İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İsmail Şahan Başvurusu (B. No: 2016/54509)

1. Başvuru; başvurucunun meslekten ihraç edilmesine karar

Başvuru No2016/54509Tarih28 Kasım 2019Okuma44 dk · 8.800 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İsmail Şahan Başvurusu

Karar tarihi
28 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/54509
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.800 kelime·44 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; başvurucunun meslekten ihraç edilmesine karar

verilmesi nedeniyle adil yargılanma, özel hayata ve aile hayatına saygı, etkili

başvuru haklarının; tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluk incelemesinin

kanuni süresi içerisinde yapılmaması ve soruşturma dosyasına erişimin

kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklama

sorgusunda müdafii bulundurulmaması ve ceza infaz

kurumunda yapılan görüşmelerin kayıt altına alınması nedenleriyle savunma

hakkının; mal varlığına elkoyma tedbiri uygulanması

nedeniyle mülkiyet hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle

işkence ve kötü muamele yasağının; yeterli delil olmamasına rağmen yurt dışına

çıkış yasağı konulması nedeniyle seyahat hürriyetinin; arama işlemleri ve açık

görüş hakkının sınırlandırılması nedenleriyle de özel hayata saygı hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Soruşturma ve

Kovuşturma Süreci

9. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı

organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok

uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok

sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma

başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine

yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla

başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, 350).

11. Başvurucu, en son emniyet amiri olarak görev yapmıştır.

12. Darbe teşebbüsünden sonra başvurucu hakkında Bozkır

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu

iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

13. Bozkır Cumhuriyet Başsavcılığı 23/7/2016 tarihinde

soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli

ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre şüphelinin ve müdafiinin dosya

içindeki belgeleri incelemelerinin ve belgelerden örnek almalarının

kısıtlanmasına karar verilmesini Bozkır Sulh Ceza Hâkimliğinden talep etmiştir.

Hâkimlik, dosya içeriğinin incelenmesi ve belgelerden örnek alınmasının

yürütülen soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 23/7/2016

tarihinde dosya içeriğinin incelenmesinin veya belgelerden örnek alınmasının

kısıtlanmasına karar vermiştir.

14. Başvurucu hakkında Konya 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 26/7/2016

tarihli kararıyla yurt dışına çıkmamak

şeklinde adli kontrol tedbirine karar verilmiştir.

15. Başvurucu, Bozkır Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturma kapsamında 24/8/2016 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

16. Başvurucunun ifadesi 25/8/2016 tarihinde Bozkır Cumhuriyet

Başsavcılığınca alınmıştır. İfade alma işlemi sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. İfade tutanağında

belirtildiğine göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen

suçlamalar açıklanmıştır. İfade esnasında başvurucu müdafii

talep etmediğini, savunmasını kendisinin yapacağını beyan etmiştir.

Başvurucunun savunmasının ilgili kısımları şöyledir:

"...1993 yılında Kayseri Mimar Sinan

Endüstri Meslek Lisesi'nden mezun oldum. Bu tarihten sonra birkaç defa ÖSS'ye

girdim. Ancak almış olduğum puanlarla herhangi bir üniversite ve yüksekokula

başvurmadım. KPSS'ye hiç girmedim. 1994 yılında

polislik sınavına girdim. 1995 yılında Şükrü Balcı Polis Eğitim Merkezi'nde

polislik eğitimine başladım. Buradaki eğitimim yaklaşık 6-7 ay sürdü. 1995 yılının

Aralık ayında mesleğe başladım. Polislik eğitimim

süresince eğitim merkezinde kaldım. Ayrı eve çıkmadım. Eğitim boyunca Fethullah Gülen cemaatinden bana yaklaşmaya çalışan, beni

etkilemeye çalışan kimse olmadı. Bu gruba ait gazete, dergi, kitap ve benzeri

yayınları hiç bir şekilde takip etmedim. Ben polislik

sınavına girerken tamamen kendi emeğimle çalışarak bu sınavı kazandım. Bana

soruları veren kimse olmadı. İlk görev yerim Ankara Hassas Bölgeler Koruma Şube

Müdürlüğü'ydü. Burada 2 sene kadar görev yaptım. Sonrasında 18 ay boyunca

askerlik yaptım. Askerden döndükten sonra 1 sene boyunca aynı yerde aynı göreve

devam ettim. Devamında 3-4 ay kadar asayiş şubede çalıştım. 2000 yılında Devlet

Büyüklerini Koruma Şube Müdürlüğü'ne geçtim. Burada 7-8 ay kadar çalıştım. 2001

yılında Muş Emniyet Müdürlüğü'ne tayinim çıktı. Burada koruma şubesinde göreve

başladım. Daha sonra EKKM Şube Müdürlüğü'ne geçtim. 2008 yılına kadar bu ilde

görev yaptım. 2008 yılında komiser yardımcısı olarak Konya Ereğli Polis Meslek

Yüksekokulu'na tayinim çıktı. 2015 yılında Ahırlı İlçe Emniyet Amirliği'ne

tayinim çıktı. 18/07/2016 tarihinde açığa alınana kadar burada fiili olarak

görev yaptım. Mesleğe başladıktan sonra da bu veya başka bir cemaatten bana

yaklaşmaya çalışan herhangi bir kimse olmadı. Hiçbir zaman zaman gazetesi,

sızıntı dergisi vb yayınları takip etmedim. Bunlara

abone olmadım. Ben Kimse Yok Mu Derneği'ne hiçbir zaman bağışta bulunmadım. Bu

dernek adına hiçbir zaman para veya yardım toplamadım. Bunların düzenlendiği

veya bunlardan farklı olarak herhangi bir evde düzenlenen hiçbir toplantı veya

sohbete katılmadım. Eşim ev hanımıdır. Ben eşimle 2001 yılında görücü usulüyle

evlendim. Eşimi ilk olarak ailem buldu ve evlenmemi tavsiye etti. Bu evliliğin

meydana gelmesinde dışarıdan herhangi bir kimsenin telkini, tavsiyesi veya

baskısı kesinlikle olmamıştır. Ben bana sormuş olduğunuz ByLock

isimli uygulamayı ilk defa 15 Temmuz darbe girişiminden sonra basından duydum.

