İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Deniz Kürtoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3247)

1. Başvuru, gösteriye müdahale sırasında polisin güç kullanması üzerine

Başvuru No2015/3247Tarih28 Kasım 2019Okuma38 dk · 7.643 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Deniz Kürtoğlu Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
28 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2015/3247
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.643 kelime·38 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gösteriye müdahale sırasında polisin güç kullanması üzerine

yaralanma meydana gelmesi ile bu olaya ilişkin olarak etkili bir soruşturma

yürütülmemesi nedenleriyle kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Genel Bilgiler

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular, Gezi Parkı olaylarının yıl dönümü nedeniyle

sendika ve meslek odalarından oluşan bazı sivil toplum kuruluşlarının

çağrısıyla 31/5/2014 günü saat 18.00'de Adana Atatürk Parkı'nda düzenlenen

gösteriye katılmışlardır. Polis tutanaklarına göre yaklaşık bin kişi gösteri

alanında toplanmıştır.

9. Gösteriden haberdar olan kolluk güçleri aynı gün saat

16.00'dan itibaren söz konusu alanda güvenlik tedbirleri almıştır.

Başvuruculardan Güven Boğa'nın da aralarında olduğu gösterici temsilcilerine,

park içinde basın açıklaması yapma ve müzikli etkinlik gibi eylemlerde

bulunabilecekleri, buna karşın eylemciler içinde saldırgan grupların olduğu,

polislere, sivil kişilere ve kamu araçlarına zarar verilebileceği şeklinde istihbari bilgiler aldıklarından yürüyüşe izin

verilmeyeceği kolluk tarafından bildirilmiştir. Kolluk, gösterici grup içindeki

bazı kişilerin yüzleri kapalı şekilde eyleme katıldığını ve daha önceki

eylemlerde polise taş atan kişilerin de gösteride bulunduğunu tespit etmiştir.

10. Gezi Parkı'nda hayatlarını kaybedenlerin fotoğraflarının

bulunduğu "BİZ ASLINDA SİZİZ"

şeklinde pankartların açılmasıyla Atatürk Parkı içinde 18.00 sıralarında

başlayan toplantı çeşitli sloganların atılmasıyla devam etmiştir. Atatürk

Caddesi üzerine yerleştirilen ses sistemi ve -platform olarak kullanılmak üzere-

getirtilen kamyonet aracılığıyla başvuruculardan Güven Boğa ile çeşitli sendika

ve oda yöneticilerinden oluşan beş kişi konuşmalar yapmış ve saygı duruşunda

bulunmuştur.

11. Gösterici temsilcilerinden T.M. Sular istikametine yürümek

istediklerini fakat kolluğun buna izin vermediğini, bu amaçla yeniden görüşme

yapacaklarını belirterek programın bittiğini gösterici gruba bildirmiştir.

12. Atatürk Parkı'ndaki toplantının bitmesinden sonra -henüz

gösterici temsilcileri ile kolluk arasında yürüyüş yapılması konusunda

mutabakat sağlanmamış iken- parktan çıkarak yürüyüşe geçen, bir kısmının yüzü

kapalı olan gösterici gruba kolluk tarafından megafon yardımıyla yüksek sesle

dağılın uyarısı yapılarak yürüyüş izni verilmemiştir. Sesli uyarının içeriği şu

şekildedir:

“Yapacağınız

bu yürüyüş, kamu güvenliği, suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının huzur ve

sükûnu, caddenin trafiğe kapatılması yönünden kanuna aykırıdır, basın

açıklaması yapacaksanız, Atatürk Parkında yapabilirsiniz, lütfen dağılalım,

Lütfen dağılalım, aksi takdirde müdahale yapılacaktır, gözaltı yapılacaktır,

lütfen dağılalım, yapılan yürüyüş 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri

kanununa, kamu güvenliği, başkalarının huzur ve sükûnu için yasaktır, kamu ve

özel şahısların mallarına zarar verilmemesi açısından kanuna aykırıdır.”

13. Grubun uyarıya rağmen yürüyüşe devam etmesi ve kolluk

tarafından oluşturulan barikatın aşılmaya başlaması üzerine toplumsal olaylara

müdahale araçlarından (TOMA) göstericilere tazyikli su sıkılarak müdahale

gerçekleştirilmiştir. İzlenen görüntülerde suyla yapılan müdahalenin 18.47'de

başladığı görülmüştür. Bu anlarda eylemci grup -içlerinde yüzleri kapalı

birtakım kişiler olduğu hâlde- TOMA'lara ve polislere

doğru taş, bilye ve patlayıcı torpil atarak saldırıda bulunmaya başlamıştır.

Saldırgan gruba tazyikli suyla müdahale edilince gruptaki kişiler ara sokaklara

ve park içine kaçarak uzaklaşmış fakat saldırgan eylemlerine devam etmişlerdir.

14. Kolluk tarafından hazırlanan 31/5/2014 tarihli tutanağa göre

göstericilerle kolluk arasında yürüyüş konusunda yeniden başlayan görüşmeler

sürerken tazyikli suyla yapılan müdahaleye rağmen göstericilerden bir kısmı

cadde üzerinde pankart açarak yürüyüşe devam etmekte ısrarcı olmuş ve aynı

zamanda hem TOMA'lara hem de müzakere yürütülen alana

taş ve bilye atmayı sürdürmüşlerdir. Bu sırada göstericilerden O.T. tazyikli su

sıkan TOMA'lardan birinin üstüne çıkarak su

tabancasına müdahalede bulunmuş ve yumruğunu yukarı kaldırarak slogan atmaya

başlamıştır. Bu kişinin kolluk tarafından yakalanması üzerine diğer

göstericilerin O.T.yi polisin elinden alıp

uzaklaştırmak istedikleri fakat polis tarafından bu kişilerin de yakalandığı,

yakalama sırasında bu kişilerin direnmesi üzerine kollarından ve bacaklarından

tutulup kaldırılarak dirençlerinin kırıldığı tutanak altına alınmıştır. Bununla

birlikte söz konusu tutanağa göre olay yerinde bulunan Çevik Kuvvet personeli

taşlı saldırıyı bertaraf edip grubu dağıtmak amacıyla ayrıca gaz ve kalkanlarla

müdahale gerçekleştirmiştir.

15. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) tarafından temin

edilen ve Anayasa Mahkemesince izlenen olaya ilişkin görüntülerde parktan

caddeye çıkmaya çalışan ve polis müdahalesiyle karşılaşan gösterici gruptan

onlarca kişinin ellerine geçirdiği yabancı cisimleri TOMA'lara

ve kolluğa fırlatması üzerine cadde üzerinde bulunan TOMA'ların

su sıkarak yaklaşık on beş dakika boyunca bu kişilere müdahale ettiği

görülmüştür. Saat 18.55'te polislerin kalkan ve coplarla saldıran kişilere

müdahale ederek parkın içine doğru süpürmek suretiyle grubu dağıttığı, 19.05

civarında göstericilerin yeniden parkın içinde ve caddeye yakın olan

kısımlarında toplandığı, 19.35'te polisin bir kez daha göstericilere coplarla

müdahale ederek kalabalığı parkın iç kısımlarına doğru dağıttığı görülmektedir.

Saat 20.00 sıralarında artık park içinde büyük gösterici grupların kalmadığı

anlaşılmıştır.

16. Görüntülerde ayrıca saat 18.54'te -polis tutanaklarında da

belirtilen (bkz. § 14)- O.T. isimli göstericinin TOMA'ya

çıkarak su tabancasına müdahale ettiği, sonrasında araçtan atlayarak aşağıya

indiği, söz konusu göstericinin polislerce yakalanmasını engellemeye çalışan

başvurucu Zühal'in ve yanındakilerin kolluk tarafından etkisiz hâle getirilmeye

ve gözaltına alınmaya çalışıldığı, bu esnada etrafta polis ve göstericilerden

oluşan yaklaşık 20 kişilik grubun gözaltı işlemi konusunda birbirleriyle

fiziksel bir mücadele içinde olduğu ve kargaşa yaşandığı, polisler tarafından

kollarından ve bacaklarından tutulup havaya kaldırılarak götürüldüğü sırada

Zuhal Subaşi'nin polislerden birinin elinden kayarak

sırtüstü yere düştüğü görülmüştür. Yine başvuruculardan Nasırettin

Adalı'nın gözaltına alınmaya çalışılan bir

göstericinin yakalanmasına müdahale etmesi üzerine bu kez kendisinin polisler

tarafından yakalandığı, yakalama işlemi sırasında direnmesi üzerine

başvurucunun kollarından ve boynundan tutularak birkaç polis tarafından etkisiz

hâle getirildiği ve polis aracına götürüldüğü izlenmiştir.

