İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Dalbay Taş İmalatı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/3210)

1. Başvuru, mutlak koruma alanında olduğu gerekçesiyle iptal

Başvuru No2014/3210Tarih16 Haziran 2016Okuma17 dk · 3.373 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Dalbay Taş İmalatı Sanayi Ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu

Karar tarihi
16 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/3210
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.373 kelime·17 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, mutlak koruma alanında olduğu gerekçesiyle iptal

edilen ruhsata konu işletme alanının mutlak koruma alanından çıkarılarak ihale

edilecek alanlardan gösterilmesi sonrasında yeniden ruhsat alma talebiyle

açılan davanın kazanılmış hak gözetilmeden ve idari işlemle ilişki kurulmadan

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/12/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanınca 22/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Bakanlığın 21/3/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesi

tarafından verilen bir kabul edilebilirlik kararının bulunmadığı gerekçesiyle

görüş bildirilmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. İstanbul ili Gaziosmanpaşa ilçesi Cebeci köyü civarında

başvurucu Şirkete ait İR:2443 ve İR:1206 sayılı maden işletme ruhsatları

başvurucunun 26/9/1988 tarihli talebi üzerine birleştirilerek başvurucuya

TR

2692 sayılı yeni bir ruhsat verilmiştir.

8. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünce (İSKİ)

bu ruhsatlardan İR:1206 sayılı işletme ruhsatı sahasındaki faaliyetler

nedeniyle oluşan atık maddelerin Alibeyköy Barajı'nı alüvyon ile doldurduğunun

tespit edildiği, bu nedenle ruhsatın iptal edilmesi, 1/10/1990 tarihli yazıyla

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından istenmiştir. Bakanlığın cevap vermemesi

üzerine İSKİ Genel Müdürlüğünce Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı aleyhine

İstanbul 1. İdare Mahkemesinde dava açılmış, anılan Mahkemenin 21/1/1993

tarihli ve E.1992/791, K.1993/59 sayılı kararıyla dava konusu taş ocağının

Alibeyköy Barajı'nın su toplama havzasında mevcut derelerin mutlak koruma alanı

içinde kalmasından dolayı muhafazasının mümkün olmadığı gerekçesiyle iptal

kararı verilmiş; bu karar Danıştay tarafından onanarak kesinleşmiştir.

9. Bunun üzerine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından

daha önce birleştirilmiş ruhsat alanından İR:1206 sayılı ruhsat alanı

çıkarılmak suretiyle başvurucuya yeni bir ruhsat verilmiştir.

10. Başvurucu Şirket, mutlak koruma alanı sınırlarının

değiştirilmesi sonrasında yargı kararıyla iptal edilen İR:1206 sayılı ruhsat

alanının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından mermer işletilmek üzere

ihaleye çıkarıldığını öğrenmiş ve 19/7/2005 tarihli dilekçeyle ihaleye

çıkarılan maden alanının kendi ruhsat alanı olduğunu, bu yüzden ihalenin iptal

edilerek ihale konusu alanın kendi ruhsatına ilave edilmesini talep etmiştir.

11. Başvurucunun bu talebi"İSKİ

Genel Müdürlüğü'ne içme ve kullanma suyu temin edilen mutlak koruma alan

sınırları ve İSKİ Baraj Koruma alan sınırları sorulmuş olup gelecek cevaba göre

işlem tesis edilecektir." yönündeki 20/9/2005 tarihli ve 39714/152772

sayılı işlemin iptali istemiyle İstanbul 6. İdare Mahkemesinde (mahkeme) dava

açmıştır.

