İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet İsmail Onat Başvurusu (B. No: 2013/6714)

1. Başvuru; konutun bulunduğu

Başvuru No2013/6714Tarih21 Nisan 2016Okuma61 dk · 12.205 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet İsmail Onat Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/6714
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

12.205 kelime·61 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; konutun bulunduğu

sokaktan yüksek gerilimli iletim hattı geçirilmesinin çevresel etki

değerlendirmesi olumlu kararı ile uygun bulunması işleminin iptal edilmesi

talebiyle açılan dava ile söz konusu iletim hattının kaldırılması talebiyle

açılan davaların reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkının, yargılamaların makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/1/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 6/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 4/4/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

11/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 24/4/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. 2005 yılında Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ)

tarafından yürütülen Hasköy-Akköprü Enerji İletim

Hattı Projesi kapsamında Ankara ili Keçiören ilçesi Kavacık

Subayevleri Mahallesi'nde yer alan ve mülkiyeti başvurucuya ait olan taşınmazın

bulunduğu Bando Sokak’ta, yüksek gerilim taşıyan elektrik iletim kablolarının

yer altına alınması işlemi gerçekleştirilmiştir.

9. Söz konusu işlemler devam ederken başvurucu tarafından Enerji

ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına hitaben sunulan 7/10/2005 tarihli dilekçe ile

iskânlı güzergâhta ve trafiğe açık yolun altında bulunan yüksek gerilim

hattının faaliyete geçirilmeden önce hayati tehlike oluşturup oluşturmadığı,

meydana getirdiği manyetik alanın insan sağlığına etki edip etmediği ve mevcut

doğalgaz tesisatına zarar verip vermediği hususlarının ilgili bağımsız

kuruluşlar tarafından incelenip raporlanması ve rapor hakkında kamuoyunun

bilgilendirilmesi talebinde bulunulmuştur.

10. TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından 26/1/2006 tarihinde verilen

cevap yazısında yüksek gerilim taşıyan yer altı kablolarının döşeneceği

güzergâh belirlenirken öncelikle altyapısı oturmuş yapıların bulunduğu ve

hattın en kısa mesafeden götürülmesine olanak veren yerlerin tercih edildiği,

bunun nedeninin proje maliyetlerinin çok yüksek olmasından kaynakladığı,

güzergâhın belirlenmesinin TEİAŞ’ın tasarrufunda bulunduğu, belirlenen

güzergâhın ilgili Belediyenin kazı ve tesis ruhsatı vermesi durumunda tescil

edildiği, söz konusu ruhsatların verilmemesi hâlinde şartlara uygun olarak

başka güzergâhların belirlendiği, ileri teknolojiyle üretilen bu tür kabloların

yeterli derinlikte gömülü olduğu sürece insan sağlığına olumsuz bir etkisinin

bulunmadığı, güzergâh boyunca uyarı levhaları konduğu, bunun amacının ise

gelişigüzel yapılabilecek kazıların önlenmesi olduğu, teknik şartnamelere uygun

şekilde belirlenen Hasköy-Akköprü güzergâhının ilk

hâlinde Şehit Makbule Sokak’ın bulunduğu ancak anılan sokakta kablo kanalı için

uygun genişlik bulunmaması, altyapının sıkışık ve trafiğin yoğun olması gibi

nedenlerle ilgili Belediyeden kazı ruhsatı alınamadığı, bu nedenle güzergâh

üzerindeki Şehit Makbule Sokak’ının çıkarıldığı ve yerine nihai hedefe en uygun

şekilde Bando Sokak’ın eklendiği, bu sokakta kabloların sorunsuz şekilde yer

altına döşendiği ve bunun da güzergâhın isabetli olarak belirlendiği anlamına

geldiği şeklinde değerlendirmelere yer verilmiştir.

11. Başvurucu 13/2/2006 tarihinde Ankara Valiliğine yaptığı

bilgi edinme başvurusunda, 154 kV geriliminde Hasköy-Akköprü Enerji İletim Hattı Projesi kapsamında belirlenen

yeni güzergâh hakkında çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) kararı alınıp

alınmadığı hakkında bilgi talep etmiştir. Valilik tarafından verilen 14/3/2006

tarihli cevap yazısında 16/12/2003 tarihli ve 25318 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi

Yönetmeliği’nin 17. maddesi gereğince söz konusu proje hakkında ilgili Bakanlık

tarafından “Çevresel etki değerlendirmesi

gerekli değildir.” kararı verildiği, kararın askıda ilan edilerek

halka duyurulması konusunda gereğinin yapılması amacıyla ilgili kaymakamlıklara

gönderildiği belirtilmiştir.

12. Başvurucu, elektrik iletim kablolarının Bando Sokak’ta yer

altına alınmaya başlanmasından itibaren proje kapsamında gerçekleştirilen

işlemler ve eylemlerin durdurulması talebiyle farklı tarihlerde birden fazla

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Ankara Valiliği,

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, TEİAŞ Genel Müdürlüğü, Keçiören Belediye

Başkanlığı, Subayevleri Muhtarlığı gibi birçok kurum ve kuruluşa dilekçe

sunmuştur.

13. Taleplerinin reddedilmesi üzerine başvurucu, yüksek

gerilimli elektrik kablolarının yer altına alındığı Bando Sokak’ta elli yıldır

ikamet ettiğini, Hasköy-Akköprü Enerji İletim Hattı

Projesi'nde belirlenen ilk güzergâhın elli metre genişliğinde ve

kamulaştırılmış bir araziden geçtiğini, bu güzergâhın projeye çok daha uygun

olduğunu, buna rağmen güzergâhın sekiz metre genişliğinde dar bir sokak olan

Bando Sokak'ı kapsayacak şekilde rant sağlama amacıyla değiştirildiğini, bu

değişiklikle hem hattın uzunluğunun artması nedeniyle kamu zararının doğduğunu

hem de her iki tarafı da iskânlı olan sokakta oturan binlerce insanın can ve

mal güvenliğinin tehlikeye girdiğini, çevresel etki değerlendirmesinin gerekli

olmadığına dair karar alındığı ve bilgilendirme için ilgili kurumların

görevlendirildiği belirtilmesine rağmen proje hakkında çevre sakinlerinin

bilgilendirilmediğini, 154 kV değerinde enerji

taşıyan kabloların oluşturduğu elektromanyetik alanın insan sağlığına olumsuz

etkilerinin olduğunu ve ölüm tehlikesi oluşturduğunu belirterek telafisi

imkânsız zararların doğmaması için öncelikle söz konusu yüksek gerilimli iletim

hattına gerilim verilmesini durduracak şekilde yürütmenin durdurulması kararı

verilmesi ve neticede hattın kaldırılması talebiyle 21/2/2006 tarihli

dilekçesiyle Ankara 4. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Söz konusu dava,

anılan Mahkemenin 2006/476 Esas sırasına kaydedilmiştir.

14. Davalı TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından dava dosyasına

sunulan cevap dilekçesinde söz konusu iletim hattının 1956 yılından itibaren

hizmet verdiği, zaman içerisinde şehrin artan nüfusu ve refah seviyesine göre

oluşan ihtiyaçlar doğrultusunda kabloların yeraltına alınmaya başlandığı, proje

kapsamında belirlenen güzergahlarda idari ve teknik sorunların ortaya çıkması

hâlinde plan değişikliklerinin yapılabileceği, yüksek gerilim taşıyan

kabloların mümkün olduğu ölçüde yapılaşmaların tamamlandığı cadde ve

sokaklardan uygun derinlikteki kanallara doğrudan serilerek ya da boru içine

döşenerek geçirilmesi gerektiği, 30/11/2000 tarihli ve 24246 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri

Yönetmeliği (Yönetmelik) ve teknik şartnamelerdeki uygulama usulleri

benimsendiği sürece ileri teknoloji ile üretilmiş iletim kablolarının insan

sağlığına bir zararının bulunmadığı, başvurucunun iddialarının aksine söz

konusu yüksek gerilimli kablo kanalları yerleştirilmesi amacıyla gerçekleştirilen

kazı ve inşa aşamalarında ilgili kuruluşların temsilcileri ve görevli kontrol

elemanları hazır bulundurularak emniyetli bir çalışma yürütüldüğü ayrıca

mahalle sakinleri ile görüşüldüğü, güzergâhta yapılan değişikliğin başlıca

nedeninin Bando Sokak’taki mevcut altyapı tesislerinin konumu ve yol genişliği

itibarıyla trafik akışı engellenmeden kablo kanallarının inşa edilmesine ve

tesisine teknik açıdan imkân vermesinden kaynaklandığı, yaklaşım ve temas

mesafeleri gözetildiğinde 154 kV değerindeki gerilim

seviyesinin bir tehlike oluşturmayacağı, yer altı kablolarının bulunduğu

kısımlar gelişigüzel kazılmadığı sürece insanların can ve mal güvenliklerini

tehlikeye düşürecek, huzur ve esenliklerini bozacak bir durumun bulunmadığı, bu

amaçla ayrıca uyarı levhalarının yerleştirildiği, Hasköy-Akköprü

Enerji İletim Hattı Projesi'nin uluslararası standartlar gözetilerek ve yüksek

kaliteli malzemeler kullanılarak hayata geçirildiği, hukuka aykırı bir işlem ya

da eylem olmadığı gibi telafisi imkânsız bir durumunda bulunmadığı, bu

nedenlerle yürütmenin durdurulması talebinin ve davanın reddinin gerektiği

ifade edilmiştir. Diğer davalı olan Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından

sunulan cevap dilekçesinde yüksek gerilimli iletim hattının yer altına alınması

çalışmalarının bölgede uzmanlarca yapılan titiz incelemelerle ve teknik

çalışmalarla gerçekleştirildiği, insan sağlığına bir zarar oluşturmayacağı,

güzergâhın değişmesi neticesinde boşalan yerlerin yeşil alan olarak kullanılmak

üzere Büyükşehir Belediyesine devredildiği ve bu amaç dışında kullanılmayacağı,

rant elde edildiği şeklindeki iddianın asılsız olduğu ileri sürülmüştür.

15. Anılan iletim hattının bulunduğu mahalde 30/1/2007 tarihinde

yapılan keşif neticesinde şehir planlama uzmanı, elektrik mühendisi ve çevre

mühendisi akademisyenlerden oluşan bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan

raporda, Batı ülkelerinde olduğu gibi yüksek gerilim hatlarının yer altına

alınmasının güvenlik açısından tercih edilen bir yöntem olduğu, bu çerçevede

kabloların özel nitelikli borular içine alınması ve diğer altyapı

sistemlerinden belli mesafede ayrı konulması gerektiği, buna ilişkin esasların

Yönetmelik’te belirlendiği, buradaki esasların TEİAŞ tarafından yerine

getirildiğinin beyan edildiği, söz konusu kabloların yer altından değil de

havai hat üzerinden geçirildiği durumda havai hat güzergâhı üzerinde çeşitli

kamu kuruluşlarına ve özel hukuk kişilerine ait taşınmazların bulunması

nedeniyle tehlike anında ya da müdahale gerektiğinde izin almanın veya

kamulaştırmanın hem uzun zaman aldığı hem de kamu yararına uygun ekonomik bir

tercih olmadığı, havai hat altındaki alanlardan rant sağlanacağı iddiasına

karşı önlemler alınarak bu tür yerlerin yeşil alan olarak kullanılması koşulu

getirildiği, güzergâhın Şehit Makbule Sokak’tan Bando Sokak’a kaydırılmasında

altyapı tesislerinin çokluğu ve yol ortasında çok sayıda rögar bulunması gibi

teknik birtakım gerekçelere dayanıldığı, Bando Sokak’tan güvenlik koşullarına

uygun şekilde geçirilen yer altı kablolarının çevreye bir zararının

bulunmadığı, sokakta yer alan uyarı levhalarının görsel kirlilik ve psikolojik

olarak rahatsızlık oluşturduğu iddia edilmiş ise de şehirlerde bu tür

levhaların çokça bulunduğu, ayrıca güzergâh değişikliği hakkında Çevre ve Orman

Bakanlığı tarafından ÇED olumlu

kararı verildiği belirtilmiş ve yüksek gerilim taşıyan yer altı kablolarının

Bando Sokak’tan geçirilmesinde teknik ve çevresel açıdan, ayrıca şehircilik

ilkeleri bağlamında bir sakınca bulunmadığı şeklinde değerlendirmelere yer

verilmiştir.

16. Ankara 4. İdare Mahkemesi 2006/476 esas sayılı dava

dosyasında verdiği 26/9/2007 tarihli ara kararı ile yürütmenin durdurulması

talebini reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“… Dava dosyasının incelenmesinden, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin bağlı ortaklığı olan Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş.