17. Bunlar dışında görüntülerde başvuruculardan Zühal Subaşi'nin gözaltına alınmadan önce birkaç kişi ile

birlikte ellerinde tuttuğu dövizle cadde üzerinde yürüdüğü sırada üzerilerine TOMA'dan su

sıkıldığı, bu esnada ellerindeki dövizi kendilerine siper ettikleri

görülmektedir. Başvurucu Zühal Subaşi'nin bu anlarda

yere düşmediği, suyun tazyiki sebebiyle yanındakilerle birlikte geriye doğru

yönelmek zorunda kaldığı anlaşılmaktadır. İzlenen görüntülerde diğer

başvurucuların tazyikli suya doğrudan maruz kalmadıkları, başvuruculardan Nasırettin Adalı, Kazım Günbay ve Deniz Kürtoğlu'nun

kimi zaman suyla müdahale edilen caddedeki kalabalığın içinde, kimi zaman

caddeye çıkma hazırlığında olan grubun yakınlarında bulunduğu görülmüştür.

18. Kolluk tarafından hazırlanan tutanaklarda; meydana gelen

olaylarda beş polis memurunun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde

yaralandığı, bir polis aracı ile bir sivil aracın bagaj camlarının kırıldığı,

göstericiler tarafından kullanıldığı değerlendirilen 26 bilye, bir büyük bilye,

bir tane kırmızı renkli torpil ve bir adet sarı renkli plastik parçanın olay

yerinde ele geçirildiği tespit edilmiştir. Olaylar sırasında dağılmamakta

direnen, kolluğa, sivillere veya kamuya ait araçlara saldırı gerçekleştiren

otuz dört kişi yakalanmıştır. Güven Boğa haricindeki diğer başvurucular da

yakalananlar arasındadır.

B. Başvurucular Aleyhinde

Yürütülen Adli Soruşturma Süreci

19. Yakalanan başvurucular hakkında gözaltına alınmadan önce

Adana Devlet Hastanesinde adli muayene raporları düzenlenmiştir. Başvuruculardan

Zühal Subaşi için düzenlenen 31/5/2014 tarihli

raporun içeriği şu şekildedir:

"Ensede yaklaşık 2x3 cm.lik

hiperemik lezyon, lomber

bölgede hassasiyet ve 7x10 cm.lik alanda hiperemik lezyon mevcut"

20. Başvuruculardan Nasırettin Adalı, Kazım

Günbay ve Deniz Kürtoğlu için aynı tarihte düzenlenen

raporlarda sırasıyla aşağıdaki tespitler yapılmıştır:

"Üst dudak sağda 0,25 cm çaplı ödem, sol skapula altta yaklaşık 3x5 cm. çapta hiperemik

lezyon mevcut"

"Boğazda ağrı beyanı mevcut, oksipital bölgede 2.5 cm. çapta laserasyon

mevcut"

"Sağ [okunamadı] bölgede yaklaşık 2x2 cm.lik

hassasiyet olduğu, sağ göz lateralde yaklaşık 2x2 cm.lik alanda cilt altı ödemi mevcut, boyunda hassasiyet ve

ödem mevcut, burun üstünde yaklaşık 1x1 cm.lik ekimoz mevcut, beyin cerrahi konsültasyonu istendi, [sonuç] doğal"

21. Başvurucular bir gün gözaltında tutulmuş, ertesi gün ifade

vermek amacıyla Savcılığa götürülmüşlerdir. Başvuruculardan Kazım Günbay ve Nasırettin Adalı avukat eşliğinde emniyette ifade vermiş,

Zühal Subaşi ve Deniz Kürtoğlu

ise susma haklarını kullanmıştır. Kazım Günbay ve Nasırettin

Adalı'nın kolluk ifadeleri sırasıyla şöyledir:

"Ben bana sorulan tarih ve saatte Atatürk

Parkına yasal hakkım olan basın açıklamasına gittim ve burada bulundum, ben

herhangi bir şekilde polise saldırmadım ve taş atmadım, burada oluşan

kargaşadan dolayı polis beni gözaltına aldı ve olay yerinde beni darp etti,

daha sonra Emniyet Müdürlüğüne getirdiler."

"Ben 31/5/2014 günü saat:19.00

sıralarında, İlimiz Atatürk Parkında yapılan basın açıklamasını dinledim, basın

açıklaması bitiminde grup dağılacağı esnada polis gruba müdahale etti daha

sonra polisler beni gözaltına aldıkları sırada polisler bana hakaret ettiler ve

darp ettiler bu esnada başımdan yaralandım beni daha sonra Emniyet Müdürlüğüne

getirdiler."

22. Başvuruculardan Zühal Subaşi ve

Deniz Kürtoğlu avukatları eşliğinde Cumhuriyet

savcısına verdikleri ifadelerinde sırasıyla şunları söylemişlerdir:

"Gezi parkı yıl dönümü nedeniyle

düzenlenen etkinliklere katıldım, biz orada dururken polis aniden saldırdı, su

sıktılar, biber gazı sıktılar, toma aracın üstüne

çıkan [O.yu] tanırım polis

kendisine şiddet uyguluyordu, bende bunu önlemeye çalıştım, polis bana da vurdu

doktor raporunda bu yaralanmalarım belirtilmişti şikayetçi olacağım, benim

polise yönelik herhangi bir saldırgan davranışım olmadı."

"Ben gezi parkı olaylarının yıl dönümü

nedeniyle düzenlenen faaliyetlere katıldım, slogan attım, türkü söyledim, halaya

katıldım, bunun dışında herhangi bir saldırı olayına karışmadım, bana

gösterdiğiniz resimde yüzü kırmızı bezle kapalı ve elinde taş olduğu belirtilen

kişi ben değilim kim olduğunuda bilmiyorum, suçlamayı

kabul etmiyorum."

23. Başvuruculardan Deniz Kürtoğlu ve

Kazım Günbay Savcılıktaki ifadelerinin ardından görevi yaptırmamak için

direnme, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu'na muhalefet etme suçlarından tutuklanmaları talebiyle -başvurucular

dışındaki dört kişiyle birlikte- mahkemeye sevk edilmiş; diğer başvurucular ise

serbest bırakılmıştır. Başvurucu Deniz Kürtoğlu'nun

sorgu tutanağındaki ifadesi şu şekildedir:

"İnternet ortamından demokratik hakkımı

kullanmak üzere toplantıya katıldım kesinlikle polise mukavemet etmedim, yasaya

aykırılık yapmadım demokratik hakkımı kullandım.

[Dosyadaki fotoğraflar

gösterilmesi üzerine] fotoğrafta burnundan

itibaren kırmızı bez ile kapalı olan kişi ben olup olmadığımdan emin değilim

bir ara biber gazı sıkıldığında burnumu orada bulunan bir çocuğun verdiği bez

ile kapatmıştım ancak rengini hatırlamıyorum o kişinin ben olup olmadığımdan

emin değilim."

24. Başvurucu Kazım Günbay sorgusunda şu şekilde beyanda

bulunmuştur:

"Basın açıklaması vardı, basın açıklaması

bittikten sonra polisler saldırdılar bunun üzerine diğer yöne gittik o taraftanda tomalar saldırdı, bu

şekilde tomalarla polisler arasında gidip geldik

bunun üzerine ağaçların toprağında bulunan mucur tabir edilen küçük taş

parçalarını tomaların üzerine doğru serpiştirdim

bunun dışında başka bir direnmem suç işlemem söz konusu değildir, olay

sırasında yaralandım rapor aldım suçsuzum serbest bırakılmamı isterim.

[Dosyadaki fotoğraflar

gösterilmesi üzerine] Fotoğraftaki kişi

benim elimdeki taş değil mucur parçaları."

25. Başvurucuların sorgusunun ardından Adana 8. Sulh Ceza

Mahkemesi, tutuklama talebinin reddine ve başvurucuların serbest

bırakılmalarına karar vermiştır.

