İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Avcıoğlu Başvurusu (B. No: 2016/9453)

1. Başvuru; terör örgütü kurma ve yönetme, terör propagandası

Başvuru No2016/9453Tarih28 Kasım 2019Okuma19 dk · 3.732 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Murat Avcıoğlu Başvurusu

Karar tarihi
28 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/9453
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.732 kelime·19 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; terör örgütü kurma ve yönetme, terör propagandası

yapma ve terörizmin finansmanı suçlarından dolayı başlatılan ceza soruşturması

sırasında verilen kayyum atama kararı nedeniyle mülkiyet hakkı ile basın

hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/5/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. FETÖ/PDY ve Darbe

Girişimine İlişkin Genel Bilgiler

6. Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanma

bulunmaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri

[GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 21-25).

7. Yetkili makamlarca ve soruşturma mercilerince 15 Temmuz darbe

teşebbüsünün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'ye

ilişkin olarak özellikle son yıllarda yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda

bu yapılanmanın özellikleri ve faaliyetleriyle ilgili birçok tespit ve değerlendirmeye

yer verilmiştir. Buna göre devletin anayasal kurumlarını ele geçirmek,

sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden

şekillendirmek ve oligarşik özellikler taşıyan bir

zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek amacıyla mevcut

idari sisteme paralel şekilde örgütlenen, ulusal ve uluslararası düzeyde siyasi

ve ekonomik ittifaklar kuran FETÖ/PDY devlet ve toplum üzerinde bir vesayet kurumu hâline gelmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).

8. Türk yargı organları, yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmiştir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmıştır.

9. FETÖ/PDY'nin ulusal güvenlik

üzerinde oluşturduğu tehdit; idari organların karar, açıklama ve uygulamalarına

da konu olmuştur. Bu bağlamda devlet yetkilileri sürekli olarak anılan

yapılanmanın ülke güvenliği için bir tehdit olduğuna dair açıklamalarda bulunmuşlardır.

Bu değerlendirmeler Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarında da ifade

edilmiştir. MGK; söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit

eden yapılanma, devlet içindeki

illegal yapılanma, kamu düzenini

bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel

yapılanma, paralel devlet

yapılanması, terör örgütleriyle

iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması ve bir terör örgütü olarak kabul etmiştir. Söz konusu

MGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla

paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde Legal Görünümlü İllegal Yapılar başlığı

altında Paralel Devlet Yapılanması

adıyla yer almış; Jandarma Genel Komutanlığı ise 8/1/2016 tarihinde FETÖ/PDY'yi mevcut terör örgütleri listesine dâhil etmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 33).

10. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl bugüne kadar birçok kez

uzatılmıştır. Kamu makamları ve soruşturma mercileri -olgusal temellere

dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine

devam eden FETÖ/PDY'nin olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 12-25).

11. Darbe girişiminin engellenmesinden sonra başta yargı

mensupları ve polis görevlileri olmak üzere çok sayıda kamu görevlisiyle ilgili

disiplin soruşturmaları yürütülmüş, birçok kamu görevlisi hakkında kamu

görevinden çıkarma da dâhil olmak üzere disiplin yaptırımları veya idari

tedbirler uygulanmıştır. Ayrıca FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu değerlendirilen

bazı ticari kuruluşlara, finans kuruluşlarına ve medya organlarına yönelik

idari birtakım tedbirlere de başvurulmuştur (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 34, 35).

B. FETÖ/PDY'nin Mali Yapılanmasına İlişkin Genel Bilgiler

12. FETÖ/PDY'nin mali yapılanması ve

finans kaynakları çok sayıda yargı kararı ile idari işlem ve raporlarda ortaya konulmuştur(Aydın Yavuz

ve diğerleri, § 26; Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 10/7/2017 tarihli

ve E.2017/1517, K.2017/4830 sayılı, 28/12/2017 tarihli ve E.2017/2999,

K.2017/5811 sayılı kararları; Mali Suçları Araştırma Kurulu tarafından

düzenlenen 5/8/2016 ve 5/10/2016 tarihli raporlar). Bu kararlar ile raporlara

göre örgütün mali yapılanmasına ilişkin tespitler şöyle özetlenebilir:

i. FETÖ/PDY; bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar,

yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı gençleri amaçları doğrultusunda

yetiştirmiş ve bu kişiler yapılanmanın insan kaynağını oluşturmuştur.

