İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Suzi Alyüz Başvurusu (B. No: 2013/679)

1. Başvuru,

Başvuru No2013/679Tarih20 Nisan 2016Okuma28 dk · 5.510 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Suzi Alyüz Başvurusu

Karar tarihi
20 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/679
R.G. Tarih ve Sayı
21/6/2016-29749
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.510 kelime·28 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru,

haksız ödenen yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumunca yasal faizi ile

birlikte geri ödenmesinin istenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/1/2013 tarihinde Tokat İş Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci

Bölüm Üçüncü Komisyonunca 9/9/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 3/12/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş 12/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını süresi içinde 22/2/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 4/7/2008 tarihinde (kapatılan) Tokat 2. İş

Mahkemesinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanlığı aleyhine açtığı kurum

işleminin iptali davasında, davalı Kurum müfettişlerince yapılan inceleme

sonucunda düzenlenen rapora istinaden 1/1/2000 tarihinden itibaren geçerli

olarak kendisine bağlanan yaşlılık aylığının 20/4/1982 ve 17/8/1983 tarihleri

arasında prim hesabına usulsüz girişlerin yapıldığından bahisle iptal

edildiğini ve bu durumda yaklaşık sekiz buçuk yıl yersiz olarak alındığı

belirtilen 26.999 TL'nin yasal faizi ile birlikte toplam 43.938 TL olarak

ödenmesi talebinde bulunulduğunu belirtmiş oysa ileri sürülen usulsüz prim

ödemesi girişinde kusuru bulunmadığını aksine davalı Kurumun kusurunun

bulunabileceğini ifade ederek yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin kurum

işleminin ve haksız ödendiği iddia edilerek kendisinden tahsil edilmek istenen

yaşlılık aylıkları ile bunların yasal faizine ilişkin borcun iptaline,

kendisine yeniden aylık bağlanmasına, ödenmeyen aylıkların da faizleri

eklenerek ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

8. Yapılan yargılama sonunda (kapatılan) Tokat2. İş Mahkemesi

24/12/2008 tarihli ve E.2008/190, K.2008/307 sayılı kararı ile davanın kabulüne

hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"... Tokat C. Başsavcılığının müzekkere

cevabından, SGK İl Müdürlüğünün suç duyurusuna konu dosyası ekindeki teftiş raporu

içeriğine göre yalnızca bağkur çalışanları olan kamu

görevlileri hakkında soruşturmanın neticelendirilmiş olup, aynı suç duyurusunda

bir kısım sigortalılar hakkında da suç duyurusunda bulunulmuş ise de,

soruşturma dosyası içeriğine göre bu kişilerin "konusu suç teşkil eden

eylemlerine rastlanmadığından" bu kişiler hakkında ayrıca bir soruşturma

yapılmadığını, 2008/2792 sayılı dosya üzerinde yapılan soruşturma neticesinde bağkur çalışanlarıyla ilgili, zaman aşımı sebebiyle

takipsizlik kararı verildiğini, başka bir kimse hakkında soruşturma yapılmasına

gerek duyulmadığını, kaldıki soruşturma yapılsa dahi

aynı kişilerin eylemleri yönünden de dava zaman aşımı süresinin dolduğunun

bildirildiği anlaşıldı.

Davacıya ait bağkur

sicil dosyası, 11/6/2007 tarih ve 4 sayılı müfettiş raporu, davacının yaşlılık

aylığının kesilmesine ilişkin belgeler davalı kurumdan getirtilerek dosya

içerisine konulmuş, yapılan inceleme neticesinde davacının 21/12/2000 tarihinde

emeklilik talebinde bulunduğu ve 01/01/2000 tarihinden geçerli olarak yaşlılık

aylığı bağlandığı, müfettiş raporunda belirtildiği üzere 1981 ve 1982 yıllarına

ait bir kısım ödeme primlerinin sorunlu olduğu, bu ödemelerin başka şahıslara

ait ödemeler olduğunu, davacıya ait olduğuna dair belge ve herhangi bir makbuz

bulunmadığı bu sebeple davacının yaşlılık aylığının bağlandığı tarihten

itibaren kesilerek, davacıya ödenen 26.999,00 YTL yaşlılık aylığı ve 16.939,00

YTL işlemiş faiz olmak üzere; toplam 43.938,00 YTL borç çıkarıldığı anlaşıldı.

Yapılan yargılama ve toplanan delillerin değerlendirilmesi neticesinde;

davacıya ait sicil-tahsis dosyası, müfettiş raporu, davacının yaşlılık

aylığının kesilmesine ilişkin belgeler, Tokat C.Başsavcılığının takipsizlik kararı ve dosya

kapsamında bulunan delillerin bütünlük içerisinde değerlendirilmesi sonucunda,

usulsüz prim ödemeleri girişi yapıldığı gerekçesiyle davacının yaşlılık

aylığının kesildiği anlaşılmıştır.