Genel Müdürlüğü tarafından işletilmekte olan 33/6,3 kV

2*10 MVA kapasiteli Hasköy Dağıtım Merkezinin, yörenin elektrik enerjisi

ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalması nedeniyle anılan saha davalı idareye devredilerek

davalı idarenin 2004 yılı yatırım programında "04.D.03.0620 proje no'lu TEİAŞ Hasköy- Akköprü

89/154kV XLPE yalıtımlı yer altı kablosuyla enerji iletim tesisleri"

projesine yer verildiği, davacının evinin Hasköy GIS TM ile Akköprü

TM arasında yüksek gerilimle enerji iletimine mahsus 89/154 kV

XLPE yer altı kablosu güzergahında kaldığı, projenin kesinleşmesi üzerine

09.03.2005 tarihinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 19. maddesi uyarınca

ihale yapıldığı, yüklenici firma ile 13.05.2005 tarihinde sözleşme imzalandığı,

projede Şehit Makbule Sokaktan geçirilmesi planlanan yüksek gerilim hattının

işin devamı esnasında yüklenici firma ile davalı idarenin kontrol elemanları

tarafından yapılan nihai etüd sonucunda davacının

evinin bulunduğu Bando Sokaktan geçirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

Mahkememizin 06.06.2006 tarihli kararı ile güzergah değişikliği ile

ilgili olarak yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar

verilmiş olup, bilirkişilerce hazırlanan raporda özetle; yüksek gerilim

hatlarının yer altına döşenmesinin sağlık açısından bir risk oluşturmadığı,

hatların oluşturduğu manyetik ve elektrik alan değerlerinin hattın toprak

altına döşenmesi durumunda çok daha düşük olduğu, güzergahın Şehit Makbule

Sokak yerine Bando Sokaktan geçirilmesi nedeniyle hattın bir miktar uzatıldığı,

trafik akış yönü, sokaktaki ağaç sayısı, sokakta bulunan rögar kapaklarının

sayısı, döşeme sırasında kablo ek yerlerinin nereye gelmesi gerektiği

konularının güzergah belirlenmesinde göz önüne alınması gerektiği, bu hususlar

göz önüne alındığında güzergah değişikliğinin yerinde olduğu, güzergah

değişikliğinde ve yer altına döşenecek kabloların seçiminde Elektrik Kuvvetli

Akım Tesisleri Yönetmeliğine uygun davranıldığı, tesis alanı kapatılmış olduğundan

Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinin 58/b/11 maddesinde belirtilen

mesafelere uyulup uyulmadığının tespit edilemediği, belirtilen nedenlerle

yüksek gerilim hattı kablolarının Bando Sokaktan geçirilmesinde teknik,

çevresel ve şehircilik ilkeleri açısından sakınca bulunmadığı ifade edilmiştir.

Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş olup, davacı tarafından

özellikle yüksek gerilim kablolarının yer altına döşenmesinde şartnamelere

uyulmadığı, kazı yaptırılması ve uygun olarak döşenip döşenmediğinin tespiti

istenilmiştir.

Mahkememizin 26.06.2007 tarihli kararı ile ek keşif ve bilirkişi

incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ise de,

26.07.2007 tarihli kararı ile davalı idareden;

Söz konusu alandaki yüksek gerilim kablolarının Elektrik Kuvvetli Akım

Tesisleri Yönetmeliğinin 58/11. maddesine uygun, yani zemin yüzeyinden itibaren

ne kadar derinliğe döşendiğine ilişkin tüm bilgi ve belgelerin istenilmesine,

Söz konusu alanda yüksek gerilim kablolarının yer altına alınmasına

ilişkin ihale yapılıp yapılmadığının, yapıldı ise bu konuda Kamu İhale Kurumuna

itirazen şikayet

başvurusunda bulunulup bulunulmadığının, İdari Yargıda dava konusu edilip

edilmediğinin sorulmasına,

İhale yapıldı ise hazırlanan idari şartname, teknik şartname ve

sözleşmenin bir örneğinin istenilmesine,

İhaleye çıkılmadan önce uygulama projesi, ön veya kesin proje yapılıp

yapılmadığının sorulmasına,

Yapıldı ise söz konusu alanın üzerinde işaretlendiği projelerin

istenilmesine, karar verilmiştir.

Anılan karar üzerine davalı idareden gelen bilgi ve belgelerin

incelenmesinden; işe ait teknik şartnamenin 4.10.1. maddesinde güç kablolarının

yol seviyesinin minimum 1200 mm altına serileceğinin düzenlendiği, yer altına

döşenecek kablolara ilişkin nihai projede asfaltın yol seviyesinden 10 cm.,

betonun 20 cm., ikaz bantlarının 20 cm., stabilize dolgu malzemesinin 30 cm.,

özel yataklama kumunun 40 cm. olmak üzere toplam 120

cm. olduğu, tesiste herhangi bir özür ya da eksiklik olmadığı tespit edilerek

17.05.2006 tarihinde Kabul Kurulu tarafından Geçici Kabul Tutanağı düzenlendiği

görülmektedir.

26. 07.2007 tarihli

kararımız üzerine davalı idareden gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesi

üzerine ek keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasından bu aşamada

vazgeçilmiştir.

26. 07.2007 tarihli

kararımız üzerine davalı idareden gönderilen bilgi ve belgeler ile verilecek

karara esas alınabilecek nitelikte bulunan bilirkişi raporunun birlikte

değerlendirilmesi sonucunda; yüksek gerilim hattının söz konusu alanda yer

altına alınması ve güzergah değişikliği yapılması

işleminde mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, olayda yukarıda anılan kanun hükmünde öngörülen

şartların gerçekleşmediği anlaşıldığından, yürütmenin durdurulması isteminin

reddine …oybirliğiyle karar verildi.”

17. Anılan karar karşı yapılan itiraz Ankara Bölge İdare

Mahkemesinin 7/11/2007 tarihli ve 2007/5171 Y.D. İtiraz No.lu kararı ile

reddedilmiştir.

18. Dava süreci devam ederken başvurucu tarafından Çevre ve

Orman Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğüne

hitaben sunulan 5/4/2006 tarihli dilekçe ile çevresel etki değerlendirmesinin

gerekli olmadığına dair verilen kararın halka duyurulması konusunda gereğinin yapılmadığı,

yaşadıkları sokağın kazılarak yer altına döşenen yüksek gerilim taşıyan

kablolar nedeniyle can ve mal güvenliklerinin bulunmadığı, 16/12/2003 tarihli

ve 25318 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel

Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin (ÇED Yönetmeliği) 19. maddesine aykırı

davranıldığı belirtilerek yatırımın durdurulması ve "ÇED gerekli değildir" kararının

iptali talep edilmiştir.

19. 10/5/2006 tarihinde Ankara Valiliği, proje tanıtım

dosyasında taahhüt edilen hususların yerine getirilmesi için ÇED

Yönetmeliği’nin 19. maddesi gereğince TEİAŞ Genel Müdürlüğüne altmış iş günü

süre verilmesi ve taahhütler yerine getirilene kadar söz konusu 154 kV geriliminde Hasköy-Akköprü yer

altı iletim hattına elektrik verilmemesi yönünde karar almıştır.

20. Ankara Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından

Valilik makamına sunulan ve proje hakkında değerlendirmeler içeren 21/8/2006

tarihli yazıda, yöre halkından gelen şikâyet dilekçeleri nedeniyle projenin

çevresel bir baskıya neden olacağı, bu nedenle daha ayrıntılı incelenmesi

gerektiği belirtilmiş ve güzergâh değişikliği için ÇED raporu hazırlanmasının

gerekli olduğu yönünde karar verilmesi teklifinde bulunulmuştur. Bu doğrultuda

Ankara Valiliği tarafından ÇED Yönetmeliği’nin 17. maddesi gereğince "ÇED gereklidir" kararı verilmiştir.

21. Ankara Valiliğinden Keçiören Kaymakamlığına gönderilen

6/11/2006 tarihli yazı ile, söz konusu iletim hattı projesi hakkında yörede

oturanlar tarafından iki yüz altmış yedi adet şikâyet dilekçesi sunulduğu, yer

altı kablolarına test amaçlı elektrik verildiği, Valiliğin 10/5/2006 tarihli

kararı gereğince iletim hattına verilen elektriğin 9/10/2006 tarihinde

kesildiği, güzergah değişikliğine ilişkin karar çıkmadan yer altı iletim

hattına elektrik verilmesi nedeniyle TEİAŞ Genel Müdürlüğüne idari para cezası

uygulandığı belirtilmiş ve tüm bu hususlar hakkında halkın bilgilendirilmesi

talep edilmiştir.

22. Bu kapsamda ÇED Yönetmeliği’nin 9. maddesi gereğince yöre

halkının proje hakkında bilgilendirilmesi, görüş ve önerilerinin alınması

amacıyla 18/12/2006 tarihinde halkın katılımı toplantısı gerçekleştirilmiştir.

23. Çevre ve Ormancılık Bakanlığının 12/3/2007 tarihli

yazısından anlaşıldığı üzere söz konusu projede gerçekleştirilen güzergâh

değişikliği hakkında ÇED Yönetmeliği’nin 14. maddesi gereğince “ÇED olumlu" kararı verilmiştir.

24. Başvurucu tarafından sunulan 12/4/2007 tarihli dilekçe ile

anılan ÇED olumlu kararının

yürütmesinin durdurulması ve iptal edilmesi talebiyle Ankara 4. İdare

Mahkemesinde dava açılmıştır. 2007/493 Esas sırasına kaydedilen dava dosyasına

davalı Ankara Valiliği tarafından sunulan 24/7/2007 tarihli cevap dilekçesinde,

başlangıçta proje hakkında ÇED gerekli

değildir kararı verildiği, ihtiyaç üzerine yapılan güzergâh

değişikliğinden sonra ise proje hakkında ÇED

gereklidir kararı verildiği, yöre halkından gelen şikâyetler

nedeniyle projenin çevresel etkilerinin daha kapsamlı incelenmesi gerektiği

kanaatine ulaşıldığı, ÇED Yönetmeliği’nin Ek-I listesinde yer alan projeler ile

ÇED gereklidir kararı verilen

projelerde halkın katılımı toplantılarının düzenlendiği, anılan projenin ÇED

Yönetmeliği’nin Ek-II listesinde yer aldığı, bu nedenle halkın katılımı

toplantısı düzenlenmediği ancak ÇED

gereklidir kararı ile bu yönde bir adım atıldığı, Valilik tarafından

verilen süre içinde proje sahibi tarafından ÇED Yönetmeliği’ne uygun şekilde

gerekliliklerin yerine getirildiği ve verilen ÇED

olumlu kararının hukuka ve teknik düzenlemelere uygun olduğu

belirtilmiştir. Diğer davalı Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından sunulan cevap

dilekçesinde de benzer gerekçelere dayanılmış ve ÇED Yönetmeliği’nin 8. ile 14.

maddelerinde belirtilen usul ve esaslar gözetilerek ÇED sürecinin tamamlandığı

ve ÇED olumlu kararının verildiği

ileri sürülmüştür.

25. Mahkemece verilen 14/11/2007 tarihli ara kararı ile kanunda

öngörülen şartların gerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi

reddedilmiştir. Karara karşı yapılan itiraz Ankara Bölge İdare Mahkemesinin

12/12/2007 tarihli ve 2007/5958 Y.D. İtiraz nolu

kararıyla reddedilmiştir.

26. Başvurucu tarafından Ankara 4. İdare Mahkemesinin E2006/476

sayılı dava dosyasına sunulan 8/1/2008, 19/2/2008, 12/3/2008 ve 7/4/2008

tarihli dilekçeler ile yeni ve tarafsız bir bilirkişi heyeti oluşturulması ve

incelemelerin E.2007/493 sayılı dava dosyasını kapsayacak şekilde yapılması

talep edilmiştir.

27. Bu doğrultuda 11/4/2008 tarihinde dava konusu yüksek gerilim

hattının Bando Sokak’tan geçen bölümü üzerinde yapılan keşif neticesinde

hazırlanan ek bilirkişi raporunda hattın Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri

Yönetmeliği’ne uygun olarak döşendiği ancak teknik şartname hükümlerine aykırı

olarak beton tabaka kalınlığının 20 cm yerine 18 cm olduğu, derinliğin de 120

cm’den az olduğu, davacının işaret ettiği gibi aynı kanallardan geçen su

boruları ve benzeri altyapı tesislerinde oluşabilecek arızalarla ilgilenilirken

diğer kurumların görevlileri tarafından yüksek gerilim hattına müdahale etme,

özensiz çalışarak yapıyı bozma riskinin bulunduğu şeklinde değerlendirmelere

yer verilmiştir.

28. Ankara 4. İdare Mahkemesi 26/6/2008 tarihli ve E.2006/476,

K.2008/1670 sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi

şöyledir:

“… Bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, yüksek gerilim hattının yer

altına alınmasında Elektrikli Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğine uygun

davranıldığı, ancak Yönetmelikte belirtilen mesafelerden daha fazla derinlik

öngörülen Yapım Sözleşmesine 2 noktada uygunluk bulunmadığı anlaşılmakta olup,

tesisin anılan Yönetmeliğe uygun olması nedeniyle, sözleşme hükümlerine

aykırılığın idare tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davacı, davacı yanında

müdahil ve TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından itiraz edilmiş ise de, bilirkişi raporundaki saptamalar karşısında itirazlar

yerinde bulunmamıştır.

