İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Döndü Demir Başvurusu (B. No: 2013/4193)

1. Başvuru, Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası A.Ş. (Banka)

Başvuru No2013/4193Tarih14 Nisan 2016Okuma32 dk · 6.375 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Döndü Demir Başvurusu

Karar tarihi
14 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/4193
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.375 kelime·32 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası A.Ş. (Banka)

aleyhine yürütülen ilamlı icra takibinin iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet ve

adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/6/2013 tarihinde Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır.Başvuru

formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 21/11/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü26/1/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

2/2/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

karşı beyanlarını 11/2/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 18/5/1993 tarihinde Bankanın Aksaray Şubesi döviz

hesabına yatırdığı 25.052,53 Hollanda Florini'nin

(NLG), İ.A. adına düzenlenen sahte vekâletnameyle çekilmesi nedeniyle 10/2/1994

tarihinde Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde Emlakbank Genel Müdürlüğü

(Banka) ve noter Y.D. aleyhine tazminat davası açmıştır.

9. Mahkemenin 31/1/2003 tarihli ve E.1994/130, K.2003/48 sayılı

kararıyla; Y.D. aleyhine açılan davanın sübut bulmaması nedeniyle reddine,

Banka aleyhine açılan davanın ise kabulüne; 25.052,53 NLG’nin

dava tarihinden itibaren devlet bankalarının dava tarihi itibariyle 3 aylık

vadeli döviz (NLG) tevdiat hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranı

üzerinden hesaplanacak faiz ile birlikte Bankadan alınarak başvurucuya

ödenmesine karar verilmiştir.

10. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin

20/12/2004 tarihli ve E.2004/3177, K.2004/12534 sayılı ilamıyla onanarak

kesinleşmiştir.

11. Banka iktisadi devlet teşekkülü statüsünde iken 15/11/2000

tarihli ve 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası

Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun ile T.C.

Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi

Hakkında Kanun hükümleri uyarınca 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri

Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri

Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 223 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı

Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname

hükümlerine tabi kamu iktisadi teşebbüsleri kapsamından çıkartılarak özel hukuk

hükümlerine tabi anonim şirket statüsüne geçirilmiştir.

12. Bankanın, bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme

yetkisi; 4603 sayılı Kanun’a 20/6/2001 tarihli ve 4684 sayılı Kanun’la eklenen

geçici 3. madde uyarıncasona erdirilmiş, Bankanın

tasfiye hâline girmesi hüküm altına alınmıştır.

13. Banka aleyhine yapılacak takipler yönünden ise mevzuatta

tekrar düzenleme yapılmıştır. Bu çerçevede,4603 sayılı Kanun’un geçici 3.

maddesine, 30/1/2002 tarihli ve 4743 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle; 4389 sayılı

Bankalar Kanunu’nun 16. maddesinin (2) numaralı fıkrasının; banka aleyhine

yapılacak takipler yönünden Tasfiye Halinde Emlak Bankası Anonim Şirketi

hakkında da uygulanacağı hükmü eklenmiştir. 21/4/2005

tarihli ve 5335 sayılı Kanun'un 28. maddesiyle ise; bu madde uyarınca yapılan

devir sonucunda oluşan menfi farktan doğan Hazine alacağının9/6/1932 tarihli ve

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206. maddesi kapsamında imtiyazlı bir

alacak olduğu, söz konusu Hazine alacağının29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı

mülga Türk Ticaret Kanunu'nun 446. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmasında

dikkate alınmayacağı 4603 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesine eklenmiştir.

14. Başvurucu 8/3/2005 tarihinde Aksaray 1. İcra Müdürlüğünün

E.2005/82 sayılı dosyasında Banka aleyhine ilamlı icra takibi başlatmıştır.

15. Takip borçlusu Banka, 4389 sayılı Kanun’un (2) numaralı

fıkrası uyarınca izni kaldırılan Banka aleyhine yapılmakta olan icra iflas

takiplerinin duracağını; ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz veya kesin haciz

uygulanamayacağını, başvurucunun alacağını tasfiye işi ile görevli kuruldan

talep etmesi gerektiğini belirterek takibin iptali talebinde bulunmuştur.

Aksaray İcra Mahkemesinin 11/2/2005 tarihli ve E.2005/23, K.2005/18 sayılı kararıylatakibin iptaline karar verilmiştir.

16. 4389 sayılı Bankalar Kanunu yürürlükten kaldırılmış

19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlüğe girmiştir.

17. Banka Tasfiye Kurulunun 18/7/2007 tarihli kararıyla

başvurucunun alacağı düzenlenen sıra cetvelinde dördüncü sıraya kaydedilmiştir.

18. Başvurucu, tekrar aynı ilama dayanarak 17/1/2011 tarihinde

Aksaray 1. İcra Müdürlüğünün E.2011/189 sayılı dosyasında 74.276 TL tutarında

icra takibi başlatmış; takip borçlusu Banka, 4389 sayılı Bankalar Kanunu

sonrasında yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Banka aleyhine

takip yapılamayacağını belirterek takibin iptali talebinde bulunmuştur.

19. Aksaray İcra Hukuk Mahkemesinin 13/4/2011 tarihli ve

E.2011/61, K.2011/154 sayılı kararıyla Banka hakkında yeni icra ve iflas takibi

yapılamayacağına dair yasal mevzuat gerekçe gösterilerek takibin iptaline karar

verilmiştir.

20. Temyiz üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 26/1/2012

tarihli ve E.2011/15692, K.2012/1669 sayılı ilamıyla karar onanmıştır.

21. Karar, başvurucuya 2/3/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucu 5/11/2012 tarihinde Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine (AİHM) başvurmuş, AİHM’in 25/1/2013

tarihli yazısıyla AİHM İçtüzüğü’nün 47. maddesinde

öngörülen bütün bilgilerin iletilmemesi nedeniyle başvurucu adına herhangi bir

dava dosyası açılmadığı bildirilmiştir.

23. Başvurucu, AİHM kararını 10/6/2013 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

24. Başvurucu 12/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

25. Bankanın Anayasa Mahkemesine sunduğu 10/12/2015 tarihli

yazıda; Bankanın alacak ve ödemelerinin 2004 sayılı Kanun çerçevesinde

yapıldığı, ilgili Kanun'un 206. maddesine göre imtiyazlı alacak statüsünde

üçüncü sırada bulunan Hazineye olan borcun tamamen ödenmediği, bu nedenle

dördüncü sırada bulunan alacaklara herhangi bir ödemenin yapılmadığı, Mahkeme

ilamına dayanan ve sıra cetvelinde dördüncü sıraya kaydedilen otuz adet

alacağın bulunduğu, tasfiyeye yönelik faaliyetin devam ettiği, başvurucunun

alacağının ne zaman ödeneceğine ilişkin tarih belirtilmesinin mümkün olmadığı

bildirilmiştir.

