İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cevdet Genç Başvurusu (B. No: 2012/142)

1. Başvurucu, gerekçesiz

Başvuru No2012/142Tarih9 Ocak 2014Okuma17 dk · 3.344 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cevdet Genç Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2014
Başvuru Numarası
2012/142
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.344 kelime·17 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, gerekçesiz

kararlarla tutukluluğun devamına karar verilmesi ve yargılama süresinin

uzunluğu nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 8/10/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 27/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)

bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına

karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 24/9/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 24/10/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 5/11/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, suç işlemek

amacıyla kurulan örgüte üye olma ve örgüt faaliyeti kapsamında uyuşturucu madde

ihraç etmek iddialarıyla ilgili olarak 2/12/2005

tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 5/12/2005

tarihinde tutuklanmıştır.

9. Suç işlemek amacıyla kurulan

örgüte üye olma ve örgüt faaliyeti kapsamında 23/12/2004

tarihinde İngiltere’ye, 15/5/2004 tarihinde Norveç’e, 26/6/2000 tarihinde

Avusturya’ya çeşitli miktarlarda uyuşturucu madde ihraç etmek iddiasıyla açılan

davalar İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2000/220 sayılı dosyasında

birleştirilmiştir.

10. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi, 14/6/2012 tarih ve E.2000/220, K.2012/98

sayılı kararla, isnat edilen suçlarla ilgili olarak başvurucunun 36 yıl hapis

cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

11. Başvurucu, mahkûmiyet

kararıyla birlikte verilen tutukluluk halinin devamına ilişkin karara 18/6/2012 tarihinde itiraz etmiş, İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesince itiraz 3/8/2012 tarihinde reddedilmiştir.

12. Dava temyiz aşamasındadır.

B. İlgili

Hukuk

13. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu’nun 220. ve 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı (mülga) Türk Ceza

Kanunu’nun 403. maddeleri.

14. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer

alan; (1)

…

8. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde

188),

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

…

(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis

cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı

verilemez.”

15. 5271 sayılı Kanun’un 101.

maddesi şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka

gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten

hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki

bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir.

(5) Bu madde ile 100

üncü madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir

16. 5271 sayılı Kanun’un 108.

maddesi şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu

süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin

devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine

sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak,

şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar

verilir.

...

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar

gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde

de re'sen karar verir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 9/1/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

8/10/2012 tarih ve 2012/142 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu, gerekçesiz

kararlarla tutukluluğun devamına karar verildiğini, tutuklu geçirdiği süre ve

yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle kişi özgürlüğü, adil yargılanma hakkı ve

kanunsuz ceza olmaz ilkelerini düzenleyen Anayasa’nın 19.,

36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, tahliyesine ve manevi

tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Yönünden

19. Adalet Bakanlığı görüşünde 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrasında yer alan “Mahkeme, 23/9/2012

tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa

Mahkemesi’nin zaman bakımından yetkisinin başlangıcının 23 Eylül 2012 tarihi

olduğu ve ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararların bireysel

başvurunun konusu olabileceğini belirtmiştir.

20. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

21. Bu hüküm gereğince Anayasa

Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla

Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu

düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş

nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14,).

22. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun

yolunda çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun

olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla

belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma

amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek

şartıyla, tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 30).

23. Ancak başvurucu hükümlü

olmuş ise bu takdirde serbest kalma ihtimali ortadan kalkmaktadır. Başvurucu

tahliye olmuş ya da hakkında hüküm verilmişse talebi, hukuka aykırılığın

tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı

kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından varsa olağan kanun

yolları denendikten sonra ve gerekiyorsa bireysel başvuru yapılmalıdır (B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 31).

24. Başvurunun kabul

edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya

kararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş

olmaları da gerekmektedir. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce

kesinleştikleri tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımından

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı

yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında

yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §

32).

25. Ancak kişi serbest

bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm

olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu

durumda kişinin hukuki durumu “bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.

Bireysel başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete

hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar

verilmiş olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun

sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı

cezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin

kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali

sona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca

gerekmez.

26. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararı sonrası

tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM,

ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet

kararından sonraki tutulmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü

uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma”

olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır

(Solmaz/Türkiye, B. No. 27561/02, 16 Ocak 2007, §§ 23, 24; Şahap

Doğan/Türkiye, B. No.29361/07, 27 Mayıs 2010, § 26). Aynı

yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından da benimsenmektedir (B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 33).

27. Somut olayda başvurucu İstanbul

13. Ağır Ceza Mahkemesince 5/12/2005 tutuklanmış, ilk

derece mahkemesinin mahkûmiyet kararını verdiği 14/6/2012 tarihinde “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu”

olma hali sona ermiştir.