26. Soruşturma kapsamında üç polis memuru tarafından gösteri

sırasında yaşananlara ilişkin kamera kayıtları izlenerek yirmi iki şüphelinin

olaylar sırasındaki bazı eylemleri belirlenmeye çalışılmış, aynı zamanda

görüntülerdeki kişilerin yakalanan kişilerle -aynı kişi olup olmadığını anlamak

için- eşleştirmesi yapılmıştır. Bu kapsamda düzenlenen 31/5/2014 tarihli

tutanaklarda görüntülerdeki kişilerle başvurucuların eşleştiği belirtildikten

sonra başvuruculardan Deniz Kürtoğlu'nun söz konusu

eyleme katıldığı, eylem sırasında yüzünü kapattığı, eline aldığı taş ile TOMA'ya vurduğu, TOMA'nın

göstericilerin dağılması amacıyla sıkmış olduğu suya rağmen Zuhal Subaşi'nin Atatürk Caddesi'nde pankart açarak dağılmamakta

direndiği, TOMA'nın üstüne çıkan O.T.nin

yakalanmaması amacıyla polisin elinden bu kişiyi almaya çalıştığı, Kazım

Günbay'ın söz konusu eyleme katıldığı, eylem sırasında polise ve polis

araçlarına taşla saldırdığı tespit edilmiştir.

27. Savcılık yürüttüğü soruşturma sonucunda -suça sürüklenen

çocuklar için ayrılan soruşturma dışında- başvuruculardan Zühal Subaşi, Deniz Kürtoğlu, Kazım

Günbay ve Nasırettin Adalı'yla

birlikte toplam yirmi dört şüpheli hakkında yasa dışı gösteriye katılma ve

dağılmaları yönünde yapılan çağrılara uymamak suretiyle kolluk görevlilerine

direnme, ayrıca başvuruculardan Kazım Günbay ve Deniz Kürtoğlu

ile birlikte toplam altı şüpheli hakkında ise kamu malına zarar verme

suçlarından 2/4/2015 tarihinde iddianame düzenlemiştir. Söz konusu iddianamenin

ilgili kısımları şu şekildedir:

"...

31.05.2014 tarihinde Atatürk Parkında ve

Atatürk Caddesi üzerinde yapılan eylemde çekilen kamera görüntüleri ve

fotoğraflarda tespiti yapılan şahıslardan;

2- Deniz KÜRTOĞLU isimli şüphelinin; söz

konusu eyleme katıldığı, eylem sırasında yüzünü kapattığı ve eline aldığı taş

ile TOMA aracına vurduğu ,

3- Zuhal SUBAŞİisimli

şüphelinin; eylem sırasında

dağılmaları amacıyla TOMA aracının sıkmış olduğu suya rağmen Atatürk Caddesinde

pankart açarak dağılmamakta direndiği ve TOMA aracının üstüne çıkan O.T.nin yakalanmaması amacıyla polisin elinden almaya

çalıştığı,

...

6- Kazım GÜNBAY isimli şüphelinin; söz konusu

eyleme katıldığı, eylem sırasında polise ve polis araçlarına taşla saldırdığı,

...

Bu suretle tüm şüphelilerin kanuna aykırı

toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katıldıkları gibi, kolluk görevlilerince

yapılan ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ettikleri, ayrıca

yapılan ihtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk görevlilerine karşı cebir

kullanılarak direndikleri, bununla şüphelilerin birden fazla kişi tarafından

birlikte kamu görevlisi olan polis memurlarına karşı görevlerini yapmalarını

engellemek amacıyla cebir kullandıkları ve bu şekilde üzerlerine atılı suçları

işledikleri Olay Tutanağı, CD İzleme Tutanağı, Tespit Tutanağı, Megafon İkaz

Tutanağı, Twitter Çıktıları, Şüpheli İfade

Tutanakları, Müşteki İfade Tutanakları, Olay Yeri Tutanağı, Doktor Raporları,

Olay Yeri İnceleme Raporu, Olay Yeri Krokisi ve tüm dosya kapsamından

anlaşılmıştır.

..."

28. Söz konusu iddianameye konu yargılamaya Adana 3. Asliye Ceza

Mahkemesinde başlanmış olup yargılama derdesttir. İzlenen görüntülerdeki

tespitlerin (bkz. § 16) söz konusu Mahkemenin dosyası için hazırlanan 3/6/2017

tarihli bilirkişi raporuna da yansımış olduğu UYAP ortamında yapılan kontrolde

anlaşılmıştır.

C. Başvurucuların

Şikâyetine İlişkin Adli Soruşturma Süreci

29. Başvurucular avukatları aracılığıyla 13/6/2014 tarihinde

Savcılığa verdikleri şikâyet dilekçesinde özetle 31/5/2014 tarihinde Atatürk

Parkı'nda katıldıkları barışçıl gösteriye polisin hiçbir uyarı yapmaksızın

tazyikli/ilaçlı su, plastik mermi, gaz bombası ve cop kullanarak müdahale

ettiğini, orantısız müdahale sırasında kullanılan tazyikli/ilaçlı su ve cop

nedeniyle yaralandıklarını belirtmişlerdir. Güven Boğa dışındaki başvurucular ayrıca

gözaltına alınırken darbedildikleri gibi gözaltına

alınmalarından sonra da bindirildikleri araçta şiddet gördüklerini, ayrıca

başvuruculardan Zuhal Subaşi'nin gözaltına

alınmasından önce AKREP olarak adlandırılan araca bindirildiğini ve orada da darbedildiğini, darbedilme

sırasında kolluğun tehdit ve hakaretlerine maruz kaldıklarını ileri

sürmüşlerdir. Başvurucular Adana Emniyet Müdürü, Adana Emniyet Güvenlik Şube

Müdürü ve gösteri sırasında görevli olan polis amiri ve memurlardan kötü

muamele, yaralama, görevi kötüye kullanma, barışçıl gösteriye müdahale ve

orantısız güç kullanma suçlarını işledikleri gerekçesiyle şikâyetçi

olmuşlardır.

30. Savcılık başvurucuların gözaltına alınmaları nedeniyle

haklarında düzenlenen sağlık raporlarını göndererek Adana Adli Tıp Kurumu

Başkanlığından (ATK) kesin rapor hazırlanmasını istemiştir. ATK'nın

27/11/2014 tarihli raporlarında her bir başvurucunun yaralanmaları ayrı ayrı

incelenmiş ve neticede tüm yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.

31. Savcılık, Adana Emniyet Müdürü hakkındaki soruşturmayı

tefrik edip yeni soruşturma dosyası üzerinden soruşturma izni verilmesi için

Adana Valiliğine talepte bulunmuştur. Adana Valiliğinin soruşturma izni

verilmemesine ilişkin 4/8/2014 tarihli kararına başvurucuların yaptığı itiraz

Adana Bölge İdare Mahkemesinin 15/10/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

32. Başvurucular tarafından sunulan ve kolluk tarafından elde

edilen, olaylara ilişkin görüntüler bilirkişiye tevdi edilerek başvurucuların

kötü muamele, hakaret ve tehdit iddialarına ilişkin bir görüntü elde edilip

edilemeyeceğinin belirlenmesi amacıyla bilirkişiden rapor hazırlaması

istenmiştir.

33. Savcılık yürüttüğü soruşturma kapsamında başvurucuların veya

şikâyet olunan kamu görevlilerinin ifadelerini almamış, 8/12/2014 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Verilen kararın ilgili kısımları

şu şekildedir:

"...

Müştekilerden Güven Boğa hakkında darba

ilişkin delil bulunmadığı, diğer müştekilerin BTMile

giderilebilir şekilde yaralandıklarına dair rapor düzenlendiği,

C. Başsavcılığımızın 2014/36070 soruşturma

sayılı evrakının yapılan incelenmesinde;

...