Sosyal hukuk devletinde, sosyal güvenlik,

bireyler için bir hak olmakla beraber, aynı zamanda bir ödev olarak da kabul

edilmiştir. Ancak bu ödevin bireyleri ilgilendiren kısmı olduğu gibi kamuyu

ilgilendiren bir yanı da vardır. Bireye yüklediği yükümlülükten daha fazlasını

kamuya yüklemiştir. Sosyal Güvenlik sisteminin "olmazsa olmaz" unsuru

olan prim ödemelerinin takibi, tahsili, hatta sigortalıdan zorla tahsili

yükümlülüğü de kamuya yani davalı kurumu bırakılmıştır. Nitekim 1479 sayılı

yasanın 54. Maddesi de bu hususu düzenlemektedir. Hal böyle iken davalı kurum,

prim hesaplarını doğru ve dürüst bir şekilde tutma ve takip etme yetki ve

sorumluluğuna sahip iken, davacının davalı kurumu yanılttığına dair bir eylemin

de bulunmadığı göz önüne alınarak, davacıdan tahsil etmiş olduğu primleri

yıllarca kullanıp emeklilik taleb tarihinde, talebin

yasaya uygunluğunu denetleyip davacıya yaşlılık aylığı bağladıktan sonra,

ödenmiş aylıklardan kaynaklanan yüksek miktarlarda borç ve faizi çıkartılarak

davacıdan talep edilmesi, yaşlılık aylığının iptal edilmesi, işleminin iyi

niyet ve hakkaniyet kurallarına uygun düşmeyeceği yönünde oluşan vicdani kanaat

neticesinde davalı kurumun işleminin iptali, çıkarılan borcun iptali ve

davacıya yeniden maaş bağlanması yönünde karar vermek gerekmiş bu itibarla

aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

..."

9. İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi sonucu

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 15/2/2010 tarihli ve E.2009/182, K.2010/1353 sayılı

ilamı ile bozmaya hükmetmiştir. İlamın ilgili kısımları şöyledir:

"... Dosyadaki kayıt ve belgelerden

davalı Kurumun Tokat Sigorta İl Müdürlüğünde görev yapan idarecilerin baskı ve

ikna edici yollarla personelin bilgisayar şifrelerini öğrendikleri, Müdürlükte çalışanlarınbirbirlerinin şifrelerini öğrenip

kullanabilecekleri bir ortam yaratıldığı, hattamüdürlükte

çalışan temizlik firması elemanlarının dahi personelin şifrelerini bildiği ve

bu şifrelerle ekran başında işlem yaptıkları, aralarındadavacı

sigortalının da bulunduğu bir çok sigortalı yönünden hesaplara girilerek başka

sigortalıların yaptıkları prim ödemelerinin bu sigortalı yapmış gibi prim ödeme

hesaplarınageçirildiği, sonradan yapılan ödemelerin

önceki tarihlerde yapılmış gibi prim ödeme hesaplarına girilerek birçok

sigortalıya sanal hizmet süresi kazandırılarak yaşlılık ve ölüm aylıkları bağlandığı,

sağlık karnesi verildiği, davacı sigortalı Suzi Alyüz’ün prim ödeme hesabına

28.8.1997 tarihindeyapılan 10 adet ödemelerin 1981-

1982 tarihli olarak girildiği, daha sonra bu tutarlar hesaptan çıkartılıp bu

defa ödeme tarihlerinin 28.08.1997 olarak gösterildiği, girilen ödemelerin 6

adedinin sigortalı Z.D.'ye, 2 adedinin sigortalı İ.K.’ye 1 adedinin sigortalı İ.K’ye,

1 adedinin sigortalı N.Y’yeait hesaplardan

çıkarıldığı, bu şekilde sigortalıya eski tarihle 14 aylık isteğe bağlı

sigortalılık hizmet süresi kazandırıldığı ve ödemelerin yüklenmesinden sonra

davacının yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu ve kendisine 9060 gün

sigortalılık süresi bulunması nedeniyle 01.01.2000 tarihi itibariyleyaşlılık

aylığı bağlandığı,usulsüzlüklerin müfettiş tarafından

ortaya çıkarılması üzerine davacınınsanal hizmet

süresi iptaledilerek aylık bağlama tarihinde 8644

günü bulunup 9000 gün sigortalılık süresi bulunmadığından yaşlılıkaylığının

iptal edilip davacıyafuzulen ödenen yaşlılık aylığı nedeniyleborç çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

Sosyal Güvenlik Hukuku ilkeleri ve MedeniKanunun2. maddesininuygulanmasının

zorunlu bir sonucu olarak sigortalıya uzunca bir süre sigortalı olduğu inancı

verildikten yaşlılık aylığı bağlanıp uzunca süre ödendikten sonra sigortalılık

süresinin ve yaşlılık aylığının iptal edilmesi iyiniyetten

uzak olacaksa da kimse kendi hilesinden istifade edemeyeceğinden bu kuralın

uygulanabilmesi için hileli şekilde oluşturulan sigortalılık süresi, ile

usulsüz şekilde yapılan aylık bağlama işlemi sigortalının da katılımının

bulunduğu muvazaalı bir eylem sonucu oluşturulmamalıdır.

Bu halde davacının, iade ile yükümlü olacağı açık olup, İade

yükümlülüğünün konusu ve kapsamı ise dava tarihinde yürürlükte olan 5510 sayılı

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96. maddesine göre

belirlenmelidir. Bu maddeye göre; “Kurumca işverenlere, sigortalılara,isteğe

bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak

sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu

kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu kanun

kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından

doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık süre

de yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden…itibaren hesaplanacak

olan kanuni faizi ile birlikte …genel hükümlere göre geri alınır…”

düzenlemesine göre, davacının kasıtlı ve hileli hareketi ile yaşlılık aylığı

bağlanmasına neden olduğu sonucunun oluşması halinde, açıklanan bu madde

kapsamında iade ile de yükümlü olduğu açıktır.

Somut olaydasigortalının prim ödeme hesabına

yapılan hileli giriş 28.08.1997 tarihinde yüklenmiş, davacıda ödemeye ilişkin

herhangi bir belge ibraz etmemiştir. Bu halde davacının tahsis talep tarihinde

tam yaşlılık aylığıkoşulları yönünden prim borcu

olduğunu bildiği oluşturulan hileli sigortalılık süresinin, sigortalının da

katılımında bulunduğu hileli bir işlem sonucu oluşturulduğunu göstermektedir.