12. Mahkeme, 30/4/2007 tarihli ve E.2005/2912, K.2007/1119

sayılı kararıyla Alibeyköy Barajı su toplama havzası içinde ve koruma

havzasında mevcut derelerin mutlak koruma alanında kaldığı Mahkeme kararıyla

sabit olan taşınmaz için davalı idarece tesis edilen işlemde hukuka aykırılık

bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bu kararın temyizi üzerine

Danıştay Sekizinci Dairesi, 30/4/2007 tarihli ve E.2005/2912, K.2007/1119

sayılı kararıyla2577 sayılı Kanun'un 3. maddesi hükmüne uygun bulunmayan dava

dilekçesinin reddedilmesi gerekirken, işin esasına girilerek davanın reddi

yönünde verilen mahkeme kararında yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle Mahkeme

kararını bozmuştur.

13. Daha sonra başvurucunun iddiaları tefrik edilerek iki farklı

dava halinde yargılama sürecine devam edilmiştir.

14. Başvurucunun alanın ihaleye çıkartılmasına ilişkin işlemin

iptali isteminin görüldüğü davada Mahkeme, 30/6/2010 tarihli ve E.2009/640,

K.2010/1209 sayılı kararıyla, 1. İdare Mahkemesinin 21/1/1993 tarihli kararına

atıfla uyuşmazlık konusu alanın, Alibeyköy Barajının su toplama havzasında,

mevcut derelerin mutlak koruma alanı içinde kaldığı, bu alanın ihale yoluyla

yeniden aramaya açılacak alan olarak belirlenmesinin mümkün bulunmadığı

gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. Bu kararın temyizi üzerine

Danıştay Sekizinci Dairesi, 27/3/2013 tarihli ve E.2010/9638, K.2013/2357

sayılı kararıyla; uyuşmazlık konusu alanın İstanbul 1. İdare Mahkemesinin

21/1/1993 tarihli kararının verildiği tarihte mutlak koruma alanı içinde

kalmasına rağmen daha sonra kısa mesafeli koruma alanı içine alındığını; bu durumdaİstanbul 6. İdare Mahkemesince bu alanın mutlak

koruma alanı içinde kaldığını tespit eden mahkeme kararı gerekçe gösterilerek

davanın reddedilmesinde hukuki isabet görülmediğini; ancak ilgili mevzuatta,

kısa mesafeli koruma alanında madencilik faaliyetinde bulunulmasının son derece

sıkı şartlara bağlanması ve dava konusu alanın bu istisnai şartlardan hiçbirini

taşımaması karşısında İdare Mahkemesince verilen kararın sonucu itibarıyla

yerinde bulunduğunu belirtilerek onamıştır.

15. Başvurunun başvuruya konu ettiği ruhsat sahasından bölünen

alanın ruhsatına ilave edilmesi yönündeki talebi hakkında görülen devada ise

Mahkemesinin 30/6/2010 tarihli ve E.2009/451, K.2010/1208 sayılı kararıyla,

"olayda, davacı şirket uhdesinde

bulunan İR:2692 sayılı ruhsattan bölünen alanın, Alibeyköy Barajının su toplama

havzasında, mevcut derelerin mutlak koruma alanı içinde kaldığı, bu nedenle de

Yüzeysel Su Kaynaklarının Kirlenmeye Karşı Korunması Hakkında Yönetmeliğin 4/A

maddesinin 5. bendi gereğince taş, kum, kil ve maden ocağı açılmasına izin

verilmeyecek yerlerden olduğunun İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 21/1/1993 tarih

ve E.1992/791, K.1993/59 sayılı kararıyla açıkça belirlenmesi karşısında, söz

konusu alan 3213 sayılı Maden Kanunu uyarınca madencilik faaliyeti yapılacak

alanlardan olamayacağından, bu alanın davacı şirketin halen mevcut ruhsatına

ilave edilmesi mümkün bulunmamaktadır." gerekçesiyle dava

reddedilmiştir.