B. İlgili Hukuk

26. 4603 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"1. Bu Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti

Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası

Anonim Şirketinin (bankalar) çağdaş bankacılığın ve uluslararası rekabetin

gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye hazırlanmalarını sağlayacak

şekilde yeniden yapılandırılmaları ile hisse satışlarına ilişkin düzenlemelerin

ve hisselerin tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine tabî

gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesidir.

2.

Bankalar, anonim şirket statüsündedirler. Bu Kanunda yer alan hükümler dışında

4389 sayılı Bankalar Kanunu ile genel hükümlere tabidirler.

…

5. 233 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri

Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 399 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri

Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı

Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname,2886

sayılı Devlet İhale Kanunu, 6245 sayılı Harcırah Kanunu ve 237 sayılı Taşıt

Kanunu ile bunların ek ve değişikliklerine ilişkin hükümler ile 4046 sayılı

Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde

Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 13 üncü maddesi ve 6762 sayılı

Türk Ticaret Kanununun 277 nci maddesi 2946 sayılı

Kamu Konutları Kanunu, 195 sayılı Basın İlân Kurumu Teşkiline Dair Kanun ve 631

sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Malî ve Sosyal Haklarında

Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik

Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname bankalar hakkında uygulanmaz.”

27. 4603 sayılı Kanun’a 4684 sayılı Kanun’la eklenen geçici 3.

maddenin ilgili kısımları şöyledir:

"Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketinin

yeniden yapılandırma çalışmaları süresinde, Bankanın her türlü bankacılık

hizmetleri ile bankacılık iş veya işlemlerinden ve bankalara olan

yükümlülüklerden doğan taahhütleri ve bankacılıkla ilgili sabit kıymetler dahil

kanuni takibe intikal etmiş alacaklar, memur maaşına ve TÜFE’ye endeksli yuva

kredileri ile 2001/2202 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 1 inci maddesi ile

devri öngörülen Türkiye Emlak Bankası A.Ş.’nin

varlıkları hariç tüm aktifleri bankaların yönetim kurullarının kendi aralarında

düzenleyecekleri protokol doğrultusunda, protokole konu bütün hak, alacak ve

borçlar, alacaklıların rızası veya sair herhangi bir işleme gerek kalmaksızın,

Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketine veya Türkiye Halk Bankası

Anonim Şirketine devredilir. Söz konusu işlemlere ilişkin olarak Bankacılık

Düzenleme ve Denetleme Kurumunun uygun görüşü alınır.

…

Bu madde hükmü uyarınca yapılan Türkiye Emlak

Bankası Anonim Şirketinin devir işlemleri nedeniyle doğan menfi farka ilişkin

hesaplar muhasebe kayıtları bakımından Tasfiye Halinde Emlak Bankası Anonim

Şirketinin Hazineye borçlu olmasını sağlayacak şekilde izlenir. (Ek cümle:

21/4/2005-5335/28 md.) Bu madde uyarınca yapılan

devir sonucu oluşan menfi fark nedeniyle doğan Hazine alacağı 2004 sayılı İcra

ve İflas Kanununun 206 ncı

maddesi kapsamında imtiyazlı bir alacak niteliğindedir. Bu madde uyarınca

yapılan devir sonucu oluşan menfi fark nedeniyle doğan Hazine alacağı 6762

sayılı Türk Ticaret Kanununun 446 ncı

maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmasında dikkate alınmaz.

...

Devir işlemlerinin tamamlanmasını takiben

Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketinin bankacılık işlemleri yapma ve mevduat

kabul etme yetkisi sona ererek tasfiye haline girer. Bankanın tasfiyesi banka

genel kurulunca belirlenecek üç kişiden oluşan Tasfiye Kurulunca genel

hükümlere göre yürütülür."

28. 4603 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin 4743 sayılı

Kanun’un 6. maddesiyle eklenen sekizinci fıkrası şöyledir:

“4389 sayılı Bankalar

Kanununun 14 üncü maddesinin (5) numaralı fıkrasının (c) bendi hükümleri

bankanın taraf olduğu davalar yönünden (tesis edilen teminatlar iade olunur);

16 ncı maddesinin (2) numaralı fıkrası hükümleri

banka aleyhine yapılacak takipler yönünden ve 16 ncı

maddenin (9) numaralı fıkrası hükümleri Bankanın alacak ve borçları yönünden Tasfiye

Halinde Emlak Bankası Anonim Şirketi hakkında da uygulanır.”

29. 4389 sayılı mülga Kanun’un “Tasarruf

Mevduatı Sigorta Fonu” kenar başlıklı15. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

Bankalardaki tasarruf mevduatı kamu

tüzelkişiliğini haiz Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından sigorta edilir.

Fon, 14 üncü madde hükümlerine göre hisseleri ve/veya

yönetim ve denetimi kendisine intikal eden bankaların mali bünyelerinin

güçlendirilmesi, yeniden yapılandırılması ve üçüncü kişilere devri ve bu Kanun ile

kendisine verilen diğer işleri de yapmakla görevli ve yetkilidir.

30. 4389 sayılı mülga Kanun’un “Bankacılık

işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırılmasının sonuçları”

kenar başlıklı16. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bir

bankanın bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin

kaldırılması halinde yönetim ve denetimi Fona intikal eder.

İznin kaldırılmasına ilişkin Kurul Kararının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren banka

hakkındaki ihtiyati tedbir dahil her türlü icra ve iflas takibatı durur.”

31. 5411 sayılı Kanun’un “Mülga

kanunlara yapılan atıflar” kenar başlıklı 169. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Diğer kanunlarda mülga 3182 sayılı Bankalar

Kanunu ve bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar

Kanununa yapılan atıflar bu Kanunun ilgili maddelerine yapılmış

sayılır.”

32. 5411 sayılı Kanun’un “Faaliyet

izninin kaldırılması” kenar başlıklı 106. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

“İznin kaldırılmasına ilişkin Kurul kararının

Resmî Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren, banka hakkındaki ihtiyatî tedbir

dahil her türlü icra ve iflas takibatı durur ve yeni icra ve iflas takibi

yapılamaz. Banka hakkında Fon haricinde üçüncü kişiler tarafından açılmış tüm

dava, icra ve iflas takipleri mahkeme, icra ve iflas dairesi tarafından derhal

Fona bildirilir.”