Bu durumda davacının olayda, Medeni Kanunun 2.

maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kuralının uygulanması isteme

hakkının bulunmadığı ortadadır. Ne var ki; Anayasal Sosyal Güvenlik ilkeleri veaylık bağlamatarihinde

yürürlükte olan 1479 Sayılı Yasa gereğince davacının davada ki istemi de

dikkate alınarak, davacının iptal edilen hizmet süresinden sonra kalan

sürelerinin kısmi yaşlılık aylığı yönünden yeterli olup olmadığının

araştırılarak, varsa kısmi yaşlılık aylığı şartlarının oluştuğu tarihten

itibaren aylık bağlanmasına karar verilmesi gerektiği halde mahkemece bu yöne

ilişkin hiç inceleme yapılmadığı gibi davacının kesilen tam aylığına ilişkin

prim borcunu sonradan ödeyip ödemediği de araştırılmamıştır.

Yapılacak iş; davacının, aylık bağlama tarihinde yürürlükte olan 1479

Sayılı Yasa gereğince iptal edilen hizmet süresi dışında kalan süreleri

yönünden kısmi yaşlılık aylığı şartlarının olup olmadığını kurumdan sormak,

varsa şartların oluştuğu tarihi takip eden aybaşından itibaren kısmi yaşlılık

aylığı bağlanmasına karar vermek, davacının iade yükümlülüğüne ilişkin olarakta yukarıda açıklanan 5510 sayılı Yasa'nın 96.

maddesinde düzenlendiği şekilde kısmi yaşlılık aylığına karar verilmiş ise,

iade yükümlülüğünü bu aylığın bağlanmasından önceki dönem yönünden tamamı üzerinden,

sonrasında ise tam aylık ile kısmi aylık arasında ki oluşacak fark fazla

ödemelerin miktarı dahi kurumdan sorulduktan sonra bildirilenödemeler

yönünden değerlendirmek, kısmi aylık şartlarının bulunmadığı takdirde ise

davaya konu miktarlar yönünden açıklanan ilkeler gereğince iade yükümlülüğü

yönünden bir karar vermekten ibarettir. Kaldı ki davacınınkesilen

tam yaşlılık aylığına ilişkin prim borcunu kurumun bildireceği gecikme zammı ve

faizi ile ödemesi halinde de ödemeyi takip eden aybaşından itibaren yeniden

bağlanabileceği gerçeği dahi mahkemece dikkate alınmalıdır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin ve özellikle

davacının kısmi yaşlılık aylığı şartları yönünde değerlendirme ile iade

yükümlülüğü olup olmadığı yolunda yeterli inceleme ve araştırma yapılmaksızın,

eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması

usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. ..."

10. Öte yandan yargılama devam etmekte iken davalı kurum SGK

Başkanlığı (Kurum) tarafından, başvurucuya haksız ödenen yaşlılık aylıklarının

faizi ile birlikte geri ödenmesi yönünde Tokat 1. İcra Müdürlüğü nezdinde

başvurucu ile Kurum çalışanı olan ve usulsüz prim ödemeleri girişinde kusurunun

olduğu ileri sürülen M.K. aleyhine ilamsız icra takibi başlatılmış;

başvurucunun itirazı üzerine takip durmuş, bu defa davalı kurumca başvurucu

aleyhine Tokat 1. İş Mahkemesi nezdinde itirazın iptali davası açılmış, açılan

bu dava da başvurucunun açtığı dava ile birleştirilmiştir.

11. Tokat 2. İş Mahkemesinin kapatılması üzerine yargılamaya

Tokat 1. İş Mahkemesinde devam edilmiştir.

12. Yargılama sonunda Tokat 1. İş Mahkemesi 8/3/2012 tarihli ve

E.2010/134, K.2012/84 sayılı kararı ile davalı kurumun borç çıkarma işleminin

iptal isteminin reddine, başvurucuya yaşlılık aylığı bağlanması isteminin

kısmen kabulüne, itirazın iptali talebinin kabulüne hükmetmiştir. Kararın

ilgili kısımları şöyledir:

"...

Tarafların tüm delilleri toplanmış, dosya

bilirkişiye gönderilmiş alınan bilirkişi raporundan dava tarihi itibariyle tam

veya kısmi yaşlılık aylığı bağlama koşullarının haiz bulunmadığının tespit

edildiği anlaşılmıştır.

Davalı M.K. yönünden ise yapılan

değerlendirmede, kurum müfettiş raporundan da anlaşılacağı üzere, ilgili

personelin şifrelerinin idarecilerin baskısı sonucu elde edilerek temizlik

şirketi mensuplarının dahi bilgisayarda bu şifrelerle çalışmasının temin

edilmiş olduğundan kötü niyetli kişilerin böyle bir ortamda farkedilmeden

usulsüz işlemleri gerçekleştirmelerini olanaklı bulunduğu belirtilmiş olması

karşısında davalı M.K.'nin sorumlu tutulamayacağı

kanaatine varılmıştır.

