İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cem Ramazan Ninek Başvurusu (B. No: 2015/13760)

1. Başvuru, mutad meskeni yurt dışında

Başvuru No2015/13760Tarih18 Temmuz 2018Okuma29 dk · 5.719 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cem Ramazan Ninek Başvurusu

Karar tarihi
18 Temmuz 2018
Başvuru Numarası
2015/13760
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.719 kelime·29 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, mutad meskeni yurt dışında

bulunan müşterek çocuğun yurt dışında mukim olan başvurucuya iade edilmemesi

nedenleriyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/8/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Fransa vatandaşı olan başvurucu ile Türk vatandaşı olan S.Ç.

8/8/2009 tarihinde evlenmişler ve Fransa'da ikamet etmeye başlamışlardır.

18/11/2010 tarihinde çocukları I.D.N. dünyaya gelmiştir.

9. 2011 yılı Eylül ayında Türkiye'ye tatil amacıyla gelen

başvurucu ve eşi tartışmışlar; başvurucu 15/10/2011 tarihinde Fransa'ya yalnız

dönmüştür. Başvurucu ile eşi bu tarihten itibaren ayrı yaşamaya başlamıştır.

A. Çocuğun İadesi Talebiyle Açılan Dava Süreci

10. Başvurucu, kızının kendisiyle birlikte Fransa'ya dönmesi

gerektiği hâlde eşi S.Ç.nin müşterek çocuklarını

Türkiye'de alıkoymak suretiyle mutad meskenine

dönmesini engellediğini iddia ederek 25/11/1980 tarihli Uluslararası Çocuk

Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi) kapsamında iade

işlemlerinin başlatılması talebiyle Fransa makamlarına başvurmuştur.

11. Söz konusu talep, Fransız makamları tarafından Lahey

Sözleşmesi kapsamında Türk merkezî makamı konumunda olan Adalet Bakanlığı

Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne (Genel Müdürlük)

iletilmiştir.

12. Talep, Genel Müdürlük tarafından çocuğun iadesi işlemlerinin

başlatılması için İnegöl Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmiştir. Başsavcılığın

20/4/2012 tarihinde -aile mahkemesi sıfatıyla-İnegöl 2. Asliye Hukuk

Mahkemesine (Mahkeme) sunulan davanamesi ile Lahey

Sözleşmesi ve ilgili mevzuat uyarınca I.D.N.nin mutad meskeninin bulunduğu Fransa'ya iade edilmesi talep

edilmiştir.

13. Mahkemece yapılan yargılama esnasında başvurucu ve eşinin

yanı sıra tarafların tanıkları dinlenilmiş, I.D.N. ile ilgili sosyal inceleme

raporu alınmıştır. Tanıklar genel olarak tarafların tatil amacıyla Türkiye'ye

geldikleri zaman havaalanında tartıştıklarını ve ayrıldıklarını

belirtmişlerdir. Sosyal hizmet uzmanı tarafından düzenlenen 2/6/2012 tarihli

raporda, yaşı gereği anne ilgisine ve bakımına muhtaç olduğu yaşta olmasından

dolayı müşterek çocuğun anne yanında kalmasının menfaati bakımından daha uygun

olacağı yönünde görüş bildirilmiştir.

14. Mahkeme 29/6/2012 tarihli kararıyla, babanın bulunduğu ülke

makamına başvuru anında çocuğun haksız olarak alıkonulmasından itibaren bir

yıldan az bir süre Türkiye'de bulunduğu ve babanın velayet hakkı ihlal edilerek

müşterek çocuğun davalı anne tarafından Türkiye'de haksız olarak alıkonulduğu gerekçesiyle

talebin kabulüne veçocuğun Fransa'da bulunan mutad meskenine iadesine karar vermiştir.

15. Başvurucunun eşi tarafından temyiz edilen karar; Yargıtay 2.

Hukuk Dairesinin (Daire) 13/12/2012 tarihli ilamıyla, Mahkemenin davaya aile

mahkemesi sıfatıyla bakması gerekirken asliye hukuk mahkemesi olarak yargılama

yaptığı gerekçe gösterilerek bozulmuştur.

16. Bozmaya uyan Mahkeme, bu kez aile mahkemesi sıfatıyla

28/2/2013 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde;

çocuğun babasının rızası dışında annesi tarafından Türkiye'de tutulduğu, davacı

babanın süresinde müşterek çocuğun Fransa'ya iadesi hususunda talepte bulunduğu

ve çocuğun mutad meskenine dönmesi durumunda fiziki

veya psikolojik bir tehlikeye maruz kalacağının anne tarafından kanıtlanamadığı

hususlarına yer vermiştir.

17. Temyiz edilen karar, Daire tarafından 9/7/2013 tarihinde

onanmış; karar düzeltme talebi ise 14/11/2013 tarihinde reddedilerek

kesinleşmiştir.

B. Çocuğun İadesi

Kararıyla Başlatılan İcra Süreci

18. Başvurucu, çocuğun iadesi kararının icra edilmesi için

Ankara 11. İcra Müdürlüğünün 2014/6 numaralı dosyasıyla ilamlı icra takibi

başlatmıştır.

19. Başvurucunun eşi S.Ç., icra emrinin iptali amacıyla Ankara

7. İcra Mahkemesine şikâyet yoluna başvurmuştur.

20. Ankara 7. İcra Mahkemesi 25/3/2014 tarihli kararıyla şikâyetin

kabulüne karar vererek icra emrini iptal etmiştir. İcra Mahkemesi gerekçesinde;

çocuğun mutad meskenine iadesine ilişkin kararın

velayet hakkına ilişkin olmayıp iadeye yönelik olduğunu, sonrasında çocuğun

velayetinin anneye bırakıldığını ifade etmiştir. Mahkeme, bu durumda çocuğun

iadesinin hukuken mümkün olmayacağını belirttikten sonra karar kesinleşmeden

çocuğun Fransa'ya iadesi durumunda anneye verilmiş olan velayet hakkının

kullanılmasının neredeyse yok hükmünde olacağından ortada çelişkili bir durumun

söz konusu olduğunu açıklamıştır. Mahkeme ayrıca, şikâyete konu icra dosyasında

çıkarılan icra emrinin çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına

ilişkin olmakla beraber velayet hakkına dayalı olarak ya da çocukla kişisel

ilişki kurulmasına ilişkin mahkeme kararına dayalı olarak çıkarılabileceğini,

ancak şikâyete konu takip dayanağı ilamın çocuğun

mutad meskenine iadesi davasına ilişkin

olduğunu, bu nedenle kararın icrasının icra müdürlüğü eliyle yapılamayacağını

vurgulamıştır.

21. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 8. Hukuk

Dairesinin 16/1/2015 tarihli kararıyla onanmıştır.

22. Başvurucu, bireysel başvuru tarihinden (6/8/2015) sonra

3/6/2016 tarihinde bu kez İnegöl 1. İcra Müdürlüğünün 2016/2778 numaralı

dosyasıyla yeniden takip başlatarak iade kararının icrasını talep etmiştir.

23. Başvurucunun eşi S.Ç. tarafından yeniden İnegöl İcra Hukuk

Mahkemesine şikâyet yoluna başvurulması üzerine 16/6/2017 tarihli kararla

takibin iptaline karar verilmiştir. Mahkeme, çocuğun iadesi kararı verildikten

sonra velayet hususunda verilen ilamın uygulanması konusunda bir hüküm

bulunmadığından hukukiboşluk olduğunu dile

getirmiştir. Kararda mutad meskene iade kararının

icrası içindaha önce takip yapıldığı,Ankara 7. İcra Hukuk Mahkemesinin kararıyla

yalnızcaicra emrininiptal

edildiği, takip iptal edilmediğinden takibin açık olduğu belirtilerek Bursa 2.

Aile Mahkemesinin velayetin anneye verilmesi hükmüyle İnegöl 2. Asliye

Mahkemesi tarafından verilen iadekararının söndüğünün

(itfa)kabul edilmesi gerektiği açıklanmıştır.

24. Söz konusu karar hakkında başvurucu istinaf yoluna

başvurmuş, ancak istinaf incelemesi henüz sonuçlanmamıştır.

C. Boşanma Davasına

İlişkin Süreç

25. S.Ç. tarafından başvurucu aleyhine 9/12/2011 tarihinde Bursa

2. Aile Mahkemesinde (Aile Mahkemesi) boşanma ve velayet davası açılmıştır.

26. Bu arada başvurucu tarafından başlatılan çocuğun iadesi

işlemleri hususunda Aile Mahkemesine bilgi verilmiş, yargılama devam ederken

çocuğun mutad meskenine iadesine dair kararın

kesinleştiğinden Aile Mahkemesi haberdar edilmiştir.

27. Aile Mahkemesi tarafından tanıklar dinlenildikten sonra

27/12/2013 tarihinde davanın kabulüne ve tarafların şiddetli geçimsizlik

nedeniyle boşanmalarına karar verilmiştir. Müşterek çocuğun yaşı itibarıyla

annenin bakım ve şefkatine muhtaç olduğu gerekçesiyle velayeti anneye verilmiş,

başvurucu baba ile çocuk arasında şahsi ilişki tesis edilmesine hükmedilmiştir.

28. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 2. Hukuk

Dairesinin 10/2/2015 tarihli kararıyla onanmış, karar düzeltme talebi de aynı

Dairenin 9/6/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

29. Başvurucu 4/8/2015 tarihinde Aile Mahkemesine başvurarak

Lahey Sözleşmesi kapsamında müşterek çocuğun Fransa'ya iadesine karar

verildiğini, kararın kesinleştiğini, ancak velayetin anneye verilmesi sebebiyle

iadesi işleminin yapılamadığını belirterek velayet hususunda yargılamanın

yenilenmesini talep etmiştir.

30. Aile Mahkemesi 5/11/2015 tarihinde -bireysel başvuru

tarihinden sonra- Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre sadece iade talebi hakkında

verilecek kararın sonucunun bekletici mesele yapılacağını ve Sözleşme

hükümlerinin Aile Mahkemesinin velayet konusunda önceki iade kararına uygun

karar vermesi gerektiği şeklinde bir düzenleme getirmediğini belirterek

yargılamanın yenilenmesi şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddine

karar vermiştir.

31. Başvurucu bu kararı temyiz etmiştir. Dosya, Yargıtay'da

temyiz aşamasındadır.

32. Başvurucu 6/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

D. Başvurucunun Kızıyla

Kişisel İlişki Kurmasına Yönelik Tedbirler

33. Başvurucu, Aile Mahkemesinin boşanma ve velayet kararıyla

birlikte kızıyla arasında şahsi ilişki tesis edilmesi kararına rağmen S.Ç.nin şahsi ilişki kurulmasına engel olduğunu belirterek

İstanbul 34. İcra Müdürlüğünden çocuğun teslimini talep etmiştir.

34. İstanbul 34. İcra Müdürlüğünün talimatı doğrultusunda İnegöl

1. İcra Müdürlüğü refakatiyle S.Ç. tarafından bildirilen adrese gidilmişse de

çocuğun annesiyle şehir dışında olduğunun belirtilmesi üzerine çocuk

başvurucuya teslim edilememiştir.

35. Adreste çocuğun bulunamaması nedeniyle S.Ç. hakkında çocuk

teslimi emrine muhalefet ettiği iddiasıyla İstanbul 21. İcra Ceza Mahkemesinde

dava açılmıştır.

36. İcra Ceza Mahkemesi; icra emrinde çocuğun teslim edileceği

yer, gün ve saatin belirtilmemiş olması nedeniyle S.Ç. hakkında iddia edilen

suçun oluşmadığı gerekçesiyle S.Ç.nin beraatine karar vermiştir.

37. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, İstanbul 22. İcra

Ceza Mahkemesince 28/3/2016 tarihinde reddedilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

38. 22/11/2007 tarihli ve 5717 sayılı Uluslararası Çocuk

Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun’un “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu

Kanunun amacı; velâyet hakkı ihlâl edilerek Sözleşmeye taraf bir ülkeden diğer

bir taraf ülkeye götürülen veya alıkonulan çocuğun mutat meskeninin bulunduğu

ülkeye iadesine veya şahsî ilişki kurma hakkının kullanılmasına dair 25/10/1980

tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin uygulanmasını

sağlamaya yönelik usûl ve esasları düzenlemektir.”