28. Başvurucu, 14/6/2012 tarihli karar duruşmasında verilen tutukluluğun

devamına ilişkin karara itiraz etmiş ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince

itiraz 3/8/2012 tarihinde reddedilmiştir. Bu tarih Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvurulara ilişkin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden öncedir.

29. Açıklanan nedenlerle nihai

kararın Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce verildiği anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “zaman bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkı Yönünden

30. Adalet Bakanlığı, AİHS’in ilgili ülke tarafından onaylanma tarihinden önce

başlayan ve bu tarihten sonra da devam eden bir davanın uzunluğunu incelediği

durumda AİHM’in göz önüne aldığı sürenin,

Sözleşme’nin onay tarihinden sonraki süre olduğunu, Bununla beraber AİHM’in o tarihe kadar geçen süreyi de değerlendirdiğini,

AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin yargılama süresinin makul olup olmadığını her

olayın kendine özgü koşullarını ve özellikle davanın karmaşık olup olmadığı,

başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar, kamu

otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davanın

başvurucu açısından taşıdığı önem ve eğer söz konusu yargılama bir ceza

yargılaması ise, başvurucunun tutuklu olup olmadığı gibi ölçütleri dikkate

alarak karar verdiğini görüşünde belirtmektedir.

31. Bakanlık ayrıca, başvurucu

açısından yargılamanın 2/12/2005 tarihinde gözaltına

alınmasıyla başladığını, başvurucu hakkında düzenlenen 14/12/2005 tarihli

iddianameyle açılan davanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2000/220 Esas

sayılı dosyasında görüldüğünü, ilk derece mahkemesindeki yargılamanın 14/6/2012

tarihli kararla sona erdiğini, bu aşamaya kadar yargılamanın 6 yıl 6 ay 12 gün

sürdüğünü belirtmiştir.

32. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir.”

33. AİHS’nin “Adil yargılanma

hakkı” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes … cezai

alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla

kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre

içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir …”

34. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra AİHS ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, Anayasa

ve AİHS’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No:

2012/1049, 26/3/2013, § 18).

35. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, AİHS’in “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

36. Anayasa’nın 36. maddesi ile

kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar yanında, cezai

alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) karara bağlanmasını isteme hakkı

tanınmıştır. Suç isnadı, bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirilmesidir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Eckle/Almanya,

B. No: 8130/78, 15/07/1982 ve Deweer/Belçika, B. No: 6903/75, 27/2/1980, § 42). Kişiye cezai

alanda yöneltilen suçlamanın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının

tespitinde; iddia olunan suçun ulusal hukuktaki tasnifinin, suçun gerçek

niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ve ağırlığının incelenmesi

gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Sergey Zolotukhin/Rusya, B. No:

14939/03, 10/02/2009, § 53 ve Engel ve Diğerleri, B. No: 5100/71,

5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, § 82). Ancak isnat olunan suç,

ceza kanunlarında nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (Weber/İsviçre, B. No: 11034/84, 22/05/1990,

§§ 32–34).

37. Somut olayda başvurucunun,

suç işlemek amacıyla örgüte üye olma ve örgüt faaliyeti kapsamında değişik

zamanlarda yurt dışına uyuşturucu madde ihraç etmek suçlarından İstanbul 13.

Ağır Ceza Mahkemesinin 14/6/2012 tarih ve E.2000/220,

K.2012/98 sayılı kararıyla toplam 36 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına

karar verilmiştir. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı

yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin kapsamına girdiği konusunda kuşku

bulunmamaktadır.

38. Başvurucunun iddialarının

dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de

görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

39. Başvurucu, hakkındaki

yargılamanın makul süre içinde sonuçlanmadığından şikâyet etmiştir.

40. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No: 2012/673, 19/12/2013, § 27).

41. Yargılama süresinin makul

olup olmadığı incelenirken davanın karmaşıklığı, başvurucunun yargılama

süresince gösterdiği tavır ve davranışlar, kamu otoritelerinin ve özellikle de

yargılama makamlarının tutumları, davanın başvurucu açısından taşıdığı önem ve

söz konusu yargılama bir ceza yargılaması ise başvurucunun tutuklu olup

olmadığı gibi hususların dikkate alınması gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 41; Kalachnikov/Rusya, B. No: 47095/99, 15/7/2002, §

125–132).

42. Yargılamaya intikal eden

maddi vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak

hukuk kurallarının karmaşık olması, yargılama faaliyetinin süresi üzerinde

etkili olabilir. Bu nedenle her bir başvuru açısından sürenin

değerlendirilmesi, çoğu zaman hem niteliğe hem niceliğe ilişkin bir inceleme

yapılmasını gerektirir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

42).