16. Anılan karar Danıştay Sekizinci Dairesinin 27/3/2013 tarihli

ve E.2010/8516, K.2013/2355 sayılı kararıyla; uyuşmazlık konusu alanın İstanbul

1. İdare Mahkemesinin 21/1/1993 tarihli kararının verildiği tarihte mutlak

koruma alanı içinde kalmasına rağmen daha sonra kısa mesafeli koruma alanı

içine alındığı; bu durumdaİstanbul 6. İdare

Mahkemesince bu alanın mutlak koruma alanı içinde kaldığını tespit eden mahkeme

kararı gerekçe gösterilerek davanın reddedilmesinde hukuki isabet görülmediği;

ancak ilgili mevzuatta, kısa mesafeli koruma alanında madencilik faaliyetinde

bulunulmasının son derece sıkı şartlara bağlanması ve dava konusu alanın bu

istisnai şartlardan hiçbirini taşımaması karşısında İdare Mahkemesince verilen

kararın sonucu itibarıyla yerinde bulunduğu belirtilerek onanmıştır.

17.Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 20/11/2013

tarihli ve E.2013/9437, K.2013/8450 sayılı kararıyla reddedilerek karar

kesinleşmiş ve 10/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 11/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 26/5/2004

tarihli ve 5177 sayılı Kanun'la değişik 7. maddesi şöyledir:

“Orman, muhafaza ormanı, ağaçlandırma alanları, kara avcılığı alanları,

özel koruma bölgeleri,milli parklar, tabiat parkları,

tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı,tarım, mera, sit

alanları, su havzaları, kıyı alanları ve sahil şeritleri, karasuları, turizm

bölgeleri, alanları ve merkezleri ile kültür ve turizm koruma ve gelişim

bölgeleri, askerî yasak bölgeler ve imaralanları ile

mücavir alanlarda madencilik faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirmesi,

gayri sıhhî müesseseler ile ilgili hususlardahil

hangi esaslara göre yürütüleceği ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Bakanlar

Kurulu tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

İlgili bakanlıkların mevzuatı gereği

yapacakları inceleme ve denetimlerde; ruhsat alanlarında bu yönetmelik

esaslarına uygun çalışılmadığının tespiti halinde, mevzuat çerçevesinde

yapılacak işlemler Genel Müdürlüğe bildirilir. Çevre ve insan sağlığına zarar

verdiği tespit edilen madencilik faaliyetleri gerekli önlemler alınıncaya kadar

durdurulur.

Çevresel etki değerlendirmesi işlemleri Çevre

ve Orman Bakanlığı tarafından,diğer

izinlere ilişkin işlemler de ilgili bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve

kuruluşlarınca çevresel etki değerlendirmesi sürecinde en geçüç

ay içinde bitirilir. Bakanlık ve diğer bakanlıkların mevzuatının gerektirdiği

maddî yükümlülükler ruhsat sahibi tarafındankarşılanır.

İmar alanları içinde kalan madencilik

faaliyetleri, ilgili yerel merciden izin alınarak yapılır. Ruhsat alındıktan

sonra imar alanları içine alınan maden sahalarına bu hüküm uygulanmaz.

Kamu hizmeti veya umumun yararınaayrılmış

yerlere ve bu tür tesislere 60 metre mesafe dahilinde madencilik faaliyetleri

Bakanlığın, binalara 60 metre, özel mülkiyete konu araziye 20 metremesafe dahilinde ise mülk sahibinin iznine bağlıdır.

Bu mesafeler, ihtiyaç halinde madencilik faaliyetlerinin boyutu, emniyet

tedbirleri ve arazinin yapısı dikkate alınarak Bakanlıkça artırılabilir.

Mesafeler yatay olarak hesaplanır.

Maden arama faaliyetleri, bu Kanunda

sayılanlar dışında herhangi bir izne tâbi değildir. İşletme faaliyetleri ise,

bu Kanuna göre Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliğe göre yürütülür.