Şüphelilerden Deniz KÜRTOĞLU'nun

söz konusu eyleme katıldığı, eylem sırasında yüzünü kapattığı ve eline aldığı

taş ile TOMA aracına vurduğunun,

Zuhal SUBAŞİ isimli şüphelinin; Eylem

sırasında dağılmaları amacıyla TOMA aracının sıkmış olduğu suya rağmen Atatürk

Caddesinde pankart açarak dağılmamakta direndiği ve TOMA aracının üstüne çıkan O.T.nin yakalanmaması amacıyla polisin elinden almaya

çalıştığının, eylem sırasında dağılmaları amacıyla TOMA aracının sıkmış olduğu

suya rağmen dağılmamakta direndiği ve TOMA aracının üstüne çıkan O.T.nin yakalanmaması amacıyla polisin elinden almaya çalıştığının,

Kazım GÜNBAY isimli şüphelinin; Söz konusu

eyleme katıldığı, eylem sırasında polise ve polis araçlarına taşla

saldırdığının tespit edildiği

...

Eyleme katılanların en demokratik hakları olan

basın açıklaması ve anma programı düzenlemeleri ve bu eylemlerini Atatürk

parkında yapmalarına herhangi bir kısıtlama getirilmeyerek, ayrıca ses cihazı

ile kendilerini anlatmalarına ve anma toplantısını güvenlik içinde yapmaları

amacıyla gerekli tüm güvenlik önlemleri de alındığı,

Yürüyüş yapılmak istenen alanın Valilik Makamı

tarafından ilan edilen yürüyüş güzergahları arasında bulunmadığı ve bu yürüyüş

ve etkinlik içinde herhangi bir müracaatın olmadığı,

KESK dönüm sözcüsü T.M. Atatürk Parkında

yapılan program sonrasında, polisle yaptıkları görüşmede yürüyüşe izin

verilmediğini, ancak kendilerinin yürümek istediklerini, polisle

görüşeceklerini beyan etmeleri nedeniyle programa katılan tüm şahıslar yürüyüşe

polisin izin vermediğini öğrenmelerine rağmen, program sonrasında hemen

yürüyüşe geçmeleri üzerine KESK Dönem Sözcüsü yürüyüşe izin verilmedi uyarısı

ve polis tarafından ses yükselten cihazla yapılan uyarı ve ikaza rağmen

yürüyüşten vazgeçmemeleri üzerine TOMA aracı ile su sıkılarak grup dağıtılmaya

çalışıldığı, yapılan bu müdahaleye rağmen dağılmayan gruba çevik kuvvet

personeli gaz atarak ve kalkanları ile müdahalede bulunarak grubu

dağıtılabildiği,

Bu grupların, Atatürk Parkı ve Atatürk Caddesi

üzerinde görev yapan personele taşlı, bilyeli ve patlayıcı torpil atarak

saldırıları sonrasında, cadde ve parka vatandaşın ve araçların girilmesini

engelleyerek kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli

olacak biçimde ve kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda

eylemlere sebep oldukları, kamu malına zarar verdikleri, kasten polise yapılan

saldırılarda (5) güvenlik personelini yaraladıklarının bildirildiği,

Müştekilerin, güvenlik görevlilerince yapılan

uyarılara rağmen eyleme katılarak yaralanmalarının zor kullanma yetkisi sonucu

meydana geldiği, şüpheli personelin zor kullanma yetkisinin aştıklarına dair

delil bulunmadığı, keza müştekilerin hakaret ve tehdide uğradıklarına dair

iddia dışında delil bulunmadığı evrak kapsamından anlaşılmakla,

Şüpheliler hakkında KOVUŞTURMAYA YER

OLMADIĞINA... [karar verildi.]

34. Başvurucular vekilinin Savcılığın söz konusu kararına

yaptığı itiraz, Adana 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/1/2015 tarihli kararıyla

kesin olarak reddedilmiştir. Karar

23/1/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir.

35. Başvurucular 23/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

36. İlgili hukuk için bkz. Özlem

Kır (B. No: 2014/5097, 28/9/2016, §§ 22-30) ve Ali Ulvi Atunelli

(B. No: 2014/11172, 12/6/2018, §§ 29-38) başvuruları hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 28/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucular, Savcılığa verdikleri dilekçedeki (bkz. § 29)

iddialarını tekrarlayarak bu hususta yaptıkları şikâyet hakkında tanık

dinlenmeden ve olay görüntüleri incelenmeden, faillerin beyanlarına itibar

edilerek, eksik incelemeyle Savcılıkça kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiğini, ayrıca Sulh Ceza Hâkimliğinin matbu gerekçelerle itirazlarını

reddettiğini dile getirmektedir. Başvurucular, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin 3., 5., 6., 10., 11., 13. ve 41. maddelerinde güvence altına

alınan hak ve ilkelerin ihlal edildiğini de ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

39. Anayasa’nın 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî

varlığı

Madde 17 - Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

40. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların bu bölümde ileri sürdüğü

iddiaların tümünün Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağı kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve bu kapsamda

inceleme yapılmıştır.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

i. Başvurucu Güven Boğa

Yönünden

41. Başvurucu; katıldığı gösteriye gereksiz ve orantısız

müdahale eden kolluğun kullandığı cop ve ilaçlı/tazyikli su nedeniyle

yaralandığını, buna ilişkin şikâyeti hakkında etkili bir soruşturma

yürütülmediğini iddia etmektedir.

42.

Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan

onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet

yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye

tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

43. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal açıdan zarar görmelerine neden

olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı

gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).

44. Bununla birlikte bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında kalabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine

ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut

koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi,

bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi

faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate

alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir

anda meydana gelip gelmediği de gözönünde

bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 83).

45. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın 5. maddesiyle

birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenemez. Bu

bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir.

İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan

şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt

yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş

birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken

ilgililerin süreçteki tutumları da hesaba katılmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).

46. Başvurucu, polisin müdahalesi yüzünden yaralandığına ilişkin

herhangi bir adli muayene raporu sunmamış veya yaralanmanın niteliğine ilişkin

bir açıklama yapmamıştır. Başvurucunun söz konusu şikâyetleri kapsamında

soruşturma dosyasında iddiaların gerçekliğini ortaya koyan ve Anayasa

Mahkemesince inceleme yapılmasını gerektiren nitelikte bir veri

bulunmamaktadır. Başvurucunun somut delillerle desteklenmeyen iddialarının

savunulabilir olduğundan söz etmek mümkün değildir.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Diğer Başvurucular

Yönünden

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

49. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır.

Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır.

Üçüncü fıkrasında da kimseye işkence

ve eziyet yapılamayacağı,

kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza

veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 80).

50. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

51. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın 5. maddesiyle

birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenemez. Bu

bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir.

İddia edilen olayların gerçekliğinin tespit edilebilmesi için soyut iddiaya

dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir

kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş

birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken

ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).

52. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

53. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi, bir yakalamayı

gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür bir güç,

sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir. Ayrıca

kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak

kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller prensip olarak

Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir. Buna göre

yakalama sırasında kötü muamele yapıldığı iddiaları değerlendirilirken güç

kullanmayı gerektiren bir durumun olup olmadığı ve kullanılan gücün orantılı

olup olmadığı gözetilmelidir (Gülşah Öztürk

ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 52).

54. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri

tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No:

2013/3924, 6/1/2015, § 82).

ii. İlkelerin Somut Olaya

Uygulanması

55. Somut olayda başvurucular, Gezi Parkı olayları olarak

bilinen olayların yıl dönümünde gerçekleştirilen gösteriye gerekmediği hâlde

kolluğun müdahale etmesi nedeniyle yaralandıklarını, yine gözaltına alınmaları

sırasında ve sonrasında polisler tarafından hakaret ve tehdit edilerek darbedildiklerini ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların

yaşanan olayların üzerinden yaklaşık iki hafta geçtikten sonra yaptıkları

şikâyet üzerine başlatılan soruşturma sonucunda, meydana gelen yaralanmaların

kolluk tarafından gerçekleştirildiği kabul edilmekle birlikte zor kullanma

yetkisinin aşıldığına ilişkin delil bulunmamasına dayanılarak kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir (bkz. § 33). Dolayısıyla başvurucuların

yaralanmalarının güvenlik güçlerinin müdahalesi ile gerçekleştiği konusunda

herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu durumda Anayasa Mahkemesince

incelemesi gereken husus polis müdahalesinin gerekli olup olmadığı ve gerekli

ise ölçülü olup olmadığıdır.

