İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Derya Alpdoğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/6845)

1. Başvuru, spor alanı olarak kamulaştırılan taşınmazın

Başvuru No2015/6845Tarih31 Ekim 2018Okuma24 dk · 4.883 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Derya Alpdoğan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
31 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2015/6845
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.883 kelime·24 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, spor alanı olarak kamulaştırılan taşınmazın

kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Kamulaştırma Süreci

9. Başvurucular, Gaziantep ili Şehitkamil ilçesine bağlı Güvenevler Mahallesi'nde bulunan 11.773,44 metrekare (m²)

yüz ölçümündeki 4603 parsel sayılı taşınmazın 156/2400 payının malikidirler. Bu

taşınmaz üzerinde başvuruculara ait iki katlı bir bina, yüzme ve süs havuzu ile

sondaj kuyusu bulunmaktadır. İmar durumu

spor alanı olarak belirlenen bu taşınmazın 88,30 m² yüz ölçümündeki

kısmına isabet eden payı A.E.B., kalan kısmı ise Şehitkamil Belediyesi

(Belediye) adına tapuda kayıtlıdır. Belediye, A.E.B.nin

payını rızasını alarak ferağ yoluyla satın almıştır.

10. Belediye Başkanlığı tarafından başvurucuların taşınmazdaki

payının spor alanı olarak kamulaştırılması için 29/11/2006 tarihinde Gaziantep

4. Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası

açılmıştır. Mahkeme 31/7/2007 tarihinde davanın kabulü ile taşınmaz üzerindeki

ağaçlar ve binayla birlikte kamulaştırma bedelinin 129.658,40 TL olarak

tespitine, dava konusu taşınmaz payının ise Belediye adına tesciline karar

vermiştir.

B. İmar Plan Değişikliği

ve İfraz Süreci

11. Söz konusu taşınmazın imar planındaki durumu Belediye

Meclisinin 7/4/2010 tarihli kararıyla spor alanı ve ticaret alanı olarak tadil

edilmiş, Gaziantep Büyükşehir Belediye Meclisi de 15/7/2010 tarihinde imar

değişikliğini onaylamıştır. Büyükşehir Belediyesi 17/12/2010 tarihinde bu

taşınmazın imar durumunu ticaret alanı, akaryakıt istasyonu ve yeşil alan

olarak belirlemiştir.

12. Belediye Encümeni 10/11/2012 tarihinde söz konusu taşınmazın

dört kısma ifrazına karar vermiş, ifraz sonucu 4603 ada 2, 3, 4 ve 5 parsel

sayılı taşınmazlar oluşmuştur. Bu taşınmazlardan 3 parsel sayılı taşınmazın

imar durumu akaryakıt istasyonu, 4 ve 5 parsel sayılı taşınmazların imar durumu

ise ticaret alanı olarak belirlenmiştir. Belediye Meclisinin 7/4/2010 ve

8/4/2011 tarihli kararları üzerine 17/5/2012 tarihinde yapılan ihale sonucu

4603 ada 3 parsel sayılı taşınmaz 13.310.000 TL bedelle, 4603 ada 5 parsel

sayılı taşınmaz ise 10.100.000 TL bedelle üçüncü kişilere satılmıştır.

C. Tazminat Davası Süreci

13. Başvurucular 23/8/2012 tarihinde Belediye aleyhine Gaziantep

7. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır. Mahkeme, dava konusu

taşınmazın başında uzman bilirkişiler eşliğinde 8/5/2013 ve 19/6/2013

tarihlerinde keşifler icra etmiştir.

14. Kadastro uzmanı teknik bilirkişi 24/5/2013 tarihli

raporunda, başvurucuların kamulaştırma öncesinde kullandıkları kısmın 4603 ada

5 parsel sayılı taşınmazın içinde kaldığını bildirmiştir. İkinci keşif sonrası

düzenlenen kadastro uzmanı teknik bilirkişi raporu da aynı yöndedir. Ayrıca bu

raporda; üç adet spor aletinin bulunduğu kısmın ise 4603 ada 1 parsel sayılı

taşınmazdan ifraz edilen taşınmaz bölümlerinde yer almadığı, bunların imar

yolundan sonra gelen 4597 ada 3 parsel sayılı taşınmazda bulunduğu

belirtilmiştir.

