İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Yalçın Akdeniz Başvurusu (B. No: 2015/19154)

1. Başvuru, otuz yılı aşan hizmet süresi için hizmet

Başvuru No2015/19154Tarih31 Ekim 2018Okuma22 dk · 4.460 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Yalçın Akdeniz Başvurusu

Karar tarihi
31 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2015/19154
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.460 kelime·22 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, otuz yılı aşan hizmet süresi için hizmet

tazminatının ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucu Türk Standartları Enstitüsünde (TSE veya Enstitü)

27/11/1969 tarihinden itibaren otuz yıldan uzun bir süre boyunca uzman olarak

görev yapmakta iken Yönetim Kurulunun 11/5/2009 tarihli kararı ile yaş haddi

nedeniyle resen emekliye sevk edilmiştir. Başvurucuya Enstitüde geçen

hizmetlerine karşılık otuz yıl üzerinden hesaplanan hizmet tazminatı

ödenmiştir.

10. Başvurucu otuz yılı aşan hizmetleri için de tazminat

ödenmesi talebiyle 10/7/2009 tarihinde TSE'den talepte bulunmuştur. TSE

8/9/2009 tarihinde başvurucuya gönderdiği bir yazı ile bu talebi reddetmiştir.

Yazıda, TSE Personel Yönetmeliği'nin 86. maddesine göre ödenecek tazminat tutarının

otuz yılı geçemeyeceği yönündeki düzenlemeye işaret edilmiştir. Ayrıca bu yönde

bir uygulamanın emekli ikramiyesi yönünden 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı

Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun 89. maddesinde de mevcut olduğu

belirtilmiştir. Sonuç olarak talebe konu otuz yıl üstü hizmet tazminatının

genel hükümlere ve anılan Yönetmelik maddesine göre ödenmesinin mümkün olmadığı

bildirilmiştir.

11. Başvurucu söz konusu idari işleme karşı TSE aleyhine

26/4/2010 tarihinde Ankara 16. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası

açmıştır. Dava dilekçesinde, başvurucunun özlük hakları bakımından 17/7/1964

tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar Kanunu hükümlerine tabi olduğu ve

bu mevzuatta ise emeklilik ikramiyesinin otuz yıl üzerinden verilmesi

gerektiğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı belirtilerek dava konusu işlemin

iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

12. Mahkeme 23/11/2010 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun kamu görevlisi olup işçi

statüsünde bulunmadığından 506 sayılı mülga Kanun hükümlerinin uygulanamayacağı

belirtilmiştir. Mahkemeye göre olayda kamu görevlilerinin emekliliği ile ilgili

genel mevzuat olan 5434 sayılı Kanun'un 89. maddesi dikkate alınmalıdır. Bu

maddeye göre ise emekli ikramiyesinin hesaplanmasında, otuz fiilî hizmet

yılından fazla süre nazara alınmaz. Mahkeme ayrıca TSE Personel Yönetmeliği'nin

ödenecek hizmet tazminatı tutarının otuz yılı aşamayacağı yönündeki 86.

maddesine de dikkat çekmiştir. Mahkeme bu gerekçelerle başvurucuya otuz yılı

aşan hizmet süresi için hizmet tazminatı ödenmemesine yönelik dava konusu

işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.

13. Temyiz edilen karar Danıştay Onbirinci

Dairesince 28/11/2011 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi

aynı Dairenin 16/10/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

14. Nihai karar başvurucu vekiline 11/11/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 9/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

16. 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesinin kısmen iptal edilmeden

önceki hâliyle ilgili kısmı şöyledir:

"Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya

31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası

Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden

emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme

yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık

bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.

Birinci fıkra kapsamına girmemekle birlikte,

bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmeti

bulunanlardan mülga 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen

Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi uyarınca

birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malullük

aylığı bağlananlara ise; bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü

maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda

geçen çalışmalarının, 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü

maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak

sona ermiş olması şartıyla emekli ikramiyesi ödenir.

İkinci fıkra uyarınca ödenecek emekli

ikramiyesi, bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü

maddesi kapsamına giren görevlerde geçen her tam fiili hizmet yılı ile sınırlı

olarak bu görevlerden ayrıldıkları tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık

tutarı üzerinden ve aylığın başlangıç tarihindeki katsayılar dikkate alınarak

ödenir. Mülga 2829 sayılı Kanunun 12 nci

maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi ile üçüncü fıkrasının son

cümlesinin bu maddeye aykırı hükümleri uygulanmaz.