Dosya kapsamında bulunan 29/05/2008 tarihli

bilgisayar çıktısına göre usulsuz prim girişleriçıkarıldıktan sonra davacının ilk prim

ödemesinin14/07/1980 yılında başladığı ve 30/12/1999 son bulduğu, 31/12/1999

tarihi itibariyle 22 yıl 4 ay 5 gün bağkur hizmetinin

bulunduğu ve bu tarih itibariyle 12,25 TL fazla prim ödemesinin bulunduğunun

tespit edildiği anlaşılmıştır. 22 yıl 4 ay 5 gün = 7920 gün hizmetine ilaveten

600 gün askerlik borçlanmasının toplamıyladavacının

8520 gün hizmetinin bulunduğu,bu hizmetsüresi

ile davacının tam yaşlılık aylığına hakkazanamadığı,

ancak 28/03/1953 d.lu olan davacının; 16 Şubat 2012 tarih ve 1.462.127 sayılı

kurum müzekkere cevabından da anlaşılacağı üzere 28/03/2010 tarihinde kısmi

yaşlılık aylığına hakkazanabileceği, bu yön

itibariyle davacının açmış olduğu davanın kısmen kabulü gerektiğiancak

daha önce davacıya bağlanan ve iptal edilen yaşlılık aylıklarının davalı kuruma

iade edilmesi gerektiği, davalı Mahmut Kumaş'ın

sorumluluğunun bulunmadığı anlaşılmış olmakla davacı Suzi Alyüz'ün kuruma karşı

açmış olduğu kurum işleminin iptali, yaşlılık aylığının bağlanması davasının

kısmen kabulü yönünde, davacı kurumun davalı Suzi Alyüz'e karşı açmış olduğu

itirazın iptali davasınınkabulü yönünde, Mahmut Kumaş'a karşı açmış olduğu itirazın iptali davasının reddi

yönünde karar vermek gerekmiş bu itibarla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan gerekçe ile

A) 1- Davacı Suzi Alyüz tarafından davalı SGK

Başkanlığına karşı açılmış olan kurum işleminin iptali-yaşlılık aylığı

bağlanması davasının kısmen kabulü ile,

a) Davacıya 01/04/2010 tarihi itibariyle 1489

sayılı yasanın 35. geçici 10/2-b maddeleri gereğince kısmi yaşlılık aylığı

bağlanması gerektiğinin TESPİTİNE aksine kurum işleminin İPTALİNE,

b) 01/04/2010 tarihinden sonraki hak kazanılan

aylıkların hakediş tarihlerinden itibaren işleyecek

yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin TESPİTİNE,

c) Fazlaya ilişkin taleplerin REDDİNE,

...

B) 1- Davacı SGK Başkanlığı tarafından davalı M.K.'ye karşı açılan itirazın iptali davasının REDDİNE,

...

C) 1- Davacı SGK Başkanlığının, davalı Suzi

Alyüz'e karşı açmış olduğu itirazın iptali davasının KABULÜ ile

a) Tokat 1. İcra Müdürlüğünün 2009/2049 esas

sayılı dosyasının davalı tarafından yapılan itirazın İPTALİ ile takibin

DEVAMINA

..."

13. Temyiz incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesinin kararı,

Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2/10/2012 tarihli ve E.2012/12788, K.2012/16097

sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir.

14. Onama ilamı başvurucuya 18/12/2012 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 17/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Yersiz

ödemelerin geri alınması" kenar başlıklı 96. maddesi şöyledir:

"Kurumca işverenlere, sigortalılara,

isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak

sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu

kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun

kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından

doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık

sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden

kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş

yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten

itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde

faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten

sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,

...

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan

alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere

göre geri alınır.

... "

17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "I.Dürüst

davranma" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken

dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.

Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. "

18. 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar

ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu'nun "Yaşlılık aylığından yararlanma koşulları:"

kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"a)

Yazılı talepte bulunması, talepte bulunduğu tarihte prim ve her türlü

borçlarını ödemiş olması,

b) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş

ve 25 tam yıl sigorta primi ödemiş olması,

Şarttır.

Kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını dolduran ve en az 15 tam yıl prim

ödeyen sigortalılara da kısmi yaşlılık aylığı bağlanır."

19. 1479 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan

hükümlere göre, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşı

itibariyle aylık bağlanmasına hak kazananlar ile aylık bağlanmasına hak

kazanmalarına iki tam yıl veya daha az kalan sigortalıların, tam veya kısmi

yaşlılık aylığı talep hakları saklıdır.

23.5.2002 tarihini takip eden aybaşı itibarıyla, kadın ise 20 tam yıl,

erkek ise 25 tam yıl prim ödemiş olanlar ile prim ödeme sürelerinin dolmasına;

...

b) 3 tam yıl veya daha az kalan kadınlara 41,

3 yıl 6 ay veya daha az kalan erkeklere 45 yaşını,

...

Doldurmaları ve talepte bulunmaları halinde,

yaşlılık aylığı bağlanır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin

20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu; yaşlılık aylıklarının kesilmesine sebep

gösterilen usulsüz prim ödemelerinde bir kusurunun bulunmadığını, tutulan

eksik, yanlış kayıtlardan SGK'nın sorumlu olduğunu

oysa yapılan yargılama sonunda söz konusu usulsüz prim ödemelerinin

sorumluluğunu tek başına yüklenmek zorunda bırakıldığını, yargılama sırasında

kendisinden 25-30 yıl önceki belgelerin sunulmasının istenmesi ve belgeleri

ibraz edememesi üzerine kötü niyetli olduğu kabulü üzerinden hüküm kurulmasının

hakkaniyete uygun olmadığını, haksız yapıldığı iddia edilen yaşlılık aylığı

ödemelerinin SGK'ya iade edilmesi hususu bir an için

kabul edilse dahi faiz talep edilmemesi gerektiğini belirterek mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; tam yaşlılık aylığı hakkının korunmasına, eksik

veya yanlış prim ödemesi var ise yalnız bunların kendisinden istenebileceği

ilaveten üzerine faiz işletilemeyeceği hususunun dikkate alınarak yersiz geri

ödeme taleplerinin iptaline karar verilmesini istemiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

22. Başvurucu, geçmişte yapılan usulsüz prim girişi ödemeleri

sebep gösterilerek, yaşlılık aylıklarının kesilmesi ve kendisine belli bir

dönem boyunca ödenen aylık tutarının yasal faizi nedeniyle iadesinin istenmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

23. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

24. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari

yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama

sahip olup bu alanda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge, B.