Dosyada var olan bilgi ve belgeler ile verilecek karara esas

alınabilecek nitelikte bulunan bilirkişi raporlarının birlikte değerlendirilmesi

sonucunda, yüksek gerilim havai hattının yer altına alınmasında, güzergah seçiminde, tesisin yapılmasında ve havai hattın

kaldırılmasıyla boşalacak alanın yeşil alan olarak kullanılmak üzere Ankara

Büyükşehir Belediyesine devredilmesi işlemlerinde anılan mevzuata hükümlerine

ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Öte yandan, 19.2.2008 tarihli ara kararımız ile, yeşil alan olarak

kullanılmak üzere Ankara Büyükşehir Belediyesine devredilen taşınmazın içinde

yer aldığı herhangi bir plan yapılıp yapılmadığı sorulmuş olup, gelen cevabi

yazıdan; AYKOME kararı ile kaldırılan enerji nakil hattının geçtiği güzergahın

Keçiören Belediye Meclisinin 31.10.1990 tarih ve 259 sayılı kararı ile onanan

Çubuk Çayı ve Çevresi I. Etap İmar Planı kapsamında kaldığı, onaylı imar

planına göre enerji nakil hattının geçtiği güzergahın bir kısmının E=0,10, Hmax=6,50m yapılanma koşullu pazar alanı olarak ayrılırken

diğer kısmının yeşil alan olarak ayrıldığı belirtilmiş olup, söz konusu plan

veya plan tadilatının bu davanın konusu olmaması nedeniyle belirtilen husus

incelenmemiş olup, plan veya plan tadilatının ayrıca dava konusu yapılabileceği

de açıktır.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddine, … oybirliğiyle karar verildi.”

29. Aynı Mahkeme 2007/493 esas sayılı dava hakkında ise

26/6/2008 tarihli ve E.2007/493, K.2008/1654 sayılı kararıyla davanın reddine

karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“… Dava konusu olayda, TEİAŞ Genel Müdürlüğünce havai elektrik hattının

yer altına indirilmesi için hazırlanan proje tanıtım dosyasında davalı

idarelerden gerekli izin alınmaksızın güzergah değişikliği yapılması üzerine

söz konusu hatta elektrik verilmemesine karar verilerek TEİAŞ Genel Müdürlüğü

hakkında idari para cezası verildiği, daha sonradan güzergah değişikliği için

verilen ÇED gereklidir kararına istinaden yapılan incelemeler ve halkın

katılımı toplantısı sonucunda söz konusu proje için ÇED olumlu kararı verildiği

görülmektedir.

Mahkememizin E.200/476 esas numarasına kayden

yine davacılar tarafından açılan yüksek gerilim havai hattının yer altına

alınmasının durdurulmasına ilişkin başvurunun reddine yönelik 26.1.2006 gün ve

414 sayılı TEİAŞ Genel Müdürlüğü işlemi ile yüksek gerilim havai hattının

kaldırılması ile ortaya çıkacak yeşil alanın Ankara Büyükşehir Belediyesine

devrine ilişkin 20.7.2005 gün ve 204 sayılı davalı Ankara Büyükşehir Belediye

Başkanlığı AYKOME ara genel kurul kararının iptali istemli davada güzergah

değişikliği ile ilgili olarak yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi

yaptırılmasına karar verilmiş olup yapılan keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi

raporunda özetle; yüksek gerilim hatlarının yer altına döşenmesinin sağlık

açısından bir risk oluşturmadığı, hatların oluşturduğu manyetik ve elektrik

alan değerlerinin hattın toprak altına döşenmesi durumunda çok daha düşük

olduğu, güzergahın Şehit Makbule Sokak yerine Bando Sokaktan geçirilmesi

nedeniyle hattın bir miktar uzatıldığı, trafik akış yönü, sokaktaki ağaç

sayısı, sokakta bulunan rögar kapaklarının sayısı, döşeme sırasında kablo ek

yerlerinin nereye gelmesi gerektiği konularının güzergah belirlenmesinde göz

önüne alınması gerektiği, bu hususlar göz önüne alındığında güzergah

değişikliğinin yerinde olduğu, güzergah değişikliğinde ve yer altına döşenecek

kabloların seçiminde Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğine uygun

davranıldığı, tesis alanı kapatılmış olduğundan Elektrik Kuvvetli Akım

Tesisleri Yönetmeliğinin 58/b/11 maddesinde belirtilen mesafelere uyulup

uyulmadığının tespit edilemediği, belirtilen nedenlerle yüksek gerilim hattı

kablolarının Bando Sokaktan geçirilmesinde teknik, çevresel ve şehircilik

ilkeleri açısından sakınca bulunmadığı ifade edilmiştir.

Bu durumda TEİAŞ tarafından hazırlanan projenin ilk halinde elektrik

hattının Şehit Makbule Sokaktan geçirilmesi öngörülmüş ise de yukarıda söz

edilen bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere adı geçen sokağın konumu,

altyapının sıkışık olması ve yer altı kablo kanalı için uygun genişlik

bulunmaması nedeniyle güzergah değişikliğine gidilmesi üzerine Çevresel Etki Değerlendirmesi

Yönetmeliğinde öngörülen koşullara uygun olarak güzergah değişikliğine ilişkin

proje hakkında “ÇED olumlu” kararı verilmesine yönelik tesis edilen dava konusu

işlemlerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddine,…

oybirliğiyle karar verildi.”

30. Ankara 4. İdare Mahkemesinin 26/6/2008 tarihli ve

E.2006/476, K.2008/1670 sayılı kararına karşı yürütmenin durdurulması ve bozma

talebiyle temyiz başvurusunda bulunulmuş; anılan karar Danıştay 6. Dairesinin

16/11/2009 tarihli ve E.2009/4375, K.2009/11132 sayılı ilamıyla onanarak

kesinleşmiştir.

31. Ayrıca Ankara 4. İdare Mahkemesinin 26/6/2008 tarihli ve

E.2007/493, K.2008/1654 sayılı kararına karşı yürütmenin durdurulması ve bozma

talebiyle temyiz başvurusunda bulunulmuş ise de yürütmenin durdurulması talebi

Danıştay 6. Dairesi tarafından 20/10/2009 tarihinde reddedilmiş ve anılan

karar, aynı Dairenin 5/10/2010 tarihli ve E.2008/9842, K.2010/8768 sayılı ilamıyla

onanmış; karar düzeltme talebi de Danıştay 14. Dairesinin 12/6/2013 tarihli ve

E.2011/10699, K.2013/4867 sayılı ilamıyla reddedilerek kesinleşmiştir.

32. Danıştay 14. Dairesi tarafından verilen 12/6/2013 tarihli

nihai karar 12/8/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup başvurucu

tarafından 29/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

33. 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası

Kanunu’nun “Elektrik piyasası faaliyetleri”

kenar başlıklı mülga 2. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Elektrik piyasası faaliyetleri bu Kanun hükümlerine göre piyasada

faaliyet gösterecek tüzel kişilerin üretim, iletim, dağıtım, toptan satış,

perakende satış, perakende satış hizmeti, ticaret, ithalat ve ihracat

faaliyetleridir.

Piyasada faaliyet gösterecek tüzel kişilerin faaliyetlerinde uymaları

gereken usul ve esaslar bu Kanun ve ilgili yönetmeliklerle düzenlenir.

…

b) İletim faaliyeti gösterebilecek tüzel kişiler: Elektrik enerjisi

iletim faaliyetleri Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi tarafından

yürütülür.

Kamu mülkiyetindeki tüm iletim tesislerini devralmak, kurulması

öngörülen yeni iletim tesisleri için iletim yatırım planı yapmak, yeni iletim

tesislerini kurmak ve işletmek, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketinin

görevidir.

(Değişik paragraf: 09/07/2008 - 5784 S.K./2. md.) Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi; ayrıca, Kurul

onayına tabi olan iletim, bağlantı ve sistem kullanım tarifelerini ve şebeke

yönetmeliğini hazırlar, revize eder, denetler ve yük dağıtımı ile frekans

kontrolünü gerçekleştirir, iletim sisteminde ikame ve kapasite artırımı yapar,

gerçek zamanlı sistem güvenilirliğini izler, sistem güvenilirliğini ve elektrik

enerjisinin öngörülen kalite koşullarında sunulmasını sağlamak üzere gerekli

yan hizmetleri belirler ve bu hizmetleri Yan Hizmetler Yönetmeliği hükümleri

doğrultusunda sağlar.

Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi, Bakanlığın kararı doğrultusunda

uluslararası enterkonneksiyon çalışmalarını yapar,

iletim sistemine bağlı ve/veya bağlanacak olan serbest tüketiciler dahil tüm

sistem kullanıcılarına şebeke yönetmeliği ve iletim lisansı hükümleri

doğrultusunda eşit taraflar arasında ayrım gözetmeksizin iletim ve bağlantı

hizmeti sunar.

Piyasanın gelişimine bağlı olarak Kurul kararı doğrultusunda yeni

ticaret yöntemleri ve satış kanallarının uygulanabilmesine yönelik alt yapının

geliştirilmesi ve uygulanması Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi tarafından

yürütülür.

Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi, yönetmelik çerçevesinde,

dağıtım şirketleri tarafından hazırlanan talep tahminlerini esas alarak üretim

kapasite projeksiyonunu hazırlar ve Kurul onayına sunar.

(Değişik paragraf: 09/07/2008 - 5784 S.K./2. md.) İletim şebekesi dışında, ulusal iletim sistemi için

geçerli standartlara uygun olan ve üretim faaliyeti gösteren tüzel kişinin

lisansı kapsamındaki üretim tesisi ile müşterileri ve/veya iştirakleri ve/veya

serbest tüketiciler arasında özel direkt hat tesisi, Türkiye Elektrik İletim

Anonim Şirketi ile üretim faaliyeti gösteren tüzel kişi arasında yapılacak

kontrol anlaşması ile mümkündür.

(Ek paragraf: 09/07/2008 - 5784 S.K./2. md.) Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi, uluslararası enterkonneksiyon hatlarının ulusal sınırlar dışında kalan

kısmının tesisi ve işletilmesini yapabilir ve/veya bu amaçla uluslararası

şirket kurabilir ve/veya kurulmuş uluslararası şirketlere ortak olabilir ve

bölgesel piyasaların işletilmesine ilişkin organizasyonlara katılabilir.

c) Dağıtım faaliyeti gösterebilecek tüzel kişiler: Elektrik enerjisi

dağıtım faaliyetleri, dağıtım şirketleri tarafından lisanslarında belirlenen

bölgelerde yürütülür.

Dağıtım şirketleri, bulundukları dağıtım bölgesinde, başka bir

tedarikçiden elektrik enerjisi ve/veya kapasite temin edemeyen tüketiciler

bulunması halinde, perakende satış lisansı alarak bu tüketicilere perakende

satış yapmak ve/veya perakende satış hizmeti vermekle yükümlüdür.

Dağıtım şirketleri, bölgelerinde, başka perakende satış şirketi ve/veya

şirketleri bulunsa dahi perakende satış lisansı almak suretiyle tüketicilere

perakende satış yapabilir ve/veya perakende satış hizmeti verebilir.

Lisanslarında belirtilen bölgelerdeki dağıtım tesislerini işleten

ve/veya sahip olan dağıtım şirketleri, bu tesislerin yenileme, ikame ve

kapasite artırım yatırımlarını yapar, dağıtım sistemine bağlı ve/veya

bağlanacak olan serbest tüketiciler dahil tüm sistem kullanıcılarına, dağıtım

lisanslarının hüküm ve şartları ve dağıtım yönetmeliği hükümleri doğrultusunda

ve yönetmelikte belirlenecek süreler içinde eşit taraflar arasında ayrım

gözetmeksizin elektrik enerjisi dağıtımı ve bağlantı hizmeti sunar.

(Değişik paragraf: 09/07/2008 - 5784 S.K./2. md.) Dağıtım şirketleri, Yan Hizmetler Yönetmeliği

hükümleri doğrultusunda yan hizmetleri sağlar.

Yönetmelik çerçevesinde, dağıtım lisanslarında belirlenen bölgelerde

talep tahminlerinin hazırlanması ve Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketine

bildirilmesi görevi dağıtım şirketlerine aittir. Kurul bu talep tahminlerini

onaylar ve tahminler Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi tarafından

yayımlanır.

Mülkiyeti kamuda olan dağıtım tesislerinin, Kurul onaylı talep

tahminleri doğrultusunda yatırım planlarının hazırlanması ve Kurul onayına

sunulması, onaylanan yatırım planı uyarınca yatırım programına alınan, dağıtım

tesislerindeki gerekli iyileştirme ve güçlendirme işlerinin gerçekleştirilmesi

ve/veya yeni dağıtım tesislerinin inşa edilmesi görevi söz konusu dağıtım

tesislerini işleten dağıtım şirketlerine aittir.

…”

34. 2/3/2001 tarihli ve 24334 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan 5/2/2001 tarihli ve 2001/2026 sayılı Bakanlar Kurulu Kararname’nin

eki 1. maddesi şöyledir:

“Elektrik üretimi, yük tevzii ve işletme

planlaması hizmetlerini yürütmek üzere “Türkiye Elektrik İletim Anonim

Şirketi”, … unvanlarında … iktisadi devlet teşekkülü kurulmuştur.”

35. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Çevresel etki değerlendirilmesi” kenar

başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına

yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi

Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler.

Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki

Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay,

izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma

başlanamaz ve ihale edilemez.

Petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetleri, Çevresel Etki

Değerlendirmesi kapsamı dışındadır.

Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel

Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl

ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.”

36. Başvuru konusu olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan

16/12/2003 tarihli ve 25318 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin “Yetki” kenar başlıklı 5. maddesi

şöyledir:

“Bu Yönetmeliğe tabi projeler hakkında “Çevresel Etki Değerlendirmesi

Olumlu”, “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumsuz”, “Çevresel Etki

Değerlendirmesi Gereklidir” veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli

Değildir” kararlarını verme yetkisi Bakanlığa aittir. Ancak Bakanlık gerekli

gördüğü durumlarda “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir” veya “Çevresel

Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararının verilmesi konusundaki

yetkisini, sınırlarını belirleyerek Valiliklere devredebilir.”