56. Başvurucuların değişik sivil toplum örgütlerinin çağrısı

kapsamında katıldıkları gösteride hangi andan itibaren bulundukları tespit

edilememiş, başvurucular da buna ilişkin bir beyanda bulunmamışlardır. Aynı

zamanda hem soruşturma dosyasındaki evraklarda hem de izlenen görüntülerde

başvurucuların birlikte hareket ettikleri veya aralarında gösteriye katılmak

dışında ortak bir bağ bulunup bulunmadığı anlaşılamamıştır. Dolayısıyla

başvurucuları ve ileri sürdükleri iddiaları birbirlerinden bağımsız olarak

değerlendirmek gerekmektedir.

57. Güvenlik güçlerinin aldığı tedbirler kapsamında gösteriye

müdahalenin gerekliliği değerlendirilirken gözetilmesi gereken en önemli husus

gösterinin barışçıl olup olmadığının tespit edilmesidir. Öte yandan barışçıl

olarak başlamış bir toplantının aynı yönde devam edip etmediği de önem

taşımaktadır. Gösterinin barışçıl olup olmadığı hususu kötü muamele yasağı

kapsamında güvenlik güçlerinin müdahalesinin gerekliliği için önemli bir kriter

olmakla beraber barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı

kapsamında bir eylem olup olmadığı açısından da gözetilmesi gereken bir

husustur. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ile 34. maddesinin

kesiştiği bu alanın belirlenmesi önemlidir (Ali

Ulvi Atunelli, § 65).

58. Toplanma özgürlüğünün kullanımından kaynaklanan kamu

düzenine yönelik tehditlerin gerçeklik değeri taşıması hâlinde yetkili

makamların bu tehditleri bertaraf edecek tedbirleri alabilecekleri kabul

edilmelidir. Alınan tedbirler, durumun özelliklerine ve gerekliliklerine göre

değişiklik gösterebilir. Bu nedenle devletin bu konuda yapacağı düzenleme ve

uygulamalarda belli bir takdir alanına sahip olduğunun kabulü gerekir (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK],

B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 81).

59. Yapılacak değerlendirmede başvurucuların şiddete

başvurmaması nedeniyle müdahale edilmemesi gereken kişiler olması hâlinde dahi

müdahale sırasında ortaya çıkan panik ve kargaşadan etkilenmelerinin mümkün

olduğu gözetilmelidir. Bu tür durumlarda kolluk görevlilerinin kontrollü

hareket etmesi ve müdahaleyi gerektiren durumu yaratan kişiler dışındakilerin

müdahaleden etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alması beklenir. Ancak

müdahalenin oluşturduğu kargaşa ve panik ortamında bu tedbirlerin kolluk

görevlileri tarafından her zaman mutlak olarak uygulanmasının zorluğu da kabul

edilmelidir (benzer bir karar için bkz. Ali

Rıza Özer ve diğerleri, § 94).

60. Adana Emniyet Müdürlüğünün olaya ilişkin tutanaklarına göre

18.00 sıralarında Atatürk Parkı içinde başlayan, yaklaşık bin kişinin katıldığı

toplantıda çeşitli pankartlar açılıp sloganlar atılmış ve altı kişi konuşmalar

yapmıştır. Konuşmaların bitmesini müteakip gösteri temsilcilerinden T.M.

bulundukları parktan çıkarak Sular istikametine yürümek istediklerini fakat

emniyet güçlerinin izin vermediğini, bu amaçla yeniden görüşme yapacaklarını

belirterek toplantının bittiğini kalabalığa duyurmuştur. Gösterici temsilcileri

ile emniyet güçleri arasında yürüyüş konusunda yapılan müzakerelerde henüz bir

sonuç alınmamış iken gösterici grubun bir kısmı caddeye çıkıp polis barikatını

aşmaya başlayınca sesli uyarı yapılmış, sonrasında TOMA'dan

tazyikli su sıkılarak müdahale gerçekleştirilmiştir. Tutulan tutanak ve sesli

uyarı içeriğinden yürüyüş izni verilmemesi; göstericiler içinde yüzleri kapalı

kişiler bulunması, toplantıya marjinal grupların katılması, daha önceki

eylemlerde yüzlerini kapatarak taşlı saldırılar gerçekleştirilenlerin de

toplantıya katıldığının tespit edilmesi ve yürüyüş yapılacak caddedeki trafiğin

kapanacak olması temelinde açıklanmıştır. Kolluk bu gerekçelerle kamu düzeninin

ve güvenliğinin tehlikeye düşecek olmasını gözetmiştir.

61. İçlerinde yüzleri kapalı insanlar bulunan yaklaşık bin

kişilik bir grubun akan bir trafikte şehrin ana caddesinde yürüyüş yapmak

istemesinin hem gösterici grubun hem de çevredeki halkın güvenliğinin

sağlanması adına potansiyel riskler içerdiği soyut bir değerlendirmenin

ötesinde gerçeklik taşımaktadır. Somut olayın koşulları bağlamında yürüyüşün

neden olacağı güvenlik riskine yönelik olarak idari makamların taşıdığı

kaygılar yersiz değildir. Öte yandan kolluk güçlerinin istendiği takdirde

parkta basın açıklaması yapılmasının bir sorun oluşturmayacağını gösterici

gruba sesli uyarıyla hatırlattığı da vurgulanmalıdır. Dolayısıyla kolluk

güçlerinin yürüyüş yapmaya başlayan gruba tazyikli su sıkmayı tercih ederek

müdahale etmesinin gereksiz olduğundan bahsedilemez. Kolluğun müdahalesi

sonrasında yürüyüş yapmak isteyen gösterici grubun taş ve sopa gibi cisimleri

kolluğa ve kolluğa ait araçlara fırlattığı gözlemlenmiştir.

62. Gösterinin kamusal düzenin sağlanması için dağıtılmasının

tek başına başvurucuların maruz kaldığı müdahalenin şiddetini haklı göstermeye

yetmeyeceği açıktır (Özge Özgürengin, B.

No: 2014/5218, 19/4/2018, § 66). Yürüyüş yapmak isteyen gruba tazyikli suyla

yapılan müdahalenin gerekli olduğu tespit edilmekle birlikte başvurucuların bu

müdahale kapsamındaki iddialarının değerlendirmesi gerekmektedir. Başvurucular TOMA'dan sıkılan tazyikli/ilaçlı su, ayrıca kullanılan cop

nedeniyle yaralandıklarını iddia etmekle birlikte gösterinin hangi anında, ne

şekilde ve kimler tarafından yaralandıklarını ayrıntılı ve anlaşılır şekilde

belirtmemişlerdir. Öncelikle vurgulanmalıdır ki dosyadaki görüntü, bilgi ve

belgelerin incelenmesi neticesinde suyun kimyasal bileşimi konusunda hem kolluk

tarafından sağlanan belgelerde hem de başvurucuların sunduğu belgelerde

herhangi bir kayıt bulunmadığından sıkılan suyun kimyasal bileşimi konusundaki

iddialar hakkında ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır (benzer yöndeki bir

değerlendirme için bkz. Güven Boğa, B.

No: 2014/17222, 3/7/2019, § 64). Bununla birlikte hem görüntülerde hem de

soruşturma dosyasına yansıyan belgelerde başvurucuların dağılmaları amacıyla

kolluk tarafından cop kullanılarak darbedildikleri

tespit edilmemiştir. Kaldı ki başvurucuların adli muayene raporlarında ancak

cop kullanılması neticesinde oluşabilecek türden bir yaralanma meydana

geldiğinin saptamasını yapmak da mümkün görünmemektedir. Görüntülerde

başvuruculardan Zühal Subaşi'nin yanında birkaç kişi

olduğu hâlde ellerinde tuttukları dövizi kendilerine siper ederek caddede

yürüdükleri esnada üzerilerine TOMA'dan

su sıkıldığı görülmektedir. Başvurucunun bu anlarda yere düşmediği, sadece

suyun tazyiki sebebiyle yanındakilerle birlikte geriye doğru yönelmek zorunda

kaldığı anlaşılmaktadır. Elindeki dövizle, izin verilmeyen bir yürüyüşe ısrarla

devam etmek isteyen başvurucu Zühal Subaşi'nin de

içinde bulunduğu gruba tazyikli su sıkılarak engel olunmasının gereksiz veya

orantısız olduğu söylenemez. Bunun yanında diğer başvurucuların tazyikli sudan

etkilenerek yaralandıklarına ilişkin başkaca bir görüntü veya tespit

bulunmadığından meydana gelen yaralanmaların ileri sürülen diğer iddialar

kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

63. Başvurucular hem gözaltına alınmaları sırasında hem de

konuldukları araçta şiddet görerek darbedildiklerini

ileri sürmüşlerdir. Başvurucular yakalanıp gözaltına alındıktan sonra polis

aracında darbedildiklerini dile getirmiş iseler de bu

hususa ilişkin açık ve ayrıntılı bir anlatımda bulunmamışlardır. Keza başvurucu

Zühal Subaşi'nin Akrep olarak adlandırılan araçta darbedildiği iddiası da net ve anlaşılır bir tarzda

