun yasama

dokunulmazlığı nedeniyle tutuklanamayacağı söylenemez. Bu yönüyle başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır (Gülser Yıldırım (2), §§ 125-132; Selahattin Demirtaş [GK], B. No: 2016/25189, 21/12/2017, §§

136-143).

68. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi

gerekir.

69. Başvurucunun tutuklanmasına karar veren Diyarbakır 5. Ağır

Ceza Mahkemesi; eylemlere ilişkin olay tutanaklarına, görüntü inceleme ve

tespit tutanaklarına, çözüm tutanaklarına ve başvurucunun bu etkinliklerin

çoğuna katıldığına dair kendi ikrarını içeren beyanlarına atıf yaparak silahlı

terör örgütüne üye olma suçu yönünden tutuklamanın ön koşulu olan kuvvetli suç

şüphesinin bulunduğunu belirtmiştir.

70. Kamuoyunda hendek olayları olarak bilinen terör olaylarının

yaşandığı dönemde PKK -aralarında başvurucunun birçok konuşma yaptığı, protesto

eylemine katıldığı ve başvurucunun seçim bölgesi olan Diyarbakır'ın da

bulunduğu- Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki bazı yerleşim yerlerinde

cadde ve sokaklara hendekler kazıp barikatlar kurmak, bu barikatlara bomba ve

patlayıcılar yerleştirmek suretiyle şehirlerin bir kısmında hâkimiyet sağlamaya

çalışmıştır. Güvenlik görevlileri; bu hendeklerin kapatılmasını ve barikatların

kaldırılmasını, böylelikle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla

operasyonlar yapmıştır. Bu kapsamda Sur, Silopi ve Yüksekova ilçelerinde de

operasyonlar gerçekleştirilmiş, bu operasyonlarda çok sayıda ağır silah ve

patlayıcı madde ele geçirilmiş, hendekler kapatılmış, barikatlar kaldırılmış ve

ayrıca çok sayıda terörist etkisiz hâle getirilmiştir (Gülser Yıldırım (2), §§ 28-30).

71. Başvurucunun terör olaylarının yoğun olarak yaşandığı bir

dönemde özellikle hendek olayları sırasında yaptığı birçok konuşmada terör

örgütünü ve örgütün eylemlerini destekleyen konuşmalar yaptığı ileri

sürülmüştür. Bu kapsamda başvurucunun 24/5/2015 tarihinde "... Yıllardır

Sakine, Arin Mirhan, Delila,

Sara, Dilan, Beritan gibi şehitlerimizi anıyoruz.

Onlar barış, özgürlük ve halkı için yaşamlarını yitirip şehit oldular.

Şehitlerimizin önünde eğiliyor ve yolunuzun takipçisi olacağız diyoruz. Sizlere

söz veriyoruz ki yolunuzda yürüyeceğiz ..."; 5/11/2015 tarihinde "...

Kürt halkı kendisini bir bütün var eden şehitlerine borçludur. Şehitlere

yapılan mezarlıklara yapılan baskı, şiddet ve yok etme Kürt halkına yapılan

zulümdür ... Kürt halkı direnişiyle, mücadelesiyle, bu günlere gelmiş evet daha

dün Sur'da, Silvan'da, Bismil'de, Cizre'de,

Nusaybin'de, Varto'da yaşanan halkın direnişi gerçekten AKP hükümetini ve

devletini korkutmuştur. Bu korku zinciri hiçbir şekilde insanları

yıldırmayacağını bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Dört gündür dördüncü günün

sonunda bıraktığımız Silvan'da hala halkın üzerine toplarla, havanlarla,

bombalarla saldıranlar oradaki evleri hedef alanlar, insanları, insanları

katledenler, bugün burada aynı tarihlerde Dicle'nin Pirejman

ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan ederek buradaki mezarlıklarımıza