39. 5717 sayılı Kanun’un “Kapsam”

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun, bir kişiye veya bir kuruma tek

başına veya birlikte kullanılmak üzere tevdi edilmiş bulunan ve yer

değiştirmenin veya alıkonulmanın gerçekleştiği sırada fiilen kullanılmakta olan

velâyet veya şahsî ilişki kurulması haklarının ihlâlinden hemen önce mutat

meskeninin bulunduğu taraf ülkelerden birinde bulunan çocuklara uygulanır.”

40. 5717 sayılı Kanun’un "Tanımlar"

kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Bu Kanunda geçen;

a) Merkezî Makam: Adalet Bakanlığını,

..

f) Sözleşme: 25/10/1980 tarihli Uluslararası

Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmeyi,

g) Genel Müdürlük: Adalet Bakanlığı

Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünü,

..

ı) Mahkeme: Aile mahkemesini, ifade eder.”

41. 5717 sayılı Kanun’un "Merkezî

Makamın görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Merkezî Makam, mahallî Cumhuriyet

başsavcılığı aracılığı ile;

a) Sözleşme kapsamında çocuğun iadesi veya

şahsî ilişki kurulma hakkının kullanılması konusunda bir başvurunun yapılmasını

müteakip çocuğun bulunduğu yerin tespiti ile menfaatlerinin korunması için

kolluk ve diğer yetkili makamları görevlendirmek de dahil olmak üzere gerekli

bütün tedbirleri alır.

b) Çocuğun, kendisini kaçırmış olan kişinin

rızası ile iadesi veya taraflar arasında sulh yoluyla bir çözüme ulaşılmasını teminen gerekli bütün tedbirlerin alınmasını sağlar.

c) Çocuğun, kendisini kaçırmış olan kişinin

rızası ile iadesi veya taraflar arasında sulh yoluyla bir çözümün bulunması

mümkün değilse, çocuğun iade edilip edilmeyeceği veya şahsî ilişki hakkının

kullanılması konusunda bir karar verilmek üzere yetkili mahkemeye dava açar.”

42. 5717 sayılı Kanun’un "Geçici

koruma tedbirleri" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“1)

Mahkeme, talep üzerine veya re'sen çocuğun yüksek

yararının tehlikeye düşmesini önlemek için dava sonuna kadar aşağıda belirtilen

geçici tedbirlere, gerektiğinde çocuğun görüşünü ve uzmanlardan rapor almak

suretiyle karar verebilir:

a) Bakım ve gözetimi üzerine alan akrabalardan

birine teslim.

b) Bakım ve gözetimi üzerine alan güvenilir

bir aile yanına yerleştirme.

c) Çocuk bakımı ve yetiştirme veya benzeri

resmî yahut özel kurumlara yerleştirme.

d) Resmî veya özel bir hastaneye veya tedavi

evine yahut eğitimi güç çocuklara mahsus kurumlara yerleştirme.”

43. 5717 sayılı Kanun’un "İade

davasında velâyet" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“(1)

Çocuğun iadesine dair bir karar verilmiş ise bu hükümde ayrıca velâyete ilişkin

karar verilmez. Ancak, çocuğun iadesi talebinin reddine karar verilmesi

halinde, velâyet hakkına dair bir karar verilebilir.”

44. 5717 sayılı Kanun’un "Bekletici

mesele" kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

“(1) Görülmekte olan bir iade davası sırasında

velâyet davası da açılmış ise velâyete ilişkin dava bekletilir.”

45. 5717 sayılı Kanun’un "Çocuğun

yerinin değiştirilmemesi" kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:

“(1) Mahkemece, talep üzerine veya re'sen iade ya da şahsî ilişki kurulması işlemleri

sonuçlanıncaya kadar çocuğun yerinin takibiiçin

aşağıdaki geçici tedbirlerden birine ya da birden fazlasına karar verilebilir:

a) Çocuğun yurt dışına çıkışının geçici olarak

durdurulması.

b) Çocuk adına pasaport alınması veya

yenilenmesi işlemlerinin durdurulması.

c) Çocuğun okul, muhtarlık veya nüfus

kayıtlarının alınması veya değiştirilmesi işlemlerinin durdurulması.

d) Pasaport veya kimlik kayıtlarına dava

süresince el konulması.

e) Çocuğun tayin edilen sürelerde yetkili

makamlarca kontrol edilmesi.

f)Bu maksatla öngörülen diğer her türlü tedbirler.”

46. 5717 sayılı Kanun’un "Yaptırım"

kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“(1) Çocuğun iadesine veya şahsî ilişki

kurulmasına dair ilâmların icrası sırasında çocuğu gizleyen veya ilâmın

icrasından sonra tekrar kaçıran taraf ile bu fiillere iştirak edenler ve bu

Kanuna göre yapılan tebliğ, tedbir ve emirlere uymayanlar hakkında, İcra ve

İflâs Kanununun 341 inci maddesi hükümleri uygulanır.”

47.9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Çocuk Teslimi Emrine Muhalefetin Cezası" kenar

başlıklı 341. maddesi şöyledir:

“Çocuk

teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya

yerine getirilmesini engelleyen kişinin, lehine hüküm verilmiş kimsenin

şikâyeti üzerine, altı aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine

başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişi

tahliye edilir.”

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

48. Lahey Sözleşmesi'nin 1. maddesi şöyledir:

“İşbu sözleşmenin amacı:

a) Taraf Devletlere gayrikanuni yollardan

götürülen veya alıkonan çocukların derhalgeri

dönmelerini sağlamak;

b) Taraf bir Devletteki koruma ve ziyaret

haklarına, diğer taraf Devletlerde etkili biçimde riayet ettirmek.”

49. Lahey Sözleşmesi’nin 3. maddesi şöyledir:

“Bir

çocuğun yer değiştirmesi veya geri dönmemesi:

a) Çocuğun, yer değiştirmesinden veya geri

dönmemesinden hemen önce mutat ikametgahının bulunduğu Devlet kanunu

tarafından, bir şahsa, müesseseye veya başka bir kuruma, tek başına veya

müştereken verilen koruma hakkının ihlali şeklinde meydana geldiği taktirde; ve

b) Bu hak, yer değiştirme veya geri dönmeme

anında tek başına veya müştereken fiili biçimde kullanılmakta veya bu olaylar

meydana gelmese kullanılacak idi ise,

Kanuna aykırı addedilir.