açıklanmamıştır. Darp sırasında yanlarında kimler olduğu, olayın faillerinin

teşhise yarar, ayırt edici bir özelliği olup olmadığı veya eylemin hangi

vasıtalarla, ne şekilde gerçekleştirildiği konusunda bir izahta bulunmayan

başvurucuların yakalanmaları sırasında meydana gelen yaralanmalarıyla araçtaki

darp sırasında vücutlarında oluşan yaralanmalarının farkıyla ilgili olarak da

bir beyanları bulunmamaktadır. Ayrıca götürüldükleri hastanede düzenlenen

raporlar üzerinden de aradaki farkın ortaya konularak bu iddianın

somutlaştırılabilmesi mümkün görünmemektedir. Bunun yanında başvurucular,

polisin kendilerine hakaret ve tehdit içeren sözler söylediğine ilişkin olarak

iddialarını incelemeye değer kılacak herhangi bir delil sunmamışlardır.

Dolayısıyla başvurucuların iddiaları, polisin başvurucuları yakalayıp gözaltına

aldığı sırasında gerçekleştiğinin kabulü ve düzenlenen sağlık raporları

çerçevesinde incelenmiştir (benzer bir değerlendirme için bkz. Gülşah Öztürk ve diğerleri, § 54) .

64. Başvuru konusu olayda polisin zor kullanma yetkisini, başka

bir ifade ile güç kullanmasını gerektiren bir durum olup olmadığı

değerlendirilirken öncelikle başvurucuların olay esnasındaki tutumu esas

alınmalıdır. Bu değerlendirmede başvurucuların gözaltına alınmasının gerekip

gerekmediği -tek başına- kötü muamele yasağının incelemesi açısından önemli

değildir. Ancak olayın şartları çerçevesinde gözaltına alınma kişinin konumu,

gözaltına alındığı yer ve zaman açısından bir kötü muamele oluşturabilir (Mehmet Mutlu, B. No: 2014/18240,

18/4/2018, § 64). Somut olayda hem soruşturma dosyasında hem de izlenen

görüntülerde başvurucuların gösteri sırasındaki bazı davranışları tespit

edilmiştir. Bunlara göre başvuruculardan Zuhal Subaşi'nin

cadde üzerinde pankart açarak yürüyüş yapmakta ısrar ettiği ve TOMA'nın üzerine çıkan O.T. isimli bir göstericinin kolluk

tarafından yakalanmasına mani olmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Başvurucu Nasırettin Adalı'nın da M.K.nın (başvurucuların yargılandığı dosyada alınan

bilirkişi raporundaki tespite göre yakalanmasına müdahale ettiği kişi) kolluk

tarafından yakalanmasına müdahale ettiği görülmektedir. Başvurucu Kazım

Günbay'ın göstericileri dağıtmak amacıyla su sıkan TOMA'ya

taş attığı, başvurucu Deniz Kürtoğlu'nun ise yüzünü

bir bezle kapattığı ve elinde tuttuğu taşla TOMA'ya

vurduğu anlaşılmaktadır. Başvurucuların bu eylemlerinin birçoğu açılan ceza

davasının da konusunu oluşturmaktadır. Başvurucuların tespit edilen söz konusu

davranışları karşısında polisin müdahale ederek bu kişileri yakalaması ve

gözaltına alması kolluğun görevi kapsamında değerlendirilmelidir.

65. Kolluk tarafından düzenlenen tutanak içeriklerine göre

yakalama esnasında başvurucuların da aralarında bulunduğu kişiler polise

direnmişlerdir (bkz. § 18). İzlenen görüntülerde de başvuruculardan bir

kısmının polise direnmekte olduğu görülmektedir (bkz.§ 16). Direnme üzerine

polisin zor kullanma yetkisine başvurabileceği açıktır. Başvurucuların gözaltına

alınmaları sonrasında haklarında düzenlenen raporlarda vücutlarının çeşitli

yerlerinden yaralanmış oldukları görülmektedir. Başvuruculardan Zuhal Subaşi'nin sırt kısmında meydana gelen 7x10 cm

genişliğindeki hipermik lezyonun kollarından ve

bacaklarından tutulup götürüldüğü sırada meydana gelen karışıklıkta sırtüstü

düşmesi ile uyumlu olduğu değerlendirilmiştir. Bunun dışında başvuruculardan

bir kısmının baş ve boyun bölgesinde de yaralanmalar meydana gelmiş ise de

basit tıbbi müdahale ile giderebilecek nitelikteki yaraların sayısı, gösterici

grubun niceliği ve meydana gelen kargaşanın seviyesi itibarıyla müdahalenin

kolluğun başvurucuları gözaltına almak için güç kullanması sonucu ortaya

çıkması muhtemel yaralar ile uyumlu olduğu, bu bağlamda başvurucuların

direncini kırmaktan öteye geçmeyi amaçlamadığı söylenebilecektir. Kaldı ki bu

yaralanmaların bir kısmının gözaltı işlemi sırasında oluşmadığı düşünülse dahi

meydana gelen olaylar ve karmaşa içinde şiddete karışanlara yönelik polis

müdahalesinin şiddete karışmayan kişilerde boyutu itibarıyla hafif nitelikli

yaralanmalara sebebiyet vermesi, istenmeyen bir sonuç olsa da kabul

edilebilmektedir (bkz. § 56). Dolayısıyla tespit edilen yaralanmaların

mahiyeti, gerekli olan müdahale dışında orantısız güç kullanıldığı iddialarını

doğrulamamaktadır. Bu bakımından başvurucuların yaralanmalarıyla neticelenen

yakalama ve gözaltına almayı amaçlayan kolluğun kullandığı gücün Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline neden olacak şekilde gereksiz ve

ölçüsüz olduğu söylenemez.

66. Açıklanan gerekçelerle başvuruculara yapılan müdahale ile

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

67. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin maddi boyutunun

ihlaline ilişkin asgari eşiğin aşılmadığı yönünde varılan tespitler gözönünde bulundurulduğunda anılan maddenin usul boyutunun

ihlal edildiğine ilişkin iddiaların ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir

(benzer yöndeki karar için bkz. Mehmet

Mutlu, § 68).

B. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

68. Başvurucular 31/5/2014 tarihinde düzenlenen gösteriye kolluğun

gereksiz ve ölçüsüz müdahalede bulunarak yaralandıklarını belirterek ifade

özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

69. Anayasa’nın 34. maddesi şöyledir:

“Toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı

Madde 34 - Herkes, önceden izin almadan,

silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda

gösterilir.”

70. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade özgürlüğünün özel bir

görünümü olması nedeniyle başvurunun ifade özgürlüğü kapsamında, Anayasa’nın

34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden

incelenmesine karar verilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

71. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik

iddialar açısından toplantıya yapılan müdahaleler ve müdahale sonucundaki

yaralanmalara ilişin olarak adli makamlara yapılacak şikâyetler, bir bütün

hâlinde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kötü muamele yasağına

ilişkin başvuru olarak kabul edilmelidir (benzer yöndeki bir karar için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 62). Somut

olay kapsamında da başvurucuların şikâyetlerini Cumhuriyet Başsavcılığı aynı

temelde incelemiştir. Bu nedenle kötü muamele yasağına neden olduğu iddia

edilen müdahaleyi gerçekleştirenlere karşı Savcılığa yapılan şikâyet,

tüketilmesi gereken başvuru yolu olarak yeterli kabul edilmektedir (Onur Cingil, § 62).

72. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

73. Başvurucuların yaralanmasına neden olacak şekilde polisin

fiziki müdahalede bulunarak başvurucuları gözaltına alması ve böylelikle

başvurucular açısından gösteriye son vermesi toplanma hakkına yönelik bir

müdahaledir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

74. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları taşımadığı müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin ihlalini

teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“"Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması

Madde 13 - Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

75. Sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut

başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili

maddesinde belirtilen nedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin ve laik

Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun

olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1)

Kanunilik

76. Başvuru konusu eylemde müdahalenin yasal dayanağı 4/7/1934

tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 16. maddesi ve 2911

sayılı Kanun’un 22. ve 24. maddeleridir. 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinde

polisin hangi durumlarda zor ve silah kullanabileceği, bunun hangi ölçüde

olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ve ölçülü olarak zor

kullanmaya yetkilidir. Bu yetki sadece polisin direnen kişilere karşı bedensel

kuvvet kullanmasını değil maddi güç kapsamında kelepçe, cop, basınçlı su, göz

yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis köpekleri ve atları gibi

bazı araçların da kullanılmasını içerir (Mehmet

Mutlu, § 84). Dolayısıyla Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci fıkrası

kapsamında toplanma hakkının sınırlandırılmasında ve müdahale usulünde

izlenecek hususlarda gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu sebeple somut

olayda toplanma hakkına müdahalenin kanunilik

unsuru mevcuttur.

(2) Meşru

Amaç

77. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne yapılan bir müdahalenin meşru

olabilmesi için Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması" amaçlarına yönelik olması gerekir.

78. Eyleme yönelik müdahalenin hangi amaçla yapıldığına ilişkin

kovuşturmasızlık kararı incelendiğinde amacın kamu düzeninin bozulmasını

engellemeye yönelik olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru konusu olayda

Anayasa’nın 34. maddesi gereğince polisin yaptığı müdahalenin meşru bir amaç

taşıdığı kabul edilmelidir.

(3) Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

79. Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı, bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve

başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır.

Dolayısıyla bu hak, Anayasa'nın 25. ve 26. maddelerinde düzenlenen ifade

özgürlüğünün özel bir biçimidir. İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir

toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de

geçerlidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çoğulcu demokrasilerin

gelişmesinde elzem olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve

yayılmasını güvence altına almaktadır. Bu kapsamda kendine özgü özerk işlevine

ve uygulama alanına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeli, dolayısıyla ifade özgürlüğünün siyasi

ve kamu yararını ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar kapsamda

olması toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının uygulamasında da

gözetilmelidir. Bu sebeple demokratik bir toplumda güvence altına alınan temel

haklardan biri olan bu hak dar yorumlanmamalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115).

80. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve ifade

özgürlüğü, demokratik toplumunun en temel değerleri arasındadır. Demokrasinin

özünde açık bir tartışma ortamıyla sorunları çözebilme gücü yer almaktadır.

Şiddete teşvik ve demokrasinin ilkelerini ortadan kaldırma durumları dışında

toplantı ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik önleyici

nitelikli radikal tedbirler, yetkililerin eylemlerde kullanılan ifadeler ve

bakış açılarını şaşırtıcı ve kabul edilemez olarak değerlendirdiği ya da

eylemlerin yasa dışı olduğu durumlarda dahi demokrasiye zarar verir. Hukukun

üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve

barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin toplantı

özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla ifade edilebilmesi imkânı verilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 117).

81. Anayasa'nın 34. maddesi fikirlerin silahsız ve saldırısız,

başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Kolektif bir

şekilde kullanılan bu hak, kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle düşünceleri

açıklama imkânı vermektedir. Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı

veya düzenlediği gösteriler barışçıl toplanma kavramı dışında kalmaktadır. Bu

kapsamda toplanma hakkının amacı şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir

şekilde ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 118).

82. Ölçülülük kriteri, Anayasa'nın 34. maddesinde belirtilen

meşru amaçların gerçekleştirilmesi için gerekli görülen önlemler ile barışçıl

toplanma hakkı arasındaki dengenin sağlanıp sağlanamadığının tespit edilmesi

için kullanılmaktadır. Bu kriter, her somut olayın koşulları gözetilerek değerlendirilmelidir.

83. Diğer taraftan toplantı hakkı çerçevesindeki sınırlama kavramı, ifade özgürlüğünde

olduğu gibi sadece hakkın kullanılmasından önceki bazı önleyici tedbirleri

değil hakkın kullanılması sırasında veya kullanıldıktan sonra yapılan

muameleleri de kapsar. Dolayısıyla barışçıl bir gösteri sırasında yapılanlar

veya gösteri sonrasında katılımcılara yönelik soruşturma ve cezalandırmalar da

toplantı hakkının kullanılmasını sınırlayan davranışlar olarak kabul edilebilir

(Osman Erbil, B. No: 2013/2394,

25/3/2015, §§ 70-72) .

84. Hükûmetin politikaları ile ilgili olarak bireylerin

tepkilerini barışçıl yöntemlerle ortaya koymaları çoğulcu demokrasilerin

karakteristik özelliğidir. Bu kapsamda siyasi konulardaki fikir ayrılıklarında

azınlık veya muhalif düşüncelerin kendini ifade edebilmesine fırsat verilmesi

demokratik bir devletin yükümlülüğüdür. Devletin barışçıl amaçlarla yapılan

toplantı düzenleme ve toplantıya katılma özgürlüğünü korumakla kalmaması,

ayrıca bu hakkın kullanımını engelleyen makul olmayan dolaylı sınırlamalar

koymaması da gerekmektedir (Mehmet Mutlu, §

87).

85. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kamu

otoritelerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasında

belirli bir takdir alanına sahip oldukları açıktır. Ancak bu takdir alanının

Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olarak kullanılmaması gerekir. Bu bağlamda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına

ilişkin iddiaları incelerken Anayasa Mahkemesinin görevi, ilgili kamu

otoritelerinin takdir payını makul, dikkatli ve iyi niyet çerçevesinde kullanıp

kullanmadığını değerlendirmektir. Ayrıca şikâyete konu müdahaleyi bir bütün olarak

inceleyip meşru amacın gerçekleşmesine yönelik olarak müdahalenin amacın

gerçekleştirilmesi için ölçülü olup olmadığını ve müdahale gerekçelerinin ilgili ve

yeterli olup olmadığını belirlemektir. Böylelikle kamu

otoritelerinin şikâyete konu olayda aldıkları kararların Anayasa'nın 34.

maddesine uygun olup olmadığı tespit edilebilecektir (Mehmet Mutlu, §

88).

86. Öte yandan Anayasa'nın 12. maddesinin "Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma,

ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder."

biçimindeki ikinci fıkrası kişilerin temel hak ve hürriyetleri

kullanırlarken sahip oldukları ödev ve sorumluluklara gönderme yapar.

Anayasa'nın 12. maddesi hak ve özgürlükler ile ödev ve sorumluluklar arasında

içsel olarak var olan bağlantıyı vurgulamaktadır. Bireylerin hak ve

özgürlüklerinden tümüyle yararlanmaları, sahip oldukları hak ve özgürlüklerin

gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun davranmaları ile bağlantılı olduğunun

kabul edilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017,

§ 43).

(b)

İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

87. Somut olayda başvurucular katıldıkları gösteriye gereksiz ve

orantısız şekilde kolluğun müdahale ettiğini ileri sürmüşlerdir. Bu durumda

Anayasa Mahkemesinin denetleyeceği ilk husus, toplantı ve gösteri yürüyüşünün

sonlandırılması için zorlayıcı toplumsal bir

gereksinim olup olmadığı ve kamu makamlarının bu yöndeki

değerlendirmelerinin gerçeklik değeri taşıyıp

taşımadığıdır (krş. Eğitim ve Bilim

Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 88). Gerçeklik değeri sadece

Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan durumların gerçekleşip

gerçekleşmediğini değil bu yönde bir tehlikenin olup olmadığını da

kapsamaktadır (Mehmet Mutlu, § 89).