Yapılanmaya mensup kişilerin gelirlerinin belli bir oranı himmet adı altında alınmış, yapılanmadan

ayrılmak isteyen kişilere baskı ve çeşitli yaptırımlar uygulanmıştır. Çeşitli

yargı kararlarında, örgüt üyelerinin gelirlerinin bir miktarını himmet olarak

örgüte verdikleri belirtilmiştir. Bu bağlamda örgüt üyesi devlet memurları ve

diğer kamu görevlilerinin ilk maaşlarının tamamını, sonraki maaşlarının da

%10-15 gibi bir bölümünü himmet

olarak örgüte verdikleri ifade edilmiştir. İkinci olarak örgüte bağlı

şirketlerin de gelirlerinin bir bölümünü himmet

adı altında örgüte transfer ettiği vurgulanmıştır. Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının 25/1/2018 tarihli iddianamesinde himmet uygulaması ile ilgili şu bilgilere yer verilmiştir:

"Örgütün himmet yolu ile sağladığı

gelirler genel olarak mütevelli heyetleri vasıtası ile toplanmaktadır. Örgütün

sohbet gruplarında yer alan kişilerden; sohbet toplantılarına düzenli olarak

katılıp verilen görevleri yerine getiren, örgütün verdiği talimatları

sorgulamaksızın itaat eden ve maddi gücü yerinde olan kimseler seçilerek

mütevelli heyeti üyesi yapılmaktadır. Sohbet gruplarında zekât, burs, kurban ve

himmet adı altında paralar toplanırken; mütevelli heyeti üyesi kişiler ayrıca

bir ışık evinin maddi ihtiyaçlarından sorumlu tutulmaktadır. Mütevelliler

topladıkları parayı sohbet hocasının yanında getirdiği muhasebecilere

vermektedir. Örgütün mali kayıtlarını bu muhasebeciler tutmaktadır. İl imamının

da bir muhasebecisi bulunmakta ve il genelinde mali kayıt tutmaktadır.

Mütevellide yer alanlar arasından her üç mütevelli heyetinden bir mali heyet

teşekkül edecek şekilde isimler seçilmektedir. Mali heyetler yurtdışında

bulunan örgüte ait yurt ve okulların yapımı için ihtiyaç duyulan paranın, hangi

mütevelli heyetinden ne kadar toplanacağına karar vermektedir. Mali heyet

toplantıları dünyanın her yerinde Salı günleri sabah

namazından sonra gerçekleştirilmekte ve bu toplantılara mütevelli heyet sohbet

hocaları da katılmaktadır. İlçe imamlarının sorumluluğu altında bulunan

mütevelli heyetlerinin üstünde, il imamlarının sorumluluğundaki il mütevelli

heyeti yer almaktadır. İl genelinde ne kadar para toplanacağına ise ilin bağlı

bulunduğu bölgenin toplantısında karar verilmektedir. Burada alınan karar mütevelli

heyet toplantısı adı altında yılda bir kez düzenlenen gizli toplantıda

mensuplara aktarılmaktadır. Kişilerden alınan himmet vaadi nakit, çek, senet

karşılığı olarak tahsil edilmekte; çek ve senetlerin ödenememesi halinde icra

yoluna başvurulmaktadır. İl imamının koordinesinde yılda en az bir kez

mütevelli heyeti üyelerinin katılımı ile kamp düzenlenmektedir. Kamplar

esnasında dini duygular istismar edilerek himmet, zekat,

kurban ve öğrenci bursu adı altında toplanan paraların artırılması sağlanmakta,

toplanan paraların karşılığının Cennet ile mükafatlandırılmak olacağı

vurgulanmaktadır. Mütevelli heyeti mensupları, iş adamlarının kurduğu sivil

toplum kuruluşlarına üye yapılmakta, kimin hangi STK’ya üye olacağı sohbet

abisi tarafından belirlenmektedir. Örgüt bu kuruluşların başkan ve üye

seçimlerinde söz sahibi olmayı böylelikle de hükümete baskı yapabilmeyi

hedeflemektedir."