37. Belirtilen Yönetmelik’in “Çevresel

Etki Değerlendirmesine Tabi Projeler” kenar başlıklı 7. maddesi

şöyledir:

“Bu Yönetmeliğin;

a) EK-I listesinde yer alan projeler ile,

b) Ek-II listesinde bulunup

“Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir” kararı verilen projeler için

Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlanması zorunludur.”

38. Belirtilen Yönetmelik’in “Halkın

Katılımı Toplantısı” kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:

“Komisyonun Kapsam belirleme toplantısından önce, halkı yatırım hakkında

bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere proje sahibi

tarafından projenin gerçekleştirileceği yerde Bakanlık ile mutabakat sağlanarak

belirlenen tarihte, halkın katılımı toplantısı düzenlenir. Çevresel Etki

Değerlendirmesi sürecinden önce proje sahibi tarafından, halkı bilgilendirmek

amacıyla anket, seminer vb. çalışmalar yapılabilir.

a) Toplantı yeri Valilik ve proje sahibi tarafından belirlenir ve

Valilik tarafından Bakanlığa bildirilir. Toplantı için projeden en çok etkilenmesi

beklenen yöre halkının kolaylıkla ulaşabileceği merkezi bir yerin seçilmesine

özen gösterilir.

b) Proje sahibi, toplantı tarihini, saatini, yerini ve konusunu

belirten bir ilanı ulusal düzeyde yayımlanan bir gazete ile o yörede yayımlanan

yerel bir gazetede toplantı tarihinden en az üç gün önce yayınlatır.

c) Toplantı İl Çevre ve Orman Müdürünün veya görevlendireceği bir

yetkilinin başkanlığında yapılır. Toplantıda; halkın proje hakkında

bilgilendirilmesi, görüş ve önerilerinin alınması sağlanır. Başkan

katılımcılardan görüşlerini yazılı olarak vermelerini isteyebilir. Toplantı

tutanağı, bir sureti Valilikte kalmak üzere Bakanlığa gönderilir.

Komisyon üyeleri, 8 inci madde de belirlendiği şekilde kendi

isteklerine bağlı olarak Kapsam belirleme toplantısı öncesinde proje uygulama

yerini inceleyebilir, kendilerine iletilen tarihe göre halkın katılımı

toplantısına katılabilirler. Halkın katılımı toplantısı çalışmaları ile ilgili sekreterya hizmeti, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından

yürütülür.”

39. Belirtilen Yönetmelik’in “Çevresel

Etki Değerlendirmesi Olumlu veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumsuz Kararı”

kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

“Bakanlık, komisyonun rapor hakkındaki çalışmalarını dikkate alarak beş

işgünü içinde proje için “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu”ya

da “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumsuz” kararı verir, bu kararı proje

sahibine ve ilgili kurum ve kuruluşlara yazılı olarak bildirir. Valilik, alınan

kararı gerekçeleri ile beraber uygun araçlarla yöre halkına duyurur.

“Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı verilen proje için beş

yıl içinde yatırıma başlanmaması durumunda “Çevresel Etki Değerlendirmesi

Olumlu” kararı geçersiz sayılır.

“Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumsuz” kararı verilen projeler için

“Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumsuz” kararı verilmesine neden olan

koşulların tamamında değişiklik olması durumunda proje sahibi yeniden başvuruda

bulunabilir.”

40. Belirtilen Yönetmelik’in “Çevresel

Etki Değerlendirmesi Gereklidir veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli

Değildir Kararı” kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:

“Bakanlık 15 inci maddenin (a), (b), (c) bendinde yer alan projeleri,

EK-IV’deki kriterler çerçevesinde inceler ve

değerlendirir. Bakanlık, bu aşamada gerekli görülmesi halinde proje sahibinden

projesi ile ilgili geniş kapsamlı bilgi vermesini, araç gereç sağlamasını,

yeterliği kabul edilebilir kuruluşlarca analiz, deney ve ölçümler yapmasını

veya yaptırmasını isteyebilir.

Bakanlık on beş işgünü içinde inceleme ve değerlendirmelerini

tamamlayarak proje hakkında “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir” veya

“Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararını beş işgünü içinde

verir, kararı Valiliğe ve proje sahibine bildirir. Valilik bu kararı taşra

teşkilatlarına ve halka duyurur.

Çevresel Etki Değerlendirmesi gerekli değildir kararı verilen proje

için 5 yıl içinde yatırıma başlanmaması durumunda Çevresel Etki Değerlendirmesi

gerekli değildir kararı geçersiz sayılır.

“Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir” kararı alınan projeler 7 nci madde uyarınca Çevresel Etki

Değerlendirmesine tabidir. Bir yıl içinde 8 inci maddeye göre Çevresel Etki

Değerlendirmesi sürecinin başlatılmaması durumunda başvuru geçersiz sayılır.”

41. Belirtilen Yönetmelik’in “Yönetmeliğe

Aykırı Uygulamaların Durdurulması” kenar başlıklı 19. maddesi

şöyledir:

“Bu Yönetmelik kapsamındaki projelerde;

a) “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” ya da “Çevresel Etki Değerlendirmesi

Gerekli Değildir” kararı alınmadan yatırıma başlandığının tespit edilmesi durumunda,Valilik tarafından

yatırım durdurulur. “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” ya da “Çevresel Etki

Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararı alınmadıkça durdurma kararı

kaldırılmaz.

b) “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı ya da “Çevresel Etki

Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararı verildikten sonra, proje sahibi

tarafından Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyasında

taahhüt edilen hususlara uyulmadığının tespit edilmesi durumunda sözkonusu taahhütlere uyulması için Bakanlıkça da uygun

görülmesi halinde Valilikçe bir defaya mahsus olmak üzere süre verilebilir. Bu

süre sonunda taahhüt edilen hususlara uyulmaz ise yatırım durdurulur.

Yükümlülükler yerine getirilmedikçe durdurma kararı kaldırılmaz.”

42. Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği’nin 58. maddesi

şöyledir:

“Bu Yönetmeliğin kapsamına giren tesislerde Türk Standartlarına uygun

kablolar kullanılacaktır. Bunlar bulunmadığında Madde 1‘de belirtilen

standartlara uygun kablolar kullanılacaktır.

…

b) Kabloların döşenmesi:

1) Yer altı kablolarının döşendikleri yerler kimyasal, mekanik ve ısıl

etkilerden olabildiğince uzak ya da bunlara karşı korunmuş olmalıdır.

…

11) Yeraltına döşenecek kablolar, sokak ve alanlarda en az 80 cm

derinliğe gömülmelidir. Bu yerlerin dışında en az 60 cm olmalıdır. Bu derinlik

zorunlu durumlarda özel koruyucu önlemler alınarak 20 cm dolaylarında

azaltılabilir.

…

e) Kablo yerlerinin işaretlenmesi:

Kablo tesisleri bulunan kuruluşlar, bunların yerlerini tam olarak

işaretleyerek bu kabloların geçiş güzergahlarını gösteren planları, belediye ve

mücavir alan sınırları içinde ilgili belediyelere, diğer yerlerde de ilgili

mülki idare amirliklerine vermelidir. Yer altı kablo güzergahları kaplamasız

yerlerde işaretli beton kazıklarla, kaplamalı yerlerde oyulmuş işaretlerle belirtilmelidir.

Şöyle ki güzergahı görünmeyen kablolar (mesela hendek içindekiler), kablo

güzergahı ve niteliği anlaşılacak şekilde işaretlenmelidir. Bu çerçevede düz

güzergah maksimum 100 m‘de bir, ek ve branşman yerleri dönüş noktaları vb. yanılgıyı önleyecek

şekilde işaretlenmelidir. Bu işaretler yerine göre beton kazık, pirinç veya

döküm levha ya da kaldırım kaplamasında oyulmak suretiyle yapılmalıdır.

…”

43. 1992 yılında Rio de Janeiro'da yapılan Birleşmiş Milletler

Çevre ve Kalkınma Konferansı sonucunda kabul edilen Çevre ve Kalkınma Üzerine

Rio Bildirisi’nin 10 numaralı prensibi şöyledir:

“Çevre sorunlarını ele almanın en iyi şekli ve uygun olan çözüm konuyla

ilgili her aşamada ilgili bütün vatandaşların kararlara katılımını sağlamaktır.

Ulusal düzeyde, her kişi, tehlikeli faaliyet ve maddeler ile ilgili bilgiler

dahil olmak üzere, kamu makamlarının sahip olduğu çevre ile ilgili tüm

bilgilere ulaşabilmeli ve karar alma sürecine katılma olanağına sahip

olmalıdır. Devletler, bu bilgilere halkın ulaşmasını sağlamalı ve ayrıca halkın

alınacak kararlara katılımını ve duyarlılığını kolaylaştırmalı ve

özendirmelidir. Devletler ayrıca ilgililerin bu konuda yapabilecekleri idari ve

yargısal başvuru haklarının kolaylaştırılmasını sağlamalıdır.”

44. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin çevre ve insan

haklarına ilişkin 27/6/2003 tarihli ve 1614 sayılı Tavsiye Kararı'nın ilgili

kısmı şöyledir:

“Parlamenterler Meclisi, üye Devletlerin hükümetlerine şu hususları

tavsiye eder:

i) Hükümetler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2., 3. ve 8.

maddelerinde ve Sözleşme’nin eki Protokol’ün 1.maddesinde güvence altına

alındığı gibi, kişinin yaşam hakkı, sağlık hakkı, özel yaşamı ve aile yaşamı

ile vücut ve mal bütünlüğünü, özellikle çevrenin korunması gerekliliğini de gözönüne alarak, etkili biçimde koruyucu tedbirler

almalıdır.

ii) Hükümetler, tercihen anayasal düzeyde ve fakat en azından yasal

düzenlemeler sonucunda çevre hakkının Devlet açısından mutlak olarak korunması

gereken nesnel bir insan hakkı olduğunu kabul etmelidirler.

iii) Hükümetler, Aarhus Anlaşmasında kabul edildiği üzere, çevre

alanında bireylerin bilgi edinme ve alınan kararlara katılım hakları ile

kişisel nitelikteki yargısal başvuru haklarını güvence altına almayı kabul

etmelidirler.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

45. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

46. Başvurucu; Hasköy-Akköprü Enerji

İletim Hattı Projesi kapsamında belirlenen güzergâhlarda havai hattın yer

altına alınması işlemlerine başlandığını, TEİAŞ tarafından proje kapsamında

verilen taahhütnameye aykırı şekilde rant sağlama amacıyla güzergâhın keyfî

olarak değiştirildiğini, değiştirilen güzergâhın konutunun bulunduğu ve uzun

yıllardır ikamet ettiği iki tarafı iskânlı olan sokağı da kapsadığını, 154 kV değerinde yüksek gerilim taşıyan kabloların yer altına

alınması amacıyla sokakta yapılan kazı çalışmaları ile söz konusu idari

tasarruftan haberdar olduklarını, yüksek gerilim taşıyan kabloların yer altına

alınması hâlinde ortaya çıkacak can ve mal güvenliği riski nedeniyle başta

TEİAŞ olmak üzere Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Orman

Bakanlığı, Ankara Valiliği, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı gibi kamu

kurum ve kuruluşlarına hem kendisinin hem de mahallenin diğer sakinlerinin

defalarca şikâyetlerde bulunduğunu, bu doğrultuda projenin gereklerinin yerine

getirilmemesi nedeniyle Ankara Valiliği tarafından projenin geçici olarak durdurulduğunu,

akabinde çevresel bir baskı oluşturulduğu gerekçesiyle ÇED gerekli değildir kararının

kaldırılarak ÇED gereklidir kararı

verildiğini, bu kapsamda yapılan halkın katılımı toplantılarının güzergâh

değişikliğine ilişkin işlemler bittikten sonra gerçekleştirildiğini, idari

makamlarca usulen yürütülen süreç neticesinde güzergâh değişikliği planı için ÇED olumlu kararı verildiğini, iletim

hattına elektrik akışının durdurulması ve kamu yararına uygun şekilde hattın

kaldırılarak daha güvenli olan yerlere aktarılması talebiyle idari yargıda dava

açtığını, ayrıca ÇED olumlu kararının yürütmesinin durdurulması ve iptal

edilmesi talebiyle yine idari yargıda ayrı bir dava açtığını, yer altı yüksek

gerilim iletim hatlarının nüfus yoğunluğu az olan yerlerden geçirilmesi

gerekirken altyapısının ve trafiğinin sıkışık olduğu Bando Sokak’ın tercih

edilmesi nedeniyle can ve mal güvenliklerinin hiçe sayıldığını, mahalle

sakinleri olarak huzur ve esenliklerinin kalmadığını, ayrıca iletim hattının

yer altına döşenmesi nedeniyle sokakta yoğun şekilde bulunan altyapı

tesisatlarının zarar gördüğünü, inşaat mühendisi olarak uzun yıllar kamu

görevlisi olarak toplu konut projelerinde görevler alması nedeniyle yüksek

gerilimli yer altı kablolarının ne tür ölümcül tehlikelere yol açacağını

öngördüğünden bu konuda tüm idari ve yargısal yollara başvurduğunu, açtığı her

iki davanın reddedilmesi nedeniyle iletim hattının kalıcı hâle getirildiğini,

bu nedenle elli yıldır ikamet ettiği konutundan ayrılarak kiracı olarak başka

bir muhite taşınmak zorunda kaldığını, bu süreçte stres ve endişe içinde

yaşadığını, kamu görevlilerinin şantaj ve tehditlerine maruz kaldığını,

kendisinin ve ailesinin maddi ve manevi kayba uğradığını, tüm bu nedenlerden

dolayı sağlığının bozulduğunu, ayrıca yargılamalarda görev alan hâkimlerin

idari tasarruflarla görevlerinden alınarak yargıya müdahale edildiğini,

bilirkişi heyetlerinin talep ettiği vasıfları haiz kişilerden

oluşturulmadığını, Mahkemelerce usul ve esas kurallarına uygun hareket

edilmediğini, dava süreçlerinin yedi yıl devam etmesi nedeniyle makul sürede

yargılama yapılmadığını belirterek Anayasa'nın 5., 6., 9., 12., 17., 23., 35.,

36., 40. ve 56. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş; ihlallerin tespiti ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından Anayasa’nın 5., 6., 9.,