Bu programı mobil cihazıma kesinlikle yüklemedim ve kullanmadım. Benim

kullandığım sohbet programı olarak sadece Whats App vardır. 15 Temmuz gecesi ben Seydişehir'deki ikametimde

bulunuyordum. O sıralar senelik iznimi kullanıyordum. Darbe teşebbüsünü ilk

olarak televizyondan öğrendim. Görev yaptığım Emniyet Amirliği'ne çağrılmamla

birlikte hemen görev yerime hareket ettim. Buradaki arkadaşlarıma silahlarını

teslim almaya gelenler olması halinde asla teslim olmamalarını ve çatışmaya

girmelerini söyledim. Bana veya bir başkasına silahlarımızı teslim etmemiz

yönünde talimat veren hiç kimse olmadı. 15 Temmuz gününden önce veya sonra

ifadeye çağrılmam halinde nasıl ifade vereceğimle ilgili tavsiyede bulunan veya

talimat veren hiç kimse olmadı. Ben 7-8 sene önce kredi kartı ücreti talep

etmedikleri için Bank Asya'dan kredi kartı almıştım. Faturalarımı otomatik

ödeme talimatı vererek bu banka aracılığıyla ödedim. Ayrıca bu bankada o dönem

açtığım hesaplar da mevcuttur. Bu bankayı tercih etmemdeki sebepler herhangi

bir EFT, havale ücreti talep etmemesi, hesap işletim ücreti kesmemesi vb.

sebeplerdir. Ben bana sormuş olduğunuz 17/02/2014 tarihinde açılan 2100 TL

miktarlı katılım hesabını açtığımı hatırlamıyorum. 27/02/2014 tarihinde açılan

8000 TL miktarlı katılım hesabını açtığımı hatırlamıyorum. 17/09/2014 tarihinde

açılan 18099 $ miktarlı katılım hesabını açtığımı hatırlıyorum. Ben 2013

yılının yaklaşık olarak 9. ayında önceden sahip olduğum Kayseri'deki

kooperatifimi satmıştım. Buradan elde ettiğim geliri bahsi geçen hesabı açana

kadar elde tuttum. Herhangi bir bankaya yatırmadım. Bu hesapta bulunan miktar

size bahsetmiş olduğum paradır. Ben bana sormuş olduğunuz 13/02/2015 tarihinde

açılan 7711 $ miktarlı katılım hesabını açtığımı hatırlıyorum. 2015 yılının

başlarında Vakıfbank veya Halkbank'tan kredi çekmiştim. Çekmiş olduğum kredinin

bir kısmını bu hesaba yatırdım. Ben bu bankaya bahsi geçen miktarları yatırım

amaçlı olarak yatırdım. Bank Asya'yı tercih etmemde özel bir sebep yoktur. Ben

o dönem adı geçen bankanın Fethullah Gülen cemaati

ile bağlantılı olduğunu biliyordum. Fakat bu bankada hesap açmamın, bu

hesaplara para yatırmamın, bu banka aracılığıyla döviz alıp satmamın beni zan

altında bırakacağını düşünmemiştim. Ben her ne kadar bu bankanın kimlerle

bağlantılı olduğunu bilsem de bu bankayı herhangi bir banka olarak görmüştüm.

Ben bana sormuş olduğunuz FETÖ/PDY örgütü lideri Fethullah

Gülen'in çağrısı üzerine bu bankada hesap açmadım ve para yatırmadım. Hatta bu

çağrı hakkında hiç bir duyumum dahi yoktur. Sadece

sahip olduğum birikimi değerlendirmek istedim. Benim tanıdığım veya duyduğum

FETÖ/PDY örgütü ile irtibatlı hiç kimse bulunmamaktadır. Üzerime atılı FETÖ/PDY

örgütü üyeliği suçlamasını kabul etmiyorum. Benim 20 yıllık görevim süresince

kanunlarla ve üstlerimle hiçbir problemim olmamıştır. Hayatım boyunca ilk defa şüpheli

sıfatıyla ifade veriyorum. Ben devletine, milletine bağlı bir insanım ..."

17. Başsavcılık başvurucuyu tutuklanması talebiyle Bozkır Sulh

Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Sulh Ceza Hâkimliğince 25/8/2016 tarihinde

başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"...Sa[nı]ğın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti.silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun CMK

100/3.a-ll maddesinde öngörülen katalog suçlardan olmasına, ve bu nedenle kaçma

şüphesinin bulunmasına) Bank Asya Bankası'na 2014 Şubat, Eylül ve 2015 Şubat

aylarında farklı miktarlarda katılım hesabının açıldığı ve bu katılım ve döviz

hesaplarına çok sık ve yüklü miktarlardapara akışı ve

döviz alışve[ri]şlerinin akta[rımının] yapılmış olduğu hususları da goz

önüne alınarak. delillerin tam toplanmaması ve

karartma şüphesi bulunması ve bu aşamada Adli Kontrol uygulanmasının yetersiz

kalacağı ve iş bu tedbirin ölçülü olduğu hususları dikkate alınarak şüphelinin

üzerine atılı Silahlı Terör örgütüne üye olmak TCK 314/2 suçundan 527l Sayılı

CMK 101 maddesi gereğincetutuklanmasına, ...karar

verildi."

18. Başvurucu 24/10/2016 havale tarihli dilekçesiyle birlikte

farklı tarihlerde sunmuş olduğu toplam yedi dilekçeyle tutuklama kararına

itiraz etmiş, Sulh Ceza Hâkimliği 22/11/2016 tarihinde itirazın reddine karar

vermiştir.

19. Başvurucu, anılan kararı 25/11/2016 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

20. Başvurucu 8/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

21. Bozkır Cumhuriyet Başsavcılığı; başvurucunun üzerine atılı

suçun 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesinin

ikinci fıkrasına uyduğunu,26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk

Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri

Hakkında Kanun'un 15. maddesinin 4. fıkrası hükmü uyarınca soruşturma

dosyasının yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı olan Konya Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesinin gerektiğini belirterek 9/6/2017 tarihinde yetkisizlik kararı

vermiştir.

22. Konya Cumhuriyet Başsavcılığı 15/6/2017 tarihli iddianame

ile başvurucunun silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçunu işlediğinden

bahisle cezalandırılması istemiyle Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açmıştır.

23. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer

aldığı ileri sürülmüştür. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular özetle

şöyledir:

i. Başvurucunun, iki farklı hat ve iki farklı telefon ile

3/9/2014 ve 18/1/2015 tarihlerinden itibaren FETÖ mensuplarının kendi

aralarında kullandıkları haberleşme programı olan Bylock kullandığı belirtilmiştir.

ii. Bank Asya tarafından gönderilen 22/8/2016 tarihli cevap

yazısında şüpheli İsmail Şahan'ın bankada birhesabının

bulunduğu,konuyla ilgili bilirkişi raporunda;

şüphelinin hesabına 2014 yılında toplam 70.967,00 TL, 2015 yılında

toplam22.898,00 TL, 2016 yılında ise toplam 514,00 TL para yatırdığının tespit

edildiği, şüphelinin bu hesaptan düzenli olarak kira ödemeleri

gerçekleştirdiği, hesapla ilgili ilk işlem tarihinin 19/2/2009 tarihinde, son

işlem tarihinin ise 15/7/2016 olduğu belirtilmiştir.

iii. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından FETÖ/PDY'nin yardım kuruluşu gibi çalışan Kimse Yokmu Derneğine bağışta bulunan emniyet personeli hakkında

düzenlenen raporda başvurucunun 3/1/2013-12/9/2014 tarihleri arasında 46 SMS

ile toplam 230 TL, 6/5/2013 tarihinde de Bank Asya aracılığıyla 200 TL bağışta

bulunduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.

iv. Başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerle ilişkisi

olduğuna dair HTS kayıtlarına yer verilmiştir.

24. Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesi 4/7/2017 tarihinde iddianamenin

kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılama, Mahkemenin E.2017/210

sayılı dosyası üzerinden tutuklu olarak sürdürülmüştür.

25. Yapılan yargılama sonunda Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesinin

21/12/2017 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan 9 yıl 12 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

26. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi tarafından

8/5/2018 tarihinde yapılan istinaf incelemesinde istinaf başvurusunun esastan

reddine, başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu

tarafından temyiz edilen hüküm Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 19/2/2019 tarihli

kararıyla bozulmuştur.

27. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi tarafından

27/5/2019 tarihinde yapılan istinaf incelemesinde hükmün kaldırılmasına,

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası

ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Daire ayrıca, başvurucunun tutuklu

kaldığı süre, delillerin toplanmış olması dikkate alınarak atılı suçtan

tahliyesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Konya Emniyet Müdürlüğü KOM Şube

Müdürlüğünden gelen evraklara göre, sanığın ... ve ...numaralı hatlar üzerinden

bylock kullandığının tespit edildiği, dosya

içerisinde yer alan HİS kayıtlarına göre, ...numaralı hat ile 18/01/2015 -

20/03/2015 tarihleri arasında toplam 72 kez Bylock surver'ine bağlantı yapıldığının tespit edildiği, yine

dosya içerisinde yer alan Bylock tespit ve

değerlendirme tutanağı içeriğine göre, sanığın kendisinin kullanımında olduğunu

beyan ve ikrar ettiği ... numaralı hat üzerinden... USER ID'li

olarak, ... kullanıcı adı, ... adı ile Bylock

programı kullandığı, nüfus kaydına göre sanığın... isimli bir oğlunun olduğu,

bahse konu program açısından yapılan tespitlerde gelen arama sayısının 8, giden

arama sayısının 13 olduğu, ID ekleyenlerin verdikleri isim arasında '...'

isminin bulunduğu,

Yine sanığın ...numaralı hattı üzerinden...

USER ID ile kullanıcı adı:..., şifre:.... bilgileriyle bylock'u kullandığı, buna ilişkin ayrı bir Bylock tespit ve değerlendirme tutanağının dosya içinde

bulunduğu,

Sanığın örgüt liderinin Bank Asya'yı

kurtarmaya yönelik talimatından sonra hesap açılış tarihi çağrı öncesi

27/10/2008 olsa da çağrı sonrası dönemde 17/09/2014 tarihinde 40.000 TL para

yatırıp 18099.55 USD satın alarak 372 günlük katılım hesabı açtığı, yine

13/02/2015 tarihinde kasadan 19.000 TL yatırıp 7711.04 USD alış yaparak 372 günlük

katılım hesabı açtırdığı ve bu dönem içerisinde ciddi bakiye artışlarına

gittiğinin tespit edildiği, ayrıca sanığın örgüt bağlantısı nedeniyle kapatılan

Kimse Yok Mu derneğine 17/03/2011 tarihinden 03/10/2014 tarihine kadar toplam

46 adet SMS göndermek ve ayrıca Bank Asya üzerinden 200 TL göndermek suretiyle

yardımda bulunduğu anlaşılmakla, bu şekli ile sanığın üzerine atılı silahlı

terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği kanaatine ulaşılmıştır."

28. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan

incelemede dosyanın Yargıtay aşamasında derdest olduğu anlaşılmıştır.

29. Diğer taraftan başvurucu 1/9/2016 tarihli ve 29818 sayılı

Resmî Gazete'de yayımlanan 672 sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde

Kararname (672 sayılı KHK) ile kamu görevinden çıkarılmıştır.

B. Tedbir Kararına

İlişkin Süreç

30. Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca 3/8/2016 tarihinde

başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin gerçek ve tüzel kişiler ile kamu

kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararın tazmini amacıyla devir ve temliki ile

bunlarla ilgili hak tesisini önlemek veya tasarruf yetkisini kısıtlamak için

şüphelilere ait taşınmazlara, kara deniz veya hava ulaşım araçlarına, banka

veya diğer mali kurumlardaki her türlü hesaba, gerçek veya tüzel kişiler

nezdindeki her türlü hak ve alacaklara, kıymetli evraka, ortağı bulunduğu

şirketteki ortaklık paylarına, kiralık kasa mevcutlarına ve diğer mal varlığı

değerlerine el konulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

31. Talebi kabul eden Konya 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 3/8/2016

tarihinde, başvurucu ile diğer şüphelilerin taşınmazları, hak ve alacakları ile

vadeli ve vadesiz mevduat hesapları, maaşlı çalışanların ise maaş hesaplarına

son aldıkları maaşları kadar paranın aylık harcamalar için kullanılmak üzere o

ay içerisinde çekilmesine izin verildikten sonra arta kalan tutar üzerine elkoyma tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Kararda,

5271 sayılı Kanun'un 128. maddesi ile 27/7/2016 tarihli ve 29783 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme

Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (668 sayılı KHK) 3. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (ı) bendi dayanak olarak gösterilmiştir.

32. Başvurucu tarafından Konya 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin

3/8/2016 tarihli ve 2016/3150 Değişik İş sayılı kararı ile konulan tedbirin

kaldırılmasına karar verilmesi talep edilmiş, talep Konya 2. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 10/11/2016 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.