43. Yargılama faaliyetinin

süresine ilişkin değerlendirmede, ilgili makamların tutumunun da göz önünde

bulundurulması gerekir. Bu kapsamda sadece yargı makamları değil, Devletin kamu

gücü kullanan tüm organlarına atfedilebilir bir gecikme olup olmadığı

incelenmelidir. Yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Anayasa’nın 36. maddesi, hukuk sisteminin, mahkemelerin

davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere

adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini

gerektirir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44).

44. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin saptanması

gereklidir(B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 43). Ceza

muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken

sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı

gibi bir takım tedbirlerin uygulanması anıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/07/1982, § 73–75). Ceza yargılamasında sürenin sona

erdiği tarih, suç isnadına ilişkin nihai kararın ilgilisi tarafından

öğrenildiği, yargılaması devam eden davalar açısından ise Anayasa Mahkemesinin

makul süre şikâyetleriyle ilgili kararını verdiği tarihtir.

45. Bununla birlikte, suç

isnadının tarihi ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi ile

ilgili zaman bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilir. İsnat

tarihi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce olan ancak bu tarihte yargılaması

devam eden ya da verilen nihai karar henüz kesinleşmemiş olan ceza davaları ile

ilgili olarak, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

şikayetler bakımından dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen

süre değil, suçun isnat edildiği tarihten itibaren geçen süredir. Dolayısıyla,

ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olmadığı yönündeki şikayetlerde, 23/9/2012 tarihinde derdest olmak şartıyla, suç isnadının

gerçekleştiği tarih ile suç isnadına ilişkin nihai kararın ilgilisi tarafından

öğrenildiği tarihe veya devam eden davalarda Anayasa Mahkemesinin başvuruyu

karara bağladığı tarihe kadar geçen süre dikkate alınmalıdır.

46. Somut olayda başvurucu 2/12/2005 tarihinde gözaltına alınmış, 5/12/2005 tarihinde

tutuklanmış ve daha sonra hakkındaki suçlamalar nedeniyle açılan davalar 2000

yılında açılmış olan bir dava dosyasında birleştirilmiştir. İlk derece

yargılaması İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/6/2012

tarihli mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmış olup, dava temyiz aşamasındadır.

Başvurucu yönünden yargılama sürecinin 2/12/2005

tarihi itibarıyla başladığının kabulü gerekmektedir.

47. Başvurucunun gözaltına

alınması ile ilk derece mahkemesince hüküm verilmesi arasında 6 yıl 6 ayı aşan

bir sürenin geçtiği görülmektedir. Bu süre boyunca başvurucunun tutukluluk

halinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu verilen mahkûmiyet kararıyla

birlikte hükmen tutukludur.

48. Yargılamanın yürütüldüğü

dosyada birleştirilen yedi ayrı dava nedeniyle başvurucu ile birlikte yedi

kişinin sanık olduğu görülmektedir. Suç işlemek amacıyla

kurulmuş bir örgüt ve bu örgütün faaliyeti kapsamında farklı ülkelere

uyuşturucu madde ihraç edilmesi iddiaları nedeniyle karmaşık bir yapısı ve

başvurucu aleyhine birçok suç isnadı davada yargılamanın sonuçlanmasının,

uyuşturucu maddelerin yurt dışında ele geçirilmiş olması ve yabancı adli

makamlarla yapılan yazışmalar, kanıtların toplanması ve değerlendirilmesi

nedeniyle uzun süreli bir çalışma gerektirdiği anlaşılmaktadır.

49. Mahkeme, 17/8/2010

tarihinde esas hakkında mütalaa verilmesinden sonraki duruşmalarda başvurucu müdafiince mazeret beyan edilmesi nedeniyle davanın esası

hakkında karar verilemediği, hakkın kötüye kullanılmasının hiç bir hukuk

sisteminde kabul edilmediği ve korunmadığı, duruşmaya katılmayan sanık müdafiinin sanık tarafından seçildiği, istifa veya azil

durumu söz konusu olmadığı, sanığa zorunlu müdafi atanmasının da mümkün

olmadığı, katıldıkları duruşmalarda gerek sözlü, gerekse yazılı olarak esas

hakkındaki savunmalarını sunmuş oldukları ve bu yönüyle savunma hakkının

kısıtlanması durumunun da söz konusu olmadığının anlaşıldığı belirtilerek

14/6/2012 tarihli duruşmada hüküm verilmiştir.