33. 233 sayılı KHK'nın "Tanımlar

ve kısaltmalar" kenar başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"İktisadi

devlet teşekkülü "Teşekkül"; sermayesinin tamamı devlete ait,

iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan, kamu

iktisadi teşebbüsüdür."

34. 233 sayılı KHK'ya ekli tablonun 4603 sayılı Kanun'dan önceki

hâlinin ilgili kısmı şöyledir:

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör Yrd.

:

Gökçe

GÜLTEKİN

Başvurucu

:

Döndü DEMİR

35. 2004 sayılı Kanun'un "Adi

ve rehinli alacakların sırası " kenar başlıklı 206. maddesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"Teminatlı olup da rehinle karşılanmamış

olan veya teminatsız bulunan alacaklar masa mallarının satış tutarından,

aşağıdaki sıra ile verilmek üzere kaydolunur:

Birinci sıra:

A) İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın

açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları

dahil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak

etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları,

B) İşverenlerin, işçiler için yardım

sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması veya bunların yaşatılması

maksadıyla meydana gelmiş ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya

derneklere olan borçları,

C) İflâsın açılmasından önceki son bir yıl

içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her

türlü nafaka alacakları.

İkinci sıra:

Velâyet ve vesayet nedeniyle malları borçlunun

idaresine bırakılan kimselerin bu ilişki nedeniyle doğmuş olan tüm alacakları;

Ancak bu alacaklar, iflâs, vesayet veya

velâyetin devam ettiği müddet yahut bunların bitmesini takip eden yıl içinde

açılırsa imtiyazlı alacak olarak kabul olunur. Bir davanın veya takibin devam

ettiği müddet hesaba katılmaz.

Üçüncü sıra:

Özel kanunlarında imtiyazlı olduğu belirtilen

alacaklar.

Dördüncü sıra:

İmtiyazlı olmayan diğer bütün alacaklar"

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu, ilama dayanan alacağını 1994 yılından bu yana

tahsil edemediğini, Bankanın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (Fon)

devredilmemesine karşın, 4603 sayılı Kanun'a eklenen geçici 3. maddeyle Fon'a

devredilen Bankaları ilgilendiren Kanun hükmüne atıf yapıldığını, bu nedenle

Banka aleyhine icra takibinde bulunamadığını, ilgili Kanun maddesi sonucunda

hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğini, davalı Bankanın alacağını sıra

cetveline kaydettiğini ve sırası geldiğinde ödeme yapacağını beyan ettiğini

belirterek eşitlik ve hukuk devleti ilkelerinin, mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının mülkiyet ve adil

yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür. Bununla birlikte

başvurucu her ne kadar alacağını 1994 yılından itibaren tahsil edemediğini

ileri sürmüşse de Mahkeme kararının 20/12/2004 tarihinde onanarak kesinleştiği

anlaşıldığından incelemenin bu tarih esas alınarak yapılması gerektiği tespit

edilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

39. Başvurucu, ilama dayanan alacağını uzun yıllardır tahsil

edemediğini (bkz. §§ 7-25) belirterek mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

40. Bakanlık görüş yazısında Anayasa Mahkemesinin bireysel

başvuruları inceleme hususunda zaman bakımından yetkisinin 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve eylemlere ilişkin başvuruları kapsadığı

belirtilerek bireysel başvuru konusu yapılan kararın 23/9/2012 tarihinden önce

kesinleştiği hususunun kabul edilebilirlik incelemesinde dikkate alınması

gerektiği bildirilmiştir.

41. Bakanlığın görüşüne karşı başvurucu, AİHM'e

yaptığı başvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiğini bildirmiştir.

42. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler."

43. Anılan hüküm uyarınca Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman

bakımından başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkemenin yetkisinin geriye yürür

şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir. Bu nedenle

Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine

yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 22).

Genel kural bu olmakla birlikte Kanun hükmünün dar yorumlanması suretiyletemel hak ve özgürlüklere ilişkin süreklilik arz

eden ihlal iddialarının bireysel başvuru incelemesi dışında bırakılması,

Anayasa'nın ruhuyla bağdaşmaz (Benzer yönde AİHM kararı için bkz. Papamichalopoulos/Yunanistan, B. No: 14556/89, 24/6/1993, §

46; Agrotexim ve

diğerleri/Yunanistan, B. No: 14807/89, 24/10/1995 § 58; Loizidou/Türiye,

15318/89, 18/12/1996, §§ 41, 42).

44. Somut başvuru açısından, başvurucunun ilk olarak 8/3/2005

tarihinde ilamlı icra takibi başlattığı, düzenlenen sıra cetveline kaydedilen

alacağın hâlen ödenmediğinden şikâyet ettiği anlaşılmıştır. Maddi hukuk

hükümlerine göre zamanaşımı süresi doluncaya kadar alacak talep edilebilir

olduğundan, yargı kararının icra edilmediği yönündeki şikâyetlerin, 23/9/2012

tarihinden önce kesinleşen mahkeme kararına dayanması, Anayasa Mahkemesinin

zaman bakımından yetkisizliği sonucunu doğurmamaktadır (bkz. § 25).

45. Başvurucunun ilama dayanan alacağının Mahkemenin karar

tarihinden günümüze kadar geçen sürede ödenmediği iddiası dikkate alındığında,

başvurunun incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

dâhilindedir.

46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

47. Başvurucu; ilama dayanan alacağını tahsil edemediğini,

Bankanın Fon'a devredilmemesine karşın 4603 sayılı Kanun'a eklenen geçici 3.

maddeyle Fon'a devredilen Bankaları ilgilendiren Kanun hükmüne atıf

yapıldığını, bu nedenle Banka aleyhine icra takibinde bulunamadığını belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun ihlal iddialarının,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (Sözleşme) Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.

maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi ile Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkı çerçevesindedeğerlendirilmesi

gerektiği ifade edilmiştir. İhlal iddialarına konu olduğu ileri sürülen işlem

ve eylemlerin kamu gücü tarafından gerçekleştirilmediği, özel hukuk tüzel

kişisi statüsünde bulunan Banka tarafından gerçekleştirildiği, başvurucunun

ihlal iddialarının devletin pozitif yükümlülüğünden kaynaklanmadığı

belirtilmiştir.