15. İnşaat ve muhasebe uzmanı teknik bilirkişiler tarafından

düzenlenen 13/5/2013 tarihli raporda, başvuruculara ödenen kamulaştırma

bedelinden arsa bedelinin, ödeme gününden dava tarihine kadar enflasyon

oranlarına göre ulaştığı tutarın 158.718 TL olduğu belirtilmiştir. Bu raporda,

taşınmazın üçüncü kişiye devri sonucu alınan bedelin bu tarihten itibaren dava

gününe kadar ulaştığı tutarın ise 1.512.636,16 TL olduğu tespit edilmiştir.

Bilirkişilere göre bu tutarlar arasındaki fark olan 1.362.607 TL'yi

başvurucuların Belediyeden talep etmesi gerekir.

16. Mahkeme 17/9/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde, ifraz yoluyla oluşan 4603 ada 2 parsel sayılı taşınmazın

856,43 m2 miktarında olduğu ve başvuruculara

ait kamulaştırılan alanın ise 765,24 m2 olduğu belirtilmiştir. Mahkeme, kamulaştırılan alanın

ifraz yoluyla oluşan 4603 ada 5 parsel sayılı taşınmazda kaldığını ve bu

taşınmazın ise dava dışı bir kişi adına ihale yoluyla satıldığını kabul

etmiştir. Ancak aynı ada 2 parsel sayılı taşınmazın imar durumunun spor alanı

olduğuna dikkat çekilmiştir. Mahkemeye göre bu sebeple tazminat koşulları

oluşmamıştır. Kararda, ancak bu taşınmaz bölümünün de dava dışı üçüncü kişilere

verilmesi durumunda tazminat koşullarının gerçekleşebileceği vurgulanmıştır.

Mahkeme sonuç olarak kamulaştırılan alan ile birlikte taşınmazın tamamının

Belediye adına tescil edildiğini ve sonradan imar değişikliği yapılarak

taşınmazın ifrazı sonrası kamulaştırılan alanın başka bir taşınmazda kalmasının

tek başına tazminat sebebi oluşturmadığını belirtmiştir.

17. Temyiz edilen karar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 24/6/2014

tarihinde onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Daire

tarafından 17/2/2015 tarihinde reddedilmiştir.

18. Nihai karar, başvurucular vekiline 19/3/2015 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

19. Başvurucular 16/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun "Mal sahibinin geri alma hakkı" kenar

başlıklı 23. maddesi şöyledir:

“Kamulaştırma

bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan

idarece veya 22 nci maddenin dördüncü fıkrası

uyarınca devir veya tahsis yapılan idarece; kamulaştırma ve devir amacına uygun

hiç bir işlem veya tesisat yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca

tahsis edilmeyerek taşınmaz mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veya

mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni

faiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz malını geri alabilir.

Doğmasından itibaren bir yıl içinde

kullanılmayan geri alma hakkı düşer.

(Ek

fıkra: 10/9/2014-6552/100 md.) Birinci ve ikinci fıkrada

belirtilen süreler geçtikten sonra kamulaştırılan taşınmaz malda hakları

bulunduğu iddiasıyla eski malikleri veya mirasçıları tarafından idareden

herhangi bir sebeple hak, bedel veya tazminat talebinde bulunulamaz ve dava

açılamaz.

Aynı amacın gerçekleşmesi için birden fazla

taşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların durumunun

bir bütün oluşturduğu kabul edilerek yukarıdaki fıkralar buna göre uygulanır.

Özel kanunlarda bu maddenin uygulanmayacağına

ilişkin hükümler saklıdır. 1164 sayılı Arsa Ofisi Kanununa

dayanılarak yapılan kamulaştırmalarda ve bu Kanunun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak

kamulaştırmalarda bu madde hükmü uygulanmaz."