88. Başvurucuların da içinde bulunduğu değişik sivil toplum

kuruluşlarının yer aldığı gösteri, Gezi Parkı olayları sırasında meydana gelen

üzücü olayları protesto etmek amacıyla muhalif fikirleri kolektif biçimde ifade

etme çabası olup demokratik bir toplumda saygı ile karşılanmalıdır. Dolayısıyla

kamuya açık alanda düzenlenen gösteriler, günlük yaşam düzenini belirli bir

derecede bozmakla birlikte bu gibi durumlarda devletin daha sabırlı ve

hoşgörülü bir tutum takınması beklenmelidir. Aynı zamanda kolluğun güç

kullanımında özellikle daha dikkatli ve profesyonel davranması icap etmektedir

(benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Muhterem

Turantaylak, B. No: 2014/15253, 9/5/2018,

§ 51).

89. Başvurucuların da dâhil olduğu gösterici grup saat 18.00'den

itibaren Atatürk Parkı'nda toplanmaya başlamış, pankartlar açarak çeşitli

sloganlar atmış ve getirdikleri kamyoneti platform olarak kullanarak üstünde

konuşmalar yapmıştır. Konuşmacılardan T.M. Sular istikametine doğru yürümek

istediklerini fakat polisin izin vermediğini söyleyerek programın bittiğini, bu

konuda yeniden görüşme yapılacağını gösterici gruba duyurmuştur. Gösterici

grubun temsilcileri ile kolluğun görüşme yaptığı anlarda içlerinde yüzleri

kapalı kişiler olan bir grup gösterici ellerinde tuttukları pankartlarla polis

tarafından oluşturulan barikatı aşıp parkın dışına caddeye çıkarak yürümeye

başlamıştır. Bu aşamaya kadar polisin gösterici gruba herhangi bir müdahalede

bulunduğuna dair bir iddia bulunmamaktadır. Dolayısıyla toplanmaya başlanan süre

ile suyla yapılan müdahaleye kadar olan süreçte makul seviyede sabır ve hoşgörü

gösterilmeyerek göstericilerin görüşlerini ifade etmesine ve kamuoyuna

duyurmasına imkân verilmediği, gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını

kullanamadıkları ya da yapılan müdahalelerle bu hakkın etkisiz olabilecek

şekilde sınırlandırıldığı söylenemez.

90. Toplanma hakkına müdahale kapsamında güvenlik için

gerekliliğin ve kamu düzeninin aşırı bozulma riskinin olup olmadığını

değerlendirme yetkisi öncelikle polise aittir ve onların takdir alanında

kalmaktadır. Ancak kamu görevlilerinin toplanma hakkına yönelik bu tür

müdahalelerin keyfî olmayıp haklı ve gerekli olduğunu (polis raporlarında,

iddianamelerde veya derece mahkemelerinin gerekçelerinde) göstermesi gerekir (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 92). Anayasa Mahkemesinin bu konudaki denetimini kamu görevlilerinin ortaya

koyduğu gerekçeler üzerinden yapması gerekmektedir.

91. Başvurucular TOMA'dan su sıkılması

öncesinde kendilerine yönelik herhangi bir müdahalede bulunulduğuna dair bir

iddia ileri sürmemişlerdir. Anayasa Mahkemesi tarafından da izlenen

görüntülerde tazyikli suyun başvuruculardan Zühal Subaşi'ne

temas ettiği görülmüş, diğer başvurucuların doğrudan suya maruz kaldığı

anlaşılamamıştır (bkz. § 17). Polis tutanaklarına göre yürüyüşe geçen gruba

tazyikli suyla yapılan müdahalenin gerekçesi; göstericiler içinde yüzleri

kapalı kişiler bulunması, toplantıya marjinal grupların katılması, daha önceki

eylemlerde yüzlerini kapatarak taşlı saldırılar gerçekleştirilenlerin de

toplantıya katıldıklarının tespit edilmesi ve yürüyüş yapılacak caddedeki

trafiğin kapanacak olması olarak açıklanmıştır. Bu gerekçelere göre kolluğun

kaygılarının yersiz ve meydana gelen tehlikenin soyut olduğundan bahsedilmez.

Kaldı ki o aşamaya kadar sloganlar atılıp birçok konuşma yapılmış iken

yapılacak yürüyüşün hangi fikri veya tepkiyi ortaya koymaya hizmet edeceğinin

göstericiler tarafından açıklanmadığı da dikkat çekicidir. Dolayısıyla

yanındaki birkaç kişiyle birlikte tuttukları dövizle cadde üzerinde yürüyüş

yapan başvurucu Zühal Subaşi'ne ve yine caddeye çıkma

hazırlığında olan park içindeki gösterici grupla beraber hareket eden diğer

başvuruculara tazyikli suyla yapılan müdahalenin gereksiz olduğu söylenemez.

İlerleyen süreçte taş ve sopa gibi cisimler atarak toplantının barışçıl

niteliğini bozan göstericilere karşı kolluğun cop ve gaz kullanarak

başvurucular dışında otuz kişiyi daha gözaltına aldığı gözönünde

bulundurulduğunda suyla yapılan müdahalenin gerekliliği makul karşılanmalıdır.

92. Bununla birlikte başvuruculara yapılan müdahale su

sıkılmasından ibaret olmayıp ayrıca Güven Boğa dışındaki başvurucular adli

soruşturma kapsamında yakalanarak gözaltına alınmışlardır. Hem Anayasa

Mahkemesince izlenen görüntülerde (bkz. § 16) hem de verilen kovuşturmazlık kararında söz konusu başvurucuların

toplantının barışçıl niteliğiyle bağdaşmayan birtakım davranışlar sergilediği

anlaşılmaktadır. Başvurucuların bu eylemleri nedeniyle yargılamaları devam

etmektedir (bkz. § 28). Kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin

önlenmesinden sorumlu olan kolluğun başvurucuların suç konusu oluşturabilecek

nitelikteki hareketleri karşısında fiziksel müdahalede bulunarak bu kişileri

gözaltına alma kararının gereksiz olduğu söylenemez. Kötü muamele yasağı

kapsamında gözaltı ve yakalama işlemleri sırasında polisin zor kullanma

yetkisini kullanırken ölçülü şekilde davrandığının kabul edildiği de (bkz. §§

52-63) vurgulanmalıdır.

93. Başvuruculardan Güven Boğa hakkında bir ceza soruşturmasının

yapılmaması onun gösterinin barışçıl niteliğini tehlikeye atacak şiddet içeren

davranışlarda bulunmadığına bir karine teşkil etmektedir. Bununla birlikte

başvurucunun tazyikli suya maruz kaldığına veya müdahale sonucunda

yaralandığına ilişkin bir tespit veya rapor bulunmadığı gibi izlenen

görüntülerde bu şekilde bir veri elde edilememiştir. Başvurucunun suyla yapılan

müdahale öncesinde konuşma yapan kişilerden biri olduğu (bkz. § 10)

görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun müdahaleye kadar olan süreçte fikirlerini

ve tepkisini gösterici gruba ve kamuoyuna duyurabildiği anlaşılmaktadır.

Başvurucuya fiziki bir müdahalede bulunulmadığı veya hakkında adli bir işlem

yapılmadığı da dikkate alındığında gösterinin tamamına yayılan şiddet

hareketleri nedeniyle toplantının kolluk tarafından tamamen sonlandırılmasının

başvurucuyu tek başına gösterici gruptan ayrıştırmayı ve başvurucunun toplantı

düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucunun doğduğunu söylemeyi gerektirmez.

94. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence

altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucu Güven Boğa yönünden kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Diğer başvurucular yönünden kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

28/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Sinan ARMAĞAN

Başvurucu

:

1. Deniz KÜRTOĞLU

2. Güven BOĞA

3. Kazım GÜNBAY

4. Nasırettin

ADALI

5. Zuhal SUBAŞİ Vekili : Av. Sevil ARACI BEK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/3247, 28 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucular Aleyhinde
  8. C. Başvurucuların
  9. C. Başsavcılığımızın 2014/36070 soruşturma
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Kötü Muamele Yasağının
  13. B. Toplantı ve Gösteri
  14. B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  15. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Adalı
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/3247
Tarih
28 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Murat Avcıoğlu Başvurusu (B. No: 2016/9453)
  • Aysel Aksular ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/73177)
  • Akın Öztığ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/14924)
  • İsmail Şahan Başvurusu (B. No: 2016/54509)
  • Emrah Yılmaz Başvurusu (B. No: 2016/9497)
  • Suzın Yalçın Başvurusu (B. No: 2016/9532)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.