49. Bakanlığın görüşüne karşı başvurucu, mülkiyet hakkının ihlal

edildiği yönündeki şikayetini tekrarlamıştır.

50. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

51. Anayasa'nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

52. Mutlak değil, sınırlanabilir bir hak olan mülkiyet hakkı

Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.

Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında genel olarak hak tanınmakta,

ikinci ve üçüncü fıkralarında da sınırlama ve güvence ölçütleri

gösterilmektedir. Bu sınırlama ve güvencelerin Anayasa’nın 13. maddesinde yer

alan ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

53. Mülkiyet hakkına getirilen sınırlandırmanın; Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen

nedene dayanma, kanunlar tarafından öngörülme ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

54. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele “mülkiyet hakkına” yönelik bir müdahale

bulunup bulunmadığını belirlemektir. Sonraki aşamalarda, varlığı kabul edilen

müdahalenin kanuni dayanağı olup olmadığı, meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı,

müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile başvurucuya yüklenen külfetin

ölçülü olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi gerekir.

i. Mülkün Varlığı

55. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının

ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu

"sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin

bulunması gerekmektedir (Selçuk Emiroğlu,

B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

56. Bu kapsamda öncelikle mülkiyet hakkının kapsamına dâhil

olabilecek malvarlığı değerlerinin belirlenmesi gerekir. Anayasa'nın 35.

maddesinin koruma alanı içinde yer alan menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk

girebileceği gibi kesin bir şekilde tanımlanmış alacak hakları da girebilir (İsmet Sarıcı, B. No: 2012/1304, 25/2/2015,

§ 53).

57. Bir mahkeme hükmünden doğan alacak, icra edilebilir

olduğunun kanıtlanması durumunda mal ve mülk olarak kabul edilebilir. Başvuruya

konu olayda başvurucunun mahkeme ilamına dayanan icra edilebilir nitelikte bir “alacak hakkının” doğduğu ve bunun

mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır (İsmet Sarıcı, §§ 54, 55).

ii. Müdahalenin

Mevcudiyeti ve Türü

58. Somut olayda önceliklemüdahalenin

kamu gücü kullanan organlar tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin

tespiti gerekir.

59. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında başvurunun konusu; kamu

gücünün işlemleri, eylemleri ya da ihmalleridir. "Kamu gücü" nü kullanan organlar ise başta devlet

tüzel kişiliği içinde yer alan yasama, yürütme ve yargı organları ve bu

organlara tabi olan merciler ile yerinden yönetim kuruluşlarıdır. Bireysel

başvuru kamu gücü kullanan

organların icrai ya da ihmali bir eylemine ya da

işlemine karşı yapılabilir (Ali Kemal Renklioğlu, B. No: 2012/171, 12/2/2013, §§

15,16).

60. Somut olayda kamu bankası olan Türkiye Emlak Bankası Anonim

Şirketinin, 4603 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle çağdaş bankacılığın ve

uluslararası rekabetin gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye

hazırlanmalarını sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılması, hisse satışlarına

ilişkin düzenlemelerin ve hisselerin tamamının özel hukuk hükümlerine tabi

gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesi öngörülmüş; 233 sayılıKHK'ya göre iktisadi devlet teşekkülü statüsünde

bulunan banka bu statüden çıkarılarak 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile genel

hükümlere tabi anonim şirket statüsüne geçirilmiştir. Aynı madde ile çalışma

konuları ve amaçları, merkezleri, sermaye miktarları, hisseleri, genel

kurulları, yönetim ve denetim organları, hesapları ve kârlarının dağıtımı ile

faaliyetlerine, devir, birleşme, fesih ve tasfiyelerine ilişkin diğer esasların

ana sözleşmelerinde gösterileceği belirtildikten sonra, 233 ve 399 sayılı

KHK'lar, 3346, 2886, 6245 ve 237 sayılı Kanunlar ile 4046 sayılı Özelleştirme

Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesinin ve 6762 sayılı Türk Ticaret

Kanunu’nun anonim şirket kuruluşuna ait 277. maddesinin bu bankalar hakkında

uygulanmayacağı öngörülmüştür.

61. 4603 sayılı Kanun’un 2. maddesinde bankaların etkin, verimli

ve özerk bir şekilde çalışmalarının sağlanması amacıyla yeniden

yapılandırılmalarına ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi Bakanlar

Kurulu’na bırakılmış; yeniden yapılandırma işlemlerinin tamamlanmasını

müteakiben hisse satış işlemlerinin 4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde

sonuçlandırılacağı, yeniden yapılandırma ve hisse satış işlemlerinin 4603

sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden itibaren üç yıl içinde tamamlanacağı,

Bakanlar Kurulu’nun bu süreyi bir defaya mahsus olmak üzere yarısı kadar

uzatabileceği belirtilmiştir.

62. Daha sonra ise 4603 sayılı Kanun’a 4684 sayılı Kanun’la

eklenen geçici 3. madde ile Bankanın yeniden yapılandırma çalışmaları

süresinde, her türlü bankacılık hizmetleri ile bankacılık iş veya işlemlerinden

ve bankalara olan yükümlülüklerinden doğan taahhütlerinin, bankacılıkla ilgili

sabit kıymetler dâhil kanuni takibe intikal etmiş alacaklarının, 2001/2202

sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 1. maddesi ile devri öngörülen varlıkları

hariç tüm aktiflerinin bankaların yönetim kurullarının kendi aralarında

düzenleyecekleri protokol doğrultusunda protokole konu bütün hak, alacak ve

borçların, alacaklıların rızası veya sair herhangi bir işleme gerek kalmaksızın

Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketine veya Türkiye Halk Bankası

Anonim Şirketine devredileceği, söz konusu işlemlere ilişkin olarak Bankacılık

Düzenleme ve Denetleme Kurumunun uygun görüşünün alınacağı hüküm altına

alınmıştır. Devir işlemlerinin tamamlanmasını takiben Türkiye Emlak Bankası Anonim

Şirketinin bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme yetkisi sona ererek

tasfiye hâline gireceği Bankanın tasfiyesinin banka genel kurulunca

belirlenecek üç kişiden oluşan Tasfiye Kurulunca genel hükümlere göre

yürütüleceği düzenlenmiştir.

63. Bankanın bir kısım varlıkları ile borçlarının devir süreci

devam ederken ise5335 sayılı Kanun'un 28. maddesiyle 4603 sayılı Kanun'un

geçici 3. maddesine; bu madde uyarınca yapılan devir sonucu oluşan menfi fark

nedeniyle doğan Hazine alacağının 2004 sayılı Kanun'un 206. maddesi kapsamında

imtiyazlı alacak niteliğinde olduğu kuralı eklenmiştir.