Yukarıdaki fıkralara göre verilecek emekli

ikramiyesinin hesabında 30 fiili hizmet yılından fazla süreler ile mülga 2829

sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden

aylık bağlananlara ödenecek emeklilik ikramiyesinin hesabında bu Kanun veya

5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna

tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen ve 1475 sayılı Kanunun 14 üncü

maddesine göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona eren

geçmiş hizmet süreleri ve her ne suretle olursa olsun evvelce iş sonu tazminatı

veya bu mahiyette olmakla birlikte başka bir adla tazminat ödenen süreleri ile

kıdem tazminatı ya da emekli ikramiyesi ödenmiş olan süreleri dikkate alınmaz.

Ancak, mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanmış olmakla birlikte, bu Kanun

veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi

kapsamında hizmetleri arasında başka bir sigortalılık hali kapsamında çalışması

bulunmayanların emekli ikramiyesine esas fiili hizmet sürelerinin hesabında,

1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesindeki şartlar aranmaz.

..."

17. Anayasa Mahkemesinin 7/1/2015 tarihli ve 29229 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/12/2014 tarihli ve E.2013/111,

K.2014/195 sayılı kararıyla anılan maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “verilecek emekli ikramiyesinin hesabında 30 fiili

hizmet yılından fazla süreler ile” ibaresi iptal edilmiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin desteğine bağlı olan sosyal

hakların en önemlisi sosyal güvenlik hakkıdır. Emekli ikramiyesi, emeklilik,

yaşlılık ya da malullük aylığı almaya hak kazanan kamu çalışanlarına çalışma

hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi

gereğince yapılan bir ödeme türü olup Anayasa'nın 60. maddesinde öngörülen

sosyal güvenlik hakkının kapsamı içerisindedir. Kanun koyucunun, emekli

ikramiyesinin miktarını ve ödenme koşullarını belirleme konusunda, anayasal

ilkelere aykırı olmamak, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek

koşuluyla düzenleme yapma yetkisi bulunmaktadır. Ancak kanun koyucu,

Anayasa'nın 60. maddesi uyarınca sosyal güvenliği sağlama görevini yerine

getirirken, anılan yetkiye dayanarak emekli ikramiyesi ile ilgili keyfi ya da

bu haktan yararlananlar arasında eşitsizliğe neden olacak düzenlemeler yapamaz.

İtiraz konusu ibare ile 5434 sayılı Kanun'un

89. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarına göre verilecek emekli

ikramiyesinin hesaplanmasında 30 fiili hizmet yılından fazla sürelerin dikkate

alınmayacağı öngörülmüştür. İtiraz konusu ibareye tabi olan iştirakçilerin

hukuki durum ve statüleri aynıdır. Aralarındaki yegane

fark 30 yıldan fazla çalışıp çalışmama bakımındandır. Durumlarındaki özdeşlik

nedeniyle her iki grubun kanunun öngördüğü haklardan aynı esaslara göre

yararlanmaları gerekmektedir. Buna rağmen, 30 yıl ve daha az çalışanların

emekli ikramiyesinin hesabında çalıştıkları süre kadar yararlanmalarına olanak

tanındığı hâlde 30 yıldan fazla çalışan iştirakçilerin belirtilen süreden fazla

olan fiili hizmet süreleri için emekli ikramiyesinden yararlandırılmadığı,

ikramiye hesabının 30 yıl ile sınırlandırıldığı görülmektedir. Oysa nitelikleri

ve durumları özdeş olan iştirakçiler aynı konumdadırlar. Ancak itiraz konusu

ibareyle, 30 yıl ve daha az çalışanlar ile fazla çalışanlar arasında

anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul, adil ve haklı bir nedene dayanmayan

bir ayrım öngörülmüştür. Bu durum Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen kanun

önünde eşitlik ilkesini ihlal etmektedir.

Öte yandan, emeklilik için gerekli yaş sınırı

yükseltilmesi nedeniyle iştirakçiler emekli olabilmek için daha fazla çalışmak

zorunda kalmaktadırlar. 30 yıldan fazla çalışmalarına rağmen bu süreler için

emekli ikramiyesi ödenmemesi belirtilen iştirakçiler yönünden hak kaybına neden

olmaktadır. Dolayısıyla iştirakçilerin çalıştığı hâlde bu sürelere ilişkin

emekli ikramiyesi ödenmemesi adalet ve hakkaniyete uygun olmadığından itiraz

konusu ibare, sosyal güvenlik hakkına ve hukuk devleti ilkesine de aykırılık

oluşturmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu ibare

Anayasa'nın 2., 10. ve 60. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."