B. Uluslararası Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kural olarak özel bir

kişiye menfaat sağlamak için mülkten yoksun bırakmanın kamu yararı amacı taşımadığını

kabul etmiştir (James ve diğerleri/Birleşik

Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 40). Kamu yararı amacının

gerçekleştirilmemesi şikâyetiyle ilgili Karaman/Türkiye

(B. No: 6489/03, 15/1/2008) kararına konu olay, sağlık merkezi yapılması şartıyla

belediyeye bağışlanan taşınmazın bir kısmının şarta aykırı olarak kamu

hizmetine tahsis edilmeyerek üçüncü kişilere satılmasına ilişkindir. AİHM,

idareye devir anında ortaya konulan şarta aykırı bir şekilde kullanılan

taşınmaza ilişkin olarak malikin geri alım hakkının bulunmadığını saptayan

Yargıtay kararının taşınmazın kısmen de olsa kamu hizmetine tahsis edilmiş

olduğu düşüncesiyle haklılaştırılamayacağını

belirtmiştir (Karaman/Türkiye, §

32). AİHM, Yargıtayın kamu hizmetine tahsis edilmemiş

olsa bile mülkiyetin el değiştirmiş olması nedeniyle önceki malikin mülkiyet

veya tazminat iddiasında bulunamaması sonucunu doğuran 2942 sayılı Kanun'un 35.

maddesine ilişkin yorumunun kamu yararının gerekleri ile bireysel hakların

korunmasının gereklilikleri arasındaki dengeyi bozduğu kanaatine varmıştır (Karaman/Türkiye, § 33). AİHM sonuç olarak

2942 sayılı Kanun'un 35. maddesine ilişkin uygulamanın Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesiyle uyumlu olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Karaman/Türkiye, § 34).

23. Beneficio Cappella Paolini/Malta (B. No: 40786/98, 13/7/2004)

kararına konu olayda başvurucunun 7/3/1985 tarihinde kamulaştırılan taşınmazı

kısmen kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmıştır. Başvurucunun 16/2/1987

tarihinde taşınmazın kullanılmayan kısmının iade edilmesi için idareye yaptığı

başvuru ise reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun 10/11/1988 tarihinde

açtığı dava da derece mahkemelerince reddedilmiştir. AİHM, olayda kamulaştırma

yönteminin tartışma konusu olmadığını ve ilgili kanun hükümlerinin uygulanarak

tazminatın başvurucuya ödendiğini belirtmiştir. Ancak AİHM'e

göre kamulaştırılan taşınmazın yalnızca bir bölümünün kamu yararı amacına

kullanılması ve kullanılmayan bölümünün iadesi yönünde kanuni bir düzenlemenin

bulunmaması mülkiyet hakkına saygı bakımından önemli bir sorun teşkil

etmektedir (Beneficio Cappella Paolini/Malta, § 33).

24. AİHM; böyle bir davada, kamulaştırmanın bireyin mülkünden

elde edilen gelirden yoksun bırakılmasına yol açtığını, bu yoksun bırakmanın

ise kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunmaması durumunda Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesindeki

güvencelere aykırı olarak mülk sahibinin aşırı bir külfete katlanmasına sebep

olduğunu kabul etmiştir. AİHM, 1985 yılında yapılan kamulaştırma ve 1987

yılında idarenin başvuruyu reddi sırasında kamu yararı mevcut olsa da aradan

geçen sürede taşınmazın hâlen kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmadığını

özellikle vurgulamıştır (Beneficio Cappella Paolini/Malta, § 33). AİHM'e

göre bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması

gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur (Beneficio Cappella Paolini/Malta,

§§ 33, 34).

25. Motais de Narbonne/Fransa (B.

No: 48161/99, 2/7/2002) kararına

konu olayda bir sosyal konut projesi için taşınmazın kamulaştırılması söz

konusudur. Ancak bu taşınmaz üzerinde kamulaştırma tarihinden itibaren on dokuz

yıl geçmesine rağmen belirtilen kamu yararı amacı çerçevesinde herhangi bir

inşaat yapılmamıştır. AİHM'e göre Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi, taraf devletleri bireylerin rızası dışında

yoksun bırakıldıkları taşınmazlarının arazi spekülasyonuna yol açacak şekilde

uzun bir süre kamu yararı amacıyla kullanılmadan tutulmak suretiyle yoksun

bırakılması riskinden korumaya zorlamaktadır. Kararda, bu geçen sürede

taşınmazın değerinde önemli miktarda bir değer artışı yaşandığına dikkat

çekilmiştir (Motais de Norbonne/Fransa,

§ 21). AİHM sonuç olarak on dokuz yıl boyunca kamulaştırmanın dayandığı kamu

yararına ilişkin projenin uygulanmaması sonucu bu zaman diliminde meydana gelen

artı değerden başvurucunun yoksun bırakılmasının başvurucuya aşırı bir külfet

yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Motais de Norbonne/Fransa, §§

16-23).