(a) da

söz konusu edilen koruma hakkı, özellikle, kanuni bir yetkiden, adli veya idari

bir karardan veya bu Devletin kanununa göre yürürlükte olan bir anlaşmadan

doğabilir.”

50. Lahey Sözleşmesi’nin 12. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

“Bir

çocuğun, 3. maddede belirtildiği şekilde, kanuna aykırı olarak yeri

değiştirilmiş veya çocuk alıkonulmuş ve çocuğun bulunduğu taraf Devletin adli

veya idari makamına müracaat anında, yer değiştirme veya alıkonulmadan itibaren

bir yıldan az zaman geçmişse, müracaatta bulunulan makam, çocuğun derhal geri

dönmesini emreder.

Yukarıdaki fıkrada öngörülen bir yıllık

sürenin sona ermesinden sonra bile müracaatta bulunulursa, adli veya idari

makamın, keza çocuğun geri dönmesini emretmesi gerekir, yeter ki, çocuğun yeni

çevresine intibak ettiği tespit edilmesin.”

51. Lahey Sözleşmesi’nin 13. maddesi şöyledir:

“Yukarıdaki madde hükümlerine rağmen, talepte

bulunulan Devletin adli veya idari makamı, geri dönmeye itiraz eden kişi, kurum

veya örgüt:

a) Çocuğun şahsının bakımını üstlenmiş bulunan

kişi, kurum veya örgütün, yer değiştirme veya alıkoyma döneminde koruma hakkını

etkili şekilde yerine getirmediğini veya yer değiştirmeye veya alıkoymaya

muvafakat etmiş olduğunu veya daha sonra kabul etmiş olduğunu veya,

b) Geri dönmesinin çocuğu fiziki veya

psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde, müsamaha

edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi bir risk olduğunu tesbit ederse, çocuğun geri dönmesini emretmek zorunda

değildir.

Adli veya idari makam keza çocuğun, geri

dönmek istemediğini ve görüşünün gözönünde bulundurulmasının

uygun olacağı bir yaşa ve olgunluğa erişmiş bulunduğunu gözlerse, geri

dönmesini emretmeyi reddedebilir.

Bu maddede yer alan şartların

değerlendirilmesinde, adli veya idari makamların, çocuğun sosyal durumuna

ilişkin bilgileri, merkezi makam veya çocuğun mutat ikametgâhı devletinin diğer

herhangi bir yetkili makamı tarafından sağlanan bilgileri gözönünde

bulundurması gereklidir.”

52.Lahey Sözleşmesi’nin 16. maddesi şöyledir:

“Bir

çocuğun 3. madde çerçevesinde, kanuna aykırı olarak yer değiştirdiği veya geri

dönmediğinden haberdar edilmesini müteakip, çocuğun götürüldüğü veya

alıkonulduğu Taraf Devletin adlî veya idarî makamları, çocuğun geri dönmesi

konusunda işbu sözleşmedeki şartların bir araya gelmediği tespit edilinceye

kadar veya sözleşme uyarınca bir talepte bulunulmadan makul bir süre geçinceye

kadar, koruma hakkının esasına ilişkin karar veremezler.”

53.Lahey Sözleşmesi’nin 19. maddesi şöyledir:

“Sözleşme

çerçevesinde verilen, çocuğun geri dönmesine ilişkin bir karar, koruma hakkının

esasını etkilemez.”

54. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve

27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak

yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesi

şöyledir:

“(1)

Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya

yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün

faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,

vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve

ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için

gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve

idari önlemleri alırlar.

(3)

Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,

hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve

uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan

ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”

55. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesi şöyledir:

“(1)

Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini

ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere

çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek

suretiyle tanırlar.

(2) Bu

amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya

doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi

fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa,

özellikle sağlanacaktır.”

56. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"1. Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz."

2. Uluslararası İçtihat

57. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre, ebeveyn ile

çocukların birlikte yaşama istekleri, aile yaşamının vazgeçilmez bir unsuru

olup anne ve baba arasındaki ortak yaşamın hukuken veya fiilen sona ermiş

olması, aile yaşamını ortadan kaldırmaz (Berrehab/Hollanda, B. No: 10730/84, 21/6/1988, § 21). Ebeveyn ve

çocuk arasındaki aile yaşamının, anne ve babanın birlikte yaşamaya son

vermelerinin ardından da devam edeceği açık olup anne babanın ve çocuğun aile

hayatına saygı hakkı, belirtilen durumlarda ailenin yeniden birleştirilmesine

yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz konusu yükümlülük, yalnızca çocukların

kamusal makamlarca koruma altına alınması bağlamındaki uyuşmazlıklar açısından

değil, ebeveyn veya diğer aile bireyleri arasındaki velayet ve kişisel ilişki

tesisine ilişkin uyuşmazlıklar açısından da geçerlidir (Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/2011

§§ 56-57).

58. Aile yaşamına saygı hakkı kapsamında devlet için söz konusu

olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmakla

sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak aile yaşamına

etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri de

içermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler

alanında olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını

zorunlu kılar ( X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985,

§ 23).

59. AİHM, ebeveynin çocuk ile birlikte yaşamaya devam etmesinin

Sözleşme’nin 8. maddesinin birinci paragrafı kapsamında aile hayatının temel

bir unsurunu oluşturduğunu vurgulamaktadır. Sözleşme’nin 8. maddesi, ebeveynin

çocuğu ile yeniden birleşmesini sağlayacak önlemlerin alınmasını talep etme

hakkının yanı sıra ulusal makamların bu önlemleri alma yükümlülüğünü de

kapsamaktadır. Bu husustaki belirleyici husus, ulusal makamların uygulamadaki

mevzuat ya da mahkeme kararlarıyla ebeveyne tanınan velayet, ziyaret ya da

birlikte yaşama hakkının icrasını kolaylaştırmada kendilerinden beklenen bütün

makul önlemleri alıp almadığıdır (Hokkanen/Finlandiya,

B. No: 19823/92, 23/9/1994, § 55).

60. AİHM'e göre ebeveyn ile çocuk

arasındaki şahsi ilişkinin konu edildiği davalarda çocuğun menfaatlerinin diğer

tüm hususlardan üstün tutulması gereklidir. Mahkemeye göre bu menfaatin iki

yönü bulunmaktadır. İlk olarak çocuğun üstün menfaati sağlıklı bir ortamda

gelişmesinin sağlanmasını içermektedir. Bu nedenle Sözleşme'nin 8. maddesi

hiçbir koşulda ebeveynin çocuğun sağlığına ve gelişimine zarar verebilecek

davranışlarını korumaz. İkinci olarak çocuğun üstün menfaatlerine aykırı

olmadıkça ailesi ile bağlarını sürdürmesi çocuğun hakkıdır. Bu bağlamda çocuğun

aile bağları ancak istisnai durumlarda koparılabilir ve aile bağlarının koptuğu

durumlarda çocuğun üstün menfaati, kişisel ilişkinin sürdürülmesi ve koşullar

uygun olduğunda ailenin yeniden bir araya gelmesi için gerekli tüm tedbirlerin

alınmasını gerektirir (Gnahore/Fransa, B. No: 40031/98,19/9/2000, § 59).