18. 18/11/1960 tarihli ve 132 sayılı Türk Standartları Enstitüsü

Kuruluş Kanunu'na 11/10/2011 tarihli ve 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin

41. maddesi ile eklenen 10/A maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Enstitünün hizmetlerinin gerektirdiği

görevler için istihdam edilen personel, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci

fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır.

...

Enstitü personelinin izin, disiplin, intibak

işleri ile diğer hususlar yönetmelikle belirlenir.

Enstitü personelinin ücretleri ile diğer malî

hakları, 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14 üncü

maddesi ve anılan madde uyarınca yürürlüğe konulan mevzuat hükümleri

çerçevesinde, kurum içi hiyerarşi gözetilerek Yönetim Kurulunca tespit

edilir."

19. 14/7/2002 tarihli ve 24815 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Türk Standartları Enstitüsü Personel Yönetmeliği'nin 86. maddesinin

ilk hâli şöyledir:

"Aşağıdaki hallerde,

a) Sosyal Güvenlik Kurumu mevzuatına göre

emeklilik hakkını kazanan ve bunu SGK’dan aldıkları

belge ile doğrulayan personele,

b) İsteği halinde, muvazzaf askerlik sebebiyle

görevden ayrılanlara,

c) En az 15 yıl hizmeti bulunmak şartıyla

kendi isteği ile TSE’den ayrılanlara,

d) Ölüm halinde veya sağlık kurulu raporu ile

belgelenen sakatlık, malûllük ve hastalık sebebi ile

görevden ayrılan personele,

e) İstekleri halinde, milletvekili veya

mahalli idareler seçimlerine katılmak maksadı ile ayrılanlara,

f) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan

(T.C. Emekli Sandığı, Bağ-Kur, Sosyal Sigortalar

Kurumu ve benzeri) emekli olarak ikramiyesini alıp Enstitüde çalışırken

ayrılanlara (Çalıştığı süre ile

sınırlı olmak ve toplamda sosyal güvenlik kurumlarında 30 yılı geçmemek üzere),

g) Yeniden seçilemeyen veya ayrılan TSE

Başkanlarına, (TSE’de geçmiş her tam hizmet yılı için Yönetim Kurulu kararına

gerek kalmaksızın),

h) Disiplin cezası haricinde bir nedenle

Yönetim Kurulunca işten çıkarılanlara,

ı) T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal

Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak aynı ya

da değişik kamu kurum ve kuruluşlarında geçen en az toplam 15 yıl hizmeti

bulunan TSE personeline, önceki çalıştığı kurumlardan ayrılırken hangi ad

altında olursa olsun aldığı tazminatın dönemi hariç olmak üzere ve TSE’de en az

dört yıl hizmeti bulunmak şartıyla kamu kurum ve kuruluşlarında geçirdiği

hizmet sürelerinin toplamı da dikkate alınarak,

hizmet tazminatı ödenir.

Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla

hizmet tazminatı veya ikramiye ödenmez.

Birinci fıkranın (ı) bendi gereğince hizmet

tazminatı ödenen personelin bilgileri mükerrer ödemeleri engellemek için hizmet

tazminatı dönemi belirtilmek suretiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilir.

Yukarıda belirtilenlerin dışında TSE’den

ayrılanlara hizmet tazminatı ödenmez. Ödenecek tazminat tutarı 30 yılı geçemez.

Bir yıldan az süreler için ödenecek tazminat orantılanmak suretiyle hesaplanır.

Bu tazminat genel hükümlere göre belirlenen tazminat tavanını geçemez."

20. 3/5/2015 tarihli ve 29344 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Standartları Enstitüsü Personel

Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik'in 1. maddesi ile

anılan Yönetmelik'in 86. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan “(Çalıştığı süre ile sınırlı olmak ve toplamda

sosyal güvenlik kurumlarında 30 yılı geçmemek üzere)” ibaresi ile

dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.

21. Türk Standartları Enstitüsü Personel Yönetmeliğinde

Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik'in 2. maddesi ile anılan Yönetmelik'e

eklenen geçici 7. maddenin birinci fıkrası şöyledir:

"7/1/2015 tarihinden bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarihe kadar emekli olmuş ve hizmet süresi 30 yıldan fazla

olan personele de bu sınırı aşan süre esas alınarak ayrıca hizmet tazminatı

ödemesi yapılır."

B. Uluslararası Hukuk

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı birinci maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

23. Sözleşme'nin 14. maddesi ise şöyledir:

"Bu Sözleşme’de

tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,

siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa

aidiyet, mülkiyet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı

hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır."