Maden işletme faaliyeti ile Devlet ve il

yolları, havaalanı, liman vebaraj gibi kamu

yatırımlarının birbirlerini engellemesi, kamu kurum ve kuruluşlarının

uygulamalarından dolayı maden işletme faaliyetinin yapılamaz hale gelmesi, kamu

ve özel yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda,

madencilik faaliyeti ve yatırımla ilgili karar, Başbakanlık Müsteşarı başkanlığındaoluşturulacak bir kurul tarafından verilir.

Kurulun teşkili, çalışma usulü, karar alma

şekli ve diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Kamu yatırımları nedeniyle kurul kararı ile

faaliyeti kısıtlanan maden işletmecisinin yatırım giderleri lehine karar

verilen tarafça tazmin edilir.

Madencilik faaliyetleri ve/veya bu

faaliyetlere bağlı tesisler için verilmiş izinler, ruhsat hukuku devam ettiği

sürece geçerlidir.

Bu madde hükümlerine aykırı faaliyette

bulunulduğunun tespiti halinde, ruhsat teminatı irad

kaydedilerek bu alandaki faaliyet durdurulur. Beş yıl içinde üç kez bu maddenin

ihlâli halinde teminatın tamamı iradkaydedilerek

ruhsat iptal edilir.”

20. 3213 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ilk fıkrasının güncel

hâli şöyledir:

“Madencilik faaliyetlerinin yapılması ve ruhsatlandırma işlemlerinin

yürütülmesi ile ilgili olarak yeni verilecek ruhsat alanlarına maden işletme

yöntemi, faaliyetin yapıldığı bölge, madenin cinsi, yapılacak yatırımın

çevresel etkileri, şehirleşme ve benzeri hususlar dikkate alınarak, temdit

talepleri dahil ruhsat verilen alanlarda kazanılmış haklar korunmak kaydıyla,

ilgili kurumların görüşleri alınarak Bakanlık tarafından kısıtlama

getirilebilir. İlk müracaat veya ihale yolu ile yapılacak ruhsatlandırmalarda

müracaatın yapılacağı alanlar diğer kanunlar ile getirilen kısıtlamalar gözönüne alınarak Bakanlıkça ruhsat müracaatına

kapatılabilir. Kısıtlama gerekçesi ortadan kalkan alanlar ihale yoluyla

aramalara açılır. Bu Kanun dışında madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak

yapılacak her türlü kısıtlama ancak kanun ile düzenlenir.

21. 3213 sayılı Kanun'un 30. maddesinin 5177 sayılı Kanun'la

değişik hâli şöyledir:

“Herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş

alanlar ihale yolu ile aramalara açılır. İhale ilânı Resmi

Gazetede yayımlanır.

İlan

süresi içinde müracaat olmaması halinde alan başka bir işleme gerek kalmadan

aramalara açık hale gelir. (Ek cümle: 10/06/2010-5995 S.K/13.mad.) Ancak,

işletme ruhsat safhasında hukuku sona eren sahalar ile Maden Tetkik ve Arama

Genel Müdürlüğü tarafından görünür rezervi belirlenerek Genel Müdürlüğe

devredilen sahalara bu hüküm uygulanmaz.

Ruhsat

alanları arasında olup en uzak iki noktası arasında 50 metreden az mesafe olan

alanlara ruhsat verilmez. Bu alanlar bitişik ruhsat sahipleri arasında ihale

edilir.

Mülga

6309 sayılı Maden Kanunu hükümleri uyarınca verilmiş olan ve bu Kanuna göre

ruhsat hukuku devam eden çakışmalı işletme ruhsat sahalarında yeni bir maden

bulunması halinde, çakışmalı alandaki maden hakkı bu ruhsat sahipleri arasında

ihale edilerek ruhsatlandırılır.