ii. FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmiş

ve Türkiye'nin yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Nitekim

söz konusu yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya,

finans, ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çok

sayıda kuruluşu bulunmaktadır. Özellikle ülkemizdeki bazı dershane ve okullar

ile çok sayıda ülkede örgütle ilişkili eğitim kurumlarından toplanan paralarla

burs adı altında toplanan paralar örgütün önemli bir gelir kaynağını

oluşturmaktadır.

iii. FETÖ/PDY'nin sosyal, kültürel ve

ekonomik alanda yürüttüğü yasal faaliyetleri; dershaneler, okullar,

üniversiteler, dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek odaları, iktisadi

kuruluşlar, finans kuruluşları, gazeteler, dergiler, TV kanalları, radyolar,

internet siteleri, hastaneler gibi sivil alanlara ilişkindir. Bunun yanında

bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenmiş olan bazen de yasal yapıdan

tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal alana

yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur. Bu kapsamda

kamu kaynaklarının örgüte bağlı şirket, dernek ve vakıflar yoluyla örgüt

birimlerine aktarılması sağlanmıştır.

iv. Ayrıca kişilerin dinî duygularını istismar etmek suretiyle kurban bedeli, sadaka, zekât

gibi adlar altında para veya ayni yardım toplandığı tespit edilmiştir. Kimi

durumlarda tehdit ve cebir yoluna gidilerek gazete ve dergilere abonelik ücreti

alınması, örgüte yakın dernek ve vakıflara bağışlar toplanması da önemli

finansal kaynaklardan biri olarak gösterilmektedir.

C. Başvurucuya İlişkin

Süreç

13. Başvurucu, Fia Prodüksiyon Radyo

Televizyon Reklam Organizasyon İletişim ve Sanayi Ticaret Limitet Şirketinin

(Şirket) ortağıdır.

14. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ/PDY hakkında

başlatmış olduğu soruşturma kapsamında terör örgütü ile organik bağı mevcut

olup bu örgütün amacı doğrultusunda faaliyette bulunan ve doğrudan terör örgütü

lideri tarafından yönetilen başta Zaman gazetesi olmak üzere birçok yayını

bünyesinde bulunduran Feza Gazetecilik A.Ş.ye İstanbul 6. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 4/3/2016 tarihli kararı ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 133. maddesi uyarınca kayyum atanmıştır.

15. Yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ/PDY hakkında

başlatmış olduğu soruşturma kapsamında Feza Gazetecilik A.Ş.ye atanan kayyumlar

tarafından yapılan inceleme sonucunda Feza Gazetecilik A.Ş.nin

Cihan Medya Dağıtım A.Ş. ile 23/12/2010 tarihinden beri ortak olduğu, her iki

Şirket arasında hisse ve taşınmaz alım satımı yapıldığı, Zaman gazetesinin

dağıtımı, satışı ve abonelik işlemlerinin Cihan Medya Dağıtım A.Ş. üzerinden

yapıldığı tespit edilmiştir. Bu tespitler ışığında İstanbul 9. Sulh Ceza

Hâkimliği 11/3/2016 tarihinde Cihan Medya Dağıtım A.Ş.ye kayyum atanmasına

karar vermiştir.