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) yerleşik içtihadına

göre Sözleşme'nin 14. maddesi, Sözleşme ve eki protokollerde yer alan diğer hak

ve özgürlükleri tamamlayıcı bir nitelik taşımaktadır. Dolayısıyla sadece

güvence altına alınan diğer hak ve özgürlüklerden yararlanılması bağlamında

uygulanan bu hakkın bağımsız bir şekilde uygulanabilmesi ise söz konusu

değildir (Fâbian/Macaristan [BD], B. No: 78117/13, 15/12/2015, § 112; Rasmussen/Danimarka, B. No: 8777/79, 28/11/1984, § 29). Zira 14.

madde yalnızca Sözleşme’de bulunan hak ve

özgürlüklerin kullanılması bakımından yapılan ayrımcılığı yasaklamaktadır (Gaygusuz/Avustralya, B. No: 17371/90, 16/9/1996, §

36). Bu sebeple bu hakkın ihlal edildiğine ilişkin şikâyet, Sözleşme’deki

hangi hak veya özgürlük bakımından ayrımcılık yapıldığı iddiasını da içermelidir.

Ancak başka bir Sözleşme maddesinin ihlal edildiğini iddia ve ispat etmek şart

olmayıp başvurudaki uyuşmazlık konusunun Sözleşme'deki

diğer maddelerin kapsamında olması gerekli ve yeterlidir (Rasmunssen/Danimarka, § 29).

25. AİHM'e göre farklı muamele nesnel

ve makul bir gerekçeye sahip olmaması hâlinde ayrımcı olarak nitelendirilir.

Diğer bir deyişle meşru bir amaç taşımadığı veya kullanılan araçlarla

gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi

bulunmadığı tespit edilen farklı muamele, ayrımcılık oluşturur (Fabris/Fransa [BD], B. No: 16574/10, 7/2/2013, §

56).

26. AİHM, taraf devletlerin başka koşullarda benzer durumlar

teşkil eden farklılıkların farklı bir muameleyi gerektirip gerektirmediğinin ve

ne ölçüde gerektirdiğinin değerlendirmesinde takdir yetkileri bulunduğunu kabul

etmektedir. Bu takdir alanının kapsamı koşullara, olayın konusuna ve arka

planına göre değişiklik gösterir (Stummer/Avusturya [BD],

B. No: 37452/02, 7/7/2011, § 88). Özellikle ekonomik ve toplumsal stratejiye

ilişkin genel tedbirlerin uygulanması söz konusu olduğunda devletin geniş bir

takdir yetkisinin olduğu kabul edilmektedir (Hämäläinen/Finlandiya, B. No: 37359/09, 16/7/2014, §

109).

27. AİHM; Sözleşme'nin 14. maddesine ilişkin başvurularda,

ölçülülük kriteri çerçevesinde izlendiği iddia edilen amacın önemi, bu amaca

özgülenen ayrımcı müdahalenin başvurucunun mülkiyet hakkına müdahalesinin

ağırlığı, ayrımcı müdahalenin amacın gerçekleştirilebilmesi için uygun ve

elverişli olup olmadığı, söz konusu amacın izlenebilmesi için ayrımcı

müdahalenin yapılmasının zorunlu olup olmadığı, başvurucunun ayrımcı

müdahaleden mağduriyetinin giderilmesi için devlet tarafından önlem alınıp

alınmadığı gibi unsurları denetlemektedir. Ayrıca AİHM, meşru bir kamu

politikasını destekleyen bir müdahalenin uygulamada kabul edilemez derecede

geniş olup olmadığını veya bazı kişilere makul olanın ötesinde veya aşırı bir

yük yükleyip yüklemediğini saptamaya çalışmaktadır (Inze/Avusturya, B. No: 8695/79, 28/10/1987, §§ 44, 45; Thlimmenos/Yunanistan, B. No: 34369/97, 6/4/2000, §

47; Guberina/Hırvatistan, B. No: 23682/13, 22/3/2016,

§§ 66-74; Fâbian/Macaristan, §§ 112-117).

28. Maggio ve diğerleri/İtalya (B. No: 46286/09,

31/5/2011) kararına konu olayda başvurucuların, emekli aylıklarının İsviçre'de

çalıştıkları dönemde ödedikleri primlere göre daha fazla hesaplanması

gerektiğini belirterek yaptıkları talepler ulusal makamlarca reddedilmiştir.