şehitliklerimize saldırmıştır .... bir kez daha buradan sesleniyoruz, ya

müzakere ve çözüm sürecini geliştireceksiniz yada bu halk direnişini daha fazla

büyütecektir. Hiçbir zaman mücadeleden korkmayan artık hiçbir şeyini

kaybetmekten korkmayan, kürt halkı bir kez daha

buradan size sesleniyor, ya müzakereyle demokratik siyasetle masaya oturur

sayın öcalanla görüşmeleri başlatır ve kürt sorununun çözümünü öncelikli sorun olarak ele alır,

anayasal düzenlemelere geçersiniz ya da hiçbir şekilde direnişimizden

mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha buradan ifade ediyoruz ... Sizin

Kürt Halkının çocuklarında, gençlerinde, kadınlarında, erkeklerinde,

yaşlısında, hastasında, yedisinden yetmişine öfke daha da büyüyecektir. Bunun

böyle bilmek lazım ... Evet öfkemiz büyüktür. Öfkeliyiz, ama bir o kadar

direnişe de hazırız. Bir o kadar mücadeleye de hazırız. Mücadele eden bir

halkız, burada bu tahribatı gördükçe daha da öfkelenip mücadelemizi ve

direnişimizi daha da büyüteceğiz, yılmayacağız, korkmayacağız, bizi bunlarla

yıldırmayacaksınız, korkutamayacaksınız, bizim bunlarla daha fazla öfkemizin

büyümesi gelişecek ve daha fazla direnişimiz artacak, mücadelemizi daha fazla

büyüteceğiz ..."; 13.12.2015 tarihinde "... Halka rağmen ablukayla,

helikopterle, bombalamayla, tankla, topla, Özel Harekât timleri ile siz Amed halkının, Sur halkının direnişini kıramazsınız. Bu

direnişi görmek lazım. Bu talepleri görmek lazım. Halk artık baskı ve zulüm

istemiyor. Kendisini özgür iradesiyle yönetmek istiyor. Bunun bir kez daha

görülmesi gerekiyor... Ama siz Sur'u abluka altına

alırsanız Sur'da yaşam hakkını tanımazsınız Sur halkı

da buna karşı kendisini direnerek ortaya koyacaktır ..."; 16/12/2015

tarihinde "... Kürdistan’da, bugün Sur’da,

Dargeçit’te, Nusaybin’de, Cizre’de ve Silopi’de adı konulmamış bir iç savaş söz

konusu ... Kürdistan’da halk ne istiyor? Halk özgürce yaşamak istiyor. Kendi

topraklarında, kendi mahallesinde, sokağında, evinde kendisini yönetmek istiyor

... baskı ve zulümü Kürt halkı yıllardır kabul etmedi

kabul etmiyor. O yüzden onurlu halkımız direniyor. Sur da, Cizre de, Nusaybin

de, Dargeçit’te direniyor. Onurlu halkımız bulunduğu her alanda direniyor. Amed halkı bir haftadır ayakta. Kürt halkı boyun eğmedi,

tarih boyunca boyun eğmedi yine de boyun eğmeyecektir. Onurlu bir şekilde

direnecektir. Mücadele edecektir ve kazanacaktır. Çünkü haklıdır. Çünkü

haklıyız ..."; 17/12/2015 tarihinde "... bugün Kürdistan’da, Sur’da, Dargeçit’te, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de,

Silvan’da tank ve toplarla halka ateş ediliyor. Bırakın tankın topun merkeze,

ilçelere girmesini artık halkın evine odasına kadar top atışları

gerçekleştiriliyor ... Değerli halkımız bugün Şırnak’ta, Cizre’de, Silopi’de,

Dargeçit'te, Sur’da Türkiye topraklarında sanki bir

ülkeyle savaş yapıyormuşçasına tanklar, toplar, helikopterler, askerler, özel

harekat timleri evlerin içine kadar giriyor ... Herkes bulunduğu alanda, herkes

bulunduğu sokakta, herkes bulunduğu evde, bu direnişe sahip çıkmalıdır ...