26. Bu kapsamda değinilecek diğer bir karar Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye (B. No:

37546/02, 8/4/2008) kararıdır. Bu olayda uyuşmazlık konusu taşınmaz Büyükşehir

Belediyesince yapılan bir imar uygulaması çerçevesinde 1992 yılında

kamulaştırılmıştır. Başvurucular 27/10/1997 tarihinde 2942 sayılı Kanun'un 23.

maddesine dayalı olarak Büyükşehir Belediyesine tapu iptali ve tescil davası

açmışlardır. Başvurucular, taşınmazın kamu yararı amacı doğrultusunda

kullanılmadığını ileri sürmüşlerdir. İlk derece mahkemesinin davanın kabulüne

ilişkin kararı, imar planındaki projenin gerçekleştirilebileceğine vurgu

yapılarak Yargıtayca bozulmuştur. Davanın reddine

ilişkin hüküm Yargıtayca 5/2/2002 tarihinde

onanmıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye,

§§ 4-18).

27. AİHM ilk olarak kamulaştırmanın yöntemince yapıldığının

taraflar arasında tartışma konusu olmadığını ancak asıl şikâyet konusunun

aradan yirmi bir yıl geçmesine rağmen hâlen kamu yararı amacına uygun

çalışmalara tahsis edilmemesi olduğunu vurgulamıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, § 25).

Buna göre taşınmaza ilişkin olarak kamulaştırma kararı verilmesinin üzerinden

yirmi bir yıl geçmesine rağmen mülkten yoksun bırakmaya esas teşkil eden kamu

yararına yönelik proje hayata geçirilmemiştir. AİHM, taşınmazın kamulaştırma

amacına uygun düzenlemeler için kullanılmamasının başvurucuların mülkiyet

hakları bakımından önemli sorunlara yol açtığını belirtmiştir. AİHM'e göre böyle bir kamulaştırma artık kamu yararına

ilişkin bir gerekçeye dayanmayıp başvurucuların söz konusu taşınmazın artı

değerinden mahrum kalmalarına neden olmaktadır. AİHM somut olayda da yirmi bir

yıl geçtiği hâlde taşınmazın kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmadığını

belirterek kamu yararı amacının gerçekleşmediği ve kamu yararı ile

başvurucuların hakları arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna varmıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, §§

26-28).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 31/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

29. Başvurucular, kamulaştırılan taşınmazları yönünden idarece

kamulaştırma amacına uygun hiçbir işlem ve tesis yapılmadığını belirterek bu

taşınmazın kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyip olduğu gibi

bırakıldığından yakınmışlardır. Başvurucular ayrıca spor alanı olarak

kamulaştırılan kendilerine ait taşınmaz bölümünün ihale yoluyla kamulaştırma

bedelinin yaklaşık on dört katı tutarında bir bedelle üçüncü kişilere satılarak

ticari bir kazanç elde edildiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular sonuç olarak

bu gerekçelerle mülkiyethakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

30. Bakanlık görüşünde; kamulaştırma ile mülkiyet hakkının sona

erdiği, mülkün ve müdahalenin varlığının kabulü hâlinde ise iade hakkının

mutlak olmadığı ve taşınmazın gelir getirmek amacıyla özel sektöre

devredilmesinin kamu yararına olduğu bildirilmiştir. Bakanlık ayrıca spor alanı

olarak ayrılan kısmın başvurucuların payına isabet eden kısımdan fazla olduğunu

belirtmiştir.

B. Değerlendirme

31. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

33. Kamu yararı amacına dayalı olarak kamulaştırılan,

başvuruculara ait taşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence

kapsamına girdiğinde kuşku bulunmamaktadır (Cemile

Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 25). Kaldı ki kamulaştırılan

taşınmazın dayandığı kamu yararı amacına uygun kullanılmaması -2942 sayılı

Kanun'un 23. maddesindeki düzenlemeler de dikkate alındığında- taşınmazın başvuruculara

iadesi yönünden en azından bir meşru beklenti de oluşturmaktadır. Buna göre

başvuru konusu olayda Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkının

varlığı konusunda şüphe bulunmamaktadır (Benzer yöndeki karar için bkz. Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §

49).