12., 17., 23., 35., 36., 40. ve 56. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiği iddia edilmiş olmakla beraber ihlal iddialarının mahiyeti gereği,

başvurunun maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile makul

sürede yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

48. Başvurunun incelenmesi neticesinde açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Maddi ve Manevi Varlığın Korunması ve

Geliştirilmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

49. Başvurucu, yüksek gerilim taşıyan iletim kablolarının yer

altına alınması amacıyla yürütülen proje kapsamında belirlenen güzergâhın

konutunun bulunduğu sokağı da kapsayacak şekilde sonradan değiştirilmesi ve bu

doğrultuda idare tarafından gerçekleştirilen işlem, eylem ya ihmaller nedeniyle

kendisinin ve aile bireylerinin can ve mal güvenliklerinin tehlikeye düştüğünü,

huzur ve esenliklerinin kaybolduğunu, bu süreçte stres ve sıkıntılar yaşayarak

sağlığını kaybettiğini ve tüm bunlara neden olan söz konusu iletim hattının

yaşadıkları sokaktan kaldırılması talebiyle açtığı davaların reddedildiğini

belirterek Anayasa’nın 17. ve 20. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

50. Bakanlık görüş yazısında, Anayasa’nın sağlıklı bir çevrede

yaşama hakkına ilişkin hükümlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 8. maddesi ile bu maddeye ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince

(AİHM) oluşturulan içtihat ışığında yorumlanması gerektiği, söz konusu çevresel

rahatsızlığın başvurucunun yaşam tarzı ve sağlığı üzerinde bir etkisinin olup

olmadığı hususunun tespit edilmesi gerektiği, bu kapsamda başvurucunun

iddialarının yerel makamlarca incelendiği belirtilmiş ve sağlıklı bir çevrede

yaşama hakkı bağlamında AİHM içtihadına yansıyan dava örneklerine yer

verilmiştir.

51. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyan

dilekçesinde söz konusu yer altı iletim hattının 154 kV

değerinde yüksek gerilim taşıdığını hatırlatmış ve bu türden kabloların yüksek

voltaj nedeniyle ısınması nedeniyle yakınındaki tesisatların

bozulmasına yol açtığını, yapılacak kazı çalışmalarında temasa açık ölümcül bir

risk oluşturduğunu, bunun yanında hat güzergâhı üzerinde elektromanyetik alanın

oluştuğunu, nüfus yoğunluğunun yüksek olması nedeniyle tüm bunların neden

olacağı can ve mal tehlikesinin birçok insanı telafisi imkânsız şekilde

etkileyeceğini, idari ve yargısal makamlar tarafından korunma sağlanmadığını

belirterek başvuru dilekçesindeki görüş ve taleplerini tekrar etmiştir.

52. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/11/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

53. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahiptir.”

54. Anayasa’nın “Sağlık

hizmetleri ve çevrenin korunması” kenar başlıklı 56. maddesinin

birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak

ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”

55. Anayasa’nın “Çalışma ve

sözleşme hürriyeti” kenar başlıklı 48. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

“Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal

amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak

tedbirleri alır.”

56. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve

yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak

müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu

güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin

önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

57. Özel hayat alanına dâhil olan tüm hukuksal çıkarlar

Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında güvence altına alınmakla birlikte söz konusu

hukuksal çıkarların, Anayasa’nın farklı maddelerinin koruma alanına girdiği

görülmektedir. Bu bağlamda Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve

geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı

kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı ile bireyin

kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına

karşılık gelmektedir. Bunun dışında özel hayat kavramına dâhil bir kısım

hukuksal değerin Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlendiği, özel hayatın diğer

alt kategorileri olarak ele alınan haberleşmenin gizliliği ve konuta saygı

hakkının ise Anayasa’nın 21. ve 22. maddelerinde güvence altına alındığı

görülmektedir. Bu kapsamda Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan hakların temel

olarak Anayasa’nın 17., 20., 21. ve 22. maddelerinde düzenlendiği

anlaşılmaktadır (Mehmet Kurt [GK],

B. No: 2013/2552, 25/2/2016, § 44).

58. Özel hayatın korunması kapsamında kişiliğin serbestçe

geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dâhildir. Bu

bağlamda kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne ilişkin hukuksal çıkarı da özel

hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınmaktadır. Fiziksel ve ruhsal

bütünlük hakkı kapsamında güvence altına alınan hukuksal çıkarlardan biri de

sağlıklı bir çevrede yaşama hakkıdır (AYM, E.2013/89, K.2014/116, 3/7/2014).

59. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının anayasal anlamda

normatif dayanağı 56. madde hükmünde yer verilen herkesin sağlıklı ve dengeli

bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu yönündeki düzenlemedir. Ancak söz

konusu hüküm, Anayasa’nın sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer

almaktadır. Anayasa’nın bireysel başvuru hakkının düzenlendiği 148. maddesinin

üçüncü fıkrasında “Herkes, Anayasada güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilir.” hükmüne yer verilmek suretiyle

Anayasa’da yer alan ikinci ve üçüncü kuşak hakların ihlal edildiği iddiasıyla

bireysel başvuruda bulunulamayacağı ifade edilmekle birlikte sağlıklı bir

çevrede yaşama hakkının, Anayasa’nın fiziksel ve ruhsal bütünlüğün korunması

ile ilgili hukuksal çıkarları ihtiva eden 17. maddesi, özel ve aile hayatına

saygıyı güvence altına alan 20. maddesi ve konut dokunulmazlığını düzenleyen

21. maddesi ile bağlantılı olarak ve söz konusu hükümlerde yer alan hukuksal

çıkarlar üzerindeki etkisi dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir (Mehmet Kurt, § 46).

60. Özel hayat kavramı eksiksiz tanımı bulunmayan geniş bir

kavram olup bu hak kapsamında devlet için söz konusu olan yükümlülük, sadece

belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmakla sınırlı olmayıp öncelikli

olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak özel hayata etkili bir biçimde saygının

sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri de içermektedir. Söz konusu

pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da özel hayata

saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 26). Çevresel rahatsızlıklarla ilgili ihlal

iddiaları kapsamında da, ağırlıklı olarak devletin

pozitif yükümlülüklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

61. Çevre hakkı bağlamında özel hayata, aile hayatına ve konuta

saygı hakkı, sadece kamusal müdahalelere karşı korunmamakta; pozitif

yükümlülükler doktrini uyarınca bu koruma özel kişilerden kaynaklanan

müdahaleler kapsamında da gündeme gelmektedir (Mehmet

Kurt, § 48).

62. Anayasa’da pozitif yükümlülüklere ve temel hakların yatay

ilişkilere uygulanmasına gönderme yapan çok sayıda düzenleme bulunmaktadır. Bu

kapsamda Anayasa’nın 176. maddesine göre metne dâhil sayılan başlangıç

bölümünün yedinci paragrafında “Topluca Türk

vatandaşlarının (….) birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı (...)”

göstermesi hususundan bahsedilmekte, Anayasa’nın devletin temel amaç ve

görevlerini belirleyen5. maddesinde ise“(…),

kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak

ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmak” ifadelerine yer verilmektedir. Bunun yanı sıra Anayasa’nın

bağlayıcılığı ve üstünlüğüne ilişkin 11. madde gereğince Anayasa hükümleri

yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarının yanında diğer kuruluş

ve kişileri de bağlayan temel hukuk kuralları olup Anayasa’da tanımlanan hak ve

özgürlükler tüm bireyler bakımından güvence altındadır. Temel hak ve

hürriyetlerin niteliği başlıklı 12. madde gereğince “(...) temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer

kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder”. Anayasa’nın “hakkın kötüye kullanılmasına” ilişkin

14. maddesinin ikinci fıkrası ise Anayasa hükümlerinden hiçbirinin devlete veya

kişilere, Anayasa'yla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya

Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir

faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamayacağını ifade ederek

hem bireylere hem de devlete hitap etmekte ve temel hakların etkin kullanımı

noktasında kamusal makamlara düşen pozitif yükümlülükler ile temel hakların

yatay ilişkilere uygulanmasının normatif dayanaklarından birini oluşturmaktadır

(Mehmet Kurt, § 49).

63. Belirtilen genel nitelikteki düzenlemelerin yanı sıra ve

özellikle çevresel meseleler bağlamında Anayasa’nın çevreyi geliştirme, çevre

sağlığını koruma ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ödevleri arasında

olduğunu belirten 56. maddesinin ikinci fıkrasının da kamusal makamların

çevresel meseleler bağlamındaki pozitif yükümlülüklerinin tespiti ve

değerlendirilmesi hususunda gözönünde bulundurulması

gerektiği açıktır. Anayasa’nın 56. maddesinin gerekçesinde de genel olarak

çevresel kirlenmeye yer verildiği, vatandaşın korunmuş çevre şartlarında beden

ve ruh sağlığı içinde yaşamını sürdürmesini sağlamanın devletin görevi

olduğunun, çevreyi koruyucu mevzuat kadar devlet denetiminin ve çevreyi

koruyucu fiilî tedbir ve faaliyetlerin de gerekli olduğunun belirtildiği, bu

kapsamda devletin hem kirlenmenin önlenmesi hem de tabii çevrenin korunması ve

geliştirilmesi için gereken tedbirleri alması gerektiğinin vurgulandığı ve bu

suretle çevresel meselelerde devletin pozitif yükümlülüklerine işaret edildiği

görülmektedir (Mehmet Kurt, §

50).

64. Çevresel kirliliğe dayalı şikâyetlerin genellikle özel

teşebbüslerin faaliyetleri çerçevesinde gündeme geldiği dikkate alındığında

Anayasa’nın 48. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen “Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin

gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde

çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” şeklindeki düzenlemenin de

kamusal makamların çevresel meseleler bağlamındaki pozitif yükümlülüklerinin

normatif dayanaklarından birini teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Söz konusu hüküm

aynı zamanda ilgili faaliyete ilişkin kamusal menfaat ile bireyin maddi ve

manevi varlığının korunması ve geliştirilmesine ilişkin menfaat arasında

gözetilmesi gereken dengeye de vurgu yapmaktadır (Mehmet Kurt, § 51).

65. Çevre hakkı, gerek yaşam hakkıyla

gerekse sağlık hakkıyla olan yakın ilişkisi nedeniyle bugünkü nesli hatta daha

çok gelecek nesilleri ilgilendirdiğinden günümüzde çok daha önemli hâle

gelmektedir. Çevrenin kirlendikten ve bozulduktan sonra eski hâline

getirilmesinin çok güç ve külfetli olması hatta kimi zaman mümkün olmaması

nedeniyle, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve

faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesi;

kirlenen çevrenin temizlenmesi veya bozulan çevrenin onarılması yerine,

kirliliği ve bozulmayı önleyici tedbirlere ağırlık verilmesi gerekmektedir

(AYM, E.2013/89, K.2014/116, 3/7/2014; E.2006/99, K.2009/9, 15/1/2009).

Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, getirilecek kuralın, ekonomik,

bürokratik ve fiilî yükümlülüklere yol açacağı ve üretim faaliyetlerinin

etkileneceği gerekçeleriyle vazgeçilecek haklardan değildir (AYM, E.2011/110,

K.2012/79, 24/5/2012).

66. Çevre kavramının üzerinde uzlaşılmış bir tanımı bulunmamakla

birlikte genel olarak hava, su, toprak, flora ve fauna gibi doğal kaynakları ve

bunların karşılıklı etkileşimini kapsadığı ifade edilmekte; 2872 sayılı

Kanun’da ise çevre kavramının, canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini

sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik,

fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı ifade edecek şekilde ele alındığı

anlaşılmaktadır (Mehmet Kurt, §

53).

67. Söz konusu tanımlar kapsamında çevrenin kendi başına bir

değer olarak korunduğu izlenimi ortaya çıkmakla birlikte çevre merkezli

yaklaşım olarak da adlandırılabilecek olan ve çevrenin kendi başına bir değer

olarak korunması gerekliliğine işaret eden ekolojik yaklaşımın, yerini insan

hakları ile çevrenin korunması arasında açık bir bağ olduğu düşüncesine

bıraktığı görülmektedir. Bu kapsamda çevreye insan merkezli bir anlayışla

yaklaşıldığı, çevre ile nitelikli yaşam ve sağlık arasında bir bağ kurulduğu,

çevresel insan hakları bağlamında değerlendirilebilecek olan birçok

uluslararası metnin de çevrenin korunması ile insan sağlığı ve esenliği

arasında bir bağ kurulması ile oluştuğu anlaşılmaktadır (bkz. § 43). Avrupa

Konseyi düzleminde Parlamenterler Meclisinin sağlıklı bir çevrede yaşama

hakkına ilişkin bir ek protokol hazırlanmasına yönelik tavsiye kararları da

çevresel insan hakları konusundaki dikkate değer metinler arasında yer

almaktadır (bkz. § 44).