61. AİHM önüne gelen birçok davada aile yaşamına saygının kamu

makamlarına, ebeveyn ve çocuklarını bir araya getirmek şeklinde pozitif bir

görev yüklediğini ve bu alandaki pozitif yükümlülüğün bireyler arasındaki ilişkiler

alanında dahi aile yaşamına saygıyı güvence altına almak için tasarlanmış ve

hem bireylerin haklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve

oluşturulmasını hem de fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını

gerektirdiğini ifade etmektedir (Hokkanen/Finlandiya,

§ 58; Glaser/Birleşik

Krallık, B. No: 32346/96, 19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk, B. No: 35853/04, 12/12/2006, § 52).

62. Bununla birlikte aile yaşamına saygı hakkı kapsamındaki

pozitif yükümlülüklerin hangi koşullarda olumlu edimde bulunmayı

gerektirdiğinin kesin çizgilerle belirlenmesi, söz konusu hak kapsamındaki

ilişkilerin mahiyeti gereği kolay değildir. AİHM de özellikle pozitif

yükümlülükler söz konusu olduğunda saygı kavramının çok kesin bir tanımının

bulunmadığını, taraf devletlerde karşılaşılan durumlar ve izlenen

uygulamalardaki farklılıklar dikkate alındığında bu kavramın gereklerinin

olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini kabul etmektedir (Abdulaziz, Cabales ve Balkani/Birleşik

Krallık [GK], B. No: 9214/80, 28/5/1985, § 67).

63. AİHM ayrıca, uluslararası çocuk kaçırma meselelerinde

Sözleşme’nin 8. maddesinin aile hayatına saygı hakkı kapsamında sözleşmeci

devletlere yüklediği yükümlülüklerin Lahey Sözleşmesi hükümleri dikkate

alınarak yorumlanması gereğine işaret etmektedir (Neulinger ve Shuruk/İsviçre [BD], B. No:

41615/07, 6/7/2010, §§ 131, 132).

64. Bu kapsamda AİHM'in Lahey

Sözleşmesi’ni özellikle pozitif yükümlülükler bağlamında yorumladığı

görülmektedir. Bu kapsamda AİHM, örneğin Lahey Sözleşmesi çerçevesindeki

mükellefiyetler uyarınca çocuğun ivedi olarak iadesinin sağlanması hususunda

yeterli önlemlerin alınmasında başarısız olunması, çocuğun mutad

ikametine dönüşünün sağlanmasında özenli davranılmaması ve iadeye ilişkin talep

hakkında yürütülen yargılamanın gereğinden uzun sürmesi nedeniyle Sözleşme’nin

8. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmektedir (Iglesias Gil ve A.U.I./İspanya, B. No:

56673/00, 29/4/2003, §§ 56-63; Sylvester/Avusturya, B. No: 36812/97, 40104/98,

24/4/2003, §§ 67-72; Carlson/İsviçre, B. No: 49492/06, 6/11/2008, §§

70-82; Serghides/Polonya, B. No: 31515/04, 2/11/2010, §§

68-75).

65. AİHM, çocuğun ve ebeveynin menfaatlerine ilişkin

değerlendirmenin ulusal yargı makamlarınca yapılması gerektiğini kabul etmekle

birlikte uyuşmazlığa ilişkin yargılama prosedürünün adil olması ve ilgililere

bütün haklarını kullanabilme olanağı sağlaması gerektiğini ifade etmektedir.

AİHM; ulusal mahkemelerin özellikle olgusal, duygusal, psikolojik, maddi ve

tıbbi nitelikteki bütün faktörler ile ailenin durumunu derinlemesine inceleyip

incelemediğini ve kaçırılmış çocuğun iadesine ilişkin başvuru bağlamında

çocuğun yüksek menfaatlerini tespit etmek suretiyle ilgili kişilerin de

yararlarına ilişkin makul bir değerlendirme ve dengelemede bulunulup

bulunulmadığını belirlemek durumunda olduğunu belirtmektedir (İlker Ensar Uyanık/Türkiye, B. No:

60328/09, 3/5/2012, § 52; Neulinger ve Shuruk/İsviçre,

§§ 138, 139).

66. AİHM ayrıca -geçen zaman, beraber yaşamadığı ebeveyn ile

çocuk arasındaki ilişkilerde geri dönüşü olmayan olumsuz etkiler

doğurabileceğinden- çocuğun iadesiyle ilgili davaların dava sonunda alınan

kararların infazı dâhil acil bir uygulama gerektirdiğini belirtmektedir. (Carlson/İsviçre, § 69).

67. Bu bağlamda AİHM, Lahey Sözleşmesi’nin uygulama koşulları

bir araya geldiğinde -özellikle hukuka aykırı durumların kalıcı olmasının

engellenmesi amacıyla- Lahey Sözleşmesi’nin 19. maddesi gereği velayet ve bakım

hakkına ilişkin sorunların çözümünü çocuğun daimî ikametgâhında bulunan

mahkemelerin yetkisine bırakılması gerektiğini belirtmektedir (Maumousseau ve Washington/Fransa, B. No: 39388/05,

6/12/2007, § 69; Eskinazi

ve Chelouche/Türkiye (k.k.), B. No: 14600/05, 6/12/2005; Özmen/Türkiye, B. No: 28110/08, 4/12/2012,

§ 96).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

68. Mahkemenin18/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

69. Başvurucu, kızının mutad meskeni

olan Fransa'ya iadesine karar verilmiş ise de iade kararı icra edilmeden Bursa

2. Aile Mahkemesi tarafından kızının velayetinin annesi S.Ç.ye verildiğini ve

bu aşamadan sonra kızının iadesinin gerçekleşmediğini belirterek özel hayata

saygı hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvurucu ayrıca kızıyla

arasında şahsi ilişki tesis edilmesine rağmen dört yılı aşkın süredir kızını

göremediğini ifade etmiş; öte yandan velayet hususundaki mahkeme kararlarının

gerekçesiz olduğunu iddia ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

70. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

71. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

... aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir ... aile

hayatının gizliliğine dokunulamaz."