Değerli Amed Halkı bizim direnişimiz devam ediyor

devam edecek. Nerede olursak olalım evde sokakta çarşıda, pazarda nerede

olursak olalım. Yanı başımız da Sur halkımızda vicdanen ve ahlaken, hukuken bir

arada olalım ..."; 6/2/2016 tarihinde "66 gündür Sur'da

Sur halkı direniş içerisinde bin selam olsun Sur'da

direnenlere bin selam olsun. Cizre’de direnişçilere ... bir kez daha,

söyleyelim ki vahşet Bodrumunun bugün sekizinci günü en son oradaki

yoldaşlarımız ile görüştüğümüzde orada üzerlerine çöken bodrumda kalan

yoldaşlarımızın yaşam mücadelesi uğruna yürüttüğümüz direnişi onların yürüttüğü

direnişten hala bir haber almış durumda değiliz ..."; 8/3/2016 tarihinde

"... Biz kadınlar hiçbir şeyden korkmuyoruz ve öncülük yapıyoruz. Onlar ne

kadar da bedenlerimizden ve kimliğimizden korksalar bile bizler onların

saldırılarından korkmuyoruz. Onlar Cizre’de bedenlerimizi çini çıplak

soyduklarında bizler daha fazla güçleneceğiz. O kadar da direnişimizi ve

mücadelemizi yükselteceğiz ..."; 18/3/2016 tarihinde "... Şimdi

devlet AK Parti zihniyetiyle savaşa el atmış ve bu savaşı güdüyor. Ama halkımız

Cizre’ de, Nusaybin’de, Sur’ da, Farqin’ de (Silvan),

Silopi’ de Hezak’ ta (idil), Gever’ de (Yüksekova)

direniyor, bîz halkımızın direnişini selamlıyoruz ...

Türk Devleti tankları ve toplarıyla, on binlerce askerleriyle, helikopterler ve

bombardımanlarla Sur’a girmişler. Dört aydır buradan

çıkamıyorlar. Bu bizim sur halkının iradesidir, biz Sur halkının iradesini

kutluyoruz. Biz Sur’ un direnişini kutluyoruz. Sur’ da halkının özgürlüğü için

direnişte yer alanları, şehit olanları unutmuyoruz, şehitlerimizin önünde

eğiliyoruz. Halkımızın isteğinin ne olduğu açıktır. Sizler de biliyorsunuz ki

Kürtler hiçbir zaman isteklerinden vazgeçmemiştir. Kürtlerin istekleri

nelerdir; artık Kürtlerin statülerinin belirlenmesi gerekir, dilimiz,

kimliğimiz ve kültürümüzdür. Sizler dilimizi kültürümüzü kimliğimizi

kaybettiremezsiniz, yasaklayamazsınız. Bunun içindir ki Kürtler Statü almadan

durmayacaklardır ... Kürdistan için şehit düşenlerin önlerinde eğiliyoruz. Biz

diyoruz ki ahınız yerde kalmayacak ... biz hiçbir şeyden korkmuyoruz.

Fezlekelerimizi mi kaldırıyorlar kaldırsınlar, biz zindanları da gördük,

direnişleri de gördük, biz her alanda büyüteceğiz, bunun için biz fezlekelerden

ve tutuklamalardan korkmuyoruz ... Bizler diyoruz ki hiçbir şeyden korkmayın,

bizler direneceğiz özgürlük ve barış yakındır. Bunun için herkes ama herkes

konuşsun istemedikleri şeyleri dile getirsin, hiçbir şeyden korkma! Niçin,

çocuklarımız için, doğrusu Sur’da, Hezak’ ta (İdil) diyoruz ki Kürdistan’ın her yerinde

direniyorlar ..."; 16/4/2016 tarihinde "... bizim irademiz güçlüdür

biz bizim için mücadele yaşamın her yerinde devam edecektir. Arkadaşlarımız

milletvekillerimiz şu anda Şırnak’ta. Cizre’de, Yüksekova’da ve Nusaybin’de

mücadelenin olduğu alanlarda halkımız ile birliktedir. Biz hem alanlarda halkımızla