Sahalarının

ihalesinden elde edilen gelirler genel bütçeye özel gelir ve Bakanlık bütçesine

özel ödenek kaydedilir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 16/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, daha önce aldığı ruhsatın iptal gerekçesinin

ortadan kalktığını, bu durumda ruhsatın kendisine tekrar verilmesi gerektiğini,

ancak talebinin reddiyle 3213 sayılı Kanun'un 7. ve 30. maddelerine göre

kazanılmış hakkının ortadan kaldırıldığını, İdare Mahkemesinde yapılan

yargılamada, söz konusu işletme alanının mutlak koruma alanından çıkarıldığı,

bu sebeple Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından ihaleye açıldığı

hususları hiç dikkate alınmadan, sadece önceki tarihli yargı kararına atıfta

bulunulmak suretiyle karar verildiğini, Danıştay tarafından da bu gerekçenin

uygun olmadığı belirtilmesine rağmen kararın bozulmadığını, yetkili İSKİ Genel

Müdürlüğü yerine geçilerek idari işlem niteliğinde karar verildiğini belirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yargılamanın

yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ruhsat iptaline sebep olan

durumun ortadan kalkması nedeniyle kendisine tekrar ruhsat verilmesi gerektiği

yönündeki iddiası mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklentisi bulunup bulunmadığı

yönünden, mahkeme kararlarının gerekçesine yönelik şikâyetinin ise gerekçeli

karar hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

25. Başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklentisinin

yani yeniden ruhsat isteme konusunda kazanılmış hakkının olup olmadığı

yargılamanın sonucuna bağlı olduğundan öncelikle adil yargılama hakkı

kapsamında gerekçeli karar yönünden inceleme yapılacaktır.

1. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlaline İlişkin İddia

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

27. Başvurucu, İdare Mahkemesinde yapılan yargılamada

geçerliliği kalmayan geçmiş somut hukuki durum üzerinden karar verildiğini,

Danıştay tarafından da bu gerekçenin uygun olmadığı belirtilmesine rağmen kararın

bozulmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

28. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

29. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır."

30. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir

temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birisidir. Bu bağlamda, Anayasa'nın bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

31. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan ve 141.

maddesinde devlete bir yükümlülük olarak getirilen gerekçeli karar hakkı,

mahkeme kararlarında kararların dayandığı hukuki gerekçenin yeterli açıklıkta

gösterilmesini gerektirir (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §

33). Mahkemelerin hükümleri için gerekçe yazmaları gerekmekle birlikte bu,

tarafların tüm iddialarına detaylı yanıt vermek zorunluluğu şeklinde anlaşılmamalıdır.Gerekçe yazma

yükümlülüğünün ileri sürülen iddiaların davanın sonucuna etkisi yönünden her

davanın şartları çerçevesinde değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. Bu

kapsamda ileri sürülen iddianın kabulü hâlinde davanın sonucuna etkili olması

bekleniyor ise mahkemelerin bu iddiayı değerlendirmeleri gerekebilir (Mustafa Ünlü, B. No: 2013/735, 17/9/2014,

§ 45).

32. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), derece

mahkemelerinin kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmadığını

ancak ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili

olması hâlinde mahkemelerin bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda

olabileceğini, böyle bir durumda dahi ileri sürülen iddiaların zımnen reddinin

yeterli olabileceğini belirtmiştir (Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91,

9/12/1994, § 27).

33. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin

kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit

bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz

merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,

derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu

göstermesidir (Yasemin Ekşi, B.

No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

34. Somut başvuruya konu olayda İSKİ tarafından açılan dava

sonucu başvurucuya ait iki ruhsattan biri olan İR:1206 sayılı işletme ruhsatı

su toplama havzasının mutlak koruma alanı içinde kaldığı gerekçesiyleİstanbul

1. İdare Mahkemesinin 21/1/1993 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Başvurucu,

mutlak koruma alanı sınırlarının değiştirilmesi sonrasında iptal edilen İR:1206

sayılı ruhsat alanının, Bakanlık tarafından mermer işletilmek üzere ihaleye

çıkarıldığını öğrenerek 19/7/2005 tarihli dilekçeyle ihale konusu alanın kendi

ruhsatına ilave edilmesini ve ihaleye çıkartılmasına yönelik idari işlemin

iptalini talep ederek dava açmıştır. Daha sonra bu davalar tefrik edilerek

ihalenin iptali ayrı bir dava, alanın ruhsata ilavesi ayrı bir dava olarak

görülmüştür. Başvurucunun başvuruya konu ettiği dava alanın ruhsata ilave

edilmesi talebinin incelendiği davadır. İnceleme bu dava üzerinden

yapılacaktır.