64. Belirtilen tespitlerle birlikte başvurucunun alacağını,

Banka aleyhine takip talebinde bulunamayacağına ilişkin kanuni düzenleme

sonucunda tahsil edemediği de dikkate alındığında (bkz. §§ 26-33) Bankanın

geçen süreçte kurumsal açıdan ve işleyiş açısından devletten tamamen bağımsız

olmadığının ve ihlal iddiasına konu müdahale nedeniyle devletin sorumlu

olduğunun kabulü gerekir (Benzer yönde AİHM kararı için bkz. Young, James and Webster/Birleşik Krallık, B. No: 7806/77, 13/8/1981, § 49; Sokur/Ukrayna, B. No: 29439/02, 26/4/2005,

§ 18; Solovyeva/Ukrayna, B. No: 32547/03, 13/10/2005,§

20).

65. Dava tarihinde iktisadi devlet teşekkülü olan tasfiye

sürecinin yürütülmesinde devletten tamamen bağımsız olmadığı anlaşılan Banka

nezdindeki mevduatın, izinsiz olarak çekilmesi üzerine açılan dava sonucunda

başvurucu lehine hükmedilen alacağın veya tazminatın ödenmemesi, Anayasa’nın

35. maddesi kapsamında mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına müdahale olarak

kabul edilmelidir (İsmet Sarıcı,

§ 54).

iii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

66. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35.

maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen (bkz. § 50) koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi

gerekir.

Müdahalenin Kanuniliği ve Meşru Amacı

67. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına

alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde

diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin hukuka dayalı olması, iç hukukta

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların

bulunmasını gerektirmektedir (Bekir Yazıcı,

B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 61).

68. Başvuru konusu olayda; iktisadi devlet teşekkülü olan Emlak

Bankası 4603 sayılı Kanun uyarınca anonim şirkete dönüştürülmüştür. Kanun'un 1.

maddesinde bu düzenlemenin amacının Emlak Bankası ile diğer bankaların çağdaş

bankacılığın ve uluslararası rekabetin gereklerine göre çalışması,

özelleştirmeye hazırlanması, hisse satışlarına ilişkin düzenlemelerin ve

hisselerin tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine tabî

gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesi amacıyla yeniden

yapılandırılması olduğu belirtilmiştir.

69. Daha sonra ise kanun koyucu; Bankanın yeniden

yapılandırılması vetasfiye edilmesi yönünde düzenleme

yaparak 4603 sayılı Kanun'a eklenen geçici 3. madde ile gerçekleştirilecek

yeniden yapılandırma çalışmaları çerçevesinde, Türkiye Emlak Bankası Anonim

Şirketinin bankacılık hizmetleri ile bankacılık işlemlerinden doğan taahhütleri

ile sabit kıymetleri dahil tüm aktiflerinin Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası

Anonim Şirketi ve Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketine devredilmesi hususları

düzenlenmiştir. Bu çerçevede 4743 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle; devir

işlemlerinden doğan menfi farka ilişkin hesapların muhasebe kayıtları

bakımından Tasfiye Halinde Emlak Bankasının Hazine'ye borçlu olmasını

sağlayacak şekilde izleneceği, ayrıca bir banka hakkında ihtiyatî tedbir dahil

her türlü icra ve iflas takibatının duracağını ve Banka aleyhine yeni icra ve

iflas takibi yürütülemeyeceğini düzenleyen kuralın, Emlak Bankası hakkında da

uygulanacağı hüküm altına alınmış. Sonraki tarihli 5335 sayılı Kanun'un28.

maddesiyle ise bu maddeye göre yapılan devir sonucunda oluşan Hazine alacağının

2004 sayılı Kanun uyarınca imtiyazlı alacak olduğu kuralı geçici 3. maddeye

eklenmiştir.

70. Başvuru konusu olayda İlk Derece Mahkemesinde yargılama

devam ederkenBankanın anonim şirket statüsüne

geçirildiği, daha sonra ise tasfiye edilmesinin hüküm altına alındığı,Mahkemece lehine

hükmedilen tazminatın tahsili amacıyla başvurucunun ilamlı icra yoluna

başvurduğu, Aksaray İcra Hukuk Mahkemesinin 13/4/2011 tarihli kararıyla Banka

hakkında yeni icra ve iflas takibi yapılamayacağına dair yasal mevzuat gerekçe

gösterilerek takibin iptaline karar verildiği tespit edilmiştir.

71. Başvurucu, Mahkeme kararına gerekçe gösterilen kanun maddesi

nedeniyle alacağını ilamlı icra yoluyla tahsil edemediğini ileri sürmüştür.

72. Başvurucu her ne kadar Banka aleyhine takip yürütemediğine

ilişkin kural nedeniyle alacağına kavuşamadığını ileri sürmekte ise de yapılan

incelemede, esasen Bankanın özelleştirme ve tasfiye süreciyle ilgili getirilen

düzenlemelerin ihlal iddiasına konu müdahaleye bir bütün olarak etkisinin

olduğu anlaşılmıştır.

73. Özelleştirme uygulamalarından kaynaklanan ve sosyal devlet

ilkesiyle yakından ilgisi olan ekonomik ve mali politikalarda devlet tarafından

üstlenilen sorumluluğun gereklerinin sağlıklı bir şekilde yerine

getirilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılması

kaçınılmazdır. Dolayısıyla devletin sosyal ve ekonomik politikalara ilişkin

takdir yetkisi geniş olup bu yöndeki düzenlemelerin kamu yararı amacı taşıdığı

ve açıkça keyfi olmadıkça kanunilik şartını sağlayacağı kabul edilmelidir (Korkut Bahadır, B. No: 2014/4025,

11/12/2014). Somut olaya bir bütün olarak bakıldığında Banka aleyhine yeni icra

ve iflas takibi yürütülemeyeceğini belirten kuralın da Bankanın tasfiye

sürecinin yönetilmesi amacını taşıması nedeniyle bu kapsamda bir düzenleme olduğuanlaşılmıştır.

74. Belirtilen tespitler ışığında başvuruya konu müdahalenin

dayanağı olan kanuni düzenlemenin hukukilik ve meşru amaçşartını

sağlamış olduğu sonucuna varılmaktadır.

Ölçülülük

75. Son olarak başvurucu lehine hükmedilen tazminatın tahsili

amacıyla Banka aleyhine yürütülen ilamlı icra takibinin sonuçsuz kalması

nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalede, kamu yararı ile bireysel yarar

arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.

76. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin

sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi,

ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın

denetlenmesidir. Bu sebeple mülkiyet hakkına getirilen müdahalelerde hedeflenen

amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup

olmadığı değerlendirilmelidir (Osman Bayrak,

B. No: 2013/3803, 25/2/2015, § 74). Bu çerçevede, mülkiyet hakkına yönelik

müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin,

bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerekir (Korkut Bahadır, § 43).

77. Somut olayda Emlak Bankası mudisi

olan başvurucunun, parasını Banka hesabına yatırdığı tarihten İlk Derece

Mahkemesinde dava açtığı tarihe kadar geçen sürede (bkz. § 8); Bankanın 233

sayılı KHK kapsamında sermayesinin tamamı devlete ait olan iktisadi devlet

teşekkülü statüsündeki bir kamu bankası olduğu, sonradan yürürlüğe giren 4603

sayılı Kanun çerçevesinde Emlak Bankasının özelleştirilmesini sağlamak amacıyla

özel hukuk hükümlerine tabi anonim şirket statüsüne geçirildiği, daha sonra ise

Bankanın tasfiyesine karar verildiği görülmektedir.

78. Mahkeme kararıyla sahte vekaletnameye dayanılarak çekildiği

tespit edilen başvurucuya ait mevduatın Banka nezdinde bulunmakta iken sigorta

fonu kapsamında olduğu, tasfiye süreci ile birlikte Bankaya ait bir takım hak

ve alacaklar ile Bankada bulunan mevduatların diğer kamu bankalarına

devredilmesinin hüküm altına alındığı, mevduat hesabındaki paranın izinsiz

olarak çekilmesi nedeniyle başvurucunun bu imkândan yararlanamadığı tespit

edilmiştir.

79. Öncelikle belirtilmelidir ki niteliği itibarıyla saklama

sözleşmesi olan tasarruf mevduatı sözleşmesinde Banka,mudinin kendisine bıraktığı parayı güvenli bir

yerde koruma altına almayı üstlenmektedir. Somut olayda başvurucunun güven

prensibine dayanan mevduat sözleşmesi ilişkisini kurduğu dönemde, Bankanın kamu

bankası olması incelemede önem arz etmektedir.

80. Somut olayda, Bankanın tasfiyesine karar verilmesinin

ardından, bankacılık yapma izni kaldırılan bir banka hakkında ihtiyati tedbir

dâhil her türlü icra ve iflas takibatının duracağını ve Banka hakkında yeni

icra ve iflas takibi yapılamayacağını düzenleyen kuralın, Emlak Bankası

hakkında da uygulanacağının hüküm altına alınmasıyla, başvurucunun genel

hükümler çerçevesinde alacağını tahsil etmesinin engellendiği açıktır. Tasfiye

sürecinin yönetilmesini sağlamak maksadıyla bu yönde bir önlemin gerekliliği

kabul edilebilse de Banka tarafından başvurucunun alacağına kavuşması hususunda

bir öngörülebilirliğin sağlanması gerekmektedir.

81. Bu duruma ek olarak Kanun koyucu tarafından Emlak Bankasının

tasfiye sürecinin başlatılması üzerine Banka tasfiye kurulu kurulmasının ve

Bankaya ait varlıkların belirlenen bankalara devri sonucunda ortaya çıkan menfi

fark nedeniyle doğan Hazine alacağının, 2004 sayılı Kanun'un 206. maddesine

göre imtiyazlı alacak kabul edilmesinin hüküm altına alındığı anlaşılmıştır.

Anılan düzenleme ile Bankanın Hazine'ye olan borcunun bir an önce tahsil

edilmesinin ve kamu menfaatlerinin korunmasının amaçlandığı kabul edilebilse de

sıra cetvelinde ön sıraya kaydedilen ve Hazine alacağı olarak hesaplanan meblağ

ödenmeden dördüncü sırada bulunan alacakların ödenmesi hukuken imkânsız hâle

gelmektedir.

82. Nitekim Banka tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

10/12/2015 tarihli yazıda; Bankanın 6/7/2001 tarihli ve 4684 sayılı Kanun

uyarınca tasfiye hâlinde olduğu, başvurucunun alacağının bu kapsamda düzenlenen

sıra cetvelinde dördüncü sıraya kaydedildiği, üçüncü sırada bulunan Hazine

alacaklarının ödenmesine devam edildiği, bu nedenle dördüncü sırada bulunan

alacaklara herhangi bir ödemenin yapılmadığı, Mahkeme ilamına dayanan ve sıra

cetvelinde dördüncü sıraya kaydedilen otuz adet alacağın bulunduğu,tasfiyeye

yönelik faaliyetin devam ettiği, başvurucunun alacağının ne zaman ödeneceği

hususunda tarih belirtilmesinin mümkün olmadığı bildirilmiştir.

83. Banka Tasfiye Kurulunun yapısı ve görevlerinin incelenmesinde

ise; 4684 sayılı Kanun'a göre Kurulun üç kişiden oluştuğu, iflas idaresinin

görev ve yetkilerine sahip olduğu, iflas masasının aktifindeki paralarla, iflas

idaresi sıfatıyla tahsil ettiği paraları muhafaza ve nemalandırma yetkisinin

olduğu anlaşılmıştır. Tasfiye Kurulunun iflas masasının aktiflerini yönetme

yetkisi bulunmakta ise de Bankanın bir kısım hak ve alacaklarının diğer kamu

bankalarına devrinin öngörüldüğü unutulmamalıdır. Bu kapsamda Tasfiye Kurulu

nezdindeki aktiflerin Bankanın kalan borçlarını karşılamaya yetip yetmeyeceği

hususunda da bir açıklık bulunmamaktadır.

84. Sözleşme'nin 6. maddesi ile Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi, devlete, yargı kararlarının uygulanması

bakımından etkili bir sistem kurma yükümlülüğü getirmektedir (bkz. Fuklev/Ukrayna, B. No: 71186/01, 30/11/2005, §

84). Aynı yükümlülük Anayasa’nın 35. ve 36. maddeleri bağlamında da geçerli

olup, bir mahkeme kararını uygulamakla görevli kamu makamları, bu kararın

uygulanmasını engellemekte ya da kararın uygulanması için gerekli özeni

göstermemekteyse bu durum Anayasa'nın 35. maddesinin ilali

anlamına gelir (Kenan Yıldırım ve Turan

Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 66). Bu ilkenin somut olayda,

kamu gücünden tamamen bağımsız olmadığı tespit edilen Bankanın ödemekle yükümlü

olduğu ilama bağlı alacağın icra edilmesini sağlamak bakımından da geçerli

olduğu kabul edilmelidir.