72. Anayasa’nın 41. maddesi şöyledir:

“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler

arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle

ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını

sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma,

yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan

ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı

çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

73. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

74. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında çocukla şahsi ilişki

kurulmasına yönelik şikâyetler aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde ele

alınmıştır (Marcus Frank Cerny

[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 82; Serpil

Toros, B. No: 2013/6382, 9/3/2016; Selim

Adıyaman, B. No: 2013/8846, 9/3/2016; Dalga Eda Yıldırım ve Özgün Yıldırım, B. No: 2014/5974,

26/12/2017; Sezen Acar Özfidan,

B. No: 2014/16746, 25/1/2018; Levent Aşıklar,

B. No: 2014/13936, 8/3/2018).

75. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararları uyarınca ebeveyn

ve çocuklar arasındaki ilişkileri konu alan uyuşmazlıklarda sürecin ivedi

olarak yürütülmesi de dâhil olmak üzere ilgili idari ve yargısal işlemlere dair

şikâyetlerinbir bütün hâlinde aile hayatına saygı

hakkı bağlamında incelenmesi gerekmektedir (Marcus Frank Cerny, § 82; M.M.E. ve T.E., B. No: 2013/2910,

5/11/2015, § 137; Levent Aşıklar,

§ 59).

76. Adil yargılanma ve aile hayatına saygı hakları ile sağlanan

güvencelerin öngördüğü amaçlardaki farklılık durumuna göre içlerinden biri veya

diğeri uyarınca birtakım olguların incelenmesini gerekebilir. Başvurucunun

ileri sürdüğü gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiası, aynı zamanda

aile hayatına saygı hakkı kapsamında ele alınacak yargısal kararların bireysel

menfaat dengelemesinde yeterli gerekçe ihtiva edip etmediği hususuna da ilişkin

olduğundan başvurunun sadece aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmesi

gerekmektedir. Bu nedenle mevcut başvuruda şahsi ilişki kurulmasına yönelik

şikâyetlerin incelenmesinde, Anayasa Mahkemesinin bu iddiaların aile hayatına

saygı hakkı içinde inceleneceğine dair önceki kararlarından ayrılmaya gerek

bulunmamaktadır. Dolayısıyla konusu çocuğun ailesiyle yaşadığı mutad meskene iade edilmesi olan başvurunun Anayasa'nın 20.

ve 41. maddelerinde düzenlenen aile hayatına saygı hakkı bağlamında ele

alınması gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

77. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

78. Aile hayatına saygı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme,

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının

Anayasa’daki karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin

-Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- özellikle aile hayatına saygı hakkına

ilişkin pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında dikkate alınması

gerektiği açıktır (Murat Atılgan,

B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny, § 36).

79. Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda

Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri, ebeveynin çocuğuyla bütünleşmesinin

sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamların

bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içermektedir. Anayasa'nın 41. maddesinde,

her çocuğun yüksek yararına aykırı olmadıkça anne ve babasıyla kişisel ve

doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmektedir.

Ancak bu yükümlülük mutlak olmayıp her olayın özel koşullarına bağlı olarak

alınacak tedbirlerin nitelik ve kapsamı farklılaşabilmektedir (Marcus Frank Cerny, §

41).

80. Bu bağlamda ebeveyn tarafından gerçekleştirilen uluslararası

çocuk kaçırma vakaları, aile hayatına saygı hakkı bağlamında değerlendirme

yapılmasını gerektiren önemli bir dava grubudur. Uluslararası çocuk kaçırma

vakaları, uluslararası anlamda ciddi bir işbirliğini

gerektirmekte olup bu işbirliği bakımından en önemli vasıtalardan biri Lahey

Sözleşmesi’dir. Lahey Sözleşmesi en basit ifadeyle yasa dışı kaçırılan veya

taraf devletlerden birinde alıkonulan çocuğun ivedi şekilde iadesini öngörerek

ebeveyn tarafından gerçekleştirilen uluslararası çocuk kaçırma vakalarının

çözümü hususunda hızlı bir prosedür öngörmekte olup Lahey Sözleşmesi’ne taraf

bir devlette mutad olarak ikamet eden çocuğun diğer

bir taraf devlete kaçırılması veya orada yasadışı alıkonulması durumunda -Lahey

Sözleşmesi’nde yer verilen sınırlı sayıdaki istisnai hâller dışında- çocuğun

bulunduğu ülke yetkili makamlarının çocuğu mutad

ikametgâhı olan ülkesine ivedi şekilde iade etmesi zorunludur (Marcus Frank Cerny, §§ 44, 46, 47).

81. Lahey Sözleşmesi uyarınca taraf devletler, ülke sınırları

içinde Lahey Sözleşmesi’nin amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak üzere uygun

bütün önlemleri almak ve bu amaç doğrultusunda en süratli usullere başvurmakla

yükümlüdür. Bu yükümlülük ilgili vakalarda aile hayatına saygı hakkının

öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından oldukça

önemlidir (Marcus Frank Cerny, §

55).

82. Bu kapsamda Lahey Sözleşmesi çerçevesinde çocuğun iadesine

ilişkin olarak verilen kararın koruma hakkının esasını etkileyen bir karar

olamayacağı, Lahey Sözleşmesi kapsamındaki iade taleplerinin bir velayet/koruma

hakkı davası olmadığı, iade kararının da koruma hakkı/velayet kararı olmayıp bu

kararın yalnızca çocuğun korunması ve ziyaret hakkının esasına ilişkin karar

vermesi en uygun olan yargı alanına iadesini sağlamayı amaçladığı kabul

edilmektedir. İade kararının koruma hakkının esasına ilişkin bir karar

olmadığı, Lahey Sözleşmesi’nin 19. maddesinde açıkça ifade edildiği gibi 5717

sayılı Kanun’un 12. ile 15. maddelerinde de dile getirilmektedir. Bu bağlamda

koruma hakkıyla ilgili uyuşmazlığın esasına dair ilave prosedür, çocuğun

iadesini müteakip mutad meskeni yetkili makamlarınca

yerine getirilecektir. Zira mutad mesken, çocuğun yer

değişikliğinden önce belirli bir süre yaşadığı ve bu kapsamda çocuk için en

uygun koruma hakkı süjesinin belirlenmesi hususundaki delillerin birçoğunun

bulunduğu yerdir (Marcus Frank Cerny, §

61; Levent Aşıklar, § 67).

83. Mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek öncelikle

derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. İç hukukun genel olarak

uluslararası hukuka veya uluslararası anlaşmalara atıf yaptığı hâllerde de

durum böyledir. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun

Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır.Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derece

mahkemeleri tarafından izlenen usulü denetleme ve özellikle mahkemelerin Lahey

Sözleşmesi hükümlerini yorumlayıp uygularken Anayasa’nın 20. ve 41.

maddelerindeki güvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisine sahiptir (Marcus Frank Cerny, §

62; Levent Aşıklar, § 68).

84. Bu alandaki belirleyici mesele; çocuğun anne, babanın ve

kamu düzeninin yarışan menfaatleri arasında, kendisine tanınan takdir alanı

içinde devletin bu konuda adil bir denge kurup kurmadığıdır. Ancak bu denge

kurulurken velayet ve kişisel ilişki hakkıyla ilgili meselelerde çocukların

menfaatlerinin üstün bir öneme sahip olduğu unutulmamalıdır.Bununla birlikte söz konusu haklar

arasında denge kurulurken ebeveynin çocukla düzenli ilişkide bulunması gereği

de dikkate alınması gereken bir diğer önemli faktördür (Marcus Frank Cerny, § 74; Levent Aşıklar, § 76).

85. Her çocuk, menfaatleri aksini gerektirmedikçe ebeveyni ile

doğrudan ve düzenli olarak kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahiptir.

Çocuğun menfaati bir yandan -söz konusu ailenin sağlıksız olması durumu hariç-

ailesiyle bağlarını sürdürmesi gerektiğine işaret etmekte, öte yandan çocuğun

sağlıklı ve güvenli bir çevrede gelişimini sürdürmesini içermektedir. Aynı

düşünce Lahey Sözleşmesi için de geçerli olup Lahey Sözleşmesi, çocuğun geri

döndürülmesi çocuğu ağır fiziksel veya psikolojik zarar riskine maruz

bırakmadıkça veya başka bir şekilde katlanılmaz bir duruma sokmadıkça kural

olarak kaçırılan çocuğun ivedi olarak iadesini gerektirmekte ve bu şekilde aile

ilişkilerinin sürdürülebilirliğini amaçlamaktadır (Marcus Frank Cerny, § 75; Levent Aşıklar, § 77).

86. Kamu makamları somut olay benzeri uyuşmazlıklarda anne ve

baba arasındaki iş birliğini kolaylaştıracak tedbirleri almakla yükümlüdür.

Çocuğun, anne babanın ve kamu düzeninin yarışan menfaatleri arasındaki dengenin

kurulmasında ilgili kamu makamları belirli bir takdir alanına sahip olmakla birlikte

burada önemli olan husus, ilgili makamların ailenin yeniden bütünleşmesini

kolaylaştırmak için olayın özel şartlarının gerektirdiği her türlü tedbiri alıp

almadığıdır (Marcus Frank Cerny, §

79).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

87. Başvuru, Anayasa Mahkemesinin daha önce Marcus Frank Cerny ve Levent Aşıklar kararlarında

vurgulandığı gibi çocuk ile anne ve babanın yarışan menfaatleri arasında

devletin kendisine tanınan takdir alanı içinde bu konuda adil bir denge kurup

kurmadığı yönünden incelenecektir.

88. Söz konusu inceleme yapılırken elbette her ebeveynin çocukla

kişisel ilişki kurması zorunluluğu dikkate alınacak ve geçen zamanın çocuk ile

yanında bulunmayan ebeveyn arasındaki ilişkide geri dönüşü olmayan olumsuz

etkiler doğurabileceği hususu gözden uzak tutulmayacaktır.

89. Somut başvuruda belirleyici nokta, başvurucunun kızıyla en

kısa sürede bir araya gelmesini sağlamak amacıyla idari ve yargısal makamların

kendilerinden beklenen gerekli tüm makul tedbirleri alıp almadığıdır.

90. Başvurucu ile ailesi tatil amacıyla Türkiye'ye

geldiklerinde, başvurucunun eşi S.Ç. tarafından başvurucunun kızı alıkonulmak

suretiyle başvurucuya karşı boşanma ile birlikte velayet davası açılmıştır.Bu esnada başvurucu,

Lahey Sözleşmesi kapsamında kızının mutad meskeni

olan Fransa'ya iadesini talep etmiş; Türk idari veyargı

makamlarınca yasal süreç işletilmek suretiyle söz konusu talep kabul edilmiş ve

çocuğun iadesine karar verilmiştir.

91. İade kararının kesinleşmesinden yaklaşık bir ay sonra Aile

Mahkemesince tarafların boşanmalarına ve velayetin anne S.Ç. ye verilmesine

hükmedilmiştir.

92. Başvurucu, iade kararının yerine getirilmesini iki kez icra

müdürlükleri vasıtasıyla devletten talep etmiş ise de her iki talebine de eski

eşi tarafından itiraz edilmiştir. İtirazlar sonucu başvurucunun birinci talebi,

çocuğun velayetinin annede olması ve iade kararının velayet hükmünde olmaması

nedeniyle tesliminin yapılamayacağı gerekçesiyle yerine getirilmemiş, ikinci

talebi ise ilk talebine konu takibin halen iptal edilmemiş olması ve mutad meskene iadenin icra müdürlüğü vasıtasıyla

yapılamayacağı ifade edilerek reddedilmiştir.

93. Yine ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesiyle birlikte

başvurucu ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına yönelik olarak Aile

Mahkemesince karar verilmiş ise de başvurucu icra marifetiyle dahi kızını göremememiş hatta bu nedenle eski eşi hakkında suç

duyurusunda bulunmuştur. Başvurucunun şikâyeti sonucu yargılanan S.Ç. usule

ilişkin eksiklikler nedeniyle suçun oluşmadığı gerekçesiyle beraat etmiştir.