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

34. Başvurucuların kamulaştırılan taşınmazının

kamulaştırıldıktan sonra kamu yararı amacına uygun kullanılmayıp üçüncü

kişilere devredilmesi mülkiyetten yoksun bırakma sonucunu doğurduğundan bunun

Anayasa’nın 35. maddesi anlamında sahip olunan mülkiyet hakkına müdahale

oluşturduğu açıktır. Bu sebeple başvurunun mülkiyetten yoksun bırakmaya ilişkin

ikinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekir (Benzer yönde bir karar için bkz.

Nusrat Külah, § 51).

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

35. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

36. Anayasa’nın 35. maddesinde, mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş; bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 62).

i. Kanunilik

37. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir

kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

38. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık konusu taşınmaz, 2942

sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yöntemince kamulaştırılmıştır. Dolayısıyla

kamulaştırma yoluyla yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunduğu

kuşkusuzdur.

ii. Meşru Amaç

39. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

40. Başvuru konusu olayda taşınmazın 3/5/1985 tarihli ve 3194

sayılı İmar Kanunu'nun 10. maddesi ile 2942 sayılı Kanun hükümleri uyarınca

spor alanı olarak kamulaştırıldığı anlaşılmakla kamulaştırma işleminin kamu

yararı amacıyla yapıldığı görülmektedir. Ancak başvurucular, taşınmazın kalan

kısmının kamu yararı amacı dışında kullanılmadığından yakınmaktadırlar. Anayasa

Mahkemesinin Nusrat Külah kararında da değinildiği üzere

mülkiyetten yoksun bırakan bir işlemin salt soyut olarak kamu yararı amacının

bulunması kural olarak yeterli olmayıp ayrıca kamu yararı amacının dayandığı

sebeplerin somut olarak gerçekleştirilmesi de gerekmektedir (Nusrat Külah, §§ 65, 69; Motais de Norbonne/Fransa, § 20; Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 26, 27).

41. Bununla birlikte müdahalenin niteliğini ve olayın

koşullarını dikkate alan Anayasa Mahkemesi, meşru amaç unsurunu müdahalenin

ölçülülüğü ile birlikte sorgulayarak sonuca varacaktır (Benzer yöndeki yaklaşım

için bkz. Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras, B. No: 2014/11994, 9/3/2017, § 75).

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

42. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki, ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin

hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması, kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

43. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

44. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması

hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir

dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak

aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır.

Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir taraftan

ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

45. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine göre

devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının

bulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullerine

uyulması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi

kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, özel mülkiyet

alanına devletin bir müdahalesidir. Kamulaştırma işlemi, taşınmaza el koymaya

zorunlu kalındığında kamu yararının özel mülkiyet hakkından üstün tutulduğu

durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa'da belirlenen usul güvenceleri izlenerek

yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, § 11).

46. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma,

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına

getirilmiş anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla 46. maddede belirtilen

kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir düzenleme, 35. maddeye bir

aykırılık oluşturmayacaktır. Kamulaştırma, Anayasa'da özel mülkiyetin kamuya

geçirilmesi konusunda başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlenmiş olup bir

taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının malikin rızası olmaksızın kamu yararı

için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafından sona erdirilmesidir. Bu

yönteme başvurulması için gereklilik

ve kamu yararının varlığı

koşullarının bulunması zorunludur.Kanun

koyucu kamulaştırılacak arazi ve tesislerin tespitini ihtiyaç duyulması şartına bağlayarak gereklilik koşulunu düzenlemiştir. Ayrıca

işlemin 2942 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğu belirtilerek kamulaştırma

yoluna ancak kamu yararının gerektirdiği

hâllerde başvurulabileceği düzenlenmiştir (AYM, E.2017/110,

K.2017/133, 26/7/2017, §§ 12, 15).