Buna göre başvuruculardan ilki emekli aylığı almaya başladığı 1996 yılından

2009 yılına kadar 1.372 Avro yerine 873 Avro almış, 2010 yılından sonra da

kendisine 1.900 Avro yerine 1.178 Avro ödenmiştir. Bununla birlikte AİHM;

başvurucuların bütünüyle sosyal güvenlik aylığından yoksun bırakılmadığını,

yurt dışında çalıştıkları dönemde ödedikleri primlerin daha az olduğunu ve bu

azaltmanın genel bir eşitliği sağlamaya yönelik olduğunu vurgulamıştır. AİHM

sonuç olarak devletin sosyal güvenlik alanındaki geniş takdir yetkisine de

işaret ederek müdahalenin başvuruculara aşırı bir külfet yüklemediği sonucuna

varmıştır (Maggio ve diğerleri/İtalya, §§ 59-64). Mülkiyet

hakkının ayrımcılık yasağı ile bağlantılı olarak incelenmesi neticesinde de

müdahalenin makul ve nesnel bir amacı olduğu belirtilerek ihlal olmadığına

karar verilmiştir (Maggio ve diğerleri/İtalya, §§ 68-75).

29. Stummer/Avusturya (B. No: 37452/02, 7/7/2011) kararına olayda ise ceza infaz kurumunda

hükümlü olunan sürede yapılan çalışmaların emekliliğe esas alınmaması şikâyet

edilmiştir. AİHM öncelikle Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin mülk edinme hakkı tanımadığını belirterek taraf

devletlerin sosyal güvenlik yardım veya ödemelerini nasıl yapacağı konusunda

takdir haklarının bulunduğunu kabul etmiştir. Ancak bir taraf devletin sosyal

güvenlik ödemesi yapılmasına dair yasal bir düzenleme yapması durumunda bu

yasal düzenlemeye dayalı olarak söz konusu ödemelerin veya yardımların

Sözleşme'nin anılan maddesi çerçevesinde mülk oluşturduğunu vurgulamıştır. AİHM

ayrıca somut olayda olduğu gibi başvurucuya kısmen veya tamamen ödeme

yapılmamasının şikâyet edildiği hâllerde Sözleşme'nin 14. maddesinin ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak incelenebileceğine değinmiştir.

Diğer bir deyişle mülkiyet hakkına ilişkin söz konusu Sözleşme maddesi herhangi

bir biçimde sosyal güvenlik ödemesi alınması hakkı içermese dahi taraf devletin

böyle bir ödeme oluşturması durumunda bu ödemenin Sözleşme'nin 14. maddesine

uygunluğunun incelenmesi gerektiği belirtilmiştir (Stummer/Avusturya, §§ 81-84).

30. AİHM, Sözleşme'nin 14. maddesinde yer alan diğer statü kavramının sınırlı olmadığını

belirterek hükümlü olmanın anılan maddenin amacı çerçevesinde ayrımcılığa temel

oluşturabilecek kişisel statü hâllerinden biri sayılabileceğini kabul etmiştir

(Stummer/Avusturya, § 90). Kararda, başvurucu

hükümlünün diğer çalışanlar ile benzer durumda olduklarını tespit edilmiş,

önemli sayılabilecek prim ödemesi yapılmadığı gözetilerek sosyal güvenlik

sisteminin korunması çerçevesinde müdahalenin meşru bir amacının olduğu

belirtilmiştir (Stummer/Avusturya, §§ 91-98). Son olarak makul ve

nesnel bir amacı bulunduğu belirtilen müdahalenin başvurucuya aşırı bir külfet

yüklemediğinden ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır (Stummer/Avusturya, §§ 99-111).

31. Diğer taraftan AİHM hukuki kesinlik ilkesi gereği anayasa

mahkemelerinin iptal kararlarının geriye dönük olarak haklar tesis

etmeyebileceğini, ayrıca kararların veya yapılan kanuni düzenlemelerin geriye

yürütülmemesi durumunun da ayrımcılık yasağının ihlali anlamına gelmeyeceğini

kabul etmiştir (H.R./Almanya (k.k.), B. No: 17750/91, 30/6/1992; J.R./Almanya (k.k.),

B. No: 22651/93, 18/10/1995; Mika/Avusturya (k.k.), B. No: 26560/95, 26/6/1996). Ayrıca Cassar/Malta (B. No: 50570/13, 30/1/2018)

kararında da AİHM, kira kontrollerine ilişkin kanuni düzenlemenin yürürlüğe

girdiği tarihten sonra uygulanmasını mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık

yasağı kapsamında incelemiştir. AİHM eski düzenlemelerin yerine yenilerinin

kabul edildiği durumlarda hak ve menfaatlerin kabulü için belirli bir yürürlük

tarihinin kabul edilmesinin devletlerin takdir yetkisinde olduğunu, bunun

özellikle düzenlemelerden etkilenenlerin haklarını da koruduğu dikkate

alındığında makul ve nesnel bir gerekçe teşkil ettiğini belirtmiştir (Cassar/Malta, § 66).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 31/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