16. Hâl böyle iken Cihan Medya A.Ş.ye atanan kayyumlar

tarafından Cihan Medya A.Ş.ye ait bir kısım emlak ile canlı yayın araçları,

teknik alet ve araçlar, matbaalar vb. mal varlığının bedeli alınmadığı hâlde

başvurucunun ortağı olduğu Şirkete satılmış gibi gösterilerek devredildiği

saptanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bu tespitlerden hareketle terör

örgütü hakkında başlatılan soruşturma kapsamında Şirkete kayyum atanması

talebinde bulunmuştur.

17. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 21/3/2016 tarihinde,

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının tespitleri doğrultusunda terör örgütü ile

olan bağlantısı nedeniyle başvurucunun ortağı olduğu Şirkete 5271 sayılı

Kanun'un 133. maddesi uyarınca kayyum atanmasına karar vermiştir.

18. Kayyum atama kararı başvurucu ile birlikte diğer ortaklara

da tebliğ edilmiştir. Başvurucu 25/3/2016 tarihinde karara itiraz etmiştir. Söz

konusu itiraz dilekçesinde; terör örgütünün varlığının hukuki bir kararla

tespit edilmediği, Şirket ile Feza Gazetecilik A.Ş. ve diğer şirketlerle

herhangi bir ilişkinin olmadığı, soruşturma açılması için yeterli delil

bulunmadığı gibi savunmalara yer verilmiştir.

19. İtiraz mercii olan İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 31/3/2016

tarihli kararla başvurucunun itirazını ilk derece mahkemesince verilen kararın

usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.

20. Bu karar, başvurucu vekiline 12/4/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

21. Başvurucu 12/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

22. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Hamdi Akın İpek (B. No: 2015/17763,

24/5/2018, §§ 35-61) başvurusu hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 28/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucu, kayyum atanmasına ilişkin olarak 5271 sayılı

Kanun'da öngörülen koşulların somut olayda gerçekleşmediğini ifade etmiştir.

Başvurucuya göre ticari şirkete 5271 sayılı Kanun kapsamında kayyum atanması

mümkün olmayıp ticaret ve borçlar hukuku kapsamında kayyum atama nedenleri de

gerçekleşmiş değildir.

25. Başvurucu, Şirketle bağlantısı olduğu ileri sürülen terör

örgütü mevcut olmadığı gibi bu konuda makul bir şüphenin dahi bulunmadığını ve

bu itibarla kayyum atanmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.

26. Başvurucu; hukuka aykırı olarak verilen kayyum kararı

sonrasında bütün müşterilerini kaybettiğini, demirbaşlarına el konulduğunu ve

maddi zarara uğradığını belirterek mülkiyet hakkı ile çalışma ve sözleşme

hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkı yanında çalışma ve

sözleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüşse de şikâyetlerinin özü,

ortağı ve yöneticisi olduğu Şirketin yönetiminin kayyuma devredilmesi nedeniyle

mal varlığı bakımından önemli zararlara yol açıldığı şikâyetine bağlı olarak

mülkiyet hakkının ihlali iddiasına ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun

belirtilen ihlal iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

29. Anayasa Mahkemesi benzer şikâyetleri incelediği Hamdi Akın İpek başvurusunda, yönetimin

kamu gücü kullanılarak kayyuma devredilmesinin şirket ortağı ve yöneticisi

konumundaki başvurucu yönünden mülkiyet hakkı kapsamında tanınan tasarruf

yetkisini kısıtladığını belirterek kayyum atama şeklindeki tedbirin suç isnadı

kapsamında uygulanan geçici bir koruma tedbiri mahiyetinde olduğuna işaret

etmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu tespitten hareketle başvurucunun bu aşama

itibarıyla mülkünden yoksun bırakılmadığı ancak toplum yararına aykırı olarak

suçta kullanılmasının önlenmesi amacıyla mülkün kontrolü nedeniyle mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolüne veya

düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği

değerlendirmesini yapmıştır (Hamdi Akın İpek,

§ 87).

30. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken,

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 62).

31. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314.

maddesi ve 7/2/2014 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi

Hakkında Kanun'un 4. maddesi uyarınca başlatılan soruşturma kapsamında terör

örgütü ile bağlantısı bulunduğu ve terörün finansmanında rolü bulunduğu

gerekçesiyle Şirkete kayyum atanması şeklindekimüdahalenin

kanunilik unsurunu taşıdığı anlaşılmıştır.

32. Terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla ve suçtan elde

edildiği gerekçe gösterilerek muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmaması için

terörizme mali kaynak sağlayan kişi veya kurumların mal varlıklarının geçici

olarak dondurulması veya somut olayda olduğu gibi şirketlerin yönetiminin

tedbir amacıyla kamu gözetimi ya da denetimine alınması gibi tedbirlerin uygulanmasının

kamu yararına dayalı meşru bir amacı bulunmaktadır (benzer yönde bkz. Hamdi Akın İpek, §§ 99, 100).

33. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni olması ve kamu

yararına dayalı meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp ayrıca müdahalenin

ölçülü olması da gerekmektedir. Hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında

dikkate alınacak ölçütlerden biri olan Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen

ölçülülük ilkesi uyarınca mülkiyet hakkının sınırlandırılması suretiyle elde

edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin

sağlanması zorunludur. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak olağan dışı ve

aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır.

34. Mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'nın 13. ve

35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için her şeyden önce bu tedbirin

öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması zorunludur.

Diğer taraftan müdahalede bulunulurken takip edilen kamu yararı amacını

gerçekleştirmeye en uygun aracın seçilmesi gerekmektedir. Bu alanda hangi

araçların tercih edileceği ise öncelikli olarak daha isabetli karar verebilecek

konumda olan ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu nedenle hangi aracın

tercih edileceğinin belirlenmesi hususunda idarelerin belli ölçüde takdir

yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak

idarelerin sahip olduğu takdir yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın

müdahaleyi ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumunda

Anayasa Mahkemesince müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması

mümkündür. Ancak Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen

aracın isabet derecesine yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde

oluşturduğu müdahalenin ağırlığına dönüktür (bazı değişikliklerle birlikte bkz.

Hamdi Akın İpek, § 108; Hanife Ensaroğlu,

B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 67).

35. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan tedbirlerin

keyfî veya öngörülemez biçimde uygulanmaması gerekmektedir. Aksi takdirde

mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunması mümkün olmaz. Bu sebeple kamu

makamlarınca başvurucunun eylemi ile tedbire yol açan kanuna aykırılık arasında

bağlantı olduğunu gösterir makul bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu bağlamda el

koyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken

adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanın malikinin davranışı

ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının olması ve iyi niyetli eşya malikine eşyasını

-tehlikeli olmaması kaydıyla- geri kazanabilme olanağının tanınması veya iyi

niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044,

17/12/2015, §§ 31-80; Hanife Ensaroğlu, § 66; Hamdi Akın İpek, § 115).

36. Bunun yanında söz konusu tedbir gerek kapsamı gerekse de

süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanmalıdır. Kamu yararı amacı

doğrultusunda mülkle ilgili olarak bu ve benzeri tedbirlerin uygulanmasının

zarara yol açması ise kaçınılmazdır. Ancak bu zararın kaçınılmaz olandan ağır

veya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya da oluşması durumunda böyle bir zararın

kamu makamlarınca makul bir sürede, uygun bir yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanması gerekmektedir. Buna göre kamu

makamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacı doğrultusunda

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve bu tedbirlerin

belirli bir süre de devam etmesi ancak bireyin mülkiyet hakkının korunmasının

gerekliliklerine uyulduğu takdirde ölçülü görülebilir (Hanife Ensaroğlu,

§ 67).

37. Başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu Şirkete

gelirlerinin suçtan elde edildiği veya suçta kullanılacağı şüphesiyle

terörizmin finansmanının önlenmesi ve muhtemel bir müsaderenin güvence altına

alınması amacıyla kayyum atanmıştır.