No: 2013/2166, 10/6/2015, § 31).

25. Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi

alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme

şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme

yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın

aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir

menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin

Remzi Polge, § 36). Ayrıca mülkiyet

hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan

kaldırılıncaya kadar "mülk" olarak

kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent

Akgül, B. No: 2013/3391,16/9/2015, § 56).

26. Somut olayda olduğu gibi Kurum tarafından bağlanan yaşlılık

aylıklarının geri ödenmesine karar verilmesi sonucunda başvurucunun mülkiyet

hakkına müdahale edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle bu durumun

mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin belirlenmesi gerekir.

27. Bu kapsamda olaya bir bütün olarak bakıldığında 1/1/2000

tarihinden 9/6/2008 tarihine kadar geçen 8 yıl 5 ay boyunca başvurucunun yaşlılık

aylığı ödemelerine devam edildiği ve kendisine toplam 26.999 TL ödeme

yapıldığı, bu ödemenin ise yasal faizi de eklenerek başvurucuya 43.938 TL

olarak borç çıkartıldığı, iade etmesinin istendiği anlaşılmış dolayısıyla söz

konusu tutar üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin

bulunduğu sonucuna varılmıştır.

28. Açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

29. Başvurucu,

yıllar önce emeklilik sistemine yapılmış olan girişi ve yıllar boyunca ödediği

primlere istinaden 1999 yılı sonu itibarıyla emekliye ayırma işleminin

yapılarak tam yaşlılık aylığı almaya hak kazandığını ve emeklilik işleminin

gerçekleşmesinin ardından kendisine yaklaşık sekiz buçuk yıl tam yaşlılık

aylığı ödendikten sonra geçmişte usulsüz olarak yapıldığı ileri sürülen prim

ödemeleri gerekçe gösterilerek tam yaşlılık aylığı alma hakkının elinden alındığını

ve yapılan aylık ödemelerinin faizi ile birlikte iadesinin istendiğini,

idarenin bu işleminin iptali için açtığı davaya yönelik yargılama sürecinin

sonunda ise söz konusu usulsüz olduğu ileri sürülen prim ödemelerinin

sorumluluğunu tek başına üstlenmek zorunda kaldığını, yargılama sırasında

kendisinden 25-30 yıl önceki belgelerin sunulmasının istenmesi ve belgeleri

ibraz edememesi üzerine kötü niyetli olduğu kabulü üzerinden hüküm kurulmasının

hakkaniyete uygun olmadığını, tam yaşlılık aylığı hakkının korunması

gerektiğini, usulsüz yapıldığı iddia edilen yaşlılık aylığı ödemelerinin SGK'ya iade edilmesi hususu bir an için kabul edilse dahi

faiz talep edilmemesi gerektiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

30. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun şikâyetinin öncelikle

Derece Mahkemelerinin değerlendirmelerinin bariz bir takdir hatası veya açık

bir keyfîlik içerip içermediği bakımından kabul

edilebilirlik hususu yönünden dikkate alınması, şikâyetin esas yönünden

incelenmesi hâlinde ise başvurucuya haksız yapılan emekli maaşı ödemelerinin

geri alınmasında kendisinden faiz talep edilmesinin ölçülülük bakımından

değerlendirilmesi gerektiği, bu konuda takdirin ise Anayasa Mahkemesinde olduğu

belirtilmiştir.

31. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, varlığından

bahsedilen usulsüz işlemlere kendisinin de dâhil olduğu yönünde hiçbir emare

olmadığı gibi tüm sorumluluğun kendisine yüklenmesinin mülkiyet hakkını ihlal

ettiğini ifade etmiştir.

32. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele başvurucunun

mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale bulunup bulunulmadığının belirlenmesidir.

Sonraki aşamalarda ise bu türden bir müdahalenin kanuni dayanağının olup

olmadığı meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, amacı ve kullanılan araçlar ile

başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi

gerekir.

a. Müdahalenin Varlığı

33. Başvurucu, geçmişte emeklilik sistemine yapılmış olan girişi

ve ödediği primlere istinaden davalı kurum SGK'dan

talepte bulunmuş; bunun üzerine 1999 yılı sonu itibarıyla kendisine emekliye

ayırma işlemi yapılmış ve 1/1/2000 tarihinden geçerli olmak üzere yaşlılık

aylığı almaya başlamıştır. Başvurucuya 9/6/2008 tarihine kadar yaşlılık

aylıkları ödenmeye devam edilmiş, bu tarihte kendisine davalı Kurum İl

Müdürlüğünce gönderilen yazı ile geçmişte usulsüz prim ödemeleri yapıldığının

tespit edildiğinden bahisle yaşlılık aylığı bağlama işleminin iptal edildiği

bildirilmiş ve o tarihe kadar almış olduğu aylık ödemelerin 5510 sayılı Kanun'un

96. maddesinin (a) bendine göre yasal faizi ile birlikte toplamda 43.938 TL

olarak iade etmesi gerektiği bildirilmiştir.

34. Bu durumda geçmişte yapılmış usulsüz prim ödemelerinin

sorumluluğunun başvurucuya yüklenerek yersiz ödenmiş aylıkların geri ödenmesinin

istendiği anlaşılmaktadır. Öyleyse yaklaşık sekiz buçuk yıl boyunca ödenen

aylıkların yasal faizi ile birlikte iadesinin istenmesinin başvurucunun

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine kuşku yoktur.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

i. Kanunilik

35. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın

ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum

düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz.”

36. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35.

maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

37. Anayasa'nın 35. ve 13. maddeleri mülkiyet hakkına

getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması

gerektiğini hüküm altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),

yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak

istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş

ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken Anayasa, tüm

sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nden daha geniş bir koruma sağlamaktadır

(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).

38. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki

belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik

koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 56).

39. Somut olay bakımından başvurucunun mülkiyeti hakkına

müdahale teşkil edecek olan kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının geriye dönük

iadesi şeklindeki talebin 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin (a) bendi hükmüne

dayanılarak gerçekleştirildiği, ilgili düzenlemenin yeterince açık olduğu

dolayısıyla SGK Başkanlığı tarafından bireylere herhangi bir sebeple yersiz

olarak yapıldığı tespit edilen anılan kanun kapsamındaki ödemelerin SGK'ya iade edileceği ve böyle bir iade işleminin hangi

usullerde gerçekleştirileceği konusunda yeterli açıklıkta hüküm bulunduğu

anlaşılmaktadır. Bu durumda müdahalenin hukuki dayanağının yeterli açıklıkta

bulunduğu ortadadır. Ayrıca mevcut düzenlemeler başvurucunun mevcut koşullarda

makul kabul edilebilecek bir ölçüde davranışlarının sonuçlarını önceden

öngörmesini sağlamaya yetecek hukuki belirlilik de taşımaktadır.

40. Bu durumda kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan mülkiyet

hakkına yönelik müdahalenin kamu yararı meşru amacının bulunup bulunmadığının

tespiti gerekmektedir.

ii. Meşru Amaç

41. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireysel

çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütün

kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek

durumundadır. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve yürütme

organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunu

belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda bir

uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması

yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda oldukları

açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça temelden

yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu yararı

tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz. Müdahalenin kamu

yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§ 34-36).

42. Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır. Neyin

toplumun genel çıkarına olduğu konusunda da çok farklı görüşlerin ortaya

çıkması kaçınılmazdır. Neyin kamu yararına olduğu, yasama ve yürütme

organlarının siyasi, ekonomik ve sosyal tercihlerine göre farklılaşabileceği

gibi değişen ekonomik, sosyal ve siyasi koşullar kamu yararı amacı ile yapılan

bir iş ya da hizmetin değiştirilmesini gerekli kılabilir (Habibe Kalender ve diğerleri, B. No:

2013/3845, 1/12/2015, § 33).

43. Başvurucunun mülkiyetine müdahalenin dayanağını teşkil eden

5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi olan kural, Kurum tarafından ilgililere fazla

veya yersiz olarak yapılan 5510 sayılı Kanun kapsamındaki her türlü ödemelerin

geri ödenmesini düzenlemektedir. Ayrıca söz konusu kural fazla veya yersiz

ödemelerin kasıtlı veya kusurlu davranışlardan kaynaklanması durumu ile Kurumun

hatalı işlemlerinden kaynaklanması durumunu ayrı ayrı düzenlemiştir. Buna göre

Kurumun hatalı işleminden kaynaklanan nedenlerle yapılan fazla veya yersiz

ödemelerin yaptırımı, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışı sonucu yapılan

fazla veya yersiz ödemelerin hükümlerine göre hafifletilmiştir.

44. Anılan kural sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna

ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup Kurumun hatalı işlemi nedeniyle

ilgiliye yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Bu

durumda Kurum tarafından Kanun'a aykırı şekilde ilgililere yapılan ödemelerin

geri alınması ile Kurumun gider kaybının önlenmesinin ve Kurumun aleyhine

sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasının amaçlandığı ve böyle bir düzenlemenin

yapılmasının anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu,

dolayısıyla yersiz ödendiği ileri sürülen yaşlılık aylıklarının başvurucudan

iadesine yönelik müdahaleye temel oluşturan kuralın meşru bir amacının

bulunduğu anlaşılmaktadır.

iii. Ölçülülük

45. Son olarak1/1/2000 ile 9/6/2008 tarihleri arasında

başvurucuya ödenen toplam 26.999 TL tutarındaki yaşlılık aylıklarının başvurucu

adına borç kaydedilip 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin (a) bendi uyarınca

yersiz ödeme tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faiziyle birlikte geri

alınması bu bağlamda başvurucudan toplamda 43.938 TL'nin tahsil edilmesi ile

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalede, kamu yararı ile bireysel

yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.

46. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”,

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli

olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Ölçülülük, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli,

gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Osman Bayrak, B. No: 2013/3803, 25/2/2015,

§ 74).

47. Bu doğrultuda mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda

ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve

aşırı bir yük yüklememesi gerekir (Korkut

Bahadır, B. No: 2014/4025, 11/12/2014, § 43).

48. Başvuru konusu olayda başvurucu; yaşlılık aylıklarının

kesilmesine sebep gösterilen usulsüz prim ödemelerinde bir kusurunun

bulunmadığını, tutulan eksik, yanlış kayıtlardan SGK'nın

sorumlu olduğunu oysa yapılan yargılama sonunda söz konusu usulsüz prim

ödemelerinin sorumluluğunu tek başına yüklenmek zorunda bırakıldığını, yapılan

yargılama sonunda kötü niyetli olduğu kabulü üzerinden hüküm kurulmasının

hakkaniyete uygun olmadığını sonuç olarak yaşlılık aylığı alma hakkının iptal

edilmesi ile mülkiyet hakkına müdahalede bulunulduğunu, ayrıca idarece usulsüz

prim ödemelerinin tespit edildiğinin kendisine bildirilmesinden sonra ödenen

yaşlılık aylıklarını geçmişe dönük yasal faizi ile birlikte iadesinin

istenmesinin haksız olarak tüm kusuru kendisinin üstlenmesi sonucunu ortaya

çıkardığını iddia etmiştir.