veBakanlık Görüşü

33. Başvurucu emekli sandığına tabi olduğu kabul edilse dahi

Anayasa Mahkemesince 5464 sayılı Kanun'un 89. maddesinde yer alan ve otuz yılın

üzerindeki çalışma süreleri yönünden emekli ikramiyesi ödenmeyeceğine dair

hükmün iptal edildiğini vurgulamıştır. Başvurucuya göre iptal kararının

uygulanmaması daha önce emekli olanlar ile bu karardan sonra emekli olanlar

arasında haksız bir ayrımcı bir muamele yapılmasına yol açmaktadır. Başvurucu

bu gerekçeyle mülkiyet ve adil yargılanma hakları bağlamında ayrımcılık

yasağının ihlal edildiğini, bu durumun hukuk devletine ve sosyal güvenlik

ilkelerine de aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

34. Bakanlık mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık

yasağı yönünden bir görüş bildirmemiştir. Bakanlık bununla birlikte mülkiyet

hakkı yönünden başvurucunun mevcut bir mülkünün veya mülkü edinmeye yönelik

meşru bir beklentisinin olmadığı görüşünü bildirmiştir. Bakanlık ayrıca sosyal

güvenlik alanında kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisinin olduğuna işaret

etmiştir. Son olarak ilgili kanun hükümleri doğrultusunda başvurucunun

talebinin yargı makamlarınca reddedilmiş olduğu vurgulanmıştır.

B. Değerlendirme

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

36. Anayasa'nın 10. maddesi "ayrımcılık yasağı" biçiminde düzenlenmemiş olsa bile

eşitlik ilkesinin anayasal bağlamda her durumda dayanılacak normatif bir değer

taşıması nedeniyle ayrımcılık yasağının da etkili bir şekilde hayata

geçirilmesi gerekir. Başka bir deyişle eşitlik ilkesi somut bir ölçü norm

olarak ayrımcılık yasağını da içerir (Tuğba

Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 108).Başvurucunun

ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik iddialarının soyut olarak

değerlendirilmesi mümkün olmayıp iddiaların Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer

alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

33). Bu sebeple bu hakkın ihlal edildiğine ilişkin şikâyet, Anayasa ve Sözleşme

kapsamında hangi hak veya özgürlük bakımından ayrımcılık yapıldığı iddiasını da

içermelidir. Ancak Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan başka

bir hakkın ihlal edildiğini iddia ve ispat etmek şart olmayıp başvurudaki

uyuşmazlık konusunun bu koruma alanında yer alan diğer hakların kapsamında

olması gerekli ve yeterlidir.

37. Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak incelendiğinde

başvurucunun temel olarak, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının geriye

yürütülmemesine bağlı olarak hizmet tazminatının ödenmemesinin haksız bir

ayrımcı muameleye yol açtığını şikâyet ettiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla

başvurucunun buna dair şikâyetinin ilgili olduğu mülkiyet hakkı bağlamında

ayrımcılık yasağı iddiası yönünden değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

38. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

39. Anayasa'nın 10. maddesi şöyledir:

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi

düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım

gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

...

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

41. Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce mülkiyet hakkı

bağlamında ayrımcılık yasağına ilişkin ilkeler Reis

Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. ([GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018)

kararında ortaya konulmuştur. Buna göre mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık

iddiasının incelenmesinde öncelikle Anayasa'nın 10. maddesi çerçevesinde benzer

sebebin ve farklı muamelenin mevcut olup olmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda

aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında mülkiyet hakkına müdahale

bakımından farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Bundan sonra

farklı muamelenin -vergilendirme bakımından devletin sahip bulunduğu geniş

takdir yetkisi de gözönünde tutularak- objektif ve makul

bir temele dayanıp dayanmadığı ve müdahalenin ölçülü olup olmadığı sorgulanarak

sonuca varılacaktır (Reis Otomotiv Ticaret

ve Sanayi A.Ş., § 77).