38. Suçla ve özellikle de örgütlü suçlarla mücadele gibi zor bir

alanda hangi tedbirlerin gerekli olup olmadığının değerlendirilmesi öncelikli

olarak ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu alanda ne gibi tedbirlerin

alınması gerektiği hakkında sorumlu ve yetkili otoriteler daha isabetli karar

verebilecek konumdadır. Bu nedenle hangi tedbirin uygulanacağının belirlenmesi

hususunda idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki

seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğu takdir

yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmak istenen

amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumunda Anayasa Mahkemesince

müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür. Ancak Anayasa

Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen aracın isabet derecesine

yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin ağırlığına

dönüktür (Hamdi Akın İpek, § 108).

39. Somut olayda müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi

bakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır. Öngörülen tedbirin maliki

olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve

dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, uygulanan tedbirle

başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespiti

gerekmektedir.

40. Bu kapsamda başvurucunun uygulanan tedbire karşı iddia ve

savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanındığı, derece

mahkemelerinin kayyum atanması ve bu atamaya yönelik itirazın reddi

kararlarının konuya ilişkin olarak ayrıntılı tespit ve değerlendirmeler

içerdiği görülmüştür. Şöyle ki yukarıda anlatılan hukuki süreç nazara

alındığında başvurucunun ortağı olduğu Şirketin yürütülen soruşturma ile olan

ilişkisi ve hangi nedenlerle Şirkete kayyum atanması yoluna gidildiğinin ilgili

yargı mercilerince tereddüte yer vermeyecek şekilde

açıklandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun ortağı olduğu Şirketin yönetiminin

kayyuma devredilmesine dayanak olarak kuvvetli bir suç şüphesinin bulunduğu ve

yargısal makamların vermiş olduğu kararların keyfîliğinden

söz edilemeyeceği açıktır (benzer yönde bkz.

Hamdi Akın İpek, §§ 115, 116).

41. Öte yandan sulh ceza hâkimliği tarafından başlatılan bir

ceza soruşturması içinde verilen kayyum kararları nedeniyle şirket veya

ortaklarının meydana gelecek zararlarını telafi edecek birtakım koruyucu

düzenlemeler de mevcuttur. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 133. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında, kayyuma şirket bütçesinden ödenen ücretin tamamının

soruşturma veya kovuşturma konusu suçtan dolayı kovuşturmaya yer olmadığı veya

beraat kararının verilmesi hâlinde kanuni faiziyle birlikte ödeneceği hüküm

altına alınmıştır. Ayrıca aynı maddenin (3) numaralı fıkrasında, ilgililerin

atanan kayyumun işlemlerine karşı görevli mahkemeye 22/11/2001 tarihli ve 4721

sayılı Türk Medeni Kanunu ve 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret

Kanunu hükümlerine göre başvurabilecekleri belirtilmiştir. Dolayısıyla

başvurucunun bu maddeye göre şirketlerin yönetimi ile ilgili olarak kayyumun

işlemlerine karşı her zaman dava açabilme hakkı bulunmaktadır. Bunun yanında

yine bu maddenin (4) numaralı fıkrasında, kayyumların görevleriyle ilgili iş ve

işlemlerinden dolayı 5271 sayılı Kanun'un 142. ila 144. maddeleri uyarınca

devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenlenmiştir.

42. Bu itibarla özellikle örgütlü suçlarla mücadele alanında

kamu makamlarının sahip olduğu geniş takdir yetkisinin bulunduğu ve somut

olayda şikâyet edilen tedbirin niteliği ile bu tedbire ilişkin olarak

başvurucuya sağlanan güvenceler dikkate alındığında müdahalenin başvurucuya

şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir.