33. Anayasa Mahkemesince başvurucunun mal varlığına konulan

tedbirin devam edip etmediği hususunda Mahkemeden bilgi talep edilmiş, Mahkeme

27/12/2018 tarihli yazısı ile mal varlığı üzerindeki tedbirin kaldırılması

yönünde herhangi bir karara rastlanılmadığını bildirmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

34. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39

kararı.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 28/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

36.Başvurucu bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılayacak

geliri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde bulunmuştur.

37. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

B. Meslekten Çıkarma

Kararına Bağlı Şikâyetler Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucu, 672 sayılı KHK ile meslekten ihraç edildiğini

belirterek adil yargılanma, özel hayata ve aile hayatına saygı, etkili başvuru

hakları ile ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini öne sürmüştür.

39. Bakanlık, başvurucunun bu iddiaları hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

40. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması ve bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir (İsmail Buğra İşlek, B.

No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

41. Başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği, ilke olarak

Anayasa Mahkemesine başvurunun yapıldığı tarihteki duruma bakılarak

değerlendirilir. Ancak Anayasa Mahkemesi bazı durumlarda bireysel başvuru

yapıldıktan sonra oluşturulan yeni başvuru yollarının tüketilmesi gerektiğine

de karar verebilir. Özellikle belli bir konudaki yapısal ve sistemik sorunlara

çözüm bulmak amacıyla sonradan oluşturulmuş bir yol söz konusu ise ikincillik

ilkesi, o konudaki temel hak ve özgürlüklerin ihlali iddialarının -bu yol

vasıtasıyla- öncelikle idari ve yargısal makamlarca değerlendirilmesine imkân

tanınmasını gerekli kılabilir (Remziye Duman,

B. No: 2016/25923, 20/7/2017, § 35).

42. Her hâlükârda bir başvuru yolunun tüketilmesinin gerekli

olması için ulaşılabilir olması, ihlal iddiaları yönünden makul bir başarı

şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip olması gerekir. Belli

bir başvuru yolunun soyut olarak belirtilen niteliklere sahip olması yeterli

değildir. Bu yolun uygulamada da anılan niteliklere sahip olması ya da en

azından sahip olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir. Bununla birlikte soyut

olarak makul bir başarı sunma kapasitesi bulunan bir yolun uygulamada başarıya

ulaşmayacağına dair süphe, o başvuru yolunun

tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradan oluşturulan ve henüz

uygulaması olmayan bir başvuru yolunun bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir (Remziye Duman, § 36).

43. 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması

Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (685 sayılı KHK) 1. maddesiyle

Anayasa'nın 120. maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli Türkiye

Büyük Millet Meclisi kararıyla onaylanan olağanüstü hâl kapsamında, terör

örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî

Güvenlik Kurulunca (MGK) karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği,

mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla

irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan

KHK hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve

karara bağlamak üzere Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu (Komisyon)

kurulmuştur.

44. Komisyon, başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan

kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin

başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere kurulmuştur. Olağanüstü hâl

kapsamında doğrudan KHK'lar ile tesis edilen kamu görevinden, meslekten veya

görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi; öğrencilikle

ilişiğin kesilmesi; dernekler, vakıflar, sendika, federasyon ve konfederasyonlar,

özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları, vakıf yükseköğretim kurumları,

özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler, haber ajansları,

yayınevleri ve dağıtım kanallarının kapatılması; emekli personelin rütbelerinin

alınması işlemleri hakkındaki başvuruları değerlendirip karara bağlayacaktır.

Ayrıca olağanüstü hâl kapsamında yürürlüğe konulan KHK'lar ile gerçek veya

tüzel kişilerin hukuki statülerine ilişkin olarak doğrudan düzenlenen diğer

işlemlerle ilgili de Komisyona talepte bulunma hakkı verilmiştir.

45. 685 sayılı KHK'nın 7. maddesinde, Komisyonun başvuru almaya

başladığı tarihten önce yürürlüğe konulan KHK'larla ilgili olarak başvuru alma

tarihinden (17/7/2017) itibaren altmış gün içinde; bu tarihten sonra yürürlüğe

konulan KHK'larla ilgili olarak ise Resmî Gazete'de

yayımlanma tarihinden itibaren altmış gün içinde Komisyona başvuru

yapılabileceği, aynı KHK'nın 11. maddesinde de Komisyon kararlarına karşı idare

mahkemelerine başvurulabileceği hüküm altına alınmıştır.

46. 685 sayılı KHK'nın geçici 1. maddesinin (3) numaralı

fıkrasına göre Komisyonun görev alanına giren konularda daha önce herhangi bir

yargı merciine başvurmuş veya dava açmış olanlar hakkında yargı mercilerince

karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve dosyalar yeni bir

başvuru şartı aranmaksızın incelenmek üzere Komisyona gönderilir. Anılan

düzenlemenin olağan kanun yollarına ilişkin olduğu açıktır. Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru yolu ise olağan nitelikte bir kanun yolu değildir. Açıklanan nedenle

Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurular 685 sayılı KHK'nın geçici 1.

maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamına girmemektedir. Dolayısıyla somut

bireysel başvuruların kabul edilebilirlik kriterleri bakımından

değerlendirilmesi gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Sait Orçan, B.

No: 2016/29085, 19/7/2017; Ramazan Korkmaz,

B. No: 2016/36550, 19/7/2017).

47. Ayrıntıları Anayasa Mahkemesinin Remziye Duman kararında belirtildiği üzere KHK ile kamu

görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılan ya da ilişiği

kesilenlere ilişkin ihlal iddiaları incelendiğinde, ilk bakışta ulaşılabilir,

ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesi olduğu görünen Komisyona başvuru yolu tüketilmeden yapılan

başvuruların incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile

bağdaşmayacağı sonucuna varılmıştır.