42. Anayasa'nın 10. maddesinde sayılan ayrımcılık sebeplerinin

cinsiyet, ırk veya din gibi bireylerin doğuştan taşıdıkları ya da sonradan

edindikleri kişisel olarak nitelendirilebilecek sebeplerle sınırlı olmadığını

kabul etmiştir. Dolayısıyla bu maddede yer alan benzer sebepler kavramı geniş bir anlamı içermekte olup

maddede yer alan herkes ve benzeri sebepler ifadeleriyle ayrımcılığa

karşı korunan kişi ve ayrımcılık temelleri açısından sınırlı bir yaklaşımın

benimsenmediği gözetilmelidir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki mülkiyet

temelinde de ayrımcılığın yasaklandığı kabul edilmelidir. Nitekim Sözleşme'nin

14. maddesinde mülkiyet (property)

açık bir şekilde ayrımcılık temelleri arasında sayılmıştır. Buna göre kamu

makamlarının mülkiyet hakkının korunması çerçevesinde mülk sahipleri arasında

ayrıma yol açacak müdahalelerde bulunmama yükümlülükleri bulunmaktadır (Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş., §

83).

43. Somut olayda TSE'de görev yapan başvurucuya otuz yılın

üzerindeki hizmet süreleri için 5464 sayılı Kanun'un 89. maddesindeki ödeme

yapılamayacağı yönündeki hüküm ile TSE Personel Yönetmeliği'nin 86.

maddesindeki düzenleme gerekçe gösterilerek tazminat ödemesi yapılmamıştır.

Ancak başvurucunun açtığı davadan sonra ilgili kanun hükmü Anayasa Mahkemesince

iptal edilmiş olup anılan Yönetmelik'teki düzenleme de dava sonuçlandıktan

sonra 3/5/2015 tarihinde ödeme yapılabileceği yönünde değiştirilmiştir. Bununla

birlikte söz konusu Yönetmelik'in geçici 7. maddenin birinci fıkrasında Anayasa

Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girdiği 7/1/2015 tarihinden bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarihe kadar emekli olmuş ve hizmet süresi otuz yıldan fazla

olan personele de bu sınırı aşan süre esas alınarak ayrıca hizmet tazminatı

ödemesi yapılacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla 7/1/2015 tarihinden sonra emekli

olanlara otuz yılı aşan hizmet süreleri yönünden ödeme yapılmakla beraber bu

tarihten önce emekli olanlara ise böyle bir ödeme yapılmamaktadır.

44. Bu durumda aynı kurumda emekli olup hizmet tazminatına hak

kazanan kişilerin karşılaştırma yapmaya müsait olacak şekilde benzer durumda oldukları açıktır. Öte

yandan yukarıda değinilen ilgili Yönetmelik düzenlemelerine göre 7/1/2015

tarihinden önce emekli olanlara hizmet tazminatının otuz yılı geçen hizmetleri

yönünden ödenip bu tarihten sonra emekli olanlara ise ödenmemesinin farklı muamele teşkil ettiği de

kuşkusuzdur.

45. Anayasa Mahkemesi daha önce, emeklilik ikramiyesi gibi

sosyal güvenlik ödemelerinin ekonomik birer mal varlığı değeri olduğundan mülk

teşkil ettiğini kabul etmiştir (Ferda

Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017, § 47). Diğer taraftan

Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeri yükümlülükler ile

sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeye ve ödenmesini

güvence altına almaya yönelik müdahalelerin -taşıdığı amaçlar dikkate

alındığında- devletin mülkiyetin kamu yararına kullanımını kontrol veya

düzenlemesi yetkisi kapsamında incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir (Ahmet Uğur Balkaner [GK],

B. No: 2014/15237, 25/7/2017, § 49; Arif

Sarıgül, B. No: 2013/8324, 23/2/2016, § 50; Narsan Plastik San. ve Tic. Ltd. Şti., B.

No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71).

46. Başvurunun incelendiği mülkiyetin kamu yararına kontrolü

veya düzenlenmesine ilişkin kural bağlamında sosyal güvenlik alanında devletin

geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca benzer

durumlarda farklı bir muamelenin gerekip gerekmediği veya ne ölçüde

gerektiğinin değerlendirmesi bakımından da kamu makamlarının belirli bir takdir

yetkisinin bulunduğu kabul edilmelidir. Ancak bu takdir yetkisinin mülkiyet

hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı yönünden bir sınırının olduğu da

kuşkusuzdur. Buna göre mülkiyet hakkının söz konusu olduğu durumlarda aynı

konumdaki kişiler için farklı muamele uygulanmasına neden olan kamu

makamlarının bu farklılığı haklı kılabilecek makul ve nesnel gerekçeler

sunabilmesi gerekmektedir.

47. Anayasa'nın 153. maddesinin ikinci fıkrası gereği, Anayasa

Mahkemesince iptal edilen kanun hükmü, iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte, Anayasa Mahkemesince daha

ileri bir tarih belirlenmiş ise belirlenen tarihte yürürlükten kalkacaktır.