85. Yapılan tespitler çerçevesinde somut olayda Mahkeme kararına

konu tazminat davasının, kamu bankası ile kurulan mevduat ilişkisinden doğması

ve Banka nezdindeki alacağın izinsiz olarak çekilmesine kadar geçen süreçte

mevduat sigortası kapsamında olması önem arz etmektedir. Nitekim başvurucu

parasının izinsiz olarak çekilmesi nedeniyle Bankanın tasfiye sürecinde

mevduatlarının diğer bankalara aktarılması yönünde kanun koyucu tarafından

öngörülen düzenlemeden yararlanamamıştır. Başvurucunun ilama dayanan alacağını

tahsil etmek amacıyla başlattığı takip süreci ise Banka aleyhine takip

yapılmasını engelleyen mevzuat uyarınca başarıya ulaşamamıştır. Öte yandan

Bankanın tasfiye sürecinde Hazine alacağının imtiyazlı alacak kabul edilerek ön

sıraya yazılması nedeniyle başvurucunun sıra cetvelinde dördüncü sırada bulunan

alacağına ne zaman kavuşacağı konusunda belirsizlik bulunmaktadır. Ayrıca Banka

tarafından ödeme tarihine ilişkin başvurucuya bir tarih aralığı işaret

edilmediği anlaşılmıştır. Bankanın tasfiye sürecinin yönetilmesinde kamu

gücünün önemli bir etkisinin olduğu vesürecin on dört

yıldan fazla bir süredir devam ettiği, düzenlenen sıra cetvelinde dördüncü

sıraya kaydedilen Mahkeme ilamına dayalı alacağın hâlen ödenemediği, tasfiye

masasındaki varlık miktarının Bankanın dördüncü sırada bulunan borçlarını

ödemeye yetip yetmeyeceğinde belirsizlik bulunduğu gözlemlenmiştir.

86. Somut olaya bir bütün olarak bakıldığında tasfiye sürecine

farklı tarihlerde yapılan düzenlemeler ile müdahale edildiği, buna karşın

sürecin on dört yıldır devam ettiği dikkate alındığında tasfiye sürecinin gerek

titizlikle yönetilemediği, ödemenin yerine getirilememesinde kamu kurumlarına

atfedilebilir nitelikte kusurun bulunduğu, başvurucunun alacağına kavuşmasında

öngörülebilirliğin sağlanamadığı, dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik

müdahalenin sonuçlarının telafisi ve yararlar dengesinin korunması için

başvurulan ödeme yöntemi ile uygulamasının, ulaşılmak istenen kamu yararıyla

başvurucunun müdahale edilen mülkiyet hakkı arasında olması gereken

orantılılığı sağlayamadığı ve başvurucuyu ağır ve tahammül edilemez bir yük

altına sokan başvuruya konu müdahalenin orantılı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır

(Mustafa Demirtaş, B. No:

2013/2002, 30/12/2014, § 51).

87. Bu kapsamda bankacılığın gereklerini sağlamak maksadıyla

kanun koyucu tarafından Banka hakkında getirilen düzenlemelerin, kamu yararı

amacı taşıdığı kabul edilmekle birlikte on dört yıldır devam eden tasfiye

sürecinde başvurucunun mahkeme ilamına dayanan alacağına ulaşmasında hâlen

belirsizlik bulunması, Mahkemece verilen kararın sonuçlarını etkisiz

bırakmıştır.

88. Açıklanan gerekçelerle Mahkemece hükmedilen tazminatın

yapılan icra takibine rağmen on yıldan fazla bir süredir ödenmemiş olması

nedeniyle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

89. Başvurucu, ilama dayanan alacağını uzun süredir tahsil

edemediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

90. Bakanlık, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyet yönünden görüş sunmamıştır.

91. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

92. Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Yasama ve yürütme

organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve

idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine

getirilmesini geciktiremez.”

93. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü,

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda

toplumsal barışı güçlendiren; bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme,

haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü, sadece yargı

mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını

değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM,

E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010). Dolayısıyla Anayasa’nın, yasama ve yürütme

organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme

kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade

eden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (Mustafa

Demirtaş, § 51).

94. Bu çerçevede kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının,

lehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda,

Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında olduğu kabul edilen mahkemeye erişim

hakkının bir anlam ifade etmeyeceği ve yargı kararının veya hükmünün infaz

edilmesinin “dava”nın

tamamlayıcı unsuru olduğu kabul edilmelidir (Mustafa

Demirtaş, § 60).

95. Zira davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka

uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı

kararlarına uymasını gerektirmektedir. İdareler yargı kararını uygulamayı

reddediyor veya ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa, bu durumda

davada taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı teminatlar,

her türlü varlık nedenini kaybedecektir. Bir yargı yerine ulaşma hakkı; sadece

teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan

nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de korumaktadır (Arman Mazman, B.

No:2013/1752, 26/6/2014, § 60).

96. Anayasa'nın 138. maddesi metninde mahkeme kararlarına uyma,

bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütme

organları ile idare makamları lehine herhangi bir istisna kuralına yer

verilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu otoritelerince zamanında yerine

getirilmediği bir devlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak

ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün olmaz. Dolayısıyla

devlet, yargı kararlarının zamanında yerine getirilmesini sağlayarak bireyler

aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin kamu

otoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumakla

yükümlüdür. Bu sebeple hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette

bireylerin kamu otoritesi ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını koruma

adına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarının zamanında yerine

getirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez (Arman Mazman, § 61).

97. Aynı zamanda yargı kararlarının icrasında meydana gelen

gecikmelerin ihlal boyutuna ulaşıp ulaşmadığının tespitinde gecikmenin süresi,

borcun bir plana bağlanması ve bu plan çerçevesinde ödeme yapması, yani

idarenin tutumu, borç miktarının öngörülüp öngörülemeyeceği, öngörülemez ise

idarenin bütçe imkânlarıyla kıyaslanması, tazminatın konusunun ödenmesini ivedi

hâle getirecek özellikli bir konu olup olmaması, alacağın tamamının faiz ve

yargılama giderleriyle beraber ödenmesi, alacaklı ile yapılan bir uzlaşmanın

olup olmaması, alacaklının ödemenin yapılmasındaki menfaatinin önemi gözönünde bulundurulmalıdır (Mustafa Demirtaş, § 71).