35. Başvurucu, ruhsat iptaline sebep olan ve kendisinden

kaynaklanmayan hususta değişiklik yapılarak alanın mutlak koruma alanından

çıkarıldığını, bu nedenle alanın kendi ruhsatına ilave edilmesi konusunda 3213

sayılı Kanun'un 7. ve 30. maddelerine göre kazanılmış hakkının bulunduğu ve

Kanun'da geçen hükümden düşmüş alanın ruhsat sahibinin kusurundan ileri

gelmeyen düşmeleri kapsadığını iddia etmektedir.

36. Başvurucunun başvuruya konu ettiği dava, mutlak koruma

alanından çıkarılan maden sahasının tekrar ruhsatına ilavesi talebiyle

açılmıştır. Uyuşmazlığın esasını, daha önce başvurucuya ait birleştirilmiş

ruhsat alanının bir kısmının mutlak koruma alanında olduğu gerekçesiyle ruhsat

kapsamından çıkarıldıktan sonra mutlak koruma alanı sınırlarının değiştirilmesi

ve söz konusu alanın yeniden madencilik faaliyetine açılması üzerine oluşan

yeni hukuki durumda başvurucunun korunması gerekli bir hakkının olup olmadığı

oluşturmaktadır.

37.İstanbul 6. İdare Mahkemesince 30/6/2010 tarihinde verilen

kararda, söz konusu işletme alanının mutlak koruma alanından çıkarıldığı hususu

ile başvurucunun iddiaları dikkate alınmaksızın ve bu konuda bir gerekçeye

dayanılmaksızın söz konusu alanın 21/1/1993 tarihindeki eski statüsü gerekçe

gösterilerek dava reddedilmiştir. Bu durumda İdare Mahkemesince verilen

kararda, somut uyuşmazlıkta mevcut durumun ele alındığından, başvurucunun esasa

etkili iddialarının değerlendirilerek yanıt verildiğinden ve/veya başvurucunun

temel şikâyetinin incelendiğinden söz edilemez.

38. Davanın temyiz incelemesinde ise Danıştay tarafından İdare

Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında davanın reddedilmesinde hukuki

isabet görülmediği belirtilmesine rağmen kararın bozulması yoluna gidilmeyerek,

somut olay ve iddialar değerlendirilmeden sadece kısa mesafeli koruma alanında

madencilik faaliyetinde bulunulmasının son derece sıkı şartlara bağlanması ve

dava konusu alanın bu istisnai şartlardan hiçbirini taşımaması gerekçeleriylekararın onandığı anlaşılmaktadır.

39. Somut davanın temyiz incelemesinde de başvurucunun mutlak

koruma alanından çıkarılan alanın ruhsatına ilavesi konusunda ileri sürdüğü

temel iddiası tartışılmadığı gibi kısa mesafeli koruma alanıyla ilgili hangi

şartların taşınmadığının da izahı yapılmamıştır.

40. Sonuç olarak başvurucunun mutlak koruma alanından çıkarılan

alanın ruhsatına ilavesi talebini dayandırdığı temel iddiası incelenmediği gibi

İlk Derece Mahkemesi, kararın gerekçesini somut gerçekliği değişmiş bir hukuki

durum üzerine bina etmiş; temyiz incelemesinde ise bu durum fark edildiği hâlde

gerekçe kısmen değiştirilerek ancak somut davanın koşulları yeterince

gerekçelendirilmeden onama hükmü kurulmuştur.