49. Somut olayda başvurucunun, SGK Başkanlığının 9/6/2008

tarihli tahsil işleminin iptali istemiyle Tokat (Kapatılan) 2. İş Mahkemesinde

açtığı dava, Mahkemenin 24/12/2008tarihli kararı ile kabul edilmiş ancak bu

karar Yargıtay 21. Hukuk Dairesince, başvurucunun prim hesabına 1981-1982

dönemlerine yönelik hileli ödeme girişleri yapıldığı, söz konusu ödeme

girişlerine ilişkin başvurucu tarafından herhangi bir belge ibraz edilemediği,

bu durumda tam yaşlılık aylığı yönünden başvurucunun da payının olduğu hileli

sigortalılık süresinin oluşturulduğu dolayısıyla başvurucunun olayda 4721

sayılı Kanun'un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kuralının

uygulanmasını isteme hakkı olmadığı, İlk Derece Mahkemesince, bu yönlerden ve

başvurucunun tam yaşlılık aylığı yerine kısmi yaşlılık aylığı alabilme ihtimali

yönünde değerlendirme yapılmadan karar verildiği gerekçelerine dayanılarak

bozulmuştur (bkz. § 9). Bozma üzerine yargılama dosyasıTokat

2. İş Mahkemesinin kapatılması üzerine Tokat 1. İş Mahkemesince ele alınmış,

belirtilen hususlar doğrultusunda incelenmiş ve 8/3/2012 tarihli hüküm ile

davalı Kurumun başvurucuya haksız ödediği yaşlılık aylıklarının faizi ile birlikte

başvurucundan tahsili için başlattığı takibin devamına ve başvurucuya kısmi

yaşlılık aylığı bağlanmasının gerektiğine karar verilmiştir (bkz. § 12).

Ardından bu hüküm, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2/10/2012 tarihli ilamı ile

onanmış; böylece yargılama süreci sona ermiştir.

50. Yargılama süreci sonunda ortaya çıkan sonuca göre

başvurucunun tam yaşlılık aylığı bağlanma hakkı ortadan kalkmış, başvurucuya

kısmi yaşlılık aylığının bağlanması yönünde tespit yapılmış, ayrıca geçmişte

başvurucuya haksız ödenen yaşlılık aylıklarının yasal faizi ile birlikte

başvurucudan tahsil edilmesi gerektiği belirlenmiştir.

51. Bununla birlikte söz konusu yargılama sürecine ilişkin

Mahkeme kararları incelendiğinde hileli olarak girişleri yapıldığı yönünde

tespitte bulunulan başvurucunun prim hesabına dönük ödemelerin gerçekleştiği

ortamda, ilgili Kurum İl Müdürlüğü nezdinde görev yapan idarecilerin baskı ve

ikna edici yollarla personelin bilgisayar şifrelerini öğrendikleri,

çalışanların birbirlerinin şifrelerini öğrenip kullanabilecekleri bir ortam

yaratıldığı, hattamüdürlükte çalışan temizlik firması

elemanlarının dahi personelin bilgisayar şifrelerini bildiği ve bu şifrelerle

ekran başında işlem yaptıkları, aralarındabaşvurucunun

da bulunduğu bir çok sigortalı yönünden bu yollarla hesaplara girilerek başka

sigortalıların yaptıkları prim ödemelerinin diğer kişiler yapmış gibi prim

ödeme hesaplarına geçirildiği ilaveten sonradan yapılan ödemelerin önceki

tarihlerde yapılmış gibi prim ödeme hesaplarına girilip birçok sigortalıya

hileli hizmet süresi kazandırılıp yaşlılık ve ölüm aylıkları bağlandığı, sağlık

karnesi verildiği ve tüm bu olaylara ilişkin Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca

soruşturma yürütüldüğü, soruşturma sonunda Müdürlük çalışanlarına yönelik

zamanaşımı nedeniyle takipsizlik kararı verildiği, başvurucu dışında başka bazı

sigortalılar hakkında yapılan incelemede de konusu suç teşkil eden eylemlere

rastlanılmadığı yönünde değerlendirmede bulunulduğu ve başka kişiler hakkında

soruşturma yapılmasına gerek duyulmadığının belirtildiği görülmüştür(bkz. §§

8,9 ).

52. "İyi yönetişim" ilkesi kamu yararı kapsamında bir

konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve

her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:

2013/711, 3/4/2014, § 68).

53. İyi yönetişim ilkesi, mülkiyet hakkı kapsamında yapılan

incelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden

beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını

devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin

gösterilmesidir (Tevfik Baltacı,

B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 73). Bununla birlikte kamu otoritelerine yüklenen

bu özen sorumluluğu bireyleri de sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerine

yapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz kılmamalıdır.

54. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı

işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda

kaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idari işlemden

kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum kişilerin

sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda

bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle

ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir.

Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz

verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez (Tevfik Baltacı, § 74).