68. Sözleşme’de de sağlıklı bir

çevrede yaşama hakkı şeklinde belirli bir hak normatif olarak öngörülmemiştir (Bor/Macaristan, B. No: 50474/08,

18/6/2013, § 24). Bununla birlikte çervesel

meseleler, Sözleşme’nin 2., 3., 6. ve 8. maddeleri ile Sözleşme’ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi çerçevesinde AİHM tarafından

değerlendirilmektedir (Brincat ve diğerleri/Malta, B. No: 60908/11,

24/7/2014, §§ 103-117).

69. Çevresel meselelerin sıklıkla çevresel kirlilik bağlamında

AİHM önüne taşındığı ve Mahkemece söz konusu çevresel rahatsızlığın devletin

veya özel kişilerin faaliyetleri sonucunda oluşması arasında bir ayırım

gözetilmeksizin Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında güvence altına alınan

hukuksal çıkarlarla bağlantı kurulmak suretiyle incelendiği anlaşılmaktadır (Bor/Macaristan, § 25). Belirtilen

değerlendirmeler kapsamında Mahkemenin; iddiaya konu çevresel kirliliğin, özel

hayatın veya aile hayatının nitelik ve kalitesini veya konutundan yararlanma

şeklindeki hukuksal çıkarı olumsuz etkilediğini tespit ederek özel hayat

kavramının alt kategorileri olan özel hayata, aile hayatına ve konuta saygı

hakkı ile sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı arasında bir bağ kurduğu

görülmektedir (Powell ve Rayner/Birleşik Krallık,

B. No: 9310/81, 21/2/1990; Hatton ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:

36022/97, 2/7/2003; Lopez Ostra/İspanya, B. No: 16798/90, 9/12/1994).

70. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat” kavramı AİHM tarafından

oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan

özellikle kaçınılmaktadır. Bununla birlikte Sözleşme’nin denetim organlarının

içtihatlarında, “bireyin kişiliğini

geliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı

hakkının kapsamının belirlenmesine temel alındığı anlaşılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

71. Bunun yanı sıra konuta saygı hakkı, sadece fiziksel alanın

korunması olarak değerlendirilmemekte; aynı zamanda konutu kullanma veya

konuttan yararlanma hakkını da içerdiği ifade edilen bu hakka yönelen gürültü,

koku, emisyonlar gibi somut veya fiziksel olmayan ve söz konusu kullanım

biçimini etkileyen müdahaleler de, konuta saygı hakkı

bağlamında değerlendirilmektedir (Mehmet

Kurt, § 58). AİHM içtihadında ayrıca çevresel meselelerin, özel

hayat kavramının alt kategorilerinden olan aile hayatına saygı hakkı ile

ilişkilendirildiği dava örneklerine de sıklıkla rastlamak mümkündür (Powell ve Rayner/Birleşik

Krallık, § 40; Hatton ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 118).

72. AİHM, ciddi boyuttaki çevresel kirliliğin bireylerin esenliğini

etkileyebileceğini ve yaşamları bakımından ağır bir tehlikeye maruz

bırakmaksızın da özel ve aile yaşamlarını etkileyecek şekilde konutlarından

yararlanmalarını engelleyebileceğini belirtmektedir (Lopez Ostra/İspanya, § 51; Taşkın ve diğerleri/Türkiye, B. No:

46117/99, 10/11/2004, § 113).

73. Bununla birlikte çevresel meselelerin Sözleşme’nin 8.

maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için belirli koşulların mevcudiyeti

aranmaktadır. Bu bağlamda söz konusu çevresel rahatsızlığın başvurucunun maddi

ve manevi bütünlüğüne, özel ve aile hayatına ya da konuta saygı hakkı üzerinde

doğrudan bir etkide bulunması ve belirtilen değerler üzerindeki etkisinin

asgari bir şiddet derecesine ulaşması gerekmektedir. Bu kapsamda çevresel

rahatsızlığın ciddi bir boyuta ulaşmış olması aranmaktadır. Belirtilen bağlamda

aranan asgari ağırlık eşiğinin söz konusu hukuksal değerlerin ihlal edilip

edilmediğinin değil bizatihi söz konusu alana ilişkin incelenebilir bir sorun

doğurup doğurmadığının tespiti amacıyla değerlendirildiği görülmektedir. Söz

konusu şiddet derecesinin değerlendirilmesi göreli olup her somut olayda

çevresel etkinin yoğunluğu, süresi, beden ve ruh bütünlüğüne etkileri ile

çevrenin genel bağlamı gibi kriterler çerçevesinde ayrıca değerlendirme

yapılmasını zorunlu kılmaktadır (Fadeyeva/Rusya,

B. No: 55723/00, 9/6/2005, § 69). Yapılan değerlendirmelerde başvurucunun

iddiaya konu çevresel kirlilik kaynağına yakınlığı şüphesiz en önemli unsurdur.

Bu kapsamda her modern kent yaşamına mündemiç çevresel tehlikeler ile

kıyaslandığında önemsiz kalan çevresel olumsuzluklar, 8. madde çerçevesindeki

güvenceleri harekete geçirmek için yeterli görülmemektedir (Mehmet Kurt, § 58; Mileva ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 43449/02, 25/11/2010, §

88).

74. Sözleşme’de temiz ve sessiz bir

çevrede yaşama hakkı şeklinde bir hak güvence altına alınmadığı için özel hayat

çerçevesinde korunan hukuksal çıkarlar üzerinde doğrudan ve ciddi bir etkisi

bulunmayan, manzara hakkı veya güzel bir çevrede yaşama hakkı gibi çevresel

hakların, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında değerlendirilmesi söz konusu

değildir (Krytatos/Yunanistan, B. No: 41666/98, 22/5/2003,

§§ 52, 53; Ali Rıza Aydın/Türkiye,

B. No: 40806/07, 15/5/2012, §§ 27-29 ). Zira 8.

maddenin aktif hâle gelmesini sağlayan etken, çevrenin genel olarak bozulması

değil bireylerin özel veya aile hayatı ile konutları için zararlı bir etkinin

söz konusu olmasıdır.

75. AİHM içtihadında sıklıkla devletin, bireylerin 8. maddenin

(1) numaralı fıkrasında yer alan haklarını güvence altına almak hususunda

gerekli ve uygun önlemler alma şeklindeki pozitif yükümlülüğünün söz konusu

olduğu davalar ile 8. maddenin (2) numaralı fıkrası bağlamında haklılığının

ortaya konulması gereken bir kamusal müdahale ile ilgili davalarda uygulanacak

prensiplerin hemen hemen aynı olduğunun vurgulandığı görülmektedir. Her iki

bağlamda da dikkate alınması gereken hususun, bireyin ve kamunun yarışan

menfaatleri arasında adil bir dengenin tesisi olduğu ve her iki durumda da Sözleşme’ye uyumun sağlanabilmesi için alınması gereken

tedbirlerin belirlenmesinde devletin geniş bir takdir yetkisini haiz olduğu

ifade edilmektedir (Bor/Macaristan,

§ 24).

76. Özellikle Anayasa’da yer alan ve pozitif yükümlülükler ile

temel hakların yatay ilişkilere uygulanabilirliğinin normatif dayanaklarını

oluşturan düzenlemeler gözönünde bulundurulduğunda

tüm ilgililerin erişimlerine sunulan veriler kapsamında söz konusu çevresel

mesele ile ilgili karar alma sürecine katılımı ile belirtilen süreçte hukuksal

çıkarlarının yeterince gözetilmediğini düşünmeleri durumunda ilgili idari ve

yargısal yollara başvuru imkânı tanınması da kamusal makamların çevresel

meseleler bağlamındaki yükümlülüklerinin kapsamına dâhildir (Mehmet Kurt, § 61).

77. Çevresel meseleler bağlamında kamusal makamların haiz olduğu

geniş takdir yetkisi nedeniyle birçok uluslararası sözleşmede de çevre hakkı

bağlamında ayrı ve açık usul yükümlülüklerine yer verildiği görülmektedir.

Özellikle kalkınma ve çevrenin korunması arasındaki ilişkinin vurgulanması

açısından dikkat çeken Rio Bildirisi’nin (10) numaralı ilkesinde, çevresel

meselelerin ancak bütün ilgililerin uygun düzeydeki katılımları ile en iyi

şekilde ele alınabileceği ifade edilmiş ve bu hususun temini noktasında kamu

makamlarının elinde bulunan çevreye ilişkin bilgilere uygun şekilde erişme,

karar alma süreçlerine katılma ve yargısal ve idari işlemlere etkili şekilde

erişim sağlanması hakkına yer verilmiştir (bkz. § 43). Bunun yanı sıra

Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından 25/6/1998 tarihinde

kabul edilen ve çevresel usul haklarının tanındığı ikinci ulusal üstü belge

olan Aarhus Sözleşmesi’nin 4. ve 5. maddelerinde kamu makamlarının elinde

bulunan çevresel bilgilere erişim hakkı, 6., 7. ve 8. maddelerinde çevresel

karar alma süreçlerine katılım hakkı, 9. maddesinde ise çevresel meselelerde

yargısal yollara başvuru hakkı açıkça tanınmıştır (Mehmet Kurt, § 62).

78. AİHM’in de çevresel meselelere

ilişkin başvuruları iki ayrı açıdan incelediği, söz konusu müdahalelerin esas

bakımından 8. maddeye uygunluğunun yanı sıra karar alma sürecinin de ayrıca

değerlendirildiği, çevresel meselelerin usul boyutu bağlamında çevresel bilgi

edinme hakkı, çevresel karar alma süreçlerine katılım hakkı ve çevresel

konularda yargısal yollara başvurma hakkı şeklindeki usule ilişkin güvencelere

vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır (Taşkın ve

diğerleri/Türkiye, § 115 vd.).

79. Çevresel meseleler bağlamında değerlendirilmesi gereken

temel husus, yukarıda bahsedilen temel prensipler ışığında kamusal makamların,

başvurucunun kamu yararı için söz konusu yüke katlanmasının haklılığını ortaya

koyabilecek argümanlara sahip olup olmadığıdır. Devletin bu alandaki

yükümlülüğünün genel olarak pozitif içerikte olması ve söz konusu alana ilişkin

takdir yetkisinin genişliği karşısında değerlendirme sürecine usul

yükümlülüklerinin de eklenmiş olması sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı

açısından daha güvenceli bir zemin oluşmasını sağlamıştır (Mehmet Kurt, § 64).

80. Söz konusu usule dair haklar kapsamında, çevresel riskler

konusunda ilgili idarelerin kamuyu bilgilendirme pozitif yükümlülüğü

bulunmaktadır. Özellikle çevresel bilgi edinme hakkı bağlamında yalnızca

kamusal makamların uhdesinde bulunan bilgilerin değil, ilgili faaliyeti yürüten

özel kişilerin elinde bulunan bilgilerin de erişime açılması gerektiği

vurgulanmalıdır. Çevresel kirliliğin daha çok özel kişiler eliyle yürütülen

faaliyetler bağlamında gündeme gelmesi bu hususu zorunlu kılmaktadır. Zira

kamusal makamların çevresel kirlilik meselelerindeki sorumluluğu, genellikle

temel hakların yatay uygulamasından kaynaklanmaktadır (Mehmet Kurt, § 65).

81. Erişmeleri sağlanan bilgiler doğrultusunda çevresel karar

alma süreçlerine katılımlarının temin edilmesi gereken bireylerin, söz konusu

süreçte hukuksal çıkarlarının yeterince gözetilmediğini düşünmeleri durumunda

yargısal yollara başvuru imkânının tanınması da önemli bir usule ilişkin

yükümlülüktür (Mehmet Kurt, §

66).

82. Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde somut başvuru

açısından değerlendirilmesi gereken ilk husus, başvuruya konu çevresel etkinin

Anayasa’nın 17.maddesi kapsamındaki güvenceleri harekete geçirecek asgari

ağırlıkta olup olmadığıdır. Söz konusu ağırlık, olayın tüm koşulları dikkate

alınarak değerlendirilmeli ve değerlendirmede bahsedilen etkinin yoğunluğu,

süresi, fiziksel ve ruhsal etkisi de dikkate alınarak normal bir kent yaşamına

mündemiç ve katlanılması mümkün ve muhtemel görülen etki ve rahatsızlıklara

nispetle nasıl bir ağırlık arz ettiği gözönünde

bulundurulmalıdır.