47. Kamulaştırmanın belirgin unsuru, mülkiyetin el

değiştirmesinde kamu yararının bulunması ve bu yararın o işlemi gerekli hâle

sokmasıdır. Kamu yararının bulunmadığı hâllerde kamulaştırmadan da söz

edilemez. Daha açık bir deyişle kamu yararı olmadıkça devletin değil gerçek

karşılıkla bunun çok daha üstünde olan bedellerle dahi bireylerin mülkiyet

hakkına el atması düşünülemez. Halka hizmet götürmek veya istenen ekonomik

kalkınma görevini yerine getirebilmek, başka bir deyişle daha yaygın bir kamu

görevi yapabilmek için bireylerin özel mülkiyetinde bulunan kimi taşınmaz

malların kamulaştırılması gerekli olabilir. Bu gibi hâllerde devlet zor alım

hakkının sahibidir. Kamu yararı kamulaştırmayı zorunlu kılıyorsa devlet bu

hakkını kullanacaktır. Ancak bu hakkın karşısında bireylerin de kamulaştırılan

taşınmazlarının bedellerini istemek hakkı vardır. Mülkiyet hakkının doğal bir

sonucu olarak bu bedelin taşınmaz değerinin tam karşılığı olması gerekir. Bir

yanda devlet veya kamu kuruluşu, kamu yararının zorunlu kıldığı hâllerde

bireylerin rızasına bakmaksızın onların mülkiyetindeki taşınmazları alma

hakkını kullanacak; öte yanda bireyler kamulaştırılan taşınmazlarının tam

karşılıklarını, mülkiyet hakkının gereği olarak devletten istemek hak ve yetkisini

ellerinde tutacaklardır (AYM, E.1976/38, K.1976/46, 12/10/1976).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

48. Başvuru konusu olayda başvurucuların taşınmazı spor alanı

yapılmak üzere 20/9/2007 tarihli yargı kararıyla Belediye adına

kamulaştırılmıştır. Kamulaştırma sonrası taşınmazın imar durumu akaryakıt

istasyonu, ticaret alanı ve spor alanı olarak değiştirilerek ifraz yoluna

gidilmiş; ayrılan taşınmazlardan 4603 ada 3 ve 5 parsel sayılı taşınmazlar

ihale yoluyla üçüncü kişilere satılmıştır. Başvurucular, kendilerine ait

taşınmaz bölümünün 5 parsel sayılı taşınmazda kaldığını ileri sürmüşlerdir.

Başvurucuların açtığı tazminat davasında ilk derece mahkemesince yapılan

keşifler sonucu düzenlenen kadastro uzmanı teknik bilirkişi raporlarında da

başvurucuların kullandığı kısmın 5 parsel sayılı taşınmazda kaldığı

belirtilmiştir. Ancak kamulaştırma öncesi taşınmazın paylı mülkiyete tabi

olduğu vetaşınmazın kullanılan kısma göre ifraz

edilmemiş olduğu görülmektedir.

49. Diğer taraftan derece mahkemelerince taşınmazın başvurucular

tarafından kullanılan kısmının üçüncü kişilere satıldığı kabul edilmekle

birlikte ifraz yoluyla oluşan 4603 ada 2 parsel sayılı taşınmazın spor alanı

olarak muhafaza edilerek üçüncü kişilere devredilmediğine vurgu yapılmıştır.

Bununla birlikte derece mahkemelerinin de kabul ettiği üzere 4603 ada 2 parsel

sayılı taşınmazın kamulaştırıldığı 2007 yılından bu yana kamulaştırma amacına

uygun olarak kullanılmadığı görülmektedir. Buna göre söz konusu taşınmaz üçüncü

kişilere satılmamış ise de aradan on bir yıl gibi bir süre geçmesine rağmen bu

taşınmaz yönünden kamulaştırma amacı gerçekleştirilmemiştir.

50. Bu aşamada belirtmek gerekir ki taşınmazın kamulaştırma

amacı dışında kullanılmakla birlikte kamu yararına yönelik başka bir ihtiyaç için

tahsis edilmesi hâlinde yine kamu yararı amacının mevcut olduğu ancak sadece

sebebinin değişmiş olduğu kabul edilmelidir. Diğer taraftan Anayasa

Mahkemesinin daha önce Habibe Kalender ve diğerleri(B.

No: 2013/3845, 1/12/2015) kararında açıklandığı üzere taşınmazın kamulaştırma

amacına uygun bir şekilde tahsis edilmesinden sonra bu ihtiyaca lüzum kalmaması

nedeniyle farklı amaçlarla kullanılması da somut olayın koşullarına bağlı

olarak mülkiyet hakkının gerekliliklerine bir aykırılık teşkil etmez (Habibe Kalender ve diğerleri, §§ 45, 48).

51. Yukarıda da değinildiği üzere kamulaştırma tarihinde kamu

yararının soyut olarak bulunması yeterli olmayıp ayrıca bu doğrultuda

kamulaştırma amacının somut olarak gerçekleştirilmesi de beklenmektedir.