48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

49. Başvurucu, Sulh Ceza Hâkimliklerince verilen tutuklama

kararının hukuki olmadığını, hiçbir iddia ve delil olmadan tutuklandığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

50. Bakanlık görüşünde; başvurucunun iddiasına ilişkin olarak

başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği hususunun Anayasa Mahkemesinin

takdirinde olduğu ifade edilmiştir. Bakanlık şikâyetin esası yönünden ise somut

olayda tutukluluğa etkin itiraz bakımından bir ihlalin söz konusu olmadığını

belirtmiştir.

b. Değerlendirme

51. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

52. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

53. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu

bölümdeki iddialarının özünün tutuklanmasının hukuki olmadığına yönelik olduğu

anlaşılmakla başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

c. Uygulanabilirlik

Yönünden

54. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

55. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan suçlamanın

olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

56. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

d. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. Genel İlkeler

57. Genel ilkeler için bkz.

Özcan Güney, B. No: 2017/20709, 15/11/2018, §§ 57-62 kararı.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

58. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271

sayılı Kanun'un 101. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

59. Bu aşamada tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilecektir.

60. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken başvurucunun anılan suçları

işlediğine dair somut delillerin bulunduğu olgusuna dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 17).

61. İddianamede ise Savcılık; başvurucunun FETÖ/PDY'nin şifreli haberleşme programı olan Bylock

programını kullandığını, FETÖ/PDY lideri Fetullah

Gülen'in örgüt üyelerine yönelik olarak Bank

Asyaya para yatırma çağrısını yaptığı

25/12/2013 tarihinden sonra başvurucunun da bu çağrıya uyarak adı geçen Bankaya

para yatırdığını, Kimse Yok mu Derneğine bağış yaptığını, FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerle ilişkisi olduğuna dair HTS kayıtlarının bulunduğunu iddia

etmiştir (bkz. § 23).

62. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında; ByLock

uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında

kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının, kullanmak üzere elektronik/mobil

cihazlarına yüklemelerinin (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 106, 267) ve FETÖ/PDY'nin

mali kaynağını oluşturduğu ve örgüte bu yolla gelir sağladığı tespit edilen Bank

Asyaya örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları

üzerine para yatırılmasının (Metin Evecen, B.

No: 2017/744, 4/4/2018 §59; Ali Biray

Erdoğan, B. No: 2016/16189, 18/4/2018, §§ 40) soruşturma makamlarınca suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olmayacağı sonucuna

varmıştır. Buna göre somut olayda soruşturma makamlarınca ve tutuklama

tedbirine karar veren mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock

uygulamasını kullanmasının ve talimat üzerine Bank

Asyaya para yatırmasının somut olayın

koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti olarak kabul edilmesi temelsiz ve keyfî bir tutum olarak

değerlendirilemez.

63. Sonuç olarak soruşturma makamlarınca başvurucunun FETÖ/PDY'nin haberleşme aracı olan Bylock programını kullanması ve

kritik tarihten sonra Bank Asyaya normal olmayan

miktarda para yatırması hususlarının suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

64. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde

toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için

tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir.

Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında

ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde

delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha

fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).

65. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır.

66. Somut olayda Bozkır Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken delilleri etkilemesine, kaçma ihtimali

bulunmasına ve suçun tutuklama nedeni varsayılan suçlardan olmasına dayanıldığı

görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar

ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Bozkır Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden dayanılan tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu

söylenebilir.

67. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 151). Öncelikle terör

suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya

bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve

güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve

suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek

şekilde yorumlanmamalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

68. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Bozkır Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat

edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

69. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

70. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde)

yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

2. Tutukluluk

İncelemesinin Kanuni Süresi İçerisinde Yapılmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

71. Başvurucu, tahliye taleplerinin otuz günden önce

değerlendirilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

72. Bakanlık, başvurucunun bu iddiası hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

73. Anayasa Mahkemesi, daha önce verdiği bir çok kararda 5271

sayılı Kanun’un 108. maddesine göre yapılan değerlendirmelerin resen

yapıldığını ve bu değerlerdirmelerinAnayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı

merciine itiraz edebilme hakkı kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiş ve

bu kapsamdaki şikâyetler bakımından konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik kararları

vermiştir (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik

Özgür Erol ve diğerleri, B.

No: 2013/6160, 2/12/2015, § 24). Somut olayda başvurucunun bu kapsamda kalan

iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut

değildir.

74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

75.Başvurucu; soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı nedeniyle

suçlamalara ilişkin temel delillere erişemediğini, tutukluluğa etkili bir

şekilde itiraz edemediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

76. Bakanlık, başvurucunun bu iddiası hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

77.Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması

durumlarının kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarına karşı itirazda

bulunma hakkı üzerindeki etkisini incelemiş ve soruşturma sürecinde,

tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurların başvurucuya bildirilmiş

olması durumunda bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar vermiştir (Günay Dağ

ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, §§ 248-257). Somut olay bakımından soruşturma dosyası

incelendiğinde tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurların

başvurucuya bildirildiği ve tutukluluk durumuna karşı itirazlarını sunma

konusunda yeterli imkânın tanındığı anlaşıldığından anılan kararlardan

ayrılmayı gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.

78. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Savunma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Tutuklama Sorgusunda Müdafii Bulundurulmaması Şikâyeti Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

79. Başvurucu, tutuklama sorgusunda müdafii

bulundurulmadığını belirterek savunma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

80. Bakanlık, başvurucunun bu iddiası hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

81. Anayasa Mahkemesi tutuklama sorgusu sırasında müdafi

yardımından yararlandırılmama nedeniyle yasal hakların kullanılamamasının

hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla asıl davanın sonuçlanmadığı durumlarda dâhi 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davasının tüketilmesi gereken

etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Adem Gedik, B. No: 2013/2950, 14/10/2015, § 40; Mehmet

Sedek Zengin [GK], B. No: 201/819,

22/11/2018, §§ 48-56). Somut olayda başvurucunun bu kapsamda kalan iddiaları

bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

82. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Ceza İnfaz Kurumunda

Yapılan Görüşmelerin Kayıt Altına Alınması Şikâyeti Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

83. Başvurucu ceza infaz kurumunda yapılan görüşmelerin kayıt

altına alındığını belirterek savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

84. Bakanlık, başvurucunun bu iddiası hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

85. Somut olayda başvurucu, hakkındaki soruşturma devam ederken

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesince

inceleme yapıldığı tarih itibarıyla da başvurucu hakkındaki davanın incelemesi

devam etmektedir. Başvurucunun hakkındaki soruşturma ve yargılama süreçlerinde

yapılan uygulamalar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkin şikâyetlerini kanun yollarında ileri sürebilme ve ileri

sürmüş ise şikâyetlerinin bu aşamalarda incelenme imkânı bulunmaktadır. Bu

çerçevede başvurucu tarafından temyiz sürecinin sonuçlanması beklenmeden ileri

sürülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetleri bireysel

başvuruya konu edildiği görülmüştür (Ahmet

Sil (2), B. No: 2017/20969, 28/6/2018, § 39).

86. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Gözaltında Kötü

Muameleye Maruz Kalındığı İddiası Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

87. Başvurucu; herhangi bir işlem yapılmadan nezarethanede bir

gün kaldığını, battaniyenin kirli olduğunu, yastığın bulunmadığını, karşı

odadan gelen yüksek ses ve yoğun telsiz sesinden uyuyamadığını belirterek

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

88. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

89. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak insani olmayan

gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ve gözaltı süresince kamu

görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir. Bu

kapsamda başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden de bahsetmiş

ise de maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu görevlilerinin kasıt

ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı kaynaklandığını

açıkça belirtmemiştir. Bu bağlamda somut olayın koşullarının, başvurucunun

anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir. Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari

bir merciye ilettiğine dair bilgi veya belge

sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Mehmet Hasan

Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 249; Ufuk Arslan, B. No: 2017/34473, 26/12/2018,

§ 87) .

90. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Ceza İnfaz Kurumunda

Kötü Muameleye Maruz Kalındığı İddiası Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

91. Başvurucu ceza infaz kurumunda sekiz kişilik koğuşta yirmi

beş kişi ile birlikte kaldığını, psikologla görüşme ve spor yapma taleplerinin

karşılanmadığını belirterek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

92. Bakanlık, başvurucunun bu iddiası hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

93. Anayasa Mahkemesi bir çok kararında, ceza infaz

kurumlarındaki tutulma koşullarına ilişkin şikâyetler yönünden ilgili mevzuat

(ilgili mevzuat için bkz. Mehmet Hasan Altan

(2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, §§ 47-50) gereğince

başvurucuların iddialarını iletebileceği ve yapıldığını iddia ettiği kötü

muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari ve yargısal mercilerin

bulunduğunu belirterek ilgili hükümler kapsamında başvurucuların anılan

şikâyetle ilgili olarak bu yola başvurmadan yaptıkları başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemezlik kararları vermiştir (Mehmet

Baransu, B. No: 2015/8046, 19/11/2015, §§

22-35; Mehmet Hasan Altan (2), §

250). Somut olayda, başvurucunun bu kapsamda kalan şikâyeti yönünden anılan

karardan ayrılmayı gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.

94. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezliğine karar verilmesi gerekir.

F. Seyahat Hürriyetinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

95. Başvurucu, hakkında herhangi bir delil olmamasına rağmen

yurt dışına çıkış yasağı konulması nedeniyle seyahat hürriyetinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

96. Bakanlık, başvurucunun bu iddiası hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

97. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (Onurhan Solmaz, § 18).

98 Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan yerleşme ve seyahat

hürriyeti, Sözleşme ile Sözleşme’ye ek 1 No.lu

Protokol’de tanınmış bulunan haklardan ve özgürlüklerden başka haklar ve

özgürlükler tanıyan 4 No.lu Protokol’ün 2. maddesinde ve "Serbest dolaşım özgürlüğü" kenar başlığı altında düzenlenmiştir.

99. Sözleşme’ye ek 4 No.lu Protokol’e

ülkemiz taraf değildir. Bu nedenle anılan Protokol kapsamında kalan ve

Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan seyahat özgürlüğüne yönelik şikâyetle

ilgili olarak bireysel başvuruda bulunulamaz (Sebahat

Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 53).

100. Açıklanan gerekçelerle seyahat özgürlüğünün ihlali

iddiasına ilişkin başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

G. Özel Hayata Saygı ve

Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Arama İşlemleri

Nedeniyle Özel Hayata Saygı ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

101. Başvurucu arama işlemleri sonucu el konulan telefonlarda

özel resim, mesaj ve videoların olduğunu belirterek özel hayata ve aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

102. Bakanlık, başvurucunun bu iddiası hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

103. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) ve48. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu gücünün neden

olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı;

bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği ve buna

ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

104. Somut olayda başvurucu arama işlemleri sonucu el konulan

telefonlarda özel resim, mesaj ve videolarının bulunması nedeniyle özel hayata

ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de bu

işleme yönelik bilgi ve belgeleri sunmamıştır. Dolayısıyla somut olay

bağlamında özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali iddiası başvurucu

tarafından ortaya konulamamıştır. Bu durumda başvurucu ihlal iddiasına ilişkin

delillerini sunma, temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda

bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Başvurucunun yalnızca

arama işlemini dile getirmesinin, ihlal iddiasının doğruluğunu destekleyecek ve

ortaya koyacak nitelik ve yeterlilikte olmadığı gözönüne

alındığında söz konusu iddianın temellendirilmemiş şikâyet kapsamında kabul

edilmesi gerekmektedir.

105. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Açık Görüş Hakkının

İhlal Edildiği İddiaları Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

106. Başvurucu, tutuklu olarak bulunduğu süre boyunca açık görüş

hakkının iki ayda bir olacak şekilde haksız yere sınırlandırıldığını belirterek

aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

107. Bakanlık, başvurucunun bu iddiası hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

108. Anayasa Mahkemesi tutuklu olarak bulunulan süre boyunca

açık görüş hakkının haksız şekilde sınırlandırıldığı iddiasına ilişkin olarak

bu sınırlamanın aile hayatına saygı hakkına bir müdahale oluşturduğunu, kanuni

dayanağı olan bu müdahalenin meşru amacının bulunduğunu tespit etmiş ve 15

Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsünden sonra ortaya çıkan OHAL koşulları ile

tutuklu sayısı hızla artış göstermesine rağmen personel sayısının azalması

nedeniyle ceza infaz kurumlarında güvenlik önlemlerinin artırılması hususunda

oluşan acil ihtiyaç ve isnat edilen suçların ağırlığı gözönüne

alınarak tutuklular hakkında getirilen birtakım sınırlamaların demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşuluna aykırılık oluşturmadığını

belirterek her somut vaka özelinde sınırlamanın ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığının incelenmesi

gerektiği sonucuna varmıştır (Halil Berk,

§§ 48-56; M.Ö., §§ 49-57).

109. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik'in 5.

maddesinde 18/8/2016 tarihinde yapılan değişiklikle, terör suçlarından tutuklu

ve hükümlü olanların iki ayda bir açık görüş hakkından yararlandırılabileceği

düzenlenmiştir. Haftada bir kez kapalı görüş yapma hakkı yönünden ise görüş

sıklığını sınırlandıran bir değişiklik yapılmamıştır. Somut olayda,

başvurucunun ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunduğu süre boyunca anılan

sıklıkta yakınlarıyla açık ve/veya kapalı görüş hakkından yararlandırılmadığına

ilişkin bir iddiası bulunmamaktadır. En geç iki ayda bir kez açık görüş

hakkından yararlandığı anlaşılan başvurucunun bu görüşlerde aile fertleriyle

doğrudan temasını sürdürme imkânından yararlandığı anlaşılmaktadır.

110. Tüm bu hususlar gözönüne

alındığında OHAL koşullarının gerektirdiği kamu düzeninin korunması ihtiyacı ve

ceza infaz kurumu güvenliğini sağlama amacı doğrultusunda -isnat edilen suçun

ağırlığı da dikkate alınarak- başvurucunun aile fertleriyle olan ilişkisinin

sürdürülmesini engellemeyen açık görüş hakkının sınırlandırılması şeklindeki

söz konusu müdahalede kamu makamları tarafından güdülen meşru amaç ile

başvurucunun bireysel yararı arasında adil bir dengenin kurulduğu, demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun olan müdahalenin ulaşılmak istenen amaçla

ölçülü olduğu değerlendirilmektedir. Sonuç olarak başvuru konusu olayda açık ve

görünür bir ihlal bulunmamaktadır.

111. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

H. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

112. Başvurucu, mal varlığına el konulduğunu belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

113. Bakanlık görüşünde; Hâkimliğin başvurucunun mal varlığına

tedbir konulmasına ilişkin kararının geçici nitelikte bir tedbir kararı olduğu,

yargılamanın sonucuna göre tedbir kararının hukuki niteliğinin netleşeceği,

başvurucu tarafından tedbir kararının şartları oluşmadan verildiği düşünülüyorsa

tazminat davası açılabileceği, istinaf ve temyiz kanun yollarında da mülkiyet

hakkına yönelik şikâyetini dile getirebileceği, bununla birlikte başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni, meşru ve orantılı olduğu yönünde

görüş bildirmiştir.

2. Değerlendirme

114. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

35. maddesi şöyledir:

"Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

115. Anayasa Mahkemesi Aydın

Yavuz ve diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 187-191) kararında,

olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin

bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel

hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir.

Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra

bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin

olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi

uyarınca yapılacaktır.

116. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra

Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihinde

olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da olağanüstü hâl

birçok kez uzatılmıştır. Olağanüstü hâl ilanı nedenlerinin başında darbe

teşebbüsü gelmektedir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 224, 226). Olağanüstü hâl ilanı ile darbe

teşebbüsünden kaynaklanan tehlikenin yanı sıra bu teşebbüsün arkasında olduğu

değerlendirilen FETÖ/PDY'den kaynaklanan tehdit ve

tehlikenin de bertaraf edilmesinin amaçlandığı görülmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 48, 229).

Nitekim darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmanın FETÖ/PDY olduğuna ilişkin

kamu makamlarınca ve soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmeler olgusal

temellere dayanmaktadır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 216).

117. Başvurucunun mal varlığı hakkında elkoyma

tedbirinin uygulandığı tarihte Türkiye'de olağanüstü hâl yönetim usulü

yürürlüktedir. Elkoyma kararında, başvurucunun darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu

ileri sürülmüştür (bkz. § 23). Dolayısıyla başvurucunun şikâyet ettiği

tedbire dayanak olan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğu görülmektedir.

118. Bu itibarla olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylar

kapsamında bir suç isnadına bağlı olarak uygulanan elkoyma

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle söz konusu tedbirin

başta Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

b. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

119. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

c. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

120. Başvuruya konu tedbir kararının uygulandığı mal varlığı

değerleri yönünden mülkün mevcut

olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

121. Malikin, mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve

mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması,

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Anayasa

Mahkemesi daha önce bir suç isnadına bağlı olarak uygulanan elkoyma

tedbirinin, mülkten geçici süreyle de olsa yoksun bırakma sonucuna yol

açmasından dolayı mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir (Hanife Ensaroğlu,

B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 52). Somut olayda başvurucunun mal varlığı

değerleri yönünden bir ceza soruşturması sürecinde suçtan elde edildiği

şüphesiyle ve muhtemel bir müsadereyi güvence altına almak için el konulmuştur.

Bu durumda müdahalenin belirtilen amacı da gözetildiğinde mülkiyetin kamu

yararına kullanımının düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde

incelenmesi gerekmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hanife Ensaroğlu,

§ 52; Onur Tur Uluslararası Nakliyat Ltd.

Şti., B. No: 2015/947, 15/11/2018, § 52; Yeter Deri Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş., B. No: 2015/8867,

21/2/2019, § 55).

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

122. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

123. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna

dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması

gerekmektedir(Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

124. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye

ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun hükümlerinin

bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş

Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

125. Somut olayda başvurucunun mal varlığına ilişkin olarak 5271

sayılı Kanun'un 128. maddesi ve 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (ı) bendi hükümlerine göre elkoyma tedbiri

uygulanmıştır. Bununla birlikte başvurucunun cezalandırılması talebiyle açılan

davada yapılan yargılama neticesinde Ağır Ceza Mahkemesince verilen mahkûmiyete

ilişkin kararda el konulan mal varlığı değerleri ile ilgili herhangi bir hükme

yer verilmemiştir. Ancak Ağır Ceza Mahkemesi tedbirin kaldırılması yönünde

herhangi bir karara rastlanılmadığını bildirmiştir. Anayasa Mahkemesi tedbirin

konulması ile ilgili kanuni bir dayanağın mevcut olduğunu tespit etmektedir.

(2) Meşru

Amaç

126. Elkoyma tedbirinin uygulanmasının,

suçla mücadele çerçevesinde yeni suçların işlenmesinin önlenmesi,

caydırıcılığın sağlanması ve muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması

gibi kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu açıktır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Yeter Deri

Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş., § 61).

(3) Ölçülülük

127. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

128. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Anayasa Mahkemesi müdahalenin orantılılığını değerlendirirken bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

129. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (başvurucuya diğer unsurlar yanında ayrıca etkin bir

savunma hakkı tanındığından müdahalenin ölçülü görüldüğü kararlar için bkz. Eyyüp Baran, B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§

75-95; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu,

B. No: 2014/5167, 28/9/2016, §§ 74-89. Buna karşılık aynı koşulun yargılama

sürecinde sağlanamaması nedeniyle müdahalenin ölçüsüz görüldüğü kararlar için

bkz. Mahmut Üçüncü, B. No:

2014/1017, 13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven,

§§ 57-72).

130. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan tedbirlerin

keyfî veya öngörülemez biçimde uygulanmaması gerekmektedir. Aksi takdirde

mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunması mümkün olmaz. Bu sebeple kamu

makamlarınca başvurucunun eylemi ile tedbire yol açan kanuna aykırılık arasında

bağlantı olduğunu gösterir makul bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu bağlamda elkoyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla mülkiyet

hakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında

olması gereken adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanın

malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının

olması ve iyi niyetli eşya

malikine eşyasını -tehlikeli olmaması kaydıyla- geri kazanabilme olanağının

tanınması veya iyi niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi

gerekmektedir (Bekir Yazıcı, §§

31-80; Hanife Ensaroğlu,

§ 66; Hamdi Akın İpek, § 115).

(a) İlkelerin

Olaya Uygulanması

131. Somut başvurunun konusu, darbe teşebbüsüyle bağlantılı

olarak yürütülen soruşturmada uygulanan elkoyma

tedbiri nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıdır.

132. Bireysel başvuru formu ve eki belgelerde başvurucunun elkoyma tedbirinin uzun sürmesi ile ilgili bir şikâyeti

bulunmamaktadır. Dolayısıyla yalnızca elkoyma tedbiri

nedeniyle getirilen kısıtlamalar bağlamında mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin ölçülü olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

133. Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen bir ceza

soruşturmasında muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması çerçevesinde elkoyma tedbirinin kanuna dayalı olarak uygulanması kamu

makamlarının takdirindedir. Bununla birlikte olayda başvurucunun atılı suçtan

cezalandırılmasına karar veren Ağır Ceza Mahkemesi el konulan mal varlığı değerlerinin

müsaderesi yönünde bir hüküm tesis etmemiştir. Mahkeme böyle bir hüküm tesis

etmediği gibi söz konusu mal varlığı değerlerine yönelik tedbirin devamı veya

sona erdiği yönünde de bir karar vermemiş, Anayasa Mahkemesinin konu hakkındaki

yazısı üzerine tedbirin kaldırılması yönünde herhangi bir karara

rastlanılmadığını bildirmiştir.

134. Dolayısıyla soruşturma ve kovuşturma sürecine bir bütün

olarak bakıldığında müsadere yönünde bir hüküm verilmediği hâlde elkoyma tedbirinin devamına niçin gerek duyulduğu

anlaşılamamaktadır. Mahkeme tedbirin devamının gerekçesini ve kanuni dayanağını

da göstermemiştir.

135. Sonuç olarak başvurucunun hakkında müsadere kararı

verilmediği hâlde tedbirin fiilen devam ettirilmesi ve tedbirin kaldırılmasına

yönelik kararın icra edilmemesi başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet

yüklemektedir. Bu durumda elkoyma suretiyle yapılan

müdahalenin kamu yararı amacı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının

gereklilikleri arasındaki adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur.

Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçüsüzdür.

136. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

137. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde

temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını

düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

(b) Anayasa'nın

15. Maddesi Yönünden

138. Anayasa'nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik,

sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının

kısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa'nın diğer

maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür.

Ancak Anayasa'nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki

tanımamaktadır. Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı

tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve

özgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı

bulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa Mahkemesince

Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlı

olacaktır. Mahkeme bu incelemenin usul ve esaslarını ortaya koymuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 192-211,

344).

139. Mülkiyet hakkı savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve

olağanüstü hâl gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde

Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan

çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu özgürlükler yönünden

olağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması

mümkündür.

140. Bu kapsamda elkoyma tedbirinin

kaldırılmasına yönelik kararın yerine getirilmediği tespit edilerek müdahalenin

ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır. Olağanüstü dönemde söz konusu tedbire

yönelik itiraz süreçlerini düzenleyen ilgili kanun hükümlerini kaldıran veya

değiştiren herhangi bir düzenleme yapılmadığı anlaşıldığından müdahalenin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu

söylenemez.

141. Bu itibarla olağanüstü

hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını

ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesinin, başvurucunun

mülkiyet hakkına yönelik Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde belirtilen

güvencelere aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.

142. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına

alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

(c) 6216

Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

143. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak

şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

144. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu

maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer

tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

145. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

146. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde derece mahkemeleri Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği

doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

147. Başvurucu, ihlalin tespiti ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

148. Anayasa Mahkemesi müsadere kararı verilmediği halde

tedbirin devam ettirilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

149. Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden

yargılama ise usul hukukunda yer alan benzer kurumlardan farklı ve bireysel

başvuruya özgü bir düzenleme içeren 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda yeniden yargılama sürecinde mahkemelerce yapılması gereken

iş, öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından

ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal

kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu

sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

150. Diğer taraftan başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik

müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.Başvurucunun

adli yardım talebi kabul edilmiş olup başvuru lehine sonuçlandığından yargılama

giderleriyle ilgili bir karar verilmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Meslekten çıkarma kararına bağlı şikâyetler ile savunma

hakkının ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmadığı, soruşturma dosyasına erişimin

kısıtlandığı, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluk incelemesinin kanuni süresi içerisinde yapılmadığı

ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesine

(E.2017/210) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

28/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör : Umut FIRTINA Başvurucu : İsmail ŞAHAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/54509, 28 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Soruşturma ve
  7. B. Tedbir Kararına
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adli Yardım Talebi
  11. B. Meslekten Çıkarma
  12. C. Kişi Hürriyeti ve
  13. B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik
  14. D. Savunma Hakkının İhlal
  15. E. Kötü Muamele Yasağının
  16. F. Seyahat Hürriyetinin
  17. G. Özel Hayata Saygı ve
  18. H. Mülkiyet Hakkının
  19. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  20. C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  21. D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  22. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  23. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  24. Gökcan
  25. Hakyemez
  26. Menteş
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/54509
Tarih
28 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Emrah Yılmaz Başvurusu (B. No: 2016/9497)
  • Suzın Yalçın Başvurusu (B. No: 2016/9532)
  • İsrafil Şimşek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/10673)
  • Ömer Fettahoğlu Başvurusu (B. No: 2016/6803)
  • Tahsin Kandamar Başvurusu (B. No: 2016/213)
  • Edaviye Türker ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/2625)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.