83. AİHM içtihadında da inceleme konusu çevresel etkinin 8.

maddede yer alan güvenceleri etkin hâle getirebilmesi için aranan ağırlık

eşiğinin tespitinde genel olarak başvurucudan söz konusu etki derecesini ortaya

koyan somut veriler sunmasının beklenildiği, bu kapsamda söz konusu etki

derecesini ortaya koyan kamusal ölçümler veya uzman raporları gibi veriler ile

ilgili alanın örneğin gürültüye açık bölge olarak tespit edildiğini gösteren

kamusal kararların yapılan değerlendirmelerde dikkate alındığı anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte Mahkemenin, başvuru evrakı ile ilgili idari ve yargısal

prosedüre ilişkin evrak kapsamında tespit ettiği veriler ve hayatın olağan

akışına göre söz konusu çevresel rahatsızlığın asgari ağırlık eşiğini

geçtiğinin kabul edilmesi gerektiği yönünde tespitlerde bulunduğu başvuru

örneklerinin de mevcut olduğu görülmektedir (Moreno Gomez/İspanya, B. No: 4143/02,

16/11/2004, §§ 59–60; Ruano Morcuende/İspanya,

B. No: 75287/01, 6/9/2005; Fagerskiöld/İsviçre, B. No: 37664/04, 26/2/2008; Oluic/Hırvatistan,

B. No: 61260/08, 20/5/2010, §§ 52–62; Mileva ve diğerleri/Bulgaristan, §§ 93–95).

84. Bu kapsamda ilgili tesis, işletme veya sair faaliyet sonucu

ortaya çıkan çevresel etkiler ile başvurucunun özel ve aile hayatı veya

konutunu kullanım hakkı arasında yeterince sıkı bir bağın varlığı yeterlidir (Mehmet Kurt, § 70).

85. Somut başvurunun çevresel bir rahatsızlığa ilişkin oluşu ve

bu bağlamda tüm idari ve yargısal süreçlerin bir bütün olduğu dikkate

alındığında gerek Ankara 4. İdare Mahkemesinin 2006/476 Esas sırasına

kaydedilen dava dosyası üzerinden yürütülen yargılama gerekse aynı Mahkemenin

2007/493 Esas sırasına kaydedilen dava dosyası üzerinden yürütülen yargılama

açısından bir ayrıma gidilmemesi, anılan yargılamalardaki raporların ve karar

gerekçelerinin başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması ve

geliştirilmesi hakkı bağlamında birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Söz

konusu yargılama süreçlerinden biri zaman bakımından yetkisizlik kapsamında

dahi kalsa bu süreçte elde edilen verilerin çevresel meselelere ilişkin incelemeler

açısından gerekli olması ve sürecin bir bütün olarak ele alınmasının sağlıklı

bir değerlendirme yapılabilmesine katkı sağlaması nedeniyle her iki dava

dosyası da Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmelerde gözönüne alınmalıdır.

86. Başvuru konusu olaydaki çevresel rahatsızlığın, yüksek

gerilimli Hasköy-Akköprü havai iletim hattının yer

altına alınması projesi kapsamında belirlenen güzergâhın sonradan

değiştirilerek başvurucunun ikamet ettiği konutun bulunduğu sokaktan

geçirilmesinden ve güzergâh değişikliğine ilişkin çevresel etki değerlendirmesi

yapılmadan iletim hattının yer altına alınması işleminin tamamlanmasından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Yargılama dosyasına sunulan her iki bilirkişi

raporunda da uyuşmazlığa konu edilen yer altı iletim hattının başvurucunun

ikamet ettiği sokaktan geçtiği ve hattın bu sokakta yer altına yerleştirilmesi

işlemlerinin tamamlandığı belirtilmekte olup bilimsel incelemelere dayalı somut

veriler kapsamında iddiaya konu yer altı iletim hatlarının başvurucunun

konutunun bulunduğu sokakta oluşu, somut çevresel rahatsızlığa ilişkin faaliyetlerdebaşvurucunun mesleki deneyime sahip olması

nedeniyle olası etkileri öngörerek ikamet ettiği söz konusu konutunu terk

etmesi ve yüksek gerilim taşıyan bu hattın bedensel ve ruhsal olarak

başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı

üzerindeki etkisi dikkate alındığında ilgili çevresel rahatsızlığın

başvurucunun, Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan haktan gerektiği şekilde

istifade etmesini engellediği sonucuna varıldığından başvuruya konu çevresel

rahatsızlığın Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında inceleme yapılmasını

gerektirecek ağırlıkta olduğu değerlendirilmiştir.

87. Çevresel meseleler bağlamında gündeme gelen müdahalelerin

maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkını doğrudan ve ciddi

şekilde etkilediğinin tespiti sonrasında, üzerinde durulması gereken husus,

kamu makamlarının bu hakların etkili şekilde korunmasını güvence altına almak

için gerekli adımları atıp atmadığıdır. Bu bağlamda söz konusu çevresel etki

kapsamında karşı karşıya gelen menfaatler arasında adil bir dengenin tesis

edilip edilmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir (Mehmet Kurt, § 73).

88. Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek

olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde olumsuz yöndeki etkilerin

önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için

alınacak önlemlerin seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek

değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde

sürdürülecek çalışmaları ifade edecek şekilde tanımlanan ÇED süreci, çevresel

varlıkları korumayı amaçlayan, proje şeklindeki faaliyetler için uygulanan,

muhtemel olumsuz etkileri değerlendiren ve faaliyet sahibi ile kamu otoritesi

ve halkın karşı karşıya geldiği bir süreci ifade etmektedir (Mehmet Kurt, § 74).

89. Bu bağlamda ÇED, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak

yatırım ve faaliyetlerin doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden

gerçekleştirilmesinde kullanılan, karar verme sürecini etkileyen, dolayısıyla

karar mercilerine, kararlarını sağlıklı bir şekilde verebilmeleri için seçenek

üreten ve bu seçeneklerin olumlu ve olumsuz yönlerini saptayan bir yöntem

olarak görülmektedir. ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsur, çevre ve bu

çevre içerisindeki varlıklardır (AYM, E.2013/89, K.2014/116, 3/7/2014;

E.2006/99, K.2009/9, 15/1/2009).

90. Olası olumsuz çevresel etkilerin önlenmesi veya en aza

indirilmesi amacının gerçekleştirilebilmesi için sürece dâhil olan söz konusu

tarafların menfaatlerinin titizlikle değerlendirilmesi, bu değerlendirmenin

sağlıklı şekilde yapılabilmesi için de ilgili tarafların sürece etkin

katılımının sağlanması gerektiği tartışmasızdır.

91. Başvurucu tarafından uyuşmazlığa konu çevresel rahatsızlıkla

ilgili olarak yürütülen süreçte proje hakkındaki bilgilere erişimin

engellendiği, karar alma ve alınan kararın hayat geçirilmesi sürecine kendisi

ile birlikte yörede oturan diğer kişilerin katılımlarının sağlanmadığı, ayrıca

ilgili planlama süreci ile ÇED sürecinde yaşanan ve incelenmesi talep edilen

eksikliklerin ve hukuka aykırı eylem ve işlemlerin Mahkeme tarafından gerektiği

şekilde değerlendirilmediği ileri sürülmektedir.

92. Maddi ve manevi varlığı, özel hayata, aile hayatına veya konuta

saygı hakkını etkileyen çevresel bir meselede söz konusu usul güvencelerinin en

önemli bileşenlerinden biri, başvurucunun kamusal makamların eylem veya

ihmallerini bağımsız yargısal bir makam önüne taşıma ve gerektiği şekilde

inceletebilme imkânıdır.

93. Bu alanda kamusal makamların sahip olduğu geniş takdir

yetkisi dikkate alındığında çevresel meseleler bağlamında Anayasa Mahkemesinin

görevi, söz konusu çevresel rahatsızlığın nasıl sonlandırılacağı veya

etkilerinin nasıl azaltılacağının bizzat belirlenmesi değildir. Bununla

birlikte Mahkeme, yargısal makamlar başta olmak üzere, kamusal makamların

konuya gereken özenle yaklaşıp yaklaşmadıkları ve ilgili tüm menfaatleri

gözetip gözetmediklerini değerlendirmek durumundadır (Mehmet Kurt, § 79; Mileva ve diğerleri/Bulgaristan, § 96).

94. Karmaşık çevresel sorunların ele alınıp çözümlenmesi

aşamasında karar süreci, çevreye ve kişi haklarına zarar verebilecek

faaliyetlerin etkilerini önceden değerlendirecek ve önleyecek şekilde tesis

edilmelidir. Böylece bireysel ve kamusal menfaatler arasında adil bir denge

tesis edilerek karşıt görüşlerin dile getirilmesine olanak tanıyacak gerekli

etüt ve değerlendirmelerin gerçekleştirilmesi sağlanacaktır. Bu bağlamda söz

konusu sürece ilişkin bilgilere erişim ve karar alma sürecine aktif katılımın

yanı sıra karardan etkilenebilecek olan bireylerin, karar alma sürecinde görüş

ve menfaatlerinin yeterince dikkate alınmadığını dile getirebilmek için konuyla

ilgili her türlü tasarrufa karşı yargısal başvuru hakkına sahip olmaları ve

iddialarının yargısal makamlarca özenli bir şekilde değerlendirilmesi son

derece önemlidir.

95. Başvuru konusu Hasköy-Akköprü

Enerji İletim Hattı Projesi'nin gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte olan ÇED

Yönetmeliği incelendiğinde anılan projenin sahip olduğu nitelikler gereğince

ÇED Yönetmeliği'nin Ek-II listesinde yer alan projelerden olduğu, bu kapsamdaki

projeler hakkında ÇED kararı alınmasının gerekli olup olmadığının

belirlenebilmesi amacıyla seçme ve eleme kriterleri uygulandığı, bu doğrultuda

hazırlanan ve projenin özelliklerini, projenin yerini, proje teknolojisinin ve

proje alanının seçilme nedenleri ile proje yerinin alternatiflerini içeren

proje tanıtım dosyası hakkında yetkili kamusal makamlar tarafından yapılacak

değerlendirmeler neticesinde ÇED gereklidir

ya da ÇED gerekli değildir

şeklinde karar alındığı, ÇED sürecinin ancak ÇED

gereklidir kararı verilmesi hâlinde işletilebildiği anlaşılmaktadır.

96. Başvuruya konu edilen süreçte söz konusu Yer Altı İletim

Hattı Projesi hakkında başlangıçta ÇED

gerekli değildir kararı verildiği, güzergâh değişikliği hakkında

yöre halkından gelen yoğun şikâyetler nedeniyle Ankara Valiliği tarafından

yeniden değerlendirme yapıldığı ve 10/5/2006 tarihinde, proje tanıtım

dosyasında taahhüt edilen hususların yerine getirilmesi için ÇED

Yönetmeliği’nin 19. maddesi gereğince TEİAŞ Genel Müdürlüğüne altmış iş günü

süre verildiği, taahhütler yerine getirilene kadar da yer altı iletim hattına

elektrik verilmemesi yönünde karar alındığı görülmektedir.

97. Devam eden süreçte Ankara Valiliği tarafından güzergâh

değişikliyle ilgili ÇED gerekli değildir

kararının kaldırılarak ÇED gereklidir

kararı alındığı, bu doğrultuda ÇED sürecinin başlatıldığı, ÇED Yönetmeliği’nin

9. maddesi gereğince halkı yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin

görüş ve önerilerini almak üzere projenin gerçekleştirileceği yerde, 18/12/2006

tarihinde projeyi yürüten kamu görevlileri ile TEİAŞ Genel Müdürlüğü

görevlilerinin ve yöre halkının katıldığı halkın katılımı toplantısının gerçekleştirildiği,

hazırlanan ÇED raporunun uygun araçlarla ilan edilerek halka duyurulduğu ve

neticede yetkili kamusal makam tarafından güzergâhı değiştirilen proje hakkında

ÇED olumlu kararının verildiği

anlaşılmaktadır.

98. Başvurucu tarafından söz konusu yargılama süreçlerinde

sunulan dava dilekçelerinde başka uygun güzergâh bulunmadığı şeklinde bir

gerekçeye dayanılarak hazırlanan proje tanıtım dosyasının dikkate alındığı ve ÇED gerekli değildir kararı verildiği, bu

karar hakkında yöre halkının bilgilendirilmediği, yer altına alınma işlemleri

tamamlanmış proje hakkında sonradan ÇED

gereklidir kararı verildiği, usulen yürütülen ÇED süreci sonunda

hukuka aykırı biçimde ÇED olumlu

kararı verildiği ileri sürülmüş ve yüksek gerilim taşıyan yer altı iletim

hattının insan sağlığına olumsuz etkilerinin olduğu ve ölüm tehlikesi

oluşturduğu ileri sürülerek telafisi imkânsız zararların doğmaması için iletim

hattına elektrik verilmesini engelleyecek şekilde yürütmenin durdurulması

kararı verilmesi, ÇED olumlu

kararının iptal edilmesi ve iletim hattının kaldırılması talep edilmiştir. Bu

yöndeki şikâyet ve taleplerini somut başvuru kapsamında yineleyen başvurucu,

Derece Mahkemelerince yeterli şekilde değerlendirme yapılmadığını, bilirkişi

heyetinin oluşturulması aşamasında taleplerinin dikkate alınmadığını,

yürütmenin tasarruflarıyla yargılama sürecinin etkisizleştirildiğini iddia

etmektedir.