Kamulaştırma ile bireylerin rızası dışında mülklerinden yoksun bırakılmalarına

yol açılmakta olup bunun ise ancak somut bir kamu yararı amacının varlığı

hâlinde Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerine uygun düşeceği kuşkusuzdur. Bu

bağlamda devletin kamulaştırılan taşınmazı -genel bir reform çalışması veya

daha baskın bir sosyal ihtiyacın karşılanması şeklindeki belirli istisnai

durumlar dışında- sadece gelir elde edilmesi veya diğer özel kişilere menfaat

sağlanması gibi amaçlarla kullanması kamu yararına dayalı meşru bir amacının

bulunmadığını gösterir. Aksi takdirde bireylerin rızası dışında yoksun

bırakıldıkları taşınmazların mülkiyetinin kamu yararı amacı olmaksızın başka

özel kişilere devrine veya bu taşınmazların spekülatif amaçlarla elde tutulması

gibi sonuçlara yol açıldığı gibi elde edilen mülkün oluşturduğu artı değerden

ise mülk sahibinin yoksun bırakılmış olur. Bunun yanında taşınmazın makul

sayılamayacak bir süre kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmamasının

-taşınmazın değerinde bu sürede yaşanan artış karşısında mülkün oluşturduğu

artı değerden mülk sahibinin yoksun bırakılmasına sebebiyet verdiğinden- mülk

sahibine aşırı bir külfet yüklediği açıktır.

52. Nitekim kanun koyucu da kamulaştırma amacına veya kamu

yararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisine lüzumu kalmaması hâlinde

taşınmazın kamulaştırılmasından vazgeçilerek mülk sahibine iade edilmesini

sağlayan çeşitli düzenlemeler yapmıştır. Buna göre 2942 sayılı Kanun'un 22.

maddesinde, idarenin kamulaştırmadan vazgeçmesiyle taşınmazın devri ve mülk

sahibine iadesine ilişkin hükümler düzenlenmiş; 23. maddede de mal sahibinin

geri alma hakkı hüküm altına alınmıştır (bkz. §§ 17, 18).

53. Somut olayda ise başvuruya konu taşınmaz bölümünün

kamulaştırıldığı 2007 yılından bu yana on bir yıl geçmesine rağmen hiçbir zaman

kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar

gerek bütçe imkânları gerekse kamulaştırma projesinin gerçekleşmesi önündeki

muhtemel fiziksel ve ekonomik sebepler yüzünden kamulaştırma yapıldıktan sonra

belirli bir süre boyunca kamu yararı amacının gerçekleşmemesi mazur

görülebilirse de somut olayda olduğu gibi on bir yıl gibi bir süre boyunca

belirtilen kamulaştırma amacına uygun hiçbir işlem yapılmaması makul görülemez.

Ayrıca kamu makamları somut olay bakımından taşınmazın kamulaştırma amacının

niçin gerçekleştirilemediğine dair somut herhangi bir gerekçe ise ortaya

koyamamışlardır. Öte yandan imar planında taşınmazın kullanım durumunun

kamulaştırma amacına uygun olması da mevcut fiilî durumda taşınmazın kamu

yararına kullanılmadığı olgusunu değiştirmemektedir. Esasen başvurucular, zaten

taşınmazın imar durumu doğrultusunda yapılan kamulaştırma amacına uygun

kullanılmadığından yakınmaktadırlar.

54. Anayasa Mahkemesi daha önce taşınmazların kamu yararı amacı

doğrultusunda hiç kullanılmadan üçüncü kişilere satıldığının tespit edildiği

başvurularda meşru amaç ve ölçülülük yönlerinden mülkiyet hakkının ihlaline

karar vermiştir (Nusrat Külah, §§ 57-70; Süleyman Oktay Uras ve Sevtap

Uras, §§ 78-82). Bu aşamada belirtmek gerekir ki kamulaştırılan

taşınmazlara yönelik olarak kamu yararı amacına aykırı hukukî işlem ve

tasarruflarda bulunulması yanında bu taşınmazların, makul bir süre geçtiği

hâlde kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmaması da mülkiyet hakkına

ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir. Buna göre kamulaştırılan taşınmazın

kamu yararı amacına tahsis edilmemesi,yukarıda

da değinildiği üzere, aradan geçen sürede mülkün oluşturduğu artı değerden mülk

sahibinin yararlandırılmamasına ve esas itibarıyla taşınmazın gerçek değeri

üzerinden kamulaştırılmamasına sebebiyet vermektedir.