55. Nitekim 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin (a) ve (b)

bendinde Kurum tarafından fazla veya yersiz ödeme yapıldığının tespit edilmesi

hâlinde bu ödemelerin geri alınacağı düzenlenmiştir. Anılan maddenin (a)

bendinde; yersiz ödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından

doğması durumunda, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on

yıllık sürede, ödeme tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faizi ile birlikte

geri alınacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte maddenin (b) bendinde,

fazla veya yersiz ödemenin kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâlinde

hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede

yapılan ödemeler toplamının, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi

dört ay içinde ödenmesi durumunda faizsiz olarak tahsil edileceğibelirtilmiş;

bu sürenin geçmesinden sonra yapılacak ödemeler bakımından ise yirmi dört aylık

sürenin sonundan itibaren hesaplanan kanuni faizi ile geri alınacağı ifade

edilmiştir (bkz. § 16).

56. Bütün bu değerlendirmeler çerçevesinde hatalı idari işlemin

oluşmasında idarenin kendisinin de payının bulunduğu durumlarda farklı bir

ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız

bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi gerekir (Tevfik Baltacı, § 76).

57. Somut olayda başvurucunun emeklilik talebinde bulunmasının

ardından kendisine yaşlılık aylığı ödenmeye başlandığı ancak SGK Tokat İl

Müdürlüğünün 9/6/2008 tarihli işlemiyle bildirildiği üzere 1/1/2000 ile 9/6/2008

tarihleri arasındaki 8 yıl 5 aylık süreçte başvurucuya toplam 26.999 TL

tutarında yaşlılık aylığının geçmişte yapılan usulsüz prim ödemelerinden dolayı

yersiz ödendiği görülmekte bu durumun sonucu olarak 26.999 TL tutarın yasal

faizi ile birlikte toplam 43.938 TL olarak 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin

(a) bendi uyarınca başvurucudan tahsilinin istendiği anlaşılmaktadır.

58. Başvuru konusu olayda her ne kadar ilgili yargılama

dosyasından SGK Tokat İl Müdürlüğü çalışanlarınca ilgili dönemde usulsüz işlemlerin

yapılmasına yönelik göz ardı edilemeyecek tutum ve davranışların sergilendiği,

bu duruma ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada etkili bir

sonuca ulaşılmamış olunduğu anlaşılsa da özellikle Yargıtay 12. Hukuk

Dairesinin 5/2/2010 tarihli ilamında (bkz. § 9) başvurucunun sosyal güvenlik

prim hesabına on dört usulsüz prim girişi yapıldığının belirlendiği, bu

belirleme neticesinde başvurucunun tam yaşlılık aylığına hak kazanma yönünden

prim gün sayısının eksik kaldığının görüldüğü, yargı kararı ile usulsüz

ödemelerin varlığı noktasında başvurucunun iyi niyetli olamayacağının ortaya

konduğu anlaşılmaktadır.

59. Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği

tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep

edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere

(bkz. § 57) başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal

adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Öyleyse bu noktada ortaya konması gereken,

usulsüz prim girişlerine istinaden yersiz ödenen söz konusu meblağın üzerine

yasal faiz ilave edilerek tahsilinin istenmesinin başvurucuya -kamu yararı

dikkate alındığında- aşırı bir yük yükleyip yüklemeyeceği hususudur.

60. Anayasa Mahkemesince bu çerçevede başvurucunun emekli olduğu

tarih itibarıyla SGK müfettişlerince de tespit edildiği üzere sosyal güvenlik

prim hesabında on dört aylık usulsüz prim girişi olduğu bu çerçevede

başvurucunun hileli bir hizmet süresinden yararlandırıldığı ortaya konmuş bu

durumda somut olayın özelliklerine göre yapılan değerlendirmede, başvurucunun

kendisine kazandırılan on dört aylık hileli hizmet süresinden haberdar olması

gerektiği ve toplam hizmet süresine söz konusu hileli hizmet süresi de

eklenerek gerçekte hak kazanmadığı tam yaşlılık aylığı ödemelerinden

yararlandığı anlaşılmış, eksik kalan hizmet süresi üzerinden usulsüz olarak

aldığı aylıkların kendisinden daha sonra 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin

(a) bendi uyarınca kanuni faizi ile birlikte iadesinin isteneceğini

bilebileceği kanaatine varılmıştır.

61. Bu kapsamda başvurucunun mülkiyet hakkına, kendisine ödenen

yaşlılık aylıklarının faizi ile birlikte iadesinin istenmesi yönünde yapılan

müdahalenin, başvurucunun böyle bir müdahalenin gerçekleşebileceğini

öngörebileceği ve yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı dikkate

alındığında, başvurucu üzerine aşırı bir yük getirmediği dolayısıyla "adil

dengeyi" bozmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

62. Sonuç olarak yapılan değerlendirme neticesinde başvurucuya

yaklaşık sekiz buçuk yıl boyunca yapılan yaşlılık aylığı ödemelerinin, geçmişte

yapılan usulsüz prim girişleri nedeniyle kanuni faizi ile birlikte iadesinin

istenmesinin hukuki olduğu ve meşru bir kamu yararına dayandığı, ayrıca

başvurucunun kişisel yararı ile toplumun genel yararı arasında başvurucu

aleyhine ölçüsüz ve ağır bir yüke sebep olan bir uygulama da olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

63. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde

güvence altına mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah

PERDECİOĞLU

Başvurucu

:

Suzi ALYÜZ

Vekili

:

Av. Erdal

DÜZGÜN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/679, 20 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Hüküm
  8. Devamına
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa’nın35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  15. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Gökcan
  17. Perdecioğlu
  18. Düzgün
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/679
Tarih
20 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Sıdık Kıran ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7774)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/2743
  • Öznur Çiçek Bildik Başvurusu (B. No: 2013/6595)
  • Selman Kapan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7302)
  • Hamdiye Demirel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6649)
  • Laleş Çeliker Başvurusu (B. No: 2013/8413)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.