41. Açıklanan nedenlerle başvurucunun esasa etkili olduğu açık

olan iddiası karşılanmaksızın ve somut gerçekliğe uygun olmayan hukuki duruma

dayanılarak hüküm kurulmasıyla başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

2. Mülkiyet Hakkının

İhlaline İlişkin İddia

42. Başvurucu; daha önce aldığı ruhsatın iptal gerekçesinin

ortadan kalktığını, bu durumda ruhsatın kendisine tekrar verilmesi gerektiğini

ancak talebinin reddiyle 3213 sayılı Kanun'un 7. ve 30. maddelerine göre

kazanılmış hakkının ortadan kaldırıldığını, dava konusu maden alanının aynı

Kanun'un 30. maddesinde geçen "hükümden

düşürülmüş alan" olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını;

zira kendi kusuru ile ruhsatın iptal edilmediğini iddia ederek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

43. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru

beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia

edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma mevzuat hükümleri

ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).

Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir

hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Kemal

Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 38). Bu nedenle öncelikle

başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete

ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun

değerlendirilmesi gerekir.

44.Somut başvuruya konu davada başvurucunun mutlak koruma

alanından çıkarılan sahanın ruhsatına ilave edilmesi talebini dayandırdığı temel

iddiası Mahkemece incelenmemiş ve Mahkeme kararın gerekçesini somut gerçekliği

değişmiş bir hukuki durum üzerine bina etmiştir. Temyiz incelemesinde ise bu

durum fark edildiği hâlde gerekçe kısmen değiştirilerek ancak somut davanın

koşulları yeterince gerekçelendirilmeden onama hükmü kurulmuştur. Bu nedenle

başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Gerekçeli karar hakkı güvencesine uygun olmayan bir yargılama sonrası verilen

ret kararı üzerinden başvurucunun iddia ettiği kazanılmış hak ve/veya meşru

beklenti iddiasının var olduğu ya da olmadığı sonucuna ulaşılması mümkün

değildir. Bu durumda önce başvurucunun iddiasının yeterince incelenerek esastan

görüşüldüğü adil bir yargılamada tartışılarak sonuca bağlanması ve bu karar

üzerinden temyiz incelemesinin yapılması, daha sonra Anayasa Mahkemesi önünde

dile getirilmesi gerekmektedir.

45. Açıklanan nedenlerle, adil olmayan bir yargılamanın

sonucundan hareketle mülkiyet iddiası tartışılamayacağından mülkiyet hakkına

yönelik şikâyet konusunda bu aşamada karar verilmesine gerek görülmemiştir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

47. Başvurucu haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek yeniden

yargılanma talebinde bulunmuştur.

48. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

49. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan,

başvurucunun iddialarını karşılanarak ve somut hukuki durumun koşulları dikkate

alınarak karar verilmesini teminen kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli

karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkına ilişkin şikâyet için bu aşamada KARAR VERİLMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 6. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

16/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör

:

Selami ER

Başvurucu

:

Dalbay Taş

İmalatı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.

Temsilcisi

:

Kadir DALBAY

Vekili

:

Av. Yusuf

DABAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/3210, 16 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Tr
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli
  14. C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  15. D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  16. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Yıldırım
  18. Kömürcü
  19. Altan
  20. Akıncı
  21. Topal
  22. Daban
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/3210
Tarih
16 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Emin Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/3930)
  • Abdulvahit Yavuz ve Munire Yavuz Başvurusu (B. No: 2014/10588)
  • Ahmet Pişgin Başvurusu (B. No: 2014/6289)
  • Şafi Tunç Başvurusu (B. No: 2014/2142)
  • Setenay Çereren Başvurusu (B. No: 2014/5669)
  • Zöhre Fidanay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5474)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.