55. Sonuç olarak somut olayda kamulaştırma tarihinden bu yana

geçen sürenin uzunluğu ve söz konusu taşınmazın değerinde bu sürede yaşanan

artış dikkate alındığında başvurucuların mülkün oluşturduğu artı değerden

yoksun bırakıldığı anlaşılmaktadır. Ancak derece mahkemelerince, kamulaştırılan

taşınmazın kamulaştırma amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı

değerlendirilmeden sadece bu taşınmazın üçüncü kişilere devredilmemesinin tazminatı

gerektirmediği belirtilerek dava reddedilmiştir. Hâlbuki olayda başvurucuların

taşınmazı, kamu yararı amacına uygun kullanılmadığı gibi ilgili kanun hükümleri

çerçevesinde iade de edilmemiştir. Dolayısıyla somut olayda aradan on bir yıl

geçtiği hâlde taşınmazın kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmaması

nedeniyle kamu yararı amacı gerçekleştirilmemiş, bu sürede taşınmazın değerinde

yaşanan artış dikkate alındığında başvurucuya ödenen kamulaştırma bedelinin

taşınmazın gerçek değeriniyansıtmaktan uzak kaldığı

anlaşılmıştır. Başvurucuların uğradığı zararın tazmini yoluna da gidilmediğine

göre müdahalenin başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemesinden

dolayı kamu yararı ile başvurucuların mülkiyet hakkının korunması arasındaki

adil dengenin başvurular aleyhine bozulduğu ve mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin bu sebeple ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

58. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

59. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

60. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının

yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının

nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı

ilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §

56).

61. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

62. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı durumlarda

6216 saylı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa

Mahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması gerekenlere

hükmeder. İdari eylem ve işleme karşı başvurulacak kanun yolları varsa ve bu

yollar tüketildikten sonra yapılan bireysel başvurunun incelenmesi sonucu ihlal

tespiti yapılmışsa yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin tespit edilen

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunduğu durumlarda kararın

bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilebilir.

63. Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği hâllerde

yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine

değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece

mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

64. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi, kararın

kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen

ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır (Mehmet Doğan, § 60).

65. Başvurucular, maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

66. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların kamulaştırılan

taşınmazının idare tarafından kamu yararı amacına uygun kullanılmaması

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla

somut başvuruda, ihlalin idari işlemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla

birlikte idare tarafından yol açılan ihlale yönelik olarak etkili bir hukuk

yolunun mevcut olduğu ancak başvurucuların açtığı davanın reddedilmekle ihlalin

sonuçlarının giderilmemiş olduğu görülmektedir.

67. Bu durumda somut başvuru bakımından ihlalin idari işlemden

kaynaklandığı tespit edilmekle birlikte yeniden yargılama yoluyla derece

mahkemelerinin tespit edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının

bulunduğu anlaşılmakla kararın bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere Gaziantep 7. Asliye Hukuk

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

68. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması

gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve

nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemelere

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

69. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi ihlalinin

sonuçları bakımından yeterli bir giderim oluşturduğundan başvurucuların

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Gaziantep 7. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2012/230, K.2013/644) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin müştereken BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

31/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucular

:

1. Derya

ALPDOĞAN

2. Hakan

ALPDOĞAN

3. Hülya

TORUN

4. Meral

ALPDOĞAN

Vekili : Av. Hasan Eser ŞAHİN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/6845, 31 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Kamulaştırma Süreci
  7. B. İmar Plan Değişikliği
  8. C. Tazminat Davası Süreci
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  16. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  17. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  18. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  19. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  20. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  22. Özgüldür
  23. Gökcan
  24. Alpdoğan
  25. Alpdoğan
  26. Torun
  27. Alpdoğan
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/6845
Tarih
31 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Hüseyin Ulluğoğlu Başvurusu (B. No: 2016/29469)
  • Gülşen Tüzün Başvurusu (B. No: 2016/6621)
  • Ali Galip Doğan Başvurusu (B. No: 2015/6682)
  • Mehmet Yalçın Akdeniz Başvurusu (B. No: 2015/19154)
  • Salih Recep Şirin Başvurusu (B. No: 2015/5173)
  • Ümit Okutan Başvurusu (B. No: 2015/7104)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.