Bu sebeple başvuruya konu müdahalenin kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet

hakkının korunması arasında olması gereken adil dengeyi bozmadığı ve ölçülü

olduğu sonucuna varılmıştır.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Basın Hürriyetinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

44. Başvurucu, ortağı olduğu Şirkete basın yayın ve habercilik

işi yapması nedeniyle kayyum atanmasının aynı zamanda basın hürriyeti ile

haberleşme hürriyetini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucu; basın hürriyetinin yanında haberleşme hürriyetinin ihlal

edildiğini ileri sürmüşse de şikâyetlerinin özü, ortağı ve yöneticisi olduğu

Şirketin yönetiminin kayyuma devredilmesi nedeniyle basın faaliyetini yerine

getiremediğine ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun belirttiği ihlal iddiaları

basın hürriyeti kapsamında incelenmiştir.

46. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar ([GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma

tedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda

yapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları kabul

edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın

kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî uygulandığının ilk

bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde makamların esas yönünden daha

ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için bkz. Hülya Kar, §§ 21-46).

47. Somut olayda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ/PDY

hakkında başlatmış olduğu soruşturma kapsamında terör örgütü ile organik bağı

mevcut olup bu örgütün amacı doğrultusunda faaliyette bulunduğu ve doğrudan

terör örgütü lideri tarafından yönetildiği iddia olunan Cihan Medya Dağıtım A.Ş.nin sahip olduğu bir kısım emlak ile canlı yayın

araçları, teknik alet ve araçlar, matbaalar vb. mal varlığını bedelsiz olarak

başvurucunun ortağı olduğu Şirkete devretmesi nedeniyle Şirkete kayyum atandığı

saptanmıştır (bkz. §§ 14-16).

48. Başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere kayyum

atanması tedbiri altın madenciliğinden enerji, gıda, medya, bilişim, sigorta,

tedarik, turizm, seyahat sektörlerine uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteren

şirketler grubunun bütünü yönünden uygulanmıştır. Buna göre söz konusu tedbir

bu şirketler grubunda yer alan bazı basın yayın organları yönünden münferit

olarak uygulanmış değildir. Somut olayda bu tedbirin uygulandığı şirketler

grubunun genel olarak faaliyetlerinin terörizmin finansmanı ve diğer bazı

suçlar çerçevesinde soruşturma ve kovuşturmaya konu edildiği dikkate

alınmalıdır. Başvurucunun bu çerçevedeki ihlal iddiaları ise mülkiyet hakkı

kapsamında incelenmiştir. Diğer bir deyişle şikâyet edilen tedbirin münhasıran

basın ve yayın kuruluşlarına yönelik olarak değil mülkiyetin kullanımının kamu

yararına kontrolü çerçevesinde pek çok sektörde faaliyet gösteren şirketler

grubu yönünden genel bir uygulamanın parçası olarak uygulandığı

değerlendirilmiştir.

49. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir, kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmaktadır ve başvurucuya itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka tedbir,

süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır.

50. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve uygulandığı şirket ortakları üzerindeki etkileri birlikte

değerlendirildiğinde başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır

olduğu veya koruma tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu

da bireysel başvuru formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

51. Basın hürriyetine yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık

olmasından dolayı başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Basın ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

28/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucu

:

Murat

AVCIOĞLU

Vekili

:

Av. Akgül

PEKER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/9453, 28 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. FETÖ/PDY ve Darbe
  7. B. FETÖ/PDY'nin Mali Yapılanmasına İlişkin Genel Bilgiler
  8. C. Başvurucuya İlişkin
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Mülkiyet Hakkının
  12. B. Basın Hürriyetinin
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Gökcan
  15. Hakyemez
  16. Menteş
  17. Avcıoğlu
  18. Peker
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/9453
Tarih
28 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Aysel Aksular ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/73177)
  • Akın Öztığ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/14924)
  • İsmail Şahan Başvurusu (B. No: 2016/54509)
  • Emrah Yılmaz Başvurusu (B. No: 2016/9497)
  • Suzın Yalçın Başvurusu (B. No: 2016/9532)
  • İsrafil Şimşek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/10673)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.