Aynı maddenin dördüncü fıkrası gereği ise Anayasa Mahkemesi iptal kararları

geriye yürümeyecektir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesince iptal edilen bir kanun

hükmü, iptal kararının yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükten kalkacak

ve iptal kararları geriye yürümeyeceği için de bu kanun hükmüne göre tesis

edilmiş işlemler geçerliliklerini sürdürecektir.

48. Somut olayda derece mahkemelerince başvurucuya otuz yılın

üzerindeki hizmet süreleri için hizmet tazminatı ödenmemesinin gerekçesi olarak

dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 5464 sayılı Kanun'un 89. maddesinde yer

alan ve Anayasa Mahkemesince iptal edilen düzenleme gösterilmektedir. Buna göre

söz konusu hüküm iptal edilmiş olsa da iptal kararının ilgili Anayasa hükmü

gereği geriye yürüyemeyeceği açıktır.

49. Diğer taraftan başvurucu emekli sandığına tabi olmadığı için

iptal edilen söz konusu hükmün kendisi bakımından uygulanamayacağını da ileri

sürmüştür. Ancak bu yorum kabul edilse dahi idarenin ve derece mahkemelerinin

ayrıca 132 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile buna dayalı olarak çıkarılan TSE

Personel Yönetmeliği'nin 86. maddesine de dayandıkları anlaşılmıştır. Her ne

kadar söz konusu Yönetmelik sonradan 3/5/2015 tarihinde değiştirilerek 7/1/2015

tarihinden sonra emekli olanlara otuz yılı aşan hizmet süreleri yönünden de

hizmet tazminatı ödenebileceği düzenlenmiş ise de bu düzenlemelerin dava tarihi

itibarıyla uygulanma olanağının bulunmadığı açıktır.

50. Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği

ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve

işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu

güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ve temel hak

güvencelerinde korunan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği kanunların

ve buna bağlı düzenleyici işlemlerin geriye yürütülmemesini zorunlu kılar (AYM,

E.2009/39, K.2011/68, 28/4/2011).

51. Anayasa'da, iptal kararları idari davalarda olduğu gibi

düşünülmemiş ve iptal edilen kuralın baştan beri geçersiz duruma geldiği esası

benimsenmemiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete

güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir karmaşaya

neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul

edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını

doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki

dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa

Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın

üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından

sonra uygulanma alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal

kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece ortaya çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez."

kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır (AYM, E.1989/11, K.1989/48,

12/12/1989).

52. Somut olayda da idare hizmet tazminatının otuz yılı aşkın

süreler yönünden ödenmesi konusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararını

gözeterek bu kararın yürürlüğe girdiği tarihi esas almıştır. Bu bağlamda hukuk

güvenliği ilkesinin bir gereği olarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının

geriye dönük olarak hak ve menfaatler oluşturmadığı kabul edilmelidir. Bunun

yanında mevzuatta yapılan yeni düzenlemeler çerçevesinde hak ve menfaatlerin

kabulü için belirli bir yürürlük tarihinin belirlenmesi bakımından devletin

geniş bir takdir yetkisi söz konusudur. Dolayısıyla somut olayda olduğu gibi

yalnızca belirli bir tarihten sonraki dönem için hizmet tazminatının Anayasa

Mahkemesinin iptal kararındaki ilkeler doğrultusunda daha yüksek bir tutar

üzerinden ödenmesinin, hukuk güvenliği ilkesinin ağırlığı ve devletin bu

alandaki takdir yetkisi dikkate alındığında objektif ve makul bir gerekçesinin

bulunduğu değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucuya hizmet tazminatının otuz

yıl üzerinden ödendiği ve diğer sosyal güvenlik ödeme ve yardımlarından mahrum

da bırakılmadığı dikkate alındığında müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı

ve olağan dışı bir külfet yüklemediği ve ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

Buna göre mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 10. maddesinde

güvence alınan ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği açıktır.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik nedenleri incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

31/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Mehmet Yalçın AKDENİZ Vekili : Av. Uluğ İlve YÜCESOY

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/19154, 31 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2014/15237, 25/7/2017, § 49; Arif
  13. A. Mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının ihlal
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Özgüldür
  16. Gökcan
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/19154
Tarih
31 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Salih Recep Şirin Başvurusu (B. No: 2015/5173)
  • Ümit Okutan Başvurusu (B. No: 2015/7104)
  • Yusuf Soysal Başvurusu (B. No: 2015/6703)
  • Aysel Geçer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/6675)
  • A.b. ve B.b. Başvurusu (B. No: 2015/7161)
  • Muhammed Daş Başvurusu (B. No: 2015/6320)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.