98. Somut olayda Emlak Bankasının tasfiye edilmesine ilişkin

süreç incelendiğinde, kanun koyucunun farklı tarihlerde yaptığı düzenlemelerle

bu sürece müdahalede bulunduğu, Banka aleyhine icra ve iflas takibi

yürütülemeyeceğinin hüküm altına alındığı, anılan kural diğer düzenlemelerle

birlikte değerlendirildiğinde yargı kararın genel hükümler çerçevesinde infaz

edilmesinin imkansız hâle getirildiği anlaşılmıştır.

Bu nedenle belirtilen ilkelerin, davanın açıldığı tarihte sermayesinin tamamı

devlete aitiktisadi devlet teşekkülü statüsünde

bulunan ve tasfiye sürecinde kamu gücü kullanılan Banka hakkında verilen

mahkeme kararının yerine getirilmesi sorumluluğu bakımından da geçerli olduğu

kabul edilmelidir (bkz. §§ 26-35).

99. Başvuru konusu olayda başvurucu, Banka nezdindeki döviz

hesabına yatırdığı 25.052,53 NLG'nin izinsiz olarak

çekilmesi nedeniyle 10/2/1994 tarihinde Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde

Banka ve Y.D. aleyhine tazminat davası açmış, Mahkemenin 31/1/2003 tarihli

kararıyla Y.D. aleyhine açılan davanın sübut bulmaması nedeniyle reddine, Banka

aleyhine açılan davanın ise kabulüne; 25.052,53 NLG’nin

dava tarihinden itibaren devlet bankalarının dava tarihi itibariyla

üç aylık vadeli döviz (NLG) tevdiat hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranı

üzerinden hesaplanacak faiz ile birlikte Bankadan alınarak başvurucuya

ödenmesine karar verilmiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 11. Hukuk

Dairesinin 20/12/2004 tarihliilamıyla onanarak

kesinleşmiştir.

100. Başvurucu, lehine hükmedilen tazminatın tahsili amacıyla

Banka aleyhine8/3/2005 tarihinde ilamlı icra takibi başlatmış, Bankanın takibin

iptali talebinde bulunması üzerine Aksaray İcra Mahkemesinin 11/2/2005 tarihli kararıylatakibin iptaline karar verilmiş, Banka Tasfiye

Kurulunun 18/7/2007 tarihli kararıyla başvurucunun alacağı düzenlenen sıra

cetvelinde dördüncü sıraya kaydedilmiştir.

101. Başvurucu, tekrar aynı ilama dayanarak 17/1/2011 tarihinde

Aksaray 1. İcra Müdürlüğünün E.2011/189 sayılı dosyasında 74.276 TL tutarında

icra takibi başlatmış, takip borçlusu Banka; 4389 sayılı Bankalar Kanunu

sonrasında yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanun hükümleri uyarınca aleyhine takip

yapılamayacağını belirterek takibin iptali talebinde bulunmuştur. Aksaray İcra

Hukuk Mahkemesinin 13/4/2011 tarihli kararıyla Banka hakkında yeni icra ve

iflas takibi yapılamayacağına dair yasal mevzuat gerekçe gösterilerek takibin

iptaline karar verilmiş, temyiz üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 26/1/2012

tarihliilamıyla karar onanmıştır. Bankanın Anayasa

Mahkemesine sunduğu 10/12/2015 tarihli yazıda, tasfiyeye yönelik faaliyetlere

devam edildiği, başvurucunun alacağının ne zaman ödeneceği hususunda tarih

belirtilmesinin mümkün olmadığı bildirilmiştir.

102. Bu durumda başvurucunun, Banka nezdindeki döviz hesabına

yatırdığı paranın izinsiz olarak çekilmesi nedeniyle açtığı tazminat davasında,

İlk Derece Mahkemesi kararının kesinleşmesinden itibaren yaklaşık on bir yıl

bir aylık sürenin geçtiği anlaşılmıştır.

103. Sonuç olarak yukarıda sayılan hususlar gözönünde

bulundurulduğunda somut başvuruya konu davada tazminat ödenmesi yönünde

kesinleşmiş yargı kararının üzerinden yaklaşık on bir yıl iki ay geçmiş

olmasına rağmen ödenmesi gereken tazminat bedelinin hâlenödenmemesi

nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği kanaatine

ulaşılmıştır.

104. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

105. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

106. Bireysel başvuru dosyasının incelenmesi sonucunda

başvurucunun, Banka aleyhine açtığı tazminat davasının lehine kesinleşmesine ve

Mahkemece hükmedilen tazminat bedelinin kesinleşen yargı kararının üzerinden

Anayasa Mahkemesi karar tarihi itibarıyla yaklaşık on bir yıl iki ay geçmesine

rağmen yerine getirilmemesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.

107. Başvurucunun mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edilmesi nedeniyle başvurucuya net 80.000 TL maddi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

108. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 80.000 TL maddi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Tasfiye Halinde Emlak Bankası A.Ş.'ye GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

A – İKTİSADİ DEVLET TEŞEKÜLLERİ (İDT)

İlgili Bakanlık: BAŞBAKANLIK

Teşekkül

Müesseseler

Bağlı Ortaklıklar

Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş.

Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası

Sümer Holding A.Ş.

Et ve Balık Ürünleri A.Ş.

Erzincan Gıda Maddeleri ve Sanayii veTicaret A.Ş.

(ERSAN)

Yem Sanayii T.A.Ş.

Orman Ürünleri Sanayii A.Ş.

(ORÜS)

Türkiye Emlak Bankası A.Ş. (KONUTBANK) Emlak Konut A.Ş.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4193, 14 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. Yıldırım
  9. Özgüldür
  10. Akıncı
  11. Topal
  12. Gültekin
  13. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucunun İddiaları
  15. B. Değerlendirme
  16. D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  17. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. A – İktisadi Devlet Teşekülleri (İdt)
  19. (Ersan)
  20. (Orüs)
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/4193
Tarih
14 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Hatice Acar Başvurusu (B. No: 2013/9484)
  • Mehmet Çamak Başvurusu (B. No: 2013/9513)
  • İlker Erdoğan Başvurusu (B. No: 2013/316)
  • Adomed Medikal İthalat İhracat ve Pazarlama Limited Şirketi Başvurusu (B. No: 2013/7909)
  • Ahmet İsmail Onat Başvurusu (B. No: 2013/6714)
  • Serhad Aktuğ Başvurusu (B. No: 2013/5199)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.