birlikte olacağız, Biz hem alanlarda halkımızla mücadele ile birlikte bu süreci

birlikte öreceğiz. Mücadele edeceğiz. Hem de parlementoda

demokratik siyasetin gelişmesi için mücadelemizi yürüteceğiz. Ama şunu çok net

ifade ederim ki herşey de parlemento

değildir. Bizim için önemli olan halkımızın özgürlük mücadelesidir, direnişidir

bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz ..." şeklinde sözler sarf ettiği

ifade edilmiştir (bkz. § 14).

72. Tüm bu konuşma, toplantı ve yürüyüşlerin -başvurucunun seçim

bölgesi olan Diyarbakır da dâhil olmak üzere- ülkenin birçok bölgesinde terör

saldırılarının ve PKK'dan kaynaklanan terörist şiddetin ülke güvenliği

üzerindeki tehdidinin arttığı bir dönemde ve şiddet olaylarının yaşandığı

bölgede gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.

73. Bu itibarla soruşturma mercilerinin başvurucunun siyasi

konumunu, söz konusu konuşmaların yapıldığı dönemi ve yeri, konuşmaların

içeriğini ve bağlamını birlikte dikkate alarak yukarıda yer verilen sözlerin

-terör operasyonlarının yapılış şeklini eleştirmenin ötesinde- güvenlik

güçleriyle çatışma hâlinde olan terör örgütü mensuplarının eylemlerini öven,

meşru gösteren hatta sahiplenen nitelikte olduğu yönündeki değerlendirmelerinin

ve bu konuşmaların yapılmasını suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak

kabul etmesinin temelsiz olduğu söylenemez.

74. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

75. Başvurucu; suçlamaya konu sözlerin yasama sorumsuzluğu

kapsamında kalması nedeniyle tutuklamanın hukuki olmadığını ileri sürmüş ve bu

sözlerin Meclis çalışmalarında söylediği sözlerle aynı olduğuna yönelik olarak

sunduğu önergeleri, kanun tekliflerini ve Mecliste yaptığı konuşmaları

göstermiştir. Başvurucunun bu yöndeki iddiaları ilk derece mahkemesince

değerlendirilmiş ve aynı veya benzer konuşmaları Meclis çatısı altında

yapmadığı sonucuna ulaşılmıştır (bkz. § 29). Dolayısıyla Mahkemenin bu

tespitinin hukuka aykırı bir durum arz etmediği değerlendirilmektedir.

76. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

77. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, mevcut delil durumuna, suç için kanunda

öngörülen yaptırımın ağırlığına, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına dayanıldığı

görülmektedir.

78. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tiplerindendir. İsnat edilen suça ilişkin kanunda öngörülen

cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (Aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan silahlı terör örgütü üyesi olma suçu, 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır.

79. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan ve kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin

bulunduğu anlaşılmaktadır.

80. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülü olup olmadığının belirlenmesinde somut olayın

tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 268; Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,

26/7/2017, § 76).

81. Somut olayda başvurucu, tutuklanmasının siyasi

faaliyetlerini yerine getirmesine engel olacağını belirtmiş; bu nedenle

-Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarını emsal göstererek- tutuklanmasının

ölçüsüz olduğunu ileri sürmüştür.

82. Anayasa Mahkemesi, milletvekillerinin tutukluluğuyla ilgili

verdiği Mehmet Haberal (B. No:

2012/849, 4/12/2013), Mustafa Ali Balbay

(B. No: 2012/1272, 4/12/2013) Kemal Aktaş ve

Selma Irmak (B. No: 2014/85, 3/1/2014), Faysal Sarıyıldız (B. No: 2014/9, 3/1/2014), İbrahim Ayhan (B. No: 2013/9895,

2/1/2014), Gülser

Yıldırım (B. No: 2013/9894, 2/1/2014) kararlarında seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarıyla

bağlantılı olarak sadece tutukluluğun makul süreyi aştığı şikâyetlerini

incelemiştir. Anılan kararlarda Anayasa Mahkemesi, milletvekillerinin -hiçbir

durumda- tutuklu olarak yargılanamayacakları yönünde bir değerlendirmede

bulunmamıştır.

83. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, yakın tarihte verdiği Gülser Yıldırım (2) ( §§ 156, 157, 163) ve Selahattin Demirtaş (§§ 169, 170, 176)

kararlarında başvurucuların "milletvekili

olmaları dolayısıyla tutuklamanın ölçüsüz olduğu" yönündeki

iddialarını -tutuklamanın hukukiliği bağlamında- incelerken yasama

dokunulmazlığına istisna getirildiği veya bu dokunulmazlığın kaldırıldığı

durumlarda milletvekillerinin tutuklanamayacağına ilişkin anayasal bir kural

bulunmadığını ve milletvekilliğinin başlı başına tutuklamaya engel teşkil

etmediğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kapsamda yaptığı inceleme

sonucunda, milletvekili olan başvurucuların tutuklanmalarının ölçüsüz

olmadığını değerlendirmiştir.

84. AİHM'in de milletvekilleri

hakkında tutuklama tedbirinin hiçbir koşulda uygulanamayacağına ya da böyle bir

tutuklamanın -otomatik olarak- ölçüsüz olduğuna dair bir yaklaşımı söz konusu

değildir. Aksine AİHM, PKK ile bağlantılı suçlamalar dolayısıyla

dokunulmazlıkları kaldırılan ve sonrasında tutuklanan milletvekillerinin

tutuklanmalarının hukuki olmadığı iddialarını kabul etmemiştir (Sakık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 23878/94

...,26/11/1997, § 40).

85. Son olarak başvurucunun tutuklanmasına konu suçların genel

olarak 2015 yılı Mayıs ayı ile 2016 yılı Nisan ayı arasındaki eylemlere ilişkin

olması, dolayısıyla iddia edilen suçların işlendiği tarihten uzunca bir süre

sonra tutuklama tedbirine başvurulması nedeniyle somut olayda ayrıca soruşturma

süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olup olmadığının da incelenmesi

gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer durumdaki -suç tarihi ile tutuklama

tarihi arasında önemli zaman diliminin bulunduğu- bazı olaylara ilişkin

başvurularda tutuklamanın gerekliliğine dair incelemede bulunmuştur (Gülser Yıldırım (2), §§ 158, 159).

86. Somut olayda öncelikle Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi uyarınca, yasama dokunulmazlığından yararlandığı

sürece başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının mümkün olmadığı

göz ardı edilmemelidir. Yasama dokunulmazlığının belirli aşamadaki dosyalar

için uygulanmayacağına ilişkin Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihinde yürürlüğe

girmiş, akabinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyaları ilgili Cumhuriyet

başsavcılıklarına gönderilmiştir. Başvurucu, anılan Anayasa değişikliğinin

yürürlüğe girmesinden yaklaşık altı ay sonra tutuklanmıştır.

87. Bu süreç içinde yapılan işlemler incelendiğinde Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesini müteakip farklı Cumhuriyet başsavcılıklarına

gönderilen dosyalarla ilgili fezleke düzenlenmesi, dosyaların yetkili

Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi, birleştirilmesi ve başvurucunun

ifadesinin alınması için talimat yazılması ve çağrı kâğıdı çıkarılması gibi

usule ilişkin işlemlerin yapıldığı anlaşılmıştır (bkz. §§ 20-22). Dolayısıyla soruşturma süreci içinde

soruşturma mercileri başta olmak üzere kamu makamlarının hareketsiz kalmaları

söz konusu değildir.

88. Öte yandan terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64).

89. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin isnat

edilen suçlar için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

90. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak

yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin siyasi amaçlarla gerçekleştirildiği iddiasının

incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu değildir.

91. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

B. İfade Özgürlüğü ile

Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

92. Başvurucu; tutuklamaya dayanak oluşturan ve fezlekelerde

belirtilen konuşma ve açıklamalarının ifade özgürlüğünün koruması altında

olduğunu, muhalefet partisine mensup bir milletvekili olarak Hükûmete ve onun

siyasetinin ürünü olan uygulamalara yönelik siyasal söylem ve eleştirilerinin

ifade özgürlüğü kapsamında en üst seviyede korunması gerekirken suçlamaya ve

dolayısıyla tutuklamaya konu edildiğini, tutuklanması nedeniyle yasama

faaliyetine katılma hakkının engellendiğini belirterek Anayasa'nın26. ve 67.

maddelerinde düzenlenen ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette

bulunma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

93. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği

kararlara atıfta bulunularak başvurucunun ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyette

bulunma hakkı kapsamındaki beyanları nedeniyle tutuklandığı şikâyetinin özü

itibarıyla hakkında kuvvetli suç şüphesi olmadan tutuklandığı iddiası

kapsamında kaldığı belirtilmiştir. Bakanlık; başvurucunun sözlerinin ifade

özgürlüğünün korumasından faydalanamayacağını, başvurucunun bu sözleriyle terör

örgütü üyesinin eylemlerini meşrulaştırdığını, bu suretle terör örgütünün

propagandasını yaptığını, milletvekili olan bir kişinin terör örgütleriyle

arasına mesafe koyması gerektiğini, başvurucunun tutuklanmasının milletvekili

sıfatını etkilemediğini, Anayasa Mahkemesinin diğer milletvekilleri hakkında

verdiği kararların bu olaya uygulanamayacağını zira somut olayda seçildikten

sonra dokunulmazlığının kaldırılmasının söz konusu olduğunu ileri sürmüştür.

94. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; ilk derece

mahkemesinin siyasi parti faaliyeti hakkını kullanan bir milletvekili olduğunu

dikkate almadığını, Mecliste yaptığı konuşmaları dışarıda tekrar etmesinin

suçlamaya konu edildiğini, konuşmalarının tamamının siyasi nitelikte olduğunu

ve milletvekilleri açısından çok istisnai durumlar dışında siyasi ifade

özgürlüğünün sınırlandırılamayacağını, tutuklanması nedeniyle yasama

faaliyetlerine katılmasının engellendiğinin açık olduğunu ve tutuklama

tedbirinin ölçüsüz olduğunu ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

95. Anayasa Mahkemesi tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları

gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle

tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp

aşmadığını değerlendirmekte, daha sonra tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, §§ 92-100; Hidayet

Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§

105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, §§ 60-74).

96. Somut olayda tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiası

incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için

inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin mevcut

olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 56-89). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında

başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve

tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir

durum bulunmamaktadır.

97. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını ihlal ettiği

iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA Engin YILDIRIM'ın karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

3. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

12/9/2018 tarihinde karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Çağlar

DEMİREL

Vekili

:

Av. Reyhan

YALÇINDAĞ BAYDEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/5221, 12 Eylül 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  11. B. İfade Özgürlüğü ile
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Yıldırım
  14. Akıncı
  15. Topal
  16. Kaya
  17. Demirel
  18. Yalçındağ Baydemir
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/5221
Tarih
12 Eylül 2018

İlgili Kararlar

  • Mehmet Emre Döker Başvurusu (B. No: 2015/486)
  • Bayram Şeker Başvurusu (B. No: 2017/37823)
  • Fernas İnşaat A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/10572)
  • Ömer Mingü Başvurusu (B. No: 2016/13805)
  • Sait Özdemir Başvurusu (B. No: 2015/39)
  • Sinan Canlı Başvurusu (B. No: 2015/16073)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.