50. Bununla birlikte, 2/12/2005 tarihinde gözaltına alınan ve hükmün verildiği

14/6/2012 tarihine kadar tutuklu olan başvurucu hakkındaki ilk derece

yargılamasının 6 yıl 6 ayı aşan sürede sonuçlandırıldığı davada, 17/8/2010

tarihli duruşmada esas hakkında mütalaa verilmesinden sonraki duruşmaların

sadece mazeret beyanları nedeniyle ertelenmediği görülmektedir. Ayrıca

yargılama sürecinde, gerek başvurucu müdafiince ve

gerekse diğer sanıklar müdafilerince yapılan mazeret beyanlarının kabulüne

karar verildiği, diğer işlemlerin yanında sürekli tekrarlanan mazeret

beyanlarının yargılamanın uzamasına neden olduğu ve hakkın kötüye kullanılması

olarak değerlendirilebileceği yönünde Mahkemece bir hatırlatmada bulunulmadığı

görülmektedir.

51. 16/10/2010 tarihli duruşmada Adalet

Bakanlığınca “mahkemenin 16/1/2006 tarihli

2005/228 sayılı talebinin İngiliz makamlarına 24/7/2006 tarihinde iletildiği,

cevap alınamadığı için akıbetinin sorulduğu, İngiltere İçişleri Bakanlığı Adli

İş Birliği birimince verilen 12/5/2010 tarihli cevaba göre evrakın 31/5/2007

tarihli yazıyla iletildiğinin ve dosyanın kapatıldığının belirtildiği, bahse

konu 31/5/2007 tarihli yazı ve eklerine dosya içerisinde rastlanmadığının

anlaşıldığı, talep edilen hususların yeni bir talimat ile yeniden

istenilmesinin yararlı olduğunun düşünüldüğü” bildirilmesi üzerine,

İngiltere adli makamlarına yapılan talebin yenilenmesine karar verildiği

görülmektedir.

52. Yargılama kapsamında 24/7/2006 tarihinde İngiliz makamlarına iletilen 16/1/2006

tarihli talebe ilişkin cevabın dosyasında bulunmaması nedeniyle yenilendiği ve

20/2/2012 tarihine kadar cevabının beklendiği, bir sonraki 12/3/2012 tarihli

duruşmada bu cevabın yerine getirildiğine dair bir bilgi olmaksızın ve bu

talimatla ilgili ayrıca yeni bir karar verilmeden, sanıkların tutukluluk

halinin devamıyla birlikte bir diğer sanık müdafiinin

mazeretinin kabulüne karar verilerek duruşmanın 14/6/2012 tarihine ertelendiği

anlaşılmaktadır.

53. Bu belirlemeler karşısında,

mütalaanın verildiği 17/8/2010 tarihinden hükmün

verildiği 14/6/2012 tarihine kadar esasen, dosyaya ulaşmayan evrak nedeniyle

yenilenen yazışma cevabının beklenildiği, bu sürenin geçirilmesinde başvurucu

veya müdafiine yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Başvurucunun bu süre zarfında tutuklu olması ve yargılamanın

yürütülmesindeki izlenen yöntem dikkate alındığında, 2/12/2005

tarihinde gözaltına alınmayla başlayıp 14/6/2012 tarihli kararla sonuçlanan ve

temyiz aşamasında olan davadaki yargılama süresi makul olarak

değerlendirilemez.

54. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan “makul sürede yargılanma hakkı”nın ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanunun 50. Maddesi Yönünden

55. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi

yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm

altına alınmıştır.

56. Başvuruda, Anayasa'nın 36.

maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu 70.000 Euro manevi

tazminat talep etmiştir. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkına yönelik

müdahale ve yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi

zararın varlığı nedeniyle somut olayın özellikleri dikkate alınarak başvurucuya

takdiren 4.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

57. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğine

ilişkin şikâyetlerinin “zaman bakımından

yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Başvurunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları

yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Yargılamanın

makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya takdiren 4.000,00 TL

manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. Başvurucunun fazlaya ilişkin tazminat talebinin REDDİNE,

F. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğinden sonra Maliye Hazinesine

yapılacak başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

H. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

9/1/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Raportör : Muharrem İlhan KOÇ Başvurucu : Cevdet GENÇ Vekili : Av. Songül ÇALIK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/142, 9 Ocak 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğine
  16. B. Başvurunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları
  17. C. Yargılamanın
  18. D. Başvurucuya takdiren 4.000,00 TL
  19. G. Ödemelerin, kararın tebliğinden sonra Maliye Hazinesine
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/142
Tarih
9 Ocak 2014

İlgili Kararlar

  • Ali Kaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1999)
  • Şerif Esen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3282)
  • Halil Üstündağ Başvurusu (B. No: 2013/5062)
  • Emin Aydın Başvurusu (B. No: 2013/2602)
  • Sadıka Şeker Başvurusu (B. No: 2013/1948)
  • Mustafa Ergin Nalbant Başvurusu (B. No: 2013/3339)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.