99. Anayasa'nın 48. maddesi gereğince özel teşebbüslerin millî

ekonominin gereklerine uygun yürümesinin sağlanması konusunda Devlet'in tedbir

alma yükümlülüğünün bulunduğu gözönüne alındığında

devlet tarafından kişilerin maddi ve manevi varlıklarının korunması ve

geliştirilmesi hakkına, özel hayata ve aile hayatına, sağlıklı ve dengeli bir

çevrede yaşama hakkına müdahale edebilen ancak söz konusu hakların koruma

alanını daraltmayan ve göz ardı etmeyen, sıkı kontrol ve denetim altında yasal

sorumluluklar taşıyan ve kamu yararına hizmet eden teşebbüslerin kurulmasına ve

faaliyet göstermesine izin verilmesi mümkündür. Bu bağlamda söz konusu yer altı

iletim hattına verilen iznin, ülkenin ekonomik yararına ilişkin meşru amacı

haiz olmasının yanı sıra özellikle enerji sağlama hizmetlerinin kesintisiz

olarak ve en uygun şartlarda sağlanabilmesi açısından kamu yararına hizmet

ettiği açıktır.

100. Kamusal makamların söz konusu çevresel mesele bağlamında

başvurucunun iletim hattının potansiyel zararlı etkilerinden korunmasına

ilişkin kişisel menfaati ile yukarıda belirtilen kamusal menfaatler arasında

adil bir denge gözetip gözetmediği noktasında özellikle dosyaya sunulan

bilimsel raporlarda yer alan verilerin gözönünde

bulundurulması zaruridir.

101. Başvuruya konu yargılama dosyasına sunulan bilirkişi

raporlarında yüksek gerilim taşıyan iletim hatlarının teknik şartnameler

dikkate alınarak yer altına alınmasının güvenlik açısından tercih edilen bir

yöntem olduğu, hattın Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği’ne uygun

olarak döşendiği, teknik şartnamelere aykırı olarak inşa edilen tesisatın

bulunduğu, bunun özensiz çalışma hâlinde diğer kurumların görevlileri açısından

risk olabileceği belirtilmiş; söz konusu kabloların havai hat üzerinden

geçirildiği durumlarda ise hatta müdahalenin hem uzun zaman aldığı hem de kamu

yararına uygun ekonomik bir tercih olmadığı, havai hat altındaki alanlardan

rant sağlanacağı iddiasına karşı önlemler alınarak bu tür yerlerin yeşil alan

olarak kullanılması koşulu getirildiği, güzergâh değişikliğinin altyapı

tesislerinin çokluğu ve rögarların yol ortasında bulunması gibi teknik birtakım

gerekçelere dayanıldığı, güvenlik koşullarına uygun şekilde Bando Sokak’tan

geçirilen yer altı kablolarının çevreye bir zararının bulunmadığı, şehircilik

ilkeleri bağlamında teknik ve çevresel açıdan bir sakıncanın olmadığı yönünde

tespitlere yer verildiği görülmektedir.

102. Söz konusu tespitler, can ve mal güvenliğini korumaya

elverişli nitelikteki genel düzenlemelerde öngörülen gerekli tedbirlerin sıkı

bir şekilde alındığı, proje özelinde belirlenen teknik şartnamelere uygun

hareket edildiği, inşa edilen tesisatlara bakım ve

tamir amacıyla yapılan müdahalelerde gerekli önlemlerin alındığı ve hattın

konumu hakkında çevredekilerin yeterli şekilde uyarılması amacıyla gerekli

araçların kullanıldığı takdirde 154 kV gerilimindeki

yer altı iletim hatlarının insan sağlığına doğrudan zararlı etkilerinin

bulunmadığına işaret etmektedir.

103. Özellikle çevresel sorunlara ilişkin karar alma

süreçlerinin bireysel ve kamusal menfaatler arasında adil bir denge tesisine

imkân verecek şekilde gerekli etüt ve ayrıntılı değerlendirmeleri içermesi

zorunludur. Bununla birlikte bu kabul, ilgili kararların yalnızca söz konusu

meselenin her yönü ile ilgili kesin ve ölçülebilir verilerin ortaya

konulabildiği durumlarda alınabileceği şeklinde yorumlanamaz. Bu açıdan kamusal

makamların ilgili alandaki araştırmaları desteklemek ve elde edilen veriler

ışığında mevzuat ve uygulamada gerekli revizyonları yapma yükümlülüğü

bulunmaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gaida/Almanya, B. No: 32015/02,

3/7/2007).

104. Somut olayda 2872 sayılı Kanun’un 10. maddesi gereğince

gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetler sonucunda çevre sorunlarına yol

açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin çevresel etki değerlendirmesi raporu

veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü oldukları, bu amaçla ÇED

sürecinde uyulacak idari ve teknik usul ve esasları düzenleyen ÇED

Yönetmeliği’nin oluşturulduğu, ayrıca kabloların yeraltına yerleştirilmesi

usulünü düzenleyen Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği’nin yürürlükte

olduğu gözetildiğinde anılan düzenlemelerde yer alan usul ve esasların anılan

çevresel rahatsızlığı gidermeye elverişli mahiyette olduğu ve bu anlamda

mevzuatın yeterli koruma sağladığı değerlendirilmiştir.

105. Bu güvenceler kapsamında yüksek gerilimli yer altı iletim

hattı hakkında verilen ÇED olumlu

kararının iptali ve belirlenen güzergâhtaki iletim hattının kaldırılması

talebiyle açılan davalarda başvurucunun, söz konusu iletim hattının mevcut ya

da muhtemel zararlı etkilerine ve kamusal makamların planlama, karar alma ve

uygulama süreçlerine ilişkin iddialarını yargısal makamlar önüne taşıma imkânı

bulduğu, çelişmeli bir yargılama prosedüründe iddia ve delillerini sunma,

inceletme ve ilgili kamusal makamların ve kuruluşların iddia ve savunmalarına

yanıt verme imkânını elde ettiği, itiraz üzerine yerel Mahkemeler tarafından

ikinci bir bilirkişi heyetinin oluşturulduğu, iddiaların reddine dair maddi ve

hukuki değerlendirmelerin karar düzeltme aşaması da dâhil iki dereceli bir

yargılama prosedürü neticesinde ortaya konulduğu, kararların bağımsız ve

tarafsız Mahkemelerce verilmediği iddiasını kanıtlayabilecek herhangi nedenin

bulunmadığı anlaşılmaktadır.

106. Derece mahkemelerince başvurucunun iddialarının yapılan

keşif ve alınan bilirkişi raporları kapsamında ayrıntılı olarak

değerlendirildiği ve başvurucunun iddialarının yerinde görülmeme nedenlerinin

kapsamlı bir gerekçe ile karşılandığı anlaşılmaktadır. ÇED gerekli değildir şeklindeki idari

kararın, projenin değiştirilmesi ya da makul gerekçelerin oluşması durumunda

yetkili makam tarafından ÇED gereklidir şeklinde

değiştirilebileceği gözetilerek verilen Derece Mahkemesi kararlarında, güzergâh

değişikliğine sokağın konumu, altyapının sıkışık olması ve yer altı kablo

kanalı için uygun genişlik bulunmaması nedeniyle gidildiği, ÇED olumlu kararının Yönetmelik’te öngörülen

koşullara uygun olarak tesis edildiği, yüksek gerilim havai hattının yer altına

alınmasında, güzergâh seçiminde, tesisin yapılmasında ve havai hattın

kaldırılmasıyla boşalacak alanın yeşil alan olarak kullanılmak üzere Ankara

Büyükşehir Belediyesine devredilmesi işlemlerinde mevzuat hükümlerine ve hukuka

aykırılık bulunmadığı belirtilmiş ve iletim hattının yer altına alınmasının

insan sağlığına olası zararlı etkilerinin bulunup bulunmadığı konusunda

bilirkişi raporlarına atıflar yapılmıştır. Ayrıca süreç bir bütün olarak ele

alındığında projenin durumu hakkında bilgi edinme talebiyle başvurucu

tarafından sunulan dilekçelere cevaben yeterli bilgilendirmelerin kamusal

makamlar tarafından yapıldığı ve güzergâh değişikliği hakkında ÇED gereklidir kararı verilmesinden sonra

halkın katılımı toplantısının gerçekleştirildiği gözönüne

alındığındaçevresel bilgi edinme hakkı, çevresel

karar alma süreçlerine katılım hakkı ve çevresel konularda yargısal yollara

başvurma hakkı şeklindeki usule ilişkin güvencelere uygun hareket edildiği

anlaşılmaktadır.

107. Belirtilen tespitler ile yapılan teknik ve hukuki

değerlendirmeler neticesinde söz konusu yer altı iletim hattının başvurucunun

maddi ve manevi varlığı üzerinde doğrudan zararlı bir etkisi olduğunun ortaya

konulamadığı, iletim hattının planlanması ve uygulanması süreçlerinde

gerçekleştirilen idari eylem ve işlemlerin hukukiliğinin Derece Mahkemeleri

tarafından iddiaları karşılayacak yeterlilikte değerlendirildiği dikkate

alındığında başvurucunun ve kamunun somut başvuru özelinde karşı karşıya gelen

menfaatleri arasında Derece Mahkemeleri tarafından adil bir denge kurulmadığı

ve takdir hakkının sınırlarının aşıldığı sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Bu

noktada Anayasa Mahkemesinin kendi takdirini, bilimsel veriler ile bu teknik ve

karmaşık alana ilişkin olarak derece mahkemelerinin takdiri yerine ikame etmesi

düşünülemez. Bunun yanı sıra başvurucunun söz konusu çevresel rahatsızlığa

ilişkin iddialarını, ilgili usule ilişkin güvenceleri haiz olarak yargısal

makamlara sunma ve inceletme imkânı bulduğu anlaşılmaktadır.

108. Yukarıda yer verilen tespitler ışığında kamusal makamların

olaya gereken özenle yaklaşmadıkları, olayda söz konusu olan kamusal ve

bireysel menfaatleri gerektiği şekilde değerlendirmedikleri, başvurucunun maddi

ve varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında kamusal makamların

pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varılması mümkün değildir.

109. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

110. Başvurucu, uyuşmazlığa ilişkin yargılama süreçlerinin yedi

yıl devam ettiğini, bu nedenle makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

111. Bakanlık görüş yazısında, daha önce benzer kapsamda sunulan

görüşlere atfen makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkin

olarak görüş bildirilmesine gerek görülmediği ifade edilmiştir.

112. Başvuruya konu edilen iki ayrı yargılama sürecinin

bulunduğu gözetildiğinde, ihlal iddiası doğrultusunda her bir sürecin ayrı ayrı

incelenmesi gerekmektedir.

i. Ankara 4. İdare Mahkemesinin E.2006/476,

K.2008/1670 Sayılı Kararı Yönünden

113. 6216 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler."

114. Anılan hüküm uyarınca Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman

bakımından başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme ancak bu tarihten sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları

inceleyebilecektir. Anayasa Mahkemesinin yetki kapsamının anılan tarihten önce

kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde genişletilmesi mümkün

değildir (Hasan Taşlıyurt,

B. No: 2012/947, 12/2/2013, § 16).

115. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin

bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde

uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 18).

116. Başvuru konusu olayda başvurucunun, idarenin eylem ve

işlemlerine karşı Ankara 4. İdare Mahkemesinde açmış olduğu iptal davası,

26/6/2008 tarihinde reddedilmiş, temyiz talebi üzerine Danıştay 6. Dairesi,

16/11/2009 tarihinde yerel mahkeme kararını onamış ve karar düzeltme yoluna

gidilmediğinden anılan karar bu tarihte kesinleşmiştir.

117. Açıklanan nedenlerle, başvuru konusu işlemlerin 23/9/2012

tarihinden önce kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "zaman bakımından yetkisizlik" nedeniyle

kabul edilemezliğine karar verilmesi gerekir.

ii. Ankara 4. İdare Mahkemesinin E.2007/493,

K.2008/1654 Sayılı Kararı Yönünden

118. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, § 18). Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun

dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı bu ilkeler uyarınca adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhildir. Ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

119. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarihtir. Somut başvuru açısından bu tarih

12/4/2007'dir. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak

şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Somut yargılama faaliyeti açısından

sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında Danıştay

14. Dairesi tarafından verilen E.2011/10699, K.2013/4867 sayılı kararın tarihi

olan 12/6/2013 olduğu anlaşılmaktadır.

120. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki

yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından özellikle

yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden usul hükümlerinin dikkate

alınmadığı gözönünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 32-61). Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın

mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği, başvuruya konu

yargılamanın karmaşık olmadığını ortaya koymaktadır. Somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu

altı yılı aşkın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

121. Açıklanan nedenlerle Ankara 4. İdare Mahkemesinin

E.2007/493, K.2008/1654 sayılı yargılaması yönünden başvurucunun Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

122. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

123. Başvurucu, ihlalin tespitiyle uyuşmazlık hakkında yeniden

yargılama yapılmasına ve lehine 885.006 TL tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

124. Somut başvuruda Ankara 4. İdare Mahkemesinin E.2007/493,

K.2008/1654 sayılı yargılaması yönünden makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

125. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

126. Dosyadaki belgelerden tespit edilen ve 198,35 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Maddi ve manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000 TL manevi

tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

Ahmet İsmail

ONAT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6714, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve Olgular
  7. A. Olaylar
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. 1. Maddi ve manevi varlığın
  13. B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde
  14. C. Başvurucuya net 5.000 TL manevi
  15. D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet
  18. Yıldırım
  19. Özgüldür
  20. Kömürcü
  21. Altan
  22. Onat
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6714
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Serhad Aktuğ Başvurusu (B. No: 2013/5199)
  • Belgin Pınar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2708)
  • Suzi Alyüz Başvurusu (B. No: 2013/679)
  • Sıdık Kıran ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7774)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/2743
  • Öznur Çiçek Bildik Başvurusu (B. No: 2013/6595)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.