94. Başvurucunun iade talebinden itibaren tüm süreç

incelendiğinde öncelikle belirtmek gerekir ki mahkemelerce talep doğrultusunda

çocuğun iadesinekarar verilmişse de bu kararın

talepten yaklaşık iki yıl gibi uzun bir süreden sonra verildiği

anlaşılmaktadır. Talep hakkında ilk karar iki ay gibi kısa bir sürede

verilmesine rağmen kararın temyiz incelemesinde yargılamanın esasına etkisi

anlaşılamayacak şekilde yapılan yorumla ''yargılama

yapan mahkemenin sıfatının hatalı belirtilmesinden'' dolayı kararın

bozulduğu ve sonrasında ikinci kez aynı kararın verildiği görülmektedir. Lahey

Sözleşmesi kapsamında kalan uluslararası çocuk kaçırma davalarında yetkili

makamlarca alınan tedbirlerin başında iade talepleri hakkında ivedi şekilde

karar verilmesi gerekir. Çocuğun üstün menfaati gereği bir an önce alışkın

olduğu ortama dönmesini amaçlayan bu yaklaşım karşısında iade kararının

kesinleşmesinin şeklî eksikler nedeniyle yaklaşık iki yıl sürmesi önemlidir.

95. Öte yandan iade kararının kesinleşmesinin hemen sonrasında

çocuğun velayetinin anneye verilmesi hususu da tartışmaya değerdir. Çocuğun

geri verilmesi ile ilgili karara kadar velayet hakkının esası hakkındaki

davanın ertelenmesi zorunluluğu hem Lahey Sözleşmesi'nde hem de 5717 sayılı

Kanun'da düzenlenmiştir. Bu kurallar velayet davasının, çocuğun geri alınışına

ilişkin davada alınacak kararı etkilemesinden kaçınılmasını sağlamaya

yöneliktir. Bu bağlamda velayetle ilgili uyuşmazlığın esasına dair prosedürün,

çocuğun iadesini müteakip, mutad meskeni yetkili

makamlarınca yürütülmesi amaçlanmaktadır. Zira mutad

meskenin çocuğun yer değişikliğinden önce belirli bir süre yaşadığı yer olması

sebebiyle aynı zamanda velayet hususunun belirlenmesine yönelik delillerin de

bulunduğu yer olması muhtemeldir. Buna rağmen velayet kararının iade kararının

kesinleşmesinden hemen sonra verilmiş olması, Lahey Sözleşmesi ve 5717 sayılı

Kanun'daki düzenlemenin amacıyla bağdaşmamaktadır.

96. Ayrıca, verilen velayet kararının 2014 yılının başından başlatılaniade kararının icrasının uygulanmasındaengel

teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Kararın infazı aşamasında yargısal merciler

velayet hakkının anneye verildiğini, karar kesinleşmese de çocuğun iadesi

durumunda velayet kararının yok hükmünde sayılacağını ifade ederek infaz

işlemlerini durdurmuşlardır. Ayrıca infaz işlemleri esnasında usul kuralları

sert yorumlanmak ve hatta kapsamları daraltılmak suretiyle başlatılan icrai süreçleri durdurulmuş,başvurucuya

çocuk teslimi yapılmamıştır.

97. Değerlendirmeye esas başka bir unsur ise annenin tutumu

karşısında devletin aldığı tedbirlerdir. Başvurucu baba ile çocuk arasında

şahsi ilişki tesis edilmiş olmasına rağmen başvurucunun ancak icra marifetiyle

çocuğunu görmeye çalıştığı, buna rağmen başarı elde edememesi üzerine anne S.Ç.

hakkında şikâyetçi olduğu gözlemlenmiştir. Şikâyet sonucu anne, icra

tebliğindeki şekil eksiklikleri sebebiyle beraat etmiş ve dolayısıyla

başvurucu, bu girişiminden de sonuç alamamıştır. İşbirliğinden yoksun tutumu

nedeniyle anne hakkında herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır.

98. Başvuruya ilişkin tüm bu unsurlar bir araya getirildiğinde

çocuğun mutad meskenine iadesinekarar

verilmiş ise de yaklaşık dört yıldır kararın infaz edilemediği ortadadır. Somut

olayda idari ve yargısal makamların çocuğun iadesine yönelik bazı tedbirler

aldığı şüphesizdir. Ancak bu tedbirler özellikle kararın infazı aşamasında

yetersiz kalmaktadır. Çocuğun iadesine ilişkin kararın icra edilmemesinde

başvurucunun eski eşinin tutumu önemli rol oynasa da bu tutum iade kararının

mevcut olmasına rağmen çocuğun velayetinin verilmesine ilişkin kararla

desteklenmiştir. Bu nedenle devletin başvurucunun aile hayatına saygı hakkının

korunması için makul tedbirleri almadığı sonucuna varılmaktadır.

99. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence

altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

100. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1)numaralı fıkrası

şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir."

101.Başvurucu 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

102. Başvuruda, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

103. Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 34.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

104. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile

hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 34.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin İnegöl 2. Asliye Hukuk Mahkemesine

(E.2013/27, K.2013/129 sayılı dava dosyasına) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Elif

ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu

:

Cem Ramazan

NİNEK

Vekili

:

Av. Mert

YALÇIN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/13760, 18 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Çocuğun İadesi Talebiyle Açılan Dava Süreci
  7. B. Çocuğun İadesi
  8. C. Boşanma Davasına
  9. D. Başvurucunun Kızıyla
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucunun İddiaları
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  17. B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile
  18. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Yıldırım
  21. Kömürcü
  22. M. Emin KUZ
  23. Çelikdemir Ankıtcı
  24. Ninek
  25. Yalçın
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/13760
Tarih
18 Temmuz 2018

İlgili Kararlar

  • Angela Jane Kilkenny Başvurusu (B. No: 2015/10826)
  • Abdullah Deniz Başvurusu (B. No: 2014/14772)
  • Levent Tütüncü Başvurusu (B. No: 2015/3690)
  • Eşref Arslan Başvurusu (B. No: 2014/14655)
  • Abdurrahman Yanık ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2449)
  • Mehmet Fatih Süzer Başvurusu (B. No: 2016/68269)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.